<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Covid-19 arşivleri - Hür Fikirler</title>
	<atom:link href="https://hurfikirler.com/category/covid-19/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hurfikirler.com/category/covid-19/</link>
	<description>..: Hür Fikirler :..</description>
	<lastBuildDate>Sun, 26 Feb 2023 10:55:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Cevabını Bulamadığım Sorular</title>
		<link>https://hurfikirler.com/cevabini-bulamadigim-sorular/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Melik Nazır Esirci]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Feb 2023 10:55:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19]]></category>
		<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik Özgürlük / Piyasa Ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=206631</guid>

					<description><![CDATA[<p>Biz liberaller için devlet, sürekli dikkat edilmesi, bireyin ve piyasanın lehine özgürlük yontulması gereken bir yapıdır. Bazı liberallere göre olmaması gereken bir kötü, bazı liberallere göre de katlanılmak zorunda olunan kötülüktür. Son 3 yılda üzerimizden geçen insan veya doğa mahsulü felaketler, sırasıyla (ne sunî ne tabiî) pandemi, (sun’i) ekonomik türbülans ve asrın felaketi (tabiî) deprem [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/cevabini-bulamadigim-sorular/">Cevabını Bulamadığım Sorular</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Biz liberaller için devlet, sürekli dikkat edilmesi, bireyin ve piyasanın lehine özgürlük yontulması gereken bir yapıdır. Bazı liberallere göre olmaması gereken bir kötü, bazı liberallere göre de katlanılmak zorunda olunan kötülüktür.</p>
<p>Son 3 yılda üzerimizden geçen insan veya doğa mahsulü felaketler, sırasıyla (ne sunî ne tabiî) pandemi, (sun’i) ekonomik türbülans ve asrın felaketi (tabiî) deprem süreci gösterdi ki devlet, gerçekten katlanılması gereken, onunla da onsuz da olmayan bir kötüdür.</p>
<p>Örneğin, insan aklının değil ama insan faaliyetinin sonucu olduğu (yarasa eti yeme kültürü) söylenen pandemi sürecinde sokağa çıkma yasaklarıyla kendini gösteren ama biz liberallerin bile ağzını açıp pek bir şey diyemediği “özgürlük ihlâli”, devlet sayesinde uygulanabildi. Çünkü biz devleti, dış savunma, iç güvenlik ve adalet hizmetinden başka bir iş yapmaması, geri kalan bütün alanı bireylerin faaliyetlerine bırakması gereken bir organizasyon olarak görüyorduk. Ama devlet tarafından, en temel seyahat özgürlüğünün bu ihlâli sayesinde pandemiyi mümkün olan en az sürede atlatma imkânı bulduk. Hatta bazen, herkesi aşı yapmaya zorlaması gerektiğini bile düşünme noktasına kadar geldik. Yine pandemi sürecinde devlet, kısa çalışma ödeneği gibi uygulamalarla işsizliğin önüne geçmeye çalıştı. Yani işletmelerin işçi çıkarmasını teşvikle önledi. Şayet bu uygulamayı yapmasaydı, yani bizim her zaman ilk sırada savunduğumuz serbest piyasa koşulları tam olarak uygulansaydı, yani her şey piyasanın işleyişine bırakılsaydı işsizlik sorununun başımıza neler açacağını kestirebiliyor muyuz?</p>
<p>Aynı dönemde devlet, piyasadaki talebin artmasıyla astronomik fiyatlara yükselen maske için “herkesin maskesini ben dağıtacağım, maske satmayı yasaklıyorum” gibi akla ziyan uygulamalara da başvurdu. Tabiî ki tam beceremedi, belki eline yüzüne bulaştırdı. Biz de o zaman buna karşı çıktık.</p>
<p>Pandeminin peşinden, ülkece, bu sefer insan aklının sonucu başka bir karanlık döneme girdik. Yine aynı devlet, önceki dönemdeki düzenleyici rolünün hızını alamayıp, faiz indirimleri ve yeni bir ekonomik model uygulama gerekçesiyle piyasanın bütün işleyişini bozdu. Öngörülmez bu ortamın sonucunda araba, konut, gibi dayanıklı tüketim malları ve gıda fiyatları, kiralar ulaşılamaz, akıl almaz boyutlara uzandı. Hatta ikinci el araba fiyatları, sıfır araba fiyatlarını katladı. Devlet, pandemi döneminde eline aldığı ve göreceli bir başarı sağlayan düzenleme görevini bu sefer farklı bir yolla tekrar yapmaya kalktı. Araba sahiplerine, arabayı 6 ay, 1500 km. satamama, kiralara %25’ten fazla zam yapamama, marketlere baskınlar yapıp cezalandırma gibi çözüm yolları aradı. Bunların hiçbiri biz liberallerin kabul edemeyeceği uygulamalardı.</p>
<p>Henüz bu iki afetin şokunu atlatamadan, bu sefer, çok büyük bir tabiî afetle karşı karşıya kaldık. Deprem 04.17’de oldu. Adeta tüm Türkiye 04.18’de “devlet nerede?” diye sordu. Yani yine geldik katlanılması zorunlu kötülüğe olan ihtiyaca. Arama-kurtarma, enkaz kaldırma, çadır kurma, yemek verme, konteyner evler kurma, kalıcı konut yapma, depremzedelere nakit yardımı yapma, taşınma ve kira yardımı yapma gibi ihtiyaçlarımızda hep devleti aradık. Burada da devletin sosyal olma fonksiyonu öne çıktı. Bizim pek hoşlanmadığımız geniş sosyal devlete en çok ihtiyaç duyduğumuz bir durumla karşı karşıya kaldık.</p>
<p>Hemen peşinen, bütün bunları özel kurumlar, vakıflar yapabilir gibi romantik cevaplar bu ortamda kimseyi tatmin etmez. Devletin eli olmadan ya da hesap soracak bir muhatap olmadan bu felâketin ateşi soğumaz. Özel kurumların hesap verme gibi bir yükümlülüğü yok. Ama canı acıyan halk, ateşinin düşmesi için hesap sormak istiyor. Hesap sorulacak kurum da devlettir. Yani mutlaka en önde rolü olması gereken kurum.</p>
<p>Ama şimdi başka bazı sorular ortaya çıkmaya başladı. Benim kafamı kurcalayan sorular bunlar. Örneğin, bir sitedeki kedileri kurtarmak için bir başka vilayetten, ücreti anlaşılarak getirilen vinç sahibinin, “paramı vermiyorsanız ben giderim” sözüne karşı valinin (devletin) “kedileri kurtarmadan bir yere gidemezsin” demesine biz liberaller ne diyeceğiz? Başka şehirlere giden depremzedelerin çokluğu karşısında, ev sahiplerinin kiraları 4 katına çıkarmasına, arz-talep, nedret-bolluk perspektifinden bakan biz liberaller nasıl bir izah getireceğiz? Aynı ev sahiplerinin devlet tarafından belirlenip ceza yazılmasına, özel mülkiyet ve piyasa taraftarı liberaller olarak, bu ortamda ses çıkarabilecek miyiz? Konteyner ev ihracatının yasaklanmasına, özel mülkiyet ve serbest piyasa açısından ne söylenebilir? Ama aynı kısa dönemde konteyner fiyatlarının 10 katına kadar yükselmesine “liberal bakış” açısıyla bir makale yazabilir miyiz?</p>
<p>Evet, tabiî ki, ticarette, “biraz ahlâk, biraz insaf, biraz vicdan” gibi beklentilerin bir yeri olmadığını biliyoruz. Fiyat artıranlar için “fırsatçı, menfaatçi, tamahkâr” yaftalarını da zinhar reddediyoruz. Devletin yakalayıp ceza kesme tehdidinin de bir işe yaramayacağını biliyoruz. Fakat böyle bir mağduriyet ortamında, “o evin kirası yüksekse başka ev tutsun” diyebileceğimiz, arzın bol olduğu, talep edenin de çok rahat olduğu, çok da gönüllü alışveriş ortamı bulunmadığına göre, “isteyen istediği fiyatı koyar, beğenmeyen almaz” diye dilimize pelesenk olan o retoriğimiz burada da geçerli olacak mı? Yoksa geçici bir dönem için devletin yaptıklarına onay mı vereceğiz?</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/cevabini-bulamadigim-sorular/">Cevabını Bulamadığım Sorular</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyalist Çin&#8217;de İnsanlar Köle mi?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/sosyalist-cinde-insanlar-kole-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Berk Ünlü]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Nov 2022 08:11:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19]]></category>
		<category><![CDATA[Dünyadan]]></category>
		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=206434</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sosyalizm kendisini en insancıl-insan merkezli -hatta özgürlükçü!- bir ideoloji olarak tanıtır. Bunun gerçekle alakalı olmadığını 19. ve 20.yy reel sosyalizmleri açıkça gösterdi ancak Çin’de gelişen son olaylar bu fikri daha da güçlendirdi. Ben yazıyı düşünürken konu iPhone fabrikası işçilerinin fabrikada tutulması noktasındaydı ve yazıyı yazarken insanların apartmanlara kilitlendiği görüntüler sosyal medyada dolaşmaya başladı. Sözde “0 [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/sosyalist-cinde-insanlar-kole-mi/">Sosyalist Çin&#8217;de İnsanlar Köle mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sosyalizm kendisini en insancıl-insan merkezli -hatta özgürlükçü!- bir ideoloji olarak tanıtır. Bunun gerçekle alakalı olmadığını 19. ve 20.yy reel sosyalizmleri açıkça gösterdi ancak Çin’de gelişen son olaylar bu fikri daha da güçlendirdi. Ben yazıyı düşünürken konu iPhone fabrikası işçilerinin fabrikada tutulması noktasındaydı ve yazıyı yazarken insanların apartmanlara kilitlendiği görüntüler sosyal medyada dolaşmaya başladı. Sözde “0 covid 19” politikası çerçevesinde yapılıyor bu denildi. Biz hatta “sözde” kelimesini de bırakalım ve doğrudan böyle yaptıkları varsayımını ele alalım. İnsanları polis-asker-silah zoruyla fabrikalarda, evlerde, apartmanlarda tutmak işte tam bir sosyalizm örneğidir. Liberaller sosyalizmin insanlık dışı olduğunu boşuna iddia etmiyorlar. Sosyalistler ve sosyalizm sevdalıları bunları görmemeyi daha ne kadar sürdürecekler?</p>
<p>iPhone fabrikasının işçileri yaklaşık bir aydır fabrikada tutuluyormuş. Üstelik ücretleri de ödenmiyormuş. Karantina kıyafetleri giymiş polisler bunlara karşı çıkanları dövüyorlar. Bu nasıl bir politikadır? Covid 19 mu daha zararlı yoksa bu politika ile oluşturulan yöntemler mi? Apple’ın buna ciddi şekilde tepki göstermesi gerekiyor. Aslında bunlar Komünist parti ile girişilen pragmatik ilişkilerin çok açık sonuçlarından. Çin tipi büyüme bu zamandan sonra daha da ciddi bir şekilde soru işaretlerine maruz bırakılmalı.</p>
