<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mustafa Ali Aykol, Hür Fikirler sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hurfikirler.com/author/mustafaaliaykol/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hurfikirler.com</link>
	<description>..: Hür Fikirler :..</description>
	<lastBuildDate>Sat, 03 Sep 2022 13:20:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.2</generator>
	<item>
		<title>Sahte Hesaplarla Mücadelenin Çözümü İfade Özgürlüğünün Artırılmasından Geçer</title>
		<link>https://hurfikirler.com/sahte-hesaplarla-mucadelenin-cozumu-ifade-ozgurlugunun-artirilmasindan-gecer/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Ali Aykol]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 May 2020 03:45:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[İfade Hürriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/sahte-hesaplarla-mucadelenin-cozumu-ifade-ozgurlugunun-artirilmasindan-gecer/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;de internet bu yıl 20. yaşını kutluyor. Bundan 20 yıl önce hayatımıza giren internet, hiç kuşkusuz ki hayatımızın birçok alanında yeniliklere sebep oldu, hayatımıza büyük kolaylıklar getirdi. Türkiye&#8217;de internetin tarihi, bir bakıma demokrasinin tarihi gibi de görülebilir. Çünkü ne zaman ülkede baskıcı uygulamalar arttıysa; internete getirilen yasaklar, baskılar ve cezaların da arttığı gözlemlendi. Elbette ki, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/sahte-hesaplarla-mucadelenin-cozumu-ifade-ozgurlugunun-artirilmasindan-gecer/">Sahte Hesaplarla Mücadelenin Çözümü İfade Özgürlüğünün Artırılmasından Geçer</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;de internet bu yıl 20. yaşını kutluyor. Bundan 20 yıl önce hayatımıza giren internet, hiç kuşkusuz ki hayatımızın birçok alanında yeniliklere sebep oldu, hayatımıza büyük kolaylıklar getirdi.</p>
<p>Türkiye&#8217;de internetin tarihi, bir bakıma demokrasinin tarihi gibi de görülebilir. Çünkü ne zaman ülkede baskıcı uygulamalar arttıysa; internete getirilen yasaklar, baskılar ve cezaların da arttığı gözlemlendi.</p>
<p>Elbette ki, internete müdahale etmek ilk başlarda, bugün olduğu kadar kolay değildi. Bu sebeple internetin ve özellikle sosyal medyanın varlığı, devletler için bir tehdit olarak algılanıyordu. Bu sebeple; gelinen noktada devletler sosyal medyayı daha fazla kontrol altına almaya çalışıyor. Bunu bir ölçüde başardıkları da kuşkusuz.</p>
<p>Türkiye&#8217;de sosyal medyaya kimlikle girilmesi teklifini Meclis&#8217;e MHP getirdi. AKP Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal da sosyal medyadan başlattığı etik kuralları ile bu sürece katkıda bulundu.</p>
<p>Tüm dünyada var olsa da, özellikle Türkiye&#8217;de sahte hesaplar büyük bir problem oluşturuyor. Bu olayın bir kısmı, diğer kısmı ise; birçok insanın Türkiye&#8217;deki baskıdan ve sosyal yaptırımlardan korkarak anonim hesaplar açıyor olması. Bu noktada belki de ayrım yapmada fayda var:</p>
<p>Anonim Hesaplar: İnsanların yazdıklarından dolayı başlarına bir şey gelmesinden korkması sebebiyle sahte isimlerle açtıkları hesaplar.</p>
<p>Trol Hesaplar: Çoğu zaman bir merkezden yönetilen, belirli bir hedefe hizmet eden &#8220;modern paralı askerler&#8221;</p>
<p>Türkiye&#8217;de trol hesaplarla ve onların merkezleri ile mücadele etmek bir demokrasi mücadelesi. Çünkü bu hesaplar insanların onur, şeref ve gururlarını hedef alıyor; toplu ve organize şekilde itibar suikasti yapıyor.</p>
<p>Anonim hesapları kapatmak ya da kimlik numarası ile sosyal medyaya girilmesini zorunlu kılmak ise bir özgürlük problemi oluşturur. Devletin birey karşısında elini güçlendirir. İfade özgürlüğüne zarar verir.</p>
<p>Trol hesaplar ile mücadele; onların beslendiği yerler ile fotoğraf vermek yerine, onların parasını kesmektir. Eğer gerçekten dert edilen buysa, çözüm basittir.</p>
<p>Anonim hesaplarla mücadele yolu ise insanların düşüncelerini sosyal medyada yazdıklarında başlarına bir şey gelmeyecekleri bir özgürlük alanı oluşturmaktır.</p>
<p>Yani çözüm, yeni yasaklar getirerek devletin eline yeni silahlar vermek değil. Özgürlük alanlarını genişletmek ve trol beslemeyi kesmek.</p>
<p>&#8220;Sosyal Medyada Anonim Hesaplar&#8221; Dosya Yazıları:<br />
İnternet ve İfade Özgürlüğü: Müstear İsimler &#8211; Burak Ertaştan<br />
<a href="http://www.hurfikirler.com/sosyal-medyayi-regule-etmek-yenal-berzeg/">Sosyal Medyayı Regüle Etmek &#8211; Yenal Berzeg</a><br />
<a href="http://www.hurfikirler.com/sosyal-medya-ile-ilgili-yeni-yasa-teklifi-ve-dogurabilecegi-problemler-batuhan-samet-tezel/">Sosyal Medya ile İlgili Yeni Yasa Teklifi ve Doğurabileceği Problemler – Batuhan Samet Tezel</a><br />
<a href="http://www.hurfikirler.com/sosyal-medya-anonimlik-ve-devlet-uzerine-hasan-ayer/">Sosyal Medya Anonimlik ve Devlet Üzerine &#8211; Hasan Ayer</a></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/sahte-hesaplarla-mucadelenin-cozumu-ifade-ozgurlugunun-artirilmasindan-gecer/">Sahte Hesaplarla Mücadelenin Çözümü İfade Özgürlüğünün Artırılmasından Geçer</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Masanın Altında Olmayan Fare</title>
		<link>https://hurfikirler.com/masanin-altinda-olmayan-fare/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Ali Aykol]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Sep 2018 07:36:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik Özgürlük / Piyasa Ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/masanin-altinda-olmayan-fare/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yerli ve yabancı &#8216;sanal&#8217; düşman üretmekte başarılı olduğumuzu kabul etmemiz gerekir. Ülke olarak, ne zaman bir sorun yaşasak, ne zaman bir problem çıksa ortaya &#8216;sanal&#8217; düşmanlar üretip onlar üzerinden kendimizi oyalamakta iyiyiz. Sorun masanın üzerinde duruyorken, o sorun masanın üzerine gelmeden birçok insan tarafından geldiği söylenmesine ve buna rağmen önlem alınmamasına rağmen, o masadaki sorunun [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/masanin-altinda-olmayan-fare/">Masanın Altında Olmayan Fare</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yerli ve yabancı &#8216;sanal&#8217; düşman üretmekte başarılı olduğumuzu kabul etmemiz gerekir. Ülke olarak, ne zaman bir sorun yaşasak, ne zaman bir problem çıksa ortaya &#8216;sanal&#8217; düşmanlar üretip onlar üzerinden kendimizi oyalamakta iyiyiz.<br />
Sorun masanın üzerinde duruyorken, o sorun masanın üzerine gelmeden birçok insan tarafından geldiği söylenmesine ve buna rağmen önlem alınmamasına rağmen, o masadaki sorunun çözümü de belli olmasına ve yine bu çözüm iyi niyetle dillendirilmesine rağmen yapılan şey masanın üzerindeki sorunu bırakıp masanın altında -olmayan- bir fareyi aramaktır. Ve daha kötüsü, olmayan bir fareyi öldürmeye çalışmaktır.<br />
Daha açık yazayım.  Güzel bir atasözümüz var : &#8220;Kışın gelişi yazdan belli olur.&#8221; Ekonomik bir krize sürüklendiğimiz uzun zamandır belliydi. Her ne kadar papaz olayı, bu süreci hızlandırmış olsa da şu gözden kaçırılmamalı ki papaz krizi olmasa da Türkiye bu ekonomik bunalıma girecekti. Neden? Bunun birçok sebebi var fakat en kısa haliyle kötü ekonomi yönetimi yüzünden. Merkez Bankası&#8217;nın zamanında özgür bırakılmaması yüzünden.  Faiz artırımının zamanında yapılamaması, ateşi olan hastaya iğne yapıp iyileştirmek yerine komaya girmesini beklemek yüzünden.  Popülizm batağına sürüklenmek yüzünden. Devlette israfın sürekli artması yüzünden. Sürekli olarak ekonomiye müdahale sinyali veren, ekonomiyi tehdit eden, yatırımcıları kaçıran konuşmalar yaparak piyasaları korkutmak yüzünden.</p>
<p>Her neyse, konumuz bu değil. Konumuz,  son günlerdeki gözde düşmanlarımız : &#8220;Fırsatçılar&#8221;</p>
<p>Kim bu Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere, iktidar partisi yetkililerinin ağızlarından düşürmediği &#8216;fırsatçılar&#8217;? Ekonomideki kötü gidişat yüzünden ürünlerine zam yapan şirketler ve bu ürünleri zamlı bir şekilde satmak zorunda kalan aracılar. Peki Cumhurbaşkanı Erdoğan&#8217;ın her gün sert sözlerle yüklendiği ve &#8220;Bedelini ödeyecekler&#8221; dediği bu fırsatçılar, neden böyle bir şey yapıyorlar?  Neden sürümden kazanmak varken zam yapmak durumunda kalıyorlar? Zam, gerçekten sandığımız gibi satıcı için iyi bir şey mi?<br />
Hayır değil. Hiç kimse sürümden kazanmak varken zam yapmak istemez. Çünkü bu, ticaretin doğasına aykırıdır. Fiyatı artan ürüne talep azalır. İnsanlar, fiyatı düşük olan ürünlere yönelir. Serbest piyasa ekonomisinde zam yapan şirket, diğer şirketler karşısında geriye düşmüş olur.  Serbest piyasa ekonomisinin temelinde rekabet yatar. Piyasa, bu rekabet sebebiyle kendini dengeler. Fakat dışarıdan bir devlet müdahalesi, ticaretin bütün çarklarını bozup geçebilir.</p>
<p>Üretici /satıcı neden zam yapar? Bunun üzerine düşünmeliyiz.</p>
