Özgürlük üzerine birkaç söz

Farklı dinlere ve kültürlere mensubiyet, insanları aynı varlık türüne dâhil edilmelerini imkânsızlaştıracak ölçüde birbirinden farklılaştırmıyorsa, temel insanî değerlerin en başında gelen özgürlüğün birbirinden tamamen farklı tanımları yapılamaz. 

Başka bir deyişle, özgürlük, farklı “irfan ve felsefe havza”larına bağlı olarak farklı şekillerde tanımlanamaz. Tanımlanabileceğini kabul edersek, hem birbirimizle bu kavram aracılığıyla iletişim kuramayız hem de kavram gerekleri konusunda mutabakat sağlayabileceğimiz ve siyasî-hukukî yapılanmada temel alabileceğimiz bir kavram olmaktan çıkar. Bu durumda, her özgürlük tanımını, aslında özgürlüğü reddediyor olsa bile, doğru kabul etmemiz gerekir. İnsanları tahakküm altına alan ve hayatları iktidar sahiplerinin uçuk projeleri uğruna acımasızca harcayan sistemler bile büyük bir özgüvenle özgürlükçü olma iddiasını ileri sürebilir.

Bunun tipik bir örneğini sosyalist teori ve pratik sağlamıştır. Sosyalizm, liberalizmin özgürlük kavramını almış ve özgürlüğün anlamını ve karakteristik özelliklerini değiştirmiştir. Liberaller özgürlüğü bireye ait bir değer olarak görürken, sosyalistler onu gruba (sınıfa) mal etmiştir. Liberaller, özgürlüğün özünün kişinin tercih ve yaşayışında keyfî olarak engellenmemesi olduğunu söylerken, sosyalistler negatif özgürlüğün gerçek değil, şeklî özgürlük olduğunu ve gerçek özgürlüğün ancak devlet tarafından hazırlanacak maddî temellerde gerçekleşebileceğini savunmuştur. Liberaller, özgürlük için devlet iktidarının sınırlanmasının şart olduğunu düşünürken, sosyalistler uygun kişiler tarafından doğru istikamette kullanılacak devlet iktidarının özgürlüğü tesis edebileceğini düşünmüştür. Sonuç herkesin görebileceği kadar açık ve net olmuştur. Liberal sistemler, sosyalist sistemlerden her bakımdan çok daha özgürlükçü olmayı başarmıştır.

LİBERALLER ÖZGÜRLÜKTEN NE ANLAR?

Bir dinî bağlılığı ve dinî hayatı özgürlükle özdeşleştirmek, şahsî bir tercih olarak negatif özgürlük çerçevesinde yapılabilir. Buna iç özgürlük denir. Ama bu anlayış genel negatif özgürlüğün yerine konamaz; çünkü ikisi aynı fonksiyona hizmet etmez, edemez. Bu, sadece Müslümanlar için değil, her dinin müminleri için geçerlidir. Başka bir deyişle bir dinin içinden bakarak genel bir özgürlük tanımı yapamazsınız. Zira sizin tanımınız sizin inanç dünyanızı kapsayabilir ve sizin inanç dünyanız bütün insanlığın inanç evreninin tamamı değil sadece bir parçasıdır. Bir genel tanım yapmayı başardığınızı sansanız bile bu tanım asla sizin gibi olmayanların tamamını ikna etmez ve bu yüzden barışçıl bir ortak insanî varoluşa zemin hazırlayamaz. Dinler insanlardan inanma ve teslimiyet ister. Özgürlük ise çok şıklı bir seçenek yelpazesinin var olmasını talep eder. Mesela din özgürlüğünü ele alalım. Liberaller, din özgürlüğünü temel özgürlük alanlarından biri olarak görür. Din özgürlüğü bir dine inanmak kadar inanmamayı da, bir dine bağlı kalmak kadar o dinden vazgeçmeyi de kapsar. Bireyin din özgürlüğüne sahip olması, onun dinler arasında tercih yapma hakkına sahip olması demektir. Bu anlayış, bireyin hangi dini seçmesi gerektiğiyle ilgili bir ima içermez. Neyi seçeceği bireye kalmıştır. Liberaller, dinin mahiyetiyle, hangi dinin hangisinden hangi bakımlardan üstün olduğuyla liberal teori çerçevesinde ilgilenmezler. Onu, başka bir alana bırakırlar. Ama barışçıl bir toplumsal hayat için din özgürlüğünün şart olduğunu vurgularlar. Oysa, özgürlükle İslam aynı şeyse veya özgürlük İslam çerçevesinde Tanrı’nın buyruklarına uymaksa o zaman Müslüman olmayanlar özgürlük diye bir değere sahip değil dememiz ve aynı şekilde, İslam’ı terk edenin bu temel değeri de insanî hayatından çıkardığını kabul etmemiz gerekir.

