<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bilal Sambur, Hür Fikirler sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hurfikirler.com/author/bilalsambur/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hurfikirler.com</link>
	<description>..: Hür Fikirler :..</description>
	<lastBuildDate>Tue, 01 Apr 2014 18:00:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.2</generator>
	<item>
		<title>Gülen ve Cemaat Efsanesinin Çöküşü</title>
		<link>https://hurfikirler.com/gulen-ve-cemaat-efsanesinin-cokusu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bilal Sambur]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Apr 2014 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/gulen-ve-cemaat-efsanesinin-cokusu/</guid>

					<description><![CDATA[<p>30 Mart 2014 Tarihi siyasi tarihimizde yeni bir milad olmayı çoktan hak etmektedir. Aylardır süren hararetli tartışmalardan,&#160; uygulanan seçim stratejileri ve siyasi kampanyalardan sonra insanlar, yerel seçimler vesilesiyle ülkenin&#160; gündemine dair&#160;&#160; düşünce ve tercihlerini oylarıyla ifade etme imkanı buldular. Şimdiye kadar açıklanan seçim sonuçlarına göre Ak Parti,&#160; bütün Türkiye&#8217;de büyük bir zafer kazanmıştır. Ak Parti&#8217;nin&#160;&#160; [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/gulen-ve-cemaat-efsanesinin-cokusu/">Gülen ve Cemaat Efsanesinin Çöküşü</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoPlainText"><span lang="EN-US">30 Mart 2014 Tarihi siyasi tarihimizde yeni bir milad olmayı çoktan hak etmektedir. Aylardır süren hararetli tartışmalardan,&nbsp; uygulanan seçim stratejileri ve siyasi kampanyalardan sonra insanlar, yerel seçimler vesilesiyle ülkenin&nbsp; gündemine dair&nbsp;&nbsp; düşünce ve tercihlerini oylarıyla ifade etme imkanı buldular. Şimdiye kadar açıklanan seçim sonuçlarına göre Ak Parti,&nbsp; bütün Türkiye&rsquo;de büyük bir zafer kazanmıştır. Ak Parti&rsquo;nin&nbsp;&nbsp; 30 Mart seçim zaferini, sadece&nbsp; kazanılan belediye sayısına&nbsp; indirgemek, büyük bir yanılgı olur. 30 Mart&nbsp; seçim sonuçlarının psikolojik, sosyolojik,&nbsp; ontolojik,&nbsp; moral ve aksiyolojik boyutları anlaşılmadan, yerel seçim tablosu&nbsp; sadece yüzdeler üzerinden değerlendirilemez. Ortaya çıkan seçim sonuçları,&nbsp; Türkiye&rsquo;de&nbsp; özgül ağırlığı ve belirleyiciliği olan tek aktörün başbakan Erdoğan olduğunu, Erdoğan&rsquo;ın Türkiye&rsquo;nin en önemli&nbsp;&nbsp; siyasi, sosyal ve&nbsp;&nbsp; ontolojik değeri olduğunu ortaya koymaktadır.</span></p>
<p class="MsoPlainText">30 Mart&nbsp; Yerel seçimleri, şimdiye kadar yaşadığımız bütün seçimlerden çok farklı&nbsp; bir formda ve muhtevada geçti. Cumhuriyet&nbsp; tarihimizde ilk defa&nbsp; Gülen&nbsp; grubu denilen yapı,&nbsp; ülke içini ve dışını kapsayan siyasi projesiyle ülkemizin siyasi ve sosyal hayatını dizayn etmeye kalktı. 30 Mart seçimleri, Gülenistlerin projelerini uygulamaya koydukları ilk kritik dönemeci oluşturmaktaydı. CHP ve MHP&rsquo;nin seçim stratejisini oluşturan, bütün Türkiye&rsquo;nin&nbsp; yerel yönetimlerini belirlemeye kalkan Gülen yapılanması, tarihimizin en büyük sosyal ve seçim mühendisliklerinden birini uygulamaya koydu.&nbsp; Çok ince bir işçilikle hazırlanan Gülenist seçim mühendisliği projesi, 30 Mart seçim sonuçlarıyla&nbsp;&nbsp; siyasi tarihimizin&nbsp; çöplüğüne atılmış bulunmaktadır.</p>
<p class="MsoPlainText">Gülen grubu,&nbsp; şimdiye kadar toplumda ciddi bir&nbsp; prestiji ve&nbsp;&nbsp; desteği olan bir hareketti. Gülen yapılanması&nbsp; hakkında&nbsp; konuşurken herkes dikkatli olmaya, bu hareketi hiçbir şekilde&nbsp; hiçbir olumsuzlukla&nbsp; ilişkilendirmemeye özen gösterirdi. Ancak 30 Mart yerel seçimleri sürecinde uygulamaya konan Gülenist seçim mühendisliği projesi, toplumun Gülen yapılanması hakkındaki&nbsp;&nbsp; oturmuş düşünce ve tutumlarını değiştirmesine neden oldu. Bir tabu konu olan Gülen yapılanması,&nbsp; ilk defa çok boyutlu olarak konuşuldu, tartışıldı, eleştirildi ve sorgulandı. Hizmet tabusunun tartışılması, 30 Mart seçim sürecinin en önemli sonuçlarındandır. Herkes ciddi bir şekilde şu soruyu tartıştı: Gülen cemaati&nbsp; hizmet hareketi mi? Fethullah Gülen hocaefendi mi? Paralel yapının uyguladığı seçim mühendisliği projesi, Fethullah Gülen ve hocaefendiliğin,&nbsp; cemaat ve hizmetin bir araya getirilmeyeceğine&nbsp; dair yeni bir&nbsp; kavrayış durumunun&nbsp; ortaya çıkmasına neden oldu. 30 Marttan sonra Fethullah Gülen, hocaefendi olmadığı gibi, Cemaat de artık Hizmet olmaktan çıkmıştır.&nbsp; Gülen grubu,&nbsp; cemaat olma statüsünü kaybetmiş, paralel yapı&nbsp; nitelemesiyle&nbsp;&nbsp; yeni bir&nbsp; kimlikle nitelenmeye başlanmıştır. Fethullah Gülen&rsquo;e&nbsp; hocaefendi, grubuna da hizmet olarak&nbsp; bakılmamaya başlanması,&nbsp; psikolojik, sosyal, kültürel, teolojik&nbsp; ve&nbsp; entelektüel dünyamızda meydana&nbsp; gelen büyük&nbsp; değişimi göstermektedir. Kemalizm efsanesinin yaşadığı çöküş sürecinin bir benzerini 30 Mart sonrası&nbsp; Gülenizm efsanesinin yaşayacağı görülmektedir.</p>
<p class="MsoPlainText">Gülen grubu, şimdiye kadar entellektüel çevrelerde kendisini&nbsp; sivil toplumun bir parçası&nbsp; veya gönüllülerden oluşan&nbsp; bir hizmet hareketi olarak&nbsp; sunmayı başardı. Ancak 30 Mart yerel seçimler sürecinde uygulanan seçim mühendisliğiyle bu yapının&nbsp;&nbsp; sözde amacının&nbsp; hizmet, özde amacının yönetmek olduğuna dair yeni bir&nbsp; anlayış değişikliği oluştu. Toplum, Gülen yapılanmasına bir hizmet hareketi olarak sempati duyarken, aynı zamanda onun&nbsp; iktidara sahip muktedir&nbsp; olmak isteyen bir güç odağı olma planına şiddetle tepki gösterdi. 3O Mart seçim sonuçları, aslında Gülen yapılanmasına haddini ve sınırlarını&nbsp; bildirmektedir. Cemaat olmanın dışında her şey olmaya çalışan&nbsp; Gülen yapılanmasına&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; toplum, kendi doğal sınırlarına dön çağrısıyla net bir tavır koymuştur. Gülen grubu,&nbsp; 30 Mart seçimlerini&nbsp; doğal sınırlarına dönme konusunda bir uyarı olarak okumalı, içindeki yozlaşmışlıkla hesaplaşarak&nbsp; kendisini sahici anlamda sivil toplumun bir parçası olacak şekilde yenilemeye enerjisini sarf etmeye çalışmak kendisi açısından makul bir davranış olacaktır. 30 Mart seçim sürecinde yaptıkları gibi, Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerde de siyasi mühendislik ve iktidar hırslarından vazgeçmemeleri, onların her açıdan intiharıyla sonuçlanacak trajik durumların oluşmasına yol açacaktır.&nbsp;</p>
<p class="MsoPlainText">Propaganda, algı oluşturma ve ikna konusunda çok mahir olan Gülen grubu, eğitim işini&nbsp; en iyi kendilerinin bildiği, Türkiye&rsquo;nin lobisini en iyi kendilerinin yaptığı, dünyanın her tarafında Türkiye&rsquo;nin&nbsp; yüz akı aktiviteleri bir tek kendilerinin gerçekleştirdiği,&nbsp; medya alanında en etkili güç oldukları gibi&nbsp; söylemlerle her şeyin&nbsp; en mükemmeli biziz kurgusunu herkese doğal bir gerçeklik olarak&nbsp; empoze etmeye çalıştılar. Her şeyin en mükemmelini kendilerinin yaptığı sanısına kapılan Gülen grubu, Türkiye&rsquo;yi en iyi kendilerinin yöneteceği ihtirasının peşinde koştular. En iyicilik ve mükemmeliyetçilik saplantısı, Gülen yapılanmasının kendilerinde sınırsız bir özgül ağırlık vehmetmeleri sonucuna yol açtı. Gülen yapılanması, bu özgül&nbsp; ağırlık efsanesine&nbsp; herkesi inandırmaya çalıştı. Kendilerinin özgül ağırlıklarını ileri sürerek devletten her istediklerini almayı kendilerinin hakkı olarak gördüler. Özgül ağırlık söyleminin kendilerine sınırsız bir güç verdiğini fark eden Gülen yapılanması, hükümetlere hükmedebileceklerini, başbakanları ve cumhurbaşkanlarını belirleyebileceklerini,&nbsp; kısacası Türkiye&rsquo;nin kendilerinden sorulur olduğunu&nbsp; düşünmeye başladılar. Mükemmeliyetçilik ve özgül ağırlık&nbsp; söylemleriyle Gülen yapılanması, kendilerini bu toplumun çobanı olma&nbsp; yani reis olma imtiyazını kendilerinde gördüler. Özgül ağırlık vehmi aslında paralel yapının sahip olduğu özgül kibrin bir başka ifadesidir. 30 Mart seçim sonuçlarını, Fethullah Gülen ve grubunun bu toplumda özgül bir ağırlığının olmadığı,&nbsp; toplumun Gülen grubunun güttüğü bir sürü olmayı reddettiği şeklinde demokratik olgunluk deklarasyon olarak okumak mümkündür. 30 Mart seçim sonuçlarıyla, toplum,&nbsp;&nbsp; otoriter ve totaliter&nbsp; bir kölelik yolu projesine hayır dediği gibi, özgül ağırlık, mükemmeliyetçilik ve&nbsp; hayali evrenlerde sürdürülen&nbsp; rüyalarla varlıklarını sürdüren paralel yapılara ve kişiliklere de hayır denilmiştir.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/gulen-ve-cemaat-efsanesinin-cokusu/">Gülen ve Cemaat Efsanesinin Çöküşü</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hiç kimsenin askeri olmamak</title>
		<link>https://hurfikirler.com/hic-kimsenin-askeri-olmamak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bilal Sambur]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Jan 2014 20:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/hic-kimsenin-askeri-olmamak/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her gün yeni gelişmelerle uyanıyoruz. Ortalığa&#160; belgeler saçılıyor, dosyalar hazırlanıyor, kirli ilişkiler deşifre ediliyor. Her şey ortaya&#160; saçılıp dökülmesine rağmen, olanları anlamlandırma mümkün olmuyor. Zaten yapılan operasyonları, ortaya çıkarılan karanlık ilişkileri anlamlandırmak çok kolay gözükmüyor. İstedikleri zaman istedikleri kadar bilgiyi, belgeyi, dosyayı ve operasyonu ortaya koyanların hedefi, zaten bize olanları anlamamıza imkan vermemek. Onlar, yaşananları [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/hic-kimsenin-askeri-olmamak/">Hiç kimsenin askeri olmamak</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her gün yeni gelişmelerle uyanıyoruz. Ortalığa&nbsp; belgeler saçılıyor, dosyalar hazırlanıyor, kirli ilişkiler deşifre ediliyor.</p>
<p>Her şey ortaya&nbsp; saçılıp dökülmesine rağmen, olanları anlamlandırma mümkün olmuyor.</p>
<p>Zaten yapılan operasyonları, ortaya çıkarılan karanlık ilişkileri anlamlandırmak çok kolay gözükmüyor.</p>
