<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İbrahim Ayyıldız, Hür Fikirler sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hurfikirler.com/author/ibrahimayyildiz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hurfikirler.com</link>
	<description>..: Hür Fikirler :..</description>
	<lastBuildDate>Thu, 27 Mar 2014 20:00:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.2</generator>
	<item>
		<title>Liberalliğe Veda(m)</title>
		<link>https://hurfikirler.com/liberallige-vedam/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İbrahim Ayyıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Mar 2014 20:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/liberallige-vedam/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: Öğrencilik hayatımda teorisiyle tanıştığım ve sonraki yaşantımı baştan sonra değiştireceğini tahmin ettiğim, kimlik hiyerarşimde en başta gelen sıfatlardan biri olan&#160;&#8220;liberal&#8221; kimliği artık benim içim bir şey ifade etmiyor.&#160; Utancım büyük. Salt özgürlük fikri ile özgürlük sağlanabileceğini söylerkenki aptal halimi hatırladıkça çok utanıyorum. Son yapılan ihanetten başka hiç bir şey TC&#8217;de son [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/liberallige-vedam/">Liberalliğe Veda(m)</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="MsoNormal">Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim:</div>
<div class="MsoNormal"></div>
<div class="MsoNormal">Öğrencilik hayatımda teorisiyle tanıştığım ve sonraki yaşantımı baştan sonra değiştireceğini tahmin ettiğim, kimlik hiyerarşimde en başta gelen sıfatlardan biri olan&nbsp;<strong>&#8220;liberal&#8221; kimliği artık benim içim bir şey ifade etmiyor</strong>.&nbsp;</div>
<div class="MsoNormal">
<div class="MsoNormal">Utancım büyük. Salt özgürlük fikri ile özgürlük sağlanabileceğini söylerkenki aptal halimi hatırladıkça çok utanıyorum.</div>
<div class="MsoNormal"></div>
<div class="MsoNormal">Son yapılan ihanetten başka hiç bir şey TC&#8217;de son zamanlardaki özgürlükleri kısıtlayıcı uygulamaların neden demokrasinin bundan sonraki geleceği için elzem olduğunu bu kadar güzel kanıtlayamazdı.</div>
<div class="MsoNormal"></div>
<div class="MsoNormal">Şu soruyu kendinize soruyor musunuz bilmem: Seçilmiş bir lideri diz çöktürmek için hiçbir sınır tanımayanlar bundan sonra bu ülkenin başına geçeceklere icraat mı yaptıracaklar? Ya da tersten soralım. Erdoğan&#8217;dan sonra gelebilecek lider hangi güvence ile cesur adımlar atabilecek? Mesela hangi özgürlükçü adımı atabilecek?</div>
<div class="MsoNormal"></div>
<div class="MsoNormal">Ben bugünkü hayali özgürlük pahasına gelecekte içinde kaybolacağım bir karanlıkta kalmak istemiyorum. Ben devletten ve siyasetten korkuyorum ama siyaset dışı faktörlerde çok daha fazla korkuyorum.</div>
<div class="MsoNormal"></div>
<div class="MsoNormal">Bu yüzden de bu ülkede yaşayan alelade biri olarak özgürlükleri kısıtlayan adımların çok daha fazlasına kendimi hazırladım. Ta ki bu ihanet şebekesi diz çökene kadar.</div>
<div class="MsoNormal"></div>
<div class="MsoNormal">Siyaset bu denli ağır bir kuşatma altındayken ve onun boğulması bırakın özgürlüklerin kısıtlanması tamamen ortadan kaldırılması anlamına gelecekken TC&#8217;deki liberallerin &#8220;özgürlükçülük&#8221; oynamalarını şaşkınlıkla izliyorum.</div>
<div class="MsoNormal"></div>
