<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cemal Fedayi, Hür Fikirler sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hurfikirler.com/author/cemalfedayi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hurfikirler.com</link>
	<description>..: Hür Fikirler :..</description>
	<lastBuildDate>Thu, 11 Apr 2024 08:41:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.2</generator>
	<item>
		<title>Genel ve Yerel Seçimler: Tahlil ve Tahmin</title>
		<link>https://hurfikirler.com/genel-ve-yerel-secimler-tahlil-ve-tahmin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cemal Fedayi]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Apr 2024 08:41:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=207559</guid>

					<description><![CDATA[<p>Öncelikle belirtmek gerekir ki, 31 Mart 2024 günü yapılan seçimler bir yerel seçim idi. Bu gerçeği öne çıkarmak lazım. Yerel seçimlerden genel sonuçlar, hele de erken seçim talebi hiç çıkarılamaz… Yerel seçimleri, yerel seçimlerle mukayese etmek lazım. 2024 seçimlerini 2019 seçimleri ile kıyasladığımızda muhalefetin açık bir üstünlüğünü görüyoruz. 19’da muhalefet (CHP+İP+HDP), iktidardan büyük şehirleri almıştı [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/genel-ve-yerel-secimler-tahlil-ve-tahmin/">Genel ve Yerel Seçimler: Tahlil ve Tahmin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Öncelikle belirtmek gerekir ki, 31 Mart 2024 günü yapılan seçimler bir yerel seçim idi. Bu gerçeği öne çıkarmak lazım. Yerel seçimlerden genel sonuçlar, hele de erken seçim talebi hiç çıkarılamaz…</p>
<p>Yerel seçimleri, yerel seçimlerle mukayese etmek lazım. 2024 seçimlerini 2019 seçimleri ile kıyasladığımızda muhalefetin açık bir üstünlüğünü görüyoruz. 19’da muhalefet (CHP+İP+HDP), iktidardan büyük şehirleri almıştı ama büyükşehirlerin ilçelerini alamamıştı. 24’te ilçeleri de ele geçirdi. Bu açıdan bakıldığında iktidardaki gerileme ve muhalefetteki ilerleme devam etmektedir.</p>
<p>Buradan genel seçimlere geçecek olursak: 19 ve 24 yerel seçimlerini alan muhalefet, iki seçim arasında yapılan 23 genel seçimlerini neden kazanamadı? Muhalefetin bu gerçeği iyi tahlil etmesi gerekiyor. Yerel yönetimleri muhalefete veren seçmen merkezi yönetimi neden vermiyor?</p>
<p>Benim gözlemime göre, halk yerel seçimlerde daha duygusal, genel seçimlerde ise daha rasyonel davranıyor. Yerel seçimlerde gönlünden geçeni, öfkesini, küskünlüğünü, kırgınlığını açıkça ifade ediyor. Genel seçimlerde ise, yanlış seçimin alternatif maliyetini de düşünerek, belki bağrına taş basarak, oyunu mevcut iktidara veriyor. Ancak gönülden değil kerhen veriyor…</p>
<p>İktidarın da bu noktayı iyi tahlil etmesi gerekiyor. Bu kredinin sonsuza kadar sürmeyeceğini de görmesi gerekiyor. Eğer iktidar, gerek politikalar gerekse adaylar bağlamında bir yeniden yapılanmaya gitmezse, gelecek seçimlerde merkezî iktidarı da kaybetmesi sürpriz olmaz…</p>
<p>***</p>
<p>2024 yerel seçimlerine yeniden dönecek olursak en başta şunu görürüz: Bu seçimin kaybedeni çok açık bir şekilde Ak Parti’dir. Seçimin kazananı ise yoktur. Bu seçimin kazananı CHP değil EHP’dir: Emekliler/Esnaf ve Hayat Pahalılığı. CHP, tepkinin ve öfkenin yöneldiği adres olmuştur. CHP, çözümün değil tepkinin adresidir. Öfkeli seçmen kendi bölgesinde en güçlü olan partiye, yani CHP’ye yönelmiştir. (Güneydoğuda Dem Parti’ye, birkaç yerde YRP’ye.) Bu süreçte İyi Parti bir alternatif olmaktan çıkmıştır…</p>
<p>Eğer bu seçimin galibi CHP olsaydı, 10 ay önce seçmen Erdoğan’ı değil Kılıçdaroğlu’nu seçerdi. Başta İmamoğlu olmak üzere CHP’li adaylar hiçbir şey yapmadan seçim kazanmışlardır. Ekonomik krizin ürettiği öfke, en büyük muhalefet partisine gitmiştir. CHP hiçbir pozitif icraat yapmadan, çok kolay bir şekilde öne geçmiştir.</p>
<p>Ak Parti içindeki Milli Görüş kökenliler tepkilerini YRP’ye yönelerek, Ak Parti içindeki seküler kesimler ise CHP’ye yönelerek göstermişlerdir. Ak Parti içindeki önemli bir kesim de tepkisini, sandığa gitmeyerek göstermiştir. Seçime katılım oranı yaklaşık 6 puan düşmüştür.</p>
<p>CHP gibi YRP de bu seçimin kazananı değildir. YRP’nin aldığı oylar da tamamen tepki oylarıdır. Bir aile partisinin ötesine geçemeyen YRP de CHP gibi çok kolay bir seçim geçirmiştir.</p>
<p>Seçmen çoğunluğu Cumhur İttifakına kırgın ve kızgındır ama henüz merkezî yönetimi devredecek bir alternatif görememektedir. Yerel yönetimleri muhalefete vermenin riski düşük olduğu için muhalefete prim vermiştir. Ancak merkezî yönetimi muhalefete devretmenin riski çok yüksek olduğu için kerhen de olsa Cumhur İttifakını desteklemiştir.</p>
<p>Çoğunluk cumhurbaşkanlığı seçiminde kerhen oy vermişti. İktidar bunu göremedi. Verilen desteği kararlı bir destek zannetti. Çoğunluk, 23’te gösteremediği tepkiyi 24’te gösterdi. Aslında 2018’de de iktidara öfkeliydi ama yine öfkesini ertelemiş ve 19’daki yerel seçimlerde öfkesini göstermişti. Bu defa da 23’te ertelediği öfkesini 24’te gösterdi.</p>
<p>***</p>
<p>İktidarı gerileten en önemli faktör ekonomidir. Ekonomi 2018’den beri geriliyor. Vatandaş bu gerilemeye ilk tepkiyi 2019 yerel seçimlerinde gösterdi. Ancak iktidar ekonomide yanlış yapmaya devam etti. 2023 seçimleri öncesinde seçimi kaybetme ihtimalini gören iktidar, çok yüksek dozda popülist seçim ekonomisi uygulayarak, ekonomide sanal bir rahatlama sağladı. Bu geçici ve sanal rahatlamanın sayesinde cumhurbaşkanlığı seçimini kazandı.</p>
<p>Bu rahatlama geçiciydi ve seçim sonrasında kriz, kaldığı yerden devam etti. Dar ve sabit gelirlilerin durumu daha da kötüye gitti. İktidar bu defa, faizleri düşürme yoluyla sanal rahatlama yolunu tercih etmedi. Çünkü Mehmet Şimşek’e söz verilmişti: Rasyonel zeminden ayrılınmayacaktı…</p>
<p>CB seçimi öncesi yapılan en popülist adım EYT operasyonuydu. Bu operasyonla milyonlarca genç ve orta yaşlı insan emekli edildi. Bu kadar fazla emekliye yüksek bir ödeme yapmak mümkün değildi. İktidar, yerel seçimler öncesinde popülizme kaymadı; bütün baskılara rağmen emekliye zam yapmadı. Milyonlarca emekli de tepkisini muhalefete yönelerek gösterdi. Olağanüstü rakamlara ulaşan emekliler gelecek seçimleri de etkileyecek en önemli faktör olmaya devam edecek…</p>
<p>***</p>
<p>İktidarı gerileten ikinci önemli faktör aday seçimindeki isabetsizliktir. Ak Parti ilk on yılında yaptığı gibi, anketler yaptırarak halkın sevdiği ve saydığı, liyakatli isimleri aday göstermek yerine sadakati müsellem olan sekreter kılıklı isimleri aday gösterdi.</p>
<p>CHP ise bunun tam tersini yaptı; Ak Partinin ilk on yılında yaptığını yaptı; halka yakın isimleri sahaya sürdü. Bu isimlerle, AK parti’nin kalesi olan Adıyaman, Bursa, Kütahya, Afyon, Amasya ve Kırıkkale gibi yerleri teslim aldılar.</p>
<p>Ak Parti aday tespitinde İzmir ve Hatay gibi birkaç yerde doğru isimler belirledi. Bunun karşılığını da gördü: İzmir’de oyunu artırdı, Hatay’da kazandı. CHP bütün illerde oyunu artırırken İzmir’de %10 geriledi. Ekonomik kriz ve emeklilerin tepkisi olmasaydı Hamza Dağ İzmir’i rahatlıkla alabilirdi. Ak Parti, bütün illerde Dağ gibi isimleri bulup çıkarmalıydı. Ekonomide rasyonel zemine dönen Ak Parti’nin, siyasette rasyonel zeminin dışında kaldığı görülüyor…</p>
<p>***</p>
<p>CHP’nin bu seçimdeki üstünlüğü konjonktüreldir ve geçicidir. CHP’nin klasik oy oranı %25-30 bandındadır. Bu seçimde de bu bandı geçememiştir. CHP’nin almış olduğu %37’nin yaklaşık 6 puanı Dem’den, 6 puanı da İyi Parti ve diğer küçük partilerden gelmiştir. Yani bu 37, CHP’nin değil CHP çatısı altında yeniden toplanmış Millet İttifakı tabanının oyudur.</p>
<p>CHP içindeki bu iki partinin ödünç oyu çıkarıldığında geriye %25 kalır. Bu da CHP’nin klasik oy oranıdır. Bu ödünç oyların bir kısmının CHP’de kalacağını düşünsek bile CHP’nin oy oranı en fazla %30’a çıkabilir.</p>
<p>Esasen CHP de bunu bildiği için erken seçim talebinde bulunamamıştır. Bazı CHP’liler “1977’den sonra yeniden birinci parti olduk” diye seviniyorlar. Bir siyaset tarihçisi olarak onlara hatırlatmak isterim ki, 77 başarısı da konjonktüreldi, dönemseldi. Ecevit haksız bir şekilde Kıbrıs zaferini kendine mal etmişti. Bu rüzgârla birinci olmuştu ama dönemin şartları değişince CHP yeniden %25 bandına inmiştir…</p>
<p>Bu seçimde CHP’ye komşu partilerinden ödünç oy gelmiş; AK partiden de komşu partilere oy kaymıştır. YRP’nin aldığı oylar tepki oylarıdır. YRP’nin bir programı da iddiası da yoktur. Bütün gücünü ekonomik krizden etkilenen AK parti tabanından almaktadır.</p>
<p>Ak Parti ekonomiyi toparladığında ve halkın istediği isimleri aday yaptığında YRP’ye kayan oylar tekrar dönecektir. YRP’nin Erbakan soyadı dışında herhangi bir sermayesi yoktur. YRP sahici bir siyasi parti olmaktan ziyade bir “aile partisi” görünümündedir.</p>
<p>***</p>
<p>Genel ve yerel seçimleri birlikte değerlendirdiğimizde şu sonuca varabiliriz: Halk, 22 yılın sonunda yıpranan, ekonomiyi yönetemeyen, yozlaşan mevcut iktidardan rahatsızdır. Bu rahatsızlığını cb seçiminde Erdoğan’ı ilk turda seçmeyerek göstermiştir. Yerel seçimlerde ise CHP çatısı altında toplanmış ve CHP’yi birinci parti yaparak göstermiştir.</p>
<p>Çoğunluk mevcut iktidardan rahatsızdır ama iktidarın bir alternatifini de henüz bulamamıştır. Çoğunluk CHP-DEM ittifakını bir alternatif olarak görmüyor. Bu ittifakı tepkisinin adresi olarak görmekle yetinmiştir.</p>
<p>Önümüzdeki dört yıl içinde Ak Parti kendisini, personel ve politikalar bağlamında yenileyebilir ve 2002’deki dinamizmine yeniden dönebilirse 2028 seçimlerini kazanabilir.</p>
<p>Ak Parti gerilemeye devam ederse, Ak Partinin merkez sağda boşalttığı yeri yeni bir sağ parti doldurabilir. Tıpkı 2001’de boşalan merkez sağı, Ak Partinin doldurduğu gibi yeni bir parti kurulup bu boşluğu doldurabilir. Bu konuda en muhtemel isim Abdullah Gül gibi bir ismin merkez sağda yeni bir ittifak oluşturması ihtimalidir. Gül, yanına İyi Parti, Gelecek, Saadet, Yrp, Deva, DP, BBP gibi sağ partileri toplayabilirse yeni bir alternatif olabilir.</p>
