Trumpizm ve Popülizm Arasında: Liberalizmi Yeniden Kazanmak

Dünyanın Liberalleri, Birleşin!

Dr. Ayman Nour

Bugün dünyanın karşı karşıya olduğu temel kriz, yalnızca Donald Trump’ın yükselişi ya da sağ popülizmin yeniden güç kazanması değildir. Asıl mesele, liberalizmin — bir özgürlük felsefesi olarak — mevcut Amerikan politikalarıyla bilinçli biçimde özdeşleştirilmesidir. Oysa bu politikalar, küresel düzeni istikrarsızlığa sürüklemektedir. Zorlama, çıkar odaklı diplomasi, müttefikler üzerindeki baskı ve uluslararası hukukun aşındırılması bu yaklaşımın temel unsurlarıdır.

Bu durum basit bir analiz hatası değildir. Liberalizm gibi insan onurunu temel alan bir düşünceye, onunla çelişen uygulamaların sorumluluğu yüklenmektedir. Oysa liberalizm, özünde bireysel hakların korunmasına, devlet gücünün sınırlandırılmasına ve hukukun üstünlüğü ile çoğulculuğun güvence altına alınmasına dayanır. Gücün zorla dayatılmasına ya da uluslararası ilişkilerin militarize edilmiş bir piyasa mantığına indirgenmesine karşıdır.

Barselona’da 17–18 Nisan 2026 tarihlerinde düzenlenen ilerici ve sol hareketlerin uluslararası buluşması bu ayrımın önemini bir kez daha ortaya koymuştur. İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’in çağrısıyla gerçekleşen bu toplantı, Brezilya, Meksika, Kolombiya ve Güney Afrika’dan liderleri bir araya getirmiştir. Amaç, aşırı sağın yükselişine ve mevcut ABD politikalarının etkilerine karşı ortak bir duruş sergilemektir. Ancak bu girişim, daha derin bir eksikliği de gözler önüne sermektedir: Bağımsız bir liberal sesin yokluğu.

Böyle bir ses, ne solun içinde erimeli ne de sağın baskılarına boyun eğmelidir. Aynı şekilde, “Trumpizm” ya da benzeri güç odaklarının söylemi tarafından yönlendirilmesine izin vermemelidir. Barselona zirvesi, küresel ölçekte siyasi direnişin hâlâ mümkün olduğunu göstermektedir. Ancak bundan daha önemli bir gerçek vardır: Liberallerin de kendi zeminlerinde bir araya gelmesi gerekmektedir.

Bu bir rekabet meselesi değildir. Bu, bilinçli biçimde çarpıtılmış bir kavramı yeniden sahiplenme meselesidir. Liberalizm, uzun süredir vahşi kapitalizm, neo-kolonyalizm ve ekonomik baskı gibi kavramlarla ilişkilendirilmektedir. Oysa bunlar liberalizmin devamı değil, tam tersidir.

Liberalizm, her şeyden önce ahlâkî bir zemine dayanır. Bireyi bir istatistik ya da güç aracına indirgemez; onu hak sahibi, özgür bir özne olarak görür. Bu çerçevede devlet de piyasa da mutlak değildir. Her ikisi de adalet ve kamu yararıyla sınırlandırılır.

Bugün Washington’dan gelen politikalar — askerî baskı, ekonomik araçlar ve diplomatik zorlamanın birleşimi — liberal ilkelerin uygulaması değil, onlardan açık bir sapmadır.

Son dönemde yaşanan gelişmeler bu durumu açıkça göstermektedir. ABD, İran bağlantılı gerilimleri artırmış, caydırıcılık stratejilerini genişletmiş ve küresel etkileri olan tek taraflı adımlar atmıştır. Avrupa’ya yönelik askeri taahhütlerdeki gecikmeler ise Washington’a olan bağımlılığın maliyetini yeniden tartışmaya açmıştır.

Bu, çok taraflılığa bağlı bir ortak davranış değildir. Bu, kendi kararlarının bedelini dünyaya ödeten ve aynı zamanda onay bekleyen bir güç anlayışıdır.

Avrupa’da da bu tablo giderek daha açık görülmektedir. Siyasi söylemde, transatlantik güvene duyulan inancın zayıfladığı dikkat çekmektedir. “Stratejik özerklik” tartışmaları yeniden güç kazanmış, Amerikan güvenlik şemsiyesinin artık kaçınılmaz bir kader olmadığı anlaşılmaya başlanmıştır.

Bu noktada temel soru şudur: İçeride özgürlüğü savunmak, dışarıda onu aşındıran bir güce boyun eğmeyi gerektiriyorsa, bu özgürlük nasıl korunacaktır?

Bu değişen dengeler içinde Pedro Sánchez, İspanya’yı geleneksel hizalanmaların ötesine taşımaya çalışmaktadır. Çin ile kurduğu temaslar ve Barselona’daki zirveye ev sahipliği yapması, daha dengeli ve çok kutuplu bir dünya arayışını yansıtmaktadır. Bu yaklaşım tartışılabilir; ancak açık olan şudur ki dünya artık tek merkezli değildir.

