<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Devrim Özkan, Hür Fikirler sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hurfikirler.com/author/devrim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hurfikirler.com</link>
	<description>..: Hür Fikirler :..</description>
	<lastBuildDate>Fri, 02 Sep 2022 12:56:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.2</generator>
	<item>
		<title>Devrim Özkan &#8211; Haşim Kılıç&#8217;a Dair</title>
		<link>https://hurfikirler.com/devrim-ozkan-hasim-kilica-dair-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Devrim Özkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Apr 2014 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/devrim-ozkan-hasim-kilica-dair-2/</guid>

					<description><![CDATA[<p>31 Mart&#8217;tan sonra yeni bir sürecin içinde olduğumuza şüphe yok. Türkiye siyasetinin tüm aktörleri konumlarını yeniden gözden geçirerek revize ediyor. Ne yazık ki siyasal sistemimizdeki aktörler sadece siyasal partiler ve sivil toplum kuruluşlarından oluşmuyor. Fakat aynı zamanda, bürokrasinin çeşitli kademelerinde yer alanlar da siyasete çeşitli şekillerde müdahil olmanın bir yolunu buluyorlar. Bunlardan en önemlilerinden biri [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/devrim-ozkan-hasim-kilica-dair-2/">Devrim Özkan &#8211; Haşim Kılıç&#8217;a Dair</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>31 Mart&rsquo;tan sonra yeni bir sürecin içinde olduğumuza şüphe yok. Türkiye siyasetinin tüm aktörleri konumlarını yeniden gözden geçirerek revize ediyor. Ne yazık ki siyasal sistemimizdeki aktörler sadece siyasal partiler ve sivil toplum kuruluşlarından oluşmuyor. Fakat aynı zamanda, bürokrasinin çeşitli kademelerinde yer alanlar da siyasete çeşitli şekillerde müdahil olmanın bir yolunu buluyorlar. Bunlardan en önemlilerinden biri olan askeri bürokrasi, geçen on iki yıllık süreçte, kademeli bir biçimde siyasal söylemlerde bulunmaya son verdi. Gelgelelim, askeri bürokrasinin, daha önceki dönemlerde üstlendiği işlevi, şimdi yargı bürokrasisi üstlenme peşindeymiş gibi görünüyor.</span></p>
<p class="MsoNormal">Bu anlamda, seçimden hemen sonra AYM&rsquo;nin verdiği iki karar son derece manidar. Bunlardan biri &ldquo;Twitter kararı&rdquo; iken, diğer HSYK&rsquo;nın yapısını düzenleyen yasanın çeşitli maddelerinin iptalini içeren karar. İki kararın da gerek görünür, gerekse görünmez niteliklerinin dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>
<p class="MsoNormal">Öncelikle Twitter kararını ele alacak olursak, AYM bir tür öncelik sıralamasında bulunmuş görünüyor. AYM, Twitter&#8217;ın engellenmesiyle ilgili yapılan başvurudaki gerekçeleri dikkate alarak, başvuranların haklarının ihlal edildiğine karar verdi. Başvuranların Anayasa&#8217;nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüklerinin ihlal edildiğine hükmeden AYM&rsquo;si, hak ihlalinin giderilmesi ve gereğinin yapılması için kararını, TİB ile Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı&#8217;na sevk etti..</p>
<p class="MsoNormal">Bu karar ile önemli problemler ortaya çıkmış bulunmakta. Bunlardan birincisi, TC Devleti&rsquo;nin kendi sınırları d&acirc;hilinde şubesi bulunmayan Twitter&rsquo;ı vergi ödemeye zorlamasını temin edecek tüm imk&acirc;nlar ortadan kaldırılmakta. Dünya ölçeğinde 1 milyar dolardan fazla reklam geliri toplayan Twitter&rsquo;ın Türkiye&rsquo;den tam olarak ne kadar gelir sağladığı bilinmiyor. Bu konuda çok sayıda spekülasyon mevcut. Zira Twitter, Türkiye&rsquo;den yüksek miktarda gelir sağlamasına rağmen, tek bir kuruş vergi ödemiyor. Twitter, Türkiye&rsquo;de faaliyette bulunan pek çok esnaftan daha fazla gelir elde etmesine rağmen, en basit bakkalın bile ödediği verginin onda birini bile ödemiyor.</p>
<p class="MsoNormal">AYM&rsquo;nin almış olduğu karardan sonra Twitter&rsquo;ın tek kuruş vergi ödemeden Türkiye&rsquo;de faaliyette bulunabilmesinin yolu açılmış oldu.</p>
<p class="MsoNormal">Ayrıca, Twitter sayesinde, dileyen herkes dilediği kişi adına hesap açarak, kişilerin mağdur olmalarına neden olacak faaliyette de bulunabiliyor. Kişilerin mağduriyetini engellemenin kanallarını kapatan AYM aldığı kararın özgürlükçü olduğunu savunmakta. Ev hanımları adına hesap açarak, müstehcen resim ve videolar paylaşanların etkinliklerine devam edebilmelerinin önünü açan AYM, devletin en önemli vazifelerinden bir tanesinin yurttaşlarının hak ve hürriyetlerini korumak olduğunu unutmuş görünüyor.</p>
<p class="MsoNormal">Ayrıca HSYK yasasına dair değişikler hakkında da önemli kararlar alan AYM, Yasama erkinin etkinlik sahasına çoktan girmiş durumda. &ldquo;Hükümeti, çeteleşmiş çeşitli güç odakları karşısında savunmasız hale getirecek çeşitli kararlar alarak, kendi üyelerinin bekasına yeni boyutlar katma çabasında olduğu düşünülen AYM, gerçekte ne yapmak istiyor?&rdquo; diye sormamak mümkün değil.</p>
<p class="MsoNormal">Şüphesiz ki insan zaaflarının esiri olmaya eğilimlidir. Geçmişten beri insanın en önemli zaafı &ldquo;tarihe geçme&rdquo; tutkusudur.</p>
<p class="MsoNormal">Göründüğü kadarıyla Sayın Haşim Kılıç da kendisini çeşitli zaaflara kaptırmış bulunmakta. Meşru ve meşru olmayan siyasal güç odaklarının bir araya gelmeleri ile Cumhurbaşkanlığının güçlü adaylarından biri olabileceğine inanabilmesi için henüz Hukuk Fakültesinden mezun olmuş çömez bir avukatın tecrübesizliğine kapılmış olması lazım.</p>
<p class="MsoNormal">Artık Cumhurbaşkanlığı görevinde ne emekli bir general, ne de bir bürokrat görmek istemediği açıkça anlaşılan vatandaşın, yeni bir ANS ile beş yılını daha boşa harcamak istemeyeceği aşik&acirc;rdır. Bu neden ile Sayın Haşim Kılıç&rsquo;ın yapabileceği en iyi şey, şimdiden çeşitli hobiler edinerek, emekliliğini nasıl geçireceğini tasarlamak olacaktır. Aksi halde, garip ittifakların peşine takılarak duvara toslayan Yavaş ve Sarıgül&rsquo;ün hezimetlerini deneyimlemesi kaçınılmazdır.&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal">Haber35 14 Nisan 2014</p>