<p>CHP-DEM İttifakı ise önümüzdeki dört yıl içinde, elde ettiği yerel yönetimlerin yükünün de etkisiyle yıpranacaktır. Bu ittifakın sağ bileşenleri de, başta İyi Parti tabanı olmak üzere, yeni oluşacak merkez sağ ittifaka kayacaktır. Sonuç itibariyle muhalefet blokunda CHP ve Dem dışında parti kalmayacaktır. Bu ikisinin oy oranı da 35’i geçmeyecektir.</p>
<p>***</p>
<p>Siyaset tarihi bize göstermiştir ki CHP, serbest seçimlerin başladığı 1950’den itibaren iktidar alternatifi olamamıştır. Bundan sonra da olamayacaktır. İçinde Dem’i de barındıran bir CHP hiçbir zaman iktidar alternatifi olamaz.</p>
<p>Sonuç itibariyle Cumhur İttifakının alternatifi CHP-Dem İttifakı değildir; yeni kurulacak merkez sağ ittifaktır. %50+1’i zorunlu kılan CB seçim sistemi, içinde Dem’i barındıran bir yapının iktidar alternatifi olma şansını sona erdirmiştir. Türkiye solunun (CHP+DEM+TİP) alacağı maksimum oy miktarı %35-40 bandıdır. Bu sistem devam ettiği müddetçe, %60-65 bandında seyreden Türkiye sağı her zaman iktidarı elde edecektir.</p>
<p>Yani Türkiye’de sağın alternatifi, sol değildir. Sağın alternatifi başka bir sağdır; eski sağı bünyesine katmış yeni sağdır. Bunun nasıl olacağını önümüzdeki dört yılda göreceğiz.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/genel-ve-yerel-secimler-tahlil-ve-tahmin/">Genel ve Yerel Seçimler: Tahlil ve Tahmin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kerhen İktidar, Kerhen Muhalefet</title>
		<link>https://hurfikirler.com/kerhen-iktidar-kerhen-muhalefet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cemal Fedayi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Oct 2023 13:03:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=206988</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kerhen kelimesi siyaset literatürümüze merhum Erbakan tarafından dâhil edildi. Erbakan, 1979 yılında kurulan Demirel hükümetine destek vermişti ama bu desteğinin kerhen olduğunu da vurgulamıştı. Hükümeti, dışarıdan ve kerhen desteklemişti… Kerhen kelimesini, son seçimlerin yorumu için de kullanmak gerektiğini düşünüyorum. Benim seçim öncesi ve sonrasında, bizzat yaptığım gözlemlerime göre, iktidara oy verenler de muhalefete oy verenler [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/kerhen-iktidar-kerhen-muhalefet/">Kerhen İktidar, Kerhen Muhalefet</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kerhen kelimesi siyaset literatürümüze merhum Erbakan tarafından dâhil edildi. Erbakan, 1979 yılında kurulan Demirel hükümetine destek vermişti ama bu desteğinin kerhen olduğunu da vurgulamıştı. Hükümeti, dışarıdan ve kerhen desteklemişti…</p>
<p>Kerhen kelimesini, son seçimlerin yorumu için de kullanmak gerektiğini düşünüyorum. Benim seçim öncesi ve sonrasında, bizzat yaptığım gözlemlerime göre, iktidara oy verenler de muhalefete oy verenler de oylarını kerhen vermiştir.</p>
<p>Ancak bu durum/realite iktidar ve muhalefet tarafından görülemedi. Seçim sonuçlarının, iktidar ve muhalefet tarafından iyi analiz edilmediğini düşünüyorum. Sonuçların sosyolojik ve psikolojik analizi yapılmadı.</p>
<p>İktidar, “atı alan Üsküdar’ı geçti” mantığıyla derin bir analizden kaçındı. “Ak Partinin oyları neden sürekli geriliyor, neden son seçime göre %7 geriledi?” gibi sorulara cevaplar aranmadı. “Erdoğan neden ilk turda kazanamadı, neden Cumhur İttifakına daha fazla ortak alındı?” sorusu da havada kaldı.</p>
<p>***</p>
<p>İktidara oy verenler neden kerhen oy verdiler: 2023 yılının başında ekonomik tablo çok kötüydü, kriz düşük gelirli kitleyi derinden etkilemişti; bunun üzerine bir de deprem eklenmişti. İktidarın oy oranı, yapılan anketlere göre %50’nin bir hayli altına düşmüştü… Bir önceki seçimlerde gözü kapalı Erdoğan’a oy verenler, kızgındı, tepkiliydi ve bu defa Erdoğan’a oy vermek istemiyorlardı.</p>
<p>Fakat Millet İttifakının adayı açıklandığında, Erdoğan küskünleri, kararlarını gözden geçirme ihtiyacı hissettiler. Erdoğan’a ciddi ve makul bir alternatif çıkmamıştı. Üstelik Millet İttifakının adayı Kılıçdaroğlu, kendisine pek çok ortak edinmişti. Eski çok ortaklı koalisyon hükümetlerini andırır bir tablo ortaya çıkmıştı: Bir başkan ve 7 başkan yardımcısı vardı. (6’lı masanın 5 üyesi+ İmamoğlu ve Yavaş). Bir de bunlara son anda Ümit Özdağ katılmıştı. Ona da İçişleri Bakanlığı ve MİT vaat edilmişti.</p>
<p>Bu çok parçalı yapı, Erdoğan küskünlerinin gözünü korkuttu. Kerhen de olsa son anda Erdoğan’a yöneldiler. Erdoğan’ı ehven-i şer olarak gördüler. Çarşıya pazara çıkıp basit bir gözlem yapanlar bu gerçeği görürler; bürokrasinin, yargının ve akademinin içine girip şikâyetleri dinleyenler de.</p>
<p>“Müşteri memnuniyeti” benzerinden anketler, “seçmen memnuniyeti” için de yapılsa bu realite sayısal ve somut olarak da ortaya konulur…</p>
<p>***</p>
<p>Muhalefete oy verenler neden kerhen oy verdiler: Millet ittifakını destekleyenler Erdoğan’la rekabet edebilecek düzeyde, karizmatik ve geniş kitleleri kapsayıcı bir aday bekliyorlardı. Meşhur tabirle, “kazanacak aday” bekliyorlardı.</p>
<p>İlan edilen aday geniş kitlelerde, özellikle de muhalefetin muhafazakâr-sağ unsurlarında derin bir hayal kırıklığına sebebiyet verdi. İyi Parti tabanının bir kısmı kerhen de olsa oy vermedi. Verenler de kerhen oy verdiler.</p>
<p>2023 yılının başında yapılan anketlerde, muhalefetin desteği %50’nin bir hayli üzerindeydi. Ekonomik kriz ve depremin yarattığı memnuniyetsizlik muhalefetin yelkenlerini şişiriyordu… Fakat aday açıklandıktan sonra bu oran hızla %50’nin altına geriledi. Kılıçdaroğlu “kazanacak aday” olarak kabul görmedi. Kılıçdaroğlu’nun aldığı oyun büyük bir kısmı kerhen verilmiş oylardır.</p>
<p>Seçim sonucunda Erdoğan’a verilen kerhen oylar, Kılıçdaroğlu’na verilen kerhen oylardan daha fazla çıktı. Bu neden böyle oldu? Çünkü seçmen çoğunluğu, Millet İttifakının sağlam, istikrarlı ve homojen bir yapı olmadığını görmüştü. Nitekim seçimin hemen sonrasında Millet ittifakı da Altılı masa da dağıldı. CHP de kendi içinde dağıldı… Muhalefeti değil de iktidarı destekleyen seçmen haklı çıktı…</p>
<p>Erbakan’ın kerhen desteklediği hükümet, siyasi ve sosyal alanda olmasa da, Özal sayesinde, iktisadi alanda başarılı olmuştu… Umarız bu hükümet de Şimşek sayesinde, iktisadi alanda başarılı olur…</p>
<p>***</p>
<p>Günümüz itibariyle baktığımızda, iktidara oy verenler iktidardan, muhalefete oy verenler de muhalefetten memnun değiller. Tabanda görülen, genel ve yaygın bir hoşnutsuzluk psikolojisidir.</p>
<p>Şimdi bu psikolojik atmosfer içinde yerel seçimlere gidiliyor. Seçmen genellikle psikolojik tepkisini genel seçimlerde değil yerel seçimlerde gösterir. 2018 genel seçimlerinde iktidara devam diyen seçmen, 2019’daki yerel seçimlerinde, iktidara yönelik tepkisini muhalefeti destekleyerek göstermişti.</p>
<p>2023’de kerhen de olsa yeniden iktidarı destekleyen seçmen çoğunluğu, 2024 yerel seçimlerinde, iktidarı uyarmak bağlamında muhalefete daha fazla destek verecektir…</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/kerhen-iktidar-kerhen-muhalefet/">Kerhen İktidar, Kerhen Muhalefet</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>14 Mayıs’ın Sosyo-Politik Analizi ve 28 Mayıs</title>
		<link>https://hurfikirler.com/14-mayisin-sosyo-politik-analizi-ve-28-mayis/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cemal Fedayi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 May 2023 07:31:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=206786</guid>

					<description><![CDATA[<p>Millet İttifakı açısından 14 Mayıs öncesinin en zor konusu aday belirlemeydi. Millet İttifakı uzun süre adayını belirleyemedi. Gerçekten de Erdoğan gibi karizmatik bir adayın karşısına, ona denk bir aday bulmak kolay değildi. Çok sancılı ve zikzaklı bir süreçten sonra Millet İttifakı (Altılı Masa) aday olarak Kılıçdaroğlu’nu belirledi. Ancak bu isim, Altılı Masa’nın bazı üyeleri tarafından [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/14-mayisin-sosyo-politik-analizi-ve-28-mayis/">14 Mayıs’ın Sosyo-Politik Analizi ve 28 Mayıs</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Millet İttifakı açısından 14 Mayıs öncesinin en zor konusu aday belirlemeydi. Millet İttifakı uzun süre adayını belirleyemedi. Gerçekten de Erdoğan gibi karizmatik bir adayın karşısına, ona denk bir aday bulmak kolay değildi.<br />
Çok sancılı ve zikzaklı bir süreçten sonra Millet İttifakı (Altılı Masa) aday olarak Kılıçdaroğlu’nu belirledi. Ancak bu isim, Altılı Masa’nın bazı üyeleri tarafından kerhen kabul edilen bir tercihti. Akşener’de tecelli eden görüşe göre Kılıçdaroğlu “kazanacak” bir aday değildi…<br />
Gerçekten de Altılı Masa, sosyo-kültürel açıdan çoğunluğa mensup olmayan, karizmatik ve sempatik özellikleri zayıf bir ismi aday olarak çıkarmakla, daha başından yarışa geriden başlamış oldu.<br />
Sosyo-politik olarak baktığımızda bu toplumun büyük çoğunluğu Türk, Sünni ve sağcıdır. Toplumun yaklaşık %65’inin sağcı olduğu bir ülkede, sol kökenli bir ismi aday göstermek stratejik olarak yanlıştı. Gerçi bunu gören Kılıçdaroğlu partisini olanca gücüyle sağa kaydırmıştı ama kişisel olarak kendisi sol gelenekten geliyordu. Bu realiteyi değiştirmesi mümkün değildi…<br />
Modernleşme açısından ileri toplumlarda sosyo-politik köken, siyasi tercihlerde çok önemli değildir ama bizim gibi ülkelerde henüz önemini kaybetmemiştir. Yine de eski devirlere göre ülkemizde de öneminin azaldığını söyleyebiliriz.<br />
Kılıçdaroğlu’nun, bütün dezavantajlarına rağmen %45 alması, zannedildiği gibi başarısızlık değil başarıdır. (Normalde, %35-38 bandında kalması gerekiyordu…) Bu durum, Türkiye’nin siyasal modernleşme açısından belirli bir eşiği aştığını gösteriyor. 12 Eylül öncesinin sosyo-politik ortamında böyle bir sonuç hayal bile edilemezdi…<br />
***<br />
Bu seçimin en önemli sonucu, iktidar partisi olan Ak Parti’nin oy oranındaki düşüşün hızlanarak devam ediyor olmasıdır. Ak Parti son seçime göre %7 oy kaybetmiştir. Erdoğan ise son seçime göre %3 kaybetmiştir. (Ak Parti, aşağı yukarı, 2002’deki oy oranına geri dönmüştür.)<br />
Ancak Ak Parti’den kopan oyların muhalefete gitmediği görülüyor. Deva, Gelecek ve Saadet kanalıyla CHP’ye kayan oy miktarı %1-2 civarında tahmin edilmektedir. Bu sonuçtan şunu çıkarabiliriz:<br />