<p>“0 covid 19” politikası dahilinde insanlara “zorla” test uygulamak da inanılmaz problemli. Evet, covid 19 ile mücadele önemlidir. Ancak bu, hiç mi kamuoyu diplomasisi, ikna ve gönüllülük temelinde yapılamaz? İnsanları oldukları yerlere kilitlemek mi gerekiyor? Üstelik covid 19 pandemisinin bugün geldiği noktada…</p>
<p>Çin, doğru düzgün bir kapitalist sağlık sistemi ile virüs ve hastalıklara çare arayacağına insanları apartmanlara kilitlemeyi tercih ediyor. Bugün hayatı kapatmadan bu virüsle mücadele edilebiliyor ama Komünist parti bunun farkında değil herhalde. Yoksa farkında da sosyalist ideolojisi mi bunun dışında farklı bir politikaya izin vermiyor? Dünya cennetinin ideolojisi. Evlerine gitmek isteyen işçilere dayak atan bir ideolojinin cenneti.</p>
<p>Bazen sosyalizm hakkında ve sosyalizmin karşısında daha çok yazı yazmak gerek diyorum kendime. Haklı olduğumu da kendime anlatıyorum. Sanki soğuk savaş sonrası dünyada bu gereksiz gibi yorumlanabiliyor. Bunun bir hata olduğunu artık daha ciddi bir şekilde düşünüyorum. Sosyalist ideoloji dünyanın herhangi bir yerinde özgür olmak isteyen insanlığı sürekli tehdit ederken ona karşı geliştirilecek politikalar da sürekli hale getirilmeli.</p>
<p>Gerçekten başlığı sormadan duramıyor insan. Sosyalist Çin&#8217;de insanlar köle mi? Ütopyaların cennet görünümlü-anlatımlı ideolojisi sadece köleler mi yaratıyor? Yoksa bir kesim insanı kurtarmak için diğerlerinin feda edilmesinde bir yanlışlık görülmüyor mu? Virüs ile mücadele böyle olamaz. Günümüzde fiilen de bunun bir işe yaramadığı ortaya çıktı.</p>
<p>Bir de demezler mi kalkınma örneği olarak Çin ele alınmalı diye! Hepimizi fabrikalarda köle işgücü olarak çalıştırdıklarında insanlık harika bir yere gelecek, demek ki!</p>
<p>Şunu sormama izin verin lütfen: Sosyalizm-sosyalistler neden özgürlükten bu kadar nefret ediyorlar?</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/sosyalist-cinde-insanlar-kole-mi/">Sosyalist Çin&#8217;de İnsanlar Köle mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İspanyol Gribinden Kovid-19&#8217;a</title>
		<link>https://hurfikirler.com/ispanyol-gribinden-kovid-19a/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Burak Ertaştan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 26 Feb 2022 15:28:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/ispanyol-gribinden-kovid-19a/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hüseyin Rahmi’nin 1919 yılında yayınlanan Hakka Sığındık isimli romanında Birinci Dünya Savaşı’nın ertesinde İspanyol nezlesinin İstanbul’da yarattığı dehşeti kullanarak mahallenin iki zengininden para sızdırmaya çalışan Abdal Veli’nin hikâyesi anlatılır. Hikâye öyle enteresandır ki salgını unutur, okudukça gülümseten bir polisiye içinde buluruz kendimizi. Hüseyin Rahmi’nin romanda ‘nezle’ diye bahsettiği, 1918-1920 yılları arasında dünyayı saran bir grip [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ispanyol-gribinden-kovid-19a/">İspanyol Gribinden Kovid-19&#8217;a</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hüseyin Rahmi’nin 1919 yılında yayınlanan <em>Hakka Sığındık</em> isimli romanında Birinci Dünya Savaşı’nın ertesinde İspanyol nezlesinin İstanbul’da yarattığı dehşeti kullanarak mahallenin iki zengininden para sızdırmaya çalışan Abdal Veli’nin hikâyesi anlatılır. Hikâye öyle enteresandır ki salgını unutur, okudukça gülümseten bir polisiye içinde buluruz kendimizi.</p>
<p>Hüseyin Rahmi’nin romanda ‘nezle’ diye bahsettiği, 1918-1920 yılları arasında dünyayı saran bir grip salgınıdır, esasen. Birinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan askerî hareketlilik yanında, savaş bölgelerinden kaçan sivil nüfusun da salgının genişlemesinde payı olduğu söylenir. Bir görüşe göre salgının asker tedarikinde yaşattığı sıkıntılar ile kendi kamuoylarından aynı minvalde gelen baskılar yüzünden İngiliz ve Fransız hükümetleri Anadolu’yu işgal planlarını gerçekleştiremeden savaştan çekilmek zorunda kalmışlardır. Bu görüş doğru ise, İspanyol gribine çok şey borçluyuz!</p>
<p>Birinci Dünya Savaşı’na katılan ülkelerde sansür uygulanırken savaşa katılmayan İspanya’da basının serbestçe yayın yaparak salgın haberlerini dünyaya duyurması, gribin menşeinin İspanya olduğu kanaatini yerleştirmiş ve dünyanın o güne kadar gördüğü bu en büyük salgın <strong>İspanyol gribi</strong> olarak anılmaya başlanmıştır. Salgının aslında Çin veya ABD menşeli olduğu düşünülmektedir.<br />
İspanyol gribi, dünya genelinde 50 ilâ 100 milyon insanın ölümüne yol açmıştır. O dönemin dünya nüfusu (1,8 milyar civarı) ve Birinci Dünya Savaşı’nda ölenlerin sayısı (8 milyon) hesaba katıldığında salgının boyutu daha iyi anlaşılır. Daha ziyade genç ve orta yaştaki, yani çalışan nüfusu vurması salgının iktisadî etkilerini ağırlaştırmıştır.</p>
<p>Aradan geçen yüz yılı aşkın zaman zarfında atomu parçaladık, Ay’a çıktık, çiçek hastalığını yendik, veremi ve kızamığı yeryüzünden neredeyse kazıdık. İnterneti icat ettik, Mars’a araç gönderdik. Hızımızı alamayıp Ay’a koloni kurma planları yapmaya bile başladık.<br />
İlme güvenimizin böylesine tavan yaptığı, büyük salgınlar tarihin tozlu sayfalarında kaldı, artık yalnız filmlerde ve romanlarda karşımıza çıkar dediğimiz bir dönemde Kovid-19’un pençesinde bulduk kendimizi.</p>
<p>İspanyol gribinden sonraki salgınların hiçbiri dünyayı ‘korona’ veya resmî adıyla Kovid-19 kadar meşgul etmemişti. 2019 sonuna doğru Çin’de tespit edilen virüs 2020’nin Ocak ayında Avrupa’ya, Şubatında ülkemize ulaştı. Görüldüğü her yerde tam bir panik havası estirdi. Alınan tedbirler de bu paniğe uygun sertlikteydi.</p>
<p>Hafta sonları eve hapsedildik meselâ. 65 yaş üstü vatandaşlar aylarca evlerinden çıkamadı. Berberlerle kuaförlerin kapalı kaldığı birkaç ay boyunca hırpanî görünümlü yaratıklar olarak ortalıkta dolaştık. Lokantaya gitmeyi, kafelerde buluşmayı, misafir ağırlamayı, sinemayı, konseri, tiyatroyu, okulu özledik. Şehirler arası seyahat yapamadık, ibadethaneye, taziyeye, düğüne, hasta ziyaretine gidemedik, dost meclislerinde, iftar sofralarında buluşamadık. Salgından korunmak için hayatı ve sosyal ilişkilerimizi sınırlarken bizi biz yapan değerleri, insanlığımızı askıya aldık bir bakıma.<br />
Böylesine sert tedbirler ilânihaye sürdürülemezdi. Büyük bölümü zamanla gevşetildi veya kaldırıldı, bir kısmı ise kaldırılacağı günü bekliyor. Her ne yapılıyor veya yapılacaksa, hastalık riski dikkate alınarak fakat insanlığın onbinlerce yıldır yürümekte olduğu yoldan dönmeden yapılmalı.</p>
<p>Yılbaşı ve bayram arifesinde yola çıkanlar trafiğe takılmayı nasıl göze alıyorsa, salgın döneminde hayata karışanlar da benzer bir riski göze alıyorlar. Riski hatırlatabilir ve daha az sosyalleşme çağrısında bulunabilirsiniz. Bu çağrıya kulak vermeyenlerle aranıza mesafe koyabilirsiniz. Aşı olmayanların sağlık ve hayat sigorta primlerini yükselten düzenlemeler de önerebilir, dahası bunları hayata geçirebilirsiniz. Fakat insanların hayata karışmalarına uzun süre set çekemezsiniz.<br />
Geçen yıl bu zamanlar vaka sayısı 30 bini aşmışken kapıldığımız paniği ve getirilen kısıtlamaları düşünün, bir de bu yılki ahvali. Vaka sayısı 100 binin üstüne çıktığı halde hayat kesintisiz akıp gidiyor. Bilhassa iktisadî hayata getirilen kısıtlamalar yüzünden işini veya müşterisini kaybedenlerin ne suçu vardı?</p>
<p>Salgının başladığı andan itibaren hükümetlerin önünde iki yol vardı: İlki, sürü bağışıklığına ulaşılıncaya kadar sağlık sistemini ayakta tutmaya çalışırken ihtiyaç duyanlara sağlık hizmeti vermeye devam etmek. İkinci yol ise kamu gücünü salgınla mücadelede kullanmak, bir başka deyişle düzenleyici veya kısıtlayıcı kurallar koyarak toplumsal hayatın işleyişine müdahale etmek.</p>
<p>Birleşik Krallık ve İsveç gibi ülkeler, salgının başında ilk yolu seçtiler. Bu tercihin temel özelliği, herkesi kendi tedbirini almaya çağırarak sosyal ve ekonomik hayatı akışına bırakmak, idarî tedbir ve kısıtlamalara başvurmamaktı. Kendini koruma görevinin bireylere ve ailelerine bırakıldığı bu model, özgürlükçü bir yaklaşımı benimsiyordu. Modelin eksik yanı, salgının yol açacağı ölümlerden hükümetlerin sorumlu tutulabilecek olmasıydı.</p>
<p>Salgınla mücadele için birtakım tedbirler alınsa ve uygulansa idi, vaka ve ölüm sayısı daha mı az olurdu? Cevabını hiçbir zaman bilemeyeceğimiz bu soruya ve altında yatan ithama muhatap olmak istemeyen hükümetler daha müdahaleci (kısıtlayıcı) politikalar izlemeye başladı. Bu endişe, Johnson (İngiltere) hükümetini de politika değişikliğine zorladı ve ilk yola kaydırdı.</p>
<p>Son dönemde eğilim tersine döndü. Ülkeler, kısıtlamaları tek tek kaldırıyor ve hayat yeniden normalleşiyor. İyi de oluyor. Darısı bizim başımıza…</p>
<p>Şahsen kaldıracağım ilk kural, maske kullanma mecburiyeti olurdu. Toplu taşıma araçları gibi birkaç mahdut alan dışında hiçbir yerde maske takmak zorunda kalmamalıyız.</p>
<p>Peki ya sinemalar, tiyatrolar, AVM’ler?..<br />
Nasıl ki arife günü yola çıkmak zorunda değilsek, hiçbirimiz bu mekânlara gitmek zorunda da değiliz. Gidiyorsak, bilerek risk alıyoruz demektir. Korkuyorsak ya bu riski göze almamalı veya riski azaltmak için maske kullanmalıyız.</p>
<p>Velhasıl, maskeye değil maske kullanma mecburiyetine karşıyım.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ispanyol-gribinden-kovid-19a/">İspanyol Gribinden Kovid-19&#8217;a</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tam Kapanma Döneminde Yaşanan Çek Kaosu &#8211; Celalettin Cingöz</title>