<p class="MsoNormal"><a class="email" href="mailto:ozkandev@hotmail.com">ozkandev@hotmail.com</a>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/devrim-ozkan-hasim-kilica-dair-2/">Devrim Özkan &#8211; Haşim Kılıç&#8217;a Dair</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Devrim Özkan &#8211; Üniversite İşleyişinde Bürokratik Problemler</title>
		<link>https://hurfikirler.com/devrim-ozkan-universite-isleyisinde-burokratik-problemler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Devrim Özkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Feb 2013 20:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/devrim-ozkan-universite-isleyisinde-burokratik-problemler/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde idari mekanizmaların nasıl bir şekilde işletilmesi gerektiğine dair yoğun tartışmalar yaşanmaktadır. Bu tartışmalar, harcanan insan enerjisi ve kaynakların daha verimli kullanılabilmesi açısından hayati bir önem arz etmektedir. Zira kurumların idari işleyişleri verimliliği doğrudan etkilemektedir. Problemler farklı branşlarda faaliyet gösteren kurumlarda değişiklik şekillerde karşımıza çıkabilmektedir. Mesele üniversite idaresi bazında ele alındığında, diğer kurumsal yapılanmalara nazaran [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/devrim-ozkan-universite-isleyisinde-burokratik-problemler/">Devrim Özkan &#8211; Üniversite İşleyişinde Bürokratik Problemler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><p class="MsoNormal"><span>Günümüzde idari mekanizmaların nasıl bir şekilde işletilmesi gerektiğine dair yoğun tartışmalar yaşanmaktadır. Bu tartışmalar, harcanan insan enerjisi ve kaynakların daha verimli kullanılabilmesi açısından hayati bir önem arz etmektedir. Zira kurumların idari işleyişleri verimliliği doğrudan etkilemektedir. Problemler farklı branşlarda faaliyet gösteren kurumlarda değişiklik şekillerde karşımıza çıkabilmektedir. Mesele üniversite idaresi bazında ele alındığında, diğer kurumsal yapılanmalara nazaran idari mekanizmanın nasıl yapılandırılması gerektiğine dair yaklaşımların çeşitliliğinde bir artış gözlemlenmektedir. Problem idari işleyişin eşgüdümlü bir biçimde nasıl sürdürülebileceğinden, öğrencilere kendi gelişimlerini gerçekleştirirken kullanacakları çeşitli kaynakların nasıl sunulacağına kadar, geniş bir alana yayılmıştır. Ayrıca, üniversite faaliyetlerinin toplumsal yaşamın her alanını etkiliyor olması, dikkate alınması gereken faktörlerin sayısını arttırmaktadır.</span></p>
<p class="MsoNormal">Ülkemizde kurumların idari işleyişleri merkeziyetçi bir yapıda tezahür etmektedir. Tek merkezde toplanmış karar alma mekanizmaları farklı alanlarda olumlu ya da olumsuz sonuçlar doğurabilir. Ancak, merkezileşmenin üniversite gibi farklı alanları bünyesinde toplayan kurumlarda olumsuz sonuçlara yol açtığı gözlemlenmektedir. Üniversitelerin kapsadığı alanlar hem insan kaynağının yapısı hem de amaçlanan neticeler açısından farklılık arz etmektedir. Ayrıca farklı alanların ararında nasıl bir etkileşimde bulunarak üniversite yönetiminin eşgüdümlü bir biçimde sürdürülmesine katkı sağlayabileceklerine dair problemlerin dikkatle ele alınması da gerekmektedir.</p>
<p class="MsoNormal">Üniversite yönetiminde öne çıkan yaklaşım, &ldquo;ideal idari model belirleme çabası&rdquo;nın çeşitli tezahürleri biçiminde karşımıza çıkmaktadır. Belirlenen bu &ldquo;ideal model&rdquo; her alanda uygulanmaya çalışılmaktadır. Bu sayede birbirine benzeyen idari yapıların daha kolay bir biçimde işletilebileceği düşünülmektedir. Burada üniversite yönetimlerinin bütün işleyiş mekanizmasını tek merkezde toplama kaygısının önemli bir payı vardır. Böylece daha etkin bir yönetimin temin edilebileceğine inanılır. Fakat edinilen neticeler farklıdır. Öncelikle belirtmek gerekir ki üniversitelerdeki farklı bilim alanları özel koşullara sahiptir. Dolayısıyla idari işleyişlerinin de özel koşulları dikkate alınarak yapılandırılması gerekir. Aksi takdirde bütün yetki ve karar alma mekanizmasının tek bir merkeze toplanmasının doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan keyfi uygulamalar kaçınılmazdır. Böylece üniversiteler farklı bilim sahalarının ihtiyaçlarına ve özel koşullarına tam olarak vakıf olmayan idarecilerin kapris ve kolaycılıklarına teslim olmaktadır.</p>
<p class="MsoNormal">Yetkilerin tekelde toplanması idari yapının hantallaşmasıyla neticelenmektedir. Pek çok görevi olan fakat yetkisizleştirilmiş öğretim üyeleri lokal problemlere çözüm üretmekte zorlanmaktadır. Halbuki tek merkezden verimli bir şekilde kullanılamayacak olan yetki ve kaynakların paylaşılmasıyla lokal problemler etkin bir biçimde çözülebilir. Her fakültenin farklı ihtiyaçları mevcuttur. Hatta her bölüm son derece özel koşullara sahip olabilir. Bu durumda karar alarak uygulamaya geçirmek için merkezi idarenin vicdanıyla baş başa kalan öğretim üyeleri çaresiz kalmaktadır. Bu çaresizlik yetki ve kaynakların adil ve verimli bir biçimde paylaşılmamasının doğal bir neticesidir.</p>
<p class="MsoNormal">Farklı ihtiyaçlar temelinde, değişik biçimlerde düzenlenmiş idari yapıların eşgüdümlü hareket edemeyeceklerini düşünmek son derece hatalıdır. Üniversite yöneticisinin görevi tüm farklılıklarına rağmen idari mekanizmayı eşgüdümlü bir biçimde sürdürebilmektir. Burada farklılıklar çeşitliliği sağlayarak harmoniyi oluşturacak zengin kaynaklar olarak algılandığında eşgüdümlülük kendiliğinden temin edilir. Üniversite yöneticilerinin idari yapıları merkezileştirmekle verimli ve etkin bir işleyişi amaçladıkları iddia edilemez. Zira bu tarz yapılar sadece merkezdeki idarecilerin kapris ve egolarına hizmet etmektedir.</p>
