Dar mı tutalım, geniş mi tutalım…

Akıl almaz bir tartışmadır sürüyor:
28 Şubat davasını dar mı tutalım, geniş mi tutalım… Sanıklar tutuklu mu yargılansın, tutuksuz mu yargılansın… Kimileri davayı askerlerle sınırlı tutmaktan yana. Kimileri basın ayağı, siyaset ayağı, iş dünyası ayağı olmazsa olmaz, diyor. Bazıları “Kaçma ihtimalleri yok, tutuksuz yargılanmalılar” buyuruyor. Bazılarına göre ise Çevik Bir tutuklu yargılanmalı ama diğerleri tutuksuz yargılanabilir.

Bu arada, geniş bir koro durmadan “Aman rövanşizme kapılmayalım, intikamcı davranmayalım” diye tekrarlıyor.

Kapsamı belirlemek yargının işi

Önce bir şeyi netleştirelim: Davanın kapsamının ne olacağını, nerelere kadar gidip nerede duracağını, kimin tutuklu kimin tutuksuz yargılanacağını tayin etmek bize düşmez. Bu yargının işidir. Yargı, suçun izini takip eder ve suçluların ayak izleri nereye kadar giderse oraya kadar gider.

Demokratik kamuoyunun burada dikkatli olması gereken tek nokta, yargı suçun peşine düşerken fikrin de peşine düşerse; darbeci faaliyetlerle darbeci fikirleri birbirinden ayırt etmezse, işte bu noktada gereken uyarı görevini yapmak, demokratik muhalefet bayraklarını yükseltmektir.

Darbeci olmak yasal suç değildir, darbe yapmak suçtur

Ama sözünü ettiğim bu toplumsal denetimin sağlıklı bir şekilde işlemesi için, her şeyden önce toplumun bu ayırımı doğru yapabilmesi; suçun nerede bitip fikir özgürlüğünün nerede başladığını ilkesel olarak doğru tayin edebilmesi gerekir.
Hepimiz biliyoruz ki, 28 Şubat darbesi medyadan siyaset dünyasına, yüksek yargıdan sivil toplum kuruluşlarına ve üniversitelere kadar geniş bir kesimin siyasi desteğini aldı. Bu kesimler açıkça ülkenin “irticacı” olarak gördükleri bir parti tarafından yönetilmesindense ordunun müdahalesini ve askeri bir yönetim kurulmasını tercih ediyorlardı. Yani siyasi çizgi olarak darbeciydiler. Ama darbecilerle somut işbirliği içinde değillerdi.
İşte yargının ve hepimizin yapması gereken ayrım budur. Darbeyi savunmanın da bütün diğer pozisyonlar gibi siyasi bir pozisyon -hiç şüphesiz utanılası bir pozisyon- olduğunu; dolayısıyla fikir özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, yargının konusu olamayacağını kabul etmek; onları darbecilerle organik ilişki içinde olanlardan ayırmak… Darbeci zihniyetle toplum önünde, darbe işbirlikçileriyle yargı önünde hesaplaşmak…

Darbecileri rezil etmek

Daha soruşturma başlar başlamaz intikamcılık ve rövanşizm uyarıları yapanların, toplumun artık barışmaya ihtiyacı olduğunu, hesaplaşmada aşırıya kaçıldığını, bu defterlerin artık kapatılmasını söyleyenlerin tek derdinin davaların kapsamı olmadığını da görmek gerekiyor. Özellikle de medya mensupları, toplum önündeki bu siyasi hesaplaşmayı engellemek, bir dönemin üstünü örtmek istiyorlar.

Daha önce de ifade ettim; medya Türkiye’de hiçbir darbe döneminde başarılı bir sınav veremedi; hakim akım hep güçlüye boyun eğme tutumu oldu. Ne var ki, medya hiçbir zaman bu darbeci çizginin hesabını vermek zorunda kalmadı, yaptığı hep yanına kâr kaldı. Darbe döneminde esas duruşa geçen bütün “duayen”ler ara rejimler gelip geçtikten sonra da büyük bir pişkinlikle “duayen” sıfatını taşımaya devam ettiler.
Şimdi bütün dertleri bu geleneğin sürmesi, kimsenin kirli geçmişlerini deşmemesi, saygınlıklarına gölge düşmemesi… “Rövanşizm yapılıyor” feryatlarının sebebi de bu…

Oysa bunun hiç değilse bu defa öyle olmaması gerekiyor. Tıpkı bir daha darbe yapmaya cesaret edemeyen ordu gibi, bir daha darbe şakşakçılığı yapmaya cesaret edemeyen bir medyanın yaratılması için medya içindeki darbecilerin rezil edilmesi gerekiyor.

Ben bugün bir gazete yönetiyor olsam, ilk işim “28 Şubat’tan inciler” başlıklı bir bölüm açmak olurdu. O bölümde her gün alıntılarla hangi gazetecinin, köşe yazarının, siyasetçinin, STK yöneticisinin ne yazdığını, ne demeç verdiğini, hangi olayda ne tutum aldığını teşhir ederdim. Herkesin ipliğini pazara çıkarır, o köşeyi 28 Şubat’ta darbenin yanında yer alıp halkına ihanet edenler için kâbus haline getirirdim.
Bakın o zaman bugün “Ben de elbette darbelere karşıyım” diye konuşan nice kodaman gazeteci ağzını açabilir miydi… Kılıçdaroğlu kalkıp yüzsüzce “Benim partim bütün darbelere karşı çıkmıştır” diyebilir miydi…

 

Bugün, 16.04.2012

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,724TakipçilerTakip Et