Ak Parti’den kopan seçmenler ana muhalefeti (Millet İttifakını) bir alternatif olarak görmüyorlar; aynı kamp içinde kalıyorlar, sadece vagon değiştiriyorlar. Ak Parti vagonundan inenler MHP, BBP ve YRP’ye gidiyorlar. (Deva, Gelecek ve Saadet 3. bir ittifak olarak seçime girseydi Ak Parti’den kopan oylar buraya gidebilirdi…)<br />
Ancak her şeye rağmen Ak Parti, merkez sağın en güçlü partisi olmaya devam ediyor. Erdoğan da merkez sağın en güçlü lideri olmaya devam ediyor. Pandemi, deprem ve ekonomik kriz gibi üç büyük dezavantaja rağmen Erdoğan’ın %49,5 oy alması bir başarıdır. Ancak bu başarı Erdoğan’ın kendinden çok, rakibinin zayıflığından ve alternatifsizlikten kaynaklanmaktadır.<br />
Eğer Erdoğan’ın karşısına sosyo-politik olarak çoğunluğun içinden çıkmış bir isim çıkarılsaydı Erdoğan’ın kaybetme ihtimali daha fazla olabilirdi. Örneğin Abdullah Gül, İlhan Kesici, İmamoğlu veya Yavaş gibi isimler daha güçlü rakipler olabilirlerdi…<br />
Sosyal medyada yaygın rağbet gören videolara bakıldığında gerek Millet İttifakının tabanı, gerekse Cumhur İttifakının tabanı, cumhurbaşkanı adaylarından memnun değiller. Adaylarını, başka alternatif olmadığı için, kerhen ve heyecansız olarak desteklemektedirler…<br />
Bu bağlamda, Oğan’a giden oyların da küskün ve protesto oyları olduğu görülüyor. Her iki ittifakın küskünleri, gidecek başka adres olmadığı için, kerhen ve mecburen Oğan’a oy vermiş görünüyorlar. Oğan’a verilen oylar, Oğan’a duyulan ilgiden çok, kendi adaylarını beğenmeyenlerin tercihinden kaynaklanmıştır; tabir caizse, hubb-i Ali’den çok buğz-u Muaviye’den…<br />
***<br />
Ülkemizde bir seçim ilk defa ikinci tura kalmıştır. Bu önemli bir tecrübe olacaktır. Ancak geçmişte buna benzer bir durumdan söz edebiliriz. 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra hükümet kurulamamış ve adeta ikinci tur şeklinde 1 Kasım’da yeni seçimler yapılmıştı. 7 Haziran’da %40’a düşen Ak Parti 1 Kasım’da %49,5’e çıkmıştı. Bu defa da buna benzer bir sonuç çıkacak gibi görünüyor…<br />
14 Mayıs’ta yasama organında üstünlüğü sağlayan Cumhur İttifakı’nın 28 Mayıs’ta da yürütmede üstünlüğü sağlaması muhtemeldir. Genellikle seçmen, yasamada hâkim olanın yürütmede de hâkim olmasını tercih etmektedir. Aksi halde sistemin kilitlenmesi muhtemeldir.<br />
Sinan Oğan’ın ikinci turda Erdoğan’ı destekleyeceğini ilan etmesi, Erdoğan’ın kazanma ihtimalini daha da kuvvetlendirmiştir. Oğan’ın %5,5 oyunun, %1’i bile Erdoğan’a gitse Erdoğan seçimi kazanacaktır.<br />
Ümit Özdağ’ın Kılıçdaroğlu’nu desteklemesi, Kılıçdaroğlu’nun oylarını çok artırmayacaktır. Hatta tersine, Özdağ’ın dayattığı “kayyım” şartından dolayı, Kılıçdaroğlu HDP tabanından bir kısmını kaybedebilir…<br />
***<br />
Somut gelişmeler ve son yapılan anketler Erdoğan’ı önde gösteriyor. Olağanüstü bir gelişme yaşanmazsa 28 Mayıs seçimlerini Erdoğan’ın kazanması, ağırlıklı ihtimaldir.(*)<br />
Seçimi kim kazanırsa kazansın, seçim sürecinde üstü örtülen ve pansuman tedbirlerle iyileşmiş gibi gösterilen iktisadi kriz, seçimden sonra, bütün dehşetiyle yeniden hortlayacak.<br />
28 Mayıs’tan sonra gündemimizi siyaset değil iktisat belirleyecek… Allah yardımcımız olsun vesselam…<br />
______________________________________<br />
(*)14 Mayıs konusunda büyük başarısızlık yaşayan anket firmaları bu defa daha temkinli hareket ediyorlar; şu ana kadar Kılıçdaroğlu’nu önde gösteren bir anket yok. İki firmanın yaptığı ankete göre Erdoğan önde gidiyor. Bakınız: https://sputniknews.com.tr/20230525/2-tur-secimine-sayili-gunler-kaldi-son-anketler-ne-soyluyor-1071549469.html<br />
14 Mayıs öncesinin anketleri MHP’nin oylarını düşüşte, İyi Parti ve HDP’nin (YSP’nin) oylarını yükselişte göstermişlerdi. Seçim sonuçları bu tahminleri de yanlışladı…</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/14-mayisin-sosyo-politik-analizi-ve-28-mayis/">14 Mayıs’ın Sosyo-Politik Analizi ve 28 Mayıs</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>14 Mayıs’a Doğru: Notlar ve Yorumlar</title>
		<link>https://hurfikirler.com/14-mayisa-dogru-notlar-ve-yorumlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cemal Fedayi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 May 2023 09:47:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Demokratikleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=206722</guid>

					<description><![CDATA[<p>14 Mayıs 2023 seçimleri, 14 Mayıs 1950 seçimleri kadar olmasa da, konjonktür gereği, önemli bir seçim hüviyetini kazanmıştır. Ancak her şeye rağmen abartmamak gerekir; bu da seçimlerden bir seçimdir; bir beka meselesi değildir… İlk not olarak söylemek isterim ki, 14 Mayıs 2023 seçimleri, 14 Mayıs 1950 seçimlerine değil 1957 seçimlerine benzemektedir. 14 Mayıs 1950 seçimleri, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/14-mayisa-dogru-notlar-ve-yorumlar/">14 Mayıs’a Doğru: Notlar ve Yorumlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>14 Mayıs 2023 seçimleri, 14 Mayıs 1950 seçimleri kadar olmasa da, konjonktür gereği, önemli bir seçim hüviyetini kazanmıştır. Ancak her şeye rağmen abartmamak gerekir; bu da seçimlerden bir seçimdir; bir beka meselesi değildir…</p>
<p>İlk not olarak söylemek isterim ki, 14 Mayıs 2023 seçimleri, 14 Mayıs 1950 seçimlerine değil 1957 seçimlerine benzemektedir. 14 Mayıs 1950 seçimleri, DP için çok kolay bir seçimdi; bir fiskeyle CHP iktidarını devirmişti. 1957’de ise ekonomi zora girmişti, muhalefet ise, konjonktür gereği birleşmiş ve güçlenmişti. DP bu seçimleri güçlükle kazanmış ve Menderes “Allah bir daha böyle bir seçim yaşatmasın…” demişti.</p>
<p>***</p>
<p>14 Mayıs 2023 sürecinin başlarına baktığımızda Altılı Masa’nın aday tespitinde zorlandığını gördük. Süreç içinde, ustaca manevralarla Kılıçdaroğlu, kendi adını öne çıkarmayı başardı. Ancak Meral Akşener, ağır ithamlarla masadan kalktı ve Kılıçdaroğlu’nu “ölümü gösterip sıtmaya razı etmekle” suçladı. Aday olarak ise İmamoğlu ve Yavaş’ı önerdi.</p>
<p>Fakat daha sonra bir orta yola razı olan Akşener masaya geri döndü. Bir orta yol olarak İmamoğlu ve Yavaş, “icrai yetkili” cumhurbaşkanı yardımcısı olarak ilan edildiler. Masanın diğer beş üyesi de cumhurbaşkanı yardımcısı olacaklardı. Her partiye bir bakanlık, ilaveten, aldıkları oya göre bakanlıklar verilecek.</p>
<p>Önerilen model, başkanlık sistemine hiç benzemiyor; 12 Eylül sonrasının “cumhurbaşkanlığı konseyine” benziyor. Tarihten örnek verecek olursak, Orta Asya’daki üleş sistemine benziyor. Bu önerilen sisteme, “güçlendirilmiş parlamenter sistem” deyiminden mülhem olarak “<strong>üleştirilmiş başkanlık sistemi</strong>” demek daha doğru gibi geliyor bana…</p>
<p>***</p>
<p>Aslında Kılıçdaroğlu’nun adaylığı, Erdoğan’ın da başından beri istediği şeydi. Erdoğan Kılıçdaroğlu’nu kolay lokma olarak görüyordu. Ancak anketlere bakıldığında Kılıçdaroğlu’nun ustaca bir kampanyayla, hızla tabanını genişlettiğini görebiliyoruz.</p>
<p>Son anketlere bakıldığında durumun başa baş gittiğini söyleyebiliriz. Her iki adayın da ilk turda kazanacağı ihtimali zayıf bir ihtimal olarak gözüküyor. Bazı anketlere göre, son bir ayda yapılan popülist harcamalar ve açılışlar sonrasında Erdoğan’ın burun farkıyla öne geçtiği görülüyor.</p>
<p>Ancak bu anketlerden sonra, 11 Mayıs günü, <strong>İnce’nin adaylıktan çekilmesi,</strong> dengeleri yeniden değiştirdi. İnce’nin oylarının Kılıçdaroğlu’na kayması durumunda Kılıçdaroğlu’nun burun farkıyla öne geçmesi ihtimal dairesine girmiştir.</p>
<p>Ancak İnce’nin oylarının blok olarak Kılıçdaroğlu’na gideceği söylenemez. Çünkü İnce, “CHP’ye kahrederek” çekildi, Kılıçdaroğlu lehine çekildiğini söylemedi. CHP’lilerin kendisine iftira attığını, başarısızlığın faturasının kendisine kesileceğini söyledi; “suçu bana atmasınlar diye çekiliyorum” dedi.*</p>
<p>Dolayısıyla İnce’nin oylarının bir kısmının Oğan’a bir kısmının da Erdoğan’a gitmesi muhtemeldir. Zaten, Konda’nın son anketine göre sürpriz bir şekilde Oğan’ın oylarının arttığı görülüyor: Oğan’ın oyları %2’den %5’e yükselmiş… İnce’nin Kemalist tabanından da Oğan’a kayma olması durumunda Oğan’ın %6’ya çıkacağı ve seçimi ikinci tura bırakacağı mümkün ve muhtemeldir…</p>
<p>Seçime 2-3 gün kaldığı halde hâlâ seçmenin % 2-3 civarındaki bir kısmı kararsız durumdadır. Kararsız seçmenin son anda nereye kayacağı, sonucu belirlemede çok önemli olacak. Kararsızlar nereye kayarsa orası kazanacak…</p>
<p>***</p>
<p>Benim için bu seçimlerin en önemli sürprizi, <strong>Deva </strong>ve<strong> Gelecek</strong> Partisinin, seçimlere kendi logolarıyla girmek yerine CHP çatısı altında girmeleri oldu. Büyük iddialarla kurulan bu iki partinin daha ilk raundda havlu atmaları şaşırtıcı oldu. Bu kararlarıyla siyaset sahnesine “küçük parti” etiketiyle girmiş oldular.</p>
<p>Bu iki parti CHP’ye sığınmak yerine kendi logolarıyla seçime katılsalardı, Ak Parti’den soğuyan seçmen için tanıdık bir adres ve üçüncü bir yol olabilirlerdi. İki parti yanlarına YRP veya Saadeti de alarak 3. bir ittifak oluşturabilirler ve cumhurbaşkanı adayı olarak da Gül’ü belirleyebilirlerdi. Bu ittifak, “CHP’ye oy vermeye eli gitmeyen muhafazakâr seçmen” için rahatlıkla sığınılacak bir adres olurdu.</p>
<p>Davutoğlu ve Babacan, CHP’ye katılma kararlarıyla bir nevi intihar etmiş oldular. İyi bir siyasetçi olamadıklarını ve Erdoğan’la rekabet edemeyeceklerini ilan etmiş oldular. Bu çekingen ve ürkek tutumları sonucunda haklarında şöyle bir algı oluştu: Nihayetinde Babacan bir bürokrattı; Davutoğlu da bir danışmandı, bunlardan siyasetçi olmaz…</p>
<p>***</p>
<p>Bu seçim sürecinde benim en çok dikkatimi çeken başka bir şey de her iki ittifakın popülizmde birbirleriyle yarışmaları oldu. İktidar kanadı, iktidarın verdiği avantajları da kullanarak aşırı bir popülist harcama kampanyası başlattı.</p>
<p>Popülist harcamaların çetelesini tutmak bile zor: Emeklilerin maaşları artırıldı, emeklilikte yaşa takılanlar emekli edildi, öğrencilerin kredi borçları affedildi, toplu konut kampanyası açıldı, asgari ücretlilere, memurlara ve kamu işçilerine rekor düzeyde maaş artışı yapıldı, sözleşmeliler kadroya alındı…</p>