<div class="MsoNormal">Bir kadın tecavüze uğramak üzere ve can havli ile kenardaki bıçağa uzanmaya çalışıyor. Ve TC&#8217;deki liberal tayfa kadının eline basıyor:</div>
<div class="MsoNormal"></div>
<div class="MsoNormal">&ldquo;Dur! Şiddet kullanma tekeli devlete aittir. O adam hakkında mahkeme karar vermedi. Onu bıçaklayamazsın&#8221;</div>
<div class="MsoNormal"></div>
<div class="MsoNormal">Oysa meşru müdafaayı &#8220;hukuka uygunluk sebebi&#8221; saymayan bir liberal düzen dünyada yok. Ve tüm bu özgürlükleri kısıtlayan yasal düzenlemeler meşru hükümetin bıçağa uzanma hamlesidir. Evet, ironik ama bugün özgürlüğü kısıtlayan uygulamalar demokrasi ve özgürlüğün yeg&acirc;ne gereğidir.</div>
<div class="MsoNormal"></div>
<div class="MsoNormal">Neden artık liberal olmadığımı da böylece ilan etmiş oldum.</div>
<div class="MsoNormal"></div>
<div class="MsoNormal">Zaten artık memurum da. Bir de &#8220;AKP şakşakçısı&#8221; oldum. E artık en büyük hayallerimden biri de partinin beni bir yerlere getirmesi olur herhalde. Siz ithamda bulunmadan ben söylemiş oldum.</div>
<div></div>
</div>
<p><a href="https://hurfikirler.com/liberallige-vedam/">Liberalliğe Veda(m)</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Yarın”ın Türkiye’sinde İtibarlı Olabilmek</title>
		<link>https://hurfikirler.com/yarinin-turkiyesinde-itibarli-olabilmek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İbrahim Ayyıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Jan 2014 20:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/yarinin-turkiyesinde-itibarli-olabilmek/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son dönemlerde Kemalist-ulusalcı cenahın söylem ve jargonunu en çok etkileyen etkenlerden biri darbe soruşturma ve davaları oldu. &#8220;Vatanseverlerin, Türk ordusunun, Atatürkçülerin tasfiye edildiği&#8221; söylemini davalara konu belge ve delillerin &#8220;üretilmiş&#8221; olduğu tezi üzerinden uzun süre işlediler. Zaman ilerleyip de operasyonlar gazetecilere ve basılmamış kitaplara gelince de, çıtayı yükseltip emniyet içinde organize olmuş bir &#8220;imamın ordusu&#8221;ndan [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/yarinin-turkiyesinde-itibarli-olabilmek/">“Yarın”ın Türkiye’sinde İtibarlı Olabilmek</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span>Son dönemlerde Kemalist-ulusalcı cenahın söylem ve jargonunu en çok etkileyen etkenlerden biri darbe soruşturma ve davaları oldu. &ldquo;Vatanseverlerin, Türk ordusunun, Atatürkçülerin tasfiye edildiği&rdquo; söylemini davalara konu belge ve delillerin &ldquo;üretilmiş&rdquo; olduğu tezi üzerinden uzun süre işlediler. Zaman ilerleyip de operasyonlar gazetecilere ve basılmamış kitaplara gelince de, çıtayı yükseltip emniyet içinde organize olmuş bir &ldquo;imamın ordusu&rdquo;ndan ve bir Cemaat olgusundan dem vurmaya başladılar.</span></p>
<p class="MsoNormal">Halk, darbe davalardaki tüm usul hataları ve &ldquo;üretilmiş delil&rdquo; iddialarına rağmen operasyonlara destek verdi. Zira Türk siyasi hayatının en çalkantılı dönemlerinden biri olan 28 Şubat sürecinden 2010&rsquo;lara kadar halkın siyasi temsilcisinin sürekli olarak sivil-asker bürokratik vesayet tarafından kuşatılmış olması ve ardı arkası kesilmeyen tehditlere, komplolara maruz kalması davaların &ldquo;manevi deliller&rdquo;ini halk nezdinde güçlendirmişti. Dolayısıyla da çoğu kimse iddiaları duyunca &ldquo;olmamıştır&rdquo; diyemedi.</p>