		<link>https://hurfikirler.com/tam-kapanma-doneminde-yasanan-cek-kaosu-celalettin-cingoz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hür Fikirler]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 May 2021 05:22:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/tam-kapanma-doneminde-yasanan-cek-kaosu-celalettin-cingoz/</guid>

					<description><![CDATA[<p>30 Nisan 2021 ve 17 Mayıs 2021 tarihleri arasında tam kapanma kararı alındıktan sonra genellikle iş dünyasının, sanayicinin, esnafın ve ticaret erbabının büyük kaos yaşamasına neden olan “Çeklerin ibraz süresi ile ilgili düzenleme” yürürlüğe girdi. Bu düzenleme ile ibraz süresi 30 Nisan ile 31 Mayıs 2021 tarihleri arasında olan ve bu tarihler de dahil olmak [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/tam-kapanma-doneminde-yasanan-cek-kaosu-celalettin-cingoz/">Tam Kapanma Döneminde Yaşanan Çek Kaosu &#8211; Celalettin Cingöz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 40px;">30 Nisan 2021 ve 17 Mayıs 2021 tarihleri arasında tam kapanma kararı alındıktan sonra genellikle iş dünyasının, sanayicinin, esnafın ve ticaret erbabının büyük kaos yaşamasına neden olan “Çeklerin ibraz süresi ile ilgili düzenleme” yürürlüğe girdi. Bu düzenleme ile ibraz süresi 30 Nisan ile 31 Mayıs 2021 tarihleri arasında olan ve bu tarihler de dahil olmak üzere vadesi gelen çekler ibraz edilmeyecek, 1 Haziran’dan sonra ibraz edilebilecekler. Yapılan düzenlemenin 30 Nisan Cuma günü uygulamaya girmesi ile sabah çek ödemelerinde çok ciddî kargaşa yaşanmaya başladı. Bankaların hesapları müsait olan hesapların çeklerini de ödememesi piyasaları tam anlamı ile kilitledi. Aynı gün Takasbank’ın çek işlemlerini durdurması ve ay sonu olması nedeni ile çekini tahsil edemeyen vatandaş, esnaf ve sanayici tam bir açmaz içinde kaldı.</p>
<p style="padding-left: 40px;">Tahsil edilecek çekler ile SGK, işçilik, kredi, akreditif, hammadde ödemesi gibi ödemeler de gecikmeye girme tehlikesi ile karşı karşıya kaldı. Ayrıca bankaların müşterilerine kullandırdığı çek karşılığı “Çek iskonto kredileri”nin de nasıl ödeneceği hususunda bankalar ile müşteriler arasında tartışmalar yaşandı. Durumun vahametinin tez zamanda ülke çapında ses getirmesiyle birlikte bizzat içinde bulunduğum “İGİAD-Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği” ve iş dünyasının çok sayıda STK’sının feryat figan girişimleri ile aynı gün öğleden sonra bir genelge yayınlandı. Bu genelge ile bankaların ibraz edilecek çekleri kabul etmelerinin, Takasbank’ın takas işlemlerini açmasının önü açıldı. Genelgede, ibraz edilen çeklerin karşılığının olması hâlinde çeklerin ödeneceği belirtildi.</p>
<p style="padding-left: 40px;">Kaos böylece kısa sürede çözülmüş gibi gözükse de “Turpun büyüğü heybede” misali yan etkileri kısa sürede ortaya çıktı. Öncelikle bankalar, kanunun genelgeden öncelikli olduğunu söyleyerek genelgeyi dikkate almadılar. Daha sonra vadesi gelmiş çeklerin keşidecileri hesaplarında para olmasına rağmen art niyetli bir davranış ile paraları çekip gelir getirici başka enstrümanlar ile değerlendirdiler. Nasıl olsa bir müeyyide uygulanmayacağı rahatlığı içinde, ticari ahlâk kurallarını da hiçe sayarak, piyasaları kilitlediler. Aynı günlerde yayınlanan bir değerlendirmede önceden karşılıksız çek oranı %1-2 arasında seyrederken birden %25-30 arasına çıktığı belirtiliyordu. Şahsen şahit olduğum bir olayda, müşavirliğini yaptığım şirkete yüklü miktar çek ödemesi bulunan bir şirket, şirketimizi arayarak parası olmasına rağmen (tabii ki bankadan çekmiş, kasasında duruyor) çeki haziran ayında ödeyeceğini söylemiş, bunun devlet tarafından kendisine sağlanmış bir hak olduğundan bahsedebilmiştir.</p>
<p style="padding-left: 40px;">Her durumdan kendine kâr çıkarmayı başarı sayan bankacılık sistemi de ödemelerinde zorluğa düşen müşterilerine karşı ek yükümlülükler çıkartmayı da ihmal etmemiştir. Kaosun artçı sarsıntılarının önümüzdeki günlerde mal ve ürünlere zam, maliyetlerin artması sonucu da enflasyon olarak geri döneceğinden kimsenin şüphesi olmasın. İşin ahlâk boyutu ve ahlâksızlığın teşvik edilmesi de ayrı ve önemli bir konu. Bütün bu kaos hikayesinin bize düşündürdüğü çok şey var. Öncelikle böyle bir karar alınırken kararı alanların iş dünyasından, ticaret ve sanayiden ne kadar uzak oldukları düşündürücü. Ticaretin kendine göre kuralları vardır. Bu kurallara yabancı bürokratların müdahalesi hem içte hem dışta güven sarsıcı sonuçlar doğurur. Ekonomi, ticaret güvenle döner. Vadeli çekler güvenle verilir, alınır. Yoksa böyle anlık müdahalelerin her zaman önümüze çıkacağı zannı ile hareket eden ekonomi dünyasında birkaç puan da risk maliyeti hesaplarına yansıyacaktır. Aslında kâr ettiğini zanneden ve çekini ödemeyen ticaret erbabı da uzun vadede bu zarardan nasibini alacaktır.</p>
<p style="padding-left: 40px;">Bütün bunlardan dolayı bu tür kararlar almaya teşebbüs edildiğinde çok dikkatli olmak ve piyasanın gerçeklerinden haberdar olarak hareket etmek çok önemli. Umulur ki yaşananlardan buna ilişkin dersler çıkarılmıştır.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/tam-kapanma-doneminde-yasanan-cek-kaosu-celalettin-cingoz/">Tam Kapanma Döneminde Yaşanan Çek Kaosu &#8211; Celalettin Cingöz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tam Kapanmaya Karşıyım</title>
		<link>https://hurfikirler.com/tam-kapanmaya-karsiyim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Burak Ertaştan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 May 2021 05:02:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/tam-kapanmaya-karsiyim/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son bir yıl, salgınla topyekûn mücadeleyle geçti. Dünyanın diğer bölgelerinde olduğu gibi, ülkemizde yürütülen mücadelenin ön safında da hükümet vardı. Aldığı tedbirleri kimi zaman yetersiz, kimi zaman orantısız bulduk. Kimimiz karar almakta geciktiğini, kimimiz acele ettiğini düşündü. Velhasıl eleştirecek bir yan hep vardı. Hükümetin bugüne kadar aldığı tedbirlerin en serti ve kapsamlısı olan kapanma kararı [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/tam-kapanmaya-karsiyim/">Tam Kapanmaya Karşıyım</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son bir yıl, salgınla topyekûn mücadeleyle geçti. Dünyanın diğer bölgelerinde olduğu gibi, ülkemizde yürütülen mücadelenin ön safında da hükümet vardı. Aldığı tedbirleri kimi zaman yetersiz, kimi zaman orantısız bulduk. Kimimiz karar almakta geciktiğini, kimimiz acele ettiğini düşündü. Velhasıl eleştirecek bir yan hep vardı. Hükümetin bugüne kadar aldığı tedbirlerin en serti ve kapsamlısı olan kapanma kararı da eleştirilmeyi fazlasıyla hak ediyor. En iyi tarafı, diğer ülkelere kıyasla çok daha az sürecek bir kapanmayı öngörüyor oluşu.</p>
<h2>Kapanmayı kimler destekliyor?</h2>
<p>Salgının yükünü en çok çeken sağlık çalışanları en başından beri olabildiğince geniş ve uzun süreli bir kısıtlama, hatta kapanma talep ediyorlardı. Kendi cephelerinden haklılar da. Evden çalışan beyaz yakalılar ile maaşlarını hiçbir kesintiye uğramadan almaya devam eden memurlar, kapanmaya sıcak bakan diğer kesimler.</p>
<p>29 Nisan akşamı yürürlüğe giren kapanma kararı en çok özel sektörü vurdu. Bu nedenle, işçisi ve işvereniyle bu karara sonuna kadar karşı çıkıyorlar. Tenha bir parkta oturmak veya tek başına yürüyüş yapmak gibi çok basit zevkleri bile elinden alınanlar da bu karardan rahatsız. Hal böyle olunca, kapanma karşıtı cephe epeyce güçlü.</p>
<p>Tedbir ihtiyacını anlamakla birlikte, tam kapanma kararını ben de ağır buluyorum. Alınan ve alınacak bütün tedbirler mümkün olduğunca kısa süreli olmalı, vakitlice duyurulmalı. Umumî olmaktan ziyade sektörel veya mahallî kısıtlamalara başvurulmalı. Ne demek istediğimi seyahat yasağı üzerinden açıklamaya çalışacağım.</p>
<h2>Seyahat yasağı ve topluluk psikolojisi</h2>
<p>Virüsün başkalaşmış ve çok daha kolay bulaşan bir türü olan İngiliz mutantı ülkemizde evvelâ kıyı Karadeniz’de görüldü. O dönemde bu bölgeye giriş-çıkış yasağı getirilmesi, salgının yayılma hızını azaltmaya dönük yerinde ve makul bir tedbirdi. Ancak bu yapılmadı.</p>
<p>Kapanmayla birlikte yürürlüğe giren seyahat yasağı, yukarıdaki örnekten farklı olarak ülke çapında ve ‘genel’ bir tedbir. Yasak devreye girmeden önceki birkaç gün boyunca yaşananlara bakınca, bu tedbirin aynı derecede işe yarayacağından emin değilim. Attığımız taş ürküttüğümüz kurbağaya değmeyecek sanki.</p>
<p>Normal şartlarda bir araya gelme ve aynı anda yola çıkma ihtimali çok düşük olan insanlar, yasağın duyurulmasıyla otogarlara hücum etti. Hem garlarda hem otobüslerin içinde hiç tanımadıkları kişilerle bir araya gelen, oturan, yanyana seyahat eden ve saatlerce aynı havayı soluyan yüzbinlerce insan virüsü hem birbirine hem de ülkenin bir ucundan diğerine taşıdı. Belli bir saate veya takvime bağlanan her toplumsal hadisenin, belirlenen vakit yaklaştıkça paniğe ve infiale sebep olduğu bir topluluk psikolojisine şahit olduk.</p>
<p>Tam kapanma öncesi İstanbul’da yapıldığı gibi ‘saat 17:30’da bütün alışveriş yerleri kapanacak’ derseniz, normal şartlarda birbirini görme ihtimali bile olmayan kişileri aynı market kuyruğunda buluşturur, o saatte mesaide olan pekçok insanı alışveriş yapamadan eve girmek zorunda bırakırsınız.</p>
<p>Aynı hata, tam kapanma öncesinde sokağa çıkma yasağı 19:00 gibi çok erken bir saatte başlatılırken de yapılmıştı. Yediden önce evde olmak isteyen insanlar büyükşehirlerde trafiği kilitlemekle kalmamış, toplu ulaşım vasıtalarında yaşanan izdiham virüse adeta davetiye çıkarmıştı.</p>
<h2>Tam kapanma yerine</h2>