<p>İktidar bloku pek çok hizmetin veya yatırımın açılış tarihini de son aya sığdırdı: Akkuyu nükleer santralinin açılması, Karadeniz gazının ücretsiz dağıtılması, Gabar’da petrol üretiminin başlatılması, TCG Anadolu gemisinin hizmete başlaması, Sivas-Ankara hızlı tren hattının açılması, her şehirde birikmiş açılışların toplu bir şekilde yapılması…</p>
<p>Gerek Ak Parti tarihinde gerekse Türkiye siyaset tarihinde böylesine aşırı bir seçim ekonomisinin ve popülizmin uygulandığına şahit olmadık. Bu durum, seçimin Erdoğan açısından kritik olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Beni şaşırtan, muhalefetin durumu oldu: Bu aşırı popülist harcamaları eleştireceğine, kendisi daha fazlasını vereceğini vaat etmeye başladı. Muhalefet, “onlar ne veriyorsa ben beş fazlasını veriyorum” söylemine sarıldı… Örneğin, Erdoğan emeklilerin bayram ikramiyesini bin liradan iki bin liraya çıkardı. Kılıçdaroğlu “ben 15 bin lira yatıracağım” dedi… Erdoğan 50 bin öğretmen alımı yaptı; Akşener “ben 150 bin alacağım” dedi…</p>
<p>Hâlbuki en azından iyi bir ekonomi bürokratı olan Babacan’dan bu aşırı popülizmi eleştirmesini ve “yapmayın arkadaşlar, bu ekonomi bu popülizmi taşıyamaz” demesini beklerdim. Anlaşılan o da “uydum kalabalığa” tutumu içine girmiş…</p>
<p>Sonuç olarak ortada bir “<strong>popülizmlerin çatışması</strong>” manzarası görülmektedir. Hangi taraf kazanırsa kazansın, kazanan taraf seçim sonrasında büyük bir yükün altına girecek. Kamu maliyesi büyük bir krizin içine girecek. Seçim sürecinde verilenler, enflasyon ya da vergi artışı olarak tahsil edilecek… Belki yeniden IMF’nin kapısı çalınacak…</p>
<p>***</p>
<p>14 Mayıs seçimleri, nihayetinde seçimlerden bir seçimdir. Bu seçimler bir <strong>beka meselesi</strong> değildir. 5 yıl sonra tekrarı vardır. Taraflardan birinin kazanması veya kaybetmesiyle her şey altüst olmayacak. Nihayetinde her iki ittifak da geniş bir sosyo-politik koalisyona ve denge sistemine dayanıyor; radikal ve dramatik bir değişim ya da kopuş olmaz…</p>
<p>Seçimi Erdoğan ve Cumhur İttifakı kazanırsa, 21 yıldır süren genel politikalar devam edecektir. Ekonomik kriz yine gündemin en sıkıntılı konusu olmaya devam edecektir… Mehmet Şimşek ismini yeniden gündeme getiren Erdoğan, muhtemelen ortodoks politikalara geri dönecektir…</p>
<p>Seçimi Kılıçdaroğlu ve Millet İttifakı kazanırsa gene büyük bir değişim olmayacaktır. Gene, ekonomik kriz en önemli sorun olacaktır… Millet İttifakı da, muhtemelen Babacan’ın yönetiminde ortodoks politikaları uygulayacaktır…</p>
<p>2019 yerel seçimlerinde Cumhur İttifakı’nın İstanbul ve Ankara’yı kaybetmesinden sonra neler olduysa aynısı olacak. Çok radikal ve dramatik bir politika değişikliği ya da eksen kayması olmayacak.</p>
<p>___________________________________</p>
<p>(*)Yaygın iddiaya göre İnce, FETÖ’nün organize ettiği kaset ve dekont operasyonu sonucunda çekilmeye zorlanmıştır. Bu konuda Yılmaz Özdil şöyle bir tweet atmıştır: “<strong>Eskiden FETÖ infaz ederdi, AKP&#8217;liler sevinirdi, şimdi FETÖ infaz ediyor, CHP&#8217;liler seviniyor, ama gene de siz bilirsiniz tabii…&#8221; Kılıçdaroğlu’na göre ise, kumpasın arkasında Rusya vardır… Geniş bilgi için bakınız: </strong></p>
<p><a href="https://www.odatv4.com/guncel/yilmaz-ozdil-in-gundeme-oturan-kumpas-tweeti-14337637">https://www.odatv4.com/guncel/yilmaz-ozdil-in-gundeme-oturan-kumpas-tweeti-14337637</a> <a href="https://www.odatv4.com/guncel/muharrem-ince-cekildi-feto-kazandi-45-gunde-neler-yaptilar-14005442">https://www.odatv4.com/guncel/muharrem-ince-cekildi-feto-kazandi-45-gunde-neler-yaptilar-14005442</a></p>
<p><a href="https://www.karar.com/guncel-haberler/son-dakika-kilicdaroglu-ruslara-seslendi-elinizi-turkun-devletinden-1750964">https://www.karar.com/guncel-haberler/son-dakika-kilicdaroglu-ruslara-seslendi-elinizi-turkun-devletinden-1750964</a></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/14-mayisa-dogru-notlar-ve-yorumlar/">14 Mayıs’a Doğru: Notlar ve Yorumlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akşener’in Tarihî Yanılgıları</title>
		<link>https://hurfikirler.com/aksenerin-tarihi-yanilgilari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cemal Fedayi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Jan 2023 11:09:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hükümet Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=206586</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şu günlerde Türkiye Siyaset Tarihi* isimli kitabımın ikinci cildi üzerinde çalıştığım için bir süre köşe yazısı yazmamayı kararlaştırmıştım. Fakat tarih doktoru Meral Akşener’in tarih konusundaki yanlışlarını gördükten sonra, kısa da olsa bir yazı yazmamın farz olduğunu düşündüm. Akşener, 22.1.2023 tarihli konuşmasında, cumhurbaşkanını tarih bilmemekle suçladıktan sonra, aynen şunları söyledi: “Demokrat Parti, Meclis’te grup kurar. Sonra [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/aksenerin-tarihi-yanilgilari/">Akşener’in Tarihî Yanılgıları</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şu günlerde <em>Türkiye Siyaset Tarihi</em>* isimli kitabımın ikinci cildi üzerinde çalıştığım için bir süre köşe yazısı yazmamayı kararlaştırmıştım. Fakat tarih doktoru Meral Akşener’in tarih konusundaki yanlışlarını gördükten sonra, kısa da olsa bir yazı yazmamın farz olduğunu düşündüm.<br />
Akşener, 22.1.2023 tarihli konuşmasında, cumhurbaşkanını tarih bilmemekle suçladıktan sonra, aynen şunları söyledi:<br />
“Demokrat Parti, Meclis’te grup kurar. Sonra 1947’de kongrede bir karar alır. Bir Hürriyet Misakı yayınlarlar. Derler ki Cumhurbaşkanı var olan partinin genel başkanı olamaz. (…) Celal Bayar ve İnönü biraraya gelirler. İkisi yakın arkadaştır. İnönü der ki; Celal Bey, anayasa değişikliği şu anda çok zor. Der ki; ben partinin tüzüğünü değiştireyim, Meclis’in iç tüzüğünü değiştirelim, sonra anayasayı değiştiririz. İnönü partiden ayrılır, sadece cumhurbaşkanı olur…”<br />
Tam da bu dönemi yazdığım için bilgilerim taze; ama yine de kaynaklara bir daha baktım… Ulaştığım sonuçlar şöyle:<br />
1. Bayar ile İnönü yakın arkadaş değildir; tam tersine iki sıkı rakiptir. Birisi diğerinin alternatifidir, rakibidir… (İnönü, Menderes’in idamını önlememe suçunun günahını affettirebilmek için 27 Mayıs sonrasında Bayar’ın affı için bir miktar uğraşmıştır; o kadar…)<br />
2. Hürriyet Misakından sonra Bayar ile İnönü arasında bir görüşme olmamıştır; Akşener’in anlattığı konuşma da olmamıştır… (İnönü-Bayar görüşmesi, DP kurulmadan önce olmuştur; DP, İnönü’nün icazetinden sonra kurulmuştur…)<br />
3. Hürriyet Misakındaki taleplerin bir kısmı CHP tarafından kabul görmekle birlikte cumhurbaşkanlığı ile parti başkanlığının ayrılması teklifi kabul görmemiştir. İnönü hiçbir zaman parti genel başkanlığından ayrılmamıştır; sadece cumhurbaşkanı olmamıştır…<br />
4. Meclis iç tüzüğü değişmemiştir.<br />
İşin doğrusu şudur: DP, kurultayda dile getirilen taleplerin karşılanmaması halinde meclisi terk edeceğini ilan etmişti. Meclisin meşruiyeti tehlikeye gireceği için CHP, iki konu hariç DP’nin taleplerini kabul etmiştir.<br />
Bu iki konu şudur: 1. Parti başkanlığı ile cumhurbaşkanlığı birlikteliği devam edecek, 2. Seçim sistemindeki çoğunluk usulü devam edecek.<br />
***<br />
Akşener’in konuşmasındaki tek doğru CHP tüzüğünün değişmesidir. Bu da onun zannettiği gibi değildir ve bir göz boyamadan ibarettir. Tüzük değişikliği şudur:<br />
İnönü CHP genel başkanlığından ayrılmayacak ama fiilen partiyi genel başkan vekili yönetecek. Zaten pratik durum da bu şekildeydi: Yaşlı ve meşgul cumhurbaşkanı, partinin yönetimiyle zaten uğraşmıyordu; seçim ve kurultay zamanı ortaya çıkıyor ve kritik kararları bizzat kendisi alıyordu…<br />
Bu durum aynen devam etsin diye tüzüğe bir istisna konuldu: İnönü partiyi fiilen yönetmeyecek ama kurultay ve genel seçim zamanları hariç. Yani İnönü, kurultay ve seçim zamanında parti başkanlığını fiilen de deruhte edecek. (Zaten parti başkanlığının önem kazandığı iki zaman dilimi, kurultay ve seçim zamanıdır. Kurultayda ve seçimde partisini elinde tutan birisi, sair zamanlardaki angarya işleri elbette vekiline yaptıracak…)<br />
Yani işin özeti, İsmet Paşa hazretleri, CHP’nin hukuken genel başkanlığını bırakmamıştır; genel başkanlığın önem kazandığı her zaman diliminde fiilen başkanlığı da yürütmüştür; genel başkanlığın önemsizleştiği sair zamanlarda ise, partinin angarya işlerini vekiline havale etmiştir…<br />
Tüzük değişikliğinin yapıldığı kurultayda İsmet Paşa, yeniden ve resmen genel başkanlığa seçilmiştir. Genel başkan vekilliğine ise Hilmi Uran seçilmiştir.<br />
***<br />
Cumhurbaşkanı seçildikten sonra genel başkanlıktan ayrılan, Akşener’in zannettiği gibi İnönü değil Bayar’dır. 1950 yılında cumhurbaşkanı seçilen Bayar, söz verdiği için kerhen de olsa, DP genel başkanlığından ayrılmıştır.<br />
Fakat bu ayrılış da kâğıt üzerinde kalmıştır. Bayar bütün cumhurbaşkanlığı boyunca, DP amblemli bir baston kullanmış ve her gittiği yere bu bastonuyla gitmiştir… Hiçbir zaman tarafsız bir cumhurbaşkanı olmamıştır.<br />
Tarafsız cumhurbaşkanlığı konusu 1. Cumhurbaşkanı döneminde de tartışma konusu olmuştu. SCF lideri Fethi Okyar, M. Kemal Paşa’ya tarafsız kalmasını teklif etmişti. M. Kemal Paşa ise CHP Genel Başkanı olduğunu vurgulamış ve istifa etmemişti. Bunun üzerine Okyar SCF’yi feshetmiştir…<br />
Akşener, Cumhuriyet’in “kutsal” olan ilk dönemini referans göstererek, Erdoğan’ın da genel başkanlıktan ayrılmasını tavsiye ediyor; “sen de onlar gibi ol” demeye getiriyor. Hâlbuki gerçek tarih bize gösteriyor ki, 1. ve 2. Cumhurbaşkanı, CHP genel başkanlığından ayrılmamışlardır.<br />
***<br />
Akşener’in tarih danışmanı var mı, bilmiyorum ama yoksa bir adet edinmesi hayrına olacak. Zira sık sık tarih hatası yapıyor. Yeri gelmişken bir hatasını daha söyleyerek bitirelim.<br />
2017 yılında, başkanlık sistemi referandumu öncesinde yaptığı bir konuşmasında şöyle demişti: 1923’te kurulan parlamenter sistemi koruyacağız…<br />
