Gezi’nin ve 17 Aralık’ın Ak Parti’ye katkıları

Ak Parti’nin 30 Mart 2014 genel mahallî seçimlerinden büyük bir başarıyla çıkmasının sebepleri neler? Şüphesiz, bu soruya pek çok cevap verilebilir. Meselâ, en başta, bazı yorumcuların yaptığı gibi, ekonomide durumun nispeten iyi olmasına işaret etmek mümkün. Günün sonunda ekonomik tablo en fazla önem taşıyan şey. Milyonlarca insan AKP hükümetleri zamanında iktisadî vaziyetinin daha iyiye gittiğini düşünüyor. Pek çok hane reisi istikrarın süreceği inancıyla borçlanarak yatırıma girişmiş durumda. Bu insanlar muhtemelen yüklerini artıracak bir kargaşa ve belirsizlik ortamının doğmasından korkmuş ve iktidara destek vermeye yönelmişlerdir.

Ekonomi açısından bakış sınıfsal analiz boyutlarına taşınabilir. Her demokraside sınıfsal faktörlerin seçmen tercihleri üzerinde bir şekilde etkili olduğunu biliyoruz. Ancak, klasik sınıfsal analiz Türkiye’deki durumu açıklamakta diğer ülkelerdekinden daha yetersiz kalabilir. Bizde sanki dinî, ideolojik, kültürel faktörler -en azından yer yer ve dönem dönem- sınıfsal tutumlardan daha ağır basıyor gibi. Basit bir gözlem bu tespite destek verebilir. Seçim sürecinde olabildiğince çok gezmeye çalıştım. Gelir seviyesi nispeten yüksek yerlerde CHP daha görünürdü, nitekim Kadıköy, Şişli, Beşiktaş gibi yerlerde rekor sayılacak oranda oy aldı. Daha fakir yerlere gittikçe AKP’nin görünürlüğü artıyordu, bu parti Kâğıthane, Sultanbeyli, Sancaktepe, Esenler gibi nispeten düşük gelir çevrelerinde daha başarılı oldu.

Bununla beraber, bu yazıda AKP’nin zaferine katkıda bulunduğunu düşündüğüm, klasik unsurlardan farklı, istisnaî ve konjonktürel iki ayrı olguya işaret etmek istiyorum. Bunlar, tüm ülkede hatta Türkiye’yle ilgili dünya kamuoyunda son bir yıl içinde en çok yankı yapmış olaylar: Gezi isyanları ve 17 -25 Aralık operasyonları.

Gezi üzerine çok yazdım. Tekrar bu mevzuya dönmek istemiyorum. Bu yüzden meramımı kısaca ifade edeceğim. Şüphesiz, Gezi çok yönü, yüzü ve aktörü olan bir olaylar silsilesiydi. Gezi olaylarında yer alanların ezici çoğunluğunun önceden belirlenmiş sabit bir amacı yoktu. Birçok tanıdığım katılımcının darbe yapma, darbeye destek sağlama veya siyaseti temelden dizayn etme gayesiyle Gezi isyanlarına katıldığını, olaylarda rol oynadığını iddia etmek o insanlara haksızlık olur.. Bununla beraber, bu tür kitlesel olaylarla ilgili tarihsel bilgiler onlarda görünen yüzler yanında görünmeyen yüzler de olabileceğini gösteriyor. Bu yüzden, Gezi’den bazı mahfillerce bir tür darbe veya siyaseti dizayn sonucu çıkartılmak istenmediğini söylemek ilgili gözlemcilerin aklına, zekasına hakaret olur. Bu tespit, yukarda sözünü hissettiğim insanların kendisini suçlanıyor hissetmesine ve ‘benim parçası olduğum şeyde yanlışlık olamaz’ düşüncesiyle savunma psikozuna girmesine sebep olmamalı. Her neyse. Burada önemli olan Gezi olaylarının sadece olaylara katılan ve destek verenlerde değil başka toplum kesimlerinde de algılamalar doğurmuş olması. Geziciler bunu bilinçli yapmadı elbette, hatta, eminim, çoğu, bu tür algılamaların doğmasını asla istemezdi. Ama toplumsal hayat böyle bir şey işte. Birçok Gezici olayı Tayyip Erdoğan ile kendileri arasında bir tek kale maç gibi gördü. Ancak, AKP’ye oy vermiş kitleler olaylarda sessiz ve sokaklardan uzak kalmış olsa da gelişmeleri izledi. Şaşırtıcı olmayacak şekilde, geniş kesimler gezi isyanlarını hayat tarzlarına, tercihlerinin sonuçlarına, hatta varlıklarına bir saldırı olarak algıladı. Geçenlerde önemli sosyolog Prof. Dr. Hüsamettin Arslan’ın işaret ettiği gibi Gezi olayları sakin dindar muhafazakâr tabanı politize etti. Genelde sessiz ve sakin olan gelenekselci kitleler savunma psikolojisi içine girdi ve saflarını sıklaştırıp karşı tavır geliştirmeye başladı. Bu olgu, yanılmıyorsam, AKP’ye seçimlerde ilave oy katkısı sağladı.

17-25 Aralık operasyonları da benzer bir sonuç ortaya çıkardı. Dizayn ediliş biçimi, usul kuralları ihlâlleri, bir klik faaliyeti izlenimi vermesi ve medya işbirliğiyle hükümete karşı ağır bir kampanyaya dönüştürülmesi operasyonların ve onları yapanların toplumsal inandırıcılığını azalttı. Sanıyorum ki, torba operasyonlara girişmek ve operasyonları sekteryen amaçlar için araçsallaştırmak yerine iddialar ve ilgili ‘belgeler’ medya üzerinden toplumun bilgisine sunulsaydı insanlar gerçekten yolsuzluk olduğuna daha çok inanır ve muhtemelen AKP yıpranırdı. Tam tersi vuku buldu. Toplumun çok geniş kesimleri yolsuzluk operasyonlarının daha geniş ve özü itibariyle kendisinin kontrolü ve etkisi dışında bir siyasî operasyonun aracı olduğu kanaatine sürüklendi. Siyasal değerlendirmelerinde yolsuzluk iddialarını ya hiç hesaba katmadı ya da değerlendirme ölçütleri içinde alt sıralara attı. Belki de yolsuzluk iddialarıyla daha fazla ilgilenmeyi demokratik siyasete gayri meşru ve kural dışı müdahale acil tehlikesinin savuşturulması sonrasına erteledi.

Gezi olayları ve 17-25 Aralık operasyonları vuku bulmasaydı 30 Mart seçimlerinde AK Parti daha az oy alırdı kanaatindeyim.

Yeni Şafak, 03.04.2014

Bu Yazıyı Paylaşın

Önceki İçerikBir seçim analizi
Sonraki İçerikKaybedenler kulübü

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,735TakipçilerTakip Et