Her yıl bu vakitler toplanan Liberal Düşünce Kongresi (LDK) sayesinde yılda bir defa da olsa görüşme, yeni simalarla tanışma imkânı buluyoruz. Bu yıl da öyle oldu. Geçtiğimiz hafta sonu LDK için Ürgüp’te, Dinler Otel’de idik.
Bu yıl altı ayrı oturumda yirmiden fazla tebliğin sunulduğu LDK, entellektüel boyutu da olan bir organizasyon. Bu tebliğlerin her biri, programın akışını aksatmayacak şekilde tartışmaya açılıyor, soru-cevap, itiraz ve katkılarla geliştiriliyor. Her oturumun süresi ve konusu belli olsa da, akşamın geç saatlerine kadar uzayan sohbetlerde ne konu, ne de zaman sınırı var. Bazen lobide, bazen bir kafede, bazen de Ürgüp sokaklarında uzayıp gidiyorlar.
Bu sohbetlerden birinde, bir arkadaşım “bu senin kaçıncı gelişin” diye sordu. Tam sayıyı bilmediğimi fark ettim. Muhtemelen iki elin parmaklarına yakın bir sayı… İlk gelişimi hatırlıyorum. Yolda, lisanslı bir karateciyle tanışmıştım. Karate ve boks gibi dövüş sporcularının kavgaya karışması halinde lisanslarının iptal edildiğini, bu yüzden -zannedilenin aksine- kavgadan uzak durduklarını, hatta çoğu zaman kendilerini korumaya bile çekindiklerini söyleyince şaşırmıştım.
Bu yıl, her zamankinden daha erken bir saatte otele girdiğim esnada otel sorumlusu Bekir Bey ile karşılaştık. Son bir yıldır görmediği halde adımla hitap etmesi beni hem şaşırttı hem mutlu etti. Hafızası ve inceliğiyle beni şaşırtan ikinci isim, aşçıbaşımız Mehmet Bey oldu. Geçen yıllardan sohbetimiz vardı ama bir yıldır görmediği birinin adını hatırlamasını yine de beklemiyordum. Velhasıl Dinler Otel temizliği, rahatlığı ve leziz yemekleri yanında misafirlerine hissettirdiği değerle de öne çıkan bir müessese. Orada bulunduğumuz iki gün boyunca çok rahat ettik.
Benim aksime, bu yıl herkes daha geç geldi sanki. Gözlerim, bu yıl göremediğim birkaç ismi arandı. Murat Yılmaz, Güldalı Coşkun ve Hamit Emrah Beriş bu yıl gelememişti. Adem Levent, Muhammed Akar, Vahap Coşkun ve Mihriban Şenses ise bu yıl aramızdaydı. Onları tekrar görmekten hassaten memnun oldum. Akar ve Coşkun’un “Kürt meselesi ve terörsüz Türkiye” ile ilgili, Adem Levent’in “sosyalist ekonomilerin yaşadığı sorunlar ve refah kaybı” üzerine tebliğini keyifle dinledik.
Kongrede tanışma fırsatı bulduğum isimlerden biri de, liberteryenizmi anlatan kitabından çokça istifade ettiğim Özlem Kırlı idi. Kırlı, “liberteryen düşünce ekolü” konulu bir tebliğ de sundu. Bu yıl tamamladıkları tezlerle adını duyduğum Rabia Nur Kartal ve Rüveyda Çelik ile de yine bu kongrede tanıştım. Her iki tez de kitaplaştırılmış durumda.
Liberallerin kendini tanıma ve eleştirme çabası bu yıl da devam etti. Renkli tartışmaların cereyan ettiği oturumun biri yine buna ayrılmıştı. Yeni anayasa tartışmalarının yapıldığı diğer bir oturumda “yeni ve sivil bir anayasa mı, mevcut anayasayı iyileştirmek mi” konusu ele alındı. ABD’ye göç eden Osmanlıların izleri, liberteryen feministler, Özal’ın kişiliğini şekillendiren faktörler, dış ticaret politikamız, sigorta sektöründe ölçek ekonomisini tutturma arayışları, liberalizm ve demokrasi ilişkisi ile salgınlarla mücadelede kamu otoritesinin rolü kongrede ele alınan diğer başlıklar arasındaydı.
Bu yılki kongrenin en güzel taraflarından biri, katılımcılardan bir kısmının ailece gelmiş olmalarıydı. Birbiriyle hemen kaynaşan çocuklar sayesinde otel lobisi çiçek bahçesine döndü. Onların neşesi hepimize sirayet etti.
Kongre hazırlığında emeği geçen herkese, katılımcılara, desteğini bu yıl da esirgemeyen Nevşehir Hacı Bektaş Veli ve Kapadokya Üniversitelerine ve nihayet Dinler Otel çalışanlarına teşekkür ediyorum.