Parlamenter sistemin 1923’te kurulduğunu sanıyor…<br />
Hâlbuki parlamenter sistem 1909 yılında kuruldu; 31 Mart sonrasında, 1876 Anayasası üzerinde geniş çaplı değişiklik yapılarak parlamenter sisteme geçildi.<br />
1920’de TBMM kurulunca, parlamenter sistem terk edildi, meclis hükümeti sistemine geçildi.<br />
1923’te de meclis hükümeti sistemi esasen devam ediyordu; sadece hükümetin kuruluşuyla ilgili konularda parlamenter sistemden bazı unsurlar alındı. 1924 Anayasasıyla, karma bir sistem kuruldu.<br />
Parlamenter sisteme yeniden dönülmesi 1961 Anayasası ile mümkün olabildi.<br />
Hanımefendi başarılı olursa, istikbalde yeniden parlamenter sisteme dönülecek ve kendisi de başbakan olacak…<br />
*Cemal Fedayi, <em>Türkiye Siyaset Tarihi</em>, Cilt 1: 1839-1924, Kadim Yayınları, 2022</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/aksenerin-tarihi-yanilgilari/">Akşener’in Tarihî Yanılgıları</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı&#8217;nın Yıkılışının 100. Yılı</title>
		<link>https://hurfikirler.com/osmanlinin-yikilisinin-100-yili/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cemal Fedayi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Dec 2022 07:04:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=206531</guid>

					<description><![CDATA[<p>2023’te Cumhuriyet’in kuruluşunun 100. Yılını kutlayacağız. Ama bir konunun üzerinde durmuyoruz: Bir şeyin kurulabilmesi için başka bir şeyin yıkılması gerekiyor. Cumhuriyet’in kurulabilmesi için Osmanlı’nın yıkılması gerekiyordu. Ders kitaplarına bakıldığında Osmanlı’nın yıkılışı açık bir şekilde anlatılmaz. Resmi söylem genel olarak şöyledir: Efendim, Osmanlı zaten yıkılış sürecine girmişti; I. Dünya Savaşında yenildi ve savaşın sonunda yıkıldı. Hâlbuki [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/osmanlinin-yikilisinin-100-yili/">Osmanlı&#8217;nın Yıkılışının 100. Yılı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2023’te Cumhuriyet’in kuruluşunun 100. Yılını kutlayacağız. Ama bir konunun üzerinde durmuyoruz: Bir şeyin kurulabilmesi için başka bir şeyin yıkılması gerekiyor. Cumhuriyet’in kurulabilmesi için Osmanlı’nın yıkılması gerekiyordu.</p>
<p>Ders kitaplarına bakıldığında Osmanlı’nın yıkılışı açık bir şekilde anlatılmaz. Resmi söylem genel olarak şöyledir: Efendim, Osmanlı zaten yıkılış sürecine girmişti; I. Dünya Savaşında yenildi ve savaşın sonunda yıkıldı. Hâlbuki gerçekler hiç de öyle değildir…</p>
<p>Osmanlı’nın yıkılış tarihini ve şeklini lisans ve lisansüstü öğrencilerime sorduğumda hiçbirinden net cevap alamıyorum. Hatta bir defasında, doktora yeterlik sınavına giren bir öğrenciye sorduğumda ondan da doğru cevabı alamadım.</p>
<p>Bu yazıda Osmanlı’nın yıkılışını kısaca analiz etmeye çalışacağım. Detaylı bilgiler benim <a href="https://www.kadimyayinlari.com/kitap/111"><em>İmparatorluk Nasıl Yıkıldı</em></a> isimli kitabımdadır.*</p>
<p>***</p>
<p>Osmanlı I. Dünya Savaşının sonunda Mondros Mütarekesiyle savaşı bitirdi. Savaş bittiğinde Osmanlı yıkılmamıştı; İmparatorluk hem hukuken hem fiilen devam ediyordu. Savaş bittiğinde Osmanlı’nın sınırları bugünkü sınırlarımızdan daha ilerideydi. Kuzey Irak ve Kuzey Suriye sınırlarımız içindeydi… Batum ve Musul sınırlarımız içindeydi; Osmanlı orduları Kafkaslarda Bakü’ye kadar, İran’da Tebriz’e kadar ilerlemiş durumdaydılar…</p>
<p>Yani Osmanlı, Dünya Savaşından bitmiş, tükenmiş ve yıkılmış olarak çıkmadı… Savaştan bir yıl sonra Osmanlı sınırları içinde genel seçim yapıldı ve parlamento toplandı. Bu parlamento (Meclis-i Mebusan) Misak-ı Milli metnini ilan ederek asgari sınırları ve kırmızı çizgileri belirledi…</p>
<p>Bu meclisin işgali sonrasında, bu meclisin üyeleri Ankara’da toplanarak TBMM’yi kurdular. TBMM de Misak-ı Milli’yi aynen kabul etti. TBMM üyeleri, göreve başlamadan önce ettikleri yeminde, saltanatı ve hilafeti koruyacaklarına, vatanı kurtaracaklarına dair yemin ettiler…</p>
<p>Milli Mücadele boyunca da Meclis’in saltanata ve hilafete bağlılığı her vesileyle vurgulandı. Fakat milli mücadele sürecinde İngiltere’nin temel amacı, hilafeti de elinde bulunduran ve imparatorluk formundaki Osmanlı’nın yerine, sınırlanmış ve içine kapanmış bir devletin kurulmasını temin etmekti…</p>
<p>İngiliz temsilcileri, milli mücadele sürecinde çeşitli vesilelerle Milli Mücadele öncülerine, bu amaçlarını bazen dolaylı bazen doğrudan ifade ettiler. İngilizlerin genel olarak ifade veya ima ettikleri şunlardı: Bir cumhuriyet kurun, başkenti İstanbul’dan Anadolu’da bir şehre taşıyın, Hilafeti kaldırın, Pantürkizm ve Panislamizm politikalarını bırakın…  (Konunun detayları ve delilleri adı geçen kitabımdadır.)</p>
<p>***</p>
<p>Milli Mücadele boyunca İstanbul’a bağlılığını ifade eden Ankara Hükümeti, zaferden sonra yavaş yavaş İstanbul ile ilişkilerine mesafe koymaya başladı. Nihayet İngiltere’nin Lozan’a hem İstanbul’u hem Ankara’yı davet etmesi üzerine, bunu da bahane ederek, Osmanlı’yı ilga etmek üzere harekete geçti.</p>
<p>Osmanlı devletini ilgaya yönelik harekete, sonradan CHP adını alacak olan I. Grup öncülük etti. Ancak Meclisin çoğunluğu Osmanlı’nın ilgasına taraftar değildi. Bunun üzerine mebusları ilgaya ikna etmek üzere tehdit de dâhil her türlü yola başvuruldu. Olağan yollarla ikna edilemeyeceği anlaşılınca mebuslar tehdit edildiler…</p>
<p>1. Grub’un lideri M. Kemal Paşa, ilga önergesini görüşen Meclis komisyonunu tehdit ettiğini Nutuk’ta açıkça ifade etmiştir.</p>
<p>&#8220;&#8230;bu encümenin bizim takip ettiğimiz maksada göre meseleyi hal ve intaç etmesi elbette müşkil idi. (&#8230;) Önümdeki sıranın üstüne çıktım. Yüksek sesle şu beyanatta bulundum: Bu, behemehâl olacaktır. Burada içtima edenler, Meclis ve herkes meseleyi tabii görürse fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir…”</p>
<p>Bu tehdit üzerine komisyon önergeyi onaylamak zorunda kaldı. Önergenin genel kurulda görüşülmesi sırasında da baskılar ve usulsüzlükler devam etti. Oyların sayılması ve isim okunarak oylanması engellendi. M. Kemal bu konuyu da şöyle anlatmıştır:</p>
<p>“Encümence hazırlanan kanun layihasının Mecliste tayin-i esami ile reye konulması teklifine karşı da kürsüye çıkarak, &#8216;buna hacet yoktur, Meclis&#8217;in müttefikan kabul edeceğini zannederim&#8217; dedim. (…) Yalnız &#8216;ben muhalifim&#8217; diye menfi bir ses işitildi, bu sada, &#8216;söz yok!&#8217; sadalarıyla boğuldu.&#8221;</p>
<p>Baskılar sonucunda, genel kuruldaki oylamada isim okunmadı, evet hayır oyları da sayılmadı. Dolayısıyla oylamaya katılan mebus sayısı da evet oyu verenlerin sayısı da belirsizdir. Bu oylamanın usule ve hukuka aykırı olduğu açıktır.</p>
<p>Sonuç itibariyle 1 Kasım 1922 tarihinde, serbest bir oylama ve hukuka uygun bir yöntem izlenmeden, tehditler altında bir oylama yapılmış ve “Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihe intikal ettiği” karar altına alınmıştır. Karar metninin ilk cümlesi şöyledir: “Osmanlı İmparatorluğu tarihe intikal edip…”</p>
<p>***</p>
<p>Bilindiği gibi çok önemli konularda bir değişim talebi sözkonusu ise anayasa değiştirilmelidir. (Hatta referandum yapılmalıdır.) Daha az önemli bir konuda kanun değiştirilmelidir. Önemsiz konularda ise genel kurul kararı ile yetinilir. İmparatorluğu ilga gibi çok önemli bir konuda anayasa değişikliği gerekliydi. Hâlbuki bu çok önemli konu basit ve usule aykırı bir genel kurul kararı ile geçiştirilmiştir.</p>
<p>Osmanlı İmparatorluğu, 1 Kasım 1922 tarihinde, tartışmalı bir genel kurul kararı ile yıkılmıştır. İsmet Paşa başkanlığındaki heyet bu karardan sonra Lozan’a doğru yola çıkmıştı. Lozan öncesinde, Osmanlı İmparatorluğu yıkılmıştı, Türkiye Cumhuriyeti ise henüz kurulmamıştı. Yani Lozan görüşmeleri sırasında Türklerin bir devleti mevcut değildi. İngiltere, yeni kurulacak devleti onaylamazsa, tanımazsa ne olacaktı?</p>
<p>Bu boşluğu ve zaafı çok iyi değerlendiren İngiltere, Lozan’da her türlü gizli-açık talebini, kabul ettirmiştir. Lozan sürecinde yapılan gizli pazarlıklarda İngiltere, İmparatorluktan sonra Hilafetin de yıkılmasını talep etti… Hilafetin ilgasını görmeden de Lozan’ı onaylamadı…</p>
<p>Özetle söylemek gerekirse Osmanlı İmparatorluğu 1 Kasım 1922 tarihinde alınan bir genel kurul kararı ile; Osmanlı Hilafeti ise 3 Mart 1924 tarihinde çıkarılan bir kanunla ortadan kaldırıldı.</p>
<p>2022 yılında Osmanlı’nın yıkılışı tartışılmadı; nedenleri ve sonuçları irdelenmedi. Umarım 2023 yılında Cumhuriyet’in kuruluşu kutlanırken bu konular da yeniden tartışılır…</p>
<p>*Cemal Fedayi, <em><strong>İmparatorluk Nasıl Yıkıldı</strong></em>, Ankara: Kadim Yayınları, 2020.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/osmanlinin-yikilisinin-100-yili/">Osmanlı&#8217;nın Yıkılışının 100. Yılı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Muhafazakârlık Heterodoksiye Manidir</title>
		<link>https://hurfikirler.com/muhafazakarlik-heterodoksiye-manidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cemal Fedayi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Dec 2022 09:10:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=206465</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ortodoksi ve heterodoksi kavramları aslında dinî alana ait kavramlardı. Ancak zaman içinde bu kavramlar sosyal bilimlere dâhil oldular; en çok da iktisat alanında kullanılır oldular. Sosyal bilim camiasının dar kalıpları içinde devinen bu kavramlar, Maliye Bakanı’nın popülarize etmesiyle geniş kesimlerin de dikkatini çekmeye başladı. Yunanca kökeni olan ortodoksi, kelime anlamı itibariyle, doğru düşünce, ana yol [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/muhafazakarlik-heterodoksiye-manidir/">Muhafazakârlık Heterodoksiye Manidir</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ortodoksi ve heterodoksi kavramları aslında dinî alana ait kavramlardı. Ancak zaman içinde bu kavramlar sosyal bilimlere dâhil oldular; en çok da iktisat alanında kullanılır oldular.</p>
<p>Sosyal bilim camiasının dar kalıpları içinde devinen bu kavramlar, Maliye Bakanı’nın popülarize etmesiyle geniş kesimlerin de dikkatini çekmeye başladı.</p>