Birçok liberal açısından Heidegger, özgürlük tartışmasında dikkate alınması gereken bir filozof değildir. Zira liberal teori ontolojik problemlerle meşgul bir yaklaşım olarak görülmez. Başka bir deyişle özgürlük, insan–Tanrı ilişkisi bağlamında ele alınmaz. Tanrı var mıdır, yok mudur? İnsanın Tanrı karşısındaki konumu nedir? İnsan nereden gelmiştir, nereye gitmektedir? Hayatın anlamı nedir? Liberalizmin bu sorulara hiçbir cevabı yoktur. Olsaydı bildiğimiz şey olmaktan çıkar ve bir dine dönüşürdü. Liberallerin pozisyonu gayet açıktır. Geniş toplumda yukarıdaki sorulara birden çok cevap verilir ve bu cevapların hiçbiri inananlarına diğerlerini bastırma hakkını kazandırmaz. Liberalizm, “bırakın insanlar hangi dini, hangi dinin hangi yorumunu seçeceklerine kendileri karar versin” der. Bunun da ancak ve ancak pozitif içeriği olmayan bir çerçeve değeri, yani negatif özgürlüğü esas alan bir siyasî yapılanmada mümkün olabileceğinin altını çizer.
 
Liberallerin özgürlüğü nasıl temellendirdiği, özgürlük tartışmasında ikincil önemdedir. Kimi onu Tanrı’nın insanlara bahşettiği bir hak olarak görür; kimi insan tabiatından kaynaklandırır; kimi bir evrim süreci insanlığa yarayışlı olduğunu ispatladığı için özgürlüğün doğduğunu ve kurumsallaştığını ileri sürer. Ancak nereden ve nasıl kaynaklandığına inanılırsa inanılsın, özgürlüğün mahiyeti ve gerekleri açıktır. Kişiler kendi hayatının başka kişilerden daha fazla sahibidir. Herkes inancını, değerlerini, hayat tarzını seçme ve izleme hakkına sahiptir. Bir Müslüman herkesin İslam’ı seçmesini, bir ateist herkesin ateist olmasını isteyebilir. Bunda bir beis yok. Ama Müslüman özgürlüğü Müslüman olmakla, ateist ateist olmakla özdeşleştirirse, özgürlük ortadan kalkar. Özgürlük adına diğer insanları zorla Müslümanlaştırmak veya ateistleştirmek meşruluk kazanır. İşte bu yüzden, negatif özgürlüğü çiğneyerek yapılan, dinî veya ladini bir pozitif içeriğe sahip ve bir siyasî yapılanmaya temel teşkil edecek her özgürlük tanımı sekteryendir, ayrımcıdır ve savaşçıdır. Özgürlüğü kendi din anlayışıyla özdeşleştirerek çarpıtan yaklaşımın buna yönelik eleştiriyi “İslamiyet’in –sekteryen- savaşçı” olduğunun söylenmesi biçiminde takdim etmesi de hayranlık uyandırıcı bir el çabukluğudur. Söylem sahibinin kendisinin din anlayışını İslam’ın ta kendisi olarak gördüğünü ve dinde yorumlama tekeline sahip olduğunu sandığını göstererek, ilginç bir çizgiye ışık tutmaktadır. Kullanılan cümlelerin anlamı gayet açıktır. İslamiyet’in değil, özgürlük literatüründen habersiz bir İslamcı özgürlük yorumunun sekteryen ve savaşçı olduğu söylenmiştir.

Özgürlük elbette liberallerin değil, insanlığın bir “değer”idir. Özgürlüğün ne olduğunu da, teorilerden ve dinlerden çok insanî tecrübe belirlemiştir. Dünya tarihinin hangi dönemini ve hangi coğrafyayı incelerseniz inceleyin, hem özgürlüğün hem de özgürlüksüzlüğün şartlarının ve tezahürlerinin aynı olduğunu görürsünüz. Keza insanlar, liberaller, özgürlük iyi bir şeydir dediği ve onu iyi açıkladığı için değil, özgürlüğün tadını aldığı veya özgürlüksüzlükten çektiği için özgürlük istemektedir. Liberallerin farkı, özgürlüğü en iyi anlayan ve onun siyasî, ekonomik ve hukukî gereklerini en iyi formüle eden kimseler olmalarıdır. Bundan kimsenin gocunması, alınması, rahatsızlık duyması gerekmez.

Zaman, 30.10.2009
 

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et