Vergiyle Boğulan Milletler

Devletlerin en temel gelir kaynağı vergidir. Ancak bu aracın bir düzenleme ve kalkınma mekanizması mı yoksa toplumun sırtına yüklenen bir pranga mı olacağı, izlenen vergi politikasıyla doğrudan ilgilidir. Tarih boyunca yüksek vergi politikalarıyla halkını zorlayan devletlerin ya küçüldüğü ya da kalkınma fırsatlarını kaçırdığı defalarca görülmüştür. Bugün Türkiye’de olduğu gibi birçok ülkede “vergiyi artırarak bütçe açığını kapatma” kolaycılığına başvuruluyor. Fakat bu kısa vadeli çözüm, uzun vadede ekonomiyi büyütmek yerine daraltır, girişimcinin cesaretini kırar, yatırımcıyı kaçırır. Üretmek yerine kaçış yolları arayan, kayıt dışına yönelen veya başka ülkelere sermayesini taşıyan bir iş dünyası doğar. Dünya ekonomisinden örneklere bakınca ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır:

Örneğin; Yunanistan 2008 sonrası kriz döneminde bütçe açıklarını kapatmak için vergi oranlarını artırdı. KDV’nin %23’e çıkması, gelir vergilerinin katlanması ve ek mülk vergileri, yatırımcıyı ürküttü. Sonuç mu? İşsizlik %27’lere fırladı, genç nüfus kitlesel şekilde Avrupa’nın diğer ülkelerine göç etti.

Yine Fransa uzun yıllar “yüksek vergi – yüksek refah” modelini denedi. Ancak %75’e varan üst gelir vergisi oranları, ünlü iş adamlarını ve sanatçıları komşu ülkeleri Belçika’ya göç ettirdi. Sermaye ve beyin göçüyle Fransa’nın dinamizmi kayboldu, rekabet gücü azaldı.

Benzer bir hatayı İsveç 1970’lerde çok yüksek vergilerle sosyal devlet anlayışını finanse etmeye çalışarak yaptı. Ancak şirketlerin vergi yükünden nefes alamadığı, vatandaşların tüketim gücünün düştüğü bu dönemde İsveç ekonomisi durgunluğa girdi. İsveç’in yeniden toparlanması, 1990’larda vergi indirimleri ve piyasa reformlarıyla mümkün oldu.

Dahası vergi oranlarının artırılması kadar, vergi çeşitliliğinin sürekli genişlemesi de büyük bir problemdir. “Çevre vergisi, konaklama vergisi, dijital hizmet vergisi, ek motorlu taşıt vergisi” gibi adlar altında alınan her yeni vergi, toplumda “devlet halkını soymakla meşgul” algısı oluşturur. Güven erozyonu başlar. Vatandaş, devletin tasarruf etmesini değil, sürekli kendi cebine göz dikmesini görür. Bu durum sosyal sözleşmeyi sarsar. Oysa kalkınmış ülkeler bize başka bir yol gösteriyor. İrlanda’ya baktığımızda düşük kurumlar vergisi (yıllarca %12,5) sayesinde dünyanın teknoloji devlerini çekti. Bugün Google’dan Facebook’a kadar onlarca şirketin Avrupa merkezi Dublin’de. Bu politika, İrlanda’yı “Avrupa’nın Silikon Vadisi” yaptı. Singapur ise basit, anlaşılır ve düşük vergilerle yatırım dostu bir ortam sundu. Yüksek refah seviyesine, yüksek vergiyle değil, akıllı vergi politikalarıyla ulaştı. Özellikle Singapur örneği Türkiye’nin kesinlikle yakından incelmesi gereken bir örnektir. Kısacası, devletin görevi vergiyle halkını boğmak değil, vergi politikasını adil, sade ve teşvik edici bir hale getirmektir. Yüksek vergi ve vergi sayısındaki artış, devletin kısa vadeli rahatlaması için halka uzun vadeli bir darbe indirmekten başka bir şey değildir. Bugün şu soruyu sormak gerekiyor: Devlet, vergiyi bir kalkınma aracı mı görüyor, yoksa bir ceza sopası mı?

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et