Bengi Yıldız ve çilecilik kültürü

Yanlış anlaşılmanın kolay olduğu “kılçıklı” bir alana girdiğimin farkındayım.
Ama şu Bengi Yıldız meselesinde yanlış olan bir şeyler var ve ben bunu geçiştirmek istemiyorum.
Olayın başından bu yana yazılıp çizilenleri dikkatle incelerseniz, iki ayrı tepkinin iç içe girerek, birbirine karışarak, birbirini güçlendirerek ve birbiri içinde gizlenerek bir arada ileri sürüldüğünü görürsünüz.
Tepkilerden biri malum: Söz konusu fotoğraflara evli bir kişinin evlilik dışı bir ilişkisini ima ettiği için tepki gösteriliyor.
Siyasetçilerin özel hayatı konusundaki fikirlerimi daha önce (Baykal vesilesiyle, MHP’li yöneticiler vesilesiyle) yazdım. Bunları tekrar edecek değilim.
Ama Bengi Yıldız olayına gösterilen tepkinin sebebi yalnızca bu değil. Konuyla ilgili haberlerde ve twitter mesajlarında görüyoruz ki, Yıldız, evlilik dışı ilişki suçlaması kadar ağırlıkla, belki ondan da fazla, Kürt yoldaşları dağlarda savaşırken Bodrum’da ayağında şort, elinde bira, zevk-ü safa yapmakla eleştiriliyor.
Yüreği dağdaki silahlı gençlerin yanında atan, “Demokratik özerklik” bildirisini imzalamış bir Kürt siyasetçi, hem en militanlarından biri, nasıl olur da, “Beyaz Türkler”in simge mekânında, “Beyaz Türkler gibi” tatil yapar! Bu ne menem bir çifte standarttır! Bu Kürt davasını inkar, kimliğini inkar değil midir!
Dikkat ederseniz, bu konuda, BDP’ye karşı olanlar da taraftar olanlar da hem “Beyaz Türkler” hem de Kürtler aynı noktada birleşiyor.
BDP karşıtları bu olayı “bir dava adamının samimiyetsizliğinin teşhiri” için fırsat bilirken BDP ve Kürtler de aynı şekilde bir zaaf noktası olarak algılıyor ve Bengi Yıldız’ın davranışının BDP’ye yakışmadığını söylüyorlar.
İşin en garibi, Bengi Yıldız’ın bizzat kendisinin bu konuda aynı fikirde olması. Eşine ihanet ithamlarını reddettiği halde, davranışının partisine yakışmadığını ve cezaya hazır olduğunu söylediğine göre, demek ki o da yoldaşları bölgede savaşırken kendisinin Bodrum’da sefa yapmasını halkına karşı işlenmiş bir suç olarak görüyor.
İşte bu noktada da benim yazı konuma geliyoruz:
Hemen hemen bütün katı dogmatik örgütlenmelerde örgüt kültürünün önemli bir parçası olarak ortaya çıkan “çilecilik kültürü”ne…
Hayatın tadını çıkarmak yerine hayatı eziyet halinde yaşama…
Acı çekmeyi zaaflardan arınmanın bir yolu olarak görme…
Bedeni zevkleri aşağılama…
Hayatı değil ölümü kutsama…
Söz konusu örgütler bunu bir yaşam tarzı olarak benimser, bütün militanlarını bu yolla yüceleceklerine inandırırlar. Ama iş bu kadarla da kalmaz; bakarsınız, bu örgütlerin karşıtları da örgüt üyelerinin yaşamın tadını çıkarma yönündeki davranışlarını “yakaladıkça” onların “ikiyüzlülüğünü” yüzlerine vurmayı, çifte standartlı olmakla eleştirmeyi pek severler.
Şimdi soruyorum: Biz dağdaki militanların orada savaşmaya devam etmelerini mi istiyoruz; yoksa kendilerine bir kez verilmiş olan hayatın güzelliklerini yaşamak üzere dağdan inip aramıza karışmalarını mı?
Kürtler’in gasp edilmiş haklarını kazanmalarının yolunu dağda silah elde yaşamalarında mı görüyoruz, yoksa aramıza karışıp hem davaları için demokratik mücadele verip hem de insanca yaşamalarında mı?
Eğer onların da yaşıtları gibi deniz kenarında soğuk bir birayı yudumlamanın; güzel bir yemek yemenin, aşık olmanın, flört etmenin, derinliklere kulaç atmanın, kumlara oturup müzik dinlemenin, sevilen bir bedene sarılıp dans etmenin keyfini çıkarmalarını istiyorsak; onları ölüme değil hayata davet etmekse niyetimiz, neden Bengi Yıldız’ın fotoğraflarının Kürt halkına ya da BDP’ye yakışmadığını söylüyoruz? Neden onlara sadece savaş ve ölüm fotoğraflarını yakıştırıyoruz da bir sahil kasabasında çekilmiş mutluluk fotoğraflarını “uygunsuz” buluyoruz? Biz dağdakiler dahil, bölgenin bütün yoksul köylülerinin, Bodrum’da ya da başta tatil yörelerinde tatil yapabilmelerini, kendilerince keyif çatabilmelerini arzulamıyor muyuz?
Ben bu fotoğrafları “Kürt davasına ihanet” olarak görenlerin tam tersine, Bengi Yıldız ya da bir başkasının keyifli bir tatil sırasında çekilmiş fotoğraflarının dağdaki silahlı gençler için güzel bir çağrı olduğunu düşünüyorum.
Bir insanın, bir yandan Kürtler’in hakları için mücadele ederken bir yandan da bireysel mutluluğunun peşine düşebileceğinin fotoğrafları…

Bugün, 29.08.2011

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,733TakipçilerTakip Et