<p class="MsoNormal">Geçen on yılda, ülkemiz, daha önce görülmedik bir biçimde,&nbsp; dinamik idari işleyişin çok sayıda örneğini sergilemiştir. Dinamizm ve değişimin yaşamın ayrılmaz bir parçası haline geldiği çağımızda kurumların hantallaşması kabul edilebilir değildir. Özellikle toplumsal işleyişi etkileyen faktörlerin her geçen gün daha fazla çeşitlilik arz etmesi üniversiteleri yeni çözümler bulma göreviyle karşı karşıya bırakmaktadır. Bunun için üniversitelerin bünyelerinde bir araya gelen bütün bilimsel sahaların en etkin ve verimli bir biçimle idare edilmesi zaruridir. Bu da ancak yetki ve kaynaklarla donatılmış müstakil idarelerin, eşgüdümlüğü temin edecek bir biçimde, iletişim ve etkileşimde bulunmalarıyla mümkündür.</p>
<p class="MsoNormal">Bürokratik işleyişin hantallığından kurtulmak için merkezi idarenin gücünü dengeleyecek ve denetleyecek mekanizmaların kurumsallaşması zorunludur. Bilimsel özgürlüklerin sadece hakların hukuki güvenceye kavuşmasıyla temin edilemeyeceği aşik&acirc;rdır. Merkezileşmiş bir yapıda yönetimin devasa gücüyle karşı karşıya kalan kişiler haklarını temin etmekte çaresiz kalabilmektedir. Buna engel olabilmek için idari yetkilerin ve kaynakların verimliliği sağlayacak bir biçimde adilce dağıtılması gerekir. Böylece kişiler ile üst yönetim arasında faaliyet gösterecek olan ara kurumlar vasıtasıyla bilimsel işleyişin verimli ve özgürce gerçekleştirilmesi güvenceye kavuşturulabilir. Bu sayede, kişisel kaygılarla, keyfi ve sorumsuz bir biçimde gerçekleştirilen uygulamaların, öğretim üyeleri, öğrenci ve çalışanların her türlü etkinliklerini olumsuz bir biçimde etkilemesi de önlenebilir.</p>
<p class="MsoNormal">Dünyanın &lsquo;bilgi&rsquo; ile idare edildiği günümüz koşullarında, ülkemizin geleceği &lsquo;bilgi stokları&rsquo;nın etkili kullanımına bağımlıdır. Dolayısıyla, üniversitelerimizin önümüzdeki süreçte etkin bir rol oynaması zaruridir. Bu sayede, ülkemizde refah, huzur ve istikrarın sosyal hayatın ayrılmaz birer parçası haline gelmesi sağlanabilir.</p></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/devrim-ozkan-universite-isleyisinde-burokratik-problemler/">Devrim Özkan &#8211; Üniversite İşleyişinde Bürokratik Problemler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Devrim Özkan &#8211; Üniversite İşleyişinde Bürokratik Problemler</title>
		<link>https://hurfikirler.com/devrim-ozkan-universite-isleyisinde-burokratik-problemler-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Devrim Özkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Feb 2013 20:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/devrim-ozkan-universite-isleyisinde-burokratik-problemler-2/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde idari mekanizmaların nasıl bir şekilde işletilmesi gerektiğine dair yoğun tartışmalar yaşanmaktadır. Bu tartışmalar, harcanan insan enerjisi ve kaynakların daha verimli kullanılabilmesi açısından hayati bir önem arz etmektedir. Zira kurumların idari işleyişleri verimliliği doğrudan etkilemektedir. Problemler farklı branşlarda faaliyet gösteren kurumlarda değişiklik şekillerde karşımıza çıkabilmektedir. Mesele üniversite idaresi bazında ele alındığında, diğer kurumsal yapılanmalara nazaran [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/devrim-ozkan-universite-isleyisinde-burokratik-problemler-2/">Devrim Özkan &#8211; Üniversite İşleyişinde Bürokratik Problemler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><p class="MsoNormal"><span>Günümüzde idari mekanizmaların nasıl bir şekilde işletilmesi gerektiğine dair yoğun tartışmalar yaşanmaktadır. Bu tartışmalar, harcanan insan enerjisi ve kaynakların daha verimli kullanılabilmesi açısından hayati bir önem arz etmektedir. Zira kurumların idari işleyişleri verimliliği doğrudan etkilemektedir. Problemler farklı branşlarda faaliyet gösteren kurumlarda değişiklik şekillerde karşımıza çıkabilmektedir. Mesele üniversite idaresi bazında ele alındığında, diğer kurumsal yapılanmalara nazaran idari mekanizmanın nasıl yapılandırılması gerektiğine dair yaklaşımların çeşitliliğinde bir artış gözlemlenmektedir. Problem idari işleyişin eşgüdümlü bir biçimde nasıl sürdürülebileceğinden, öğrencilere kendi gelişimlerini gerçekleştirirken kullanacakları çeşitli kaynakların nasıl sunulacağına kadar, geniş bir alana yayılmıştır. Ayrıca, üniversite faaliyetlerinin toplumsal yaşamın her alanını etkiliyor olması, dikkate alınması gereken faktörlerin sayısını arttırmaktadır.</span></p>
<p class="MsoNormal">Ülkemizde kurumların idari işleyişleri merkeziyetçi bir yapıda tezahür etmektedir. Tek merkezde toplanmış karar alma mekanizmaları farklı alanlarda olumlu ya da olumsuz sonuçlar doğurabilir. Ancak, merkezileşmenin üniversite gibi farklı alanları bünyesinde toplayan kurumlarda olumsuz sonuçlara yol açtığı gözlemlenmektedir. Üniversitelerin kapsadığı alanlar hem insan kaynağının yapısı hem de amaçlanan neticeler açısından farklılık arz etmektedir. Ayrıca farklı alanların ararında nasıl bir etkileşimde bulunarak üniversite yönetiminin eşgüdümlü bir biçimde sürdürülmesine katkı sağlayabileceklerine dair problemlerin dikkatle ele alınması da gerekmektedir.</p>
<p class="MsoNormal">Üniversite yönetiminde öne çıkan yaklaşım, “ideal idari model belirleme çabası”nın çeşitli tezahürleri biçiminde karşımıza çıkmaktadır. Belirlenen bu “ideal model” her alanda uygulanmaya çalışılmaktadır. Bu sayede birbirine benzeyen idari yapıların daha kolay bir biçimde işletilebileceği düşünülmektedir. Burada üniversite yönetimlerinin bütün işleyiş mekanizmasını tek merkezde toplama kaygısının önemli bir payı vardır. Böylece daha etkin bir yönetimin temin edilebileceğine inanılır. Fakat edinilen neticeler farklıdır. Öncelikle belirtmek gerekir ki üniversitelerdeki farklı bilim alanları özel koşullara sahiptir. Dolayısıyla idari işleyişlerinin de özel koşulları dikkate alınarak yapılandırılması gerekir. Aksi takdirde bütün yetki ve karar alma mekanizmasının tek bir merkeze toplanmasının doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan keyfi uygulamalar kaçınılmazdır. Böylece üniversiteler farklı bilim sahalarının ihtiyaçlarına ve özel koşullarına tam olarak vakıf olmayan idarecilerin kapris ve kolaycılıklarına teslim olmaktadır.</p>