<p>İstedikleri zaman istedikleri kadar bilgiyi, belgeyi, dosyayı ve operasyonu ortaya koyanların hedefi, zaten bize olanları anlamamıza imkan vermemek. Onlar, yaşananları onların&nbsp; hedeflerine uygun bir şekilde algılamamızı istiyorlar ve onların istediği şekilde siyasi ve sosyal tercihlerde bulunmaya bütün toplumu zorluyorlar.</p>
<p>Medyada yazılan ve çizilenler, aslında hiçbir anlam ve derinlik ihtiva etmiyor.</p>
<p>Propaganda&nbsp; analizin yerini almış durumda.</p>
<p>Düşüncenin yerine ise papağanlık hakim olmuş gibi.</p>
<p>Hiç kimse özgün ve özgürce kendisini ifade etmiyor.</p>
<p>Herkesin ipi sanki bir başkasının elinde gibi.</p>
<p>Herkes&nbsp; bir başkasının hesabına söylemler üretiyor.</p>
<p>İnsan için&nbsp; en büyük felaket hep başkalarının arzusuna göre yaşamaktır.</p>
<p>İnsanın&nbsp; beynini başkasına kiraya vermesi veya satması ise&nbsp; olabilecek en kötü durumdur.</p>
<p>Hep başkalarını merkeze alarak&nbsp;&nbsp; başkalarının&nbsp; argümanlarını tekrar edenler,&nbsp; fikir değil papağanlaşmış dünyalarını sadece tezahür ettirmektedirler.</p>
<p>Parti, cemaat,&nbsp; ırk, milliyetçilik, sınıf gibi kurgular insanı özgürleştirmezler. Çoğu zaman insanları kendilerinin tutsağı yaparlar.</p>
<p>İşin ilginç yanı çoğu insan, gönüllü bir şekilde&nbsp; kolektif yapıların tutsağı olmayı kabul eder ve kolektif tutsaklığı içselleştirir.</p>
<p>Aslında&nbsp; kamuoyunda yazılıp çizilenlerin hiçbir değeri yoktur. Kamuoyunda&nbsp;&nbsp; boy gösterenler,&nbsp; kendilerine ait görüşlerinden dolayı,&nbsp; kendilerine başkalarının&nbsp; sözcüsü&nbsp;&nbsp; muamelesi yapıldığı için öne çıkarılmaktadırlar.</p>
<p>Ortada acımasız bir iktidar mücadelesi olmaktadır. Taraflar, devlet denilen aygıtı kontrol etmek için&nbsp; bütün cephanelerini&nbsp; stratejik bir şekilde tüketmeye çalışmaktadırlar.</p>
<p>Hegemonya için büyük mücadele veren taraflar olduğu gibi , birçok insanda bu mücadelede veya savaşta&nbsp; bir tarafın askeri olmak için mücadele vermektedir.</p>
<p>Gezi olayları sırasında&nbsp; söylenen bir slogan bu coğrafyanın&nbsp; çok önemli bir gerçeğini ifade ediyordu: &ldquo;Mustafa Kemal&rsquo;in&nbsp; askerleriyiz!&rdquo;Bu sloganla alay etmek için üretilen slogan ise şuydu: &ldquo;Mustafa Keser&rsquo;in askerleriyiz!&rdquo;</p>
<p>Bu coğrafyanın en derin problemi,&nbsp; herkesin bir yerlerin veya kişilerin askeri olmak için&nbsp; kıyasıya bir&nbsp; rekabetin içine girmiş olmasıdır. Birilerinin askeri olmak mücadelesi, bütün insan ilişkilerini zehirlemekte ve yozlaştırmaktadır. Hep birilerinin&nbsp; askeri olmayı öğrenenlerin&nbsp; öğrenemediği&nbsp; yalın gerçek şudur: İnsan onuru, hiç kimsenin askeri olmamayı gerektirmektedir. Hep başkasının askeri olmaya çalışmak, bir rezillik iken,&nbsp; hiç kimsenin&nbsp; eri olmamak ise erdemdir. Bu coğrafyada asıl özgürleştirici değişim iktidar için mücadele eden&nbsp; efendiler değiştiği zaman değil, insanların başkasının askeri olmayı reddettiği zaman gerçekleşecektir.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/hic-kimsenin-askeri-olmamak/">Hiç kimsenin askeri olmamak</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Roboski’de insanlar bombalandı mı?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/roboskide-insanlar-bombalandi-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bilal Sambur]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Jan 2014 20:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Demokratikleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/roboskide-insanlar-bombalandi-mi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soğuk günler yaşıyoruz. Bundan iki yıl önce gene yeni bir yıla girmek üzere iken çok uzak dağ başlarında otuz dört insanın öldürülmesi haberiyle sarsıldık. İnsanlığımız buz gibi dondu. Eşek sırtlarında veya traktörlerle bombalar sonucu öldürülen insanların parçalanmış bedenlerinin taşındığı o utanç verici sahnelere şahit olduk. İnsanlık adına utandık. Roboski&#8217;de otuz dört kaçakçının savaş uçakları tarafından [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/roboskide-insanlar-bombalandi-mi/">Roboski’de insanlar bombalandı mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span>Soğuk günler yaşıyoruz. Bundan iki yıl önce gene yeni bir yıla girmek üzere iken çok uzak dağ başlarında otuz dört insanın öldürülmesi haberiyle sarsıldık. İnsanlığımız buz gibi dondu.</span></p>
<p class="MsoNormal">Eşek sırtlarında veya traktörlerle bombalar sonucu öldürülen insanların parçalanmış bedenlerinin taşındığı o utanç verici sahnelere şahit olduk. İnsanlık adına utandık.</p>
<p class="MsoNormal"><span>Roboski&rsquo;de otuz dört kaçakçının savaş uçakları tarafından bombalandığı yazıldı. Uzun bir süre kaçakçılık tartışması üzerinden Roboski katliamının meşruiyeti gösterilmeye çalışıldı ve katliamın sıradanlaştırılması için çok çaba sarf edildi.</span></p>
<p class="MsoNormal">Roboski katliamı karşısında alınacak tutum, aslında bir insanlık testidir. İnsan, özgürlük, hukuk, çoğulculuk, onur, barış ve adalet karşısında duruşumuzun ne olduğunu anlamak istiyorsak Roboski&rsquo;yi nasıl anladığımıza bakmamız lazımdır. Roboski&rsquo;de kaçakçılar ve köylüler öldürülmedi. Roboski&rsquo;de insanlar katledildi.</p>
<p class="MsoNormal"><span>Fıtrat Dini, bir insanı öldürmenin bütün insanlığı öldürmek olduğunu söyler. Ancak biz Roboski&rsquo;de otuz dört defa insanlığın öldürüldüğünü kavrayamadık.</span></p>
<p class="MsoNormal">İnsana dokunulmayacağı veya öldürülmeyeceği düşüncesi, bu coğrafyaya çok yabancıdır. Hatta insana kıymaktan başka hiçbir özelliği olmayan kişilerin, kolaylıkla onore edildiği, şükranların sunulduğu sahte kahramanlar düzeyine çıkartıldığı bir coğrafyada yaşamaktayız.</p>
<p class="MsoNormal">Bu coğrafyada en iyi yapılan şey kanlı ve karanlık iktidar mücadeleleridir. İktidar içi insan öldürmenin kurumsallaştığı bir yerdir burası. Buranın tarihi kanlı bir tarihtir. Buranın öğrendiği en önemli şey öldürmektir ve ölmektir. Öldürmeyeceksin! İlkesi hiçbir zaman buranın hakim paradigması olmamıştır. Ölmenin ve öldürmenin yüceltildiği bir coğrafyada, ölümler, cinayetler, katliamlar, soykırımlar, barbarlıklar ve vahşetler çok kolaylıkla sıradanlaşmakta ve normalleşebilmektedir.</p>
<p class="MsoNormal">Öldürmenin, vahşetin ve katliamın hiçbir şekilde cezalandırılmadığı, öldürmenin öldürenin yanına kar kaldığı bir coğrafyadayız. Bütün katliam failleri gibi Roboski katliamının faillerini de hiçbir zaman bilmeyeceğiz, adalet karşısında hesap verdiklerini görmeyeceğiz. Yapay kurulan komisyonlar ve yargılamalardan hiç bir şey çıkmayacağı çok açıktı. Adalet olmadığı için Ortadoğu&rsquo;nun her tarafında insanlar öldürülmeye devam ediliyor. İnsan katletmek, bu bölgede her gün uygulanan en yağın ritüeldir. İnsanı sahte putlara kurban vermek barbarlığından insanlık hala vazgeçmiş değildir. B coğrafyada öldürmeyeceksin! Emri sahici anlamda içselleştirilmediği sürece Roboski&rsquo;de, Suriye&rsquo;de, Irak&rsquo;ta, Lübnan&rsquo;da uçaklar bombalarıyla ölüm kusmaya devam edeceklerdir. Ölüm kusan hiçbir bombayı hiçbir zaman adil olarak yargılamak mümkün olmayacaktır. Bombalar, sadece insan bedenlerine değil, aynı zamanda insana dair her şeye ölüm kusmaktadırlar.&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/roboskide-insanlar-bombalandi-mi/">Roboski’de insanlar bombalandı mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gülen Hareketinden Gülen Ağına</title>
		<link>https://hurfikirler.com/gulen-hareketinden-gulen-agina/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bilal Sambur]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jan 2014 20:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/gulen-hareketinden-gulen-agina/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;ye dair okumalar, hep tek yanlı oldukları için hepimizi yanıltmaktadırlar. Türkiye&#8217;nin karmaşıklığı, onu anlamayı zorlaştırmaktadır. Tek aktör üzerinden ülkeyi, okumak, sadece Türkiye&#8217;yi değil, aynı zamanda o aktörü anlamayı da zorlaştırmaktadır Türkiye, bugün Ak Parti ve Cemaat denilen Gülen grubu üzerinden okunmaktadır. 7 Şubat&#160; olayıyla artık&#160; örtülemeyen Gülen grubu-Ak Parti&#160; çatışması,&#160; 18 Aralık&#160; yargı operasyonlarıyla&#160; yepyeni [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/gulen-hareketinden-gulen-agina/">Gülen Hareketinden Gülen Ağına</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Türkiye<span lang="EN-US">&rsquo;</span>ye dair okumalar, hep tek yanlı oldukları için hepimizi yanıltmaktadırlar. Türkiye<span lang="EN-US">&rsquo;</span>nin karmaşıklığı, onu anlamayı zorlaştırmaktadır. Tek aktör üzerinden ülkeyi, okumak, sadece Türkiye<span lang="EN-US">&rsquo;</span>yi değil, aynı zamanda o aktörü anlamayı da zorlaştırmaktadır</p>
<p class="MsoNormal">Türkiye, bugün Ak Parti ve Cemaat denilen Gülen grubu üzerinden okunmaktadır. 7 Şubat&nbsp; olayıyla artık&nbsp; örtülemeyen Gülen grubu-Ak Parti&nbsp; çatışması,&nbsp; 18 Aralık&nbsp; yargı operasyonlarıyla&nbsp; yepyeni bir boyuta taşınmış bulunmaktadır. Gülen grubu- Ak parti&nbsp; çatışmasından bugün, savaş&nbsp; diye söz edilmektedir. Hükümetle savaş düzeyinde birçok cephede&nbsp; muharebeye girme gücünü&nbsp; kendinde bulan Gülen grubunu anlamak lazımdır. Gülen grubu bir cemaat midir yoksa başka bir şeymidirler? Bu soruya verilecek cevap, bu grubun doğasını anlamakta anahtar bir niteliğe sahiptir.</p>
<p class="MsoNormal">Gülen&nbsp; grubunun&nbsp;&nbsp;&nbsp; dini nitelikte bir cemaat&nbsp; olduğu yaygın olarak&nbsp; kabul edilmektedir. Cemaat kavramı neredeyse Gülen grubuyla özdeş hale gelmiş&nbsp; bulunmaktadır. Ancak Gülen grubu, kendisini cemaat olarak sunmamakta ve&nbsp; böyle nitelememektedir. Gülen grubu&nbsp; cemaat değil,&nbsp; camia veya Hizmet Hareketi olduğunu&nbsp; iddia etmektedir. Gülen grubu, dar bir dini hareket olmadıklarını,&nbsp;&nbsp; çoğulcu bir insani hareket olduklarını ifade etmek için&nbsp; kendilerini camia veya hizmet hareketi &nbsp;terimleriyle ifade etmektedir.</p>