İlerici sol, eşitsizliklere, savaşa ve kurumsal aşırılıklara karşı mücadelesiyle saygıyı hak etmektedir. Ancak küresel siyaseti sadece sol ve sağ arasındaki bir mücadeleye indirgemek gerçeği basitleştirmektir. Bugün ihtiyaç duyulan şey, bağımsız bir liberal hareketin ortaya çıkmasıdır.

Bu hareket dürüst olmalıdır: Trumpizm liberalizm değildir. Ekonominin askerileştirilmesi liberalizm değildir. Müttefiklere baskı uygulanması liberalizm değildir. Yaptırımlar ve ablukalarla kurulan düzen liberalizm değildir.

Bu nedenle küresel bir liberal buluşma sembolik değil, zorunludur. Çünkü fikirler sadece yenildiklerinde değil, anlamları çarpıtıldığında da yok olurlar.

Son yıllarda liberalizm, yalnızca piyasa özgürlüğüne indirgenmiş dar bir yorumla anılır hale gelmiştir. Bu da onu savaşlar, eşitsizlikler ve neo-kolonyal uygulamalarla ilişkilendirir hale getirmiştir. Böylece liberalizm, insan özgürlüğünü savunan bir düşünceden, stratejik çıkarları meşrulaştıran bir etikete dönüşmüştür.

Gerçek bir liberal buluşma, bu nedenle farklı temeller üzerine kurulmalıdır. Bu, bir imaj çalışması ya da akademik toplantı değildir. Bu, özgürlük ile adaletin ayrılmaz olduğunu, insan haklarının seçici olamayacağını ve halkların egemenliğinin pazarlık konusu yapılamayacağını ilan eden bir duruş olmalıdır.

Bunun için açık bir çerçeve gereklidir. Liberalizm ile Trumpizm arasındaki fark net biçimde ortaya konmalıdır. Tek taraflı savaşlar ve ekonomik baskılar reddedilmelidir. Uluslararası ilişkilerde iş birliği ve meşruiyet esas alınmalıdır. Aynı zamanda bireyin ne piyasa ne de devlet karşısında ezilmediği bir denge kurulmalıdır.

Modern siyasî düşünce de bunu gerektirir. Özgürlük yalnızca engellerin yokluğu değil, gerçek bir seçim ve katılım imkânıdır. Liberal demokrasi sadece sandıktan ibaret değildir; kurumlara, hukuka ve hesap verebilirliğe dayanır.

Bu açıdan bakıldığında, mevcut Amerikan politikaları liberalizmin özüne açıkça aykırıdır.

Bu tartışma, liberalizmin iki kez çarpıtıldığı Arap dünyası için de önemlidir. Bir yandan Batı’nın uzantısı gibi sunulmuş, diğer yandan onunla ilgisi olmayan uygulamalarla özdeşleştirilmiştir. Bu yanlış algının aşılması, ancak gerçek bir liberal söylemle mümkündür.

Bugün ihtiyaç duyulan şey nettir: Gerçekleri olduğu gibi adlandırmak. Özgürlük söylemi, tek başına bir politikayı liberal yapmaz. Piyasa dili, baskıyı meşrulaştırmaz.

Müttefikleri tehdit eden, çatışmaları körükleyen ve uluslararası hukuku zayıflatan politikalar liberalizmi temsil etmez; onu zedeler.

Sonuç açıktır. Küresel sol Barselona’da toplanıyor — ve bu meşrudur. Ancak aynı derecede önemli bir görev daha vardır: Liberallerin bir araya gelmesi.

Söylemi tekrarlamak için değil, anlamını geri kazanmak için. Güce yaklaşmak için değil, onu sorgulamak için. Sığınmak için değil, bağımsız olmak için.

Dünyanın Liberalleri, Birleşin

Tarih, değişim anlarında, isim ile gerçek arasındaki farkı görebilenler tarafından yazılır. Bugün liberalizm, içi boşaltılmış bir etikete dönüşme riskiyle karşı karşıyadır. Onu yeniden anlamıyla buluşturmak, sadece siyasî değil, aynı zamanda ahlâkî bir zorunluluktur.

Bu Yazıyı Paylaşın

Ayman Abd El Aziz Nour
Ayman Abd El Aziz Nourhttps://en.wikipedia.org/wiki/Ayman_Nour
Dr. Ayman Nour, Mısır’daki Ghad el-Thawra Liberal Partisi Genel Başkanıdır. 1995 – 2005 yılları arasında Mısır Parlamentosu milletvekilliği yapmıştır. 2005 seçimlerinde cumhurbaşkanı adayı olmuştur. İstanbul’da yayın yapan Al-Sharq TV kanalının sahibidir.

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

Ayman Abd El Aziz Nour
Ayman Abd El Aziz Nourhttps://en.wikipedia.org/wiki/Ayman_Nour
Dr. Ayman Nour, Mısır’daki Ghad el-Thawra Liberal Partisi Genel Başkanıdır. 1995 – 2005 yılları arasında Mısır Parlamentosu milletvekilliği yapmıştır. 2005 seçimlerinde cumhurbaşkanı adayı olmuştur. İstanbul’da yayın yapan Al-Sharq TV kanalının sahibidir.

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et