Küçük şeyler ve hayatımız

Trafik deyince ele alınması gereken mühim bir konu, büyük şehirlerde, özellikle İstanbul’da, dolmuş-otobüs şoförlerinin araçlarını kullanma pratikleri ve yolculara karşı davranışlarıdır. Toplu taşıma aracı sürücülüğü sorumluluğu yüksek bir iş. Özellikle önemli olan, sürücülerin ehil, dikkatli, efendi, kolay öfkelenmeyen, kibar lisanlı kimseler olmalarıdır. Belediye, belki de, özel halk otobüslerinin firmalaşmasını yahut kooperatif kurmasını teşvik etmelidir.

Türkiye gibi aşırı politize olmuş ülkelerde insanlar makro problemlerle meşgul olmayı ve makro çözümler üretmeye çalışmayı sever. Tepeden inme, bir anda sonuç verecek, mucizevi çözümler arar. Tamamen kişisel problemlerini bile genel sorunlara bağlar. Buna paralel olarak aydınlar ve düşünürler de büyülü çözümler sunduğuna inanılan kolektivist, toptancı yaklaşımlar etrafında dolanır. Şöyle şeyler söylenir: Devrim bir gerçekleşse, herkesin her problemi hemen çözülür (Sosyalist). Türklük gururu ve şuuruna uygun davranılsa, hiçbir sorunumuz kalmaz (Sosyalist). Müslümanlığın gereklerine hakkıyla uysak bütün iç ve uluslararası problemlerimiz kendiliğinden ortadan kaybolur (İslamcı). Devlet eşitlik ve adalet ilkelerine uygun olarak toplumsal hayatı tanzim etse, mükemmel bir toplum ortaya çıkar (Sosyal demokrat ve sosyal liberal).

Şüphe yok ki, ülkelerin genel siyasi, hukuki, ekonomik yapılanmalarının bazı problemlerin doğması ve belli şekiller almasıyla ilişkisi vardır. Ancak, birçok problemin mahalli şartlarla ve insanların kişisel vasıfları veya vasıfsızlıklarıyla da ilişkisi bulunur. Ayrıca, hayatımızın asıl ağırlıklı bölümü ülke sathından ziyade sokak, mahalle, işyeri ve şehir ortamında yaşanır. Bu yüzden, hayat şartlarımızın iyileşmesi, yukarıdan gelecek genel iyilikler kadar, mikro ölçekte ve “alt” seviyelerde gerçekleştirilecek ilerlemelere bağlıdır.

Buna birçok örnek verilebilir. En bilineni ve en kolay anlaşılanı trafiktir. Sürücülerin çoğunun aksi, saldırgan, “cin fikirli” olduğu; trafik kurallarının kendisi için değil diğerleri için var olduğuna inandığı; başkaları kuralları çiğneyince bağırıp çağırdığı ancak kendisinin kurallardan kaçmak için fırsat gözlediği bir trafik ortamında, yollar ve işaret levhaları ne kadar iyi olursa olsun, sakin, akışkan, düzgün bir trafiğin oluşması beklenmez. Hiçbir makro çözüm de, sürücülerin tavırlarını bugünden yarına değiştiremez. Böylece insanlar birbirlerine eziyet ederek, yollarda ömür törpüleyip durur.

Trafik deyince ele alınması gereken mühim bir konu, büyük şehirlerde, özellikle İstanbul’da, dolmuş-otobüs şoförlerinin araçlarını kullanma pratikleri ve yolculara karşı davranışlarıdır. Kabul edilmeli ki, dolmuş-otobüs şoförlerinin davranışları özel sürücülerinkine nispetle masaya yatırılmayı daha çok hak ediyor; çünkü, onlar kitleler halinde insan taşıyor.

