Türkiye’de Ağustos ayı demek, hava sıcaklığından çok zam pazarlığının ısınması demek. 2 yılda bir memur ve Hükûmet yetkililerinin yaptığı maaş pazarlık maratonu başladı yine. Hükûmet ile memur sendikaları masaya oturur, rakamlar havada uçuşur, teklif ve karşı teklif gelir gider. Sonra? Ya anlaşma sağlanır ya da “hakem” devreye girer. Bu yıl da aynı sahneyi izliyoruz. Genelde de anlaşılamaz(!) Fakat ortada sadece maaş artışından ibaret bir konu yok; asıl mesele, devlet ve memur ilişkisinin nasıl kurulduğu.
İyi işleyen bir devlet yönetimi, memurunu “seçim dönemi oy deposu” olarak görmez. Aynısı memur için de geçerli, o da devleti “ömür boyu maaş garantili bir istihdam kapısı” olarak görmez. İki taraf arasında bir sözleşme vardır: Devlet, memura güvenli çalışma, adil maaş ve liyakat esaslı yükselme imkânı verir. Memur da bu karşılıkla, vatandaşa eşit, tarafsız ve verimli hizmet sunar. Peki bizde durum nasıl?
Masadaki tartışma, çoğu zaman enflasyonun gerisinde kalan oranların telafisi üzerine kurulu. Seyyanen zam gibi, bazı kesimleri korurken diğerlerini mağdur eden çözümler devreye giriyor. Üstelik sendikaların bir kısmı, üyelerinin hakkını savunmak yerine iktidar veya muhalefet kanadına “yakın durma” yarışı yapıyor. Böyle olunca toplu pazarlık, memurun gerçek sorunlarını çözen değil, siyasi vitrine malzeme veren bir arenaya dönüşüyor.
Memurun hakkı, sadece “kaç lira zam aldım” meselesi değildir. Alım gücünün korunması şarttır. Pazarlık masası tahminle değil, TÜİK verisine bağlı otomatik enflasyon güncellemesiyle çalışmalı. Ayrıca liyakat ve performans esas olmalı. Terfiler siyasi referansla değil, objektif değerlendirmelerle yapılmalı. Yine bağımsız sendikacılık hayata geçmeli. Toplu pazarlık masasında sendika başkanının cebinde parti kartı olmamalı.
Ve tabiî adaletli bir maaş dengesi sağlanmalı. Bir kesime yapılan seyyanen artış, diğerini eriten adaletsizlik yaratmamalı. Ayrıca Devlet, özellikle memuru fazla şişkin kadrolarla hantallaştırırsa hizmet aksar ve kaynaklar israf olur. Eksik kadroyla çalıştırırsa vatandaş mağdur olur. Dengeyi siyasetin değil, objektif ihtiyaç analizinin belirlemesi gerekir.
Unutmayalım, iyi işleyen bir devlette memur ve devlet ilişkisi güven ve verimlilik üzerine kurulur. Masadaki pazarlık, yalnızca yüzdelik dilimler değil; aynı zamanda hizmetin kalitesini, vatandaşın memnuniyetini ve devletin itibarını korumayı hedefler. Bugün Türkiye’de bu dönüşümü başlatmazsak, önümüzdeki yıllarda da her Ağustos’ta aynı sahneyi izleyeceğiz: Sıcak hava, sıcak rakamlar, soğumayan tartışmalar… Ve değişmeyen bir gerçek var. Masada yalnızca memurun maaşı değil, devletin işleyişi pazarlık ediliyor.

