J. L. Borges “Dostoyevski’yi okumak bilmediğimiz büyük bir şehrin içine ya da bir savaşın gölgesine girmek gibidir.” der. Uzun yıllara yayılan Dostoyevski okumalarım sonunda bu yola girdim, umarım alnımın akıyla çıkarım.
Esasında Dostoyevski gibi dünya edebiyatına damgasını vurmuş bir yazar hakkında yazılmış kitaplar önerirken seçici olmak gerekir. Hazırlamak istediğim Dostoyevski okuma kılavuzundan kastettiğim şey, hem yazar hakkında yazılmış kitaplar seçkisi hem de kendi yazdığı kitapları kastediyorum. Aradan 150 yıl geçmesine rağmen Dostoyevski hakkında halen yeni kitapların yazıldığını görüyoruz. Belki de şöyle dememiz gerekiyor Dostoyevski hakkında şu ana kadar yazılmış Türkçeye çevirisi yapılmış özgün kitaplar şimdilik bunlardır. Gelecekte yazar hakkında yeni kitapların da yazılacağını hatırlatmak iyi olabilir. Yeri gelmişken burada bir konuya açıklık getirmek faydalı olabilir. Dostoyevski’den ilk çevrilen kitap 1933 yılında, Haydar Rıfat’ın çevirdiği Ölü Bir Evden Hatıralar’dır. Yazar’ın Sibirya’da geçirdiği dört yıllık hapishane anılarını anlatan bu kitap yaklaşık 90 yıl önce dilimize çevrilmiş olmasına rağmen Dostoyevski hakkında yazılan kitapların Türkçe’ye çevrilmesi daha geç tarihlerde olmuştur. Aşağıda listelediğim Dostoyevski hakkında yazılmış kitapların Türkiye’de yayınlanmasının aşağı yukarı 30 yıllık bir geçmişi var. Hazırlamış olduğum on kitaplık Dostoyevski listesi yakın dönem içinde Türkçeye çevirisi yapılmış olan kitaplardır. Muhtemelen başka dillerde Dostoyevski hakkında yazılmış ama henüz çevirisi yapılmamış olan kitaplar da vardır. Bu okuma klavuzunun Dostoyevski edebiyatını ve yazarlığını tanımamızda yardımcı olacağını düşünüyorum.

- Dostoyevski, Joseph Frank
- Dostoyevski, Henri Troyat
- Dostoyevski, Edward H. Carr
Dostoyevski hakkında yazılmış yukarıdaki bu üç kitap Dostoyevski’nin yaşamını ve yazarlığını anlatır. Bu üç kitap içinde en kapsamlısı ve özgün olanı Joesph Frank’ın kitabıdır. Troyat ve Carr’ın kitapları da mutlaka okunmalıdır.
- Üç Büyük Usta, Stefan Zweig bu kitabında Balzac ve Charles Dickens’ın yanısıra Dostoyevski’nin yazarlığını edebiyatını çok etkileyici biçimde anlatır. Sanırım yazarların hayatını anlatan kitapları edebiyatçılardan okumanın tadı başka oluyor. İlgili kitapta Dostoyevski için şunları söylüyor: “Dostoyevski Saint-Petersburg’a döndüğü zaman büsbütün unutulmuştu artık; edebiyat alanındaki koruyucuları onu terk etmişlerdi, dostları dağılıp gitmişti. Onu sürükleyip götürmüş olan dalgadan cesaretle, kuvvetle kendini kurtarmayı bildi. Ölüler Evinden Anılar’ı, bir kürek mahkûmunun hayatını anlatan bu ölmez eser, Rusya’yı uyuşuk kayıtsızlığından çekip çıkarabildi. Bütün millet Rus dünyasını dümdüz ve sakin yüzeyi altında çeşit çeşit işkencelerin yer aldığı cehennemi bir tabakanın bulunduğunu dehşetle gördü. Suçlamaların alevi Kremlin’e kadar yükseldi; çar bu kitabı okurken göz yaşlarını tutamadı; herkesin ağzında Dostoyevski adı dolaşıyordu.”