<p class="MsoNormal">Darbe davalarına elbette hükümet de destek verdi. Zira 2004&rsquo;lü yıllarda kendilerine gazete manşetleri üzerinden yapılan darbe imaları, kapatma davası, Danıştay baskını, Hrant Dink cinayeti vs. olaylar, darbe soruşturma ve davalarının neden yapıldığı konusundaki algısal/zihinsel altyapıyı hazırladı. Ak Parti hükümetinin ve Erdoğan&rsquo;ın darbe davalarındaki eleştirileri göz ardı etmelerinde bu zihinsel altyapının da katkısı oldu.</p>
<p class="MsoNormal">Tabii bu arada, son 2-3 yıldır Erdoğan&rsquo;ın darbe davalarındaki tavrında söylemsel değişiklikler oldu. Özel yetkili mahkemelerin kaldırılması, Başbuğ&rsquo;u öven açıklamalar vs. bilhassa liberal çevrelerde Ak Parti&rsquo;nin devletleştiği, sisteme entegre olduğu, derin devleti tasfiyeden vazgeçtiği yönünde algılandı. Bu arada Gülen Cemaati Cephesi (GCC) de bu algının oluşmasında yoğun gayret gösterdi. Yusuf Gezgin, Yavuz Derinsoy gibi müstear isimlerle internet sitelerinde yazılar yazan GCC mensupları Erdoğan&rsquo;ın bir dönüşüm geçirdiğinden dem vurmaktaydı. Bugün dönüp bakıldığında Erdoğan&rsquo;ın darbe davalarına bakışının neden değiştiği konusu daha da anlaşılır olmaktadır.</p>
<p class="MsoNormal">17 Aralık operasyonlarının bir sonucu da işte bu darbe davaları konusunda oldu. Bilhassa Erdoğan&rsquo;ın &ldquo;yargılamaların yeniden yapılabileceği&rdquo; konusunda istekli tavrı dikkat çekicidir. Burada Erdoğan&rsquo;ın aslında çok daha önceden davalara ilişkin usulsüzlüklerin farkında olduğu yorumu yapılabilir. Belki de Erdoğan derin yapı ile hiçbir zaman uzlaşmamış, aksine derin yapının bizzat kendisi haline gelmekte olan paralel yapıyı görmüş ve tavır değişmişti. Erdoğan&rsquo;ın bugünkü istekliliğini form değiştiren &ldquo;öz&rdquo; derin yapıyı tasfiye etme arzusu ve belki de çok daha önce böyle bir yeniden yargılamayı gündeme almamanın yarattığı vicdan azabının sonucu olarak okumak mümkün.</p>
<p class="MsoNormal">17 Aralık operasyonun Hükümet kanadındaki etkisine baktıktan sonra bir de Kemalist-ulusalcı kanatta meydana gelen etkisine bakmakta fayda var.</p>
<p class="MsoNormal">Gördüğüm kadarıyla ulusalcı çevreler, bir sinema filmi seyredercesine yaşanan gelişmeleri büyük bir keyifle izliyor görünmekte, mücadeleye ilişkin kanaatlerini &ldquo;yolsuzluk iddiaları&rdquo; üzerine şekillendirmekte ve bol &ldquo;ayakkabı kutulu&rdquo; göndermeler yapmaktadırlar. GCC&rsquo;yi Ak Parti&rsquo;den daha tehlikeli bulmakla birlikte içlerinden birinin yanında saf tutmamaya özen göstermekteler. Öte yandan bu kesimin siyasi arenadaki en büyük temsilcisi CHP ise ayyuka çıkan iddialardan da anlaşılacağı üzere, bilhassa İstanbul üzerinden GCC ile ittifak kuruyor görünmektedir.</p>
<p class="MsoNormal">Ancak konuyu bir kez de darbe davaları üzerinden okuyunca ulusalcı/Kemalist çevrelerin tavır alışının darbe davaları üzerinden şekillendirdikleri geçmiş altı-yedi yıl ile büyük bir tezatlık oluşturduğu görülüyor. Zira darbe davalarının yeniden görülmesini gündemine alan kesim Ak Parti iken, bu davaları bizzat yürütmüş görünen kesim GCC&rsquo;ydi ki bu aynı zamanda düne kadar kendi iddialarıydı. Bırakın idealist olmayı, CHP&rsquo;nin realist ve faydacı bir tavırla dahi Ak Parti&rsquo;nin yanında, &ldquo;komplo&rdquo;nun karşısında tavır alması ve darbe davaları konusundan gelişmelere ortak olması son yıllarda yürüttüğü mücadele ile daha tutarlı olabilecekti.</p>
