Şenol Kaluç* – Alevi açılımının içi boş mu?

Alevi açılımının içi iddia edildiği gibi boş mu? Geride kalan süreçte hiçbir şey yapılmadı mı? Yapıldı ise neler yapıldı? Bu soruların cevabı ön yargılar bir tarafa bırakılarak araştırılmalıdır. Alevi açılımının sanıldığı kadar kolay olmayacağını herkes gibi Aleviler de biliyor. Zorluk birçok boyutla beraber Alevilerin, Sünnilerin ve bizatihi devletin yapısı ve ideolojisinden kaynaklanıyor.

Bugün yaşayan sosyolojik Aleviliğin çok ciddi problemleri var. Aleviliği siyasal bir değer olarak gören Alevilerin çok azının inançsal talepleri var. İnançsal taleplerde bulunan Aleviler ise örgütsel boyutta çok zayıf. Genelde köy dernekleri etrafında birleşen Alevilerin temel istekleri yılda birkaç defa Cem törenini yapabilmek, dedesi ile buluşup, hiç olmazsa senede bir kurban kesip, lokmasını yemek ve belki de en önemlisi çoluk çocuğunun da yol-erkân görmesi.

Peki, örgütlü Alevilik ne istiyor? Kâğıt üzerinde bir sürü talepleri var ama Aleviliği ve kendilerini tanımlarken kullandıkları tabirler ile bir Alevi örgütlenmesinin çok ötesindeler. Kendilerini Atatürkçü, laik, solcu, çağdaş, demokrat vb. günümüz ideolojileriyle tanımlayan çok geniş bir kesim var. Bu durumda dini bir yapı olması gereken Alevilik seküler-din dışı bir dairede tanımlanıyor. Eğer Alevilik Atatürkçülük, laiklik, solculuk, çağdaşlık ise Aleviliğe de gerek yok demektir. Sonuç itibarıyla Alevilik bu ideolojilere göre geri kalmış feodalite kalıntısı bir kültürdür. Halbuki Aleviliğin kendisini din-inanç ekseninde tasavvur ettiğini, seküler bir yaşam tarzı olmadığını hepimiz biliyoruz.

Alevi çalıştaylarının birincisine katılan Alevi STK’ları taleplerini birleştirerek -doğru bir adımdı-ortaya koyarken, bazı örgütler daha sonra süreçten çekildiler. Bu toplantı tek başına açılımın en büyük kazanımıdır. Cumhuriyet tarihinde Alevilik ilk kez devlet tarafından kabul görüyor, muhatap alınıyor ve Aleviler taleplerini doğrudan devlete sunuyordu. Ak Parti Hükümeti rahmetli Ecevit’in Alevi önderlerine yaptığı gibi “Sağda solda konuşun elbet bir gün Aleviliğe de sıra gelir” gibi bir yaklaşım sergilemiyor ve sorunu ülke gündemine sokma cesaretini gösteriyordu. Böylece Aleviler Türkiye tarihinde ilk kez kendilerini ifade etme ve hesap sorma şansını siyaseten kendilerine uzak gördükleri Ak Parti eliyle yakaladı. Ak Parti vasıtası ile hem devlet hem de muhafazakâr kesimler görmezden geldikleri ve önyargılar besledikleri Alevilik ile yüzleşirken, -derin- devletten, muhafazakâr kesimlere kadar geniş bir yelpazede çözüme karşı güçlü bir muhalefet ortaya çıkıyordu. Çalıştayların arka yüzünde yaşananlar Alevilerin de bu sürece hazır olmadığını gösterdi. Çalıştaylar kitap haline getirildi ve yakında kamuoyu ile paylaşılacak. Bu kitapçıklar taraflar arasındaki samimiyet, samimiyetsizlik ve ön yargıları ortaya koyarken; salim kafalar Ak Partinin yüklendiği ağır sorumluğun hakkını verirken, bazı kesimlerin bu raporları Alevilere, Sünnilere ve Ak Parti’ye vurmak için bir kanıt olarak kullanacakları gün gibi aşikârdır.

Alevi STK’ları taleplerinin mevcut laiklik ve devrim kanunları ile ne kadar uyuşup uyuşmadığını çok iyi biliyorlar. Diyaneti ve din derslerini kaldıralım, Cemevlerine hukuki statü verelim, dedelere maaş bağlayalım derken bütün bunların mevcut laiklik uygulaması ile çeliştiğini görmezden geliyorlar. Cemevlerine dini statü verildi diye Cumhuriyet Başsavcısı Anayasa Mahkemesi tarafından ‘LAİKLİK KARŞITI ODAK’ olma suçlamasına maruz kalan Ak Parti’ye kapatma davası açsa ve kapatsa Aleviler nasıl bir tepki verecekler, belli mi?

Kendimizi kandırmayalım örgütlü, örgütsüz Alevilerin önemli bir kısmı için sorun Alevi sorunu değil Ak Parti sorunudur. Ve bilmekteyiz ki pek çoğu Ak partiye kızmaktadır ‘nereden çıktı bu açılım hikâyesi’ diye. Hepimiz mevcut düzende gül gibi geçinip giderken, mağdur edebiyatı ile hiçbir şey yapmadan yapıyormuş gibi davranırken, şimdi bir şeyler yapılması zaruri hale gelmiştir. Artık politize olmamış genç nesiller daha aklı başında analizler yapabiliyor ve gördükleri manzarayı sorguluyorlar.

Alevi STK’larının son 20 yılda Aleviliğe yaptıkları hizmetler ortada. Sürekli eleştirilen Sünni cemaatlerin geldiği nokta ile Alevi STK’larının geldikleri noktanın çok farklı olduğu açık. Alevi STK’ları dört duvar arasına pek çok yer inşa ettiler ama entelektüel camiada haklarını savunacak çapta isimler yetiştiremediler ve bu yönde bir adım atamadılar. Alevi kültürünün yeniden inşası konusunda Diyanet’in ve İlahiyat Fakültelerinin Sünni kökenli araştırmacıları olmasa ortada bir Alevi külliyatından dahi söz edemeyeceğiz. Halbuki geride kalan 20 yılda bu yönde çalışmalar yapılabilseydi bugün elimizde zengin bir Alevi külliyatı olabilirdi.
Alevi örgütlenmeleri artık Madımak diyerek, çağdaşlık diyerek, Atatürkçülük diyerek Alevi haklarını savunamayacakları bir noktaya geldiler. Milyonluk bir kitlenin temsilcisi olan Alevi STK’larının bu güne kadar Madımak Otelini satın alarak sorunu çözememeleri ayıbının tartışılması gerekir.

Ak Parti hükümeti henüz yasal düzenlemeler yap(a)mamış olsa da Alevilik bir Türkiye gerçekliğidir ve dönüşü yoktur. Bu saatten sonra hiç kimse dün olduğu gibi Aleviliği yok sayamaz, Alevi STK’larıda Alevicilik oynayamaz.
Aleviliğin kültürel haklarının verilmesi ülkemizdeki tüm inanç gruplarının serbestîsi ile -Alevilerin çok savundukları mevcut laiklik anlayışı yerine- içi özgürlüklerle doldurulmuş bir laikle mümkün olduğu kavranmalıdır. Ben Cemevimin yanında Mevlevi Dergâhı’nı da, Kadiri ya da Rıfai Dergâhı’nı da görmek istiyorum. Ulu ozan Nesimi’nin dediği gibi “Kâh giderim medreseye hu çekerim hak için, kâh giderim meyhaneye dem çekerim aşk için…

 Radikal, 26.07.2010

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et