- Dostoyevski’nin Poetikası, Mihail Bahtin ise ilgili kitabında çok derin bir Dostoyevski analizi yapar. O “Dostoyevski’nin geleceği ileride” diyerek şu analizi yapar: “İlk kez o anladı modern zamanların insanlarını, bir kafaya doğrunun yerleştirilemeyeceğini, doğrunun ancak tamamlanmamış diyalogda ortaya çıktığını, insanın ve insanlığın içsel olarak sonsuz olduğunu anladı.”
- Dostoyevski’nin Dünya Görüşü, Nikolay A. Berdayaev. Bana göre Dostoyevski hakkında yazılan kitaplar içinde Dostoyevski edebiyatını ve onun dünya görüşünü çözümleyen en kapsamlı ve bilimsel olanını Bardeyaev yazmıştır. Bardeyaev’ın bu kitabı okunmadan Dostoyevski analizlerimizin eksik kalabileceğini düşünüyorum. Bardeyaev şöyle tanımlıyor Dostoyevski’yi: “Dostoyevski insana, onu nihayetinde tamamen özgür kılacak olan hakikatin yolunu özgürce kabul ederek takip etme fırsatını verir. Fakat bu yol karanlıktan, uçurumun içinden, ikilem içeren bir trajediden geçer. Bu yol ne düz ne de pürüzsüzdür. İnsan bu yolda hayalet görerek, aldatıcı bir ışıkla, daha da karanlık içine çekilerek kaybolur.”
- Dostoyevski, Andre Gide de Dostoyevski’yi yazarlığı ve edebiyatı üzerinden anlatmış.
- Tolstoy mu Dostoyevski mi? Georgeo Steiner bu kitabında tarihî tartışmayı yeniden kurcalar. İki yazarın da farklı özgünlükleri olduğu gerçeği üzerinden bazı sonuçlara ulaşır. Ulaştığı sonuç: Ne o ne de o dur. Tolstoyevski’dir.
- Fyodor Dostoyevski, Anna Dostoyevski, eş Dostoyevski ve yazar Dostoyevski’yi kendi tanıklığı üzerinden anlatır.

- Dostoyevski Yeraltı İnsanı, Rene Girard bu kitabında Dostoyevski’yi bir yeraltı insanı ve yazarı olarak, başka yazarlarla karşılaştırır ve onu en tepe bir yere koyar.
- Dostoyevski’nin Hapishanesi, Aytekin Yılmaz. Bu kitabımda Dostoyevski hapishanesinden benim hapishanelere bir tünel kazdım. Dostoyevski hapishanesinden itibaren 150 yıllık dünya hapishane edebiyatının izi sürülerek yazılmış karşılaştırmalı bir hapishane kitabıdır. Dostoyevski hapishane sonrası yaşamında hapishaneden bahsederken, “Hapishane çöplüğünde altın buldum.” der. Ben de hapis olduğum koğuşta Dostoyevski’nin hapishane anılarını anlattığı “Ölüler Evinden Anılar” kitabını bulmuştum. Kimin daha şanslı olduğunu kim bilebilir?
Dostoyevski’nin kitaplarını okumaya nereden başlamalı?
Kitap okurlarına Dostoyevski’nin kitaplarını reçete yazmak, yazılacak reçetelerin en acılı olanı olsa gerek. Dostoyevski okumanın zor olduğunu biliyorum. Cemal Süreyya bir söyleşisinde, “1944 yılında Dostoyevski okudum, odur budur huzurum yoktur.” der. Başkalarını bilmem ama Dostoyevski okumak hapishanede bana iyi gelmişti. Dostoyevski benim için şöyle bir yazar: “Yok artık bundan da beteri mi olurmuş?” dediğimiz yerde, Dostoyevski “durun daha beteri var.” uyarısını yapandır. Dostoyevski, “Yeraltından Notlar kitabında, Liza’ya neden babasının evini bırakıp bu geneleve düştüğünü sorduğunda, Liza gizemli bir rezaleti ima eder, “Ya işler orada burada olduğundan daha kötü idiyse?”
Dostoyevski’nin önemli bir özelliği, romanlarında insana her daim beterin daha beteri olabileceğini hatırlatmış olmasıdır.