<p class="MsoNormal">Yetkilerin tekelde toplanması idari yapının hantallaşmasıyla neticelenmektedir. Pek çok görevi olan fakat yetkisizleştirilmiş öğretim üyeleri lokal problemlere çözüm üretmekte zorlanmaktadır. Halbuki tek merkezden verimli bir şekilde kullanılamayacak olan yetki ve kaynakların paylaşılmasıyla lokal problemler etkin bir biçimde çözülebilir. Her fakültenin farklı ihtiyaçları mevcuttur. Hatta her bölüm son derece özel koşullara sahip olabilir. Bu durumda karar alarak uygulamaya geçirmek için merkezi idarenin vicdanıyla baş başa kalan öğretim üyeleri çaresiz kalmaktadır. Bu çaresizlik yetki ve kaynakların adil ve verimli bir biçimde paylaşılmamasının doğal bir neticesidir.</p>
<p class="MsoNormal">Farklı ihtiyaçlar temelinde, değişik biçimlerde düzenlenmiş idari yapıların eşgüdümlü hareket edemeyeceklerini düşünmek son derece hatalıdır. Üniversite yöneticisinin görevi tüm farklılıklarına rağmen idari mekanizmayı eşgüdümlü bir biçimde sürdürebilmektir. Burada farklılıklar çeşitliliği sağlayarak harmoniyi oluşturacak zengin kaynaklar olarak algılandığında eşgüdümlülük kendiliğinden temin edilir. Üniversite yöneticilerinin idari yapıları merkezileştirmekle verimli ve etkin bir işleyişi amaçladıkları iddia edilemez. Zira bu tarz yapılar sadece merkezdeki idarecilerin kapris ve egolarına hizmet etmektedir.</p>
<p class="MsoNormal">Geçen on yılda, ülkemiz, daha önce görülmedik bir biçimde,  dinamik idari işleyişin çok sayıda örneğini sergilemiştir. Dinamizm ve değişimin yaşamın ayrılmaz bir parçası haline geldiği çağımızda kurumların hantallaşması kabul edilebilir değildir. Özellikle toplumsal işleyişi etkileyen faktörlerin her geçen gün daha fazla çeşitlilik arz etmesi üniversiteleri yeni çözümler bulma göreviyle karşı karşıya bırakmaktadır. Bunun için üniversitelerin bünyelerinde bir araya gelen bütün bilimsel sahaların en etkin ve verimli bir biçimle idare edilmesi zaruridir. Bu da ancak yetki ve kaynaklarla donatılmış müstakil idarelerin, eşgüdümlüğü temin edecek bir biçimde, iletişim ve etkileşimde bulunmalarıyla mümkündür.</p>
<p class="MsoNormal">Bürokratik işleyişin hantallığından kurtulmak için merkezi idarenin gücünü dengeleyecek ve denetleyecek mekanizmaların kurumsallaşması zorunludur. Bilimsel özgürlüklerin sadece hakların hukuki güvenceye kavuşmasıyla temin edilemeyeceği aşikârdır. Merkezileşmiş bir yapıda yönetimin devasa gücüyle karşı karşıya kalan kişiler haklarını temin etmekte çaresiz kalabilmektedir. Buna engel olabilmek için idari yetkilerin ve kaynakların verimliliği sağlayacak bir biçimde adilce dağıtılması gerekir. Böylece kişiler ile üst yönetim arasında faaliyet gösterecek olan ara kurumlar vasıtasıyla bilimsel işleyişin verimli ve özgürce gerçekleştirilmesi güvenceye kavuşturulabilir. Bu sayede, kişisel kaygılarla, keyfi ve sorumsuz bir biçimde gerçekleştirilen uygulamaların, öğretim üyeleri, öğrenci ve çalışanların her türlü etkinliklerini olumsuz bir biçimde etkilemesi de önlenebilir.</p>
<p class="MsoNormal">Dünyanın ‘bilgi’ ile idare edildiği günümüz koşullarında, ülkemizin geleceği ‘bilgi stokları’nın etkili kullanımına bağımlıdır. Dolayısıyla, üniversitelerimizin önümüzdeki süreçte etkin bir rol oynaması zaruridir. Bu sayede, ülkemizde refah, huzur ve istikrarın sosyal hayatın ayrılmaz birer parçası haline gelmesi sağlanabilir.</p></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/devrim-ozkan-universite-isleyisinde-burokratik-problemler-2/">Devrim Özkan &#8211; Üniversite İşleyişinde Bürokratik Problemler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Devrim Özkan &#8211; Siyasal Sistemimizde Devlet ve Birey Nasıl Konumlanmalıdır?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/devrim-ozkan-siyasal-sistemimizde-devlet-ve-birey-nasil-konumlanmalidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Devrim Özkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Apr 2012 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/devrim-ozkan-siyasal-sistemimizde-devlet-ve-birey-nasil-konumlanmalidir/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Siyasal sistemimizde bireyin ve devletin nasıl konumlanması gerektiği anayasa tartışmalarının birinci gündem maddesini oluşturmalıdır. Zira toplumumuzda içtimai hayatın nasıl sürdürüleceği buna bağlıdır. Meseleye doğrudan temas etmek gerekir. Ne yazık ki anayasa hukukçuları Avrupa Birliği&#8217;nde egemen olan sosyal demokrat bakış açısının çizdiği çerçevede meseleyi ele almaktadır. H&#226;lbuki toplumumuzun geleneği, tarihi ve kendine has özellikleri dikkate alınarak [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/devrim-ozkan-siyasal-sistemimizde-devlet-ve-birey-nasil-konumlanmalidir/">Devrim Özkan &#8211; Siyasal Sistemimizde Devlet ve Birey Nasıl Konumlanmalıdır?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify">Siyasal sistemimizde bireyin ve devletin nasıl konumlanması gerektiği anayasa tartışmalarının birinci gündem maddesini oluşturmalıdır. Zira toplumumuzda içtimai hayatın nasıl sürdürüleceği buna bağlıdır.</p>
<p style="text-align: justify">Meseleye doğrudan temas etmek gerekir. Ne yazık ki anayasa hukukçuları Avrupa Birliği&rsquo;nde egemen olan sosyal demokrat bakış açısının çizdiği çerçevede meseleyi ele almaktadır. H&acirc;lbuki toplumumuzun geleneği, tarihi ve kendine has özellikleri dikkate alınarak özgürlük ve istikrarı uzun süreçte temin edecek yeni bir yaklaşıma ihtiyaç duyulmaktadır. Zira demokrasi adına Yunanistan ve İtalya&rsquo;ya kukla teknokratları atayan AB&rsquo;nin özgürlük ve demokrasiden ne anladığı problemlidir.</p>
