Osman Can – Bir HSYK trajedisi

Onlar için tarih bitti. Bunu anlamaları gerekir… Ancak HSYK üyelerinin toplu istifası bir kez daha gösterdi ki “tarih bitecek ve bazıları ne olup bittiğini hiçbir biçimde anlamadan gidecek.”

Bir akademisyen meslektaşımız “tarih bitecek ve bazıları ne olup bittiğini hiçbir biçimde anlamadan gidecek” diye isyan etmişti, 12 Eylül referandumunun hemen ardından. HSYK üyelerinin toplu istifası bilgisi internet sitelerine düşünce bu söz aklıma geldi.

Yaptıkları açıklamalar ve gerekçeleri, bu dünyada ve Türkiye’de olup bitenler, dünyada geçerli hukuk devleti anlayışı, yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü konularında herhangi bir “doğru” bilgiye sahip olmadıklarını gösteriyor. Ait bulundukları yüksek yargı oligarşisinin kendi sanal dünyasında ürettiği sanal gerçekliğin yarattığı dünya gerçekliğinden kopukluk, başkaca bir değerlendirmeyi imkânsız kılmaktadır. Zaten bu arkaplandan hareketle hukuk devleti diye darbe uygulamalarının savunuculuğunu yaptılar. Özgürlük diye, kendi sanal gerçekliklerine uygun düşen davranış türlerini kabul ettiler. Demokrasiden tek parti diktatörlüğünün ürettiği algı ve uygulamaları içselleştirmiş kişilerin iktidarını veya bu doğrultudaki kurumların parlamentoya vesayet etmesini anladılar. Erkler ayrılığı ilkesinden, halkın yüzde 90’ına karşı darbeci ideolojinin önceliklerini cansiperane bir şekilde savunan kurumsal yapıların varlığını ve onların demokratik iradeden farklılaşması gereğini anladılar ve buna iman ettiler. Hukukun üstünlüğünden, “hukuk” örtüsü adlında ürettikleri şoven, militarist, seçkinci, darbeci ve oligarşik geleneğin üstünlüğünü anladılar. Laiklikten ise hiçbir şey anlamadılar. Daha çok kendileri için geçerli olabilecek faşizm, totalitarizm, diktatörlük gibi tüm negatif tanımlamalar, onların karşısında yer alanlara otomatik olarak yüklenmesi gereken etiketleri oldu.

Yargının 50 yıllık performansı

Bu nedenle 27 Mayıs darbesinin, hem öncesinde, hem darbe aşamasında, hem de sonrasında taşıyıcısı oldular. Darbeye destek verdiler. Bununla, Yassıada Mahkemesi’nde, darbenin kurucu meclisinde toplumun kaderine hükmetme imkânını elde ettiler. Sonrasında Anayasa Mahkemesi’nde, Yargıtay ve Danıştay’ın üst mevkilerinde yer aldılar. Ve bugüne kadar süregelen yargı pratiği, anlayışı ve ideolojisinin üretilmesinin, ardından bu pratiğin siyasal ve soysal sorunlarımızı kemikleştirmesinin, çözümsüz bırakılmasının mimarı oldular.

Darbeci yargı ve hukuk sisteminin inşasına doğrudan katıldılar. 9 Mart ve 12 Mart Cuntalarıyla işbirliği içinde oldular. 12 Eylül’ün hemen ardından sokağa çıkma yasağı kaldırılır kaldırılmaz biat etmek üzere darbecilerin huzuruna çıkabildiler. Yüksek Hâkimler ve Yüksek Savcılar Kurulu olarak emir ve direktiflerine hazır olduklarını beyan ettiler. 28 Şubat sürecinde servis araçlarına doluşup gönüllü ve iradi bir şekilde Genelkurmay Karargâhı’na koşturup brifing aldılar. Hatta brifinge götürülmeyen yüksek yargı mensuplarının, bunu bir onur meselesi yapıp, Genelkurmay’ı ikinci bir brifinge zorladıkları da bir vakıa. Türkiye’nin yargısal kurumları ve yargı aktörlerinin 50 yıllık performansları budur. Bu tarih içinde darbecilere karşı bir direniş örneği bulunmamaktadır. Demokrasi, özgürlük, katılımcılık, toplumsal taleplerin önceliği, ulusal iradeye saygı, özgürlükleri esas alan bir hukuk anlayışı başlıkları altında örnek verilebilecek bir mücadele örneği yoktur.

Ancak yukarıda ifade edildiği şekilde, darbeci zihniyet savunusu yaparken demokratik siyasal iradeye muhalefet etmeyi “demokrasi” veya “hukuk” uğruna mücadele diye anlayabildikleri örneklere çokça rastlayabiliriz. Bunun için 27 Mayıs sırasında ve sonrasındaki söylemlerine bakmak yeterlidir.

