<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Abdulkadir Pekel, Hür Fikirler sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hurfikirler.com/author/abdulkadir-pekel/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hurfikirler.com</link>
	<description>..: Hür Fikirler :..</description>
	<lastBuildDate>Tue, 10 Feb 2026 12:30:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Liberal Düşünce Topluluğu’nun Son Dönemi Üzerine Bir Müzakere</title>
		<link>https://hurfikirler.com/liberal-dusunce-toplulugunun-son-donemi-uzerine-bir-muzakere/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdulkadir Pekel]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Feb 2026 12:27:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208673</guid>

					<description><![CDATA[<p>Görüşlerine değer verdiğim Atilla Yayla Hocamın Liberal Düşünce Topluluğu’na ilişkin yazdığım yazıyı eleştirmesi beni mutlu etti. Benim o yazıyı yazmaktaki amacım da zaten LDT’nin faaliyetleri ve son dönem siyasal fikriyat içindeki yeri/duruşuna dair bir tartışma başlatmaktı. Atilla Hoca ile hemfikir olduğumuz bazı noktalar olmasından memnunum. Liberal Düşünce Dergisi’nin bir misyon dergisi olma niteliğinden çıktığını o [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/liberal-dusunce-toplulugunun-son-donemi-uzerine-bir-muzakere/">Liberal Düşünce Topluluğu’nun Son Dönemi Üzerine Bir Müzakere</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Görüşlerine değer verdiğim <span style="color: #3366ff;"><a style="color: #3366ff;" href="https://hurfikirler.com/liberal-dusunce-topluluguna-elestirel-bir-bakis-hakkinda/">Atilla Yayla Hocamın Liberal Düşünce Topluluğu’na ilişkin yazdığım yazıyı eleştirmesi beni mutlu etti</a></span>. Benim o yazıyı yazmaktaki amacım da zaten LDT’nin faaliyetleri ve son dönem siyasal fikriyat içindeki yeri/duruşuna dair bir tartışma başlatmaktı.</p>
<p>Atilla Hoca ile hemfikir olduğumuz bazı noktalar olmasından memnunum. <em>Liberal Düşünce Dergisi’</em>nin bir misyon dergisi olma niteliğinden çıktığını o da vurguluyor. Derginin gidişatına ilişkin görüş beyan eden çoğu insan bu noktayı vurguluyor, bu sebeple bu görüş etrafında bir fikir birliği (ya da fikir birliğine yaklaşan bir uzlaşma) olduğunu tespit edebiliriz. Fakat derginin “Türkiye’yi liberal bakışla ele alma” amacından uzaklaşmasını sadece akademik endekslere bağlamamak gerekir. Akademik endekslerle de bu amaç çerçevesinde yayın yapılabilir. Bunun için sayıların bir konu/tema ile çıkması, hakem incelemesinden geçmeyen yorum yazılarına (elbette sıkı bir editoryal incelemeden geçirerek) daha fazla yer verilmesi, akademik/hakemli yazıların sınırlı tutulması (örneğin; her sayıda yalnızca 2 tane iktisat, 2 tane de siyaset bilimi makalesi) gibi politikalar düşünülebilir.</p>
<p>LDT’nin kurumsal pozisyon almaması gerektiği konusunda da Atilla Hoca’ya katılıyorum. Liberal değerleri bizzat adıyla benimseyen bir topluluğun üyelerini bağlayıcı kararlar alması, gündeme ilişkin resmî açıklamalar yapması abes olurdu. Zaten yazımın başında da LDT’nin “serbest bir fikir çevresi” olarak takdim edilmesine katıldığımı belirttim. Fakat bu, LDT’nin bir kolektif kimliği ya da duruşu olmadığı anlamına gelmiyor. LDT yönetiminin takdiriyle ortaya çıkan faaliyetler (LDT’nin yaptıkları ya da yapmaktan kaçındıkları) siyasal bağlam içinde bir duruşa/kimliğe denk geliyor. Bunu görmezden gelemeyeceğimizi düşünüyorum. Bunu görmezden gelirsek, örneğin “LDT 28 Şubat sürecinde demokrasi için önemli bir duruş sergiledi” gibi (LDT çevresinde sıklıkla karşılaşılan) tespitlerin de altı boş kalmış olur. Ben LDT’nin faaliyetlerinde gözlemlenebilen, 28 Şubat sürecindeki duruşa katılıyorum fakat son 5-10 yıllık süreçteki duruşa katılmıyorum.</p>
<p>Örneğin, bir LDT faaliyeti olan Liberal Düşünce Kongresi’nde bakanın açılış konuşması yapması, LDT yönetiminin bir kararıdır ve siyasal tutuklamaların arttığı, yargının siyasal amaçlara ulaşmak için araç olarak kullanıldığı bir bağlamda, bu karar tutuklamalarla ilgili icraatın onaylandığı ya da en azından önemsenmediği izlenimini verir (bu açıdan, açılış konuşmasını Adalet Bakanı’nın yapması önerisinin kabul edilmemiş olmasının memnuniyet verici olduğunu belirtmeliyim). Bu bağlamı bir tarafa bıraksak bile, liberalizmin bir açılımı olarak hükümete/bürokrasiye şüpheyle yaklaşma eğiliminde olan bir sivil kurumun, açılış konuşması gibi temsili yönü ön planda olan bir işi sivil bir kişiye yaptırması daha uygun olur, diye düşünüyorum.</p>
<p>Bir diğer taraftan, LDT’nin faaliyetleri, Türkiye’nin siyasal gündeminin liberal perspektifle değerlendirilmesi konusunda LDT’deki muhtemel fikir çeşitliliğine imkan verecek şekilde gelişmiyor. Atilla Hoca’nın da dikkat çektiği düzenli seminerlerin sona ermiş olması bunun örneği. Ara ara yapılan seminerlerde de Türkiye’nin ekonomik ve siyasal açıdan liberal değerlerden uzaklaşılması meselesinin (uzaklaşma olduğuna katılanlar ya da katılmayanlarla) tartışılabileceği olaylar es geçiliyor. Liberal Düşünce Kongresi’nin oturumları ve konuşmacılarının belirlenmesinde de benzer bir problem olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Örneğin, son dönem Türk siyasal tarihinin önemli anlarından biri olan 19 Mart 2025 ve sonrasında gelişen süreç LDT faaliyetlerine yansımamış görünüyor. Bu konu ne seminerlerde ne de kongrede özel olarak tartışıldı. Dikkat çekmek isterim ki LDT’nin yapması gereken, meselenin tartışılmasına imkân verecek ortamı oluşturması ve fikir çeşitliliğini oluşturabilecek konuşmacı/katılımcıyı bir araya getirebilmesidir. Siyasal gündemle ilgili herhangi bir konuda (15 Temmuz gibi çok kritik zamanlar hariç olmak üzere) kurumsal bir açıklama yapmak gerektiğini ya da ilgili faaliyetin adlandırılmasında ya da duyurulmasında bir siyasal gelişmeyi peşinen olumlu/olumsuz olarak nitelemek gerektiğini düşünmüyorum.</p>