<p class="MsoNormal">Cemaat olmadığını&nbsp; ısrarla vurgulayan, camia veya hizmet hareketi olduğunu iddia eden Gülen grubu,&nbsp; dini değil seküler nitelikte bir&nbsp; oluşumdur. Dini&nbsp; olmadıklarını ama camianın&nbsp; dindar insanlardan oluştuğunu vurgulayan Gülen grubu, seküler amaçları gerçekleştirmeyi&nbsp; hedefleyen bir yapıdır. Diyalog, barış ve hoşgörü gibi kavramlar, Gülen grubunun&nbsp; kendisiyle özdeşleşmesini istediği&nbsp; niteliklerdir. Seküler bir grup olarak Gülen hareketi,&nbsp; seküler araçlarla seküler amaçları gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Seküler nitelikteki Gülen grubunun ulusal ve uluslararası&nbsp; yüzü vardır. Grup, &nbsp;uluslararası yüzünde dünyaya barış, hoşgörü ve&nbsp; eğitim temelli&nbsp; hümaniter &nbsp;ve çoğulcu &nbsp;mesajlar verirken, Türkiye<span lang="EN-US">&rsquo;</span>ye yönelik yüzünde ise milliyetçilik, devletçilik ve&nbsp; Anadoluculuk&nbsp; bulunmaktadır. Gülen&nbsp;&nbsp; grubunun en büyük iddiası Anadolu insanını ve Türkçeyi dünyanın en uzak diyarlarına götürmektir.Seküler bir yapı olarak&nbsp; Gülen grubu, siyasetin, iktidarın, ticaretin, kültürün, dinin, diplomasinin, maneviyatın, devletin,&nbsp; medyanın, lobiciliğin kısacası hayatın&nbsp; her yerinde&nbsp;&nbsp; en önde olmak için sistematik &nbsp;&nbsp;ve kurumsal olarak çalışan bir yapıdır. Gülen hareketi, sadece seüler değil aynı zamanda hegemonik bir karakter taşımaktadır. Seküler hegemonik nitelikteki Gülen hareketi, gerekli gördüğünde başka&nbsp; seküler veya dini yapılarla&nbsp; kolaylıkla çatışma içine girebilmektedir. Gülen hareketin hükümetle çatışmaya götüren şey, onun seküler hegemonik niteliğidir.</p>
<p class="MsoNormal">Gülen grubu&nbsp; bir cemaat olarak başlamadı, cemaat olarak gelişmedi ve cemaat olarak varlığını devam ettirmiyor. Gülen grubu, kendisini uluslararası düzeyde &nbsp;Gülen Movement yani Gülen Hareketi olarak nitelemektedir. Gerçekten Gülen grubunu niteleyecek isabetli kavram&nbsp; harekettir. Gülen hareketi, cemaat olmadığı gibi camia da değildir. Gülen grubunu cemaat veya camia olarak değerlendirdiğimizde bir cemaatin veya camianın çok boyutlu olarak&nbsp; hükümetle birçok cephede savaşa girmesini anlamak mümkün değildir. Ancak Gülen&nbsp; grubunu, uluslararası seküler bir hareket olarak anladığımızda&nbsp; yaşananları daha iyi anlamlandırmak mümkündür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal">Seküler&nbsp; uluslararası bir hareket olarak Gülen grubunda seküler ve dini olan, milliyetçi ve hümaniter olan, sivil ve devletçi olan, otoriter ve demokratik olan,&nbsp; açık ve gizli olan&nbsp; iç içe geçmiş durumdadır. Son tartışmalarda yargı ve polis içindeki yapılanmasından&nbsp; dolayı Gülen grubundan paralel devlet olarak söz edilmektedir. Gülen grubunu paralel devlet olarak nitelemek&nbsp; çok anlamlı değildir. Gülen&nbsp; hareketi, uluslararası düzede paralel bir toplum oluşturmuştur. Gülen hareketinin&nbsp; küresel paralel toplumu, bulunduğu her yerde lokal olarak&nbsp; örgütlenmekte, faaliyetlerini ve kurumlarını oluşturmakta,&nbsp;&nbsp; kendi ajandasına uygun&nbsp;&nbsp;&nbsp; sosyal ve&nbsp; uluslararası ilişkiler&nbsp;&nbsp; biçimi&nbsp; &nbsp;&nbsp;oluşturmaya çalışmaktadır. Gülen hareketi, bugün itibarıyla&nbsp; homojen bir yapı olmaktan çıkmış&nbsp;&nbsp; birçok zıtlığı bünyesinde birleştirmiş yani zıtların birliği olarak niteleyebileceğimiz çok yönlü ve çok yüzlü bir uluslararası ağ (international network) haline gelmiş bulunmaktadır. <a name="_GoBack"></a>Bu ağın her birimi, birbirinden tamamen bağımsız oldukları gibi aynı zamanda&nbsp; bütünlük düzeyinde birbiriyle ilişkilidirler. Gülen hareketinin küresel bir ağ olarak&nbsp; görülmesi bu harekete Gülen Ağı demeyi&nbsp; gerekli kılmaktadır. Ancak Gülen Ağında&nbsp; belirleyici olan&nbsp; tek aktör ve faktör yoktur. Gülen Ağının çok aktörlü ve faktörlü bir network olduğu, unutulmaması gereken en merkezi&nbsp; realitedir.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/gulen-hareketinden-gulen-agina/">Gülen Hareketinden Gülen Ağına</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>28 Aralık 2011: Katliam Günü, Katliam Yılı</title>
		<link>https://hurfikirler.com/28-aralik-2011-katliam-gunu-katliam-yili/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bilal Sambur]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Dec 2013 20:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/28-aralik-2011-katliam-gunu-katliam-yili/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemiz&#160;&#160; merkezinde çetelerin, istihbarat örgütlerinin, uluslararası&#160; komploların,&#160; istihbaratçı yapıların, yolsuzlukların ve&#160; operasyonların olduğu bir gündemle sarsılmaktadır. Herkesin kirli ve karanlık yüzünün gün yüzüne çıktığı şu günlerde&#160;&#160; yoğun bir hegemonya savaşı verenler,&#160; kendi gündemlerini bize dayatmak için&#160; dünyayı ayağa kaldırmaktadırlar. Tarih: 28 Aralık 2011. Bu günde&#160; Roboskili&#160; 34 insan,&#160; TSK&#8217;ya bağlı savaş uçakları tarafından&#160; bombalanarak öldürüldü. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/28-aralik-2011-katliam-gunu-katliam-yili/">28 Aralık 2011: Katliam Günü, Katliam Yılı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span>Ülkemiz&nbsp;&nbsp; merkezinde çetelerin, istihbarat örgütlerinin, uluslararası&nbsp; komploların,&nbsp; istihbaratçı yapıların, yolsuzlukların ve&nbsp; operasyonların olduğu bir gündemle sarsılmaktadır. Herkesin kirli ve karanlık yüzünün gün yüzüne çıktığı şu günlerde&nbsp;&nbsp; yoğun bir hegemonya savaşı verenler,&nbsp; kendi gündemlerini bize dayatmak için&nbsp; dünyayı ayağa kaldırmaktadırlar.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Tarih: 28 Aralık 2011. Bu günde&nbsp; Roboskili&nbsp; 34 insan,&nbsp; TSK&rsquo;ya bağlı savaş uçakları tarafından&nbsp; bombalanarak öldürüldü. 34 İnsanın ölümüne hiçbir tepki gösterilmedi. Saatlerce&nbsp;&nbsp; katliam gizli tutuldu. Medya, sessiz kaldı. Dudak ucuyla önemsiz bir olay gibi katliamın olduğu&nbsp; çok sonra kabul edildi.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Katliamın korkunçluğu, hiç kimsenin umurunda değildi. Kaçakçı ve terörist tartışmalarıyla, katliamın kaçınılmazlığı ve meşruluğu savunuldu. Öldürülenlere insan olarak değil, sadece bir nesne olarak bakılıyordu.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Katliamın gerçekleştiği coğrafyanın tarihi, insanı yok etmenin tarihidir. 33 Kurşun, Zilan Deresi katliamları ve Dersim soykırımı yaşanılan en büyük insani facialardır. Yirminci yüz yıla&nbsp; katliamlarla başlayan hegemonyacı anlayış, yirmi birinci yüz yıla da Roboski katliamını armağan etti. Katliamcılık mantığında&nbsp;&nbsp; herhangi bir değişmenin olmaması, yirmi birinci yüzyılın&nbsp; da insanı yok etmekle geçirileceğinin&nbsp; başlangıcı olmasından dolayı&nbsp;&nbsp; insanlık adına kaygı vericidir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Ölüm tarlaları Ruanda&rsquo;da, Kamboçya&rsquo;da, Sibirya&rsquo;da, Gulag&rsquo;ta, Auschewitz&rsquo;de, Darfur&rsquo;da, Kongo&rsquo;da, Suriye&rsquo;de, Arakan&rsquo;da, Enfal&rsquo;de, Halepçe&rsquo;de, Filistin&rsquo;de, Afganistan&rsquo;da&nbsp; kurulmaktadır. Dünya, insanın&nbsp; yaşadığı bir yer olmaktan çıkmış, insanın toprakta yok edildiği bir ölüm tarlasına dönüşmüş durumdadır. Roboski,&nbsp; coğrafyamızın ölüm tarlasıdır. Robosk&rsquo;deki ölüm tarlası ortadan kaldırılmadan, Ortadoğu&rsquo;nun&nbsp; barışçıl bir yaşam alanına dönmesi mümkün değildir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Roboski katliamının üstünden iki yıl geçti. Katliamda öldürülenler hakkındaçok şeyler yazıldı-çizildi. Aileleri ve akrabaları, kaybettikleri hakkında&nbsp; konuştular, onlara dair hikayelerini anlattılar. 34 İnsanın&nbsp; hikayesin öğrendik. &nbsp;Ancak&nbsp; şimdiye kadar öğrenmediğimiz &nbsp;&nbsp;katliamcıların hikayesidr. Katliamcılar nasıl insanlardı? İnsanların üzerlerine bomba atarlarken neler hissettiler?34 İnsanı öldürdüklerini&nbsp; öğrenince neler yaşıyorlar? Evlerinde çocuklarıyla ve eşleriyle&nbsp; keyifli vakit geçirdikleri anlarda&nbsp; Roboski bir bıçak gibi boğazlarına saplanıyor mu? Uykuları kaçıyor ve kabustan uyanır gibi uykularından uyanıyorlar mı? Onların konuşması lazım. Yahudi&nbsp; soykırımını yapan askerler ve görevlilerin konuşmaları, psikolojik-duygusal&nbsp; fotoğraflarını&nbsp;&nbsp; bize sunmaları sayesinde biz insanlığın derinlerindeki&nbsp; kötülüğün, barbarlığın ve&nbsp; vahşetin köklerini daha iyi anladık.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bu coğrafyada katliamı yapanların&nbsp; adalet önüne çıkarılıp hesap vermesini beklemek hoş bir hayaldir. Saddam, hiçbir zaman Enfal&rsquo;de ve Halepçe&rsquo;de yapmış olduğu katliamların hesabını adalet&nbsp; önünde vermedi. Kaddafi,&nbsp;&nbsp; insanlığa karşı işlediği suçların&nbsp; hesabını vermeden&nbsp; linç edildi. Zilan Deresinin, 33 Kurşunun, Dersim soykırımının, Maraş, Çorum ve Şırnak katliamlarının failleri hiçbir zaman&nbsp; adalet önünde hesap vermedi. General Mustafa Muğlalı, hiçbir zaman&nbsp;&nbsp; hesap vermedi. Coğrafyamızda katliamcılar&nbsp; kahraman statüsüne yükseltilerek&nbsp; yüceltilerek, onlara teşekkür edilir, isimleri kışlalara ve havaalanlarına verilerek onurlandırılır. Yaşadığımız coğrafyada devlet, katliam yapma ayrıcalığına sahiptir ve devlet&nbsp; yargılanamaz. Devlette paralel ve derin &nbsp;devletler vardır. Paralel ve derin devlet yapıları, devlet gücünü kullanarak katliamlar yapalar ve&nbsp; kendilerini dokunulmaz kılarlar. Devletin kestiği parmak&nbsp; hep acıdı ve devlet hep öldürdü. Devletin içi ve dışı hukukla doldurulacağına, paralel ve derin yapılarla dolduruldu. Devletin paralel ve derin yapılar tarafından ele geçirilmesi, katliam, zorbalık, baskı, şantaj&nbsp; ve tuzak demektir.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal"><span>Barış, bir daha insana dokunmamak üzere&nbsp; çatışan tarafların yapmış oldukları bir ahittir. Roboski&rsquo;de insana dokunmanın ötesinde insanlar vahşice katledildiler. İnsanların&nbsp; bedenleri, onlarla beraber öldürülen katırların cesetleriyle karıştı. Traktörlerle insan cesetleri taşındı. İnsanlığın onuru, hayatı ve özgürlüğü birlikte Roboski&rsquo;de öldürüldü. Eğer barış bir maske olarak&nbsp; kullanılmıyor ve &nbsp;gerçekten isteniyorsa, hepimiz Roboski&rsquo;ye gitmeli ve öldürülenlerin&nbsp; mezarları başında&nbsp; insan hayatına saygı&nbsp; erdemini&nbsp; öğrenmek için saatlerce&nbsp; tefekkür ederek içimizi&nbsp; bütün kirlerden ve barbarlıklardan temizlemeliyiz. İnsana beddua etmeyi değil, duayı öğrenmeliyiz. Roboski&nbsp; katliamının acısından ve utancından,&nbsp;&nbsp; insan hayatına saygıyı sahiden öğrenmek gibi en yüce erdeme ulaşmayı<a name="_GoBack"></a> başarmalıyız.&nbsp;</span></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/28-aralik-2011-katliam-gunu-katliam-yili/">28 Aralık 2011: Katliam Günü, Katliam Yılı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsani Kalkınma</title>