<p>Yasaklar konusunda geçen sene bu vakit ne durumdaymışız diye baktım. Bugünkünden biraz daha hafif bir tablo varmış. Marketler hafta içi saat 21:00’e kadar açıkmış, sokağa çıkma yasağı gece yarısı başlıyormuş. Hafta sonu her yer kapalı, sokağa çıkmak yasakmış.</p>
<p>Bana kalsa tam kapanmaya gitmez, hafta içi sokağa çıkma yasağı ile marketlerin kapanış saatini 21:00’de birleştirir, marketlerin hafta sonu açık kaldığı süreyi kısaltırdım. Böylece alışverişler hafta içine kayar, hafta sonu sokağa çıkanların sayısı azalırdı. Hafta içi akşam dokuz, eve rahatça dönülebilecek kadar geç, iftarda misafir ağırlamanın önüne geçebilecek kadar erken bir saat -iftara gidenler yatıya kalmayı düşünmüyorlarsa tabii.</p>
<h2>Hükümet bu riski niye aldı?</h2>
<p>Kapanma kararının sosyo-ekonomik maliyeti öyle yüksek ki bilhassa orta ve alt gelir grubuna mensup kesim üzerinde yıkıcı bir etki yaratıyor. Kapanmayla elde edilecek netice, maruz kalınan maliyete değmeyecek. Öyleyse hükümet bu kararı niye aldı?</p>
<p>Bu sorunun cevabı, 60 binin üstüne çıkan vaka sayısı değil bence. Vaka sayısı, kapanma kararından önce azalmaya başlamıştı çünkü. Aradan bir hafta bile geçmediği ve kapanmanın sonuçları tabloya yansımadığı halde, vaka sayısı yarı yarıya azalmış durumda. Sırf bu bile kapanma kararında acele edildiğini gösteriyor.</p>
<p>Sağlık camiasındaki tanıdıklarım, bir süre öncesine kadar hastanelerdeki ‘yatan’ ve ‘yoğun bakım’ oranlarının kaldırılamaz noktaya doğru ilerlediğini söylüyorlardı. Muhtemelen tabloyu hükümet de böyle okudu ve vakalardaki düşüşün hastanelere yansımasını beklemeden daha sert tedbirler alma ihtiyacı duydu.</p>
<p>İkinci ve daha stratejik sebep, turizm sezonuna ‘dünyanın en çok vaka açıklayan üçüncü ülkesi’ olarak girmemek. Hem mutad sorunumuz cari açığın finansmanı hem son dönemde ülkemizi döviz kuru üzerinden sıkıştırmaya yönelik hamlelerin boşa çıkarılması için bereketli bir turizm sezonuna ihtiyacımız var. Görebildiğim kadarıyla hükümet, ülkemizin yurt dışındaki görünümünü zedeleyen ve Akdeniz çanağındaki en büyük rakipleri İspanya ve Yunanistan tarafından aleyhte kullanılmaya fazlasıyla müsait bu sorundan turizm sezonu açılmadan kurtulmak ve vaka sayısını bir an önce düşürmek istiyor.</p>
<h2>İçki satışının yasaklanması</h2>
<p>Lokanta, pastane ve kafelerin müşterilerine servis açması 13 Nisan, yani Ramazan’ın ilk günü itibariyle yasaklanmıştı. Bahsettiğim işletmeler o tarihten beri gel-al veya uzaktan siparişle hizmet veriyorlar. Bir başka deyişle bu sektör, 28 Nisanda başlayan tam kapanmaya 15 gün önce girdi. Bu aleni bir haksızlıktı.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta bir başka gayri âdil muamele ile ‘kapanma döneminde içki satışı yasağı’ geldi. Her iki uygulama da toplumu devlet eliyle muhafazakârlaştırma çabasının bir ürünü ve net bir özgürlük ihlâli.</p>
<p>İçki satışına getirilen yasak ‘içkinin temel ihtiyaç malzemesi olmaması’ ve ‘tekel büfelerini haksız rekabetten korumak’ argümanlarına dayandırılıyor. İhtiyaçlar arasında bir hiyerarşi yoktur ve temel ihtiyacın ne olduğu kişiden kişiye değişir. Bu yüzden ihtiyaçları belirleme yetkisi hükümetlere bırakılamaz. Tekel büfelerini haksız rekabetten korumanın daha kolay yolu, marketler ve kuruyemişçilerle aynı şartlarda bu büfelerin de çalışmasına izin vermekten geçer.</p>
<p>Yükselen itirazlar karşısında bugün kırtasiye ürünleri, deodorantlar ve elektrikli ev eşyaları gibi ‘hükümetin temel ihtiyaç maddesi olarak görmediği’ diğer ürünlerin marketlerde satışı da yasaklandı. Kapanma döneminde sadece marketlerin açık olduğu hesaba katılacak olursa, bu ürünlere erişimin yasaklandığı anlamına geliyor bu. Evde resim yaparak oyalanan çocuğunuzun pastel boyası bittiğinde, yenisini alamayacaksınız yani.</p>
<p>Toplumun ve piyasanın işleyişine yapılan her müdahale yeni sorunlar üretiyor. Bu sorunları çözmek ve hatayı düzeltmek isteyen hükümetler yeni ve daha büyük müdahalelere başvurmaya mecbur kalır. Bu döngü ta ki hayatın her veçhesi devlet tarafından kuşatılana dek akar gider. Tam kapanmaya itirazımın en önemli sebebi bu zaten: Devleti gündelik hayatın içinde daha az görmek. Çok mu şey istiyorum?</p>
<h2>Kısa kısa</h2>
<p>1) Son bir yıldaki mesaileri için sağlık çalışanlarına müteşekkirim. Büyük bir fedakârlıkla çalışıyorlar. Ancak onları veya başka bir meslek grubunu kutsallaştırmaya, imtiyazlı bir zümre haline getirmeye matuf ‘sağlık çalışanlarına şiddet’ kabilinden hususî düzenlemelere karşı olduğumu üzülerek belirtmek isterim. Şiddete başvurarak sağlık çalışanlarının görev yapmasını engelleyenlere Ceza Kanununun 265. maddesinde belirtilen üst sınırdan ceza verilebilir. Bu hüküm caydırıcı değilse, yine ceza kanununda yapılacak bir değişiklikle üst sınır artırılabilir.</p>
<p>2) Bu dönemde sağlık çalışanlarına yapılacak en büyük iyilik, sağlık sistemini yeni kadrolarla takviye etmek olacaktır. Bu amaçla kamuda ilâve kadrolar açmak yerine, yeni atanacak kadroların dağılımında Sağlık Bakanlığı lehine kaydırmalar yapmak en doğrusu.</p>
<p>3) Getirildiği dönemde Tabipler Birliği’nin şiddetle karşı çıktığı ‘yabancı hekim’ önerisi tekrar gündeme alınmalı. Başta Suriyeliler olmak üzere ülkemizde misafir ettiğimiz farklı uyruktaki yetişmiş insan gücünden azami derecede faydalanmalı, gerekirse yurt dışından sözleşmeli doktor istihdam etmeliyiz.</p>
<p>4) Eğitim sistemimiz sınav üzerine kurulu. Öyle ki yüzyüze eğitime devam eden öğrenciler bile o yıl sınava girecekler arasından seçiliyor. Halbuki zorunlu eğitimin temel hedefi okuma-yazma öğretmek, okur-yazar sayısını artırmak olmalı. Bu noktadan hareketle ilkokulun ilk iki sınıfı (geçen senenin ve bu senenin birinci sınıfları) kapanma sona erdikten sonra mutlaka yüz yüze eğitime dahil edilmeli, gerekiyorsa yaz okulları açılmalı.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/tam-kapanmaya-karsiyim/">Tam Kapanmaya Karşıyım</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kovid-19 Salgınında Devlet Tarafından Alınan Tedbirler ve Özgürlük</title>
		<link>https://hurfikirler.com/kovid-19-salgininda-devlet-tarafindan-alinan-tedbirler-ve-ozgurluk/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Atilla Yayla]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Mar 2021 04:58:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19]]></category>
		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/kovid-19-salgininda-devlet-tarafindan-alinan-tedbirler-ve-ozgurluk/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özgürlük liberaller için temel değerdir. Üzerinde yoğun tartışmalar yapılan bir kavram olmakla beraber liberaller özgürlüğü bireye ait negatif bir değer olarak görür. Özgür olma veya olmama durumunda olan temel beşerî özne bireydir. Bireyin özgürlüğü ile, Bruno Leoni ve Friedrich. A. Hayek gibi önemli 20. yüzyıl liberal düşünürleri tarafından vurguladığı üzere, bireyin keyfi beşerî kısıtlama ve [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/kovid-19-salgininda-devlet-tarafindan-alinan-tedbirler-ve-ozgurluk/">Kovid-19 Salgınında Devlet Tarafından Alınan Tedbirler ve Özgürlük</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özgürlük liberaller için temel değerdir. Üzerinde yoğun tartışmalar yapılan bir kavram olmakla beraber liberaller özgürlüğü bireye ait negatif bir değer olarak görür. Özgür olma veya olmama durumunda olan temel beşerî özne bireydir. Bireyin özgürlüğü ile, Bruno Leoni ve Friedrich. A. Hayek gibi önemli 20. yüzyıl liberal düşünürleri tarafından vurguladığı üzere, bireyin keyfi beşerî kısıtlama ve engellerle karşılaşmaması arasında bir doğru oranlı ilişki vardır. Bir birey diğer beşerî özneler tarafından keyfi olarak engellenmediği ölçüde özgürdür, engellendiği ölçüde özgür olmaktan uzaktır. Bu anlatıma dayalı bir inceleme bize özellikle çağdaş toplumlarda özgürlüğün bir ya hep ya hiç meselesi olmaktan ziyade bir derece meselesi olduğunu gösterir. Başka bir deyişle bugünün dünyasında tümüyle özgürlükçü bir ülke olmadığı gibi bir iki yer hariç insanın tümüyle veya tüme yakın biçimde köleleştirildiği bir yer de yoktur.</p>
<p>Liberaller haklı olarak özgürlük ile devlet arasında iki yönlü bir ilişki görmektedir. Devlet bir taraftan anayasal yönetim geleneğine uygun olarak bireyin özgürlüğüne saygı göstermekle, yani özgürlükçü olmakla, diğer taraftan da bireylerin özgürlüğünü diğer bireylerden gelecek özgürlük ihlâllerine karşı korumakla görevlidir. İnsanların devletin varlığına rıza göstermelerinin ve kendi kendilerine adaleti tesis etme hakkından vazgeçip bu hakkı/görevi devlete yüklemelerinin ardında yatan ana sebepler veya gerekçeler de bunlardır. Son yıllarda Türkiye’de yaşanan FETÖ olayı özgürlüğün sadece birey-devlet ilişkisi çerçevesinde ele alınmasının yanlış ve yetersiz olduğuna dair işaretler sergilemiştir. Dolayısıyla özgürlüğe ilişkin liberal teori gözden geçirilmek zorundadır. Ancak, bu mevzuları bu tür yazılardan ziyade daha derinlikli akademik çalışmalarda ele almak uygun olacaktır…</p>
<p>Dünyada tümüyle özgürlükçü diyebileceğimiz bir devlet olmadığı gibi özgürlüğün her şart ve durumda ne olup ne olmadığına, korunup korunmadığına, çiğnenip çiğnenmediğine ilişkin sıfır sorunlu bir toplumsal hayat da mevcut değil. Özellikle kriz zamanlarında hemen her mesele gibi özgürlük meselesi de çok tartışılır hâle geliyor. Öyle sanıyorum ki tüm dünya şimdi bir kriz durumundan geçmekte. Kovid salgını, salgınla mücadelede, belki de kaçınılmaz olarak, devlet otoritesini öne çıkarmakta. Bu durumda devletlerin kovid ile mücadele için aldıkları ve bir kısmını topluma dayattıkları tedbirlerin bir özgürlük ihlâli teşkil edip etmediği tartışılmakta. Sabah gazetesi köşe yazarı Melih Altınok’un geçtiğimiz Cumartesi günkü  yazısında bana yönelttiği sorular da ana hatlarıyla bu hususa ilişkindi (<a href="https://www.sabah.com.tr/yazarlar/melihaltinok/2021/02/27/yoksa-sorun-sende-degil-bende-mi-atilla-hocam">https://www.sabah.com.tr/yazarlar/melihaltinok/2021/02/27/yoksa-sorun-sende-degil-bende-mi-atilla-hocam</a> ).</p>