<p>Son olarak, Atilla Hoca gibi, LDT’nin kurumsallaşması meselesini önemsediğimi belirtmek isterim. Türkiye’de bu kadar yıl ayakta kalmış sivil kurum azdır. LDT gibi, hiyerarşik olmayan, sivil kurumlarda kurumun gidişatı hakkında bilgi almak ve öneri getirmek açısından ilgi duyan üyeler eşit fırsat ve kolaylıklara sahip olmalıdır. Kurumsallaşmanın sağlanması ve LDT’nin bu açıdan geliştirilmesi için, üyelerin katılımını mümkün olduğunca arttıracak şekilde karar almanın uygun olacağını düşünüyorum.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/liberal-dusunce-toplulugunun-son-donemi-uzerine-bir-muzakere/">Liberal Düşünce Topluluğu’nun Son Dönemi Üzerine Bir Müzakere</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>34. Yılında Liberal Düşünce Topluluğu: Son Döneme Eleştirel Bir Bakış</title>
		<link>https://hurfikirler.com/34-yilinda-liberal-dusunce-toplulugu-son-doneme-elestirel-bir-bakis/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdulkadir Pekel]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Jan 2026 17:21:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208610</guid>

					<description><![CDATA[<p>26 Aralık 2025 itibarıyla Liberal Düşünce Topluluğu (LDT) 33 yılı geride bıraktı. Kutlu ve nice yılları olsun. LDT’ye ilk defa 2012’de bir yüksek lisans öğrencisi olarak hevesle gittim. O zamandan bugüne bazen çok sık bazen seyrek gittimse de, LDT’yle bağımı hep sürdürdüm. Biraz gecikmiş olsam da, 33. yaş günü vesilesiyle LDT hakkında çoktandır düşündüğüm birkaç [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/34-yilinda-liberal-dusunce-toplulugu-son-doneme-elestirel-bir-bakis/">34. Yılında Liberal Düşünce Topluluğu: Son Döneme Eleştirel Bir Bakış</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>26 Aralık 2025 itibarıyla Liberal Düşünce Topluluğu (LDT) 33 yılı geride bıraktı. Kutlu ve nice yılları olsun. LDT’ye ilk defa 2012’de bir yüksek lisans öğrencisi olarak hevesle gittim. O zamandan bugüne bazen çok sık bazen seyrek gittimse de, LDT’yle bağımı hep sürdürdüm. Biraz gecikmiş olsam da, 33. yaş günü vesilesiyle LDT hakkında çoktandır düşündüğüm birkaç şeyi ifade etmek istiyorum.</p>
<p>LDT hep serbest bir fikir çevresi olarak takdim edilmiştir. Buna ben de katılıyorum. Liberal düşünceye ilgi duyan kişiler bu çevrede fikirlerini dile getirebilir. Bu, LDT’yi değerlendirmeyi zorlaştırıyor, çünkü LDT içinde çok çeşitli fikirler yer aldı. LDT’nin bir hukukî kişilik olarak resmi açıklama yaptığı örnekler de çok az. Ama elbette 33 yıllık sürece, faaliyetler üzerinden kuşbakışı bakarak LDT’yi ele almak mümkün. LDT resmi açıklama yapmasa da, yaptığı ve yapmadığı faaliyetlerle fikir-siyaset hayatında bir yer tutuyor. Ben bu yazıda son 5-10 yıllık dönemle ilgili birkaç şey söyleyeceğim.</p>
<p>Topluluğun yayın organı olan Liberal Düşünce Dergisi’nin (LDD) Türk fikir hayatındaki yeri hakkında <a href="https://www.muhafazakar.com/sayi/turkiye-nin-fikir-dergileri_1b8c65"><em>Muhafazakar Düşünce Dergisi</em></a>’nde yayımlanan bir yazı yazmıştım. LDD’nin <a href="https://www.liberaldusunce.com.tr/liberal-dusunce-sayi-1-yil-1-kis-1996/">ilk sayısında</a>, derginin amacının Türkiye siyasetini liberal bir perspektiften okumak ve liberalizmi Türkiye’ye tanıtmak olduğu ifade ediliyordu. Gerçekten de derginin sayılarını incelediğimde büyük ölçüde bu iki amaç çerçevesinde yayınlar yapıldığını ve sayılar çıkarıldığını gördüm. Fakat son dönemde (5-10 yıllık süreçte) derginin Türkiye siyasetini liberal perspektiften ele almak amacının gitgide sönükleştiği net bir şekilde görülüyordu.</p>
<p>Dergiyle ilgili bu gözlemlerin LDT hakkında da yapılabileceğini düşünüyorum. LDD’nin iki amacının, LDT’nin de en önemli amaçları olduğunu söylemek herhalde yanlış olmaz. Ve aynen dergide olduğu gibi, geçtiğimiz 5-10 yıllık süre içerisinde LDT’nin Türkiye siyasetini liberal perspektiften okumak amacı çerçevesindeki faaliyetlerinin giderek azaldığını görüyoruz.</p>
<p>Dergi hakkında yazdığım yazıyı hazırlarken de karşılaştığım, LDT çevresindeki hoca ve arkadaşlarımla konuşurken de sıklıkla şahitlik ettiğim bir şey var: 28 Şubat sürecindeki dik duruş ya da doğru yerde durmuş olmaktan duyulan kıvanç. Bunun son derece haklı olduğunu düşünüyorum. O dönemde LDT kadar cesaretle gündemi ele alabilmiş ve eleştirebilmiş az yer var.</p>
<p>Öte yandan aynı dik ya da doğru duruşun şu son 5-10 yıllık liberal-demokratik değerlerden istikrarlı uzaklaşma sürecinde ortaya konabildiğini düşünmüyorum. Bu, bir siyasal muhalefet partisi gibi, düşmancasına muhalefet edilmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Fakat liberal-demokratik değerlerden uzaklaşma sürecini, liberal ilkeler ve liberalizm literatürü üzerinden, soğukkanlılıkla ele almak, konuşmak, tartışmak ve liberal perspektiften öneriler sunmak gerekiyor. Aslında bunu LDT’den başka yapabilecek çok az yer var. LDT’nin 28 Şubat, 17-25 Aralık, 15 Temmuz gibi Türk siyasi tarihinin kırılma anlarında doğru yerde durabilmiş olması, sözünü kıymetlendiriyor. Gerek muhalefete gerekse iktidarın söylemine kapılmadan, yapılan yanlışların belirli bir mesafeyle ortaya konmasını başarabilecek en önemli oluşumlardan biri LDT.</p>
<p>Ancak LDT’nin bu mesafe konusunda da hata yaptığını düşünüyorum. Örneğin, Liberal Düşünce Kongresi’nin son birkaç yıldır bir bakanın konuşmasıyla açılması LDT’nin iktidar ve muhalefete karşı alması gereken mesafe konusunda başarısız olduğunu gösteriyor; hele siyasî tutuklamaların arttığı şu son birkaç yıllık dönemi göz önünde bulundurursak. Aslında bir bakanın Liberal Düşünce Kongresi’ne gelmesi iyi bir şey olabilir; izleyicilerin yanlış politikalar hakkında bakana sorular sorabildiği ve bakanın görüşlerinin aksine görüşleri savunan bir konuşmacının da bulunduğu bir program ayarlandığında.</p>
<p>Velhasıl, maalesef Türkiye siyasetinin liberal perspektifle ele alınması konusunda LDT’nin yetersiz kaldığını düşünüyorum. Bu tablo, LDT gibi köklü bir kurumun potansiyelini açığa çıkarmasını engellediği gibi, LDT’nin fikir-siyaset hayatındaki itibarını ve sözünün ağırlığını da azaltıyor gibi görünüyor.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/34-yilinda-liberal-dusunce-toplulugu-son-doneme-elestirel-bir-bakis/">34. Yılında Liberal Düşünce Topluluğu: Son Döneme Eleştirel Bir Bakış</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankara’da Devlet Bahçeli Var</title>