<p>İlk akla gelen sebep elbette maliyetlerdir. Zaten fiyatı belirleyen en temel unsurun maliyet olduğu bir gerçektir. Maliyetin altına düşen fiyatlarda satıcılar piyasadan kademeli olarak çekilir. Ve piyasada arz azalır. Bu da fiyatları yükseltir.  Maliyet denilince aklımıza hemen  dolar geliyor. Dolar artışından etkilenmeyen ürünlere neden zam yapılır? Herkesin dilinde aynı cümle, &#8220;Kardeşim bu dolarla mı geliyor, neden zam yapıldı buna?&#8221; Bu, eksik bir ekonomi bilgisi ve bizzat ülkeyi yönetenler tarafından yanlış yönlendirilmenin bir sonucu. Çünkü maliyet artışı sadece dolar değil ki. Başka maliyetler de var. Düşen talep maliyeti mesela. Talep düşünce satış miktarınız azalıyor, ama sabit maliyetler azalmıyor. Mesela sattığınız ürün adedince kira bedeliniz, işçi gideriniz, hatta kendi gideriniz bile artıyor. Her şeye zam geliyor&#8230; Eskiden 100 sattığınız ürünü şimdi 40 satıyorsunuz. Hiç mal maliyetiniz artmamış olsa bile, düşen talep nedeniyle ürün başı maliyetiniz artık artıyor.<br />
Piyasa ile kavga edilmez. Piyasa kendini dengeler. Yeter ki serbest bırakılsın. Piyasadan bir düşman üretip, onu yenemezsiniz. Eğer yenecek olsaydı Sovyet Rusya ve Sosyalist Küba yenerdi. &#8216;Fırsatçılık&#8217; masanın altında aslında olmayan fare sadece. Biz, masanın üzerinde duran soruna odaklanalım artık. &#8220;Yapısal reformlar&#8221; diyerek küçümsemeyelim, görmezden gelmeyelim.  Piyasayı da rahat bırakalım. Bu ülke hepimizin.</p>
<p><em>Sakarya Yeni Haber, 28 Eylül 2018</em></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/masanin-altinda-olmayan-fare/">Masanın Altında Olmayan Fare</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolay Para Kazanma İsteği ve Sanal Para Algısı</title>
		<link>https://hurfikirler.com/kolay-para-kazanma-istegi-ve-sanal-para-algisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Ali Aykol]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Mar 2018 08:42:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/kolay-para-kazanma-istegi-ve-sanal-para-algisi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Paranın  Ortaya Çıkışı ve Tarihsel Gelişimi İnsanlık, ilk çağlardan günümüze kadar birçok değişim ve gelişim evresinden geçmiştir. İnsanların deneme-yanılma yoluyla öğrendikleri şeyler, zaman içerisinde bir tecrübe birikimine sebep olmuş; insanlık, bu tecrübe birikiminden yararlanarak ve yeni tecrübeler edinerek günümüze kadar gelmiştir. İnsanı, diğer canlı türlerinden ayıran temel farklılık olan &#8220;düşünme&#8221; yetisi, bu gelişmede başat faktör [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/kolay-para-kazanma-istegi-ve-sanal-para-algisi/">Kolay Para Kazanma İsteği ve Sanal Para Algısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Paranın  Ortaya Çıkışı ve Tarihsel Gelişimi</strong></p>
<p>İnsanlık, ilk çağlardan günümüze kadar birçok değişim ve gelişim evresinden geçmiştir. İnsanların deneme-yanılma yoluyla öğrendikleri şeyler, zaman içerisinde bir tecrübe birikimine sebep olmuş; insanlık, bu tecrübe birikiminden yararlanarak ve yeni tecrübeler edinerek günümüze kadar gelmiştir. İnsanı, diğer canlı türlerinden ayıran temel farklılık olan &#8220;düşünme&#8221; yetisi, bu gelişmede başat faktör olmuştur.</p>
<p>İbn-Haldun, beşeriyetin avcılıktan başlayarak sıra ile önce çobanlığa, daha sonra ise toprak tarımına daha sonra da ticaret ve sanayi hayatına geçerek bugünlere gelebildiğini söylemiştir.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a>  Arkeolojik araştırmalar ve günümüze ulaşan bulgular da göstermektedir ki; ilk insanlar, avcı-toplayıcı bir hayat tarzına sahiptiler. Teknik bilgi ve ekipman yokluğu sebebiyle insanlar herhangi bir şey üretemiyor, sadece doğada buldukları meyveleri topluyor, gördükleri hayvanları avlıyorlardı.</p>
<p>Zaman ilerledikçe insanların bilgi birikimi artmış ve insanlar doğa ile farklı ilişkiler kurmaya başlamıştır. Sözgelimi, ağacından toplanıp tüketilen bir zeytinin çekirdeğinden bir başka zeytin ağacı yetiştiği gözlemlenmiştir. Tüm gözlemler ve bilgi birikimleri sonunda, insanlık avcı-toplayıcı hayat tarzından tarım toplumuna geçiş yapmıştır.</p>
<p>Yaygın görüş, özel mülkiyetin, tarım toplumuna geçilmesi ile ortaya çıktığı yönündedir. Oysaki o dönemlerden günümüze ulaşan somut bulgular olmamasına rağmen insan doğası sebebiyle, avcı-toplayıcı hayat tarzına sahip insanların mülkiyet bilincinden tamamen uzak olduğunu düşünmek hatalıdır. Zira David Hume&#8217;un belirttiği gibi insan; övünen, duygusal, tanımak ya da hayranlık uyandırmak için istekli, genelde hırslı, umutlu ya da umutsuz, bencil ya da kendini kurban etme yeteneğinde olan, başarılarıyla tatmin olan kendilerinde vicdan olarak adlandırılan bir şeye sahip olan, vefalı ya da vefasız bir varlıktır.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p>Başka bir görüş paranın icat edilmiş bir meta olduğudur. Birçok kaynakta Lidyalılar, paranın mucidi olarak anlatılır. Bunun sebebi, bugüne kadar bulunabilen en eski &#8216;elle tutulabilen&#8217; paranın M.Ö. 650 yılında Lidyalılar tarafından kullanılan elektron sikkeler olmasıdır. Bu noktada paranın ne olup ne olmadığı üzerinde durmak gerekmektedir. Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü&#8217;nde para &#8220;Devletçe bastırılan, üzerinde değeri yazılı kâğıt veya metalden ödeme aracı&#8221; olarak tanımlanmaktadır. Bu paranın teorik tanımıdır. Pratikte ise para; her türlü mal, hizmet ve kıymeti satın alma gücü olan varlıktır.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> İkinci tanıma göre para, bir kişi ya da devletin icat ettiği bir meta değil, toplumsal süreç içerisinde kendiliğinden ortaya çıkmış bir araçtır.</p>
<p>Paranın tarihsel gelişimi/evrimi sürekli olarak devam etmiş, günümüze kadar gelmiştir. Tarih boyunca birçok farklı madde para olarak kullanılmış, birçok farklı maddeden paralar yapılmıştır.</p>
<p><strong>Bilişim Çağı ve Paranın Dijitalleşmesi</strong></p>
<p>İçinde bulunduğumuz 21. Yüzyıl, &#8220;bilişim çağı&#8221; ve &#8220;dijital çağ&#8221; olarak adlandırılmaktadır. Bunun sebebi, 21. Yüzyılın teknolojik gelişmeler açısından bir altın çağ olarak değerlendirilmesidir. Bilişim çağı;  bilişim teknolojilerindeki gelişim, insanlık tarihinde toplumsal, ekonomik ve bilimsel değişimin yönünü belirlediği ve giderek ağ toplumunun ortaya çıktığı döneme verilen addır.</p>
<p>Günümüzde iletişim araçlarından medyaya, banka işlemlerinden kitaplara, gazetelere kadar hayatımızdaki her şey giderek sanallaşmakta. Hızlı gelişen süreçte, paralar da bu sanallaşmadan/dijitalleşmeden payını almakta. İlk önce banka işlemlerinin sanallaşması ile başlayan değişim ile insanlar artık ellerine somut para almadan bankaların sanal şubelerinden işlemlerini yapabilmekte.</p>
<p>Hayatımızda sanallaşmış, dijitalleşmiş para birimleri var ve bu para birimleri TDK&#8217;nin bahsettiği gibi devletlerce bastırılmış somut para birimleri değil. Bu sanal para birimleri; herhangi bir devletin müdahalesi olmayan tamamen sivil bireyler tarafından hazırlanmış koruma ve kollamasının yine sivil bireyler tarafından yapıldığı para birimleridir.</p>
<p><strong>Sanal Para Birimleri ve Blockchain Teknolojisi</strong></p>
<p>Bitcoin; paranın sanallaşmasının en güncel ve popüler örneği. Bitcoin, kısa bir süre içerisinde her yerde, toplumsal mekânlarda konuşulan, tartışılan bir konu haline geldi. Gencinden yaşlısına öğretmeninden öğrencisine kadar herkesin ilgisini çeken bu teknoloji, son zamanlarda medyada da sıkça yer bulmakta.</p>
<p>Bitcoin&#8217;i incelerken öncelikle onun arkasındaki Blockchain teknolojisinden bahsetmek gerekir. Her ne kadar günümüzde Bitcoin, Blockchain teknolojisinden daha popüler görünse de Bitcoin gibi sanal paraların oluşmasını sağlayan blokchain teknolojisidir. Örneğin Blokchain teknolojisine para dersek Türk lirasına Bitcoin denebilir.  Bitcoin bu dağın görünen yüzü ve sadece 1 para birimi. Blockchain teknolojisinin içerisinde Bitcoin gibi daha yüzlerce dijital para (Ripple, Etherium vs.) mevcut.</p>
<p>Blockchain teknolojisi kısaca şifrelenmiş işlem takibi sağlayan bir dağıtık veri tabanı<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a>. Herhangi bir merkeze bağlı olmadan internet üzerinden işlem yapmaya fırsat veren, böylece işlemleri direkt olarak alıcı ve satıcı arasında güvenli bir şekilde gerçekleşmesini sağlayan Blockchain teknolojisi, sanal paraların ortaya çıkışına ilham olan ve sanal para birimlerinin üzerine inşa edildiği bir temel.</p>
<p><strong>İnsanın Doğası ve Kolay Para Kazanma İsteği</strong></p>
<p>İnsanlar, doğaları gereği müreffeh bir hayat yaşamak isterler. Bunun yolu da, maddi imkânların artarak yaşam kalitesinin arttırılmasından geçer. Her insan, yaşam kalitesini kolay yoldan artırmanın yollarını arar. Özellikle de genç yaştaki tecrübesiz insanlar, kolay para kazanma hırsına, belli bir yaşın üstündeki hayat tecrübesi olan bireylerden daha yatkındırlar.</p>
<p>Sanal para birimlerinin ortaya çıkışı, adı üstünde paranın sanallaşması amacı taşımaktaydı. Yani, insanların yaptıkları alışverişlerde kullandıkları paranın somut bir halden soyut bir hale geçirilmesiydi. Fakat sanal para birimlerinin popülerleşmesiyle birlikte günümüzde insanların, özellikle de gençlerin kolay para kazanma hırslarını tatmin eden bir araç haline dönüştü. Bitcoin üzerinden büyük paralar kazanma hikâyelerinin klasik medyada ve sosyal medyada sıkça yer bulması, bireylerin çevrelerindeki insanların bu para birimlerine yatırım yapmasından etkilenmesi, kolay para kazanma isteği gibi etkenler Bitcoin algısını besledi ve değiştirdi.</p>
<p><strong>Sanal Para Birimlerini Engellemek Yerine Eğitimini Vermek</strong></p>