<p style="text-align: justify">Öncelikle anayasa hukukçularımızın ilham aldıkları sosyal demokrasinin kökenlerine değinmemiz zaruridir. Belirtmek gerekir ki AB&rsquo;de egemen olan özgürlük ve demokrasi anlayışı Avrupa&rsquo;daki bakış açılarından sadece biridir. Şu an AB&rsquo;nin inşası sürecinde etkili olan felsefe son iki yüzyıllık süreçte diğer bakış açılarını eleyerek egemen hale gelmiştir. Özellikle İkinci Dünya Savaşı&rsquo;ndan sonra sosyal demokrasi giderek artan bir biçimde Avrupa siyasetinin egemen felsefesi haline geldi. Muhafazak&acirc;r ve liberal partiler AB&rsquo;nin oluşum sürecinde sosyal demokratların belirlediği hatta ilerlediler. Bu hattın felsefesi Habermas tarafından oluşturuldu ve sosyal demokratlar tarafından AB sürecinde uygulamaya geçirildi. Günümüzde, 1956&rsquo;da Roma Antlaşması&rsquo;yla kurulan Avrupa Ekonomik Topluluğu&rsquo;nun bütün işlevlerini 1992 yılında imzalan Maastricht Anlaşması&rsquo;yla üstlenen AB politik bir bütünlük kazanmaya çalışmakta ve Avrupa Birleşik Devletleri olma yolunda ilerlemektedir. Şarlman, Napoleon Bonaparte ve Adolf Hitler de Avrupa&rsquo;yı tek bir devletin egemenliğinde bir araya getirme hayali kuranlar arasındadır. Günümüzde Avrupa sosyal demokrasisinin bu misyonu üstlenmiş olması sosyal demokrasinin özünde yatan totaliter eğilimlerin farkında olanlar açısından şaşırtıcı değildir.</p>
<p style="text-align: justify">AB, esas olarak, &lsquo;sosyal sözleşme&rsquo;ye dayalı siyaset teorilerinden beslenen bir yaklaşıma sahiptir. Ancak sosyal sözleşmeci siyaset felsefeleri özgürlük, refah ve istikrarı temin etmek hususunda başarısızdır. Zira bugün beş yüz milyona ulaşmış AB&rsquo;de karar alma mekanizmalarının merkezileştiği gözlemlenmektedir. Merkezileşmiş karar alma mekanizmaları ister istemez yerel meselelere duyarsızdır. Problemleri merkezi kararlarla çözme eğiliminde olduğundan yerel ihtiyaçlara cevap verememektedir. Hatta belirlenen genel kurallar yerel gereklilikleri göz ardı ettiğinden çözümsüzlüğün kaynağı haline gelmektedir. Sosyal sözleşmeci siyaset, tamamen tezat bir biçimde, bireyselliğe ve yerelliğe duyarsızlığının yanı sıra, bireyle devlet arasındaki mesafeyi en aza indirme eğilimindedir. Birey siyasal yaşamın aktif bir öznesiymiş gibi davranmaya zorlanırken bunu gerçekleştirmesini sağlayacak araçlardan mahrumdur. Zira yalnızlaşan birey devasa bir güç kazanmış olan merkezin her türlü manipülasyonuna açıktır.</p>
<p style="text-align: justify">Bireyin içine düştüğü bu trajik durum ulusal hükümetler için de geçerlidir. Hükümetler merkezin ilgi ve çıkarlarına paralel hareket etmeye zorlanırken merkez tüm yerel kaygılar karşısında duyarsızdır. Bu durum karşısında merkezde alınan tüm kararlara maruz kalan bireyler ve hükümetler çaresiz kalmaktadır. Yunanistan, İtalya ve İspanya&rsquo;da yaşanmakta olan gelişmelerin gösterdiği gibi insanlar giderek milliyetçi ve ırkçı akımlara yönelmektedir. Merkezin uygulamaları karşısında çaresiz kalan bireylerin bu tip arayışlara yönelmeleri kaçınılmazdır.</p>
<p style="text-align: justify">Tüm bunlar merkezi iktidarın egemenlik alanını uluslararası birlikler ve antlaşmalar yoluyla genişletmesinin sonucudur. Ayrıca bireyi cemaat ve toplumundan izole eden uygulamalar kamusal çıkarı sadece devletin etkinlik sahasını ilgilendiren bir mesele haline getirmektedir. Birey toplumla doğrudan temas edebileceği imk&acirc;nlara sahip olmadığı gibi devasa bir büyüklüğe ve güce ulaşmış iktidarın karar alma süreçlerinde etkili olamamaktadır. Bireyin gündelik yaşamı Brüksel&rsquo;deki AB teknokrat ve bürokratlarının aldığı kararlar tarafından yönlendirilir hale gelmiştir. Birey en ufak müdahalede bulunamadığı devasa bir güç karşısında çaresiz kalmıştır. Demokratik seçimle gelmiş hükümetler AB&lsquo;nin aldığı kararları uygulamaya zorlanmaktadır. Bu durum ne yazık ki Yunanistan gibi demokrasinin beşiği olan bir ülkeyi komünist bir ihtilal tehlikesiyle karşı karşıya bırakmıştır.</p>
<p style="text-align: justify">Yaşanan tüm bu gelişmeler yeni anayasanın yazımı sürecinde dikkatle değerlendirilmesi gereken hususlardır. Avrupa&rsquo;da siyasal sistem AB ile birlikte hızla merkezileşirken, birey merkezi iktidarın her türlü uygulamasının etkisine açık hale gelmektedir. Böylece özgürlük ve demokrasinin sürekliliği olanaksız hale geldiği gibi siyasal ve iktisadi istikrar da ortadan kalkmaktadır. Bu durumdan kaçınmak için &lsquo;sosyal sözleşmeci&rsquo; siyaset felsefesinin devlet ile birey arasındaki mesafeyi kapatan yaklaşımından vazgeçmek gereklidir. Milyonlarca insanı egemenliği altında yaşatan devletin bireysel ilgi ve çıkarlar tarafından yönlendirilmesi düşünülemeyeceği gibi bireyin yaşamını devletin belirleyiciliğine mahk&ucirc;m etmek de mümkün değildir. Devletin birey, grup ve cemaatlerin olumsuz dış etkilere maruz kalmasını önleyen bir şemsiye işlevi gördüğü siyasal bir sistem kurumsallaşmalıdır. Bunun için devletin birey ve cemaatlerin yaşamlarına herhangi bir şekilde müdahale etmesini önleyen bir anayasa gereklidir.</p>
<p style="text-align: justify">Devletin herkesin yaşamını kapsayacak bir etkinlik alanına sahip olması olumlu herhangi bir özellik taşımaz. Kısa vadede belirli gruplara çeşitli olanaklar sunarak gücünü ve meşruluğunu arttıran devlet aslında vergi mükelleflerinden topladığı parayı rasyonel bir biçimde kullanmıyordur. Kendi iktidarının bekası için vergi mükelleflerinin parasını kullanarak meşruluk ve güç satın alıyordur. Bunun gerçekleşmesine izin vermek uzun vadede ekonomik krizlerin doğmasına yol açacağı gibi siyasal meşruluk krizlerine de zemin hazırlayacaktır. Bunun için öncelikle yurttaşlarımızın devletten bağımsız bir biçimde ayakta durarak ticaret ve üretimle yaşamlarını daha nitelikli hale getirebileceklerine inanmaları zaruridir. Devletin sağladığı küçük imk&acirc;nlarla yaşamını sürdüren bir toplumun özgürlük, demokrasi ve istikrara kavuşması uzun süreçte mümkün değildir.</p>