		<link>https://hurfikirler.com/insani-kalkinma/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bilal Sambur]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Dec 2013 20:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/insani-kalkinma/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde kalkınma insanlığın doğal bir ihtiyacı olarak görülmektedir. Hatta kalkınmadan bir ihtiyaç olmanın ötesinde ondan insan haklarının bir parçası olarak kalkınma hakkı olarak söz edilmektedir. Her insanın ve toplumun kendisine özgü idealler ve değerler doğrultusunda kendisini geliştirmesi veya kalkındırmak için çaba sarf etmesinin onun doğal hakkı olduğu anlayışına varılması insan düşüncesinde önemli bir anlayış değişikliğini [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/insani-kalkinma/">İnsani Kalkınma</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde kalkınma insanlığın doğal bir ihtiyacı olarak görülmektedir. Hatta kalkınmadan bir ihtiyaç olmanın ötesinde ondan insan haklarının bir parçası olarak kalkınma hakkı olarak söz edilmektedir. Her insanın ve toplumun kendisine özgü idealler ve değerler doğrultusunda kendisini geliştirmesi veya kalkındırmak için çaba sarf etmesinin onun doğal hakkı olduğu anlayışına varılması insan düşüncesinde önemli bir anlayış değişikliğini ortaya koymaktadır.</p>
<p>İnsani kalkınmayı bir insan hakkı olarak değerlendirme şeklindeki anlayış değişikliğinin insanlık durumuyla yakından ilişkisi vardır. Mevcut insanlık durumu genelde bir kriz hali olarak görülmektedir. İnsanlığın ekonomik, sosyal, kültürel, siyasi ve manevi sorunları, mevcut insanlık durumunun kriz olarak nitelenmesine neden olmaktadır. Ekonomik ve siyasi sebeplerden ortaya çıkan çatışmalar, doğal ve insan kaynakların sadece küçük bir azınlığın elinde toplanması, teknolojinin insanları birbirine yabancılaştırması, maddi alanda kaydedilen gelişmelerin manevi ve ahlaki alanlarda insani durumu ve insanlığın kalkınma anlayışına yeni anlayışların geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır.</p>
<p>Kalkınmanın bir ihtiyaç olduğu konusunda bir konsensüs olmasına rağmen kalkınmanın niteliği konusunda küresel düzeyde bir mutabakat görülmektedir. Her ülkenin kendi siyasi ve ekonomik egoizmini tatmin edecek şekilde kalkınma kavramını anladığı ve ona göre uygulamalar geliştirdiği görülmektedir. Kalkınma, çok kolaylıkla bir siyasi ve ekonomik hegemonya aracına dönüşebilmektedir. Baskıcı bir hegemonya aracı olarak kalkınmanın kullanılması insanlığın kriz halini derinleştirmekte ve çoğu yerde çatışmaya dönüştürmektedir.Bu bağlamda insana, topluma ve çevreye zarar vermeyecek ve tahrip etmeyecek nitelikte bir kalkınmanın nasıl gerçekleştirileceği insanlığın önünde büyük bir meydan okuma olarak durmaktadır.</p>
<p>Kalkınma, uzun bir süre ekonomik büyüme ve teknolojik gelişme olarak anlaşıldı. Başka bir ifade ile kalkınma sayısal verilere ve üretilen aletlere indirgendi..Kalkınmanın bu dar anlayışının içinde insan yoktu. İnsansız bir kalkınma, kalkınmanın ötesinde insan hayatına çürüme, bozulma ve yozlaşma getirmektedir. Kalkınma ve gelişme, sayısal ve aletlere dair değil, insana dairdir. İnsandan soyutlanan kalkınma anlayışı, sorundur. Çözüm kalkınmanın içini ve dışını tamamen insanla doldurmaktır. Kalkınmanın sahici anlamda insani bir nitelik olması için kalkınma süreçlerinin her safhasında insanın bulunması gerekmektedir.</p>
<p>İnsanın her yerinde olduğu bir kalkınman sürecinin realiteye dönüşmesi, ancak özgürlük ve güvenlikle mümkündür. İnsanların sürekli başlarına bir şey gelir korkusunu yaşadığı, süreli hayatlarına müdahale edildiği, farklı olarak kendilerini geliştirme haklarının önüne engeller çıkarıldığı çevre şartlarına kalkınmanın ve gelişiminin gerçekleşmesi mümkün değildir. Kalkınma sürecinin arkasındaki temel kaynak özgürlük ve çoğulculuktur. Yaşam hakkının, ifade özgürlüğünün, girişim özgürlüğünün, din ve vicdan özgürlüğünün ve özel mülkiyet hakkının korunması, insani gelişim süreçlerinin olmazsa olmazlarıdırlar. İnsani kalkınma süreçleri, ahlak ve hukukla var olan ve devam eden olgulardır.</p>
<p>İnsani kalkınma, merkezi planlama veya toplum mühendisliği ile gerçekleşebilecek bir durum değildir. Bilakis merkezi planlama ve toplum mühendisliği projeleri, insanı ve kalkınmayı birlikte kaldırmakta, sadece baskı, çatışma ve sefalet üretmektedirler. İnsan ve toplumun kalkınma ve gelişme potansiyelini ve imkanlarını tek bir programa veya onu dizayn etmeye kalkmak insan fıtratına müdahale olmanın ötesine onu ortadan kaldırmak anlamına gelmektedir. İnsan fıtratı, özgürce büyümeyi, gelişmeyi, büyümeyi ve çeşitlenmeyi gerekli kılmaktadır. İnsan fıtratına müdahale edilmesi durumunda insanın ezeli düşmanları olan cehalet, zaruret ve ihtilaf harekete geçmekte ve insanın ve toplumun materyal ve manevi hayatını bir bütün olarak çürümektedirler. İnsanın top yekun çürümesi ve çökmesi cehalet, zaruret ve ihtilaf sayesinde olmaktadır. İnsanın topyekun çöküşe karşı topyekun kalkınması için cehalete marifetle, zarurete sanatla ve ihtilafa ittifakla karşılık vermesi gerekmektedir. Mevcut insanlık krizi, insanın hayatından marifetin, sanatın ve ittifakın kovulmasından doğan bir krizdir. İnsani kalkınma, aslında insan hayatına marifetin, sanatın ve ittifakın tekrar dönmesi için yapılan insani bir davettir.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/insani-kalkinma/">İnsani Kalkınma</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsanlığın yüzünü ağartan adam: Mandela</title>
		<link>https://hurfikirler.com/insanligin-yuzunu-agartan-adam-mandela/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bilal Sambur]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Dec 2013 20:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/insanligin-yuzunu-agartan-adam-mandela/</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanlık tarihi, insanın insana yaptığı barbarlıklarla, katliamlarla, ayırımcılıklarla ve&#160; nefretlerle doludur. Irkçılık, insanlık tarihinde en büyük insan düşmanlığı şeklinde nitelenebilecek&#160; tedavi olmaz hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsanlığa karşı işlenen&#160; birçok barlığın arkasında&#160; ırkçılık vardır. Teknolojik ve &#160;bilimsel&#160; alanlarda büyük ve baş döndürücü gelişmeler kaydeden&#160; insanlık, maalesef ırkçılık ve ayırımcılık konusunda aynı hız ve büyüklükte başarı [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/insanligin-yuzunu-agartan-adam-mandela/">İnsanlığın yüzünü ağartan adam: Mandela</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlık tarihi, insanın insana yaptığı barbarlıklarla, katliamlarla, ayırımcılıklarla ve&nbsp; nefretlerle doludur. Irkçılık, insanlık tarihinde en büyük insan düşmanlığı şeklinde nitelenebilecek&nbsp; tedavi olmaz hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsanlığa karşı işlenen&nbsp; birçok barlığın arkasında&nbsp; ırkçılık vardır.</p>
<p>Teknolojik ve &nbsp;bilimsel&nbsp; alanlarda büyük ve baş döndürücü gelişmeler kaydeden&nbsp; insanlık, maalesef ırkçılık ve ayırımcılık konusunda aynı hız ve büyüklükte başarı gösterememiştir. Irkçılık, insanlığı bitiren ölümcül bir hastalık olarak&nbsp; bütün bulaşıcılığıyla&nbsp; insanlığı zehirlemeye, yozlaştırmaya, çürümeye ve yok etmeye devam etmektedir.</p>
<p>Yirminci yüz yıl ırkçılığın altın dönemlerinden&nbsp; biri olarak tarihe geçecektir. Bilimsel olarak ırkçılığın&nbsp;&nbsp; doğallığının ispat edilmeye çalışıldığı, saf genetik yapıyla saf bir ırk&nbsp; oluşturmanın mümkün olduğuna inanıldığı,&nbsp; ırkçılığın kendisini nasyonalizm şeklinde bir ideolojiye dönüştürmeyi başardığı ve ulus devlet adı altında ırkçılığın devleti ele geçirdiği&nbsp; bir dönem olarak yirminci yüz yıl hatırlanacaktır. İnsanlığa bir kan banyosu yaptıran Nazizm ve Faşizm gibi akımlar hep yirminci yüz yılda&nbsp; ırkçılıktan beslenerek var oldular.</p>
<p>Sistematik ve sürekli bir ideoloji ve anlayış olarak ırkçılık, Batı&nbsp; zihniyetinin bir ürünü olarak karşımıza çıkmıştır. Irkçılığı meşrulaştıran ve&nbsp; yücelten tezler, hep Batı menşelidirler. Irk&nbsp; faktöründen dolayı insanlar arası eşitsizliğin&nbsp; kaçınılmaz olduğu, Avrupa&rsquo;nın merkezde ve geri kalan insanlığın teferruat olduğuna dair yaklaşımlar,&nbsp; hep Batıda dillendirildi. İnsanlığı Batı ve diğerleri şeklinde karşıt&nbsp; iki kategoriye ayıran, insanlık ve batı arasında bir çatışmanın kaçınılmaz olduğunu&nbsp; iddia eden medeniyetler arası çatışma tezi&nbsp; ırkçı bir ideoloji olarak gene Batıda üretildi.</p>
<p>Yirminci yüzyılın en büyük&nbsp; ırkçı uygulamalarından biri Batılılar tarafından Güney Afrika&rsquo;da uygulandı. Sömürgecilik döneminde Güney Afrika&rsquo;ya yerleşen&nbsp; Avrupalı beyaz azınlık, insanlık tarihinde ırkçılığın&nbsp; en kapsamlı ve sistematik uygulamasını gerçekleştirdiler. Yüzde beş beyaz azınlığın üstünlüğüne ve ayrıcalığına dayanan rejim, &nbsp;Afrikalıları insan olarak kabul etmiyordu.Güney Afrika&rsquo;da beyaz azınlık tarafından kurulan ırkçı sistem ve rejime Apartheid denilmektedir. Apartheid ırkçı rejimi, Afrikalılara sadece ve sadece beyazlara köle olma hakkını tanıyordu.Apartheid rejimi, insanlık tarihinde ırkçılığın devlet eliyle sistematik ve uzun süreli &nbsp;olarak uygulandığı karanlık bir sayfa olarak hatırlanmaktadır. Beyaz Adam eliyle kurulan ve uygulanan&nbsp; Apartheid ırkçı&nbsp; rejimi, insanlığın ruhunu, aklını ve yüzünü karatmıştır ve&nbsp; unutulmaz bir utanç pratiği olarak insanlık tarihindeki yerini almıştır.</p>