<p>Bitcoin&#8217;i ve diğer sanal para birimlerini şans oyunlarına benzeterek bir kolay para kazanma aracı zanneden insanların bu algısını değiştirmek gerekmektedir. Bitcoin ve arkasındaki Blockchain teknolojisi çok büyük bir teknolojidir ve içinde bulunduğumuz çağı tamamen değiştirme ihtimali vardır. Bu teknolojiyi engellemeye çalışmak ya da onunla savaşmak yerine, insanlara bu teknolojiyi öğretmenin ve bireyleri bu konularda bilinçlendirmenin yolları aranmalıdır.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> İbn Haldun, <em>Mukaddime</em>, Dergah Yayınları, 2017, s. 135.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> David Hume, <em>İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme</em>, Bilgesu Yayınları, 2009, s. 77.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> http://www.muhasebedersleri.com/ekonomi/para.html <strong>Erişim: 5 Ocak 2018.</strong></p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Dağıtık Veri Tabanı: Bir bilgisayar ağı ile bağlı, ancak birbirinden ayrı veri tabanı.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/kolay-para-kazanma-istegi-ve-sanal-para-algisi/">Kolay Para Kazanma İsteği ve Sanal Para Algısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ekonomik Politika Kitap Değerlendirmesi</title>
		<link>https://hurfikirler.com/ekonomik-politika-kitap-degerlendirmesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Ali Aykol]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Jan 2018 08:08:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/ekonomik-politika-kitap-degerlendirmesi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>20. yüzyıl totaliter ideolojilerin altın çağı olarak tanımlanır. Faşizmden sosyalizme, nazizmden komünizme kadar bütün totaliter ideolojiler, çağın popüler ideolojileri olmaları hasebiyle 20. yüzyılda dünyada ilgi ve karşılık bulmaktaydı. Yeryüzünde bir &#8220;cennet&#8221; vaat eden bu ideolojiler, insanları ve toplumları kolayca etkisi altına alabiliyordu. Totaliter rejimler, bireylere ve toplumlara neredeyse hiçbir özgürlük tanımayan, tüm toplumu belirli bir [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ekonomik-politika-kitap-degerlendirmesi/">Ekonomik Politika Kitap Değerlendirmesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>20. yüzyıl totaliter ideolojilerin altın çağı olarak tanımlanır. Faşizmden sosyalizme, nazizmden komünizme kadar bütün totaliter ideolojiler, çağın popüler ideolojileri olmaları hasebiyle 20. yüzyılda dünyada ilgi ve karşılık bulmaktaydı. Yeryüzünde bir &#8220;cennet&#8221; vaat eden bu ideolojiler, insanları ve toplumları kolayca etkisi altına alabiliyordu.</p>
<p>Totaliter rejimler, bireylere ve toplumlara neredeyse hiçbir özgürlük tanımayan, tüm toplumu belirli bir ideoloji doğrultusunda yönlendiren ve bunun için baskıcı yöntemler devreye sokmaktan çekinmeyen rejimlerdir.</p>
<p>Tüm bu totaliter ideolojilere dayanan rejimlerde, devletler bu ideolojiler adına topluma büyük baskılar uygulamıştır. Muhalifler acımasızca ortadan kaldırılmış; bu ideolojilere ve rejimlere muhalif olan gazeteciler, entelektüeller, sanatçılar ya sürgün edilmiş ya da katledilmiştir. Toplum, korku duygusu sömürülerek yönetilmiştir.</p>
<p>Ludwig Von Mises, tam da 19. yüzyılın sonlarında, 1881 yılında, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu&#8217;nda dünyaya gelmiştir. Avusturya İktisat Okulu&#8217;nun önemli bir temsilcisi olan Mises, dünya üzerinde giderek yaygınlaşan totalitarizme karşı  çok etkili bir entelektüel mücadele vermiştir. Carl Menger&#8217;in önderliğinde ortaya çıkan Avusturya İktisat Okulu, birçok önemli fikir adamı yetiştirmiş ve dünyanın totalitarizme kayan gidişatını durdurmada oldukça başarılı olmuştur. Avusturya İktisat Okulu&#8217;nun en belirgin özelliklerinden biri piyasaya vurgu yapmalarıdır. Avusturya İktisat Okulu mensuplarına göre piyasa hem özgürlüğü hem de eşitliği sağlayan bir değerdir.  Avusturya İktisat Okulu, komünizm ve faşizm gibi totaliter ideolojilerin dünyayı etkisi altına aldığı bir zamanda, bir deniz feneri işlevi görmüş ve geçmiş yüzyıllardan aldıkları ile gelecek yüzyıllara ışık tutmuşlardır. Bu okulun Mises ile birlikte diğer bazı önemli mensupları, 20. yüzyılın dehası Friedrich von Hayek, Carl Menger ve Joseph Schumpeter&#8217;dir.</p>
<p>Mises yazdığı kitaplar, verdiği konferanslar ve yayımladığı makaleler ile özellikle Avrupa&#8217;nın totaliter rejimlere mahkum olmasının önüne geçmede oldukça başarılı olmuştur. Ekonomik Politika kitabı da Mises&#8217;in 1959 yılında Arjantin&#8217;de bir üniversitede yaptığı konuşmaların metinlerinden oluşuyor. Bu kitap Mises&#8217;in yaptığı konuşmaların yazıya çevrilmesi ile ortaya çıktığı için ağır terminolojik kavramlar içermiyor. Günlük konuşma dilinde olan ve iktisat ile yakından uzaktan ilgisi olan insanların çok kolay bir şekilde anlayabileceği bir eser.</p>
<p>Kitabın dilinin sadeliğinin yanında, Liberte Yayınevi&#8217;nden çıkan kitabın çevirisini yapan, gerek yazdığı eserlerle gerek de çeviri eserlerle Türkçe&#8217;ye birçok önemli yapıt kazandıran Hasan Yücel Başdemir hocanın başarılı çevirisi kitabı okurken ayrı bir tat almanızı sağlıyor. Çeviri esnasında kelimeler özenle seçilmiş ve adete sizi Mises&#8217;in konferans verdiği salona götürüyor. Mises&#8217;in karşınızda olduğu ve size bir konuşma yaptığı hissi uyandırıyor.</p>
<p>Altı bölümden oluşan kitap, Mises&#8217;in; Kapitalizm, Sosyalizm, Müdahalecilik, Enflasyon, Yabancı Yatırım, Politikalar ve Düşünceler başlıklı 6 konuşmasından oluşuyor. Bu başlıklar altında 20. yüzyılda popüler olan totaliter ideolojilerin neden özgürlük düşmanı ve toplumsal gelişimi engelleyici bir rol üstlendiklerini anlatıyor. Ayrıca, basit metaforlarla özellikle kapitalizme karşı olan önyargıları oldukça başarılı bir şekilde yıkmayı başarıyor. Avusturya İktisat Okulu&#8217;nun sonuçtan çok sürece odaklanan yaklaşımı, Mises&#8217;in konuşmalarında hissediliyor.</p>
<p>İktisat bilimine ilgi duyan, özellikle politik iktisat ile ilgilenen herkesin mutlaka okuması gereken bir kitap olan <a href="https://liberte.com.tr/mises-ekonomik-politika">Ekonomik Politika</a>, serbest piyasa savunucuları için bir başucu kitabı olma özelliği taşıyor.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ekonomik-politika-kitap-degerlendirmesi/">Ekonomik Politika Kitap Değerlendirmesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>15 Temmuz&#8217;un yıldönümü: Gün olur asra bedel</title>
		<link>https://hurfikirler.com/15-temmuzun-yildonumu-gun-olur-asra-bedel/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Ali Aykol]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Jul 2017 06:21:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[15 Temmuz Darbe Girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/15-temmuzun-yildonumu-gun-olur-asra-bedel/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tam bir sene geçti, o karanlık başlayıp, aydınlığa kavuşan gecenin üzerinden. O gece, bize zaman kavramının objektif bir kavram olmadığını anlatmıştı belki de. Birkaç saatin içine, birkaç asır yerleşmişti neredeyse. Öyle bir gece ki, Cengiz  Aytmatov&#8217;un o muhteşem betimlemesini kanıtlar nitelikte; &#8220;Gün olur asra bedel!&#8221; 15 Temmuz gecesi o kadar olağanüstü bir geceydi ki, ne [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/15-temmuzun-yildonumu-gun-olur-asra-bedel/">15 Temmuz&#8217;un yıldönümü: Gün olur asra bedel</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tam bir sene geçti, o karanlık başlayıp, aydınlığa kavuşan gecenin üzerinden.<br />
O gece, bize zaman kavramının objektif bir kavram olmadığını anlatmıştı belki de. Birkaç saatin içine, birkaç asır yerleşmişti neredeyse. Öyle bir gece ki, Cengiz  Aytmatov&#8217;un o muhteşem betimlemesini kanıtlar nitelikte; &#8220;Gün olur asra bedel!&#8221;<br />
15 Temmuz gecesi o kadar olağanüstü bir geceydi ki, ne yazsak, ne çizsek, ne söylesek bu ağırlığın altında eziliyor. Bu ağırlığı yansıtmaya yetmiyor, bu ağırlığı kaldıramıyor.  Bu sebeptendir herhalde ki, 15  Temmuz ile ilgili yapılan tüm çalışmalar yetersiz kalıyor, eksik kalıyor. Nasıl eksik kalmasın ki?<br />
Darbe olduğunu öğrenir öğrenmez sokağa koşan mı ararsın, kendi tarlasını ateşe vererek askeri jetlerin havalanmasını engelleyen mi? Tankın önüne yatıp, &#8220;Beni ezerse benim ezilmiş halimi gören insanlar meydanlara koşar&#8221; diyen mi, üst üste iki tankın önüne kendini atan mı? F16&#8217;lara belindeki beylik tabancası ile ateş eden polis memurları mı, önden gidenler vurulup geri getirilirken yürümekten vazgeçmeyenler mi?<br />
Siyaset bilimi profesörü Atilla Yayla çok haklı, &#8220;15 Temmuz, Türkiye tarihinin en muazzam olaylarından biri. Hatta denebilir ki, demokrasi tarihimizin en mühim olayıdır.&#8221;<br />
Türkiye tarihinde ilk defa bir askeri darbe halk tarafından engellendi 15 Temmuz gecesi. Biz, hala, bunun ne demek olduğunun çok da farkında ve bilincinde değiliz. O gece halkın davranışları hem demokrasi tarihimize geçti, hem de bundan sonra dünyanın hangi köşesinde bir askeri darbe girişimi olsa oradaki halklara ne yapabileceklerini gösteren bir örnek oluşturdu.<br />