<p>Türk devleti dâhil olmak üzere tüm devletler kovid ile mücadeleye yönelik kolektif siyasî kararlar alıyor. İsveç ve İngiltere başlangıçta toplumda sürü bağışıklığının kendiliğinden kazanılması beklentisine dayanan stratejiler denedi ama kısa sürede başarısızlık emareleri ortaya çıkınca bundan vazgeçti. Şu anda tüm devletler salgınla mücadelede başı çekmekte. Zoraki aşı uygulamaları, sokaklarda maske takma mecburiyeti, insanların samimî ve korumasız bir şekilde bir arada uzun zaman geçirdiği lokanta ve kafelerden çeşitli seviyede okullara kadar kurumların ve kuruluşların geçici olarak kapatılması hemen hemen tüm devletlerin aldığı tedbirler arasında. Tartışılan, bu tür kararların bir özgürlük ihlâli teşkil edip etmediği.</p>
<p>Bu soruya cevabım, ilk önce toptancı olunmaması gerektiği. Bence, her zaman her yerde ve vakada vurguladığım üzere, olayların bütün olarak değil tek tek veya parça parça ele alınması lâzım. Aksi takdirde hatalar yapmak kaçınılmaz olabilir. Örneğin mecburî aşı uygulaması ve aşı yaptırmayanların dışlanması ile kalabalık yerlerde maske takma mecburiyeti özgürlük açısından faklı değerlendirmelere tabi olması gereken olaylar ve durumlar teşkil ediyor. Benim bu yazıda üzerinde durmaya çalışacağım şey ise maske takma mecburiyeti, izolasyon politikaları ve -Altınok’un sorduğu gibi- AVM’lerin bir ara kapatılması gibi olaylar.</p>
<p>İnsanlar olarak toplu hayat yaşamaktayız. Bu bir tercih değil bir mecburiyet. Aksi takdirde varlığımızı sürdürmemiz imkânsız. Ancak, toplu yaşama avantajlar yanında dezavantajlar da yaratabiliyor. Kovid türü salgın hastalıkların hızla yayılması dezavantajların bir örneği. Hastalık kalabalık nüfus ve yoğun ilişki içindeki dünyada hızla bulaşabilmekte. Yayılmayı önlemek mecburen sosyal ilişkilerin -sıfırlanmasını değilse de- gevşetilmesini gerektirmekte. Devletlerin hattı hareketi de bu. Bunu sağlamak için insanların toplu hâlde bulunduğu ve tedbir alınması zor yerler kamu otoritesinin kararıyla kapatılıyor. Her kamu kararı gibi bu kapatma kararları da zora dayanıyor. Oysa, kamu zoruyla uygulanma kabiliyeti olan kararlar alınmasa belki de kapatılan yerler -en azından bazıları- açık kalacak ve çalışmaya devam edecek. Bu durumda iş yerini kapatmak zorunda kalan -daha doğrusu buna mecbur bırakılan- kimselerin özgürlüğü ihlâl edilmiş olmuyor mu?</p>
<p>Bu soruya üç cevap verilebilir. İlk cevap bunun bir özgürlük ihlâli teşkil etmediği olabilir. İkinci cevap bunun tam, açık, tartışılması anlamsız bir özgürlük ihlâli teşkil ettiği olabilir. Üçüncü cevap ise bunun bir özgürlük ihlâli teşkil etse bile ağır bir özgürlük ihlâli olmadığı ve büyük bir musibetten -hatta felaketten- kurtulmak için bir süreliğine tahammül edilebilecek bir durum teşkil ettiği olabilir. Doğrusu ben üçüncü görüşe yakınım.</p>
<p>Bu görüşü açıklamak ve desteklemek için önce nasıl bir sorunla karşı karşıya kaldığımızı kovid salgınını başka hastalıklarla karşılaştırarak anlatmaya çalışayım. İnsan dünyasında çeşitli hastalıklar var. Bunları bireysel hastalıklar ve bulaşıcı hastalıklar olarak ikiye ayırabiliriz. Bulaşıcı olanlarını da bildik hastalıklar ve bilinmedik hastalıklar veya olağan yayılma hızına sahip, ilacı ve tedavisi olan hastalıklar ile olağanüstü yayılma hızına sahip, henüz aşısı ve ilacı tam olarak bulunamamış salgın hastalıklar olarak gruplandırabiliriz.</p>
<p>Grip bulaşıcı hastalıkların ilk grubuna kovid ikici grubuna girmekte. Zaten çok hızlı bulaşan ve mutasyon geçirmiş hâliyle daha da bulaşıcı duruma gelen kovid ile mücadele insanlık için büyük ölçüde bir bilinmeyenle mücadele hüviyetini hâlâ korumakta. Virüs hakkında bilinenler bilinmeyenlerden az.  Virüsün en kötü yanı bulaşıcılığı. Bu yüzden “eski” hayatına olduğu gibi devam eden hemen her insan virüsü kapma tehlikesi ile yüz yüze. Özellikle hastalığa yakalananların neredeyse % 85-90’ının hiçbir semptom göstermeden -hatta virüsün kendisinde bulunduğunun dahi farkına varmadan- hastalığı geçirecek -ve maalesef virüsü başkalarına bulaştırabilecek- olması insanlık için daha büyük bir tehlike yaratıyor. Bazı tedbirler alınmadığı takdirde hastalığın hızla yayılması ve ülkenin sağlık sistemini büyük bir stres altına sokması, başka bir deyişle büyük bir toplumsal bunalım yaratması mümkün ve gayet muhtemel. Başka bir açıdan bakıldığında virüsü taşıyan kimselerin başka bireyler için ağır sonuçlara -ölüme- yol açabilecek negatif dışsallıklar yaratması ihtimâl dâhilinde, hatta kaçınılmaz. Hastalık bu yüzden söz gelimi kalp hastalıkları ve kanser gibi ancak sınırlı bir çevre için negatif dışsallıklar yaratan hastalıklardan farklı. Buna binaen, öncelikle hastalar için ama daha genelde tüm toplum içi kamu zoruyla uygulanma yeteneğine sahip kararlar alınması gerekiyor. Bunların bir özgürlük ihlâli teşkil ettiği elbette haklı olarak ileri sürülebilir. Ancak, önlenebilecek açık ve yakın kötülüklerin çapı ve tedbirlerin şarta bağımlı olması düşünüldüğünde bunları geçici ve katlanılabilir bir özgürlük ihlâli olarak kabul görmek mümkün.</p>
<p>Nitekim 1918’de patlayan ve önce I. Dünya Savaşı’nın perişan ettiği Avrupa’yı vuran, daha sonra dünyanın değişik yerlerine yayılan İspanyol gribi ile mücadelede de benzer tedbirlerin alınmış olduğunu görmekteyiz. Dalgalar hâlinde gelen İspanyol gribinde de bugün alınan tedbirler devreye sokulmuştu. Bunların bir kısmı doğrudan özgürlüklere müdahale mahiyetindeydi. Ancak, hastalığın zamanla ortadan kalkması bu tedbirlerin de ortadan kalkmasını sağladı. (<a href="https://www.medicalpark.com.tr/ispanyol-gribi/hg-2471">https://www.medicalpark.com.tr/ispanyol-gribi/hg-2471</a>) . Bugün İspanyol gribi salgınından kalan özgürlük kısıtlaması pek yok.</p>
<p>Elbette bu sürecin özgürlük açısından hiçbir problem doğurmayacağı iddiası abartılı olacaktır. Salgının çeşitli sosyal problemler doğurması ihtimâli var. En kötüsü devletçi kültürün toplumsal köklerini zenginleştirebilecek ve derinleştirebilecek olması. Muhtemelen bu şartlar altında kovid ile mücadelede sivil toplumun, piyasanın ve düpedüz zamanın hediyesi olan bazı başarılar da bir şekilde devletin mücadelesine bağlanacaktır. Devletin bu alanda başarılı olduğu kanaati devleti başka alanlarda büyümeye ve devletin büyümesine yol açabilecek toplumsal taleplerin yoğunlaşmasına yol açabilecektir. Bu da özgürlük taraftarlarının özgürlüğü geliştirme ve genişletme mücadelesini zorlaştıracaktır.</p>
<p>Son olarak insanlığın kovid ile çok başarılı şekilde mücadele ettiğinin altını çizmek gerekiyor. 1918-20 İspanyol gribi salgınında ölen insan sayısı için 50 milyon ile 200 milyon arasında tahminler var. O günden bugüne kat kat artmış olan dünya nüfusuna ve çok daha yoğun insanlar arası ilişkilere rağmen kovid salgını -inşallah- o boyutlara ulaşamayacak gibi görünüyor. Bunda insanlığın bir bütün olarak tecrübe ve bilgi birikiminin artmış ve teknolojinin çok gelişmiş olmasının büyük payı var. Nitekim DSÖ rakamlarına göre dünyada son üç haftadır vaka ve vefat sayısındaki düşmeler dikkat çekiyor. Bunu harika bir gelişme olarak yorumlamak ve sürecin aynı istikamette gelişmesini dilemek durumundayız. İnşallah kovid illetinden kurtulma günlerimiz çok uzakta değil.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/kovid-19-salgininda-devlet-tarafindan-alinan-tedbirler-ve-ozgurluk/">Kovid-19 Salgınında Devlet Tarafından Alınan Tedbirler ve Özgürlük</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kurallara Neden Uymuyoruz?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/kurallara-neden-uymuyoruz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Melik Nazır Esirci]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Nov 2020 10:15:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/kurallara-neden-uymuyoruz/</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanlık, yaklaşık bir yıldan beri büyük bir musibetle mücadele yürütüyor. Bugüne kadar benzerleri görülmüş ama onlardan farklı bir virüs Dünya’yı esir almış durumda. Ama yine insanlık, tecrübî ve bilimsel bilgi birikiminden hareketle salgının nasıl yayılacağı, seyredeceği ve sonuçlanacağı hakkında öngörülere sahip olmanın avantajını yaşıyor. Bilindiği gibi salgın ilk olarak bir ülkenin (Çin) bir şehrinde (Wuhan) [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/kurallara-neden-uymuyoruz/">Kurallara Neden Uymuyoruz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlık, yaklaşık bir yıldan beri büyük bir musibetle mücadele yürütüyor. Bugüne kadar benzerleri görülmüş ama onlardan farklı bir virüs Dünya’yı esir almış durumda. Ama yine insanlık, tecrübî ve bilimsel bilgi birikiminden hareketle salgının nasıl yayılacağı, seyredeceği ve sonuçlanacağı hakkında öngörülere sahip olmanın avantajını yaşıyor. Bilindiği gibi salgın ilk olarak bir ülkenin (Çin) bir şehrinde (Wuhan) çıktı. Yeni bir virüs ortaya çıktığı haberi ilk duyulduğunda bilim insanları, virüsün bütün dünyaya yayılacağını öngördü. Yetkilileri nasıl tedbirler alınması gerektiği konusunda uyardı. (Ulaşımın sınırlandırılması, karantina gibi). Ama virüs ne kadar önlem alınırsa alınsın yine de dünyanın her noktasına ulaştı. Hiçbir coğrafya bundan kaçamadı. Her insanın bu hastalıkla muhatap olması çok büyük bir ihtimal haline geldi. Yine bu arada bilim insanları, bu musibetten nasıl kurtulunacağı konusunda aşı çalışmalarına hız verdi. Şimdi, dünyanın her noktasından yeni bir aşı müjdesi alıyoruz. İnşaallah, insanlık, yeni bir musibetle karşılaşana kadar bu beladan kurtulmanın yolunu bulacak.</p>