Bu tarz muhalefet, bir meslektaşımın ifadesiyle, Kral’ın kaftanının içine saklanıp “teba”ya dil uzatma örneğinden çok farklı değil.

Atamalarda ideoloji kıstası

İstifa eden üyelerin kararnameler, yargıç ve savcıların sorunlarıyla ilgili performanslarına ilişkin en önemli göstergeler, kamuoyuna yansıyan kararlarından, girişimlerinden ve beyanlarından okunabilir. Ferhat Sarıkaya’nın meslekten ihracı ve Erzurum savcılarının yetkilerinin alınması olayları, militarizme dokunan yargıç ve savcıları meslekten uzaklaştırma, görev yerlerini değiştirme, yüksek yargının temsil ettiği ideolojiye uygun davrananların hızla ve teamüllere aykırı bir şekilde yükseltilip Yargıtay ve Danıştay üyeliklerine ataması gibi icraatları karşısında, HSYK ile “hukuk”, “özgürlük” ve “demokrasi” kavramlarının yan yana kullanılması oldukça güçtür.

Darbecilere biat ettiler

Yine HSYK üyelerinin bahar aylarında değindikleri, dünkü istifaların ardından bugünün gazetelerinde de manşetten verilen “Pakistan Yargıçları” örneklemesi ise ayrı bir sefalet. Pakistan’daki yüksek yargıçlar, Ziya-ül Hak’ın darbesine ve darbeci uygulamalarına karşı onurlu bir istifa eylemi gerçekleştirirken, Türkiye’de HSYK’nın oligarşi temsilcisi üyeleri, 28 Şubat’ta Genelkurmay Karargahı’ndaki yüksek mahkemelerde birikmiş dosyaları bir kenara bırakıp brifinglere katılmayı onurlu davranış olarak benimsemişlerdi. 12 Eylül darbesinin ardından darbecilere biat eden bir oligarşik yapının başka bir tepki vermesini beklemek anlamsızdır. 27 Nisan 2007’deki geceyarısı askeri muhtıra ve darbe tehdidi atmosferinde, yüksek yargı temsilcilerinin, bırakın demokratik bir ses yükseltmeyi, bu muhtırayla aynı içerikte başkanlar kurulu bildirilerine imza atmaktan çekinmediği ve ardından açılan kapatma davasının iddianamesinin bu doğrultuda biçimlenmesinden hiçbir rahatsızlık duyulmadığı ortada.

Hatta kapatma davası iddianamesine yönelik eleştirileri, yürüyen bir yargı ve hukuksal sürece müdahale diye mahkûm etme çabaları da henüz zihinlerde canlılığını koruyor. Kapatma davalarının politik zamanlaması konularında militarizmin temsilcileriyle yüksek yargı aktörlerinin periyodik toplantılar yaptığı bilgisini de burada sıralayınca, Pakistan’daki yargıçlarla kurulabilecek tek benzerliğin, giyilen yargıç cüppeleriyle sınırlı olduğu ortaya çıkıyor. Bu haliyle durumları, Pakistan yargıçlarına değil, ancak ülkeyi, iktidarı terk etmek zorunda kalan darbeci Pervez Müşerref’e daha çok benzemektedir.

Artık devirlerini tamamladılar

Demokrasi, özgürlük ve tarafsız yargı gibi çağdaş demokratik dünyanın değerlerine karşı yürütülen bir mücadelenin önemli aktörlerinin, özellikle 2010 referandumunun ardından artık devrini tamamlamış bir siyasal geleneği temsil ettiklerini görmeleri gerekir. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Avrupa’da sona erdiği halde, 2010 Türkiye’sine kadar ulaşabilen bir siyasal geleneğin temsilcisi olarak, bu başarıyı kendi onur hanelerine kaydedebilirler. Ancak tarihi biraz da kendi seyrine bırakmaları ve unutulmayı tercih etmeleri gerekir. Bu şekilde 1945 sonrası ulusalcı ve militarist Alman yargıçlarının yaptığı gibi bir rehabilitasyon imkanı bulabilirler.

Onlar için tarih bitti. Bunu anlamaları gerekir. Tarihöncesi siyasal aktörler olarak gündelik hayatımıza müdahale etmeseler ve biz de yeni yapılanmada siyasal aktörleri demokratik bir eksende ve doğrultuda eleştirme görevimizi yerine getirsek, kendilerine minnettar kalacağız.

Star-Açıkgörüş, 13.10.2010

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et