<p>Yunanca kökeni olan ortodoksi, kelime anlamı itibariyle, doğru düşünce, ana yol anlamına gelir. Kavram olarak genel kabul görmüş, ana akım haline gelmiş inançlar/düşünceler anlamına gelir. Tam Türkçe karşılığı doğru yol, eski deyimle sırat-ı müstakimdir.</p>
<p>Bu kavramın zıddı heterodoksidir. Heterodoksi, kelime olarak farklı düşünce anlamına gelir. Kavram olarak, genel kabul görmüş ana akımdan ayrılmak, farklı bir yola sapmak anlamına gelir. Türkçede daha çok sapkınlık ve zındıklık olarak adlandırılır…</p>
<p>***</p>
<p>Bir ideoloji olarak muhafazakârlık, ihtiyatı, tedbiri, temkini ve tecrübeyi esas alır. Genel kabul görmüş, denenmiş, doğrulanmış ve ana akım haline gelmiş inançları ve görüşleri temel yol kabul eder. Değişime ve farklılığa karşı hep şüpheyle bakar. Muhafazakârlara göre, değişmek zorunlu değilse değişmemek zorunludur. Muhafazakârlar devrime karşıdırlar; karşı-devrime de karşıdırlar.</p>
<p>Muhafazakârlar, kelimenin tam anlamıyla ortodoksturlar. Muhafazakârlara göre, denenmiş ve doğruluğu kanıtlanmış, genel kabul görmüş ve ana akım haline gelmiş prensiplerden ayrılmamak gerekir. Muhafazakârlara göre, heterodokslar, ana akımdan ayrılmış sapkınlardır. Onların yeniden ana akıma, doğru yola döndürülmeleri gerekir.</p>
<p>Sonuç olarak muhafazakârlık, hetorodoksiye manidir. Bir muhafazakârın heterodoks olması eşyanın tabiatına aykırıdır. Geçici olarak, belki bir psikolojik travmanın sonucunda ana akımdan ayrılmış bir muhafazakârın, er geç ana akıma/doğru yola dönmesi mukadderdir…</p>
<p>***</p>
<p>İmdi, kendisini muhafazakâr olarak tanımlamış Ak Parti, iktidarının ilk yıllarında son derece tedbirli, temkinli ve ihtiyatlı hareket ediyordu; her adımında “toplumsal mutabakat”ı gözetiyordu. Ana akım haline gelmiş, ortodoks iktisat politikalarını aynen takip ediyordu. Dış ve iç politikada da ortodoks politikalara aynen riayet ediyordu. Kısaca, muhafazakârlığın temel prensiplerine riayet ediyordu.</p>
<p>Ancak son yıllarda önce dış politikada sonra da iktisat politikasında heterodoksiye yöneldi. Her iki alanda da işler kötüye gitmeye başlayınca iktidar, dış politikada hızla yeniden ortodoks politikalara dönmeye başladı. Bu bağlamda başta İsrail olmak üzere, Suudi Arabistan, BAE ve Mısırla yeniden iyi ilişkiler kurulmaya başladı. Dış politikada, ana akımın sunduğu acı ilacı içmeye başladı…</p>
<p>Ancak iktisat politikasında heterodoks politikalara devam ediliyor. Bu politikaların başarısız olduğu çok açık bir şekilde görüldüğü halde iktisat politikalarında heterodoksiden vaz geçilmiyor. Ancak bu ısrarın sebebi bellidir; yaklaşan seçimlerdir.</p>
<p>Çünkü iktisatta da yeniden ortodoks politikalara dönmek demek, iktisadî alanda da acı ilacı içmeyi gerektiriyor. Acı ilaç, kamu harcamalarının kısıtlanması, ücretlerin ve maaşların düşük tutulması, enerji fiyatlarının yükselmesi gibi, geniş kitleleri rahatsız edecek bir içeriğe sahiptir. Hiçbir iktidar, seçimler öncesi halka acı ilaç içirmeyi göze alamaz…</p>
<p>***</p>
<p>Ancak acı ilacın içilmesi kaçınılmaz bir sondur. Seçimleri kim kazanırsa kazansın, seçimlerden sonra bu acı ilacı halka içirmek zorundadır. Turgut Özal’ın ve Kemal Derviş’in içirdiği acı ilacın, yeniden içirilmesi gerekiyor. Ağır hasta olan ekonominin rehabilitesi için çok ağır bir tedavi süreci bizi bekliyor…</p>
<p>Seçimlere kadar sanal (mevhum) bir iyileşme durumunu yaşayacağız. Maaşlarımız artacak, erken emekli olacağız, borçlarımız silinecek, enerji fiyatları nisbeten ucuz kalacak vs… Ancak seçimlerden sonra, bu rüyadan uyanacağız ve acı gerçekle baş başa kalacağız… Heterodoksinin ağır bedelini, bütün bir millet olarak ödeyeceğiz…</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/muhafazakarlik-heterodoksiye-manidir/">Muhafazakârlık Heterodoksiye Manidir</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Altılı Masanın Adayı</title>
		<link>https://hurfikirler.com/altili-masanin-adayi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cemal Fedayi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Nov 2022 07:21:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=206437</guid>

					<description><![CDATA[<p>2023 cumhurbaşkanlığı seçimleri tarihimizin en önemli ve en çekişmeli seçimlerinden biri olacak. Seçimle ilgili tartışmalar üç yıl öncesinden başladı. Hiçbir seçim tartışması bu kadar erkenden başlamamıştı. Tartışma erken başladı ama Erdoğan’ın rakibi henüz belli olmadı. Erdoğan’ın bütün tahrikine rağmen altılı masa henüz adayını açıklayamadı. Açıklayamadı, çünkü %50+1’i yakalayabilecek adayı bulabilmek kolay değil. Altı partinin ve [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/altili-masanin-adayi/">Altılı Masanın Adayı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2023 cumhurbaşkanlığı seçimleri tarihimizin en önemli ve en çekişmeli seçimlerinden biri olacak. Seçimle ilgili tartışmalar üç yıl öncesinden başladı. Hiçbir seçim tartışması bu kadar erkenden başlamamıştı. Tartışma erken başladı ama Erdoğan’ın rakibi henüz belli olmadı.</p>
<p>Erdoğan’ın bütün tahrikine rağmen altılı masa henüz adayını açıklayamadı. Açıklayamadı, çünkü %50+1’i yakalayabilecek adayı bulabilmek kolay değil. Altı partinin ve bir de HDP’nin aynı anda evet diyebileceği bir adayı bulmak hiç kolay değil. Bu açıdan altılı masanın işi çok zor…</p>
<p>***</p>
<p>Millet ittifakının biraz genişletilmiş şekli olan altılı masa, konuyu zamana bırakmış durumda. Masanın üyeleri, tartışmayı erken başlatıp masayı dağıtmak istemiyorlar. Masa üyelerinden birisi, Meral Akşener, cumhurbaşkanlığı için aday olmuş ve kaybetmişti. Yeniden aday olma niyeti yok. Diğer küçük üyeler ise adaylıklarının mümkün olmadığının idrakindeler.</p>
<p>Geriye kalıyor Kılıçdaroğlu. Öyle anlaşılıyor ki Kılıçdaroğlu aday olmak istiyor. Bunu çeşitli vesilelerle ima etti de. Son birkaç yıldır itinayla yürüttüğü sağa açılma politikasının meyvelerini almak istiyor. Ancak bir sorunu var: Partisi içinden tam destek göremiyor. Gerek parti içinden gerekse parti dışından, ciddi bir kesim, Yavaş ve İmamoğlu’nun adaylığını istiyor.</p>
<p>Akşener de Kılıçdaroğlu’nun adaylığına, lisan-ı hal ile “olmaz!” diyor. Akşener’in gönlünden geçen ismin, Mansur Yavaş olduğu anlaşılıyor. Ancak bunu net bir şekilde ifade edemiyor; çünkü Kılıçdaroğlu kabul etmiyor.</p>
<p>Kılıçdaroğlu her iki belediye başkanının önünü kesmek için, önceden bir tedbir aldı: “Belediye başkanlarımız sürelerinin sonuna kadar görevlerinin başındadır” dedi. Her iki belediye başkanı da bu sözü tasdik ettiler. Fakat hal ve hareketleriyle bunun tersini söylüyorlar…</p>
<p>Kılıçdaroğlu, kesin bir şekilde Yavaş ve İmamoğlu’nun adaylığını engelleyecek. Tartışmalar uzarsa, en nihayetinde, “beni aday yapmıyorsanız, bu ikisini de yapmayın” diyecek… İş oraya doğru gidiyor…</p>
<p>Kılıçdaroğlu dışındaki masa üyeleri aday olmayacaklar; bu belli. Kılıçdaroğlu olmak istiyor ama masa onu istemiyor; kırmamak için açıkça yüzüne karşı söylemiyorlar ama imalarıyla ve beden dilleriyle bunu ifade ediyorlar.</p>
<p>Masa dışından aday olmak isteyen iki belediye başkanını da Kılıçdaroğlu istemiyor. Böylece kamuoyunda adları geçen ve anketlerde ön planda gözüken hiçbir aday adayı, nihai olarak aday olamayacaklar.</p>
<p>An itibariyle, altılı masa için adaylık konusu kilitlenmiş vaziyette. Ancak er geç bu kilidi açmak zorundalar. Şahsen ben, kilidin açılması için ileriye doğru bir analiz yapmak yerine geriye doğru bir analiz yapmanın daha açıklayıcı olacağı kanaatindeyim.</p>
<p>***</p>
<p>Bir an için önümüzdeki seçimi değil de bir önceki seçimi düşünelim. Yine cumhur ittifakının adayı belliydi ve yine millet ittifakının adayı belirsizdi. Konuşulan bütün adayların üstü çizildikten sonra en son bir çatı aday üzerinde konuşmaya başladılar.</p>
<p>Üzerinde karar kılınan çatı adayı kimdi: Abdullah Gül. Gül’ün adaylığı üzerinde büyük uzlaşı vardı ama tek bir engel vardı; o da Akşener idi. Akşener doğrudan kendinin adaylığı konusunda ısrarcı oldu. Böylece çatı aday formülündün vaz geçildi. İP kendi adayını çıkarınca zorunlu olarak CHP de kendi adayını çıkardı ve hep birlikte kaybettiler…</p>
<p>Bu defa bu tecrübeden ders çıkardıkları anlaşılıyor; hiçbir parti tek başına hareket etmiyor; çatı aday konusunda bir kararlılık sözkonusu. Ancak hepsinin üzerinde uzlaşacağı bir çatı adayı da bulamıyorlar. Bana öyle geliyor ki en sonunda eski defteri açacaklar ve Abdullah Gül üzerinde uzlaşacaklar.</p>
<p>Gül de uzun zamandır böyle bir teklif için kendini hazırlıyor. Titiz bir şekilde güncel tartışmaların dışında tutuyor kendisini. Kendisini partilerüstü ve uzlaşmacı bir kişilik olarak lanse ediyor. Deva’nın başına geçmemesi de bu sebeptendir…</p>
<p>Eskiler, mani zail olunca memnu avdet eder demişler… Geçen sefer çatı aday olamayan Gül bu defa olabilir. Geçen sefer neden olmamıştı; Akşener yüzünden.  Bu seçimde Akşener engeli kalkmış durumda; ötekiler de zaten kabul etmişlerdi. HDP ise, ilk turda olmasa bile ikinci turda Gül’ü desteklemek zorunda kalacaktır…</p>
<p>***</p>
<p>Türkiye siyasetinde 24 saat bile çok uzun bir süredir. Benim buradaki çıkarımım, seçimden 7 ay önceki gelişmeler bağlamında yaptığım analizime dayanıyor. Seçim tarihi yaklaştıkça gelişmeler de analizler de değişebilir…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/altili-masanin-adayi/">Altılı Masanın Adayı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Trump bir Arıza mıydı?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/trump-bir-ariza-miydi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cemal Fedayi]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Feb 2021 04:56:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünyadan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/trump-bir-ariza-miydi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Öncelikle arıza kelimesini açıklamak gerek. Arıza kelimesi, geçici bir durum, öze ait olmayan, dışsal ve geçici anlamlarına geliyor. “Bu bir arızî durumdur” denildiği zaman geçici bir durumdan bahsediliyor demektir. Bu açıklamadan sonra soracak olursak; acaba Trump bir arıza mıydı; bir yol kazası mıydı; karambolden atılan bir gol müydü; kısa süren bir kâbus muydu; minik bir [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/trump-bir-ariza-miydi/">Trump bir Arıza mıydı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Öncelikle arıza kelimesini açıklamak gerek. Arıza kelimesi, geçici bir durum, öze ait olmayan, dışsal ve geçici anlamlarına geliyor. “Bu bir arızî durumdur” denildiği zaman geçici bir durumdan bahsediliyor demektir.</p>
