Asıl Mesele “Kurulu Düzen”i Değiştirmekte

Şimdiden AKP’li 50 milletvekilinin anayasa değişikliği teklifinden imzalarını çektiğine bakılırsa, bu anayasa değişikliği süreci bayağı çetin geçecek.

Evet, bu süreçte zaman zaman gel-gitler olacak ve epeyce bir gerginlik yaşanacak.

Statükonun devamından yana olanları sevindirse de, “demokratik ve özgür bir Türkiye” idealine bağlı olanlar açısından bu durum elbette rahatsız edici. Evet, “hayra alâmet” değil, ama şaşırtıcı da değil.

Nedeni çok açık: Eksik ve kusurlu haline rağmen, yine de birçok “yerleşik çıkar”a ve bürokrasinin anti-demokratik ayrıcalıklarına darbe vurabilecek bir paket bu. Temsili kurumlar etrafındaki kuşatmayı gevşetmek ve yargısal-bürokratik vesayeti kısmen zayıflatmak suretiyle Türkiye’nin demokratikleşmesine katkı yapmayı mümkün kılacak olan bir girişimin tutucu çevreleri alarma geçirmesine şaşmamak gerekiyor.

Ama mesele düzen yandaşlarının tutuculuğu değil. Çünkü, dünyanın her yerinde, kurulu düzenden nemalanan ve ayrıcalıklarını bu düzene borçlu olan kesimler demokratik değişime direnme eğiliminde olurlar. Bu normaldir. Onun için, asıl mesele, Türkiye toplumu olarak devletçi partilerle büyük medyanın ve bir grup “aydın”ın oluşturduğu bu tutucu ittifakın direncini aşma iradesine sahip olup olmadığımızdır.

Toplum olarak gerçekten de karar vermemiz ve ona göre irade oluşturmamız gereken temel meseleler var. Bunların başında, Türkiye’nin bir demokrasi mi yoksa ideolojik-bürokratik bir diktatörlük mü olmasını istediğimiz geliyor.

Anayasa’nın “egemenliğin kayıtsız-şartsız millete ait olduğu” vaadi bir “rüşvet-i kelâm” olarak kalmaya devam mı edecek, yoksa millet bunu ciddiye alıp da kendi kaderini el mi koyacak?…

Şöyle de diyebiliriz: Türkiye’de şimdiye kadar olduğu gibi devlet mi millete, yoksa millet mi devlete hakim olacak?…

Biz ne istiyoruz: Devletin milletin “efendisi” mi yoksa “hizmetkârı” olmasını mı?…

“Millet” kendi işlerini devletin ideolojisine göre mi yürütecek, yoksa devletin gidişatına milletin iradesi mi yön verecek?… Askeri, yargısı ve sözde siviliyle bürokrasi taifesi Devletin ideolojisini daha ne kadar bir kılıç gibi milletin tepesinde sallamaya devam edecek?…

Devletin ideolojisi daha ne kadar milletin egemenliğine galebe çalmaya devam edecek?… Bu ideolojinin “memur” ve “aydın” kılıklı misyonerleri daha ne kadar milletin demokratik temsilcilerine “hadlerini bildirmeye” devam edecekler?…

Milletin temsilcilerinin hareket alanını memurların belirlemeye cür’et ettikleri bir rejime “demokrasi” demeye razı olacak mıyız?… Demokrasinin tam da bunun tersi olduğunu unutarak…

Diyeceksiniz ki, bugün gündemde olan sadece bir “anayasa değişikliği”dir; buna hak ettiğinden fazla, hem de çok fazla anlam yüklüyorsunuz.

Ama öyle değil.

Evet, bu paket Anayasayı tümüyle değiştirmiyor, üstelik birçok eksik-gediği de var. Ama yinede de, eğer bu anayasa değişikliği geçerse, millet olarak kaderimizi kendi ellerimize alma yolunda hatırı sayılır bir adım atmış olacağız. Şimdiye kadar yapılan anayasa değişiklikleri de (özellikle 2001 ve sonrasındakiler) önemliydi; ama milletin temsilcileri ilk defa bu paketle, resmi ideoloji kırbacının da yardımıyla bürokrasinin millet üzerinde kurduğu sultayı çökertme yolunda bir adım atmaya hazırlanıyorlar.

Bunda başarılı olursak, millet olarak yapacak daha çok işimiz var.

Taka Gazetesi, 06.04.2010

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,735TakipçilerTakip Et