- Ölüler Evinden Anılar
Dostoyevski’nin yazarlığının iki döneme ayrılması gerektiğini düşünüyorum. 1850 yılından önce ve sonrası. Hapishane öncesi ve sonrası olmak üzere okunmasını ve ona göre değerlendirilmesini öneriyorum. Birinci dönem (1840’lar) yazarlığının ilk dönemidir ve en başarılı bulunan kitabı “İnsancıklar” dır. Dönemin eleştirmenleri Nekrasov ve Belinski bu romanı çok beğenmiş olmalarına rağmen hemen devamında yazacağı “Öteki” romanı aynı eleştirmenler tarafından eleştirilir. Dostoyevski bu başarısızlığın altında ezilir ve birkaç yıl sonra ise Sibirya’da hapislik dönemi başlar. Hapishane sonrası Dostoyevski’nin edebiyatta ikinci dönemi başlar. Hem de birinci dönemiyle kıyaslaması bile yapılamayacak biçimde… Dört yıl kaldığı Sibirya hapishanesi onun için bir edebiyat okulu olmaz, çünkü dört yıl kaldığı bu hapishanede ona kutsal kitabın dışında kitap verilmez, mektup yazmasına bile müsaade edilmez. Bu anlamıyla edebi açıdan tam bir çölleşme yaşamıştır Dostoyevski. Okumak istediği kitapların hiçbirini okuyamamış ve edebiyat çevrelerini takip edememiştir. Bir yerde bu durumdan sitem ederken, “Dört yıl hayvan gibi insanlarla birlikte kaldım.” der. Hayvan gibi insan dediği kişiler, Baba katili, çocuk katili, kadın katili gibi her gruptan çeşitlilikte katilleri kastetmiştir. Dostoyevski hapisten çıkar çıkmaz, orada yaşadıklarını tanıklığını “Ölüler Evinden Anılar” adıyla anı roman biçiminde yazar. Kitap yayınlandığında çok ses getirir. Stefan Zweig’ın dediği gibi on yıl uzaklaştığı edebiyat alanına müthiş bir giriş yapar. Bana göre de dünya edebiyatında hapishaneler üzerine yazılmış en etkili kitap bu kitaptır. Bu kitap sadece Rusya’ya değil, insanlığa yazılmış bir hapishane raporudur. Dostoyevski’nin edebiyat alanındaki yeri esasında hapishane sonrası yani “Ölüler Evinden Anılar”ın yayınlanmasından sonra başlar. Daha sonra yazacağı romanların kökü kendisinin çarpıcı anlatımıyla, “Hapishane çöplüğünde” bulduğu bu altın deneyimlere ve anılara dayanır.
- Yeraltından Notlar
Bir romanın giriş cümlesi olarak Dostoyevski…
Okuduğum romanlar arasından en etkili favori roman giriş cümlelerinden biri, Dostoyevski’nin “Yeraltından Notlar” romanının giriş cümlesidir. Cümle aynen şöyle: “Ben hasta bir adamım… Gösterişsiz, içi hınçla dolu bir adamım ben.” İlk okuduğumda bir yazar kendi özgünlüğünü bir cümlede ancak bu kadar iyi anlatır dedim.
Bu romandaki giriş cümlesi aslında Dostoyevski’nin bütün hayatının özetiydi. Hayatı boyunca hasta olduğunu söyleyip durdu, kimseleri inandıramadı. Eşi Anna’yı bile inandıramıyordu. Anna bir gün Dostoyevski’ye, “Çok düşünceli ve sürekli tedirginsin.” dediğinde, onun cevabı, “Çok görüyorum çok hissediyorum, hastayım ben görmüyor musun.” der.
Hasta olduğunu hem kitaplarında hem de yakınındakilere söylemesine rağmen, kimseler onun bu hasta ruh halini anlamak istemediler. Edebiyat dünyası onu roman sanatının dehası olarak gördü. Psikanalizciler ise onun iyi bir psikolog olduğunu yazıp söylediler.
Oysa bu gibi sorulara Dostoyevski’nin cevabı çok net olmuştur. Bir yazısında bu konuya ilişkin şöyle der, “Bana Psikolog diyorlar: Doğru değil, ben sadece yüksek anlamda gerçekçiyim, yani insan ruhunun bütün derinliklerini tasvir ediyorum.”
Dostoyevski romanının bir yerinde, “Her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; hem de tam anlamıyla, gerçek bir hastalık.” olduğunu söylüyor. Buna edebileceğimiz itiraz şu olabilir, her şeyi olanca fazlalığıyla yazmak bir hastalık değilse, yazılanı fazlasıyla anlamak da hastalık olmamalıdır. Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar’ına bir intikam kitabı olarak da bakılabilir. Hayat karşısında alçalmış bireyin, hayatı alçaltarak karşı koyuşudur.