<p style="text-align: justify">Toplumumuz 2002 yılından beri her türlü zorluğa rağmen büyük gayret göstererek milli bir demokrasiye sahip olma yolunda önemli mesafe kaydetmiştir. Bu durumun sürdürülebilir bir nitelik kazanması için birey ve cemaatlerin varlıklarını, mülkiyetlerini ve geleceklerini güvence altına alan bir anayasaya ihtiyaç duyulmaktadır. Siyasal sürdürülebilirlik meşruluğa dayanır. Hem devletin birey ve cemaatler üzerindeki etkisini hem de siyasal gücü etki altına alan bir grup bireyin devlet üzerindeki belirleyiciliğini en aza indiren bir anayasanın varlığı toplumumuzun geleceğine ışık tutacaktır. Aksi takdirde milli demokrasilerin yerine &lsquo;topluluk metodu&rsquo;nu&nbsp; (community method) ikame etmek isteyen AB&rsquo;nin keyfi uygulamalarının neden olacağı olumsuzluklara hem devletimizin hem de yurttaşlarımızın maruz kalması kaçınılmazdır. Son on yıldır kendi yaşamına dair karar alabilme imk&acirc;nına kavuşmuş olan toplumumuzun iradesi AB&rsquo;nin merkezi uygulamalarına mahk&ucirc;m edilmemelidir. Devlet farklı ilgi ve çıkarlarla çeşitli kurumsal yapılarda bir araya gelmiş bireylerin yaratacağı zenginlikle daha etkin bir &lsquo;koruyucu güç&rsquo; niteliği kazanabilir. Birey ve cemaatler de devletin sağladığı şemsiye altında kendi başlarına ayakta durarak özgürlük, refah ve istikrarın sağlayacağı mutluluğun keyfini çıkarabilirler. Bu zorlu bir yoldur. Fakat bizden sonraki kuşakların nasıl yaşayacakları bu zorluğa katlanmamıza bağlıdır</p>
<p style="text-align: justify"><em><br /></em></p>
<p style="text-align: justify"><em>Egeli Haber, 18.04.2012</em></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/devrim-ozkan-siyasal-sistemimizde-devlet-ve-birey-nasil-konumlanmalidir/">Devrim Özkan &#8211; Siyasal Sistemimizde Devlet ve Birey Nasıl Konumlanmalıdır?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Devrim Özkan &#8211; Yeni Anayasada Güç Dengeleri</title>
		<link>https://hurfikirler.com/devrim-ozkan-yeni-anayasada-guc-dengeleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Devrim Özkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Apr 2012 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Anayasa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/devrim-ozkan-yeni-anayasada-guc-dengeleri/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçen genel seçimlerde alınan sonuçlar genel olarak yeni anayasa talebinin bir yansıması biçiminde algılanmaktadır. Gelgelelim, geçen süreçte yeni anayasanın yazımı teknik bir sürece indirgenmiş görünmektedir. Bu, esas itibariyle, anayasa hukukçularının meseleyi ele alış tarzlarından kaynaklanmaktadır. Uluslararası ölçekte genel kabul görmüş uygulamaların revize edilerek yeni anayasanın oluşturulması gelecekte geçerlilik ve meşruluk problemlerinin doğmasına yol açacaktır. Unutulmamalıdır [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/devrim-ozkan-yeni-anayasada-guc-dengeleri/">Devrim Özkan &#8211; Yeni Anayasada Güç Dengeleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify">Geçen genel seçimlerde alınan sonuçlar genel olarak yeni anayasa talebinin bir yansıması biçiminde algılanmaktadır. Gelgelelim, geçen süreçte yeni anayasanın yazımı teknik bir sürece indirgenmiş görünmektedir. Bu, esas itibariyle, anayasa hukukçularının meseleyi ele alış tarzlarından kaynaklanmaktadır. Uluslararası ölçekte genel kabul görmüş uygulamaların revize edilerek yeni anayasanın oluşturulması gelecekte geçerlilik ve meşruluk problemlerinin doğmasına yol açacaktır. Unutulmamalıdır ki yasaların ruhları mevcuttur ve toplumun deneyimleriyle meydana getirdikleri gelenekten beslenirler. Refah ve özgürlüğün tam manasıyla yaşamın parçası haline gelebilmesi toplumumuzun geleneğinin yeniden yorumlanmasıyla mümkündür.</p>
<p>Bir sözleşme modelinin genel bir geçerlilik kazanmış olması tüm zaman ve mek&acirc;nları kapsayacak bir biçimde meşruluk elde ettiği anlamına gelmez. Ayrıca geçerlilik elde etmiş modeller konjonktürün bir sonucu da olabilir. Her zaman ve mek&acirc;nda geçerli olacak bir sözleşme modelini esas itibariyle ütopyalarda yer alır. Her toplumu oluşturan farklı tarihsel süreçler, deneyimler ve gelenekler mevcuttur. Bunları dikkate almadan gerçekleştirilecek uygulamalar toplumumuzun ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalacaktır.</p>
<p>Avrupa siyaseti Hobbes&rsquo;tan günümüze kadar bireyi devlete tam manasıyla entegre etmenin arayışındadır. Bu arzusu bölgesel kapsamı çeşitli değişikliklere uğrasa da mevcudiyetini korumaktadır. Avrupa Birliği süreci sadece iktidar merkezinin ve entegre edileceklerin kimler olduğunun tanımını değiştirmiştir. Zira, bireylerin devlete çeşitli yollardan entegre edildiği siyasal yapılanmaların önceki modellere göre daha güçlü ve etkin oldukları tecrübe edilmiştir. İktidar merkezinin kapsama kapasitesi ve sahasının genişlemesi merkezi iktidarın gücünü artırmaktadır.</p>
<p>Bütün toplumun tek bir sözleşme çerçevesinde bir araya getirilmesi devlet egemenliğinin yayılım sahasını genişletir. Bunun kısa vadedeki sonucu siyasetin mekanik bir biçimde işlemesidir. Böylece modern zamanlardan önce toplum ile devlet arasındaki mesafe ortadan kaldırılır. Daha önce belirli biz merkezde egemenliğini tesis ederek çevreyle ilişkisini vergi almakla sınırlayan devlet, yaşamın ideal bir biçimde nasıl sürdürülmesi gerektiğinden eğitime kadar her şeye müdahil hale gelir. Bu süreçte siyasetteki güç dengesi devleti meydana getiren yasama, yürütme ve yargının ayrılığına indirgenir. Bu sayede devlet tüm toplumun merkezinde konumlanırken her şeyi kendisine bağımlı kılar. Devletin her türlü uygulamaları bireylerin yaşam tarzlarını doğrudan etkilemeye başlar.</p>
