‘Atatürk milliyetçiliği’ bitmiştir

Kürt sorununu tartışa tartışa, aslında oldukça bariz olan, ancak pek az kimsenin telaffuza yanaşacağı bir noktaya varmış durumdayız: Türkiye resmi ideolojisinin en önemli iki unsurundan biri olan “Atatürk milliyetçiliği”nin artık miadını doldurmuş olması.

Nedir Atatürk milliyetçiliği diye sorarsanız, cevabı hepimizin çok iyi bildiği o ünlü sloganda bulabilirsiniz: “Ne mutlu Türküm diyene!” Bununla kast edilen, Türkiye vatandaşı olan herkesin kendini “Türk” addetmesi ve bununla mutlu olması gerektiğidir.

Peki Atatürk neden böyle bir slogan üretme ihtiyacı duydu ve “Atatürkçü” devlet de bunu 80 küsur yıldır memleketin her bir karışına kazıma ve her bir vatandaşına bağırta bağırta söyletme gereği gördü dersiniz?

Çünkü Atatürk, devraldığı Osmanlı bakiyesi topraklar üzerindeki herkesin Türk olmadığının çok iyi farkındaydı. Sonraki nesillerin “Cumhuriyet çocukları” aynı gerçekten bihaber yaşadılar, çünkü zihinleri “Kürtlük” gibi “zararlı” kavramlardan itinayla temizlemişti. Ama Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi kürsüsünden konuşurken “Meclis-i âlinizi teşkil eden zevat yalnız Türk değildir, yalnız Çerkes değildir, yalnız Kürt değidir, yalnız Laz değildir; fakat hepsinden mürekkep (oluşan) anasır-ı İslamiye’dir” diyen Mustafa Kemal Paşa, Türkiye toprakları üzerindeki farklı “anasır”ın (unsurların) bilincindeydi. Yeni kurulacak sistemde bu çoğulluğun nasıl yönetileceği üzerinde de zihin jimnastiği yapmış, mesela 1922 yılında Kürtlere “bir çeşit özerklik” verilebileceğinden bile söz etmişti.

Ancak ne olduysa oldu, Milli Mücadele günlerinde “Türk ve Kürt kardeşliği” temasını dilinden düşürmeyen Mustafa Kemal Paşa, Cumhuriyeti kurar kurmaz bu söylemi terk etti. Artık ağzından “Kürt” lafı duyulmaz oldu. Çünkü yeni kurulan devletin “mütecanis” (homojen) bir millete ihtiyacı olduğuna, bunun “tek kimlikli” olması gerektiğine, bu kimliğin de “Türklük” olacağına karar vermişti.

Peki Kürtler ne olacaktı?

Onlar “eğitilecek” ve aslında Türk olduklarına ikna edileceklerdi. Aynen fazla dindar addedilen vatandaşların “çağdaş” olmaya ikna edilmeleri, bugün bile hala “ikna odaları”nda başörtülerini çıkarmaya zorlanmaları gibi.

Bu dayatma karşısında Kürtler tepki gösterdi, bazıları isyan etti. Buna karşı devlet de sertleşti ve kan döke döke bugünlere geldik. Kürtlerin çoğu “Atatürk ilke ve inkılaplarına göre eğitilmeyi” reddetti ve reddetmeye devam ediyor. Ankara’daki hesap, Diyarbakır’a uymuyor.

Atatürk milliyetçiliği bitmiştir derken, işte bunu kast ediyorum. 1920’lerin ortasında başlatılan asimilasyon projesi başarılı olamamıştır. Bu taraflı bir yorum, bir ideolojik hüküm değil, bir durum tespitidir. Ben, devlete göre toplumu değil topluma göre devleti tanzim etmek gerektiğine inanırım, dolayısıyla söz konusu projeyi felsefi açıdan zaten yanlış buluyorum. Ama başarılı olsaydı, “ başarılı olmuştur” derdim. Olamamıştır. Başarılı olan tek şey, toplumun kendi dinamikleriyle (ortak Müslümanlık bilinciyle, karışık evliliklerle, ekonomik ilişkilerle vs.) kısmen gerçekleştirdiği entegrasyondur.

Dolayısıyla bugün Kürt sorununu tartışırken bozuk plak gibi “Atatürk, Cumhuriyeti şu esaslar üzerine kurmuştur”, “Ne mutlu Türküm demiştir, konu bitmiştir” gibi laflar etmenin hiçbir anlamı yoktur. Atatürk kendi devrinin popüler siyasi anlayışlarına göre bir yol tutturdu, yolun sonunu göremeden de bu dünyadan göçtü. Biz ise yolun sonundayız. Ve eğer yeni bir yola “ açılamaz” isek, batağa iyice saplanıp kalacağız.

Star, 31.08.2009

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,727TakipçilerTakip Et