- Suç ve Ceza
Gerek Suç ve Ceza romanı olsun gerekse de daha sonra yazacağı Cinler ve Karamazov Kardeşler gibi romanlarında Dostoyevski’nin Sibirya Omsk kalesi hapishanesinden tanıdığı gerçek kişilerin izlerini görürüz. Raskolnikov karakterini yaratmak onun için zor olmadı. Hapishaneden tanıdığı Orlov kişiliğinin Dostoyevski’de bıraktığı etkiye değinen Edward H. Carr, hapisten tanıdığı Orlov, “Dostoyevski’de bir çeşit hayranlık yaratmıştı. Bu, Raskolnikov’un ve daha sonra daha başarılı biçimde (Cinler’deki) Krillov’un aradığı ülküdür.”
Suç ve Ceza romanını Rusça’dan Türkçe’ye çeviren Mazlum Beyhan kendi çevirisine yazdığı önsözde romanın öneminden şöyle bahseder: “Dostoyevski’nin bu romanı, yalnızca ezilmişliğin ve toplumsal kötülüklerin sürükleyici trajizmini dile getirmekle kalmaz. Bu aynı zamanda en yüce yargı yeri olarak vicdana ve insan aklına bir başvurudur. (…) Büyük yazar, bir hiç olarak kalmak, ses çıkarmadan boyun eğmek, her şeye sürekli katlanmak istemeyen, tam tersine, bütün varlığıyla toplumsal eşitsizliklere başkaldıran, haksızlıkla uzlaşmayan insanın ahlaki yüceliğini tutkuyla, coşkuyla savunmuştur.” Kanaatimce de Dostoyevski romanları içinde bireyi sorunlu geçmişiyle yüzleştiren ve oradan bir çıkış arayan çok kıymetli bir yüzleşme romanıdır. Suç ve Ceza bu ve başka özellikleriyle Dostoyevski edebiyatının bir özeti gibidir.
- Cinler
Cinler romanının (İletişim Yayınları’nın) Türkçe çevirisine önsöz yazan Orhan Pamuk roman hakkında şöyle diyor: “Cinler, insanoğlunun yazabildiği en sarsıcı yedi – sekiz romandan biri, hiç şüphesiz, gelmiş geçmiş en büyük siyasal romandır.”
Dostoyevski üzerine en kapsamlı kitabı yazmış olan Joseph Frank Cinler romanını hakkında şunları yazıyor: “Gizli bir devrim hazırlığı konusunda bugüne kadar yazılmış en yetkin roman olma özelliğini hâlâ koruyan Cinler, Neçayev Olayı’na dayanır. Sergey Neçayev’in önderliğindeki bir yeraltı grubunun üyesi olan genç bir öğrenci öldürülmüştür. Bu çelik iradeli, tamamıyla vicdansız kışkırtıcı Neçayev, Devrimcinin El Kitabı diye bir şey oluşturmuştu, buna göre sözüm ona toplum yararına olacak bir amaç için her türlü aracın kullanılması mübahtı, bu yararcı Neçayev’in yanında Machiavelli çocuk kalıyordu.”
19.Yüzyılın son çeyreğinde Rus devrimciliğini bu kadar etkili anlatan başka bir roman var mıdır sanmıyorum. Roman yayınlandıktan sonra Rus devrimciliği çok ağır eleştirel bir teşhire uğrar. O dönemin Rus devrimci aydınları Nasıl Yapmalı? Romanının yazarı Çernişevski etrafında toplanmıştır. Dostoyevski Cinler romanında devrimcileri yoldaş katilliğiyle eleştirince ortalık birden sertleşir. Dostoyevski’ye karşı amansız bir dışlama mekanizması hayata geçirilir. Ve kısa süre içinde Dostoyevski edebiyat çevrelerinde yalnızlaştırılır.