<p>Dünyanın her coğrafyasında insanlar bu virüsle muhatap olma tehlikesiyle karşı karşıya. Kimse muaf değil. Yine bilim insanları, bireysel olarak nasıl önlem alabileceğimizi de söylüyor. Öncelikle herkesin mutlaka maske takması, muhatap olunan kişiyle aramızda en azından 1,5 m. mesafe bırakılması ve ellerin sık sık 20 sn. süreyle yıkanması gerektiği tavsiye ediliyor. Ama insanlar alışkanlıkları icabı böyle tavsiyelere uyma konusunda çok arzulu olamıyor. O zaman da devreye, yöneticiler tarafından, zorlayıcı tedbirler sokuluyor. Sokağa çıkma yasakları, seyahat yasakları, maskesiz dışarı çıkmanın yasaklanması, para cezaları, zorunlu karantinalar uygulamaya konuyor. Hatta toplum sağlığını tehlikeye atmak suçlamasıyla hapis cezasından bile bahsediliyor.</p>
<p>Gelgelelim, bütün bu zorlayıcı ve ağır tedbirlere karşı bile insanlar kurallara uymamakta inat ediyor. Hemen her ülkenin insanı bu konuda aynı refleksi gösteriyor. Hatta bazı Avrupa ülkelerinde ve Amerika’da, kitlesel olarak pandemi tedbirlerine karşı organize gösteriler yapılıyor, polisle çatışılıyor.</p>
<p>Toplumlarda ahengi sağlayan kurallar var. Bunlar ahlâk kuralları, din kuralları, yasalar ve sosyal kurallar. Fakat bu kuralların hiçbiri insanları tam olarak bağlayamıyor. Yani insanlar birini olmazsa diğerini mutlaka ihlâl ediyor. Biz şimdi sokakta maskesini takmayana, düzgün takmayana, yasak olduğu halde sokağa çıkana, karantina kurallarına uymayana, parti düzenleyene/katılana kızıyoruz. “Nasıl olur da bu kadar yakın tehlike varken, caydırıcı cezalar uygulanıyorken, insan kendi hayatını ve başkalarının hayatını böyle tehlikeye atar?” diye hop oturup hop kalkıyoruz. Ama belki aynı anda biz de yukarıda saydığım kurallardan herhangi birini ihlâl ediyoruz. Dünyada ihlâl edilen kuralların toplamını dünya nüfusuna bölebilirsek, her bir insanın payına mutlaka bir miktar günah/suç/ayıp düştüğünü görürüz.</p>
<p>“Keşke insanlar, bir kural konduğu gibi, itirazsız ve eksiksiz o kurallara uysa”  diye içimizden geçirdiğimiz oluyordur. Sadece Covid kurallarına değil, bugüne kadar insanlar için konmuş bütün kurallara uymaktan bahsediyorum.</p>
<p>Mesela; herkes maskesini düzgün taksa, herkes sosyal mesafe kuralına uysa, kimse kırmızı ışıkta geçmese, aşırı sürat yapmasa, yerlere çöp atmasa, balkondan aşağıya halı silkelemese, kapalı alanda sigara içmese, hırsızlık/dolandırıcılık yapmasa, çevreyi kirletmese, kavga etmese, borcunu zamanında ve tam olarak ödese, malını satarken hile yapmasa, dedikodu yapmasa, iftira atmasa, hakaret etmese, insan öldürmese, savaş çıkarmasa, hayvanlara eziyet etmese vs…</p>
<p>Bütün bunların tabiî sonucu olarak, polis, bekçi, jandarma, güvenlik görevlisi olmasa, mahkemeler, hâkim ve savcılara gerek kalmasa, hapishaneler kapatılsa, silah yapılmasa, ordular lağvedilse gibi. Bu liste uzatılabilir.</p>
<p>Oysa bütün bu sayılanların yazılı ve yazısız kuralları var. Hem de corona kuralları gibi bir yıldır değil, bin yıllardan beri var. Ama insanlar bu kuralların birini veya birkaçını mutlaka yerine getiriyor.</p>
<p>Peki soru şu; herkesin kurallara itirazsız tam olarak itaat ettiği dünya mümkün mü? Olabilseydi, bugün yaşadığımız dünyadan daha keyifli, daha yaşanılası olur muydu?</p>
<p>Ben karar veremiyorum.</p>
<p>Peki insanlar neden kurallara uymamakta ısrar ediyor. Buna ısrar mı, fıtrat mı demeliyiz? Türkiye’de “Suç Bilimi” konusunda kutup seviyesinde bilim adamı Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer’in “Kriminoloji” kitabında geçen ilginç bilgilerden bir demet sunuyorum;</p>
<p>“Suçun faydalı olduğu hakkındaki görüşler;</p>
<p>Durkheim’a göre suç:</p>
<p><em><u>Normaldir;</u></em> zira içinde suç işlenmeyen bir toplum tasavvuru imkansızdır,</p>
<p><em><u>Zorunludur;</u></em> zira suçların ihlal eylediği duygular bütün kişilerin vicdanlarında vardır; bunun tersi olan duyguların kişi vicdanlarında ise yerleşmesine imkan yoktur. Böyle bir durum gerçekleşseydi, suçluluk ortadan kalkmaz sadece biçim değiştirirdi,</p>
<p><em><u>Yararlıdır;</u></em> zira eğer suç bulunmasaydı toplum mutlak bir durgunluk içinde kalırdı. Mesela siyasal suç sosyal gelişme için yararlıdır. İçinde yaşadıkları toplumun sapıcı eylemlerde bulunmadıkları toplumlar oldukları yerde ve halde kalırlar. Normlara uyulmaması, toplum için yarar sağlayabilir; zira bu durum bir sosyal değişime aracı olabilir.”</p>
<p>Toplumun bir kısmı ekmeklerini suç sayesinde kazanmaktadır.</p>
<p>Amerikan yazarlarının da suç konusundaki fikirleri ilginç;</p>
<ul>
<li>Suç sosyal bir dayanışma yaratır. Suçun meydana gelmesine sebebiyet verdiği sosyal dayanışma böylece onun zararlarının azalmasına sebep olur,</li>
<li>Ahlakiliğin çok abartılmış sınırlara kadar gitmemesi için belirli bir miktar suça sahip olmamız gerekir. Zira bütün suçların yok edilmesi mümkün olsaydı ahlaki standartları her gün biraz daha yüksek tutmak gerekecekti,</li>
<li>Sosyal bakımdan suç, sosyal kötülükleri belirten bir semptomdur: Bu sayede semptomun çıktığı kesimde bir ıslahat yapma imkanı doğar.</li>
<li>Suç bir sosyal uyumsuzluk ve ahenksizlik alametidir. Sosyal uyumsuzluklar ise statik bir topluma göre dinamik toplumlarda ve dinamik olarak geçen devirlerde daha fazla olur. Dinamizm, toplumsal hayatta sosyal gelişme ile bir aradadır. Hiç kuşkusuz ekonomik gelişme ile suç arasında yakın ilişkiler vardır. Ekonomik bakımdan gelişen bir toplumda suçluluk, nitelik ve nicelik bakımından değişecektir.”</li>
</ul>
<p>Bütün bu görüşlere karşı Sulhi Dönmezer de kendi görüşünü şöyle belirtiyor:</p>
<p>“Hiç şüphesiz suçsuz bir toplum ütopyadır. Suçun sözü edilen faydaları sebep değil sonuçtur. Suçun zararları, bahsedilen faydalarından daha büyüktür. Sözü edilen faydaları dolayısıyla suç işlenmesini hiç kimse isteyemez. Bir kötülüğün bazı iyiliklerle beraber bulunması, kötülükte fayda vasfını aramaya tabii olarak sebep olmamalıdır.”</p>
<p>(Dr. Sulhi Dönmezer, <em>Kriminoloji</em>, İÜ Yay., 1986, İstanbul, ss. 65-68.)</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/kurallara-neden-uymuyoruz/">Kurallara Neden Uymuyoruz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Salgınla Mücadelede Kamu Otoritesi</title>
		<link>https://hurfikirler.com/salginla-mucadelede-kamu-otoritesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Burak Ertaştan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Oct 2020 06:59:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/salginla-mucadelede-kamu-otoritesi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yüzyıl önce dünya, doğduğu coğrafyanın dışına çıkmadan ölen insanlarla doluydu. Bugün her hafta sonu veya bayram önü/arkası bir soluk alma fırsatı olarak görülüyor. Bu, Türkiye’de böyle… Gidenlerin bir kısmı tatil beldelerini tercih ediyor, bir kısmı sılayı, ailelerinin yanını. Yönü ve amacı ne olursa olsun, insanoğlunun yeryüzündeki hareketliliği hastalık ve salgınların yayılma hızını artırıyor. Tam düştü [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/salginla-mucadelede-kamu-otoritesi/">Salgınla Mücadelede Kamu Otoritesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yüzyıl önce dünya, doğduğu coğrafyanın dışına çıkmadan ölen insanlarla doluydu. Bugün her hafta sonu veya bayram önü/arkası bir soluk alma fırsatı olarak görülüyor. Bu, Türkiye’de böyle…</p>
<p>Gidenlerin bir kısmı tatil beldelerini tercih ediyor, bir kısmı sılayı, ailelerinin yanını. Yönü ve amacı ne olursa olsun, insanoğlunun yeryüzündeki hareketliliği hastalık ve salgınların yayılma hızını artırıyor. Tam <em>düştü</em> derken, yaz aylarında başlayan hareketlilikle yeniden yükselen vaka sayıları da bunu teyid etmiyor mu?</p>
<p><strong>Sokak kısıtlamaları çözüm mü?</strong></p>
<p>Bir süreliğine yavaşlatılabilse de, insanoğlunun yeryüzündeki hareketliliğini durdurmak veya büyük ölçüde azaltmak mümkün görünmüyor. Bu yüzdendir ki <em>onbeş gün tam teşekküllü sokağa çıkma yasağı ilan edilsin, sınırlar kapatılsın, görün bakalım salgından eser kalıyor mu</em> önerisi ne makul, ne de gerçekçi. Bu öneriyi getirenler, sokağa çıkma yasağı boyunca tüketeceğimiz herşeyin stoklardan (vaktiyle üretilen malların tüketilmeyen kısmından) karşılanacağını unutuyorlar.</p>
<p>Meyve ve sebze gibi, üretimi ve tüketimi çoğu zaman farklı coğrafyalarda yoğunlaşan ve büyük çaplı stok tutmanın mümkün olmadığı temel gıdalarda kıtlık yaşanmaması, üretim ve dağıtım kanallarının sürekli açık tutulmasına -bir diğer deyişle, sokak kısıtlamalarının bir köşesinden mutlaka delinmesine- bağlı. Stok tutmanın mümkün olmadığı hizmetler sektörü de hesaba katılınca, sokak kısıtlamalarının neden tercih edilmediği daha iyi anlaşılıyor.</p>
<p><strong>İnat mı, umut mu?</strong></p>
<p>Bundan birkaç yüzyıl öncesine kadar, zarurî ihtiyaçlarını karşılayabilen insanlar kendini mutlu addediyordu. Böyle bir dünya onlar için ‘cennet’ demekti. İnsanlık, uzunca bir süredir çok daha fazlasına sahip ve buna alışmış. Bugünün insanı tüketim kalıplarından, alışkanlıklarından, zevklerinden ve sosyal ilişkilerinden uzun boylu taviz vermek, feragat etmek istemiyor. Kimilerinin bencillik, inat ve açgözlülük olarak gördüğü bu tutum, benim geleceğe daha ümitle bakmamı sağlıyor.</p>
