Türkiye son yirmi yılı aşkın süredir siyasi istikrarın ve güçlü icraatların getirdiği kazanımlarla yol aldı. Özellikle altyapı yatırımları, sağlıkta dönüşüm, ulaşım projeleri ve enerjide bağımsızlık alanında atılan adımlar inkâr edilemeyecek derecede kıymetlidir. Ancak bugün, vatandaşın gündelik hayatına dokunan asıl meselelerin başında ekonomideki dar boğaz geliyor. Özellikle benim de hemşehrim olan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek Bey’in Hazine ve Maliye politikalarında disiplini sağlaması elbette ki önemlidir. Devletin bütçe dengeleri, kamu maliyesinin sürdürülebilirliği ve uluslararası yatırımcıların güveni açısından bu adımların değeri büyüktür. Ne var ki bu noktada gözden kaçırılmaması gereken temel husus, malî disiplini sağlarken vatandaşın günlük hayatını zorlaştıran ekonomik baskıları da görmezden gelmemektir. Çünkü dar gelirlinin mutfağı, orta sınıfın alım gücü ve gençlerin geleceğe dair umudu, rakamlardan çok daha fazla önem taşımaktadır.
Bugün toplumun büyük bir kesimi enflasyonun gölgesinde yaşamaktadır. Maaşlara yapılan zamlar, çoğu zaman artan fiyatlar karşısında eriyip gitmektedir. Vatandaşın alışveriş sepeti küçülmüş, temel ihtiyaç kalemleri dahi ciddi yük haline gelmiştir. Özellikle otomobil ve konut gibi hayat standardını belirleyen alanlarda, aşırı vergi yükleri insanların hayallerini ertelemesine yol açmaktadır. Burada en çarpıcı örneklerden biri otomobil üzerindeki ÖTV’dir. Öyle ki vatandaşın maaşını, geleceğe dair planlarını ve hatta yaşam tarzını doğrudan etkileyen bu vergi, artık toplumsal psikolojiyi zorlayan bir noktaya ulaşmıştır. Mevcut hükümet, bugüne kadar birçok alanda önemli reformlara imza atarak toplumun desteğini kazanmıştır. Ancak bundan sonrası için partinin en önemli sınavı, vatandaşın ekonomik olarak rahat edeceği bir dengeyi kurmak olacaktır. Yüksek vergilerle ya da dolaylı yollardan vatandaşın cebine dokunmak, kısa vadede hazineyi besleyebilir; fakat uzun vadede halkın güvenini zedeler. Bir hükümetin başarısı sadece uluslararası yatırımcıya güven vermekle değil, aynı zamanda kendi halkının refahını yükseltmekle ölçülür. Bu noktada hükümetin yapması gereken, hem hazine disiplinini koruyacak hem de vatandaşın yükünü hafifletecek yeni bir ekonomik vizyon geliştirmektir. Vergi politikalarında daha adil, daha ölçülü ve toplumsal refahı önceleyen bir yaklaşım benimsenmelidir. Özellikle otomobil ve benzeri zorunlu hale gelmiş tüketim alanlarında aşırıya kaçan vergiler geri çekilmeli, orta sınıfın omuzlarındaki yük hafifletilmelidir.
Türkiye’nin potansiyeli yüksektir. Genç nüfusu, girişimcilik ruhu, sanayi gücü ve jeopolitik konumu, doğru politikalarla birleştiğinde ülkeyi ekonomik olarak rahatlatacak bir vizyonun kapısını aralayabilir. Fakat bunun için ilk adım, vatandaşın gündelik sıkıntılarını görmezden gelmek yerine doğrudan onlara odaklanmaktır. Hükümetin bugün atacağı cesur adımlar, yarın vatandaşın gönlünde yeniden güçlü bir güven tesis edecektir. Aksi takdirde sadece rakamlara odaklanan bir ekonomi yönetimi, toplumsal desteği giderek kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabilir. Türkiye’nin böyle bir lüksü yoktur. Çünkü bu ülkenin en büyük gücü, kendi insanının umudu ve inancıdır.

