‘Demokratik Açılım’da yeni aşama mı?

Bir yandan yapılan kimi araştırmalar “Demokratik Açılım”a kamuoyu desteğinin azalmakta olduğunu gösterirken, öte yandan hükümet bu konuda yeni adımlar atmaya hazırlanıyor. Zaten baştan beri genel kamuoyunu pek de heyecanlandırmamış olan bu sürece halk desteğinin daha da azalmasında asıl etkenin hükümetin sürecin yönetiminde yaptığı hataları olduğu tahmin edilebilir. Ama belirtmek gerekir ki, muhalefetin ve medyanın bir kanadının bu meselede izlediği sorumsuz siyasetin de bunda hatırı sayılır bir payı vardır.

Her ne olursa olsun, hükümetin bir süredir durmuş gibi görünen bu süreci yeniden canlandırma niyeti prensip olarak iyiye işarettir. “Prensip olarak” kaydını şunun için koyuyorum: Aşağıda bir kısmına temas edeceğim yeni tedbirler olumlu olmakla beraber, “barışı kurma” hedefi açısından yetersizdir ve halâ bir ölçüde “düzen ve güvenlik” eksenlidir.

“Demokratik Açılım”ın yeni paketinde, Doğu ve Güneydoğu’da vatandaşların günlük hayatını rahatlatma, onlara daha fazla emniyet hissi verme amaçlı bazı iyileştirmeler yanında, başlıca şu tedbirler yer alıyor: Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Komisyonu, İnsan Hakları Kurumu ve Kolluk Gözetim Komisyonu gibi yeni bağımsız veya özerk kurulların oluşturulması, İşkenceye Karşı BM Sözleşmesi’nin İhtiyari Protokolünün onaylanması ve 18 yaşından küçüklerin çocuk mahkemelerinde yargılanması için gerekli yasal düzenlemelerin Meclis gündemine alınması.

Adı geçen her üç komisyon gerçekten özerk birimler olarak kurulup faaliyete geçirilebilirlerse, bunun Türkiye için son derece hayırlı olacağı şüphesizdir. Esasen, insan haklarının korunmasına ve ayrımcılığın önlenmesine büyük katkısı olacak bu kurumları -özellikle de İnsan Hakları Kurumu’nu- oluşturmakta Türkiye geç bile kalmıştır. Öte yandan, BM gözlemcilerinin nezarethaneler ve tutukevlerini düzenli aralıklarla ziyaret etmelerine ve kamu makamlarından bu konularda her türlü bilgiyi alabilmelerine imkân verecek olan söz konusu İhtiyari Protokol’ün onaylanmasının da Türkiye’de işkencenin önlenmesi davasına gerçekten de büyük katkısı olacaktır.

Ne var ki, Türkiye’nin özgürleşmesi açısından can alıcı önemde olan bütün bu adımların Açılımın “demokratikleşme” yanına katkısı açık olmakla beraber, bunun Açılımın diğer ayağını oluşturan Kürt sorununun demokratik çözümü hedefine katkısı dolaylı olacaktır. Başka bir anlatımla, bu paket “Demokratik Açılım”ın özünde bir “Kürt Açılımı” olmasını umut edenler açısından fazla bir yenilik getirmemektedir. Bu konuda sayın İçişleri Bakanı’nın yeni paketi açıklarken hatırlattığı kültürel haklarla ilgili daha önceki mütevazi adımların da yeterli olmadığı açıktır.

Aslına bakılırsa, ne kadar iyi niyet eseri de olsa, gerek Türkiye’nin genel olarak demokratikleşmesi gerekse bu arada Kürt sorununun barışçı-demokratik çözüme kavuşturulması, bu gibi parçalı iyileştirmelerle tam olarak başarılabilecek hedefler değildir. Bu meselelerde Türkiye’nin daha kapsamlı bir dönüşüme ihtiyacı var. Bu da her şeyden önce, özgürlükçü ve çoğulcu bir temelde insan hakları, hukuk devleti ve demokrasi ilkelerini tesis ve takviye edecek baştanbaşa yeni bir anayasanın yapılmasını gerektiriyor. Böyle bir anayasanın, ayrıca, milliyetçi, devletçi ve merkeziyetçi zihniyetten olduğu kadar, resmi ideolojiden ve “birlik-bütünlük”çü retorikten de uzak durması şarttır.

Sorun şu ki, bugünkü şartlarda iktidar partisinin bu yönde bir girişimde bulunma ihtimali çok zayıftır ve esasen istekli olsa bile böyle bir girişimden sonuç alması mümkün değildir. Onun için, öyle görünüyor ki, bu meselede en uygun strateji çok uzak olmadığı anlaşılan genel seçimlerin “yeni bir anayasa” kampanyasına dönüştürülmesi olacaktır.

Star, 16.01.2010

Bu Yazıyı Paylaşın

Önceki İçerikİsrail’e ders
Sonraki İçerikÖrtü her sıyrıldığında

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et