Bartın Üniversitesi’nde insan hakları

Yeni kurulan üniversiteler genellikle öğretim yılı açış derslerini insan hakları, hukuk devleti ve demokrasi gibi evrenselci temalara ayırıyor ve tabiatıyla bu dersleri özgürlükçü akademisyenlere verdiriyorlar.

Bu çerçevede ben de Bartın Üniversitesi Rektörü sayın Prof. Dr. Ramazan Kaplan’ın daveti üzerine 20 Ekim Salı günü 2009-2010 öğretim yılının “İnsan Hakları Ne İçindir?” konulu açılış dersini verdim. Geçen yıl da Çankırı Karatekin Üniversitesi’nde “Hukuk Devleti” konulu açış dersini vermiştim.

Daha önce yazdığım bir yazıda çok sayıda yeni üniversitenin açılmasına, tahmin edilebilecek nedenlerle, eleştirel yaklaşmıştım. Ne var ki, gerek geçen yıl Çankırı’da gerekse bu yıl Bartın’da, yeni üniversitelerin başta rektörleri olmak üzere yönetici kadrolarındaki heyecanı ve hizmet aşkını gördükten sonra bu meselede iyimser olmak için de nedenler olduğu kanaatine vardım.

İnsan haklarını araçsal bir değermiş gibi gördüğüm izlenimi vermesi nedeniyle birçok kişiye tuhaf gelebilecek olan “İnsan Hakları Ne İçindir?” başlığıyla şunu anlatmak istedim: İnsan hakları elbette kendi başına bir değerdir, ama bu onun aynı zamanda başka bazı değerli amaçlara hizmet ediyor olmasına mani değildir. Ayrıca, genellikle insanlar bir davanın değerini idrak edebilmek için soyut argümanlardan çok, onun pratik yararının veya yararlarının ne olduğunu, onun kendi hayatlarının iyileşmesine nasıl katkı yapacağını bilmeye ihtiyaç duyarlar.

İşte insan hakları meselesinde de bu türden gerekçelerimiz vardır. İnsan hakları şu beş temel toplumsal-siyasal ideale de hizmet eder: Özgürlük, demokrasi, adalet, barış ve refah.

İnsan haklarının özgürlükle ilişkisi sanırım bunların anlaşılması en kolay olanıdır. İnsan hakları özünde devlete karşı ileri sürülen özgürlük talepleridir ki bunun pratik anlamı bu hakların öncelikle bizi devlet baskısından korumaya yaramalarıdır. Ayrıca insan hakları insanların kendi iyi hayat anlayış ve pratiklerini geliştirme ve gerçekleştirmelerinin de zeminidir.

Adalet söz konusu olduğunda, insan hakları bireylerin sırf insan olmak itibariyle hak ettikleri değerleri temsil eder. Bu bağlamda insan hakları adaletin insanlara eşit davranılması gereğinin bir sonucu olarak görülebilir. Yetenek ve donanımları, kendi çabalarıyla hak ettikleri ne kadar farklı olursa olsun, her insan, adaletin bir gereği olarak, eşit muamele görmeyi hak eder.

Demokrasi de ancak sivil ve siyasal özgürlükler temeli üstünde yükselebilir. Toplumda bilgi ve haberlerin serbestçe dolaşmasına ve kamusal meselelerin özgürce tartışılabilmesine imkân veren -vicdan, düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlükleri gibi- sivil haklar olmadan ne anlamlı bir siyasal katılımdan söz edilebilir ne de yurttaşlar ve siyasi partiler kamu siyasetine ilişkin kendi önerilerini kamunun bilgisine sunabilirler.

Toplumsal barışın sağlanması da her şeyden önce herkesin insan haklarının tanındığı bir yerde mümkündür. Haklarının hukukun garantisi altında olduğunu bilmek insanlara hem güven hissi verir hem de onların hukuk ve düzene uyma eğilimlerini güçlendirir. Ayrıca, insan hakları farklılıkların çatışmacı potansiyelini azaltır, farklı var oluşlar arasındaki ilişkiyi karşılıklı saygı temelinde işleyen daha işbirlikçi bir yöne yönlendirir.

Nihayet iktisadi özgürlük hakları bireylerin yaratıcı ve girişimci kapasitelerini ortaya çıkarır, bunların serbestçe kullanılmalarını teşvik ederek üretkenliği artırır, tarafların karşılıklı yararına işleyen gönüllü mübadeleyi kolaylaştırır. Bütün bunlar toplumun genel refah düzeyini yükseltir. Ayrıca bu haklar devletin toplumun “velinimeti” olmasını önleyerek onun özerk bir varlık alanı haline gelmesine de katkıda bulunur.

Star, 22.10.2009
 

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,734TakipçilerTakip Et