<p>İnsanlığın yüzünü ve ruhunu karartan Beyaz Adam&rsquo;ın ırkçılığına karşı Siyah Adam, insanlığın yüzünü tekrar ağartmak ve yeniden&nbsp; insanlığa dönmek için&nbsp; çok anlamlı bir karşılık ve mücadele vermiştir. Güney Afrika&rsquo;da yürütülen&nbsp; insanlık mücadelesi&nbsp; Nelson Mandela ile ete kemiğe bürünmüştür.Apartheid rejimin beyaz diktatörü Botha, insanlığın yüzünü karartırken siyah bir Güney Afrikalı olan Mandela,&nbsp; insanlık onurunu&nbsp; çiğnetmemek için insanlığın&nbsp; yüzünü ağartan&nbsp; özgürlük ve insanlığa doğru olan uzun yürüyüşünü&nbsp; başlatmış ve büyük bir mücadele vermiştir. İnsanlık onurunu ve özgürlüğü için mücadele etmenin bedeli her yerde ağır olduğu gibi, Güney Afrika&rsquo;da da ağırdı. Mandela, hayatının yirmi yılını Robben Adası&rsquo;nda yalnız bir tutsak olarak geçirmek zorunda kalmıştır. Mandela&rsquo;ya göre insanlar, inançlarından dolayı hapse atılmayı ve&nbsp; işkenceye&nbsp; uğramayı sonuçlarından bağımsız olarak bir görev bilmelidirler. Mandela&rsquo;nın&nbsp; tutsaklığı ve Afrikalıların ırkçı beyaz Avrupalılara kaşı vermiş olduğu mücadele,&nbsp; dünyanın ve insanlığın&nbsp; dikkatinin Güney Afrika&rsquo;ya çevrilmesine neden olmuştur. İçte verilen mücadele ve uluslararası baskılar sonucu, Mandela 11 Şubat 1990 tarihinde serbest bırakılmıştır. Mandela&rsquo;nın serbest bırakılması,&nbsp; beyaz ırkçı sistemin sonu anlamına gelmekteydi. &nbsp;Mandela, Apartheid rejim sonrası &nbsp;kurulan yeni yönetimin ilk devlet başkanı oldu.Nobel Barış ödülünün sahibi olan Mandela, sadece ırkçılık yüzünden çekilen acıların sembolü olmanın ötesinde umudun, onarmanın ve yeniden başlamanın sembolü olarak kalmayı başardı.</p>
<p>Beyaz ırkçılık, Güney Afrika&rsquo;ya&nbsp;&nbsp; her açıdan&nbsp; yıkım, acı, yoksulluk ve sefalet bıraktı. İnsanlar, yaşadıklarından dolayı öfkeli ve doluydular. Mandela,&nbsp; tahammül ve öfke sınırlarını aşmış, sadece intikamın egemen olduğu&nbsp; bir topluma çok&nbsp; önemli bir şey öğretti.Mandela, insanlara intikam almayı değil, affetmeyi ve birbirlerini iyileştirmeyi öğretti. Irkçılığın açtığı yaraların iyileştirilmesi ve acıların onarılması,&nbsp; siyah-beyaz ayrımı yapmadan herkesin kendi karanlık ve kirli geçmişiyle yüzleşmesini, kendi hakikatini toplumsal bir hakikate dönüştürmeyi, bireysel ve toplumsal adalet arayışının ve ihtiyacının hep birlikte gerçekleştirilmesini&nbsp;&nbsp; hepimize öğretti. Mandela, sahici anlamda affetmenin, hakikate ve adalete&nbsp; götüren bir tecrübe olduğunu insanlığa&nbsp; realite düzeyinde göstermeyi başardı.</p>
<p>Irkçılık, insanı ve insanlığı parçalayan ve yok eden bir zehirdir. Irkçılık, sanıldığı gibi hiç giderilmeyen bir çocukluk hastalığı da değildir. Irkçılık, bir varoluşsal sapkınlıktır. Varoluşsal bir sapkınlık olarak ırkçılık, insanları birbirine yabancılaştırmakta be düşmanlaştırmaktadır. Irkçılığın en tehlikeli tarafı, insana insanlığa ait olduğunu unutturmasıdır. Mandela, ırkçılığın&nbsp; bu yabancılaştırmasına karşı hepimize şu doğal gerçeği hatırlatmışır: İnsanlık bir ailedir ve bütün insanlar bu ailenin mensuplarıdır. İnsan olarak insanlığa olan&nbsp; aidiyetimizi bize hatırlatan&nbsp; Mandela,&nbsp; doksan beş yıllık hayat hikayesini&nbsp; insanlığa ait bir insan olarak tamamlamayı başarmıştır. Mandela, insan onurunun ırkçılığı yenmesinin sembolü olarak insanlık ailesi tarafından sahiplenilmektedir.</p>
<p>İnsanlık ailesinin gerçek bir üyesi olan Manela, hayatı boyunca&nbsp; bütün insanların barış içinde &nbsp;eşit haklara ve fırsatlara sahip olduğu özgür, çoğulcu ve demokratik bir toplum&nbsp; içinde yaşama idealinin peşinde olmuştur. Mandela için uğrunda yaşanacak ve ölünecek tek ideal, özgür ve &nbsp;onurlu insanlar olarak farklılıklarımızı&nbsp; koruyarak barış içinde insanlık ailesinin bir mensubu olarak yaşamaktır. Mandela&rsquo;nın bu ideali&nbsp; kendi ülkesi olan Güney Afrika&rsquo;da gerçekleşmediği gibi, dünyada da gerçekleşmiş değildir. Mandela, insan onurunu ve özgürlüğünü çiğnetmemek &nbsp;için yapmış olduğu uzun yürüyüşünü kendi&nbsp; doksan beş yıllık hikayesinde tamamladı, ama insanlığın barışa, özgürlüğe ve adalete olan uzun ince yoldaki yürüyüşü ise devam etmektedir.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/insanligin-yuzunu-agartan-adam-mandela/">İnsanlığın yüzünü ağartan adam: Mandela</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Medeniyetizmden İnsani Medeniyete</title>
		<link>https://hurfikirler.com/medeniyetizmden-insani-medeniyete/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bilal Sambur]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Sep 2013 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/medeniyetizmden-insani-medeniyete/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde medeniyet üzerinde en çok konuşulan kavramların başında gelmektedir. Medeniyet kavramı küresel düzeyde kişiler, uluslar ve devletler arası ilişkileri etkileyen en önemli değerlerden biridir. Ancak yapılan tartışmalardan medeniyetin yeniden dönüşü olarak bahsedebileceğimiz insani bir atılımdan söz edemiyoruz. Medeniyet kavramı etrafında yüzlerce yıllık önyargıların, klişelerin, çatışmaların ve düşmanlıkların yeniden formüle edilmesiyle yüz yüze bulunuyoruz. Medeniyet hakkında [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/medeniyetizmden-insani-medeniyete/">Medeniyetizmden İnsani Medeniyete</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde medeniyet üzerinde en çok konuşulan kavramların başında gelmektedir. Medeniyet kavramı küresel düzeyde kişiler, uluslar ve devletler arası ilişkileri etkileyen en önemli değerlerden biridir. Ancak yapılan tartışmalardan medeniyetin yeniden dönüşü olarak bahsedebileceğimiz insani bir atılımdan söz edemiyoruz. Medeniyet kavramı etrafında yüzlerce yıllık önyargıların, klişelerin, çatışmaların ve düşmanlıkların yeniden formüle edilmesiyle yüz yüze bulunuyoruz. Medeniyet hakkında konuşmuyoruz, medeniyet maskesi altında daha çok karanlık bilinçaltımızı tezahür ettiriyoruz. Medeniyet adı altında medeniyet karşıtı bir yaklaşımın ortaya konması insanlığın sahici olarak medeniyet üzerinde tefekkür etmediğini göstermektedir.</p>
<p>Medeniyet kavramı ve olgusu üzerinde düşünmek, konuşmak ve tartışmak çok değerli bir çaba ve aktivitedir. Ancak günümüzde medeniyet hakkında konuşmak insanın bizzat kendisi hakkında konuşmak olduğu gerçeği unutulmuştur. Medeniyetin kökeni ve tarihi konusuna olan odaklaşma, medeniyet ve insan arasındaki ilişkinin koparıldığını yansıtmaktadır. Medeniyet, daha çok yüzeysel ideolojik ve özcü söylemlere meşruluk ve çekicilik kazandıran bir maskeye dönüştürülmüştür. Sadece insan hakkında yapılacak sahici bir konuşma, medeniyet hakkında olmayı hak etmektedir.</p>
<p>İdeolojilerin ve inançların sorgulandığı, temellerinin sarsıldığı günümüzde herhangi bir dinin veya ideolojinin tek başına yeterlilik iddiasında bulunarak kendisini insana dayatması mümkündür, ancak böyle bir tutumun çok ciddi bir karşılık görmesi çok zordur. İnanç ve ideolojilerin kendilerini insana dayatmak için medeniyetle kendilerini özdeşleştirmeye çabalarına şahitlik ediyoruz. Medeniyet, hiçbir inanç ve ideolojiyle sınırlanacak bir konu değildir. Medeniyet, dinler ve ideolojiler hakkında değil, insan hakkındadır. İnsanın merkezinde olmadığı bir medeniyet konuşması, ruhu çıkarılmış cansız bir beden gibidir.</p>
<p>Tarih boyunca insandan arındırılmış yapay medeniyet projeleriyle hep yüz yüze kalınmıştır. Medeniyet adına kutsallar ve tabular icat edilmiştir. Aslında medeniyet hiçbir şekilde kutsal değildir. Medeniyet tamamen insana ait olan bir alandır. Medeniyet insan faaliyetiyle oluşan bir yaşam alanıdır. Medeniyetin sahte kutsallıklarla donatılması medeniyetin insani faaliyet olmaktan çıkarılması demektir. Militanize ve militarize edilen medeniyet kavramının tamamen politik bir ideolojiye dönüşmüş olması büyük bir sapmadır. Kolektivizmle kuşatılan medeniyet kavramından insan dışlanmıştır. İdeoloji veya inanç medeniyetin bir parçası olabilir ancak tamamı olamaz. Medeniyetin başı, ortası ve sonu insandır, çünkü medeniyetin her şeyi bireydir.</p>
<p>Birey, temel aktör olarak medeniyet tecrübesinin her şeyinde vardır. Ancak insanı ink&acirc;r eden kolektivizm, sınıf, ırk, mezhep, ulus gibi hayali kimlikler icat etmiştir. Kolektivizmin kurguları, hayali olmalarına rağmen bireyi etkisizleştiren olağanüstü bir nüfuz gücüne sahiptirler. Kolektivizm, hiçbir şekilde medeniyet tecrübesini zenginleştirmemekte, bilakis medeniyeti yok etmekte ve tüketmektedir. Kolektivizmin en ileri biçimleri olan vahşi sosyalizmin ve nasyonalizmin yirminci yüzyılda ortaya çıkardığı yıkım bize şunu söylemektedir: Kolektivizm ve sosyalizm barbarlıktır. İnsana karşı olan her şey medeniyet değil, barbarlık ve emperyalizm üretmektedir. İnsanı maddi, manevi ve ahlaki olarak geliştirmeyen kolektivizm, gelişmeyi ve olgunlaşmayı değil çocuksuluğu ve primitifliği temsil etmektedir.</p>
<p>İdeal bir durumu ve ütopyayı tasvir etme anlamında medeniyet kavramı kullanılmasına rağmen, insanlık tecrübesinde ideal ve mükemmel medeniyet yoktur. İnsanlık tecrübesi eksiklikler, başarısızlıklar ve yetersizliklerle doludur. İnsan mükemmel olmadığı gibi tecrübesinin ürünü olan medeniyette mükemmel değildir. Bir medeniyet tecrübesinin içindeki eksiklikleri, başarısızlıkları ve yetersizlikleri görmezden gelmek, onu ideal tek bir model olarak insanlığa dayatmak medeniyet tekelciliği ve medeniyet fetişizmidir. Biz bu durumu &lsquo;medeniyetizm&rdquo; olarak ifade ediyoruz. Tekelcilik ve fetişizm medeniyeti patolojikleştirmektedir.</p>
<p>Medeniyet fetişizmi veya medeniyetizm kendisini en çok tarihin sonu gibi bir tezde ortaya koymaktadır. Batı medeniyetinin bütün insanlık için en ideal global medeniyet olduğunu ve bu medeniyetin ortaya koyduğu değerlerin insanlığın vardığı nihai aşama olduğu varsayımıyla tarihin sonunun geldiğini iddia etmek bir medeniyet fetişizmi ve medeniyetizm örneğidir. Aynı şekilde medeniyetler arası çatışma tezi de medeniyetizmin bir başka ürünüdür. Batı medeniyetinin tek, biricik ve üstün medeniyet olduğunu iddia eden çatışmacı medeniyet tezi &ndash;daha doğrusu çatışmacı barbarlık- diğer medeniyetlere mensup insanların yirmi birinci yüzyılda medeniyet bilinçlerinin ve kimliklerinin farkına varmasıyla biricik olan Batının varlığını tehdit edecekleri illüzyonunu kurumsallaştırarak medeniyet fetişizmini tehlikeli bir şekilde tezahür ettirmektedir. &lsquo;Medeniyet&rsquo; ve &lsquo;medeniyetizmin&rsquo; birbirinden ayrılması gerekmektedir.</p>