15 Temmuz gecesinin en sert yaşandığı illerden biriydi Sakarya. Darbeci hainlerin işgal ettiği tek valilik, Sakarya Valiliği idi. Siyasetçileriyle, polisiyle, halkıyla tarih yazıldı  Sakarya&#8217;da 15 Temmuz gecesi.  O gece Başbakan Binali Yıldırım&#8217;ın açıklamalarından bile öne twitter&#8217;dan halka meydanlara çıkma çağrısı yapan Zeki Toçoğlu, olayın haberinin geldiği ilk anlarda meydana gelen milletvekilleri Ayhan Sefer Üstün ve Recep Uncuoğlu, darbeci hainlerin hedefinde olan ve Emniyet binasından tüm şehri yöneten Hüseyin  Avni Coş, valilik binasında askerlerle canı pahasına savaşan Ali İnci ve övgünün en büyüğünü hak eden kahraman Sakarya halkı.<br />
Şimdi, üzerinden bir yıl geçmesine rağmen düşündükçe, hatırladıkça tüylerim diken diken oluyor. Nefesim daralıyor.<br />
O geceyi biraz çabuk unuttuk. Kendi küçük ve gereksiz kavgalarımızın peşine düştük bu bir yılda. Bu özeleştiriyi yaparak yola devam etmeliyiz belki de.<br />
Bu 15 Temmuz gecesinin, geçen seneyi en iyi şekilde hatırlamak, anmak ve anlamak için vesile olmasını diliyorum. O korkunç geceyi, o güzel sabaha erdiren Rabbimize şükürler olsun. Şehitlerimize Allah rahmet eylesin, gazilerimize acil şifalar versin.<br />
Dipnot: 15 Temmuz günü, saat 15&#8217;te Gençlik ve Spor  İl Müdürlüğü tarafından organize edilen bir bisiklet turu var. Adapazarı Belediyesi önünden başlanılarak Sakarya Valiliği&#8217;ne kadar pedal çevirtilecek. Biz de Genç Münevver Platformu olarak &#8220;Darbeye karşı pedal çevir!&#8221; sloganı ile bu tura katılacağız. Gelebilecek herkesi bekleriz.</p>
<p><em><a href="http://www.sakaryayenihaber.com/m-15-temmuz-un-yildonumu-gun-olur-asra-bedel-10339.html" target="_blank" rel="noopener">Sakarya Yenihaber, 14.07.2017</a></em></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/15-temmuzun-yildonumu-gun-olur-asra-bedel/">15 Temmuz&#8217;un yıldönümü: Gün olur asra bedel</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşçi hakları ile ilgili yanlışlar ve gerçekler</title>
		<link>https://hurfikirler.com/isci-haklari-ile-ilgili-yanlislar-ve-gercekler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Ali Aykol]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 May 2017 08:03:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/isci-haklari-ile-ilgili-yanlislar-ve-gercekler/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün 1 Mayıs. Diğer ismiyle,  Amerikalı işçilerin 1800&#8217;lü yıllarda 8 saatlik iş gününü kabul ettirmek için başlattıkları grevlerin zaman içinde Dünya&#8217;ya yayılması ve gelenekselleşmesiyle ortaya çıkan &#8220;emek bayramı&#8221;. Türkiye&#8217;de 1923 yılından beri kutlanan bu gün, ağırlıklı olarak sol grupların hegemonyası altında kutlanıyor.  Hatta sol görüşlerin piyasada en çok yer bulduğu, seslerini en çok duyurabildikleri güne [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/isci-haklari-ile-ilgili-yanlislar-ve-gercekler/">İşçi hakları ile ilgili yanlışlar ve gerçekler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün 1 Mayıs. Diğer ismiyle,  Amerikalı işçilerin 1800&#8217;lü yıllarda 8 saatlik iş gününü kabul ettirmek için başlattıkları grevlerin zaman içinde Dünya&#8217;ya yayılması ve gelenekselleşmesiyle ortaya çıkan &#8220;emek bayramı&#8221;. Türkiye&#8217;de 1923 yılından beri kutlanan bu gün, ağırlıklı olarak sol grupların hegemonyası altında kutlanıyor.  Hatta sol görüşlerin piyasada en çok yer bulduğu, seslerini en çok duyurabildikleri güne dönüşüyor.</p>
<p>İlginç bir şekilde sosyalizmin diğer ideolojilere, diğer fikir akımlarına karşı büyük bir avantajı var. Gerek ülkemizde gerekse Dünya üzerinde özelde sosyalizm, genelde totaliter rejimler insanlara daha çekici geliyor. Bunun birçok sebebi  var elbette fakat sebeplerin başında, sosyalizmin dünya üzerindeki kaynakların kıt, insan istek ve ihtiyaçlarının ise sınırsız olduğu gerçeğini görmezden gelmesi geliyor.</p>
<p>Her 1 Mayıs&#8217;ta olduğu gibi bu sene de meydanlardaki mitinglerde, caddelerdeki yürüyüşlerde, sosyal medyadaki paylaşımlarda, dağıtılan bildirilerde ve asılan afişlerde işçilerin haklarını savunmak adı altında sosyalizmin saçmalıkları ile karşı karşıya kalacağız.</p>
<p>Herkese iş, işçiye daha çok asgari ücret, taşerona kadro, zenginlere ölüm ve bolca da kapitalizme sövgü. Bunların neredeyse tamamı, sloganik değeri bulunan, insanların iyi niyetlerine hitap ettiği için kuvvetli bir karşılık bulan fakat gerek iktisat ilmiyle gerekse binlerce yıllık insanlık tarihi ile uyuşmayan talep ve eleştiriler.</p>
<p>İşçilerin, emekçilerin yani aslında tüm insanlığın haklarını popülist söylemlerle aramak yerine insanlık tarihinin binlerce yıllık tecrübesinden faydalanarak çözmeye çalışsak, işimiz hem daha kolay hem de daha başarılı olurdu.  Çünkü büyük ekonomist Milton Friedman&#8217;ın dediği gibi, iktisadi alanda en tehlikeli şey iyi niyettir. İyi niyetle yapılan bir çok devlet müdahalesi, niyetten bağımsız bir şekilde çok kötü sonuçlar doğurmuştur. Bu sebeple işçilerin sorunlarına &#8216;iyi niyet&#8217; ve duygusal bir bakış açısıyla bakmak yerine rasyonel bir şekilde yaklaşmak çok daha faydalı sonuçlar alınmasını sağlayacaktır.</p>
<p>İşçilerin haklarını savunmanın öncelikli şartı zenginliği ve özel mülkiyeti savunmaktır.</p>
<p>Her 1 Mayıs&#8217;ta olduğu gibi, bu sene de görmeniz çok muhtemel bazı popülist yaklaşımları yakından incelemekte fayda var:</p>
<ul>
<li><strong>Asgari ücretin artırılması iyi bir şey değildir</strong></li>
</ul>
<p>Türkiye&#8217;de asgari ücret ile ilgili tartışmalar çok sığ ve derinliksiz şekilde gerçekleşmekte. Asgari ücretin devlet eliyle artırılmasının işçilerin hayat standartlarını yükselteceği görüşü hakim. Fakat gerçekler bundan çok uzak. Asgari ücret artırımları, niyetlenilmemiş kötü sonuçları da beraberinde getirir.</p>
<ol>
<li>Bazı işletmeler bu yükü kaldıramaz ve bu sebeple çalışanların sayısını azaltma yoluna gider. Bu, işsizliğin artmasına sebep olur.</li>
<li>İç pazara mal satan işletmelerin bir bölümü, maliyetlerine gelen bu yükü fiyatlarına yansıtır. Bu, enflasyonu artırır.</li>
<li>İşletmelerin bir bölümü ise bu artışı fiyatlarına yansıtamaz ve zarar eder. Bir süre sonra bu işletmeler kapanır.  Bu da, işsizliği artmasına sebep olur.</li>
<li>İhracata yönelik işletmeler dış pazarlardaki darlıklar nedeniyle maliyetlerine gelen bu artışı kolay kolay fiyatlarına yansıtamazlar. Bu, onların kârını düşürür, bazılarında zarara yol açabilir. İhracatta düşüşler ortaya çıkabilir.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dünya üzerindeki örnekleri de göstermektedir ki devletlerin uyguladığı asgari ücret politikaları, uzun vadede işçilerin lehine değil aleyhine bir durum oluşturmaktadır. Ekonomist Jeffrey Clemans ve Michael Wither&#8217;in araştırması göstermektedir ki; 2000&#8217;li yılların sonunda Amerika&#8217;da 50 eyalet genelinde ortalama %30 oranındaki asgari ücret artışı, 1.4 milyon işin yok olmasına sebep olmuştur. Bu da bize şunu göstermektedir ki; asgari ücret artışı aslında en çok yardım etmek istediğimiz insanlara zarar verir. Türkiye&#8217;de kaçak işçi çalıştırma, çocuk işçi çalıştırma ve sigortasız işçi çalıştırma oranlarının bu kadar yüksek olmasının sebebi aşırı vergi ve ek harcamaların devlet tarafından zorunlu hale getirilmesidir.</p>
<p>Türkiye&#8217;de iç ve dış yatırımların gelmesine engel olan bir çok bürokratik engel bulunmaktadır. Yanlış, adaletsiz vergi politikaları ve şahsi teşebbüse imkan vermek yerine çomak sokan devlet yapısı buna sebep olan başlıca aktörlerdir. Türkiye&#8217;de çalışabilecek insan çok fazla iken, yatırımların önü bir türlü açılmadığı için çalışacak yer bulmak zordur. Bu sebeple işverenler için işçinin maaşı devletin belirlediği asgari ücret ile sınırlıdır. Bu devletçi iktisadi yapı yüzünden işçilerin aldığı para bu kadar az, işsizlik bu kadar fazladır. Oysa yatırımların önündeki ekonomik ve bürokratik engeller kaldırılsa, gelen yatırımla birlikte iş gücüne ihtiyacı olan işletme sayısı artarken işsiz sayısında bir azalma olacaktır. İşsizler iş değil, iş verenler işçi aramaya başlayacaktır. Böylelikle iş verenler, işe almak istedikleri ya da mevcut işçileri görevlerinin başında tutabilmek için onları memnun etmeye çalışacaklardır.</p>
<p>İşçilerin maaşları ancak ve ancak daha fazla yatırım ve asgari ücret uygulamasının ortadan kaldırılması ile artabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Devlet eliyle işsizlere iş verilmesi işsizlik problemini çözmez</strong></li>
</ul>
<p>1 Mayıs kutlamalarında ön plana çıkan taleplerden biri de işsizlere devlet tarafından iş bulunması yönündedir. Bu istekte bulunan kişiler, devletin yapacağı kamu istihdamları ile birlikte işsizliğin bitirilebileceğini sanmaktadır. Oysa, kamu istihdamları (özellikle de gereksiz olanları), işsizliği bitirmek yerine daha da artırır. Kamuda göreve başlayan personel, &#8220;devlete sırtını dayadıkları&#8221; gerekçesiyle işlerinden başka bir alanla ilgilenmezler. Bu kişiler içerisindeki potansiyel yatırımcı, girişimci insanlar ise bunu değerlendiremezler.</p>
<p>İnsanları kamuda göreve başlamaya değil, kendi işlerini kurmaya teşvik etmek, girişimciliği aşılamak gerekir. Böylelikle kendi yatırımını yapan insanlar, yanlarında çalıştırdıkları başka insanlarla birlikte işsizliği azaltabilecek olan ana omurgayı oluşturur.</p>
<p>İşsizlik tamamen yok edilemez. Devlet eliyle azaltılamaz bile. Kısa süreli etkilerini saymazsak tabii. Fakat işsizliğin azaltılabilmesinin bir tek yolu vardır; şahsi teşebbüsün yani özel girişimlerin önünü açmak.</p>
