Zeytin mi Maden mi?

Baştan söyleyeyim, bu şekilde bir sual sormak elbette yanlış. Zira bu soruş tarzı, bu şeylerden biri için diğerinden tamamen vazgeçilmesi gerekiyormuş gibi bir izlenim uyandırıyor. Oysa durum bu değil. Yani bir ‘ya hep ya hiç’ durumuyla karşı karşıya değiliz. Tartışılan konu tüm zeytinlik alanlarda değil sadece maden bulunan yerlerde madencilik faaliyetlerine izin verilmesi veya verilmemesi. Başka bir deyişle, ilgili yönetmelikte yapılan değişiklikler, tüm zeytinliklerin madencilik faaliyetlerine açılacağı anlamına gelmiyor, yalnızca maden bulunan bölgelerde maden çıkartma faaliyetine ve o da belli şartlara bağlı olarak izin veriliyor. Tersinden söylersek, düzenleme esas itibariyle maden keşfedilen zeytinlik alanlarına ilişkin. Ama bazı muhalif seslere bakılırsa bu adım tüm zeytin alanlarının maden çıkartma faaliyetlerine açılması ve dolayısıyla ülkenin tüm zeytinliklerinin tahrip edilmesine gidecek bir yola girilmesi anlamına geliyor. Bu algıyla, siyasî muhaliflere ilaveten, kimi sanatçılar ve de medyatik tipler de iktidara veryansın ediyor.

Önce ilgili yönetmelikte yapılan değişikliği -kısa olmasından yararlanarak- olduğu gibi aktaralım:

“MADDE 1- 21/9/2017 tarihli ve 30187 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Maden Yönetmeliğinin 115inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

(4) Ülkenin elektrik ihtiyacını karşılamak üzere yürütülen madencilik faaliyetlerinin tapuda zeytinlik olarak kayıtlı olan alanlara denk gelmesi ve faaliyetlerin başka alanlarda yürütülmesinin mümkün olmaması durumunda madencilik faaliyeti yürütecek kişinin faaliyetlerin bitiminde sahayı rehabilite ederek eski hale getireceğini taahhüt etmesi şartıyla Genel Müdürlük tarafından belirlenen çalışma takvimi içerisinde zeytin sahasının madencilik faaliyeti yürütülecek kısmının taşınmasına, sahada madencilik faaliyetleri yürütülmesine ve bu faaliyetlere ilişkin geçici tesisler inşa edilmesine kamu yararı dikkate alınarak Bakanlıkça izin verilebilir. Zeytin sahasının taşınmasının mümkün olmadığı durumlarda sahada madencilik faaliyetleri yürütülmesine ve bu faaliyetlere ilişkin geçici tesisler inşa edilmesine kamu yararı dikkate alınarak Bakanlıkça izin verilebilmesi için madencilik faaliyeti yürütecek kişinin madencilik faaliyetleri bitiminde sahayı rehabilite ederek eski hale getireceğini ve Tarım ve Orman Bakanlığınca uygun görülecek alanda dikim normlarına uygun, faaliyet yürütülecek saha ile eşdeğer büyüklükte zeytin bahçesi tesis edeceğini taahhüt etmesi zorunludur. Bu fıkra kapsamında zeytin sahasının taşınmasına ilişkin tüm masraflardan ve zeytin sahasının taşınmasından kaynaklanan tüm taleplerden madencilik faaliyeti yürütmesi yönünde lehine karar verilen kişi sorumludur. Bu fıkra kapsamında zeytin sahasının taşınmasına ilişkin usul ve esaslar Tarım ve Orman Bakanlığının uygun görüşü alınarak Bakanlıkça, zeytin bahçesi tesis edilmesine ilişkin usul ve esaslar Tarım ve Orman Bakanlığınca belirlenir.

Yönetmelikte öne çıkartılan noktalar (berbat lisanı ve yazma tekniğini ihmal ederek söylersek) şunlar:

1) İlgili kişiye (şirkete) geçici olarak madencilik yapma izni verilmesi,

2)  Madencilik yapılacak yerdeki zeytinlik alanın başka bir yere taşınması,

3) Faaliyet izin alanının madencilik faaliyetlerinin tamamlanmasından sonra rehabilite edilmesi

4) Taşımanın mümkün olmaması durumunda madencilik faaliyetinin yürütüldüğü alana eş değer bir başka alanın zeytinlik hâline getirilmesinin sağlanması.