<p>Ülkemizdeki cumhuriyetçi uygulamalar esas itibariyle yukarıda özetlediğimiz Avrupa siyasetinin transferinden ibarettir. Bu, günümüzde, cumhuriyet dönemindeki anayasa uygulamalarının meşruluk ve geçerlilik problemiyle karşı karşıya kalmasına yol açmıştır. Bunun esas sebebi Avrupa&rsquo;da dahi problemli hale gelmiş olan modellerin uygulanmaya çalışılmasıdır. Artık bürokrat ve teknokratların egemenliğine girerek demokrasi ve özgürlüklerin sadece bir prosedür haline geldiği modellerle yetinmek mümkün görünmemektedir. Zira siyaset biliminde her ne kadar globalleşmeye dair yoğun tartışmalar yaşanmış olsa da teoriler hala kent devletinde yaşıyormuşuz gibi üretilmektedir. H&acirc;lbuki karar alma süreçlerinin demokratik mekanizmalarla sınırlandığı bir toplumda özgürlüğün tesis edilebilmesi sadece kent devletleri gibi kapsamı dar olan siyasal yapılarda mümkündür. Ancak popül&acirc;syonu ve etkileşim sahası son derece genişlemiş ulus devletlerde ve uluslararası birliklerde özgürlük demokratik karar alma süreçlerine bağımlı hale getirilmemelidir. Her gün milyonlarca insanı ilgilendiren iktisadi, kültürel ve siyasi kararların alındığı siyasal sistemlerde bireylerin ve cemaatlerin özgünlüklerini sürdürebilmeleri nasıl sağlanabilir? Bunun sağlanması siyasal ve kültürel düzenin tekbiçimliliğe indirgendiği siyasal sistemlerde mümkün değildir. Avrupa&rsquo;daki etnik farklılıkları aşarak kültürel bir tekbiçimlilik inşa etmeye çalışan Merkel ve Sarkozy&rsquo;nin, birey ve cemaatler biryana ulusların özgünlük ve özgürlüklerini dahi umursamadıkları aşik&acirc;rdır. İsviçre&rsquo;de uygulanan &ldquo;minare yasağı&rdquo;nın bir referandumun sonucu olduğu hatırlanmalıdır. Fransa&rsquo;daki peçe yasağıyla ilgili yapılan anketler toplumun genel bir desteğine sahip olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla karar alma süreçlerindeki güç dengelerinde terazinin hafif tarafında kalanların özgürlüklerinin nasıl garanti altına alınabileceği önemli bir mesele olarak karşımızda durmaktadır.</p>
<p>Pek&acirc;l&acirc;, siyasal sistemde ve anayasada güç dengeleri özgürlükleri garanti altına alacak bir biçimde nasıl tesis edilebilir? Öncelikle, Oedipus&rsquo;un trajik bir biçimde keşfettiği gibi, herkesin ve her şeyin bir kökeni olduğu ve nihayetinde kökeni tarafından biçimlendirildiği unutulmamalıdır. Toplumumuz modernistlerin düştükleri hatayı tekrarlamak zorunda değildir. Hata bir deneyim nesnesidir. Tecrübe edildikten sonra başka bir yol çizilmelidir. Modernizmin her şeye sıfırdan başlama idealinin siyasal düzeni ve istikrarı nasıl derin bir biçimde tahrip ettiği Fransızlar tarafından yeterince tecrübe edilmiştir. Bu nedenle yeni anayasa gelenekten beslenerek ve çağdaş gelişmelerin dikkate alınmasıyla meydana getirilmelidir. Buradaki en önemli mesele siyasal sistemdeki güç dengelerinin nasıl sağlanacağıdır. Eğer özgürlüğün yaşamımızın bir parçası olmasını ve farklılıklar arasındaki etkileşim vasıtasıyla daha dinamik bir toplum olmayı arzu ediyorsak kuvvetler ayrılığı yeterli bir çözüm değildir. Zira sadece refahın ve ilerlemenin süreklilik arz ettiği koşullarda işlevseldir. Kriz durumlarında devlet kısa sürede gereklilikleri öne sürerek tüm özgürlük ve farklılıkların varlığını tehdit edecek bir yapıya geçebilmektedir. Sivil toplum kuruluşlarının devlet ile toplum arasındaki güç dengesizliğinde bir karşı ağırlık işlevi edinebileceğini düşünmek içinse naif bir bakış açısına sahip olmak gerekir. Sivil toplum kuruluşları üyelerinin devletin kaynaklarından diğerlerine göre daha fazla yararlanabilmeleri için çaba gösterir. Devletin tek geliri olan vergilerin dağıtımında etken olmaya çalışırlar. Bu nedenle vergi mükelleflerinin ödemeleriyle oluşan kaynağın dağıtımını çeşitli manipülasyonlarla etkilemeye çalışan sivil toplum kuruluşlarının adalet, düzen ve istikrarın sağlanmasında devlete karşı bir denge unsuru olması düşünülemez.</p>
<p>Siyasal sistemde güç dengesinin anayasada nasıl sağlanacağı problemi esas olarak devletin toplumun tüm katmanlarına yayılma eğiliminden kaynaklanmaktadır. Bu ise şiddet araçlarıyla teminat altına alınmış hiyerarşik bir güç katmanlaşmasına yol açmaktadır. Bu durum ancak birey ve cemaatlerin devletin etkinlik sahalarının bazılarını devralmalarıyla aşılabilir. Ülkemizde modernleşme süreçleriyle birlikte vakıfların giderek güç kaybetmesinin sebebi devletin her şeyi kontrol altına alma eğilimidir. Bu nedenle müstakil tüm alanlar merkezin egemenliğine tabi tutulmuştur. Böylece vakıf ve cemaatler toplumsal işleyişteki rollerini kaybetmeye başladılar. Toplumumuzun gelenek ve kültürü, devletin sağlık, eğitim, kültür, çevre ve şehircilik alanlarındaki işlevlerini vakıflara devredebilmesi için gerekli zemini sağlamaktadır. Yeni anayasanın vakıfların potansiyellerini geliştirmelerini sağlayacak bir felsefeyle kaleme alınması ilerleyen süreçte siyasal sistemimizin düzen ve istikrara kavuşmasına yol açacaktır. Zira refahı ve nasıl yaşayacağı devletin etkinliklerinden bağımsız olan bireyler ve cemaatler daha özgürdür. Bunun için yukarıda belirtilen sahalarda farklı aktörlerin çeşitli tarzlarda faaliyet gösterebilmeleri zaruridir. Kültürel, iktisadi ve siyasal etkinliklerimizde devletten bağımsız hareket edilebilen alanlar çeşitlilik arz ettikçe daha dinamik bir toplum haline gelmemiz mümkün olacaktır. Farklı tarz, model ve hukuki yapıların eşgüdümü refah ve istikrara temel teşkil edecektir.</p>
<p style="text-align: justify">&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify"><em>Egeli Haber, 05.04.2012</em></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/devrim-ozkan-yeni-anayasada-guc-dengeleri/">Devrim Özkan &#8211; Yeni Anayasada Güç Dengeleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Devrim Özkan &#8211; Merkezileşmiş toplumda siyaset</title>