Büyük şehirlerde otobüslerin ve dolmuşların çok sayıda insanın hayatını kaybetmesine veya ömür boyu engelli kalmasına sebep olan kazalara yol açtığını veya karıştığını biliyoruz. Bu kazalarla ilgili raporların ayrıntıları incelendiği zaman, kazaların arka planında normali aşan insan hataları ve kusurlarının olduğu görülüyor. Hiçbir insan kusursuz bir makine gibi davranamaz. Bazen elimizde olmadan da, kendi irademiz veya kontrolümüz dışındaki faktörlerin etkisiyle hata yapabiliriz. Bazen de kendi küçük hatalarımız acı sonuçlar ortaya çıkarır. Bunlar insani hayatın doğal halleridir. Ne var ki, dolmuş ve otobüs şoförlerinin kazalarını inceleyince, normal insani hata sınırlarının çok ötesine geçen hatalarla karşılaşıyoruz. O kadar ki, bazen kazalar kelimenin tam anlamıyla sürücülerin eseri oluyor. Mesela, 13 Eylül 2010’da İstanbul’da İkitelli–Altınşehir yolu üzerinde meydana gelen kazada bir yolcu minibüsü ile bir akaryakıt tankeri kafa kafaya çarpıştı ve minibüsteki 13 kişi öldü, 8 kişi ciddi biçimde yaralandı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait kameraların kayıtları incelenince, tankerin kırmızı ışığa yaklaşınca yavaşladığı, ancak zemin ıslak-kaygan olduğu için karşı şeride doğru kaydığı görüldü. İçinde 18 yolcu bulunan minibüs ise kırmızı ışıkta durmak yerine son hızla yola devam etmişti. Korkunç kaza bu yüzden oldu. Sürücülerin sicilleri incelenince ortaya dehşet verici bir tablo çıktı. Minibüs şoförü 10 yılda 39 ceza almıştı. Bunların 6’sı tehlikeli araç kullanmak yüzündendi. 3 Temmuz 2007’de sürücünün ehliyeti 60 gün süreyle iptal edilmişti. Sürücü 10 ayda 335 ceza puanı almıştı.

DİKKATSİZLİK, YETERSİZLİK, SABIRSIZLIK…

İstanbul’da toplu taşıma araçlarını –dolmuş ve otobüsleri– kullanarak şehir içinde seyahat eden insanların kişisel gözlem ve tecrübeleri de bu araçların şoförleriyle ilgili bazı ortak noktalar tespit etmeye izin veriyor. Çok az sayıda istisnaları olmakla beraber, şoförler öfkeli, kaba, küfürbaz ve sabırsız. Gereksiz risk almaya çok yatkın. Toplu taşıma araçlarını bazıları bir otomobil kıvraklığıyla kullanmaya çalışıyor. Yolcu kapma çabası dolmuş–otobüs (elbette daha çok halk otobüsü) şoförlerinin güzergâhlarındaki yolculukların adeta ralliye dönüştürülmesine yol açabiliyor. Yolculara saygı yok seviyesinde. Yolcunun emniyeti umursanmıyor. İnsanlar oturmadan veya sağlam bir şekilde tutunmadan araçlar hareket ettiriliyor. Bazen insanlar inmeden araç hareketleniyor. Araçların içinin pisliği ve yolcunun rahatının gözetilmemesiyse ayrı bir problem.Bu problemlerin kaynağı nedir ve bunlar nasıl çözülebilir? Sıkıntıların araçların teknik yapısıyla ve yol şartlarıyla bağlantıları inkâr edilemez. Şoförlerin çalışma ortamı ve şartlarının sağlıksızlığı da. Sıcak havalarda araçların içi hamama dönüyor ve bu, saatlerdir direksiyon çevirmekte olan şoförlerin sinirlenmesini, dolayısıyla yolcuya kabalaşmasını ve yolda dikkatsizleşmesini kolaylaştırıyor. Bu yüzden, bütün toplu taşıma araçlarına klima mecburiyeti getirilmesi gerekir. Araçların teknik vasıflarının yüksek tutulması da şart. Belli araçlara imtiyaz veren otorite hizmet şartlarıyla ilgili belirlemeler de yapma hakkına sahiptir. Bu çerçevede toplu taşıma araçlarına konulan hız kısıtlamaları daha sıkı takip edilmeli, belki araçlara takılacak cihazlarla devamlı denetlenmelidir.

Ancak, işin en önemli kısmı, sürücülerin kişilikleriyle alakalı. Toplu taşıma aracı sürücülüğü, sorumluluğu yüksek bir iş. Bu yüzden, özel vasıflara sahip insanlara tahsis edilmeli. Bunu söylerken, işi diplomaya bağlamayı kastetmiyorum. Diploma şartı bazen işe yarayabilir, ama bunun bir garantisi yok. Özellikle önemli olan, sürücülerin ehil, dikkatli, efendi, sakin, kolay öfkelenmeyen, kibar lisanlı kimseler olmalarıdır. Bazılarının tabiatı, ellerinde bulunmadan, bu işe uygun olmayabilir. Böylelerinin toplu taşıma aracı sürücülüğünden uzak tutulması gerekir. Belediye, belki de, özel halk otobüslerinin firmalaşmasını yahut kooperatif kurmasını teşvik etmelidir.

Bize küçük görünen şeyler hayatımız açısından büyük önem taşıyabilir. Bu yüzden, sadece makro problemlere genel çözümler bulmaya çabalamakla kalmamalıyız. Günlük, mahalli, küçük problemleri çözmede kendimizi geliştirmemiz, hem hayat şartlarımızı önemli ölçüde iyileştirebilir hem de büyük problemlerin çözümünü kolaylaştırabilir.

Zaman-Yorum, 19.08.2011

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et