Bu düzenleme dünyanın her ve herhangi bir ülkesinde karşımıza çıkabilecek türden bir düzenleme. Muhtemelen bu alanda yapılacak bir karşılaştırmalı araştırma bu gerçeği hemen gösterecektir. Yani kopartılan gürültünün sebebini anlamak mümkün değil. Ya da temelsiz, mantıksız ve kategorik muhalefet anlayışı ve yaklaşımı çerçevesinde izah edilmesi mümkün. Başka bir deyişle, bütün bu hususlardan zeytinliklerin talan edileceği iddiasını çıkartmak için kişinin tam bir yalancılık alışkanlığına ve mantıksızlığa sahip olması gerekir.

Meseleye daha geniş açıdan da bakılabilir.

İnsan türü zeytine de madene de muhtaç. Zeytin bir gıda ürünü olarak maden ise insanın yaptığı ve genellikle gıdanın üretiminde, işlenmesinde ve üretilmiş, tüketime hazır hâle getirilmiş gıdanın tüketiciye ulaştırılmasında kullanılan aletler, cihazlar ve enerji için şart. Bu iki şey farklı kategorilere ait oldukları için aralarında anlamlı ve tam bir karşılaştırma yapılması zor. Ancak, yine de bir karşılaştırma fiyatları üzerinden yapılabilir. Madenlerin çoğunun zeytinden daha kıymetli olduğuna kuşku yok. Bunun ana sebebi zeytin arzının maden arzına nispetle çok daha fazla olması. Nitekim Türkiye bir zeytin ülkesi. Hemen her sofrada zeytin bulunur ve hemen her insan zeytin tüketir. Bugüne kadar zeytine ilişkin bir sıkıntı yaşandığını çok şükür ne duyduk ne de gördük. Buna karşılık Türkiye maden bakımından bir zamanlar inanmamızın sağlandığı gibi zengin bir ülke değil. Hatta epeyce fakir bir ülke. Bu yüzden her madenin keşfedilmesi ve çalıştırılması gerekiyor. Aksi hâlde ülkenin ekonomik olarak gelişmesi, zenginleşmesi ve insanların refah seviyesinin yükselmesi imkânsıza yakın.

Bu iktidarın madenlerin açılması ve işletilmesi konusunda -tarımsal üretimin aleyhine olacak şekilde-  vahşi bir politika izlediği yolunda bazı çevrelerde yaygın sayılacak bir kanaat var. Buna göre iktidar tarım alanlarını acımasızca madencilik faaliyetlerine açıyor. Tabiat zenginliklerinin talan edilmesine izin veriyor, öncülük ediyor. Gelgelelim veriler en azından zeytinlikler açısından bu kanıyı doğrulamıyor, aksine, çok bariz şekilde yalanlıyor. Nitekim 2000’li yılların başında yaklaşık 100 milyon olan zeytin ağacı sayısı 2020’li yılların başında yaklaşık iki yüz milyona çıkmış. Yani zeytin ağaçlarının sayısı ikiye katlanmış.

Diğer bir mesele de lokal çevre milliyetçiliği. Zeytin alanlarının madenciliğe açılmasına karşı çıkanlar madenleri doğrudan veya maden ihtiva eden şeyler yoluyla dolaylı olarak kullanmaktan geri kalmıyor. Başka bir deyişle, dünyanın başka yerlerinde -söz gelimi zeytinliklerde- madencilik faaliyetlerine alan açılmasına, izin verilmesine rıza gösteriyor ve oralardan çıkartılan madenlerden yararlanıyor. Tek dertleri kendi alanlarında madencilik faaliyetlerinin yapılmaması.  Yani çevre milliyetçiliği. Oysa dünyanın her tarafında onların çizgisi -yani çevre milliyetçiliği- hâkim olsa bugünkü dünyamız çok farklı bir yer olurdu…

Ezbere konuşan ve havaya atıp tutan insanlarla uğraşmak gerçekten zor ve çoğu zaman işe yaramaz bir çaba.

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,726TakipçilerTakip Et