		<link>https://hurfikirler.com/devrim-ozkan-merkezilesmis-toplumda-siyaset/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Devrim Özkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Apr 2012 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/devrim-ozkan-merkezilesmis-toplumda-siyaset/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu durum bir yandan kurumsal işleyişin hantallaşmasına yol açarken diğer yandan merkezin dışında kalan alanların giderek çoraklaşmasına neden olmuştur. Merkez çevrenin tüm enerjisini emerken siyasal ve kültürel olarak da kendisine benzetmektedir.&#160; Cumhuriyetle birlikte hızla artan bu merkezileşme eğilimi güvenliği başlıca mesele gören anlayıştan kaynaklanır. Çevreyi kendine benzeten merkez Toplumun tekbiçimli ve yekvücut olmasıyla güvenliğin sağlanabileceği [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/devrim-ozkan-merkezilesmis-toplumda-siyaset/">Devrim Özkan &#8211; Merkezileşmiş toplumda siyaset</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify">Bu durum bir yandan kurumsal işleyişin hantallaşmasına yol açarken diğer yandan merkezin dışında kalan alanların giderek çoraklaşmasına neden olmuştur. Merkez çevrenin tüm enerjisini emerken siyasal ve kültürel olarak da kendisine benzetmektedir.&nbsp; Cumhuriyetle birlikte hızla artan bu merkezileşme eğilimi güvenliği başlıca mesele gören anlayıştan kaynaklanır.</p>
<p><strong>Çevreyi kendine benzeten merkez</strong></p>
<p>Toplumun tekbiçimli ve yekvücut olmasıyla güvenliğin sağlanabileceği ve böylece istikrarlı bir yönetime kavuşulacağına dair inanç cumhuriyetin idari yapısını belirleyen başlıca faktör olmuştur. Toplumumuzun siyasete ve kültüre dair bütün enerjisinin tek bir merkezde toplanması farklı güç sahalarının etkileşimiyle potansiyelini hızla arttıracak bir dinamizmden mahrum kalmamıza yol açmaktadır. Ayrıca, Tanzimat Fermanı&rsquo;nın ilanından beri modernleşme adına yapılan uygulamaların sonuçları siyasal ve kültürel merkezileşmeye yol açarken devlet ile toplum arasındaki güç dengesizliğinde araya girebilecek dengeleyici karşı-ağırlıklar kurumsallaşamamıştır. Cemaatinden koparak bireyselleşen özne siyaset alanında devletle karşı karşıya kalmıştır. Kuşkusuz, devletin cemaatler yerine bireyi muhatap alması modernleşme süreçleri için olumlu bir faktördür. Gelgelelim, bireyin devlet gibi devasa bir güç karşısındaki acizliği sadece devletin gücünü dengeleyecek merkez dışında kurumsallaşan siyasal kurumlar vasıtasıyla giderilebilir. Bu problemin çözümünde kullanılabilecek diğer bir önlem bireysel hakların anayasal güvenceye kavuşturulmasıdır. Ergun Özbudun gibi düşünürlerin bu türden çabaları büyük bir saygıyı hak etmektedir. Ancak ülkemizdeki hukuk kurumlarının kökleri çok eskilere dayanan geleneği evrensel hukukun gereklerine uygun bir biçimde devletin ile birey arasındaki güç dengesizliğinde bir karşı-ağırlık işlevi üstlenebilecekleri konusunda şüpheli hareket etmemizi gerektirmektedir.&nbsp; Diğer yandan siyasetin iki kutuplu bir hal alması da merkezileşmenin bir sonucudur. Merkezdeki &ldquo;ya bu ya da diğeri&rdquo; ikilemiyle karşı karşıya kalan ve izole olmuş bireylerden teşekkül eden toplumumuz iki kutupta öbeklenmektedir. Siyasetin merkezinde yer alanların bu durumdan fazlasıyla faydalandıkları ve siyasal bekalarını bu kutuplaşmaya paralel olarak inşa ettikleri de göz ardı edilemez. Böylece durum fazlasıyla içinden çıkılmaz bir hal almıştır. Siyah ve beyazdan ibaret bir hale gelen siyasal alan aradaki farklı tonlara dahi tahammül gösterilmeyen bir hale bürünmüştür. Herkes yekvücut olma konusunda hemfikirdir. Mesele hangi yekvücudun tercih edileceğine dairdir. H&acirc;lbuki merkezileşmenin merkezin el değiştirilebilirliğini arttırdığı unutulmamalıdır.&nbsp; Kürt meselesi gibi problemler de esas itibariyle merkezileşmenin sonucudur. Merkezileşen bir siyasal alanda yer bulamayanların başka bir merkezde bir araya gelmeleri kaçınılmazdır. Bu nedenledir ki aslında Zazalardan ve Araplara kadar geniş bir çeşitliliğe sahip olan Güney Doğu Anadolu coğrafyası son otuz yıllık sürecin sonunda iki siyasal kutuptan ibaret hale gelmiştir. Bölgedeki &lsquo;karşı merkezileşme&rsquo; eğilimi Kürtler dışındaki kültürel ve etnik toplulukların geleceğini tehdit etmektedir. H&acirc;lbuki modernleşme merkeze karşı denge vazifesi görecek farklılıkların temsiline alan açacak bir tarzda gerçekleştirilebilseydi şimdi siyasal anlamda içinden çıkılması son derece zor bir hal almış bir problemle karşı karşıya kalınmazdı.</p>
<p>Merkeze karşı &ldquo;doğulu kimliği&rdquo; altında bir araya gelinmesinin en önemli sebebi merkezin dışında soluk alacak bir alanın açılmamış olmasıdır. Bu aynı zamanda siyasal merkezin kendine güvensizliğinin de bir göstergesidir. Modernleşmenin merkezileşmeye endekslenmesi tahrip edici siyasal ve kültürel sonuçlara gebedir. Fransa ve Almanya böylesi bir merkezileşmenin siyasal yıkımıyla karşı karşıya kalmış örnekler arasındadır. Merkezin dışında siyasal, kültürel ve iktisadi anlamda etkili denge merkezlerinin kurumsallaşması bir yandan bireyin devlet karşısındaki güvencelerini diğer yandan da toplumsal gelişme dinamiğini arttıracaktır.<br /><strong><br />Farklı iktisadi-kültürel merkezler</strong></p>
<p>Son on yıllık dönemde ülkemizde yaşananlar gelecek için umut vericidir. Gelgelelim,&nbsp; toplumumuzun geleceği bir grup vefak&acirc;r ve iyi niyetli insanın çabalarına terk edilemez. Esas olarak yapılması gereken iktisadi ve kültürel gelişme ile özgürlüğün kurumsal güvencelere kavuşturulmasıdır. Bunun için, özellikle ülkemizde, devletin ve iki kutuplu siyasal alanda öbeklenen geniş kitlelerin devasa gücüne karşı farklı iktisadi ve kültürel merkezlerin anayasal güvenceye sahip olması zaruridir. Bu merkezler bölgesel olmaktan ziyade toplumu oluşturan her türlü cemaate etkinlik alanı yaratacak bir tarzda kurumsallaşmalıdır. Bireyler devletin her alanda belirleyici olduğu bir toplumsal düzende her türlü hakka sahip olsalar da özgür olamazlar. Devletin dışında bireylere siyasal, kültürel ve iktisadi alanlar açacak kurumsallaşmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Böylesi kurumsallaşmalar arasında gerçekleşecek etkileşim toplumumuzun her anlamda daha da güçlenmesine zemin hazırlayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify">&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify"><em>Star, 26.03.2012</em></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/devrim-ozkan-merkezilesmis-toplumda-siyaset/">Devrim Özkan &#8211; Merkezileşmiş toplumda siyaset</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