<p>Medeniyetizm, bir medeniyeti yüceltirken diğer insani tecrübeleri küçümsemekte ve dışlamaktadır. Başka bir ifade ile medeniyet fetişizmi, üstün ve biricik olarak görülen medeniyetin diğer medeniyet bölgelerinden öğrenecek hiçbir şeyi olmadığını ve aşağı görülen medeniyetlerin tek çıkar yolunun üstün olan medeniyete teslim olmak olduğunu ifade etmektedir. Medeniyet fetişizmi, medeniyet bölgelerini kapalı ve homojen olarak tasarlamaktadır. İletişim, etkileşim ve ilişki mümkün olduğunca ortadan kaldırılmaktadır. Örneğin çatışmacı medeniyet fetişizmine göre, &ldquo;kanlı sınırları olan&rdquo; İslam dünyasıyla Batı medeniyetinin ilişkide olması için hiçbir neden bulunmamaktadır, çünkü oradan Batıya tehditten başka bir şey gelmeyeceği öngörülmektedir. Medeniyetleri açık ve çoğulcu olmaktan çıkarıp kapalı ve tehdit haline getiren medeniyetizmdir.</p>
<p>Medeniyet, insan tecrübesinin bütüncül bir ürünü olmasına rağmen, medeniyet fetişizmi daha çok devletler tarafından sistematik ve kasıtlı olarak oluşturulan bir kurgudur. Bugün medeniyet, insan hakları, demokrasi ve özgürlük değerleriyle devletleri kontrol etmemektedir. Ancak devletler, medeniyete ait değerleri araçsallaştırarak kullanmakta ve medeniyeti tekellerine alabilmektedirler. Örneğin Batı medeniyetini kontrol eden güç, bugün Amerika Birleşik Devletleri&rsquo;dir. Demokrasi, özgürlük ve terörle mücadele sloganlarını kullanarak Irak ve Afganistan&rsquo;ı işgal eden ABD, yüz binlerce insanın yok olmasından sorumludur. Devletlerin medeniyeti kontrol etmesi, insanlık için büyük tehdittir. Medeniyet ve devletin birbirinden ayrılması gerekmektedir. Devletin, medeniyet kurmak gibi bir görevi yoktur. Devlet, medeniyet kuran aktör olmadığı gibi insan hayatındaki en önemli biricik kurum da değildir. Devleti tek aktör kurum olarak düşünmek medeniyet fikriyle bağdaşmamaktadır. Medeniyet düşüncesi, devletin insan hayatında var olan birçok kurumdan sadece biri olduğunu öngörmektedir.</p>
<p>Bir realite olarak medeniyet ve bir kavram olarak medeniyet arasında bugün yıkıcı ve olumsuz bir ilişki bulunmaktadır. Medeniyet kavramı politikacılar başta olmak üzere herkesin dilinde olmasına rağmen, medeniyet kavramının kullanımı medeniyeti bir realiteye dönüştürmeye katkıda bulunmamaktadır. Sürekli olarak verilen medeniyet vaazları medeniyeti geliştirmemekte medeniyeti yok etmektedir. Medeniyet vaazıyla medeniyetin yok edilmesi günümüzün trajik durumudur. Bir şeyi vazetmek aslında o şeyden vazgeçmek ve ondan uzaklaşmak anlamına gelmektedir. İnsanlık bugün medeniyet vaazına ihtiyaç duymamaktadır, insanlığın ihtiyaç duyduğu medeniyeti yok etmeyen insani yaşamın imk&acirc;n ve koşullarının gerçekleştirilmesidir.</p>
<p>İnsani durumu anlatmak için kullandığımız anahtar niteliğindeki birçok kavram, bize bir olguyu anlamamıza yardım ettiği gibi, o olguyu daha karmaşık ve anlaşılmaz hale de getirebilmektedir. Benzer şekilde medeniyet kavramı, insan tecrübesinin derinliğini ve çeşitliliğini anlaşılmaz kılabilmektedir. İslam, Asya ve Batı medeniyetleri dediğimizde çoğu zaman medeniyet kavramına Müslümanların, Asyalıların ve Batılıların katı ve değişmez bir hayat yapısına sahip oldukları şeklinde özcü bir anlam yüklenebilmektedir. İnsan tecrübesine en yabancı olan şey homojenlik ve arılıktır. Çoğulculuk, farklılık ve &lsquo;kirlenme&rsquo; insani tecrübenin en temel karakteristiğidir. Saf ve homojen bir medeniyet yoktur. Medeniyet kavramı, insani çeşitliliği ve kirlenmeyi yok saymamalıdır. Çeşitlilik anlamında kirlenme, negatif değil olumlu ve doğal bir durumdur. Medeniyette &lsquo;arılık&rsquo; değil, &lsquo;kirlenme&rsquo; güzeldir.</p>
<p>Medeniyetler arası diyalogun öneminin vurgulandığı günümüzde değişik medeniyetlere mensup insanlar arasında gerçekleşmesi arzulanan diyalogun önünde engel bir durum vardır. İnsanlığın medeniyet bölgelerinde ciddi bir psiko-sosyal kaos ve karışıklık bulunmaktadır. Batı medeniyetti bölgesinde kaydedilen sosyal, bilimsel, ekonomik ve teknolojik gelişmeler, diğer medeniyet bölgelerinde büyük bir özgüvensizlik ve çaresizliğe neden olmuştur. Bu medeniyet bölgeleri, içine girdikleri güven bunalımı ve kimlik krizinden çıkmak için Batıyı taklit etme seçeneğine sarılmışlardır. Batıyı taklit seçeneği krizden ve bunalımdan çıkışı sağlamadığı gibi, medeniyetler arasında diyalojik bir ilişkinin geliştirilmesinin önünde de engel oluşturmaktadır. Taklit, medeniyetlerin hem kendi içinde hem kendi aralarında sürdürülebilir bir ilişki biçimi değildir. Taklit yerine yaratıcılık diyebileceğimiz yeni bir ilişki modeline ihtiyaç vardır.</p>
<p>Hiçbir medeniyet, tarih boyunca değişmeyen değerlere veya çizgiye sahip olmamıştır. Örneğin insan hakları, bütün tarih boyunca Avrupa medeniyet bölgesinin değeri olmamıştır. Kolektivizm ve ataerkillik, Doğu medeniyetlerinde hep h&acirc;kim olmamıştır. Müslüman medeniyeti bütün tarihi boyunca geri kalmış, akıl ve bilimi reddeden bir medeniyet değildir. Tarihin değişik dönemlerinde her medeniyet birçok farklı şeyi bünyesinde barındırmıştır. Medeniyete relativizm ve evrenselcilik ikilemine sıkışarak bakılamaz. Medeniyetlerin tecrübelerine, durum ve tarihin gelişim aşamaları dikkate alınarak bakılmalıdır. Durumsal ve gelişimsel bir çerçeveden bakıldığında hiçbir değerin veya ilerlemenin tek bir medeniyetin tekelinde olmadığı görülecektir.</p>
<p>Medeniyet bölgelerinin birbirine düşmanca yaklaşması veya çatışmacı bir durumu benimsemesi, içinde bulunulan krizi örtmektedir. Diğer medeniyet bölgelerini kendisine düşman olarak gören çatışmacı anlayış, aslında kendi iç sorunlarını çözmedeki başarısızlığını örtmek için çatışmayı tek seçenek kabul etmektedir. Müslüman ve Batı medeniyet bölgeleri arasındaki çatışma söylemlerini bu bağlamda örnek olarak verebiliriz. Batı medeniyeti emperyalizm ve şiddeti organize etme problemini aşamadığı için Müslüman dünyayı kendisine düşman olarak kurgulamaktadır. Müslüman dünyada kendisinin insan hakları, kadın sorunları, bireysel özgürlükler, otoriteryanizm ve totaliteryanizm, sığ gelenekçilik gibi sorunları çözmediği için Batı karşıtı düşmanca tutum ve düşünceler ortaya koyabilmektedir. Geçmişin koruyucusu kimliğiyle mevcut duruma karşı çıkmak ve diğeriyle çatışmayı esas almak çözüm değildir.</p>
<p>İnsanların geçmişleri hik&acirc;yelerinde önemli bir yer tutar. Ancak hik&acirc;yenin sadece geçmişe dayandırılması sağlıklı değildir. İnsan sadece geçmişten ibaret değildir. İnsanı asıl insan yapan sahip olduğu gelecek perspektifidir. İnsan tecrübesinin ürünü olan medeniyet, sadece geçmişe ait olan bir konu değildir. Medeniyet, gelecek hakkındadır. Geçmişte kaydedilmiş büyük başarı ve ilerlemelerle övünmek günümüz insanının insani ve medeniyet ölçütü değildir. Geçmişi değil geleceği esas alan bir perspektif, hem insanı hem medeniyeti dinamik kılmaktadır.</p>
<p>Medeniyet kavramına, bugün insani problemlere sahici anlamda insani bir yaşam ortamı oluşturmanın çerçevesi olarak yaklaşılmamaktadır. Batıda egemen olan medeniyet anlayışı, sadece Batı medeniyetini çözümün yolu olarak görürken insanlığın diğer medeniyet çevrelerine sorun olarak bakmaktadır. Özellikle Müslüman dünyası medeniyet düşmanı olarak düşünülmektedir. İnsanlığa ait hiçbir medeniyet sorun değildir. Sorun bugün Batı medeniyetinin tek medeniyet olarak kendini dayatmasıdır. Başka bir ifade ile sorun medeniyet değil, medeniyetizmdir. Medeniyetin Batının tekelinden çıkarılarak, insanlık medeniyeti etrafında bütün insani kültürleri sorun ve problem olarak görmeyen, onları farklı tecrübeler ve çözüm perspektifleri olarak değerlendiren kapsayıcı bir yenilenme bugünün olmazsa olmazıdır.</p>
<p>Her toplumda birçok inanç kültür, din, dil, folklor, gelenek, kimlik ve değer bulunmaktadır. Medeniyet kavramı bir toplumun tecrübesinin üstünde olan bir durum değildir. Daha da önemlisi medeniyet bir toplumda yaşayan kültür, geleneğe ve inanca düşman değildir. Modern dönemin en büyük yanılgılarından birisi gelenek ile medeniyeti çatıştırmaktır. Toplumun geleneklerini, inançlarını ve kimliğini beğenmeyenlerin kendilerini bir medeniyet misyoneri konumunda görmesi çok tehlikeli bir durumdur. Medenileştirmenin totaliter bir toplum projesi olarak uygulanması, modern dönemin en tehlikeli kölelik yollarından birisidir.</p>
<p>İnsanlığın bugünkü durumu en hafif tabirle kriz olarak ifade edilmektedir. Mevcut durum intihar öncesi kriz ve açmaz durumuna benzemektedir. İnsanın krizi medeniyetin krizidir. Kendini tüketmeye yönelen insan, aynı zamanda medeniyeti de tüketecek bir sürecin içine girmiş bulunmaktadır. Modern dönemin en önemli kavramı ilerlemeydi. Ancak kişi günümüzde gerçek anlamda insan olmayı başarmadığı gibi medeni olmayı da başarmamıştır. İnsan, hem insan olmayı hem medeni olmayı gerçekleştirememiştir.</p>
<p>İnsan olmak, bireyin büyük ölçüde önyargılarından sıyrılıp hem kendisiyle hem diğer insanlarla daha insani ilişkiler kurmasına bağlıdır. Mevcut insanlık durumunda medeniyet, önyargılardan arınmayı ve ayrılmayı temsil eden bir durum değildir. Medeniyeti önyargılardan arındırmak yerine medeniyet önyargılarımız tarafından kuşatılmış durumdadır. Irk, din, dil, cinsiyet, kültür, sınıf ve coğrafya etrafında inşa edilen önyargılar medeniyet etiketiyle ambalajlanarak yeniden üretilmektedir. Medeniyetin önyargılardan arındırılması insanlığın önündeki en temel meydan okumadır.</p>
<p>İnsanlık medeniyetine en büyük tehdit emperyalizm ve kolektivizmdir. Emperyalizm geçmişe ait bir şey değil, günümüzde bütün dünyada yaşanan canlı bir realitedir. Ancak emperyalizm canlı bir realite olmasına rağmen bu olgu gündemden çıkarılmaya ve karartılmaya çalışılmaktadır. Emperyalizmin Afganistan ve Irak gibi dünyanın değişik ülkelerinde uyguladığı şiddet ve terörizm göz ardı edilmeye hatta emperyalizmin şiddeti ahlaki açıdan meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Emperyalizm, medeniyetin zıddı olan barbarlığın adıdır. Emperyalizmi üreten dinamik kolektivizmdir. İnsanı onur ve özgürlük sahibi olarak görmeyen, insanın üstünde ve ötesinde ulus, sınıf, din, mezhep gibi kurgular temelinde hayali entiteler icat eden kolektivizm, insanlığın azınlık bir grup insan tarafından sömürülmesine imk&acirc;n sağlamaktadır. Medeniyet düşüncesi, en çok emperyalizmle ve kolektivizmle nasıl mücadele edileceğini kendisine esas soru almalıdır.</p>