		<link>https://hurfikirler.com/ankarada-devlet-bahceli-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdulkadir Pekel]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Nov 2025 11:45:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208447</guid>

					<description><![CDATA[<p>Devlet Bahçeli Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılmasına yönelik bir çağrıda bulundu. Muhtemelen bu çağrının ardından, AİHM’de yeni çıkan kararın da etkisiyle Demirtaş serbest bırakılacaktır. Halbuki AİHM Demirtaş’ın tutukluluğu hakkında daha önce de kesinleşmiş bir karar vermişti. Yargı mekanizması, Devlet Bahçeli&#8217;deki siyasi cesaretin yarısını adalet için gösterip, siyasi olduğu açıkça belli olan bir tutsaklığı AİHM kararına rağmen [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ankarada-devlet-bahceli-var/">Ankara’da Devlet Bahçeli Var</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Devlet Bahçeli Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılmasına yönelik bir çağrıda bulundu. Muhtemelen bu çağrının ardından, AİHM’de yeni çıkan kararın da etkisiyle Demirtaş serbest bırakılacaktır. Halbuki AİHM Demirtaş’ın tutukluluğu hakkında daha önce de kesinleşmiş bir karar vermişti. Yargı mekanizması, Devlet Bahçeli&#8217;deki siyasi cesaretin yarısını adalet için gösterip, siyasi olduğu açıkça belli olan bir tutsaklığı AİHM kararına rağmen dokuz senedir sonlandıramadı. O zaman sormak lazım, bu yargı organı ne işe yarar?</p>
<p>Herhalde haksızlığa uğrayanlar mahkemelerden değil, Devlet Bahçeli’den medet ummalı. Yani Ankara’da hakimler değil, Devlet Bahçeli var. Karla kapattığı yolları, siyasi pragmatizmiyle bazen açmasını da biliyor… Yolu kapatması da ihtimal dahilinde olan bir “kar açma makinesi”…</p>
<p>İçeride başka siyasi tutsaklar da var. Ülkenin siyasi gündemi çerçevesinde hapse atılıyorlar, siyasi amaçlar için uygun olan bir zamana kadar da içeride tutuluyorlar. Osman Kavala, Ekrem İmamoğlu ve diğer CHP&#8217;li belediye başkanları, &#8220;halkı kin ve düşmanlığa tahrik&#8221; suçundan alınan komedyenler, sanatçılar ve daha birçoğu. Darısı onların başına. Umarım yargı mekanizmamız Devlet Bahçeli&#8217;nin siyasi cesaretini beklemeden bu sefer adalet cesareti gösterebilir.</p>
<p>Yargı organı bir devlet gücü kullanamıyor; büyük ölçüde bürokratik bir merci gibi işlev gösteriyor. Yargının siyasal sistem içerisinde tuttuğu özerk yer çok sınırlı (belki de yok). Önemli konularda hükmü siyaset mercii veriyor. Yargı mekanizması, işin şekli yönünü tamamlıyor, yani siyasetin getir götürünü yapıyor. Bir de siyasetin uğraşmaya değer bulmadığı &#8220;önemsiz&#8221; meseleleri halleden bir nevi hakemlik işlevini yerine getiriyor. Bu meselelerde bile iktidar ortaklarının çeşitli yollarla müdahalelerde bulunabildiğini, yozlaşmanın arttığı ve hukuk dışı faktörlerin etkili olduğunu görebiliyoruz. Gerek yargı camiasından alınan bilgiler, gerekse aydınlatılamayan bazı ölüm/cinayet vakaları buna işaret ediyor.</p>
<p>Siyasete gayri-meşru müdahalelerde bulunan bir yargıdan, siyasetin etkisi altında kalan bir yargıya… Türkiye’de yargının tarihi yolculuğu, demokrasi ve hukukun üstünlüğü ideallerini manasız kılacak bu iki uç arasında gitti geldi. Yargının hal-i pür melaline dair özel sohbetlerde çekincesizce gösterilen bu “odadaki fil”, kamu sahasında görünmez oluyor. Nedeni malum… Bu satırları okuyanlar muhtemelen içlerinden şöyle diyor: “Evet, böyle ama elden ne gelir…”</p>
<p>Bahaneleri bırakıp, odadaki şu fili açık açık konuşmakla işe başlayabiliriz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ankarada-devlet-bahceli-var/">Ankara’da Devlet Bahçeli Var</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Keyfi Tutuklamalarda Son Durum: Boğaç Soydemir’in Tutuklanması</title>
		<link>https://hurfikirler.com/keyfi-tutuklamalarda-son-durum-bogac-soydemirin-tutuklanmasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdulkadir Pekel]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Oct 2025 08:57:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208379</guid>

					<description><![CDATA[<p>Keyfî tutuklama Türkiye’nin gerçeği haline geldi. Basına yansıyan tutuklama olayları çoğunlukla bir tedbir olarak değil, “şunu biraz içeride tutalım da aklı başına gelsin” cezası olarak uygulanıyor. Bazı durumlarda ise mevcut siyasî iktidarın rakiplerini elimine etme aracı olarak tutuklama kullanılıyor. CHP’li belediyelere yönelik operasyonlarda verilen tutuklama kararları bunun örneği. Keza Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala’nın tutukluluk [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/keyfi-tutuklamalarda-son-durum-bogac-soydemirin-tutuklanmasi/">Keyfi Tutuklamalarda Son Durum: Boğaç Soydemir’in Tutuklanması</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Keyfî tutuklama Türkiye’nin gerçeği haline geldi. Basına yansıyan tutuklama olayları çoğunlukla bir tedbir olarak değil, “şunu biraz içeride tutalım da aklı başına gelsin” cezası olarak uygulanıyor. Bazı durumlarda ise mevcut siyasî iktidarın rakiplerini elimine etme aracı olarak tutuklama kullanılıyor. CHP’li belediyelere yönelik operasyonlarda verilen tutuklama kararları bunun örneği. Keza Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala’nın tutukluluk hallerinin siyasî saik güttüğünü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de tespit etmişti.</p>
<p>Bu keyfî tutuklama alışkanlığının son ve en vahim örneklerinden biri Yotube’daki <em>Soğuk Savaş</em> programının sunucusu Boğaç Soydemir ve program konuğu Enes Özdemir’in tutuklanması oldu. Tutuklamanın sebebi Boğaç Soydemir’in “içki bütün kötülüklerin anasıdır” sözüyle ilgili bir şaka yapması ve konuğunun buna gülmesi. Evet, program konuğu Enes Özdemir sadece bir şakaya güldüğü için tutuklandı.</p>
<p>Medyadan anlayabildiğimiz kadarıyla, “içki bütün kötülüklerin anasıdır” sözü bir hadis olduğu ve bununla ilgili şaka yapılması “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçu kapsamına sokulduğu için Boğaç Soydemir ve konuğu tutuklandı.</p>