Nikolay Berdyaev Dostoyevski Üzerine Görüşler kitabında konu hakkında şöyle diyor: “Dostoyevski Solcu Rus entelektüellerinin görünüşte özgürlüğü seven, devrimci ideolojisinde “sınırsız despotizm” olduğunu ortaya çıkardı. O, diğerlerinden çok daha önce bu gerçeği gördü. Dostoyevski Rusya’nın yeraltında, yeraltı katmanında ortaya çıkan devrimin özgürlüğe yol açmayacağını biliyordu.” Bunu bildiği için de kendi kuşağının devrimcilerine hiç inanmadı.
- Karamazov Kardeşler
Dostoyevski’nin son romanı Karamazov Kardeşler belki en sonuncusu olduğu için en kapsamlı ve etkileyici romanıdır. Bu romanı roman sanatının ilk sırasına koyanların sayısı o kadar çok ki. Suç ve Ceza Dostoyevski romanlarının özetiyse Karamazov Kardeşler onun edebiyatının toplamı ve doruğudur. Dostoyevski için de roman sanatı için de bundan öte köy yok gibidir. Aslında Suç ve Ceza’da yarım bıraktığı günah çıkarmayı bunda tamamlar, Cinler romanında yarım bıraktığı “Yoldaş katilliği”ni, Karamazov Kardeşler’de “Baba katilliği”yle tamamlar.
Dostoyevski’ye göre Devrim, her zaman baba katilidir. İvan Karamazov ile onun alt benliği olan Smerdyakov arasındaki ilişkinin tasviri, Dostoyevski’nin en ustaca tasvirlerinden biridir. Burada Devrim Sosyalist Rus Devrimi, baba metaforu ise Rusya’yı temsil etmektedir. Dostoyevski Karamazov Kardeşler’de sosyalizmin Rusya’ya ve Rus insanına yabancı olduğunu düşünür. Karamazov Kardeşler’in yaşlı Zosiması şöyle söyler: “Gerçekten, onların bizden çok daha fazla fantazileri var. Dünyayı adil bir şekilde inşa edeceklerini düşünüyorlar. Oysa Mesih’i reddederek dünyayı kanla dolduracaklar, kan için kan çağrısı yapacaklar ve nihayetinde kılıcı çeken çektiği kılıçla yok olacak. Mesih’in vaadi olmasaydı, yeryüzünün son iki kişi kalıncaya dek birbirlerini yok ederlerdi.” Çok değil romanın yazılışından 40 yıl sonra 1917 Bolşevik devriminde olup bitenleri düşününce yaşlı Zosima’nın öngörüsü tutmuş gibi oldu.
Dostoyevski dünya yazınında en çok Karamazov Kardeşler romanıyla anılmıştır dersek abartmış olmayız. İşte bazı örnekler:
Einstein, Karamazov Kardeşler romanının yazın dünyasındaki en büyük başarılardan biri olduğunu söylerken, Sigmund Freud, kendisini doruk noktasına bu romanla çıkaran Dostoyevski’nin edebî anlamda Shakespeare’in hemen yanıbaşında olduğunu belirtir.
Tolstoy, Karamazov Kardeşler hakkında en sevdiğim kitap der. James Joyce’a göre Tolstoy Dostoyevski’nin edebî kabiliyetine değil kalbine hayrandır.
Orhan Pamuk’a göre Karamazov Kardeşler, baba korkusu, nefret, para hırsı, şehvet gibi duyguların kurgulanan olayın içinde muhteşem bir biçimde eritilebildiği ender romanlardandır. Bu yönden Karamazov Kardeşler ona göre en iyi romanlardan biri belki de en iyisidir.
- Bir Yazarın Günlüğü
Bir Yazarın Günlüğü’nün yazarı Dostoyevski, vasatlıkta içimizden biridir, bu anlamıyla kitapta yer alan siyasî makalelerin özgünlüğü yoktur. Bu aynı zamanda gündelik hayattaki gerçek Dostoyevski’dir. Bu kitap ömrünün son yıllarında yazdığı günlüklerden ve siyasî makalelerden oluşan derleme bir kitaptır. Kendi döneminde hayata ve siyasete dair yazdığı makaleler ve kısa öykülerden oluşuyor. Romanlarını okuyanlar onu edebiyatın dâhisi olarak görüp ulaşılmaz bir yere koyuyorlar, ama Bir Yazarın Günlüğü’nü okuyanlar, Dostoyevski’yi kabullenmekte zorlanıyorlar. Hayatın içindeki gerçek Dostoyevski’yle arkadaş olmak kolay olmayabilir çünkü. O siyasette tam bir Rus/Slav milliyetçisi ve savaşı savunan biri. 1870’lerin sonunda “Günlük” gazetesine yazdığı makaleleri keşke Dostoyevski yazmasaydı, edebiyatından ve yazarlığından ne eksilirdi? Bir şey eksilmezdi, ama hayat geçmişe doğru yaşanmıyor ne yazık ki!