<ul>
<li><strong>Kapitalizm bir şeytan değildir</strong></li>
</ul>
<p>1 Mayıs kutlamalarında en öne çıkan görüş, kapitalizmin modern çağların şeytanı bir sistem olduğu algısıdır. Çoğu insan, kapitalizmin ne olduğunu ya da ne olmadığını bilmeden kapitalizme söver.</p>
<p>Kapitalizm, özel mülkiyeti savunan, serbest ticareti ön plana çıkaran bir ekonomik sistemdir. Hakkında bir çok (negatif ya da pozitif) efsane üretilen kapitalizm, piyasa düşmanı, katı devletçi ideolojiler tarafından modern çağın günah keçisi ilan edilmiştir. Açlıktan susuzluğa, yoksulluktan evsizliğe kadar her türlü olumsuzluğun tek sebebi olarak suçlanan kapitalizm, aslında kendisine atfedilen birçok olumsuz yargının ne sebebi ne de bir sonucu olma özelliğini taşır. Bu yüzden kapitalizmin ne olduğu kadar ne olmadığının da önemi vardır.</p>
<p>Kapitalizmin genel hatları ile iki farklı çeşidi vardır; serbest piyasa kapitalizmi ve devlet kapitalizmi. Devlet kapitalizmi, devletin özel teşebbüsün/üretimin üzerinde siyasi ve ekonomik kontrol uyguladığı bir sistemdir. Serbest piyasa kapitalizmi ise, piyasa organlarına devletin müdahalesinin olmadığı ya da minimal seviyede olduğu bir sistemdir.</p>
<p>Zenginlik ve zenginlerden nefret etmek işçilerin haklarını savunmak anlamına gelmez.  Zenginlik ve servet birikimi olmasa zengin insanlar olmaz, zengin insanlar olmazsa yatırım yapılamaz ve işsizlik artar.</p>
<p>Türkiye&#8217;de işçilerin mevcut problemlerinin neredeyse tamamı, devletin ekonomiye müdahil olma girişimleridir. Oysa işçilerin ihtiyacı olan daha çok serbest piyasa, daha çok kapitalizmdir.</p>
<hr />
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> http://www.mahfiegilmez.com/2015/11/asgari-ucret-artsnn-artlar-ve-eksileri.html</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/isci-haklari-ile-ilgili-yanlislar-ve-gercekler/">İşçi hakları ile ilgili yanlışlar ve gerçekler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anayasa değişikliğine dair kişisel bir analiz</title>
		<link>https://hurfikirler.com/anayasa-degisikligine-dair-kisisel-bir-analiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Ali Aykol]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Apr 2017 10:56:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Hükümet Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/anayasa-degisikligine-dair-kisisel-bir-analiz/</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Türkiye&#8217;de liberal olmak çok zordur&#8221; demişti Prof. Dr. Hamza Al, Sakarya Üniversitesi&#8217;nin bahçesinde yürürken, &#8220;Çünkü Türkiye&#8217;de ne toplum bireycidir, ne de hükümetler devlettir. Türkiye&#8217;de liberal olabilmek için liberalizmi doğduğu toprakların sosyolojisine göre değil, ülkemizin  sosyolojik yapısına göre göz önünde bulundurmak gerekir.&#8221; Türkiye&#8217;nin yönetimi ile ilgili uzun yıllardır devam eden sistem tartışmalarının bir sonucu sayılabilecek olan [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/anayasa-degisikligine-dair-kisisel-bir-analiz/">Anayasa değişikliğine dair kişisel bir analiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Türkiye&#8217;de liberal olmak çok zordur&#8221; demişti Prof. Dr. Hamza Al, Sakarya Üniversitesi&#8217;nin bahçesinde yürürken, &#8220;Çünkü Türkiye&#8217;de ne toplum bireycidir, ne de hükümetler devlettir. Türkiye&#8217;de liberal olabilmek için liberalizmi doğduğu toprakların sosyolojisine göre değil, ülkemizin  sosyolojik yapısına göre göz önünde bulundurmak gerekir.&#8221;</p>
<p>Türkiye&#8217;nin yönetimi ile ilgili uzun yıllardır devam eden sistem tartışmalarının bir sonucu sayılabilecek olan anayasa değişiklik teklifi yarın referandumda halkoyuna sunulacak. &#8220;Türk tipi başkanlık&#8221; ya da &#8220;Partili, güçlü cumhurbaşkanlığı&#8221; olarak adlandırılan yeni sistemin de içinde bulunduğu toplamda 18 maddeden oluşan paketin içeriği 2 aydır yoğun bir şekilde tartışılıyor. Bu tartışmalara katkıda bulunmak adına, sıkça tartışılan ve benim önemli bulduğum maddelerden birkaçı hakkında kendi düşüncelerim, okumalarım ve araştırmalarımın bir sonucu olan  yorumlarımı sizlerle paylaşmak istiyorum.</p>
<ul>
<li><strong>Yargının tarafsızlığı ilkesi</strong></li>
</ul>
<p><strong><em>Değişiklik : Yargı bağımsızlığının tarafsızlığı da içerdiğini vurgulamak için Anayasa&#8217;nın 9. maddesine &#8220;tarafsızlık&#8221; ilkesi eklendi. </em></strong></p>
<p>Yargının bağımsız olması gerektiği çokça dillendirilen, ortak kabul gören bir gerçeklik. Fakat Türkiye&#8217;de yargının bağımsızlığı kadar tarafsızlığı da temel sorunlardan biri. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı birbirinden ayrı kavramlar olmasına rağmen birbirini tamamlar nitelikte.</p>
<p>Yargının bağımsızlığı hukuk devletini oluşturan en önemli koşul elbette. Yargı bağımsızlığı ilkesi  temel olarak yargıcın bağımsızlığı ve yargı erkinin bağımsızlığı olarak ikiye ayrılıyor. Yargıcın bağımsızlığı, karar verirken dış etkilere maruz kalmaması ya da dış etkilerden etkilenmemesi, kararını tamamen yasalara uygun şekilde vermesi anlamına geliyor. Yargı erkinin diğer iki erk olan yasama ve yürütmeden  bağımsızlığı ise yargının dış baskılardan korunması amacını ve anlamını taşıyor.</p>
<p>Yargının tarafsızlığı ilkesi ise, yargıcın ön yargılı olmaması, taraflar arasında eşit mesafede bulunması anlamını taşıyor. Türkiye&#8217;de bunun ihlali olarak örnek gösterilebilecek bir çok hukuki karar vardır. Örneğin, AKİT TV&#8217;nin Mustafa Kemal Atatürk&#8217;e hakaret ettiği gerekçesiyle açılan dava için mahkeme, duruşma saati olarak 09.05&#8217;i açıklamıştı. Bu durum yargının bağımsızlığı ile çelişmese de henüz yargılamalar başlamadan yargıçların tarafını belli ettiğinin bir göstergesiydi. Bu da mahkemenin tarafsızlığını yitirdiğini gösteriyordu.</p>
<p>Türkiye’de yaşayan vatandaşların çoğu, bireylerin devlet karşısında eşit şartlara sahip olmadığını düşünüyor. Bu, yeni bir düşünce veya olgu değil. Bu olguyu günümüze yıkmak da doğru ve adil değil. Bu, doksan yıllık rejimin; tek tipçi, tüm farklı kesimleri dışlayan, yok sayan, eşit vatandaşlık temelinde bir amacı olmayan, tamamen tek bir etnik ırkın üstünlüğünü ele alan bir anlayışa sahip olmasının kaçınılmaz bir sonucudur.</p>
<p>Devletle mahkemelik olan birisi, mahkemeye gittiğinde karşısında tarafsız olması gereken hakim devletin tarafında bulunmaktadır. Devletin hakkını savunan savcı yukarıda bulunurken, vatandaşın hakkını savunan avukat daha aşağıda bulunuyorsa, bu hukuk felsefesi açısından mahsurlu bir durumdur.</p>
<p>Hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı bir başlangıç değil bir sonuçtur. Mesele temelde bir siyasî felsefe meselesidir ve hukuk devleti belli bir felsefenin ürünüdür. O felsefeyi reddederseniz geriye hukukçular kalır ama hukuk devleti kalmaz. Hukuk devleti ile hukukçuların devleti aynı şey değildir. Hukukun hâkimiyeti hukukçunun hâkimiyeti değildir.</p>
<ul>
<li><strong>Temsiliyet gücünün artması </strong></li>
</ul>
<p><strong><em>Değişiklik : 550 olan mevcut milletvekili sayısı 600&#8217;e çıkartıldı. Milletvekili seçilme yaşı 25&#8217;ten 18&#8217;e düşürüldü. </em></strong></p>
<p>Seçimlerin genellikle siyasi sürecin tam kalbinde olduğu görüşü yaygındır. Liberal demokrasilerde sandık ve onun temsil ettiği düzenli seçimler elbette ki hayati derecede önemlidir. Çünkü seçimler demokrasi teorisinin pratikte uygulanan hâlidir. Bu bağlamda seçimlerin şekli, sürekliliği ve temsiliyet gücü demokrasinin gelişmesi açısından tartışılması ve iyileştirilmesi gereken son derece mühim konulardır.</p>
<p>Siyasi bir ilke olarak temsil, bir bireyin ya da grubun daha geniş bir insan topluluğu adına  hareket etmesini sağlayan bir ilişki biçimidir. (Heywood, 2015) Adil ve rekabete dayalı olduğu zaman seçimler, taleplerin halktan hükümete aktarılmasını sağlayan bir araç işlevi görür.</p>
<p>17.yüzyılda  İngiliz iç savaşı ile başlayan daha sonrasında 20.yüzyılın  ortalarına kadar devam eden global demokratikleşme hamlelerinin temelindeki sorun  temsiliyet sorunuydu. Tarihimizdeki temsiliyet tartışmaları ise Tanzimat dönemine kadar uzanmaktadır. Tanzimat fermanının ilânı, 1. Meşrutiyet ve 2. Meşrutiyetin ilânı, Meclis-i Umumiye’nin açılışı, TBMM&#8217;nin açılışı ve Cumhuriyet rejimine geçiş bu tarihi sürecin içindeki önemli gelişmelerdir. Nihaî olarak Cumhuriyet&#8217;e geçilmesi ile birlikte temsiliyet tartışmaları zirveye ulaşmış, örneğin tanzimattan beri tartışılagelen kadınların seçme ve seçilme hakları verilmiştir. Daha sonrasında çok partili sisteme geçilmiş ve temsiliyet güçlenmiştir.</p>
<p>Toplumun ne kadar farklı kesimi ülkenin meclisinde temsil edilebiliyorsa ülkenin demokrasisi temsiliyet gücü bakımından o kadar gelişmiş demektir. Seçilme yaşının 18&#8217;e düşürülmesi ve milletvekili sayısının artan nüfus sebebiyle 550&#8217;den 600&#8217;e çıkarılması halkın temsiliyet gücünü artıracaktır.</p>