<p>Halbuki bu suçun oluşabilmesi için kişinin söylediği sözün, yani bu olayda yapılan şakanın “kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlike ortaya çıkarması” gerekiyor. Burada öyle bir şey olmadığı ortada. Halkın büyük bir çoğunluğu Youtube’da böyle bir program olduğundan bile haberdar değil. Hatta halkın büyük bir çoğunluğu bu sözün bir hadis olduğunu bile bilmiyor. Olayı öğrendikten sonra yaptığım küçük çaplı araştırma sonrasında muhafazakâr kesim insanlarının birçoğunun dahi bu sözün bir hadis olduğunu bilmediklerini gördüm.</p>
<p>Zaten Boğaç Soydemir de durumu fark edince seyircilerinden özür dileyip programı Youtube’dan kaldırıyor. Ortada ne suç işleme kastı var, ne infial uyandıran bir olay. Sadece programı yapan birkaç kişi ve buna gülen birkaç bin insan.</p>
<p>Yapılan eylemin suç olmadığı bu kadar ortadayken, hukuk kurallarının metinleri hiçe sayılarak kişilerin hayatlarından günler hatta aylar çalınıyor. Peki sebep ne? İşgüzarlık en büyük ihtimal olarak ortada duruyor: “Bakın peygambere saygısızlık olunca ben nasıl had bildiriyorum.” Ya da şu olabilir: “Şu dangalağı biraz içeri atalım da aklı başına gelsin.”</p>
<p>Haksızlık algısı böylesine yüksek yargılama ve tutuklamaların, peygambere saygısızlığı önlemek bir tarafa, pek çok insanı dinden soğuttuğu ortada. Muhafazakârlık iddiasındaki bir iktidar döneminde güvenilirliği en çok düşen iki kurumun Yargı ve Diyanet olması, bize bu konuda bir fikir veriyor olmalı: Zorlama yargı süreçleriyle saygı dayatarak bir yere varamıyor, istediğinizin tam tersi sonuçlar elde ediyorsunuz. Belki de peygambere saygısızlığı önlemek isteyenler, peygamberin şu sözünü hatırlamalı: “Kolaylaştırın! Zorlaştırmayın! Müjdeleyin, nefret ettirmeyin! Birbirinizle anlaşın, iyi geçinin, ihtilâfa düşmeyin!”</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/keyfi-tutuklamalarda-son-durum-bogac-soydemirin-tutuklanmasi/">Keyfi Tutuklamalarda Son Durum: Boğaç Soydemir’in Tutuklanması</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kavga Etmeyin Siz Kardeşsiniz</title>
		<link>https://hurfikirler.com/kavga-etmeyin-siz-kardessiniz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdulkadir Pekel]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Sep 2025 14:30:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208346</guid>

					<description><![CDATA[<p>CHP destekçileri, uzun bir süredir iktidarı, yargıyı siyasî amaçlar için kullanmakla suçluyor. Hatta Özgür Özel 19 Mart sürecini darbe olarak niteliyor. Bu durumda yargı süreçlerinin içeriğini oluşturan yolsuzluk iddiaları CHP medyasında ya da CHP tabanında hiç konuşulmuyor. Bunlar ya sırf uydurma, yalan olarak görülüyor ya da &#8220;bunlarla hesaplaşmak için önce şu &#8216;darbe&#8217; sürecini savuşturmalıyız&#8221; diye [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/kavga-etmeyin-siz-kardessiniz/">Kavga Etmeyin Siz Kardeşsiniz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>CHP destekçileri, uzun bir süredir iktidarı, yargıyı siyasî amaçlar için kullanmakla suçluyor. Hatta Özgür Özel 19 Mart sürecini darbe olarak niteliyor.</p>
<p>Bu durumda yargı süreçlerinin içeriğini oluşturan yolsuzluk iddiaları CHP medyasında ya da CHP tabanında hiç konuşulmuyor. Bunlar ya sırf uydurma, yalan olarak görülüyor ya da &#8220;bunlarla hesaplaşmak için önce şu &#8216;darbe&#8217; sürecini savuşturmalıyız&#8221; diye düşünülüyor.</p>
<p>Öte yandan Ak Parti tabanı ve medyası ise olan biteni tamamen bir yolsuzluk operasyonu olarak görüyor. Operasyonların siyasî saik taşıdığı yönündeki iddiaların yolsuzluk iddialarının üzerini örtmek amacıyla ortaya atıldığını söylüyor. Nedense sadece CHP belediyelerini kaspsayan yargı operasyonlarının, Erdoğan Yönetimi&#8217;nin etkisinde olmadığını, yolsuzlukların tarafsız bir şekilde  üzerine gidildiğini kabul ediyor.</p>
<p>Bundan 11-12 yıl önce, 17-25 Aralık Operasyonları dediğimiz, yargı süreci işletilirken ise durum tam tersineydi. O günlerde CHP (hatta bugün Ak Parti&#8217;nin müttefiki olan MHP) kesimi yıllarca FETÖ&#8217;nün (o zamanlar daha &#8220;cemaat&#8221; ya da &#8220;paralel yapı&#8221; deniyordu) ülke için bir tehdit olduğunu her ortamda dile getirirken, FETÖ tarafından hükümeti indirmek amacıyla organize edildiği kabak gibi ortada olan bir yargı sürecini nedense bir &#8220;darbe&#8221; olarak görmemiş, olayın yolsuzluk yönünü sürekli vurgulamıştı. Ak Partililer ise Erdoğan&#8217;ın bile istifasını istemek durumunda hissettiği dört bakanla ilgili dosyaların boş ya da uydurma olduğunu ileri sürüyordu.</p>
<p>Velhasıl, iki taraf dün ak dediğine bugün kara diyor. Peki ne olacak şimdi? Hangi dediğiniz doğru?</p>
<p>Ortada doğru-yanlış yok maalesef. İktidarı elde etme ya da iktidarda kalma amacı var. Doğru ve yanlış, adalet standartlarına göre değil, iktidara göre belirleniyor: İktidarda kalmayı ya da iktidarı elde etmeyi sağlayan her şey doğru, aksi yanlış.</p>
<p>Belki siyasetin içinde olan, mesleği gündelik siyaset olan kişiler için bu tutarsızlık anlaşılabilir. Ama medya ve tabanlar da böyle.</p>
<p>İki partinin tabanları iki küçük kardeş gibi kollarını kaldırmış birbirini işaret ediyor: Suçlu o! Kavgayı o başlattı! Ülkeyi bu hale o getirdi!</p>
<p>İkisine de şöyle demek istiyorum: Kavga etmeyin, siz kardeşsiniz. Çünkü ikiniz de aynısınız. &#8220;Ben ilkeliyim, karşı taraf çıkarcı&#8221; diye kendinizi temize çekmeye çalışmayın. İkiniz de ilkelerden hareket etmiyorsunuz. Demokrasi, adalet, yolsuzluk ikinizin de umrunda değil.</p>
<p>Fakat hâlâ bir fırsatınız var. Dün ak dediğinize bugün neden kara diyorsunuz, açıklayın. &#8220;O dönemdeki duruşum şu sebepten yanlıştı. Hata ettim, fikrimi değiştirdim&#8221; deyin. Karşı tarafı nasıl egale ederim diye düşünmek yerine, hepimiz için geçerli olan ilkeleri koyun. İlkelerden çıkan sonuçlara göre hareket edin. Belki o zaman tutarlı olmaya başlayabilirsiniz.</p>
<p>Ve belki de o zaman, tartıştığınız kişinin &#8220;karşı taraf&#8221; değil, kardeşiniz olduğunu görmeye başlayabilirsiniz.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/kavga-etmeyin-siz-kardessiniz/">Kavga Etmeyin Siz Kardeşsiniz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de Yargı-Siyaset İlişkisi</title>