Dostoyevski edebiyatına, yazarlığına en büyük gölge düşüren yine kendisi olmuştur. Bazen yanılma payı bırakıyorsunuz, o dönemin koşullarında onu anlamaya çalışalım diyorsunuz, ama bazı şeyleri koşullara bağlayamayız. Mesela ilkesel olarak şiddet karşıtlığı böyle bir şeydir. Şiddet yanlısı ve şiddet karşıtlığı ikilemini koşullarla, dönemlerle açıklamamalıyız. Tolstoy ömrünün ikinci yarısını şiddet/savaş karşıtlığı yaparak geçirdi. Bunu çok istikrarlı yaptı ve bu konuda savaş karşıtlığı üzerine yazılar ve kitaplar yazdı.
Dostoyevski’nin Bir Yazarın Günlüğü etrafındaki son yılları ve yazdığı makaleler benim için tam bir hayal kırıklığı olmuştur. Yazdığı romanlar edebi dünyasında onu dâhileştirirken, gerçek hayata dair yazdığı yazılar edebiyatına gölge düşürmüştür. Özellikle Rusya’nın siyasi meselelerine ilişkin yazmaya başladığında tam bir vasat, yancı bir siyasetçiyle karşılaşırız. O edebî romanlarının arkasından bir Slav/Rus milliyetçisiyle karşılaşmamız Dostoyevski edebiyatının trajedisi olmuştur. İstanbul’un Rusya tarafından işgal edilmesinin ateşli biçimde Dostoyevski tarafından Çar’a önerilmesi, bu konularda makaleler yazması Dostoyevski’yi daha iyi biri yapmadı.
Sigmund Freud “Psikanaliz Açısından Edebiyat” başlığı altında Dostoyevski’nin bu edebiyattan uzaklaşıp siyasallaşan yanını çarpıcı biçimde analiz eder. İlgili yazısında şöyle der: “Dostoyevski, bireyin içgüdüsel istekleri ile topluluk hayatının gereklerini uzlaştırmak için çetin savaşlara girdikten sonra dünyasal ve ruhsal otoritelere baş eğmek; Hristiyanların Tanrısının Çar’ın önünde eğilmek ve kaba bir Rus milliyetçiliği düşüncesine bağlanmak durumuna düştü. Oysa, pek de zeki olmayan kimseler, daha az çaba harcayarak aynı sonuçlara varmışlardı. Dostoyevski gibi büyük bir kişiliğin zayıf noktası işte budur. İnsan uygarlığının geleceği, bu bakımdan, Dostoyevski’ye çok az şey borçlu olacaktır. Dostoyevski, insanlığın öğretmeni ve kurtarıcısı olmak şansını tepmiş ve kendi düşmanları ile birleşmiştir. Bu duruma, etkisinde bulunduğu nevroz yüzünden düştüğü söylenebilir. Yoksa, zekasının yüceliği ve insanlığa karşı duyduğu sevginin gücü, ona, peygamberce bir hayatın yolunu açabilirdi.” 
Ömrünün son yıllarında gazeteci Dostoyevski edebiyatçı Dostoyevski’ye adeta savaş açmıştır. Dostoyevski siyasallaştıkça edebiyattan uzaklaşmış, siyasete bulaştıkça Çar yönetimine yaklaşmıştır. Bu da Dostoyevski edebiyatına gölge düşürmüştür.
Dostoyevski okumaları
Dostoyevski okuma kılavuzu başlığı altında önerdiğim ilk 11 kitap yazar hakkındadır. Kendi kitaplarından altısını burada listeye aldım ama bu diğerlerinin (İnsancıklar, Öteki, Ezilenler, Kumarbaz, Budala, Delikanlı vd.” önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Bu yazımda Dostoyevski’yi #Dostoyevski yapan eserlerini ve Dostoyevski’yi anlatan kitapları tanıttım.