<p>Bu açıklamadan sonra soracak olursak; acaba Trump bir arıza mıydı; bir yol kazası mıydı; karambolden atılan bir gol müydü; kısa süren bir kâbus muydu; minik bir parantez miydi?</p>
<p>Trump karşıtlarına göre, evet öyledir, artık “Ooh çok şükür!” diyebiliriz. Ancak bu temennilere karşın, Trump ve taraftarlarına göre, Trump ve ekibiyle “bir şekilde yeniden görüşeceğiz.”</p>
<p>Trump açık bir seçim yenilgisi aldı ancak bu yenilgi bir hezimet de olmadı. Amerikan halkının yaklaşık %47’si Trump’a oy verdi. Ve şurası da bir gerçek ki, Trump’ı aslında rakipleri değil de Corona mağlup etti. Salgın dönemine kadar yapılan tüm anketlerde Trump açık ara önde gidiyordu; yeniden kazanacağı kesindi. Corona tedbirlerinin olumsuz yansımaları ölüm sayılarını artırıp, ekonomiyi bozunca grafik tersine döndü…</p>
<p>Seçim sonuçları çeşitli açılardan değerlendirilebilir ve analiz edilebilir… Ancak Trump, Cumhuriyetçi Parti’nin ötesinde, arızî olmayan bir sosyolojik tabanı temsil ediyor. Daha da kötüsü, bir sosyal psikolojiyi temsil ediyor. Bu beyaz ve milliyetçi sosyal psikoloji, öfkeli, saldırgan ve çılgındır… Kongre binasını basacak kadar çılgın… Darbeye teşebbüs edecek kadar gözü kara…</p>
<p>Trump’ın temsil ettiği toplumsal taban, aynı zamanda tehlikeli ve saplantılı inançları olan bir taban. Örneğin, Trump’ı cansiperane savunan ve Kongre baskınına katılan kesimin çoğunluğu QAnon akımına mensuptur. Bir komplo teorisi etrafında başlayan bu akım, hızla büyümüş ve bugün ABD makamlarınca resmen milli güvenliği tehdit eden bir terör örgütüne dönüşmüştür. Bu akımın itikadına göre Amerika’yı, şeytana tapanların oluşturduğu bir derin devlet yönetiyor ve Amerika’yı kurtaracak tek kişi Trump’tır… O yüzden Trump ne pahasına olursa olsun başkan olmalıdır…</p>
<p>QAnon akımı nihayetinde Amerika’nın içini ilgilendiriyor. Trump bağlamında bizi, hatta tüm dünyayı ilgilendiren bir husus daha var: Hıristiyan Siyonizmi. Nam-ı diğer, Evanjelizm. Yahudi Siyonizm’inden önce ortaya çıkan Hıristiyan Siyonizmi Amerika’da en hızla yayılan inanç sistemi. Bazı kaynaklara göre Evanjelistlerin sayısı Amerika’da 100 milyonu, tüm dünyada 500 milyonu aşmıştır. Evanjelist kanaat önderlerine göre Trump, Tanrı’nın özel görevle gönderdiği seçilmiş bir kişidir… Damadı Yahudi olan Trump ve yardımcısı Pence koyu bir Evanjelisttir…</p>
<p>Hıristiyan Siyonizmi’ne göre İsa’nın yeniden dünyaya dönmesi için üç aşama vardır: 1. İsrail’in kurulması, 2. Kudüs’ün başkent olması, 3. Süleyman Mabedinin yeniden inşası. Evanjeliklere göre İsa’nın yeniden gelmesi için İsrail desteklenmelidir, Ortadoğu’da kıyamet savaşı (Armageddon) çıkarılmalıdır… Trump’ın ikinci aşamadaki rolü malûmdur; Kudüs’ün başkent olmasını resmen kabul etmişti…</p>
<p>Kuşkusuz Trump’tan önce de Evanjeliklerle ilişki içinde olan başkanlar vardı; Carter, Reagan ve Bush gibi… Fakat hiçbirisi Trump kadar çılgın ve tehlikeli değildi. Ve yine onların dayandığı taban da Trump’ın tabanı gibi saldırgan değildi… Evanjelizm, tarihsel süreç içinde hem sayısal olarak hem de siyasal olarak güçlendi; ABD siyasetinde dominant bir faktör haline geldi… (Bazı kaynaklara göre Amerikan ordusu içinde de güçlendi…)</p>
<p>Trump, elbette birey olarak arızîdir ve fanidir. Ancak Trump gibileri yükselten ve arkalayan, arızî olmayan, gittikçe güçlenen ve kurumsallaşan bir sosyolojik taban var. Bu taban sadece ABD’nin içini karıştırmakla yetinmiyor. Bu taban bütün dünyayı karıştırmaya niyet etmiş ve gittikçe de bu niyetini hayata geçirme imkânına daha fazla sahip olan bir tabandır. Başta biz Müslümanlar olmak üzere bütün dünyanın üzerinde düşünmesi ve tedbir alması gereken mesele budur…</p>
<p>Son olarak teorik olarak da bir şeyler söylemek isterim: Din ve siyaset, tarihin hiçbir devrinde birbirinde ayrılmamıştır. Sekülerleşmeyle değişen şu olmuştur: Bazı yerlerde dinlerin yerini ideolojiler almıştır. Bu ideolojiler de dinler gibi kurgulanmış ve organize olmuşlardır. Din-siyaset ilişkisinin yerini ideoloji-siyaset ilişkisi almıştır… Rusya’nın sosyalist döneminde bunu gördük…</p>
<p>Not: Hıristiyan Siyonizmi konusunda geniş bilgi için şu kaynaklara bakılabilir:</p>
<p><a href="https://www.star.com.tr/acik-gorus/hiristiyan-siyonizmi-haber-1392697/">https://www.star.com.tr/acik-gorus/hiristiyan-siyonizmi-haber-1392697/</a></p>
<p><a href="https://www.dunyabulteni.net/arsiv/hristiyan-siyonizmi-h38746.html">https://www.dunyabulteni.net/arsiv/hristiyan-siyonizmi-h38746.html</a></p>
<p><a href="https://islamansiklopedisi.org.tr/siyonizm">https://islamansiklopedisi.org.tr/siyonizm</a></p>
<p><a href="https://www.setav.org/beyaz-milliyetcilik-ve-hiristiyan-siyonizmi-birlestiginde/">https://www.setav.org/beyaz-milliyetcilik-ve-hiristiyan-siyonizmi-birlestiginde/</a></p>
<p><a href="https://www.karar.com/yazarlar/taha-akyol/israil-ugruna-9645">https://www.karar.com/yazarlar/taha-akyol/israil-ugruna-9645</a></p>
<p><a href="http://amerikabulteni.com/2018/01/28/milyonlarca-amerikali-trumpin-tanri-tarafindan-secildigine-inaniyor/">http://amerikabulteni.com/2018/01/28/milyonlarca-amerikali-trumpin-tanri-tarafindan-secildigine-inaniyor/</a></p>
<p><a href="https://www.aksam.com.tr/dunya/evanjelist-nedir-ne-demek-evangelistler-kimlerdir--evanjelizmin-7-asamali-dini-inanci-nedir/haber-764243">https://www.aksam.com.tr/dunya/evanjelist-nedir-ne-demek-evangelistler-kimlerdir&#8211;evanjelizmin-7-asamali-dini-inanci-nedir/haber-764243</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/trump-bir-ariza-miydi/">Trump bir Arıza mıydı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilge Kral’dan Katil Prens’e</title>
		<link>https://hurfikirler.com/bilge-kraldan-katil-prense/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cemal Fedayi]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Nov 2018 04:10:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/bilge-kraldan-katil-prense/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cemal Fedayi Güncel hadiseleri, tarihî ve teorik bir çerçeveye oturtmaksızın, sadece cereyan eden vakalara bakarak anlamlı bir bağlama oturtmak mümkün değildir. Hiçbir hadise biricik ve bağımsız değildir. Her güncel hadise, bir tarihî birikimin/tekerrürün son dışa vurumudur ve her hadisenin teoride de bir yeri vardır… “Muhalif gazeteci” Cemal Kaşıkçı cinayeti de tarihî perspektiften değerlendirilmediğinde anlaşılmaz bir [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/bilge-kraldan-katil-prense/">Bilge Kral’dan Katil Prens’e</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Cemal Fedayi</p>
<p>Güncel hadiseleri, tarihî ve teorik bir çerçeveye oturtmaksızın, sadece cereyan eden vakalara bakarak anlamlı bir bağlama oturtmak mümkün değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hiçbir hadise biricik ve bağımsız değildir. Her güncel hadise, bir tarihî birikimin/tekerrürün son dışa vurumudur ve her hadisenin teoride de bir yeri vardır…</p>
<p style="text-align: justify;">“Muhalif gazeteci” Cemal Kaşıkçı cinayeti de tarihî perspektiften değerlendirilmediğinde anlaşılmaz bir hal alıyor. Komplo teorileri, hakikati örttükçe örtüyor…</p>
<p style="text-align: justify;">****</p>
<p style="text-align: justify;">Ben tarihî/teorik perspektiften baktığımda şunu görüyorum: Suudiler, başından (1932) beri “<strong>devlet</strong>” olmaya çalışıyorlar ve fakat bir türlü bunu başaramıyorlar…</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihen sabittir ki, Suudiler kendi iradeleri ve kendi çabalarıyla Suudi Arabistan’ı kurmuş değiller… Bunu en iyi onlar biliyorlar…</p>
<p style="text-align: justify;">İngiliz emperyalizmi 1932 yılında, kullanım süresi dolan Şerif Hüseyin’i tahtından indirdi ve yerine Abdülaziz bin Suud’u oturttu… İngiltere açısından, bir kukla gitmiş daha kullanışlı bir kukla gelmişti.</p>
<p style="text-align: justify;">1945’ten sonra kuklacı değişti: İngiltere, emperyalist bayrağı ABD’ye devretti… Kuklanın pozisyonu ise değişmedi; değişen sadece efendi oldu…</p>
<p style="text-align: justify;">***</p>
<p style="text-align: justify;">Kabul etmek gerekir ki, hiç kimse gönüllü olarak köleliği, kontrol edilmeyi istemez… Suudiler de başından itibaren bu durumdan kurtulmak istediler. Kukla bir “<strong>siyasî örgüt</strong>” olmaktan kurtulup “devlet” olmaya çabaladılar…</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yolda ilk ciddi çıkışı <strong>Kral Faysal</strong> yaptı. Açıkça ve cepheden ABD emperyalizmine kafa tuttu. Çölün ortasından şerefli bir ses yükseltti. Kudüs’ü ve İslam Birliği’ni dava etti… Fakat başarılı olamadı… Hanedan içinden bir kukla/tetikçi tarafından öldürüldü.</p>
<p style="text-align: justify;">Faysal esasında sadece ABD’ye kafa tutmamıştı; topyekûn Batı’ya başkaldırmıştı. İsrail’e rest çekmiş; Kudüs’ü savunmuştu… Daha da ileri giderek İslam Birliği’ni kurmaya yeltenmişti…</p>
<p style="text-align: justify;">Hâsılı Faysal, Batı’nın piyonu rolüne itiraz etmiş ve Suudi Arabistan’ı gerçek ve onurlu bir devlet haline getirmek istemişti. Bir taraftan da dağınık ve tesirsiz İslam ülkelerini birleştirmek istemişti.</p>
<p style="text-align: justify;">Gelelim meselenin bam teline. İşbu cesur ve bilge kral bir defasında, hac sırasında Mekke’de bulunan İslam ülkelerinin temsilcilerine şunu söylemişti: “<strong>İslam dünyasında bir buçuk devlet vardır; biri Türkiye, yarımı İran…</strong>” (1)</p>
<p style="text-align: justify;">Meselenin özü burada: Kendisi de bir devlet kurmak istiyordu ama bunu başaramadı.</p>
<p style="text-align: justify;">***</p>