<p>İnsanlık ne salgınlar, ne savaşlar gördü; ne badireler atlattı. Her defasında içe kapansa ve yolundan geri dönse idi, medeniyet bugün bulunduğu yerde olmazdı. Medeniyetin ulaştığı nokta, her türlü zorluğa ve olumsuzluğa rağmen içe kapanmayan, yolundan dönmeyen insanların bitmek bilmez gayretlerinin eseri.</p>
<p>Bana göre, salgınla mücadele için getirilen önerilerin en tehlikelisi içe kapanma, dış dünya ile ilişkilerini kesme veya asgariye indirme çağrısı. <em>Sağlık ekonomiden önce gelir</em> korosu, yaşayabilmek için tüketmemiz, tüketebilmek içinse önce üretmemiz gerektiğini gözden kaçırıyor. Bundan üçyüz, beşyüz, bin yıl öncesinden farklı olarak virüsün yayılımını sessiz ve bîçare vaziyette seyretmiyorsak, milyarlarca doları laboratuvarlara ve aşı çalışmalarına aktaracak gücümüz varsa, bu gücü insanların ve ulusların işbirliğine borçluyuz. Yakın zamanda üretileceğini sandığım aşı, dünyanın hangi ülkesinde ve kimler tarafından bulunursa bulunsun bütün insanlığa hizmet edecek.</p>
<p><strong>Neler yapıldı?</strong></p>
<p>Korona, en ölümcül olmasa da dünyanın gördüğü muhtemelen en bulaşıcı virüs. Ulaşım imkânlarının herkesin istifade edebileceği kadar gelişmesi ve ucuzlamasıyla ortaya çıkan hareketlilik bulaşıcılığı daha da artırdı. Hal böyleyken hayatı akışına bırakmak, tedbir almamak ne mümkün, ne de doğru. Bilâkis hem ferdî olarak hem de devlet marifetiyle yapılabilecek şeyler var.</p>
<p>Sağlık sektöründeki devlet ağırlığı giderek artsa da, sağlığımızı korumak evvelâ kendi görevimiz olmaya devam ediyor. Mesuliyeti devlete, topluma ve diğer bireylere yıkarak aradan sıyrılamayız. Lâkin salgın hastalıklar diş ağrısı, kalp ve böbrek yetmezliği ile tansiyon ve şekerden farklı olarak bütün toplumu tehdit ettiğinden, salgınla mücadele en liberal siyasî yapılarda bile devletin görevi. Ne var ki bu mücadelede devletin her yaptığı doğru ve yapabilecekleri sınırsız değil. Bu, Türkiye örneğinde de böyle.</p>
<p>Hükümet, ilk vakanın tespit edildiği günden itibaren çok sıkı tedbirler aldı. O dönemde fazlaca ihtiyatlı bulduğum bu tedbirler sayesinde, kayda değer başarılar elde edildi. Lâkin hayatın akışını bu derece sekteye uğratan tedbir ve kısıtlamalar ilânihaye sürdürülemeyeceğinden önce gevşetildi; sonra (birkaçı dışında) büsbütün kaldırıldı. Bu istisnalardan biri de, belli saatler dışında hâlâ sokağa çıkamayan altmışbeş yaş üstü vatandaşların durumu.</p>
<p><strong>Yaşlılarımız, en</strong> <strong>tecrübelilerimiz</strong></p>
<p>Havanın dahi kararmadığı yaz günlerinde akşam sekizden önce eve dönmek zorunda bırakılan bu insanların kendini koruma kapasitesine, irfanına ve bilgeliğine daha fazla güvenilerek, uzadıkça uzayan bu yanlış uygulama bir an önce terk edilmeli. Belediyelerce verilen ulaşım kartlarına, günün belli saatlerinde ve günde en fazla X kere ücretsiz kullananım hakkı yüklenmesi, yaşlı nüfusun seyyaliyetini azaltmada yeterince etkili bir demokratik tedbir olacaktır.</p>
<p><strong>En vahim hata</strong></p>
<p>Salgınla mücadeleyi genel itibariyle iyi yönettiğini düşündüğüm hükümetin bu süreçte yaptığı en vahim hata, belediyelerin açtığı yardım kampanyalarını askıya almasıydı. Gerekçe: Bakanlıktan izin alınmamış olması.</p>
<p>Belediye başkanları memur değil, seçilmiş insanlardır. Mevzuat yardım toplamaya müsaade etmiyorsa, yanlış olan mevzuattı. Yapılması gereken, mevzuatı değiştirmek için harekete geçmek, fakat değişmesini beklemeden buna izni vermekti -İzin başvurusunda bulunulmamış bile olsa!..</p>
<p>Ülkesini seven, fakat salgının açtığı sosyal yaraya başka (hükümet-dışı) kanallarla merhem olmak isteyenler için alternatif yollar hep açık tutulmalı. Aksi bir uygulamanın kurban derilerini Türk Hava Kurumu’na bağışlama dayatmasından ne farkı kalır ki? Bağış sahibi, bağışlayacağı kurumu seçme özgürlüğüne sahip olmalı.</p>
<p><strong>Piyasa, bolluk getirir</strong></p>
<p>Hükümetin yaptığı bir diğer büyük hata, maske satışına yasak getirmesiydi. Bu yanlış karar yüzünden, en basit tezgâhlarda bile kolayca üretilebilecek bir bez parçasının kıtlığını yaşadık. Maske satışının serbest bırakılmasıyla, açıklanan tavan fiyatın -ki bu da yanlış bir uygulama- yarısına, hatta kimi yerlerde üçte birine istediğimiz kadar maske bulmaya başladık.</p>
<p><strong>Maske fetişizmi</strong></p>
<p>Son dönemde öne çıkan bir diğer mesele, konutlar dışında kalan bütün kapalı ve açık alanlarda maske kullanma mecburiyetinin getirilmiş olması…</p>
<p>Bakkallar, marketler ve AVM’ler gibi çok sayıda insanın bir arada bulunduğu veya girip çıktığı kapalı alanlarda yahut asansörler ve toplu taşıma vasıtaları gibi müştereken kullanılan yerlerde maske takma zaruretine ben de inanıyorum. Hatta Eminönü, İstiklal Caddesi, Kemeraltı gibi insan trafiğinin yoğun olduğu açık alanlarda bile maske ile dolaşılmalı. Fakat tenha bir parkta oturan yahut boş denebilecek bir sokakta yürüyen bir insanı maske takmaya zorlamanın bir anlamı var mı? Hayatın her ânının/alanının devlet eliyle düzenlenmesini sıradanlaştıran bu toptancı yaklaşım, uzun vadede salgından çok daha fazla zarar verme potansiyeline sahip.</p>
<p>Salgının yeniden yükselişini maske kullanımındaki özensizliğe bağlayanlar, vaka sayısının düşüşe geçtiği aylarda ‘her yerde maske’ zorunluluğunun olmadığını unutuyor. Vaka sayısını asıl yükselten, yaz aylarında artan seyahatler ile düğün, sünnet vb. organizasyonlardı.</p>
<p><strong>Neler yapılabilir?</strong></p>
<p>Bu dönemde ortaya çıkacağı belli olan bu hareketliliği azaltmak üzere, işçi ve memurların izinleri sonraki dönemlerde kullandırılmak üzere ertelenebilirdi (Bu, hâlâ mümkün).</p>
<p>Keza düğün, nişan ve benzeri etkinliklere Eylül yerine yaz başında sınırlama getirilebilirdi.</p>
<p>ÖSYM’nin düzenlediği sınavların geçerlilik süresi birer yıl uzatılarak yüzbinlerce daha az kişinin bu sınavlara girmesi (hâlâ) sağlanabilir.</p>
<p>Taksi ve dolmuş plakalarına konan tahdit gevşetilerek (daha iyisi, kaldırılarak) toplu taşımada yoğunluk (hâlâ) azaltılabilir.</p>
<p>Bütün bunlar yapılmadığı gibi, daha önce bütün bankalarca alınan vergi ve SGK primleri sadece kamu bankaları tarafından tahsil edilmeye başlandı. Yapılandırılmış (af kapsamına giren) borçlar ise yalnızca vergi daireleri tarafından tahsil ediliyor. Tahsilat ağının genişlemesi ödeme kuyruklarını azaltacak, salgınla mücadeleye destek olacaktır.</p>
<p>Bunlar, ilk etapta aklıma gelenler…</p>
<p>Görüldüğü gibi, küçük düzenleme ve tedbirlerle yapılabilecek hâlâ çok şey var.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/salginla-mucadelede-kamu-otoritesi/">Salgınla Mücadelede Kamu Otoritesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Covid-19: İnsanlığın Ezberlerini Bozan Salgın &#8211; İsmail Özcan</title>
		<link>https://hurfikirler.com/covid-19-insanligin-ezberlerini-bozan-salgin-ismail-ozcan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hür Fikirler]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Jun 2020 06:44:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/covid-19-insanligin-ezberlerini-bozan-salgin-ismail-ozcan/</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanlığın tarihinde; şu anda tüm dünyanın karşı karşıya bulunduğu, yenmek için mücadele halinde olduğu coronavirüs ya da covid-19 pandemisi/salgını kadar bireylerin ve toplumların hayat tarzlarını ve alışkanlıklarını olabildiği kadar olumsuz şekilde etkileyen; ülkeleri, bireyleri ve toplumları hiç öngörmedikleri sorunlarla, sürprizlerle  karşı karşıya bırakan başka ne bir salgın, ne bir savaş, ne de bir olay görülmüştür. Dünyada [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/covid-19-insanligin-ezberlerini-bozan-salgin-ismail-ozcan/">Covid-19: İnsanlığın Ezberlerini Bozan Salgın &#8211; İsmail Özcan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlığın tarihinde; şu anda tüm dünyanın karşı karşıya bulunduğu, yenmek için mücadele halinde olduğu coronavirüs ya da covid-19 pandemisi/salgını kadar bireylerin ve toplumların hayat tarzlarını ve alışkanlıklarını olabildiği kadar olumsuz şekilde etkileyen; ülkeleri, bireyleri ve toplumları hiç öngörmedikleri sorunlarla, sürprizlerle  karşı karşıya bırakan başka ne bir salgın, ne bir savaş, ne de bir olay görülmüştür. Dünyada yine bu salgın kadar insanların kafalarındaki şablonları, yerleşik kanaatleri, değer yargılarını alt üst eden; birçok alandaki ezberlerini bozan başka bir gelişmeye, bir hadiseye de tanık olunmamıştır. Bu sebeple bu küresel salgın derin etkileriyle insanlığın belleğinden yüzyıllarca silinmeyecektir. 4-5 aydan bu yana bu salgınla ilgili olarak konuşulan ve yazılan şeyler, daha şimdiden yüzlerce cilt kitaptan oluşacak bir külliyata erişecek seviyededir.</p>
<p>Yer kürede daha önce görülmüş salgınlar ya bir bölgeyi, ya bir veya birkaç ülkeyi, ya da bir kıtayı etkisi alına almıştır. Ama coronavirüs haftalar ve aylarla ölçülen bir zamanda bütün dünyayı etkisi altına almış; mevcut bütün ülkeler, bütün kıtalar kısa aralıklarla bu salgına yakalanmışlardır. Daha önceki hiçbir salgın insanlığı coronavirüs kadar korkuya, paniğe sevk edecek; feleğini şaşırtacak; evlerde, çeşitli yer ve mekânlarda karantinaya sokacak bir güce sahip olmamıştır.</p>