<p>Emperyalizm ve kolektivizm, kullandığı şiddet ve zorbalıkla insanlık medeniyetini tehdit etmektedir. Medeniyet ve zorbalık hiçbir şekilde birbiriyle bağdaşmamaktadır. Zorbalığın olduğu yerde medeniyet yoktur. İnsan, şimdiye kadar hayatını zor ve zorbalıktan arındırma konusunda başarısız olmuştur. Savaş ve şiddetin minimize edilerek barış ve özgürlüğün yeniden tesisi gereklidir. Medeniyet, pratik olarak barışın her insanın hakkı olduğunu insanların kaygı ve korku duymadan hayatlarını özgürce yaşamaları gerektiğini öngörmektedir. İnsan hayatına müdahale etmeyen, insanın birey ve toplum olarak nasıl yaşaması gerektiğini irrasyonel olarak dizayn etmeye kalkmayan kurucu irrasyonalizmin her çeşidinden kendisini arındırması medeniyetizmden kurtulup insani bir medeniyete geçmenin olmazsa olmazıdır.</p>
<p>Medeniyet insanı en yüce değer gördüğü gibi onun fikirlerine de değer ve önem vermektedir. Fikre sahip olma ve düşündüğünü ifade etme sadece insana ait olan bir durumdur. Her insanın düşüncelerini ve değerlerini özgürce ve korkusuzca ifade etmesi ahlaki, medeni ve insani açılardan vazgeçilmez bir gerekliliktir. Fikirleri yasak ve baskılarla kısıtlamak yerine fikirlerin özgürce birbiriyle rekabet etmesi sağlanmalıdır. Fikirlerin özgürce birbiriyle rekabet etmediği ve yarışmadığı bir ortamda insani bir medeniyet gelişemez. Medeniyet, çoğunluğa ait ve genel kabul gören fikirlere değil, aynı zamanda sayıca küçük olan kişi ve grupların da benimsediği düşüncelere, inançlara ve yaşam tarzlarına kendilerini ifade hakkı vermektedir. Çoğunluk, azınlığa kendisini dayatamayacağı gibi azınlık ta çoğunluğu takip etmek zorunda değildir. Medeni bir insan hayat, fikirlerin özgürce dolaşımıyla mümkündür. Medeniyetin gelişimi, düşünce ve ifade özgürlüğüne, ekonomik özgürlüğe, din ve vicdan özgürlüğüne, girişim özgürlüğüne ve özel mülkiyetin korunmasına bağlıdır. Medeniyetin özdeşleştirilebildiği tek kavram özgürlüktür, çünkü medeniyet özgürlükten başka bir şey değildir.</p>
<p>Tarih boyunca insanlığın medeniyet çevreleri farklı zamanlarda hem gelişmeyi hem gerilemeyi yaşamışlardır. Çin medeniyet bölgesi tarihte uzun bir süre bilim ve teknolojinin merkezi iken Müslüman dünyasının bilim, düşünce refah alanlarında altın çağını yaşadığı dönemler olmuştur. Batı medeniyeti bugün askeri, teknolojik, bilimsel, ekonomik, akademik ve kültürel alanlarda zirvede bulunmaktadır. Batı medeniyet bölgesi zirvede olmasına rağmen insanlık medeniyeti bir krizin içindedir. Batı, içinde bulunulan medeniyet krizini sağlıklı bir şekilde anlamaya çalışacağına Çin ve Müslüman medeniyet bölgelerini kendisine düşman yapmakla enerjisini harcamaktadır. Bugün yaşanılan medeniyet krizinin nedeni medeniyet düşüncesinin ve medeniyetin dayandığı insan, barış, adalet, hürriyet ve çoğulculuk değerlerinin unutulmuş olması ve ihmal edilmesidir. Medeniyet düşüncesinin insan için yeniden anlamlı hale gelmesi ve ona umut vermesi için medeniyet değerleri olarak barışın, adaletin, özgürlüğün ve her şeyden önemlisi bireyin yeniden keşfedilmesi gerekmektedir. İçi boş bir kuyu haline getirilen medeniyetin insanla ve insani değerlerle doldurulması insanlığın önünde büyük bir meydan okuma olarak durmaktadır.</p>
<p><a href="http://www.gelenektengelecege.com/medeniyetizmden-insani-medeniyete-prof-dr-bilal-sambur/">Gelenekten Geleceğe Dergisi</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/medeniyetizmden-insani-medeniyete/">Medeniyetizmden İnsani Medeniyete</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’nin yeniden formatlanmaya ihtiyacı var!</title>
		<link>https://hurfikirler.com/turkiyenin-yeniden-formatlanmaya-ihtiyaci-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bilal Sambur]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Sep 2013 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/turkiyenin-yeniden-formatlanmaya-ihtiyaci-var/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;de en çok heyecan uyandıran kavram yenidir. Toplum olarak yeni olana ve taze başlangıçlara susamış durumdayız. Yenileşme vaadinde bulunan programlara Türkiye toplumu hep destek oldu. Geniş toplum kesimleri, geçmişte sözün millete ait olduğunu söyleyen, düzenin değişmesini savunan, nurlu yarınlar ve aydınlık Türkiye vadeden siyasi partilere oy verdi ve iktidara getirdi. Türkiye&#8217;nin sosyal ve siyasi hayatında [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/turkiyenin-yeniden-formatlanmaya-ihtiyaci-var/">Türkiye’nin yeniden formatlanmaya ihtiyacı var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span>Türkiye&rsquo;de en çok heyecan uyandıran kavram yenidir. Toplum olarak yeni olana ve taze başlangıçlara susamış durumdayız. Yenileşme vaadinde bulunan programlara Türkiye toplumu hep destek oldu. Geniş toplum kesimleri, geçmişte sözün millete ait olduğunu söyleyen, düzenin değişmesini savunan, nurlu yarınlar ve aydınlık Türkiye vadeden siyasi partilere oy verdi ve iktidara getirdi. Türkiye&rsquo;nin sosyal ve siyasi hayatında yeni olanı vaat etmenin hep ciddi bir karşılığı bulunmaktadır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Yeninin Türkiye toplumundaki ciddi karşılığının farkında olan gazeteler, yeni olmak iddiasıyla kendilerini formatladılar. Bazı gazeteler Yeni Türkiye&rsquo;nin Gazetesi sloganıyla veya Yeni Türkiye ismiyle yeniden ortaya çıktılar. Geçmişte Yeni Türkiye Partisi ismiyle partiler kuruldu. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Ak Parti, Yeni Türkiye vaadiyle iktidara geldi. Ak Parti, 2002 sonrasını <em>Yeni Türkiye </em>olarak nitelerken ondan öncesini <em>Eski Türkiye</em> olarak nitelemektedir. Kamu Güvenliği ve Müsteşarlığı tarafından yayınlanan kitapta son on yıl, &ldquo;Sessiz Devrim&rdquo; kavramsallaştırmasıyla Yeni Türkiye&rsquo;yi Ak Parti&rsquo;nin nasıl gerçekleştirdiği anlatılmaya çalışılmaktadır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Türkiye toplumunda <em>yeni</em> kavramının bu kadar ciddi bir karşılığı olması üzerinde düşünmeye ihtiyaç vardır. Toplumun yeniye ve değişime olan açlığını iyi okumak lazımdır. Türkiye toplumu, demokrasiye, hukuka, barışa ve özgürlüğe aç durumdadır. Toplumun yeni olana desteğini, aslında demokrasiye, barışa, adalete ve özgürlüğe olan destek olarak okumak ve anlamak lazımdır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Yeni Türkiye kavramı uzun süreden beri kullanımda olmasına rağmen, Yeni Türkiye&rsquo;nin bir realite mi yoksa bir efsane mi olduğu sorusu önümüzde cevapsız olarak durmaktadır. Demokrasi, barış, özgürlük ve hukuk standartları açısından bu sorunun cevaplandırılması ve sürekli olarak test edilmesi gerekmektedir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>21 Mart 2013 Newroz&rsquo;undan beri Türkiye, barış süreci denilen bir dönemden geçmektedir. Marttan beri silahlar susmuş, PKK mensupları sınır dışına çekilmeye başlamış, Öcalan&rsquo;la ile hükümet yetkilileri arasında gizli görüşmeler ve mutabakatlar yapılmaktadır. BDP heyetleri, aralıklarla Öcalan&rsquo;la İmralı&rsquo;da görüşmeler yapmaktadır. Varılan mutabakata göre PKK mensuplarının Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi&rsquo;ne bağlı sınır ötesi bölgeye çekilmesinden sonra hükümet yol temizliği denilen demokratik reformları ve politikaları gerçekleştirmek üzere adımlar atacaktı. Ancak gelinen durumda hükümet, örgütün tam olarak sınır dışına çekilmediğini söylerken, örgütte hükümetin demokratikleşme konusunda yapması gerekenleri yapmadığını ifade etmektedir. Bunun üzerine KCK, sınır dışına çekilmenin durduğunu açıklamıştır. Demokratikleşme ve geri çekilme konusunda tarafların ifade ettiği tutumlar, barış sürecinin tıkandığını göstermektedir. Meydana gelen bu gelişmeler üzerine bir BDP heyeti, İmralı&rsquo;da Öcalan&rsquo;la bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşme sonucunda BDP heyeti, Öcalan&rsquo;ın sürecin formatının yenilenerek bir müzakere aşamasına evrilmesi gerektiği şeklindeki mesajını kamuoyuyla paylaştı. Bu çağrı, doğal olarak sürecin formatının yenilenmesinin ne anlama geldiğine dair tartışmaların kamuoyunda yapılmasına neden olmaktadır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Barış süreci üzerinden yapılan format tartışması, aslında tek bir konuyla sınırlı bir tartışma değildir. Tartışma, bütün Türkiye bağlamında yürütülmesi gereken bir yenilenme ve inşa süreci tartışması olarak sürdürülmelidir. Ancak barış sürecindeki format tartışması bile, Öcalan&rsquo;ın sürece daha etkin katılabilmesi için iletişim ve görüşme imkanlarının sağlanmasıyla sınırlı kalacak şekilde yapılmaktadır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Türkiye&rsquo;nin mevcut formatı, darbeciler tarafından hazırlanan 1982 anayasasıdır. Son on yılda yeni sivil ve demokratik anayasa sözü Türkiye toplumuna verilmiş olmasına rağmen, bu hala gerçekleştirilmiş değildir. Meclis&rsquo;te kurulan anayasa yapım komisyonu, elli madde üzerinde anlaşmış, ama yeni sayılabilecek bir anayasa metni ortaya koyamamıştır. Şu anda yeni sivil ve demokratik bir anayasa hedefinden vazgeçilmiştir. Yapılacak düzenlemelerle mevcut eski anayasaya bir geçiş anayasası formatı verilmeye çalışılmaktadır. Geçici yapılmaya çalışıldığı iddia edilen aslında kalıcı hale gelen mevcut anayasanın değişmez maddelerine ve ruhuna hiçbir şekilde dokunulmamaktadır. Türkiye&rsquo;ye verilen formatın özü, değişmez maddeler olarak ifade edilen başlangıç hükümlerinde ifadesini bulmaktadır. Aslında bu maddelere dokunmamakla, Türkiye toplumuna ve devlete verilen formatın yenilenmeyeceği net olarak ortaya konmuş olmaktadır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Format olarak anayasasını değiştiremeyen Türkiye&rsquo;de siyaset ve toplumsal ilişkiler hala eski Türkiye&rsquo;nin temelleri üzerinden yapılmaktadır. Türkiye&rsquo;de siyaset din, etnisite ve mezhep üzerinden yapılmaktadır. Şu anda Meclis&rsquo;te bulunan siyasi partiler, inanç, milliyet ve mezhep üzerinden siyaset yapmanın sonucu olarak var olan yapılar olarak algılanmaktadırlar. Siyasetin hukuk, özgürlük, barış ve refah temelinde yapılması olgunluğuna hala ulaşılmış değildir. Etnisite ve inanç üzerinden siyaset yapıldığı için kurucu formatın yarattığı Kürt ve Alevi sorunları bütün yakıcılıkları ve çözümsüzlükleriyle ülkemizin en ciddi sorunları olarak var olmaya devam etmektedirler. Anadilde eğitim hakkı ve Cem evinin ibadethane olup olmadığına dair kısır tartışmalar ve polemiklerle enerji ve vakit harcanmaktadır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Eski formatın belirleyici olduğu günümüz Türkiye&rsquo;sinde yenilik ve değişim ihtiyacı ve açlığı demokratikleşme denilen paketlerle tatmin edilmeye çalışılmaktadır. Daha önce de açılım denilen girişimlerle yenilenme ihtiyacı giderilmek istenmişti. Şu an açılımların yerini paket girişimleri almış bulunmaktadır. Demokratikleşme denilen paketten ne çıkacağına dair hiç kimsenin bir fikri bulunmamakta, sadece paketten sürprizler çıkacağı ifade edilmektedir. Demokratikleşmeye dair hiçbir toplumsal tartışma ve katılım gerçekleştirilmeden demokratikleşme paketi hazırlamak, eski düzen anlayışını tezahür ettirmektedir. </span></p>