<p>Fakat, bu noktada Türkiye&#8217;deki seçim sisteminde bulunan, temsiliyetin önündeki en önemli engellerden biri karşımıza çıkmaktadır. Bu engel mevcut seçim sisteminin kendisidir. Türkiye&#8217;de insanlar adaylara değil partilere hatta sadece parti liderlerine oy veriyor. Vatandaşların çoğu, oy verdikleri partilerin aday listesinden bile bihaber olabiliyor. Ayrıca milletvekillerinin adaylık süreçlerinde dönen eş-dost ilişkileri temsiliyet açısından sistemin eksilerinden. Bunun önüne geçilmesi, millet iradesinin gerçek manada meclise yansıtılabilmesi için seçim sisteminin de değiştirilmesi, dar bölge ya da daraltışmış bölge seçim sistemlerinin tartışılması, uygulanması gerekmektedir.</p>
<ul>
<li><strong>Seçimlerin tarihi aralıkları</strong></li>
</ul>
<p><strong><em>Değişiklik : Yürütmenin başı olan başkan ve yasama kurumu TBMM üyelerinin seçimlerinin eş zamanlı olarak 5 yılda bir yapılması kararlaştırıldı. </em></strong></p>
<p>Başkanlık sistemlerinde, başkanlık seçimleri ile yasama organının temsilcilerinin seçiminde 3 farklı yol vardır.</p>
<p>-Eş zamanlı</p>
<p>-Kısmen eş zamanlı</p>
<p>-Eş zamanlı olmayan</p>
<p>Eş zamanlı modellerde başkanlık seçimleri ve yasama erkinin seçimleri aynı anda yapılırken kısmen eş zamanlı modellerde başkanın görevi esnasında ara seçimler yapılmaktadır.  Bu ara seçimler ile yasama organının bir kısmında yenilenme gerçekleşmektedir. Örneğin başkanın 4 yıl süreyle görev yaptığı Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde senatonun tamamı, temsilciler meclisinin ise üçte biri 2 yılda bir yapılan ara seçimlerle değişmektedir.  Eş zamanlı olmayan modelde ise başkanlık seçimleri ile yasama erkinin seçimleri farklı tarihlerde gerçekleşmektedir.</p>
<p>Seçimlerin zamanlamasının başkanın yasama organındaki çoğunluk desteğine olan etkisini değerlendirirken  farklı yaklaşımlarda bulunulabilir. Bunlardan biri,  başkanlık  ile meclis seçimlerinin aynı anda yapılmasının kuvvetler ayrılığı ilkesi için bir sorun teşkil edeceği görüşüdür. Zira başkanlık seçimleri ile meclis seçimlerinin aynı gün yapılması her seferinde başkanın mecliste çoğunluğu elinde bulundurmasına sebep olabilir. Bu duruma farklı bir açıdan bakmak gerekirse, mecliste başkanın partisinin çoğunlukta olması olası siyasi çatışma durumlarını ortadan kaldırabilir.</p>
<ul>
<li><strong>Gensoru önergesinin ve sözlü sorunun kaldırılması</strong></li>
</ul>
<p><strong><em>Değişiklik: Anayasanın 98. maddesinde yapılan değişiklikte TBMM&#8217;nin yürütmeyi denetleme yetkilerinden olan meclis araştırması, genel görüşme ve meclis soruşturması korunurken &#8220;Soru&#8221; ile denetleme mekanizması yazıya bağlandı ve gensoru önergesi kaldırıldı. </em></strong></p>
<p>Kuvvetler ayrılığı ilkesinin temelinde, erklerin birbirini kontrol etmesi prensibi yatmaktadır. Parlamenter sistemde ve başkanlık sistemlerinde bu kontrol mekanizmaları çeşitli yöntemler aracılığıyla gerçekleşmektedir. Örneğin gensoru önergesi ve güvenoyu, parlamenter sistemin ihtiyaçları doğrultusunda hazırlanmış olan kontrol mekanizmalarıdır. Başkanlık sistemlerinde, başkan direkt olarak halk tarafından seçildiği için güvenoyu ve gensoru önergesi kaldırıldı.</p>
<p>Bu noktada, sözlü sorunun kaldırılma sebebi olarak ülkeyi yönetecek olan yürütme erkinin temsilcilerinin (başkan ve bakanlar) meclis dışından seçilecek olması gösteriliyor. Sözlü soru, yazıya bağlanıyor. Bu değişiklikle birlikte başkan yardımcılarına ve bakanlara yazılı soru önergesi verilebilirken başkana verilemiyor.</p>
<ul>
<li><strong>Cumhurbaşkanı seçilebilme kriterleri </strong></li>
</ul>
<p>Anayasa değişiklik teklifinde, anayasanın 101. ve 102. cumhurbaşkanının adaylık kriterleri ve seçimi usulü düzenlendi.</p>
<p><strong><em>Değişiklik : Cumhurbaşkanının parti başkanı olmasının önü açıldı. </em></strong></p>
<p>Mevcut sistemde Cumhurbaşkanın &#8220;Cumhurbaşkanı seçilenin varsa partisi ile ilişiği kesilir&#8221; maddesi vardı. Yeni düzenleme ile bu madde kaldırıldı ve cumhurbaşkanının partili olmasının önü açıldı. 2007 yılında yaşanan problemlerin ardından Cumhurbaşkanını halkın seçmesine  karar verilmesi ile birlikte 2014 yılındaki ilk seçimden beri  &#8220;Fiili başkanlık&#8221; olarak da adlandırılan süreçte Cumhurbaşkanının partisi ile ilişiğini kesmesinin neredeyse imkansızlaştığı görülmüş oldu.  Fakat bu değişiklik, beraberinde bir takım tartışmaları da getirdi. Yürütmenin başı olan Cumhurbaşkanı, bir partinin de başkanı ya da üyesi olması durumunda yasama erkine de müdahil olmuş anlamına geliyor. Ayrıca, cumhurbaşkanının atayacağı partinin il başkanları ile ilin üst düzey yöneticileri arasında ikilik çıkma ihtimali de bu sistemde artıyor. Bunun önüne geçilmesi için yerel yönetimlerin yeniden yapılandırılması şart. Başkanlık sisteminin olduğu ülkelerin çoğunda halk, kendi valisini, kendi yöneticisini seçiyor. Bir şehirde bir vali, bir Cumhurbaşkanının partisinin il başkanı, bir de belediye başkanı olduğu zaman, bu durum çeşitli sorunlara gebe olabilir. Fakat tüm bu ihtimaller, anayasa değişikliğinin ardından yapılacak düzenlemeler ile çözülebilir.</p>
<p><strong><em>Değişiklik : Cumhurbaşkanı seçilebilmek için geçerli olan kırk yaşını aşmış, yükseköğrenimini yapmış milletvekili yeterliliğine sahip Türk vatandaşı olma kriteri korundu.</em></strong></p>
<p><strong><em>Değişiklik :  En son seçimde %5 ve üzerinde oy alan partilerin ve en az 100.000 vatandaşın imzası ile cumhurbaşkanı adayı gösterilebileceği kuralı getirildi.</em></strong></p>
<p>Anayasada yapılması öngörülen değişiklikler içerisinde önemli olan fakat pek ön plana çıkmayan maddelerden biri, cumhurbaşkanı adayı gösterebilme şartları. Yeni sistemle birlikte küçük partiler ya da ön plana çıkan isimler cumhurbaşkanı adayı olabilir. Bu, sadece meclisteki vekillerin cumhurbaşkanı adayı gösterebildiği mevcut sistemle karşılaştırıldığı zaman  demokratikleşme açısından büyük bir kazanım.</p>
<p><strong>Sonuç : </strong>16 Nisan&#8217;da hükümet sisteminin oylanacağı bir referandum gerçekleşecek. Anayasa değişiklikleri, demokrasinin tabii olaylarındandır. 2007 yılından başlayan süreci takriben ve özellikle 2014&#8217;te Cumhurbaşkanı Erdoğan&#8217;ın halkın oyları ile seçilmesinden beri Türkiye&#8217;nin mevcut bir hükümet sistemi olduğunu söylemek çok zor. Halkın seçtiği Cumhurbaşkanı ve halkın seçtiği başbakan aynı yetkileri bölüşmek durumunda. Bu ise yürütme erkinde ikilik çıkartırken,yasama ve yürütme erklerinin kendi asli işlerini yapabilmesini de kısmi olarak engelliyor. (Bu potansiyeli taşıyor) Bu bakımdan sistem değişikliği, daha doğrusu olmayan sistemin yerine bir sistem getirmek şart. Bu 16 Nisan&#8217;daki oylama ile mi olur yoksa daha sonrasına mı kalır bilemem.</p>
<p>Ben kendi yaptığım okumalar,  araştırmalar ve çalışmalar sonucunda Atilla Yayla hocanın dediği gibi &#8220;Yetmez ama evet&#8221; demenin ülkenin ve ülke demokrasisinin daha hayrına olacağı kanısındayım. Elbette önerilen sistemin eleştirilecek bir çok noktası var. Getirilen sistem mükemmel değil. Fakat yeniliğin başka yeniliklerin ve reformların önünü açacağına her zaman inanmış biri olarak, bu sistem değişikliği ile birlikte seçim sistemindeki problemlerden yerel yönetimlerin ademi merkeziyetçileştirilmesine kadar bir çok yeniliğin tartışılmaya başlayacağını düşünüyorum.</p>
<p>Unutulmamalıdır ki liberaller siyasi ve sosyal olarak devrimci değil, evrimcidir. Toplumların bir gecede, tepeden inme bir şekilde muhteşem bir demokrasiye ya da özgürlükler ortamına kavuşabileceğine ihtimal vermez. Bu ihtimal dahilinde olsa bile bunun insanlar için yararlı olmayacağını söyler. Her toplum, kendi sosyolojik gerçekliği doğrultusunda bir sosyo-siyasal evrim süreci  yaşar. Türkiye&#8217;nin içinde bulunduğu durumu da ben böyle görmekle birlikte, bu değişimin kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Ve yine unutulmamalıdır ki, liberalizm diğer ideolojiler gibi katı/kapalı bir ideoloji değildir. Farklı görüş ve yorumlara açıktır. Referandumda bütün liberallerden ortak ve tek bir tutum beklenemez. Kendisini liberal olarak gören her birey, değişiklik maddelerini farklı açılardan ele alarak farklı kararlar verebilir.</p>
<p>16 Nisan&#8217;da evet çıkması halinde yerel yönetimler, seçim sistemi, siyasi partiler kanunu, seçim barajı gibi yeni sistemin temel direklerini oluşturacak konuları tartışmaya başlayacağız. Hayır çıkması durumunda ise önümüzde bir alternatif olmadığı için, yeniden mevcut sistemsizlik sorununun nasıl çözülebileceği üzerine kafa yoracağız.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/anayasa-degisikligine-dair-kisisel-bir-analiz/">Anayasa değişikliğine dair kişisel bir analiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı hanedanından bir liberal aydın: Prens Sabahaddin Bey</title>
		<link>https://hurfikirler.com/osmanli-hanedanindan-bir-liberal-aydin-prens-sabahaddin-bey/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Ali Aykol]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Mar 2017 10:51:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/osmanli-hanedanindan-bir-liberal-aydin-prens-sabahaddin-bey/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prens Sabahaddin Bey, II. Abdulhamit’in kız kardeşi Seniha Sultan’ın oğlu, Sultan Abdulmecit’in torunudur. Birçok kaynağa göre sosyoloji alanında çalışmalar yapan ilk Türk isimlerden biri olarak kabul edilen Sabahaddin Bey, Osmanlı-Türk toplum yapısına dair çok önemli tespit ve gözlemlerde bulunmuştur. Siyasî ve iktisadî alanda Osmanlı’nın kurtuluşu için liberal tezlere dayanan çözüm önerileri ortaya koymuştur. Fransız İhtilâli’nin [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/osmanli-hanedanindan-bir-liberal-aydin-prens-sabahaddin-bey/">Osmanlı hanedanından bir liberal aydın: Prens Sabahaddin Bey</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Prens Sabahaddin Bey, II. Abdulhamit’in kız kardeşi Seniha Sultan’ın oğlu, Sultan Abdulmecit’in torunudur. Birçok kaynağa göre sosyoloji alanında çalışmalar yapan ilk Türk isimlerden biri olarak kabul edilen Sabahaddin Bey, Osmanlı-Türk toplum yapısına dair çok önemli tespit ve gözlemlerde bulunmuştur. Siyasî ve iktisadî alanda Osmanlı’nın kurtuluşu için liberal tezlere dayanan çözüm önerileri ortaya koymuştur.</p>