<p style="text-align: justify;">Gelelim, Suudi Arabistan’ın fiilî kralı Prens Muhammed Bin Selman’a…</p>
<p style="text-align: justify;">Prens MbS, Faysal’dan sonra Suudi Arabistan’ı devlet yapmak isteyen ikinci şahıstır. Fakat yöntemi Faysal’ın tam tersidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Faysal İslam ülkeleri ile birleşerek ve ABD’ye başkaldırarak bunu yapmak istemişti. Prens ise İslam ülkeleriyle kavga ederek ve ABD’ye/İsrail’e boyun eğerek bunu yapmak istiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Faysal amacına ulaşamamıştı ama şerefli bir ölümle ölmüştü. Bu gidişle, aşikâr ki, Prens de amacına ulaşamayacak ama şerefsiz bir ölümle ölecek. Tıpkı Saddam gibi, Kaddafi gibi…</p>
<p style="text-align: justify;">***</p>
<p style="text-align: justify;">Bazılarına göre Prens iyi niyetlidir… Olabilir; ama Hitler de iyi niyetliydi; Saddam ve Kaddafi de… Cehennemin yolu iyi niyet taşlarıyla döşelidir…</p>
<p style="text-align: justify;">“İyi niyetli ve reformcu Prens” önce kendi ülkesi içinde kavga etti. En başta Babasına kötülük yaptı… <strong>Sessiz bir darbe</strong> ile babasını sembolik bir konuma indirdi; kendisini fiilî kral yaptı…</p>
<p style="text-align: justify;">Sonra Hanedanın diğer prensleriyle kavga etti. Hepsini bir otele doldurup işkenceden geçirdi. Bir harami gibi “ya paranızı ya canınızı!” dedi… 35 milyar dolar karşılığında çoğunu serbest bıraktı…</p>
<p style="text-align: justify;">MbS, siyaseten kendisine rakip olabilecek prensleri ise öldürmek suretiyle yok etti… Muhalif prenslerin kimisini “helikopter kazası” ile kimisini “trafik kazası” ile bertaraf etti… Kimisini de zindana attı…</p>
<p style="text-align: justify;">MbS, hanedan içi operasyonlardan sonra oklarını dışarıya çevirdi: Ülke içindeki bütün muhalif unsurları ve medyayı kanlı yöntemlerle susturdu; sivil toplumu ve medyayı tamamen kendi kontrolü altına aldı…</p>
<p style="text-align: justify;">Cemal Kaşıkçı gibi özgürlüğünden taviz vermeyen gazeteciler ile muhalif prensler Batı ülkelerine kaçtılar…</p>
<p style="text-align: justify;">***</p>
<p style="text-align: justify;">Katil Prens, ülke içinde estirdiği terörden sonra <strong>bölge ülkeleriyle kavgaya tutuştu</strong>… Yemen’de katliamlar yaptı… Katar’a boykot uyguladı… Lübnan’ın başbakanını alıkoydu… Türkiye’yle sürtüştü… İran’la üstü kapalı savaşa tutuştu…</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün bunlarla yetinmeyip ülke dışına kaçan muhalifleri öldürmeye başladı. En son, vahşice ve barbarca yöntemlerle Kaşıkçı’yı öldürdü.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu son cinayeti, onun baltayı taşa vurduğu andır… Bu anda bütün büyüsü bozuldu; bütün karizması çizildi… Milyon dolarlar harcayarak inşa ettirdiği “<strong>reformcu prens</strong>” imajı yerle bir oldu… Reformcu prensin yerini “<strong>katil prens</strong>” aldı…</p>
<p style="text-align: justify;">Prens MbS artık fiilen bitmiştir; biyolojik olarak yaşasa da fiilen ölmüştür. Kral Faysal, tarihin defterine “Bilge Kral” olarak geçti; Prens ise “Katil Prens” olarak geçecek… Ne hazin bir son!</p>
<p style="text-align: justify;">***</p>
<p style="text-align: justify;">Gelelim Kaşıkçı meselesine: Resmî soruşturma hâlâ devam ettiği için meselenin mahiyetini resmen ve hukuken henüz bilmiyoruz. Ancak olayların gelişiminden ve sızan bilgilerden olayın mahiyetini anlayabiliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Benim kanaatime göre <strong>Kaşıkçı cinayeti</strong> <strong>ABD’nin bir operasyonu değildir</strong>. Doğrudan doğruya Prens MbS’nin icraatıdır. Prens bir katliam çetesi (Kaplan Takımı) kurmuş ve bu suretle muhalifleri öldürmeye başlamıştır. Son kurban da Kaşıkçı olmuştur…</p>
<p style="text-align: justify;">Bu cinayeti ABD tezgâhlamadı ama ABD istihbaratı başından beri bu cinayetin olacağını biliyordu ve gelişmeleri sessizce takip ediyordu. Prens’in bu hatayı yapmasını ve tamamen ABD’ye mahkûm olmasını bekliyordu…</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim ABD’nin istediği cinayet oldu ve ABD, cinayetin üstünü örtmek için Prens’ten <strong>daha fazla para ve daha fazla itaat</strong> istedi… Prens bütün bunları kabul etti ama öldürülen kişi Washington Post yazarı bir gazeteci olduğu için ABD cinayetin üstünü tamamen örtemedi; konu kamuoyuna mal oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Medya bu işin peşini bırakmadı. Kamuoyu tepkisinden çekinen ABD, kerhen ve üstü kapalı olarak cinayeti Suudi Arabistan’ın işlediğini kabul etmek zorunda kaldı… Ancak yine de açıkça Prens’i suçlamadı… “Arbede sırasında öldü” senaryosuna inanmaya devam etti…</p>
<p style="text-align: justify;">ABD bu cinayeti, cinayet öncesinde ABD ile hafiften sürtüşmeye başlayan <strong>Prens’i hizaya getirme</strong> yolunda ustaca kullandı.</p>
<p style="text-align: justify;">***</p>
<p style="text-align: justify;">Son olarak cinayetten kısa bir süre önce Prens’in ABD ile hafif yollu sürtüşmesine değinelim. Bu önemli; çünkü Prens’in devlet olma ukdesini yansıtıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Trump, Ekim ayının başında, tam da Kaşıkçı cinayetinin icra sürecinde, bir seçim konuşmasında çok kaba bir üslupla Suudi Arabistan hakkında şunları söyledi: “<strong>Biz olmazsak iki hafta bile dayanamazsınız… Ödeme yapmalısınız…</strong>” (2)</p>
<p style="text-align: justify;">Trump açık bir şekilde Suudi Arabistan’ın gerçek anlamda bir devlet olmadığını, ABD ordusu sayesinde ayakta durduğunu ve bunun karşılığını ödemesi gerektiğini söyledi…</p>
<p style="text-align: justify;">Prens ise bu çıkışa şöyle cevap verdi: &#8220;Suudi Arabistan tarihte 1744&#8217;ten bu yana mevcut. Sanıyorum, ABD&#8217;den 30 yılı aşkın süre önce vardı&#8230;  Trump&#8217;ın son açıklamaları çok isabetli değil…”</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sözlerde Prens’in devlet olma arzusunu görüyoruz. Bu yolda tarihi bile çarpıtmaktan çekinmiyor. 1932 tarihini 1744’e kadar götürüyor… Güya Suudi Arabistan, ABD’den önce kurulan bir devletmiş…</p>
<p style="text-align: justify;">Prens, bu çocukların bile güleceği tarihi girişten sonra, hafiften bir rest çekiyor ABD’ye: &#8220;Suudi Arabistan güvenliği karşılığında herhangi bir <strong>bedel ödemeyecektir</strong>. ABD&#8217;den aldığımız tüm silahların parasını ödedik. Bunlar bedavadan gelen silahlar değil.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sözleriyle çok ileri gittiğini fark eden Prens, konuşmasının devamında yelkenleri yeniden suya indiriyor:  &#8220;Herhangi bir dost, iyi ya da kötü şeyler söyleyebilir… ABD Başkanı ile çalışmayı seviyorum. İki ülke arasındaki ilişkiler yüzde 99 iyi ilerlerken, yüzde 1 kötü bir mesele gündeme geldi.&#8221; (3)</p>
<p style="text-align: justify;">***</p>
<p style="text-align: justify;">Özetle; ABD bu cinayetin gerçekleşeceğini başından beri biliyordu ve bunu engellemedi. Hatta, bu pis işin Washington’da değil de İstanbul’da icra edilmesi için Kaşıkçı’yı İstanbul’a yönlendiren de ABD’nin resmî makamlarıdır…</p>
<p style="text-align: justify;">ABD bu cinayetten azami derecede <strong>nemalanmak istiyor</strong>. Fakat medyanın olayın peşini bırakmaması ve Türkiye’nin akl-ı selim politikası karşısında tam da istediği kadar nemalanamadı. Hatta Türkiye’nin açıkça ABD’yi suçlamasından korktuğu için Türkiye’ye yönelik yaptırımları kaldırmak zorunda kaldı…</p>
<p style="text-align: justify;">Suudi Arabistan üst yönetimi de Türkiye’ye karşı daha alttan alan bir politika geliştirmeye başladı. Hâlbuki cinayet öncesi dönemde Suudi Arabistan’ın resmi dış politikası, Türkiye’yi rakip olarak görüyor ve Türkiye’yi Ortadoğu’dan uzaklaştırmayı öngörüyordu… Şu anda S. Arabistan bu politikasını tamamen terk etmek zorunda kaldı…</p>
<p style="text-align: justify;">Kabul etmek gerekir ki, Türkiye bu süreçte çok başarılı bir sınav verdi. Klasik diplomasiyi ve kamu diplomasisini çok başarılı bir şekilde yürüttü…</p>
<p style="text-align: justify;">***</p>
<p style="text-align: justify;">Daha önceki bir yazımda da belirtiğim gibi Prens MbS,<strong> Kaddafi ve Saddam’ın yolundan gidiyor</strong>. Batı’yı doğru analiz edemiyor… Şunu göremiyor: Batı, iyice örselenen Prens’i bir süre daha kullanacak; son kullanma tarihi gelince de buruşturup çöpe atacak.</p>
<p style="text-align: justify;">ABD (ve İngiltere), şimdiden MbS’nin alternatiflerini hazırlamaya başladı bile. Yıllardır Londra’da yaşayan, mevcut kralın kardeşi Prens<strong> Ahmed Bin Abdülaziz</strong>, ABD ve İngiltere’nin güvenlik garantisiyle Riyad’a döndü… Batı bir taraftan da eski Veliahd Prens <strong>Muhammed Bin Nayif</strong>’i yeniden parlatmaya başladı…</p>
<p style="text-align: justify;">MbS, iyice kullanılamaz duruma geldiğinde, Batı bu iki prensten birini sahaya sürecek…</p>
<p style="text-align: justify;">Yeni bir Faysal gelinceye kadar bu traji-komik müsamere devam edecek…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><u> </u></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><u>Notlar:</u></strong></p>
<p style="text-align: justify;">(1)Bu konuşmaya, o vakitler milletvekili olan tarihçi Yılmaz Öztuna şahitlik etmiş ve İlber Ortaylı’ya aynen nakletmiştir. Ortaylı’nın konuşması için bkz: <a href="https://www.youtube.com/watch?v=hlOkiAULpPk">https://www.youtube.com/watch?v=hlOkiAULpPk</a></p>
<p style="text-align: justify;">(2) <a href="https://tr.sputniknews.com/abd/201810031035489473-trump-suudi-selman-biz-olmasak-iki-hafta-bile-dayanamazsin/">https://tr.sputniknews.com/abd/201810031035489473-trump-suudi-selman-biz-olmasak-iki-hafta-bile-dayanamazsin/</a></p>
<p style="text-align: justify;">(3) <a href="https://tr.sputniknews.com/ortadogu/201810061035547528-trump-suudi-veliaht-yanit/">https://tr.sputniknews.com/ortadogu/201810061035547528-trump-suudi-veliaht-yanit/</a></p>
<p style="text-align: justify;">13 Kasım 2018</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/bilge-kraldan-katil-prense/">Bilge Kral’dan Katil Prens’e</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