		<link>https://hurfikirler.com/turkiyede-yargi-siyaset-iliskisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdulkadir Pekel]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Sep 2025 13:05:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208317</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;de siyasal muhalefet her zaman yargıyla kavga ederek iktidara geliyor gibi görünüyor. Dolayısıyla yargı iktidara geldikten sonra da &#8220;ehlîleştirilmesi&#8221; gereken bir güç odağı olarak görülüyor. Ehlîleştirilen yargı devletin yerleşik iktidarının koruyucusu olarak bu sefer yeni muhaliflerle kavgaya tutuşuyor. Bu bir kısır döngü olarak sürüp gidiyor. En azından yaşım yettiğince gördüğüm, şahit olduğum durum bu. Böyle [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/turkiyede-yargi-siyaset-iliskisi/">Türkiye&#8217;de Yargı-Siyaset İlişkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;de siyasal muhalefet her zaman yargıyla kavga ederek iktidara geliyor gibi görünüyor. Dolayısıyla yargı iktidara geldikten sonra da &#8220;ehlîleştirilmesi&#8221; gereken bir güç odağı olarak görülüyor. Ehlîleştirilen yargı devletin yerleşik iktidarının koruyucusu olarak bu sefer yeni muhaliflerle kavgaya tutuşuyor. Bu bir kısır döngü olarak sürüp gidiyor. En azından yaşım yettiğince gördüğüm, şahit olduğum durum bu.</p>
<p>Böyle bir siyasal sistemde, yargı yerleşik iktidarın aygıtı ya da ortağı gibi hareket ediyor. Bu sebeple hukukun üstünlüğünden söz etmek mümkün olmuyor. Hukukun üstünlüğünden söz edemediğimiz yerde demokrasimiz de hep kusurlu oluyor: Vesayetçi ya da seçimsel bir demokrasi, hatta giderek &#8220;rekabetçi otoriter&#8221; tanımına uyan bir siyasal sistem.</p>
<p>Buradan nasıl çıkılabilir? Sanırım mevcut yargı sisteminde iş yargı mensuplarının meslekî bir bilinç, etik geliştirmesine kalıyor. Bir yargı mensubu siyasal iktidarın aygıtı ya da ortağı olmayı, uygulamakla yükümlü olduğu metni dürüstçe yorumlamaktan başka bir amaç gütmeyi kendine nasıl yedirebilir? Yargı mensubunun böyle bir hali zul addetmesi gerekir. Şeklî, usulî kuralların dışına çıkarak, hukuki metinleri aşırı yorumlayarak hukukî güven ilkesini zedeleyen yargı mensubu öncelikle meslekî olarak başarısızdır. Hatta mesleğine ihanet etmektedir.</p>
<p>Bu tablo yargıya olan güvenin gitgide azalmasına sebep oluyor. Çünkü şekil/usul kuralları siyasal yönü ağır basan davalar için bir kere ihlâl edildiğinde, artık alelâde davalar için de ihlâl edilebilir hale geliyor. Hukuk dışı faktörler, hukuk dışı ilişkiler siyasi yönü ağır basan davalarda bir kere sonuca etki ettiğinde, bu faktör ve ilişkiler git gide alelâde davalar için de belirleyici olmaya başlıyor. Bu durumda yargıya olan güvensizlik siyasal yönü ağır basan “zor davalar”dan başlayarak, siyasal yönü bulunmayan alelâde davalara doğru ilerliyor.</p>
<p>Belki de sistem değişikliğini düşünmek, bambaşka bir yoldan yürümek, daha &#8220;realist&#8221; hareket etmek gerekir. Yargı mensuplarının siyasal amaçlarını bir kenara koymasını beklemek çok da gerçekçi olmayabilir. Nihayetinde insanla karşı karşıyayız. Yargı mensupları belki de farkında olmadan siyasal amaçları çerçevesinde kararlar alabilir. O halde yargıda siyaset yokmuş gibi davranan bir sistem yerine, yargıdaki siyasal mücadeleyi gören gerçekçi bir sisteme geçmek gerekir. Yargı mensuplarını tek merkezden atayıp onlardan tarafsızlık beklemek yerine, bazı ülkelerde uygulandığı gibi, yargı mensuplarının seçimle iş başına geldiği, böylece çeşitli eğilimleri temsil eden yargı mensuplarının mücadele içinde birbirini denetledikleri bir sistem düşünülebilir.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/turkiyede-yargi-siyaset-iliskisi/">Türkiye&#8217;de Yargı-Siyaset İlişkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Davutoğlu’nun Siyasete “Onurlu” Vedası</title>
		<link>https://hurfikirler.com/davutoglunun-siyasete-onurlu-vedasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdulkadir Pekel]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Sep 2024 14:03:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=207778</guid>

					<description><![CDATA[<p>Seçmen daha oy pusulasında Gelecek Partisi&#8217;nin amblemini göremeden parti siyaset arenasından çekiliyor. Peki neden? Benim aklıma Davutoğlu&#8217;nun siyasetten &#8220;onurlu&#8221; bir çıkış (kendisine önerilen “onursal başkanlık” herhalde en iyi böyle anlaşılır) arayışından başka bir şey gelmiyor. Çünkü bu parti kendini daha hiç test etmedi. Gerçek bir mücadeleye de atılmadı. Partinin iki seçim deneyimi var: 1) Altılı [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/davutoglunun-siyasete-onurlu-vedasi/">Davutoğlu’nun Siyasete “Onurlu” Vedası</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Seçmen daha oy pusulasında Gelecek Partisi&#8217;nin amblemini göremeden parti siyaset arenasından çekiliyor. Peki neden? Benim aklıma Davutoğlu&#8217;nun siyasetten &#8220;onurlu&#8221; bir çıkış (kendisine önerilen “onursal başkanlık” herhalde en iyi böyle anlaşılır) arayışından başka bir şey gelmiyor. Çünkü bu parti kendini daha hiç test etmedi. Gerçek bir mücadeleye de atılmadı. Partinin iki seçim deneyimi var: 1) Altılı Masa ile CHP listelerinden girdiği genel seçim 2) Ülkenin çoğu bölgesinde aday çıkarmadığı bir yerel seçim.</p>
<p>Parti kendi imkânlarıyla mücadele ederek, kazanıp kaybederek, siyasi sermayesini biriktire biriktire bir yere gelemedi. Henüz yeni kurulmuş bir parti olduğu için fazla bir şey de beklememek gerekir. Altılı Masa’da yer aldığı için de Gelecek Partisi’ni suçlamamak gerekir. Davutoğlu başka alternatifleri samimiyetle aradı. Olmayınca günün siyasi koşullarının gerektirdiği şekilde davrandı. 14 Mayıs 2023 seçimleri öncesi ve sonrasına etki edebilmek o dönemin siyasi atmosferinde her şeyden önemli görünüyordu. Nitekim Davutoğlu Altılı Masa’yı yönlendiren en önemli aktörlerden biri oldu.</p>
<p>Sanırım Davutoğlu halktan umduğu teveccühü bulamadığını düşündüğü için, bir “onursal başkanlık” payesiyle siyasetten çekiliyor. Ama kendisinin de ifade ettiği gibi, Gelecek Partisi’yle kalkıştığı iş sabır gerektiriyor. Gelecek Partisi’nin siyasette bir yer kaplayıp kaplamadığı Erdoğan sonrasında ortaya çıkacak. Ak Parti’nin eski genel başkanı; Erdoğan&#8217;a, biraz gecikmeli de olsa başkaldırmış bir lider olarak Davutoğlu çok zor bir işi üstüne aldı.</p>
