İdeoloji kötülüğü mazur gösterebilir mi?

1930’lu yıllarda Dersim isyanının kanlı bir şekilde bastırılmasını mazur gösteren ve bunu baskıya karşı direnmeyi “terör”le özdeşleştiren bir mantık içinde yapan sözleri yüzünden CHP’li Onur Öymen bir haftadır eleştiriliyor. Özellikle de Alevi-Kürtlerden gelen yoğun kınama ve protestoların Öymen’in siyasi kariyerinin sonunu getireceği sanılırken, tam aksine ona hiçbir şey olmadı ve Deniz Baykal’ın desteği sayesinde CHP yönetimindeki yerini korudu.
Alevilerle ilgili olarak yaptıkları bundan daha masum jestler nedeniyle siyaset veya sanat kariyerleri büyük yara alan başka örnekler hatırlandığında, Öymen’in durumu ilk bakışta anlaşılmaz gelebilir. Ama aslında öyle değil. Bu işin sırrını yine Öymen’in kendini savunma sadedinde dile getirdiği sözlerden de çıkarabiliriz.

Onur Öymen kendini savunma amacıyla özetle iki şey söyledi (mealen): 1. Cesaretiniz varsa Atatürk’ü eleştirin, 2. Alevilerle CHP “Atatürk ilkeleri”yle ve “çağdaşlık”la birbirine bağlıdır.

Birinci önermeyle Öymen’in bize anlatmak istediği aşağı yukarı şudur: “Dersim isyanının kanlı bir şekilde bastırılması Atatürk döneminde, onun onayıyla gerçekleşmiştir. Dolayısıyla, Atatürk’ün bu ‘icraat’ını bugün savunan beni değil, doğrudan doğruya Atatürk’ü eleştirmelisiniz. Sıkıysa eleştirin!”

Öymen’in bir “katliam”ı böyle soğukkanlı bir dille mazur göstermeye çalışmasındaki “vicdan zaafı”nı bir yana bıraksak bile, söylemeye çalıştığı şeyin Türkiye’nin siyasi rejimi açısından ifade ettiği anlamı görmezden gelemeyiz. Bu bize, cari “rejim”in, hem bir kötülüğü sırf Atatürk döneminde yapıldığı için mazur görmemizi istemeye hakkı olduğunu, hem de yanlış bile yapmış olsa Atatürk’ü eleştirmenin caiz olmadığını anlatıyor. Oysa, bunlardan birincisi  “medeni” bir toplum olmakla, ikincisi ise demokratik bir rejim olmakla bağdaşmıyor.

CHP ile Alevileri “Atatürk ilkeleri” ve “çağdaşlık”la birbirine bağlayan ikinci önermeye gelince, bu sözde ifadesini bulan paternalizmin de özgür bir toplum anlayışına ters düştüğünü belirtmek durumundayım. Paternalizm, çünkü, Öymen Alevilere “size yapılan kötülüğü, o kötülük sizin de bağlı olduğunuz ‘Atatürk ilkeleri’ adına yapıldığı için mazur görmelisiniz. Bu size kendi iyiliğiniz için yapılmıştır” demeye getiriyor. Ayrıca şunu da söylemiş oluyor: “CHP de sizin gibi ‘Atatürk ilkeleri’ne bağlı olduğu için, size ne kadar acı vermiş olursa olsun, Dersim faciasının tarihsel faili ve bugün de onaylayıcısı olan partime bağlılığınızı sürdürmek zorundasınız. ‘Çağdaşlık’ istiyorsanız zaten başka seçeneğiniz de yok.”

Kaldı ki, Alevilere anlatılan bu hikâyenin başka problemli yanları da var. Meselâ şunlar: Aleviliğin tanımı gereği “çağdaş” olduğunu nereden çıkarıyorsunuz? Sünni doktrine muhalif olması “Alevi hayat tarzı”nı otomatik olarak çağdaş yapar mı? Bir rejimin çağdaşlığı onun kendisini belli bir hayat tarzıyla özdeşleştirmesi midir, yoksa farklı hayat tarzlarını barışçı bir şekilde bir arada tutabilecek değer ve kurumlara sahip olması mı? Çağdaşlık Alevilik ise, Alevi olmayan Kürtlere yapılan baskıları ne yapacaksınız ve sırf Sünni olmadıkları için Alevi Kürtlerin Sünni Kürtlere yapılan baskıları sineye çekeceklerini mi sanıyorsunuz?…

Şu da var: Hakkında konuştuğumuz olayda söz konusu olan Alevi Kürtler olduğuna göre, bunların, milliyetçiliğe (tabii ki, “Türk milliyetçiliği”ne) temel ilkeleri arasında yer veren bir ideolojiye angaje olmalarını beklemek doğru ve gerçekçi midir?..

Görülüyor ki, ideolojik bir rejimin, ideolojisi veya dünya görüşü adına işlenmiş olan kötülükleri “kötülük” olarak görmemesi ve tebaasından da bunu beklemesi hiç de şaşırtıcı değil.

Star, 19.11.2009
 

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et