<p>Fransız İhtilâli’nin ardından toplumsal yapıdaki problemler farklı meslek gruplarındaki aydınları bu sorunları çözmeye itmiştir. Bu süreç içerisinde sosyoloji (toplumbilimi) adında bir bilim dalı ortaya çıkmış, A. Comte ve Le Play bu ‘yeni’ bilim dalının gelişmesinde iki farklı akıma öncülük etmişlerdir.</p>
<p>Le Play, toplumbilimine gözlem tekniğini ilk olarak getiren ve uygulayan kişidir. Le Play, araştırma birimi olarak aileyi kabul etmiş, ailenin toplumu temsil eden bir prototip olduğunu iddia etmiştir.</p>
<p>Prens Sabahaddin’in Le Play geleneğiyle tanışması, İstibdat Dönemi’nde gittiği Paris’in sokaklarında gezerken karşılaştığı bir kitap aracılığıyla olmuştur. Edmond Demolins’in <em>Anglo-Saksonların Faikiyelerinin  (üstünlüklerinin) Sebebi Nedir</em>? isimli bu kitabını aldığı gece okuyarak bitiren Prens, daha sonra bu yazarın diğer kitaplarını da bulup, okumuştur.  Kitaplarını okuduktan sonra  Demolins ile tanışan ve dostluk kuran Prens Sabahaddin Bey, Science Social /Sosyal bilimler Cemiyeti’ne girmiş ve sosyoloji alanında çalışmalar yapmaya başlamıştır.</p>
<p>Prens, Demolins’in bu görüşlerini okuyup, Le Play okulunu benimsedikten sonra, toplumları kabaca; cemaatçi toplumlar (formations communautaires) ve hususiyetçi/bireyci toplumlar (formations particularistes) olarak ikiye ayıran Sabahaddin Bey, Türk toplum yapısının çok sıkı bir cemaatçi formülasyona sahip olduğunu belirtmiştir.</p>
<p>Prens Sabahaddin, her ne kadar Le Play okulunun takipçilerinden olsa da, toplumun temel yapıtaşının ne olduğu konusunda Le Play’den farklı düşünmüştür. O, Le Play gibi aileyi değil direkt olarak bireyi toplumun en küçük yapıtaşı olarak kabul etmiştir. Prens, bu düşüncesini şu sözüyle ifade etmiştir: <em>“Bir toplumun, bir devletin temelini fertler teşkil eder. Toplumu kuran, ona varlık bütünlüğü ve yaşama gücü kazandıran fert olduğu için, sosyolojinin işe, fertleri ele alarak başlaması gerekir. Fert, toplum için değil; toplum, fert içindir.”</em></p>
<p>Aile yapısından, devlet yapılanmasına kadar Türk toplumunun her kesiminde var olan bu gerçeklik, bireyin ön plana çıkmasını yıllarca engellemiş ve toplumu küçük, kapalı yapılardan oluşan bir bütün haline getirmiştir. Sabahaddin Bey’e göre bu zihniyetin değişmemesi durumunda Osmanlı zamanla güç kaybedecektir ki öyle de olmuştur.</p>
<p>Prens’in eserlerinde ısrarla üzerinde durduğu iki kavram “Adem-i Merkeziyetçilik” ve “Şahsî Teşebbüs”tür.  Ona göre, Osmanlı’nın yıkılma sürecine girmesindeki en temel sebep özel teşebbüse imkân vermeyen iktisat yapısıdır.  Osmanlı ekonomisi katı devletçi bir yapıya sahiptir ve bu toplumun ve bireylerin zenginliğinin önündeki en büyük problemdir. Bireylerin ve toplumların zenginleşemediği, servet oluşturamadığı bir sistemde ise fakirlik ve sefalet baş gösterir. Zaman içinde devletler de bundan payını alır ve güç kaybeder. Sabahaddin Bey, bu sistemin değişmesi, özel teşebbüsün önünün açılması ve yatırımların desteklenmesi gerektiğini söyler.</p>
<p>Yaşadığı dönemdeki diğer aydınlardan farklı olarak, katı merkeziyetçi fikirlere sahip olmayan, adem-i merkeziyetçiliği savunan Prens’e göre bireyler kendi ilgilerine göre eğitim görmeli (bu eğitim sadece okulda değil hayatın her anında olmalı), girişimde bulunmaktan kaçınmamalı ve piyasaya dahil olmasının önündeki engeller kaldırılmalıdır. Prens,  özel ve bireyci eğitimin önemini <em>“Devletin idare biçiminin değiştirilmesiyle, yenileşme ve reform olmaz. Reform, ancak fert hayatının gelişimini durduran, özel teşebbüsü önleyen kurumların değiştirilmesi, yenilerinin kurulmasıyla olur. Türkiye’de yapılması gereken en önemli yenilik, eğitim ve öğretim düzeninde olmalıdır.”</em> sözüyle açıklamıştır.</p>
<p>2. Meşrutiyet’in ilan edilmesinin ardından, liberal fikirleri uygulayabilmek amacıyla Osmanlı Ahrar Fırkası’nı kurarak seçime girmiş, fakat o yıllarda, özellikle milliyetçi söylemlerin popülaritesi ve askeriye içerisindeki yapılanması sayesinde söz sahibi olan İttihat ve Terakki Partisi seçimlerde ezici bir üstünlük sağlayarak iktidarı ele geçirmiştir. Bu yıla kadar Osmanlıyı yönetenleri ve hanedanlık sistemini sıkça eleştiren Sabahaddin Bey, bu olaydan sonra İttihat ve Terakki Partisini de ağır şekilde eleştirmiştir. Prense göre, İttihat ve Terakki Cemiyeti, Osmanlı’nın hali hazırda kötü olan durumunu daha kötü hale getirmiş ve çöküşü hızlandırmıştır.</p>
<p>O yıllarda İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni  destekleyen  aydınlar, merkeziyetçiliğin artmasına, totalitarizmin yükselmesine sebep olmuşlardır.  Farklılıklar yok sayılmış, bireylerin ekonomik özgürlüğü sağlanmamış, sonuç olarak da 600 yıllık bir imparatorluğun çöküşü kaçınılmaz hale getirilmiştir.</p>
<p>İttihatçı zihniyetin 100 yıldır egemen olduğu ülkemizde, Prens Sabahaddin Bey’in kurtuluş reçetesi; görüşleri ve analizleri hâlâ faydalanılabilecek  bir yol haritası olarak önümüzde duruyor.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/osmanli-hanedanindan-bir-liberal-aydin-prens-sabahaddin-bey/">Osmanlı hanedanından bir liberal aydın: Prens Sabahaddin Bey</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tek tip müfredata yama yapmakla, eğitim sistemi düzelmez</title>
		<link>https://hurfikirler.com/tek-tip-mufredata-yama-yapmakla-egitim-sistemi-duzelmez/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Ali Aykol]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2017 05:18:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/tek-tip-mufredata-yama-yapmakla-egitim-sistemi-duzelmez/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Milli Eğitim Bakanlığı, geçtiğimiz günlerde farklı alanlardaki uzmanların çalışmaları sonucunda oluşturulan müfredat taslaklarını, uygulamaya koymadan önce paydaşlarının ve kamuoyunun görüş, öneri ve katkılarına açtı. MEB tarafından &#8220;askı süreci&#8221; olarak tanımlanan bu süreçte kamuoyundan gelen eleştiriler ve katkılar ışığında müfredatın son hali belirlenecek.  Üzerinde uzlaşılan müfredat Eylül ayından itibaren 1., 5. ve 9. sınıflarda direkt, diğer [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/tek-tip-mufredata-yama-yapmakla-egitim-sistemi-duzelmez/">Tek tip müfredata yama yapmakla, eğitim sistemi düzelmez</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Milli Eğitim Bakanlığı, geçtiğimiz günlerde farklı alanlardaki uzmanların çalışmaları sonucunda oluşturulan müfredat taslaklarını, uygulamaya koymadan önce paydaşlarının ve kamuoyunun görüş, öneri ve katkılarına açtı. MEB tarafından &#8220;askı süreci&#8221; olarak tanımlanan bu süreçte kamuoyundan gelen eleştiriler ve katkılar ışığında müfredatın son hali belirlenecek.  Üzerinde uzlaşılan müfredat Eylül ayından itibaren 1., 5. ve 9. sınıflarda direkt, diğer sınıflarda kademeli şekilde uygulamaya sokulacak. Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz&#8217;ın açıklamalarına göre,  yeni müfredatla birlikte derslerin içeriği hafifletilecek,  sadeleştirilecek ve ders sayılarında azalma olacak.</p>
<p>Milli Eğitim Bakanlığı&#8217;nın, müfredatı internet üzerinden tartışmaya açmasını, gelen öneriler ve uzman kadroların çalışmaları sonucunda bir taslak müfredatın oluşturulmasını,  bu müfredatın yine internet üzerinden paydaşların, öğrencilerin ve velilerin katkılarına sunulmasını son derece önemsiyorum.  Milli Eğitim Bakanlığı açısından bunu tarihî bir adım ve tarihî bir değişim sinyali olarak görüyorum. Müfredat işinin sadece bürokratlara bırakılmamasını takdir ediyorum. Askı sürecinde bulunan müfredat taslağı ile ilgili tartışmalara bu yazıda girmeyeceğim fakat müfredat taslaklarını okumuş, incelemiş biri olarak şunu söylemem gerekiyor ki medyada oluşturulmaya çalışılan olumsuz algıya ve kara propagandaya rağmen müfredatta yapılması öngörülen değişikliklerin birçoğu takdiri hak ediyor.</p>
<p>Fakat&#8230; Daha önce de yazdım<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a>, problemin teşhisinde hata yaptığımız için çözümü yanlış yerde ve yanlış şekilde arıyoruz. İlk önce eğitim sistemindeki hastalık doğru teşhis edilmeli ki, reçetede yazacak olan ilaçların faydası görülebilsin. Türkiye&#8217;deki eğitim sisteminin en temel sorunu, en hayatî problemi 1924 yılında kabul edilen Tevhid-i Tedrisat kanundan günümüze kadar gelen tek tip müfredat uygulamasıdır. 2017 yılında olmamıza rağmen Türkiye&#8217;de 783 bin kilometre karelik alanda, 20 milyona yakın öğrenciye aynı (tek tip müfredat) ile eğitim verilmeye çalışılıyor.  Öğretmenler, Milli Eğitim Bakanlığı&#8217;ndan onlara gönderilen müfredatlardaki konuları, yıllık programda yazan tarihler içinde -öğrencinin konuyu anlayıp anlamamasına, pekiştirip pekiştirmemesine bakmaksızın-  bitirmek zorundalar. Öğrencilerin kapasitesi ve seviyesi bu durumda gözden kaçırılıyor.</p>