<p>Coronavirüs ya da covid-19, baştan beri bilinen diğer tüm virüslerden çok farklı, çok özel bir hikâyeye sahip olmuştur. Tıpta hemen her salgın, her hastalık çok tipik semptomlarıyla tanınmaktadır. Ama coronavirüs kırk türlü semptomla karşımıza çıkmıştır. Nereden vuracağı, nasıl bir arızayla kendini belli edeceği hâlâ bir sırdır. Bu virüse yakalanıp tedavi olan insanların tam bir bağışıklık kazanıp kazanmadığı dahi bilinmemektedir. Günümüzün tıp bilimini huzurunda şapka çıkarılacak ölçüde temsil eden saygıdeğer bilim insanları bile bu virüs hakkında ne yazık ki hâlâ çok net, çok işe yarar şeyler söyleyememektedirler. Kendileri de bunu itiraf ediyorlar. <strong><b>“Bu virüs, hakkında söylediğimiz şeyler bizi de yanıltmakta; çünkü her an farklı bir etkiyle, farklı bir belirtiyle, ya da bir sürprizle karşımıza çıkmakta”</b></strong> diyorlar.</p>
<p>Bu yüzden bütün dünyada toplumları korumak amacıyla alınan sıkı önlemlerin tam olarak ne zaman kalkacağı, alışılan hayata ne zaman dönüleceği konusunda net bir şey söylenememekte; çoğu insanı depresyona sokan kaygı ve belirsizlik ortamı sürüp gitmektedir.</p>
<p>Söz konusu virüsün bütün bu özellikleriyle sebep olduğu salgın; ülkeleri, bireyleri ve toplumları hiç ummadıkları sorunlarla, sürprizlerle karşı karşıya bırakmıştır. İnsanlar ve toplumlar başka hiçbir salgında ve olağanüstü durumda bu salgında olduğu kadar konforlu, renkli ve hareketli yaşamlarından; günlük hayatlarına sinmiş zevkli alışkanlıklardan; şen şakrak düğün ve derneklerden bir anda vazgeçmek zorunda kalmamışlardır. Örneğin biz Türkler, sevgi ve samimiyetimizi göstermenin alamet-i farikası olan sevdiklerimizle, eş-dostla sarılma ve kucaklaşma kültürüne anında veda etmek zorunda kaldık. Sevdiklerimize, <strong><b>“Seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli”</b></strong> demekten başka bir şey elimizden gelmez oldu.</p>
<p>Yine ilk defa bu salgında görülmüştür ki; hem ülkeler, hem toplumlar, hem de bireyler için güç, kuvvet, servet ve zenginlikler sahiplerine hiçbir ayrıcalık ve koruma sağlayamamaktadır. Bu salgın, insanlar arasında çaresizlikte, köşeye sıkışmışlıkta eşitlik yaratmıştır.</p>
<p>Bu virüs; insanlar, toplumlar ve ülkeler üzerinde çok büyük hasar ve tahribat yaptıktan sonra uzun vadede de olsa bir şekilde alt edilecektir. Fakat insanlar ve toplumlar üzerinde yarattığı travma uzun süre devam edecektir.</p>
<p>Her ülkede ve bizim ülkemizde vatandaşlar, ilgili ve yetkililer, <strong><b>“Bu salgından düze çıkıldıktan sonra dünyada hiçbir şey salgından önceki gibi olmayacaktır”</b></strong> diye konuşuyor ve salgını yeni bir milat olarak kabul ediyorlar. Tüm dünya ve tüm insanlık bilmelidir ki,  salgından sonra gerçekten hiçbir şey salgından önceki gibi olmayacaktır.</p>
<p>İsmail Özcan, Eğitimci-Yazar<br />
ismailozcan.c@hotmail.com</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/covid-19-insanligin-ezberlerini-bozan-salgin-ismail-ozcan/">Covid-19: İnsanlığın Ezberlerini Bozan Salgın &#8211; İsmail Özcan</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karantina Günlerinde Sığınmacıları Unutmayalım</title>
		<link>https://hurfikirler.com/karantina-gunlerinde-siginmacilari-unutmayalim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bekir Berat Özipek]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2020 03:16:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19]]></category>
		<category><![CDATA[Göç ve Göçmenler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/karantina-gunlerinde-siginmacilari-unutmayalim/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Koronavirüs salgını dolayısıyla evde kalmanın gerektiği günlerdeyiz.  Sıkıntılı bir dönemden geçiyoruz. Karantina zamanlarının herkes için maddi ve manevi bir maliyeti var. Yaklaşık 200 bin civarında işyeri kapalı durumda; çalışamayanlar ve işini kaybedenler var. Salgının yükünü hafifletmek için kampanyalar, nakit desteği, kredi vs. borçlarının ertelenmesi gibi önlemler devrede. Dört milyon kişiye iki kez biner lira ödendi [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/karantina-gunlerinde-siginmacilari-unutmayalim/">Karantina Günlerinde Sığınmacıları Unutmayalım</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="td-post-header">
<header class="td-post-title">
<h1 class="entry-title"><a class="td-modal-image" style="font-size: 16px;" href="http://serbestiyet.com/wp-content/uploads/2020/05/dcef62af-6664-41aa-bfe2-dfe50502bff2.jpg" data-caption=""><img fetchpriority="high" decoding="async" class="entry-thumb lazyloaded td-animation-stack-type0-2" title="dcef62af-6664-41aa-bfe2-dfe50502bff2" src="http://serbestiyet.com/wp-content/uploads/2020/05/dcef62af-6664-41aa-bfe2-dfe50502bff2-696x387.jpg" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" srcset="http://serbestiyet.com/wp-content/uploads/2020/05/dcef62af-6664-41aa-bfe2-dfe50502bff2-696x387.jpg 696w, http://serbestiyet.com/wp-content/uploads/2020/05/dcef62af-6664-41aa-bfe2-dfe50502bff2-300x167.jpg 300w, http://serbestiyet.com/wp-content/uploads/2020/05/dcef62af-6664-41aa-bfe2-dfe50502bff2.jpg 720w" alt="" width="378" height="170" data-srcset="http://serbestiyet.com/wp-content/uploads/2020/05/dcef62af-6664-41aa-bfe2-dfe50502bff2-696x387.jpg 696w, http://serbestiyet.com/wp-content/uploads/2020/05/dcef62af-6664-41aa-bfe2-dfe50502bff2-300x167.jpg 300w, http://serbestiyet.com/wp-content/uploads/2020/05/dcef62af-6664-41aa-bfe2-dfe50502bff2.jpg 720w" data-src="http://serbestiyet.com/wp-content/uploads/2020/05/dcef62af-6664-41aa-bfe2-dfe50502bff2-696x387.jpg" data-sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></h1>
</header>
</div>
<div class="td-post-content tagdiv-type">
<p>Koronavirüs salgını dolayısıyla evde kalmanın gerektiği günlerdeyiz.  Sıkıntılı bir dönemden geçiyoruz. Karantina zamanlarının herkes için maddi ve manevi bir maliyeti var. Yaklaşık 200 bin civarında işyeri kapalı durumda; çalışamayanlar ve işini kaybedenler var.</p>
<p>Salgının yükünü hafifletmek için kampanyalar, nakit desteği, kredi vs. borçlarının ertelenmesi gibi önlemler devrede. Dört milyon kişiye iki kez biner lira ödendi ve şimdi “üçüncü faz”a sıra geldi.</p>
<p>Bu ödemelerin sıkıntıyı bir ölçüde hafifletmesi mümkün. Ama bir de hiç ödeme yapılmayanlar var. Sığınmacılar da koronavirüs dolayısıyla evlerindeler ve sesleri duyulmadığı için herkes farkında olmasa da çok daha kötü durumdalar.</p>
<p><em>“Virüs dolayısıyla ilk işini kaybedenler onlar oldu. İlk ay işlerini kaybettiler, iki ay sonra da kira ödeyemedikleri için evlerini kaybedecekler”</em> diyor, konuyla ilgili bir gözlemci. Onlar için asıl zor zamanların, iki-üç ay sonra, birikmiş ödemeler, elektrik, su ve doğalgaz borçlarıyla başlayacağını vurguluyor.</p>
<p>Oysa onların da vergi ödedikleri büyük ve küçük işyerleri var; bakkal, berber dükkanları var; yevmiye ile çalışanlar var ve şu an çalışamıyorlar.</p>
<p>Salgın bitene kadar dışarı çıkmamaları bekleniyor haklı olarak. Ama evde kalmak onlar açısından hiç kolay değil. Geçenlerde Adana’da polisin dur ihtarına uymadığı için kalbinden vurularak öldürülen 19 yaşındaki Suriyeli genç Ali için de kolay değildi. Çünkü onun evinde de ekmek bekleyenler vardı.</p>
<p>Bir felaketi hep beraber yaşıyoruz. Bunun için, vatandaş olsun veya olmasın, ülkede yaşayan ve krizden etkilenen herkes dayanışma kapsamına alınmalı. “Evde kal Türkiyem”in zor durumdaki bu insanlar için de mutlaka telafi edici bir karşılığı olmalı.</p>
<p>Onların içinde bulunduğu kritik durum (1) devletin hızlı hareket etmesini, (2) toplumda sığınmacılara destek olmak isteyen bireylerin yardımlarının kanalize edilmesini ve (3) uluslararası fonların bu amaçla yeninden düzenlenmesini gerektiriyor.</p>
<p>Bu üç düzeyde de atılabilecek somut adımlar var.</p>
<p>Örneğin Avrupa Birliği (AB) tarafından finanse edilen <em>Kızılaykart</em>’ın kapsamı genişletilip, virüs dönemine özel ilave ödeme yapılabilir (Hali hazırda bu kart Suriyeli sığınmacıların küçük bir bölümüne ulaşıyor).</p>
<p>Virüs dolayısıyla çalışamayan Afganistanlılar, Uygurlar ve başkaları da var ve karantina sürecinde onların da bu kapsama alınması veya dernekleri aracılığıyla onlara da ulaşılması sağlanabilir.</p>
<p>Sığınmacılar için yardım toplama amaçlı olarak sivil toplum örgütleriyle işbirliği yapılabilir ve toplanan yardımlar Göç İdaresi veya kaymakamlıklar aracılığıyla doğrudan ihtiyaç sahiplerine dağıtılabilir.</p>
<p>Sığınmacılar için tahsis edilmiş uluslararası fonlardan acil olarak karantina sürecinde devreye sokulabilecek şekilde aktarmalar yapılabilir. Örneğin yine AB tarafından 2019 yılında öğrencilere okul, servis ve kırtasiye gideri için tahsis edilen ancak okulların kapanması dolayısıyla harcanmayan 3-4 aylık tutar, gelecek yılın servis vs. giderlerine aktarılmak yerine, şimdiden ailelere ödenebilir. Çünkü şu an acil olan, çalışamadığı için geliri sıfırlanmış ailelere ekmek ulaştırmak.</p>
<p>Ancak bütün bunların ötesinde yapılması gereken daha basit şeyler de var mutlaka.</p>
<p>Sığınmacılara yönelik bilgilendirme mesela. Onlardaki “yok sayılma” algısını gidermek, onların da insan olarak değerli olduklarını hissettirmek.</p>
<p>Hayat ile ölüm arasındaki çizginin ne kadar ince olduğunu gösteren bu felaket, sığınmacılara ve onların durumuna da daha insani bir gözle bakmak için yeni bir fırsat sunuyor hepimize.</p>
<p>Evet, biz bize yeteriz ama o “biz”in içinde göze görünmeyen insanlar da var ve bizlerden kendilerini de görmemizi bekliyorlar.</p>
<p>6 Mayıs 2020, Serbestiyet<br />
<a href="http://serbestiyet.com/uncategorized/karantina-gunlerinde-siginmacilari-unutmayalim-118/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">http://serbestiyet.com/uncategorized/karantina-gunlerinde-siginmacilari-unutmayalim-118/</a></p>
</div>
<p><a href="https://hurfikirler.com/karantina-gunlerinde-siginmacilari-unutmayalim/">Karantina Günlerinde Sığınmacıları Unutmayalım</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