<p><span>Türkiye&rsquo;nin yeniden formatlanması PR niteliği taşıyan açılım ve paket girişimleriyle gerçekleşemez. Format kavramı, sadece formda değil aynı zamanda muhtevada köklü bir değişimi ve yenilenmeyi gerektirmektedir. Türkiye, hukuk, demokrasi, özgürlük ve barış ekseninde kendisini radikal bir şekilde yeniden formatlamalıdır. İktidar aktörlerini değiştirmek, hiçbir şekilde yeni Türkiye anlamına gelmemektedir. Sözde yeni Türkiye, sadece özde eski Türkiye&rsquo;yi maskeleyen bir slogan olarak hepimizi tuzağa düşürebilir ve kandırabilir. Anayasasını, hukukunu, devlet kurumlarını, sivil-asker ilişkilerini, eğitim sistemini, uluslar arası ilişkilerini çoğulculuk, özgürlük ve hukuk çerçevesinde yeniden inşa etmesi durumunda Türkiye, ancak sahici anlamda yeni sıfatına sahip olabilir. Sahici bir yeni Türkiye, sahici anlamda barışı gerçekleştirebilir, sivil bir anayasa yapabilir, hukukun üstünlüğüne göre devleti inşa edebilir, Kürt ve Alevi sorunlarını çözebilir, en önemlisi insanların değişim ihtiyacını tatmin edebilir.</span></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/turkiyenin-yeniden-formatlanmaya-ihtiyaci-var/">Türkiye’nin yeniden formatlanmaya ihtiyacı var!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlahiyat insani tecrübenin tamamı mı?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/ilahiyat-insani-tecrubenin-tamami-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bilal Sambur]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Sep 2013 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/ilahiyat-insani-tecrubenin-tamami-mi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan tecrübesi çok boyutludur. İnsanın ve tecrübesinin tek bir boyuta indirgenebileceğini&#160; vehmetmek, en tehlikeli yanılgılardan biridir. İnsan tecrübesi tek bir kategoriye indirgenemeyeceği gibi, ona dair yapılan&#160; tek bir anlama biçimi de mutlaklaştırılamaz.İnsanı ve tecrübesini anlamak için ortaya konan çabalar sanat, din, felsefe, bilim ve&#160; ahlak kategorileri altında ele alınmakta&#160; anlamlandırılmaya ve kavramsallaştırılmaya çalışılmaktadır. İnsanın ahlaki, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ilahiyat-insani-tecrubenin-tamami-mi/">İlahiyat insani tecrübenin tamamı mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span>İnsan tecrübesi çok boyutludur. İnsanın ve tecrübesinin tek bir boyuta indirgenebileceğini&nbsp; vehmetmek, en tehlikeli yanılgılardan biridir. İnsan tecrübesi tek bir kategoriye indirgenemeyeceği gibi, ona dair yapılan&nbsp; tek bir anlama biçimi de mutlaklaştırılamaz.İnsanı ve tecrübesini anlamak için ortaya konan çabalar sanat, din, felsefe, bilim ve&nbsp; ahlak kategorileri altında ele alınmakta&nbsp; anlamlandırılmaya ve kavramsallaştırılmaya çalışılmaktadır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>İnsanın ahlaki, bilimsel, sanatsal, felsefi ve dini tecrübeleri&nbsp; insani bütünlüğün olmazsa olmaz alanları olmalarına rağmen, bu tecrübeler arasındaki ilişkiler düz bir çizgi gibi değildir. İnsan&nbsp; tecrübesinin her alanının kendisine özgü&nbsp; özellikleri bulunmaktadır. Ahlaki,&nbsp; felsefi, dini, bilimsel ve estetik tecrübelerin&nbsp; kendisine özgü olması, onların temel karakteristiğinin&nbsp; aynılaşma değil, farklılaşma olmasını sağlamaktadır. Kendi içinde farklılaşan ve özgünleşen insani tecrübe &nbsp;kategorileri arasındaki ilişkiler, uyumdan çok uyumsuzluğa ve zıtlığa,&nbsp;&nbsp; bütünleşmeden çok ayrışmaya, harmoniden çok&nbsp; gerilimlere neden olabilmektedir. Felsefe, din, ahlak, bilim ve sanat arasındaki gerilimler, çatışmalar ve uyumlar,&nbsp; bunlardan herhangi birini daha önemsiz ve aşağı yapmayacağı gibi bir diğerini daha üstün ve ayrıcalıklı hale de getirmemektedir. İnsanın tecrübe kategorileri hakkında farkında olunması gereken temel gerçek, ahlak, felsefe, din ve bilim arasında diskriminasyonun veya aşağıdan yukarıya bir hiyerarşik düzen kurgusunun&nbsp; yapılamayacağıdır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Tarih boyunca insanlık düşüncesinde&nbsp; özellikle din, bilim ve felsefe arasında yoğun&nbsp; tartışmalar ve gerilimler yaşanmıştır. Müslüman düşüncesinde yaşanan felsefe-din veya akıl-vahiy&nbsp; tartışması&nbsp; bu kadim tartışmanın&nbsp; önemli bir tezahürüdür. Modern dönemde pozitivist felsefenin&nbsp;&nbsp; etkisiyle yoğun bir şekilde gündemde olan din-bilim tartışması, bir baş ve kalp ağrısı olarak uzun süre&nbsp; hepimizi meşgul etmiştir. Son günlerde YÖK&rsquo;ün İlahiyat Fakültelerinin müfredatında felsefe (felsefe tarihi, felsefeye giriş ve mantık) ve din bilimleri (din sosyolojisi, din psikolojisi, din felsefesi, dinler tarihi)&nbsp; alanlarına ait&nbsp; derslerin saatlerini azaltma ve dini bilimler denilen tefsir, hadis, fıkıh, Arapça derslerinin&nbsp; saatlerini arttırma şeklinde bir düzenlemeye gitme ve ilahiyatı tamamen İslami ilimlere indirgeme şeklinde özetlenebilecek&nbsp; bir uygulama girişimi nedeniyle ilahiyat ve felsefe arasındaki ilişkiler&nbsp;&nbsp; yeniden tartışılmaktadır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Ahlak, felsefe, din, bilim ve sanat kategorileri arasında&nbsp; çoğu zaman çatışma olarak nitelenen&nbsp; durumun arkasında bir alanın diğer alanlara üstün ve egemen olma iddiası yatmaktadır. Özellikle din, kutsal olma iddiasından hareketle kendisinin diğerlerinden üstün olduğunu, felsefe ve bilimin&nbsp; kendisini takip etmekten başka bir şey söylememesini talep edebilmektedir. Din, insan tecrübesinin önemli bir alanıdır, ama insan tecrübesinin tamamı değildir. Felsefe veya bilimde aynı şekilde insani tecrübenin olmazsa olmazlarıdırlar, ama hiçbiri insan tecrübesinin tamamı olma şeklinde bir iddia veya talepte bulunma imtiyazına sahip değildir. Din, bilim, sanat veya felsefe arasında&nbsp; bahsedilen çatışma, &nbsp;&nbsp;bir alanın insan tecrübesinin birçok bölgesinden herhangi biri olmak yerine, tümü olmak şeklindeki obsesyonundan kaynaklanmaktadır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>İlahiyat&nbsp; müfredatı bağlamında&nbsp; felsefe ve din arasında gündeme gelen tartışma aslında bir hegemonya tartışmasıdır. Ülkemizde&nbsp; ilahiyat eğitimi, resmi ideolojinin toplumsal&nbsp; mühendislik projesinin&nbsp; asıl ayaklarından biri olarak tasarlanmıştır. Toplum mühendisliği&nbsp; sapkınlığından dolayı ilahiyat alanına sürekli&nbsp; müdahalelerde bulunulmuştur.&nbsp; 28 Şubat sürecinde ilahiyat müfredatına yapılan müdahale&nbsp;&nbsp; resmi ideoloji ve laisizm adına yapılıyordu. Bugün ise dini ilimler alanını genişletmek için&nbsp; felsefe ve din bilimlerinin&nbsp; ders saatlerini minimuma indirmek ve ilahiyat kavramının yerine İslami ilimler kavramı şemsiyesi altında&nbsp; ilahiyat fakültelerini ve müfredatını dönüştürmek için&nbsp; hegemonik bir girişime tanık olmaktayız. Resmi&nbsp; ideoloji yanlıları da&nbsp; dini ideoloji yanlıları da sahip oldukları kurucu irrasyonalizmin&nbsp; bir gereği olarak&nbsp; ilahiyat öğretimini dizayn etmeye girişmek suretiyle&nbsp; dini alan yoluyla&nbsp; hayatlarımız, akıllarımız, inançlarımız, ruhlarımız, dünyamız ve ahiretimiz üzerinde hegemonya kurmak için&nbsp;&nbsp; her şeyi yapmaktadırlar.YÖK&rsquo;ün ilahiyat fakültelerine ve müfredatına olan müdahalesi,&nbsp; kurucu irrasyonalizmin&nbsp; tehlikeli bir girişimi olduğu gibi, akademik zihnin özgürlükçü, çoğulcu ve insanı esas alan yaklaşımına tamamen uzak sığ, dayatmacı ve&nbsp; verimsiz&nbsp; küçük bir klik&nbsp; körleşmesiyle hareket edildiğini göstermektedir.Kişiler, felsefe ve din bilimlerinin olmadığı bir İslami ilimler eğitimini&nbsp; kendi gruplarına ait&nbsp; kurumlarda verebilirler. Ancak&nbsp; felsefesiz İslami ilimler&nbsp; olarak niteleyebileceğimiz bu yaklaşımı, YÖK gibi resmi bir kurumun&nbsp; gücünü kullanarak hepimize dayatmak, din adına totaliteryanizmden başka bir şey değildir.</span></p>
<p class="MsoNormal">İslam düşüncesi, felsefe, kelam, fıkıh ve tasavvuf olarak niteleyebileceğimiz alanlardan oluşmaktadır. Ancak İslam dünyasında ve ülkemizde fıkıh alanı,&nbsp; diğer boyutlardan daha fazla olarak insanların düşünce ve davranış boyutlarını etkilemiştir. Felsefe ve kelamın etkisi&nbsp; çok küçük ve sınırlıdır.Fıkıh, tefsir ve hadis üçlemesi etrafında İslami ilimler eğitimini dizayn etmek, bir&nbsp; akademik emperyalizm örneği oluşturmaktadır. Dine dair&nbsp; her şeyi konuşmak, tartışmak, anlamak ve kavramak yerine&nbsp; din hakkında konuşmayı imkansız hale getirerek&nbsp; dine dair olanı dinletme şeklinde bir anlayışla karşı karşıya bulunmaktayız. Dine dair olanı dinletmenin&nbsp; dindarlık olmak olduğunu düşünenler olabilir. Ancak bu düşünce sahiplerinin&nbsp; unutmaması gereken&nbsp; bir şey vardır: İnsan tecrübesini dinden ibaret sanıp felsefe, bilim, sanat ve mantıkı&nbsp; dışlamanın veya önemsizleştirmenin, dini insan için bir&nbsp; hidayet kaynağı olmaktan çıkarıp bir hapishaneye dönüştürdüğünü unutmamaları gerekmektedir.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ilahiyat-insani-tecrubenin-tamami-mi/">İlahiyat insani tecrübenin tamamı mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