<p>Türkiye&#8217;de insanlar şu andaki müfredatın ve eğitim sisteminin sorunları olduğunu kabul ediyorlar. Fakat ütopik bir şekilde, Dünya üzerinde muhteşem bir eğitim sistemi ve kusursuz bir müfredatın varlığına inanıyorlar.  Bizim henüz onu bulup ülkemize getirip uygulayamadığımızdan dem vuruyorlar. Bunu da yapabilecek tek kurum olarak, elbette ki, eğitimde tek söz sahibi olan kadiri mutlak devleti görüyorlar. Oysaki somut durum böyle değil. Dünya üzerinde kusursuz bir müfredat ya da muhteşem bir eğitim sistemi yok. Tam da Ahmet Sağırlı&#8217;nın geçenlerde Türkiye Gazetesi&#8217;nde kaleme aldığı bir yazıda dediği gibi<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a>, bu işler bir klasörlük müfredatla olsaydı dünya üzerindeki yüzlerce ülke sıkıntı çekmez, başkalarının müfredatını alır tercüme eder uygular ve çocuklarına okuturdu.</p>
<p>Müfredat değişiklikleri ile ilgili medyaya yansıyan eleştirilerin çoğu, iktidar partisinin eğitim-öğretim müfredatını kendi siyasî ve ideolojik konumuna göre dizayn etmesi ile ilgili.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> Üzgünüm ama bu eleştirileri yapan Kemalist kanadın bu konuda hükümete kızmaya hakkının olduğunu pek düşünmüyorum. Zira 90 yıldır uygulamada olan müfredat da aynı şekilde bir siyasî ve ideolojik duruşun sonucuydu.  Eğitimi hükümetlerin eline verip, bu konuda tek söz sahibi olarak devleti seçen toplumlarda eğitimin bir ideolojik aygıt olarak kullanılması gayet doğal. Durumun doğal olması ise doğru olduğu anlamına gelmiyor elbette. Liberallerin, devletin eğitime aktif müdahalesinden endişe duymalarının temelinde de bu yatıyor.  İktidar partisi, eğitim sistemini /müfredatı kendi ideoloji ve siyasî duruşuna göre değiştirmeye çalışmak yerine müfredatlar üzerindeki devlet hâkimiyetini kaldırsa çok daha doğru bir hamle yapmış olur. Çünkü 21. yüzyılda artık toplum mühendisliğine soyunmanın çok bir anlamı yok.</p>
<p>Çözüm müfredatı iyileştirmek, eksikliklerini tespit edip düzeltmeye çalışmak değil. Bunun çözüm olmadığını yaşayarak tecrübe edeceğiz, çünkü yaşanmış tecrübelerden faydalanmamak gibi garip bir yapımız var. Peki çözüm ne? Çözüm basit. Yazılarımda da sık sık kullandığım, altını doldurmaya çalıştığım, artık bir slogan haline gelen &#8220;Eğitimde başarının yolu çoğullaşmadan geçer&#8221; fikri çözüm.</p>
<p>Bütün öğrencilere, okullara ve öğretmenlere tek tip müfredat dayatılması yerine okullara kendi müfredatlarını ve ders programlarını belirleme imkânı verilse, çocuk üzerinde karar alma konusunda birinci dereceden hak sahibi olan aileler de çocuklarını; ilgi ve yetenekleri doğrultusunda bu okullardan herhangi birine gönderebilse işte o zaman eğitimin ne olduğunu anlayabiliriz. Fakat sistem bu haliyle devam ettiği sürece, ufuk çizgisi pek parlak gözükmüyor.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> <a href="http://www.sakaryayenihaber.com/m-egitimde-basarinin-yolu-cogullasmadan-gecer-9603.html" target="_blank" rel="noopener">http://www.sakaryayenihaber.com/m-egitimde-basarinin-yolu-cogullasmadan-gecer-9603.html</a></p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> <a href="http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ahmet-sagirli/595086.aspx" target="_blank" rel="noopener">http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/ahmet-sagirli/595086.aspx</a></p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> <a href="http://www.birgun.net/haber-detay/milli-egitim-de-yeni-mufredat-tartismalari-144063.html" target="_blank" rel="noopener">http://www.birgun.net/haber-detay/milli-egitim-de-yeni-mufredat-tartismalari-144063.html</a></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/tek-tip-mufredata-yama-yapmakla-egitim-sistemi-duzelmez/">Tek tip müfredata yama yapmakla, eğitim sistemi düzelmez</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Terör Saldırıları ve Hedef Şaşırtmalar</title>
		<link>https://hurfikirler.com/teror-saldirilari-ve-hedef-sasirtmalar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Ali Aykol]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Jan 2017 09:49:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/teror-saldirilari-ve-hedef-sasirtmalar/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye, belki de tarihinin en zorlu dönemlerinden geçiyor. Dünya’nın en azılı, en sinsi, en namert terör örgütlerinden PKK, IŞİD ve FETÖ ile aynı anda sahada aktif bir şekilde mücadele eden Türkiye, hâl böyle olunca bu örgütlerin de kaçınılmaz olarak hedef tahtası haline geliyor. Bu nedenle olağanüstü bir sürecin içindeyiz. Devletin yönetimindeki insanlar bile bu süreci [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/teror-saldirilari-ve-hedef-sasirtmalar/">Terör Saldırıları ve Hedef Şaşırtmalar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye, belki de tarihinin en zorlu dönemlerinden geçiyor. Dünya’nın en azılı, en sinsi, en namert terör örgütlerinden PKK, IŞİD ve FETÖ ile aynı anda sahada aktif bir şekilde mücadele eden Türkiye, hâl böyle olunca bu örgütlerin de kaçınılmaz olarak hedef tahtası haline geliyor. Bu nedenle olağanüstü bir sürecin içindeyiz. Devletin yönetimindeki insanlar bile bu süreci “Türkiye&#8217;nin beka mücadelesi” olarak tanımlıyor. İnsanların durumun ne kadar ciddiyetinde olduğuysa tartışmaya açık.</p>
<p>Üç azılı terör örgütü ile mücadele eden Türkiye’nin hedefte olmasının temel sebeplerinden birinin de, Dünya üzerinde değişen güç dengelerine paralel şekilde dış politikada radikal değişikliklere gitmesi olduğu düşünülüyor. Özelikle 15 Temmuz sürecinde batının aldığı tutum ve devamında Fetullah Gülen’in iadesi konusuyla iyice bozulan Türkiye-Amerika ilişkileri biraz da mecburi olarak Türkiye’nin Rusya ile yakınlaşmasına sebep oldu. Bu yakınlaşma ile birlikte Türkiye’ye karşı yapılan operasyonel terör faaliyetlerinin artmasının da bir tesadüf olduğunu düşünmek çok zor.</p>
<p>Son olarak yılbaşı gecesi bir mekâna yapılan terör saldırısında 39 masum insan hayatını kaybetti. Bu olayın ardından bir takım tartışmalar da beraberinde geldi. Özellikle yılbaşı gecesinden bir gün önce camilerde Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından okutulan hutbe çok tartışıldı. Bu hutbenin bu saldırıyı tetiklediği, insanları ötekileştirdiği iddia edildi. Bu olayın yaşam tarzlarına devlet müdahalesinin bir sonucu olduğu söylendi. Ben bu söylemlerin eğer bir art niyet yoksa ‘sağlıksız’ tespitler olduğunu düşünüyorum. Çünkü Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in olaydan dakikalar sonra yaptığı muhteşem açıklamada değindiği gibi terör saldırılarının nerede yapıldığının bir önemi yoktur, terör bütün insanlığı hedef alır.</p>
<p>Diyanet’in Cuma hutbesinde yazanların bu saldırıyı tetiklediğini iddia etmenin hedef şaşırtmaktan başka bir şey olduğunu düşünmüyorum. Muhafazakâr görüşteki birçok Müslüman yılbaşı kutlamaya karşı bir tavır geliştiriyor. Bunun temelinde dini ve kültürel olmak üzere iki temel sebep yatıyor. İnsanlar bir yandan dini sebeplerle, bir yandan kültürel yozlaşma korkusuyla yılbaşı kutlamalarına uzak durabiliyor. Bunca şehit verdiğimiz, büyük acılar yaşadığımız bir senenin sonunda eğlenmenin Müslümanca bir tavır olmadığını belirten bir hutbe elbette ki okunabilir.</p>
<p>Bir kimsenin yılbaşı kutlaması devlet eli ile engellenmediği sürece devletin yaşam tarzına bununla müdahale ettiğini söylemek haksızlık olur. Türkiye’de devletin hayat tarzlarına az ya da çok müdahalesi ya da müdahale girişimi yok mu? Elbette var. Her zaman vardı. Bahsettiğim şey bu değil. Demek istediğim şey bu hutbe ile saldırıyı ilişkilendirmenin haksızlık olacağı.</p>
<p>Belki de bu noktada tartışılması gereken şey Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kuruma sahip olmaya ihtiyaç duyulup duyulmadığı. Diyanet İşleri Başkanlığı kurumuna kanımca ihtiyacımız yok. Hutbelerin tek bir el tarafından tüm Türkiye’ye dağıtılmasına da. İmamların devlet memuru olmasına da. Fakat bu saldırı sonrasında bunu tartışmanın hedef şaşırtma çabasına bir katkı olacağını düşündüğüm için bunu başka bir yazı konusu olarak burada bitiriyorum.</p>
<p>Her terör saldırısından sonra hedef şaşırtma içine giren bir takım insanlar tartışılması gereken, eleştirilmesi gereken konuların ve kişilerin gözden kaçmasına sebep olabiliyor. Böyle dönemlerde doğru cevapları bulmaktan daha önemli bir şey varsa o da doğru soruları sormaktır.</p>
<p>Yapılması gereken öncelikli eleştiri ortada olan güvenlik açığına olmalıdır. Ülkenin başkentinde, en büyük şehrinde ve diğer şehirlerinde tekrar tekrar göz göre göre terör faaliyetleri gerçekleşirken bu ülkenin istihbaratı neden bunları önleyemez ya da neden failler bir an önce bulunup cezalandırılamaz?</p>
<p>Yılbaşı gecesi yapılan hain terör saldırısı tüm ülkeye, milletimize yapılmıştır. Tıpkı diğer terör saldırıları gibi. Terörün dini yoktur. Bu saldırıyı Cuma hutbesine, yaşam tarzına vs. bağlamamak ve ülkemize karşı yapılan operasyonun bir parçası olduğunu görmek gerekir.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/teror-saldirilari-ve-hedef-sasirtmalar/">Terör Saldırıları ve Hedef Şaşırtmalar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