<p>Başbakanlıktan ve Ak Parti’den ayrılış sürecinde haklıydı; çünkü bir başbakan olarak, siyaset dışı müdahale ve kumpaslar neticesinde görevi bırakmak zorunda kaldı. Bu süreçte ne kadar haklı olursa olsun, Erdoğan&#8217;la bir güven ilişkisi kurmuş muhafazakâr kitleler Davutoğlu&#8217;nun sözüne kulak asmadı. Ama aynı kitle Erdoğan sonrasının önemli seçeneklerinden biri olarak Davutoğlu&#8217;nu görüyordu.</p>
<p>Şimdi Gelecek Partisi, bu potansiyelini ortaya koymadan, daha mücadele etmeden Deva Partisi için varlığını sona erdirme yolunda. Gelecek Partisi’nin Deva Partisi’ne katılacağı söyleniyor. Halbuki, Deva Partisi “kimliğini bulmak için” defalarca Gelecek Partisi’nin beraber hareket etme tekliflerini reddetmişti. Davutoğlu’nun açmaya çalıştığı kapıları Babacan, karşısındakini aşağılamak pahasına sertçe kapatmıştı.</p>
<p>Bu birleşme girişimi, Gelecek Partisi’nin Erdoğan sonrası için taşıdığı potansiyeli yok etmekten başka bir işe yaramayacaktır. Çünkü Gelecek Partisi ile Deva Partisi aynı şeyi temsil etmiyor. Davutoğlu’nun Ak Parti seçmeniyle kurmaya çalıştığı bağı Deva Partisi umursamıyor, ya da umursamadı. Deva Partisi, 2002’deki Ak Parti’yi ya da Özal’ın ANAP’ını yeniden kurmaya çalışıyor. Belli başlı kritik meselelerde, örneğin 7 Ekim sonrası Filistin Meselesi’nde, fazla renk vermeden, köşeleri olmadan ilerlemeye çalışıyor. Deva Partisi’nin muhafazakâr kesimi temsil etme gibi bir niyeti yok, bu yüzden yeni bir kimlik arıyor. Gerek Ak Partili, gerek Ak Parti öncesi yıllar yaşanmamış gibi, tarihi sıfır noktasından, Deva Partisi’nin kuruluşundan başlatmak istiyor. Gelecek Partisi ise bir kimlik arayışında değil, doğrudan temsil ettiği muhafazakâr kitleye, özellikle de eski ya da mevcut Ak Parti seçmenine hitap ediyor.</p>
<p>Dolayısıyla bu birleşme girişimi, umulan güçlü alternatif düşüncesini gerçekleştiremeyecek, aksine, Gelecek Partisi’ndeki mevcut güçlü alternatif potansiyelini de ortadan kaldıracaktır. Bunda iki partinin farklı siyaset anlayışları yanında, iki partinin iletişiminde Deva’nın benimsediği tavrın yol açtığı kırgınlıklar da rol oynayacaktır. Bu kırgınlıklar ve siyasete bakıştaki farklılıklar sebebiyle Gelecek Partisi’nin parti örgütünü, kitlesini ya da Erdoğan sonrasına ilişkin potansiyelini Deva Partisi’ne taşıyabileceğini düşünmüyorum.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/davutoglunun-siyasete-onurlu-vedasi/">Davutoğlu’nun Siyasete “Onurlu” Vedası</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sahipsiz Köpeklere Yönelik Yeni Politika</title>
		<link>https://hurfikirler.com/sahipsiz-kopeklere-yonelik-yeni-politika/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdulkadir Pekel]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Aug 2024 11:16:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=207705</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayvanları koruma kanunu değişti. Muhalefetin ileri sürdüğünün aksine, kanun bütün sahipsiz köpeklerin toplanıp öldürülmesini gerektirmiyor. Yapılması gereken, Hayvanları Koruma Kanunu’nun ek 1. maddesi uyarınca sahipsiz köpekleri toplayıp bakımevlerine almak. Elbette ki kanun, 13. maddenin 2. fıkrasında, Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’ne gönderme yaparak başıboş hayvan sayısının kontrol altına alınması amacıyla öldürme ve yakalama işlemlerinin [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/sahipsiz-kopeklere-yonelik-yeni-politika/">Sahipsiz Köpeklere Yönelik Yeni Politika</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hayvanları koruma kanunu değişti. Muhalefetin ileri sürdüğünün aksine, kanun bütün sahipsiz köpeklerin toplanıp öldürülmesini gerektirmiyor. Yapılması gereken, Hayvanları Koruma Kanunu’nun ek 1. maddesi uyarınca sahipsiz köpekleri toplayıp bakımevlerine almak. Elbette ki kanun, 13. maddenin 2. fıkrasında, Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’ne gönderme yaparak başıboş hayvan sayısının kontrol altına alınması amacıyla öldürme ve yakalama işlemlerinin yapılabileceğini hüküm altına alıyor, ki insan sağlığını korumak için gerekliyse bunlar yapılmalı. Fakat kanunun son haline göre bu bir zorunluluk değil. Belediyeler halk sağlığını sahipsiz köpekleri öldürmeden de koruyabilir. Bunu yapmak için bir an evvel barınak sayısının arttırılması ve sahipsiz köpeklerin toplanması için harekete geçilmesi gerekiyor. Kanun da bunu emrediyor.</p>
<p>Ancak Hayvanları Koruma Kanunu’nda yapılan değişikliğin Resmi Gazete’de yayımlanmasının üzerinden neredeyse üç hafta geçmiş olmasına rağmen belediyeler harekete geçmiş görünmüyor. Bunda muhtemelen barınak kapasitesinin yeterli olmaması etkili. Kanunun geçici 4. maddesi barınakların kurulması için 31.12.2028 tarihine kadar süre veriyor ve belli bir kaynağın belediye bütçesinden ayrılmasını emrediyor. Kanunun önceki halinde de bakımevleri için 31.12.2022’ye kadar süre verilmişti. Belediye görevlilerinin hali hazırda yeterli bakımevi olmadığını söylemelerine bakılırsa kanunun önceki hali uygulanmamış görünüyor. Bugün 2028’e kadar süre verilmesi ve bu süre içinde bakımevi yapılması hükmünün de uygulanması zor görünüyor. Elbette ki kanun, belediye bütçesinden gerekli miktarı ayırmayan belediye görevlilerine ceza vermeyi öngörüyor fakat yine de bu, insan sağlığına yönelik mevcut yüksek riski ortadan kaldırmak için yeterli değil. Çünkü barınakların yapılması için 3,5 yıllık bir süreç öngörülüyor. Sahipsiz sokak köpeklerinin sayısını ve insan sağlığına yönelik ortaya çıkan zararın artışını göz önünde bulundurduğumuzda bir sürece değil, acil müdahaleye ihtiyacımız var.</p>
<p>Bu sebeple Ak Parti’nin, meselenin çözümünü belediyelere bırakacak bir düzenleme getirmesini yanlış buluyorum. Bu, aslında işi çözmek için doğrudan bir girişimde bulunmak yerine sorumluluğu belediyelere atmak anlamına geliyor, ki belediyelerin çoğu muhalefette. Muhalefet ise halihazırda kanunu uygulamayacağını ilan etmiş durumda. Bu, elbette ki Erdoğan Yönetimi ve Ak Parti tarafından siyasi tartışmalara konu edilebilecek bir durum. Bunun üzerinden, daha önceki <a href="https://hurfikirler.com/sahipsiz-kopeklere-iliskin-kanun-teklifi-ve-muhalefetin-tutumu/">yazımda</a> ifade ettiğim sınıfsal yarılmanın üzerine gidilebilir ya da muhalefet belediyelerinin başarısızlığı konusu işlenebilir. Sonuç olarak halk sağlığını doğrudan tehdit eden ve acil eylem gerektiren bir konunun çözülmesine uğraşmak yerine, Erdoğan Yönetimi suçlayacak bir merci elde etmiş oluyor. Muhalefet bu işin içinden ancak hızla barınak sayısını arttırma ve yoğun sahiplendirme kampanyaları yoluyla çıkabilir.</p>
<p>Yapılması gereken, en azından geçici bir dönem için, barınak yapımını ve sokak köpeklerinin bir an evvel toplanması işini merkezi yönetime, yani Tarım ve Orman Bakanlığı’na vermekti. Bakanlık, il-ilçe teşkilatı vasıtasıyla ve çeşitli ihalelerle bu işi çözme sorumluluğunu kendi üzerine almalıydı. Böylece acil eylem gerektiren bu iş, iktidar-muhalefet çekişmelerine daha az meydan verilerek çözülebilirdi.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/sahipsiz-kopeklere-yonelik-yeni-politika/">Sahipsiz Köpeklere Yönelik Yeni Politika</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sahipsiz Köpeklere İlişkin Kanun Teklifi ve Muhalefetin Tutumu</title>
		<link>https://hurfikirler.com/sahipsiz-kopeklere-iliskin-kanun-teklifi-ve-muhalefetin-tutumu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdulkadir Pekel]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Jul 2024 12:48:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=207651</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sahipsiz sokak köpeklerine yönelik yeni kanun teklifi, ülke gündemini birkaç haftadır meşgul ediyor. Teklif ile Hayvanları Koruma Kanunu’nun Ek 1. maddesi değiştirilmesi öneriliyor. Bu, aslında kanun teklifindeki en önemli değişiklik önerisi. Teklif bu haliyle yasalaşırsa, sokaklardan alınan sahipsiz köpeklerin, aşı ve kısırlaştırma işleminden sonra alındıkları yere bırakılması uygulamasına son verilecek. Toplanan köpekler sahiplendirilene kadar hayvan [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/sahipsiz-kopeklere-iliskin-kanun-teklifi-ve-muhalefetin-tutumu/">Sahipsiz Köpeklere İlişkin Kanun Teklifi ve Muhalefetin Tutumu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sahipsiz sokak köpeklerine yönelik yeni kanun teklifi, ülke gündemini birkaç haftadır meşgul ediyor. Teklif ile Hayvanları Koruma Kanunu’nun Ek 1. maddesi değiştirilmesi öneriliyor. Bu, aslında kanun teklifindeki en önemli değişiklik önerisi. Teklif bu haliyle yasalaşırsa, sokaklardan alınan sahipsiz köpeklerin, aşı ve kısırlaştırma işleminden sonra alındıkları yere bırakılması uygulamasına son verilecek. Toplanan köpekler sahiplendirilene kadar hayvan bakımevlerinde barındırılacak.</p>
<p>Kanun teklifinin kamuoyunda en çok tartışılan kısmı ise köpeklere yönelik ötenaziyle ilgiliydi. Saldırgan ya da bulaşıcı hastalık taşıyan köpeklere ötenazi yapılabileceği, sahipsiz hayvan popülasyonunun kamu güvenliği bakımından tehlike oluşturması durumunda sahipsiz hayvanlara ötenazi yapılabilmesi değişiklik teklifinin ilk halinde öngörülmüştü. Gelen tepkiler üzerine Ak Parti’nin Komisyon’da verdiği önergeyle ötenazi ifadesi kanun teklifinden çıkarıldı. Öte yandan değişiklik teklifinin son halinde “Bakımevine alınan köpeklerden insan ve hayvanların hayatı ve sağlığı için tehlike teşkil eden ve olumsuz davranışları kontrol edilemeyen, bulaşıcı veya tedavi edilemeyen hastalığı bulunan ya da sahiplenilmesi yasak olanlarına Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu&#8217;nun 9. maddesinin 3. fıkrasında belirtilen tedbir uygulanır.” ifadesinin yer aldığı görülüyor. Yine değişiklik teklifinin son halinde “Yerel yönetimler, sahipsiz köpeklere ilişkin yürüttüğü iş ve işlemlerde Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi kapsamında gerekli idari tedbirleri almaya yetkilidir” hükmünün yer aldığı <a href="https://kisadalga.net/haber/detay/peki-simdi-ne-olacak-sokak-kopekleri-oldurulecek-mi_106158">ifade ediliyor.</a></p>
<p>Dolayısıyla, gerek -kısaca- saldırgan olduğu için, gerekse sahipsiz köpek popülasyonunun kontrol altına alınması amacıyla köpeklerin öldürülebilmesi kanun teklifinin son halinde de mümkün görünüyor. Çünkü Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu&#8217;nun 9. maddesinin 3. fıkrası, saldırgan köpeklere ötenazi yapılabileceğini ifade ediyor. Yine kanun teklifinin son halinde atıf yapılan, Türkiye’nin de taraf olduğu, Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi’nin 12. maddesi, “Taraflardan biri başıboş hayvan sayısının sorun yarattığını düşünürse, gereksiz ağrı, acı ve ıstırap çekmelerine sebep vermeyecek şekilde sayılarını azaltmak için uygun yasal ve/veya idari tedbirleri alacaktır” diyor. Sözleşmenin aynı maddesinin ii. bendi ise, sayı azaltma amaçlı öldürme işleminin Sözleşme’deki şartlara göre yapılması gerektiğini hükme bağlıyor.</p>
<p>Sahipsiz köpekler özellikle kırsal kesimlerde ve kentlerin çeperlerinde yaşayan insanlar için büyük tehdit teşkil ediyor. Bu sebeple insan sağlığı ve yaşamını en üst noktaya koyup bu çerçevede sorunu çözmeye çalışmamak, sahipsiz köpeklerin sokaklarda yaşamasının devamını savunmak bu insanların hayatını önemsememek şeklinde anlaşılabiliyor. Buradan sınıfsal bir yarılma ortaya çıkıyor: Kentlerin merkezlerinde ve gelişmiş yerlerinde yaşayanlar köpeklerin yaşamını savunurken, taşrada ve kentlerin çeperlerinde yaşayanlar kendi canlarını kurtarmaya çalışıyor. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, kanun teklifi henüz kamuoyuna yansımadan önce “Biz bu meselenin maalesef bir sınıfsal sorun haline dönüşüp, yoksulların tehdit altında olduğu, zenginlerin de hayvan haklarını savunduğu bir ikilemden çıkarılması gerektiğini düşünüyoruz.” <a href="https://medyascope.tv/2024/05/23/ozgur-ozel-sokak-kopeklerinin-uyutulmasi-taslagina-karsi-cikti-konu-yoksullarin-tehdit-altinda-oldugu-zenginlerin-hayvan-haklarini-savundugu-bir-ikilemden-cikarilmali/">demişti.</a> Bu yaklaşım sorunu kabul eden ve çözüme yönelik iletişime imkan veren bir yaklaşıma işaret ettiği için umut vericiydi. Fakat kanun teklifinin komisyon tartışmaları boyunca CHP uzlaşmaz bir tutum sergiledi. Kısırlaştırarak sokağa salma işleminin sonuç vermediği, bunu uygulayan Hindistan gibi ülkelerde sahipsiz köpek popülasyonunun kontrol altına alınamadığı, ülkemizde de pek çok önlenebilir çocuk ve yetişkin ölümüne yol açtığı bilindiği halde muhalefet bu uygulamanın Türkiye’de de değişmeden devamını istiyor. Sonuç olarak, mesele tam da Özgür Özel’in belirttiği gibi sınıfsal bir mesele haline gelmiş durumda. Muhalefet eskiden olduğu gibi, kentli, yüksek gelirli, müreffeh kesimi ve mevcut durumda bu kesimin köpek sevgisini temsil ediyor. Dışarı adım attığında köpeklerden korkarak bir hayat süren yığınlarsa, kendi sağlık ve hayatlarının önemsenmediğini düşünüyor.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/sahipsiz-kopeklere-iliskin-kanun-teklifi-ve-muhalefetin-tutumu/">Sahipsiz Köpeklere İlişkin Kanun Teklifi ve Muhalefetin Tutumu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yüzde 50+1 Kuralından Vazgeçilmemelidir</title>
		<link>https://hurfikirler.com/yuzde-501-kuralindan-vazgecilmemelidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdulkadir Pekel]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 May 2024 15:12:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hükümet Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=207591</guid>

					<description><![CDATA[<p>Haberlerde CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan arasındaki görüşmenin yeni anayasa ile ilgili olabileceği ve bu çerçevede Cumhurbaşkanı seçiminde geçerli oyların salt çoğunluğunun aranması kuralından (buna kısaca “yüzde 50+1 kuralı” diyorum) vazgeçilebileceği çünkü bu kuraldan vazgeçmenin hem CHP&#8217;ye hem de AK Parti&#8217;ye yarayabileceği ifade ediliyor. Yüzde 50+1 kuralı bu sistemin temelidir ve [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/yuzde-501-kuralindan-vazgecilmemelidir/">Yüzde 50+1 Kuralından Vazgeçilmemelidir</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Haberlerde CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan arasındaki görüşmenin yeni anayasa ile ilgili olabileceği ve bu çerçevede Cumhurbaşkanı seçiminde geçerli oyların salt çoğunluğunun aranması kuralından (buna kısaca “yüzde 50+1 kuralı” diyorum) vazgeçilebileceği çünkü bu kuraldan vazgeçmenin hem CHP&#8217;ye hem de AK Parti&#8217;ye yarayabileceği ifade ediliyor.</p>
<p>Yüzde 50+1 kuralı bu sistemin temelidir ve yürütmenin meşruiyetinin tek kaynağıdır. Halk oyuyla doğrudan doğruya seçilen bir cumhurbaşkanı %50 oyun altında bir oranla seçilip göreve gelirse demokratik meşruiyete sahip olamaz. Demokratik meşruiyete sahip olmadığında ise başkanlık sisteminden beklenen güçlü ve istikrarlı yürütme ortaya çıkmaz. Yürütme krizlerini çözmek amacıyla getirilen başkanlık sistemi, böyle bir bozulmaya uğrarsa, krizleri çözmek bir tarafa, hükümet krizlerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilir.</p>
<p>Yüzde 50+1 kuralı, demokrasi-vesayet ilişkisi bakımından da demokrasi lehine sonuçlara zemin hazırlar. Bütün siyasal sistemlerde kamusal karar alma süreçlerine etki eden fakat seçimle göreve gelmemiş çeşitli kişi ya da kurumlar bulunur. Bunlar bazen hukukun üstünlüğü anlayışı çerçevesinde insan haklarını koruma amacıyla yürütmenin ya da yasamanın icraatlarını denetleyen ve sınırlandıran bir fonksiyon üstlenebilirler. Bazense demokrasiyi sınırlandırmak ve demokratik seçimler yoluyla göreve gelen yürütmeyi belli bir ideolojik çerçevenin içinde tutmak ya da istenmeyen siyasî tutumlardan alıkoymak amacıyla hareket edebilirler. Bu amaçla hareket eden kişi ve kurumlara kısaca vesayet organları denebilir. Yüzde 50+1 kuralı güçlü cumhurbaşkanları ortaya çıkararak yürütmenin vesayet organlarına karşı güçlü olmasını sistemsel olarak sağlamaktadır. Yüzde 50’lik bir halk desteğine sahip olan Cumhurbaşkanı, bürokratik ya da askerî vesayete çok daha cesaretle karşı koyabilecektir. Aksi durumda ise arkasında yeterli halk desteğini hissetmeyen cumhurbaşkanının eli bu tür odaklara karşı zayıflayacaktır.</p>
<p>Yüzde 50+1 ve iki dönem (bir vatandaşın en fazla iki defa cumhurbaşkanı olabilmesi) kurallarına riayet edildiğinde -diğer faktörler göz ardı edilip sadece hükümet sistemi açısından meseleyi düşünürsek- siyasal sistemdeki vesayetçi eğilimin minimize edilme imkânı ortaya çıkacaktır. Güçlü halk desteği ve yürütme üzerindeki hakimiyetiyle Cumhurbaşkanı atama yetkilerini kullanarak vesayet aktörlerine çok daha hızlı nüfuz etme kabiliyetine sahiptir. Diğer taraftan iki dönem kuralına sıkı şekilde riayet edilmesi, Cumhurbaşkanının atamasıyla göreve gelen ve vesayet eğiliminde olabilecek aktörlerin orta ve uzun vadede çeşitli ideoloji ve zihniyetler çerçevesinde dengelenmesini sağlayacaktır. Başka bir ifadeyle, seçim-dışı yollarla göreve gelen ve vesayet organı fonksiyonu görme ihtimali olan kişi ve kurumlar tek bir ideoloji, zihniyet ya da dünya görüşünü takip eden insanlardan olmayacak, çeşitliliğin getirdiği bir dengelenme ortaya çıkacaktır. Çünkü iki dönem kuralı sayesinde cumhurbaşkanı uzun süre tek bir anlayışı yansıtan atamalar yapamayacak, vesayetçi kişi ve kurumlarda tek bir anlayışın kökleşmesi engellenmiş olacaktır.</p>
<p>Bu bakımdan yüzde 50+1 kuralı yanında, korunması gereken diğer kural da iki dönem kuralıdır. Hatta Anayasadaki iki dönem kuralı iyileştirilmelidir. 116. madde değiştirilerek, seçimlerin yenilenmesi yoluyla Cumhurbaşkanının 10 yıldan fazla süre görev yapabilmesi imkânı ortadan kaldırılmalıdır. Siyasî krizleri ve tıkanıklıkları aşmak amacıyla getirilen bu kural yerine ara seçim uygulaması getirilmelidir. Bir başkanlık döneminin tam yarısında milletvekili seçimi yapılarak halkın, siyasal sisteme daha sık müdahil olması sağlanmalıdır.</p>
<p>Dr. Abdülkadir Pekel, Genel kamu hukuku uzmanı</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/yuzde-501-kuralindan-vazgecilmemelidir/">Yüzde 50+1 Kuralından Vazgeçilmemelidir</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