<p class="MsoNormal">Tabii burada Kemal Kılıçdaroğlu&rsquo;nun da bizzat bir kaset operasyonu ile geldiği yönündeki iddiaları da hatırlamak gerekiyor. Bu açıdan Kılıçdaroğlu&rsquo;nun önceliğinin darbe davaları ve TSK mensupları değil, onu oraya getirdiği iddia edilen GCC&rsquo;nin ve yönelimlerinin olması mantıklı görünebilir.</p>
<p class="MsoNormal">Ancak ne olursa olsun, çok büyük sarsıntıların, yeni ittifakların, yakın tarihle bir kez daha, bu sefer bir başka pencereden sorgulamanın gündemde olduğu şu günlerde, her ne kadar hükümete yapılan tutarsızlık eleştirileri bir nebze haklı da olsa, son tahlilde kendini bir ölçüde revize edebilen Ak Parti çevresinin tutarlılık konusundan muhalefete göre daha başarılı çıktığı görülüyor.</p>
<p class="MsoNormal">Evet, darbe davaları sırasında demokrat kesimler ve hükümet çevreleri &ldquo;masumiyet karinesi&rdquo; ve delillerin basına sızdırılmasına çok ses çıkarmadı. Daha çok büyük resme odaklandı. Ancak bu eleştirileri yöneltenlerin bir zamanların mağdurları olduğu halde bugün aynı hataları yapıyor olmaları eleştirilerini de çok anlamlı kılmıyor. Hatta onları tutarsız bir konuma da sürüklüyor. Öte yandan demokrat çevrelerin ve hükümet çevrelerinin hiç değilse darbe davalarının yeniden görülmesi gerektiği yönündeki özeleştirileri, kendilerini revize ediyor oluşları onları ahlaken daha tutarlı bir noktaya taşıyor</p>
<p class="MsoNormal">Sonuç olarak yakın dönem Türk siyasi hayatının yeniden yargılandığı, pozisyonların bir kez daha gözden geçirildiği, türlü ittifakların filizlendiği, yeni bir normalleşme sancısının yaşandığı, Atilla Yayla&rsquo;nın deyimiyle &ldquo;tarihin şahitliğinde herkesin kendi sicilini yazdığı&rdquo; bu günlerde yarının kazananı, kendisini günlük siyasi çekişmelerden ve küçük politik hesaplardan kurtarıp tutarlı ve erdemli bir duruş sergileyenler olacak. Yeni bir dünyanın eşiğinde Yeni Türkiye&rsquo;nin kuruluş sancılarının yaşandığı bu günlerde, &ldquo;yarın&rdquo;ın Türkiye&rsquo;sinde itibarlı olabilmek bugün erdemli olmaktan geçiyor.</p>
<p class="MsoNormal">* <a href="https://twitter.com/inayyildiz">https://twitter.com/inayyildiz</a></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/yarinin-turkiyesinde-itibarli-olabilmek/">“Yarın”ın Türkiye’sinde İtibarlı Olabilmek</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Maklubeden olimpiyatlara bir sınıfsal dönüşümün hikâyesi</title>
		<link>https://hurfikirler.com/maklubeden-olimpiyatlara-bir-sinifsal-donusumun-hikayesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İbrahim Ayyıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Dec 2013 20:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/maklubeden-olimpiyatlara-bir-sinifsal-donusumun-hikayesi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gülen Cemaati Cephesi&#8217;nin aleyhine gördüğü hükümet politikalarına karşı verdiği tepkinin nicelik ve niteliği itibariyle ortaya çıkardığı sonuç, Türkiye&#8217;nin normalleşmesi yolunda yeni bir zorlukla karşı karşıya bulunduğunu gösterir mahiyettedir. Şüphesiz bunu aşmanın önemli bir yolu devletin, başta Kürtler olmak üzere mağdur toplumsal kesimlerle olan bağını güçlendirmesi, toplumun her kesiminden insanın güvenini yeniden kazanması, ülkenin kaynaklarından her [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/maklubeden-olimpiyatlara-bir-sinifsal-donusumun-hikayesi/">Maklubeden olimpiyatlara bir sınıfsal dönüşümün hikâyesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Gülen Cemaati Cephesi&#8217;nin aleyhine gördüğü hükümet politikalarına karşı verdiği tepkinin nicelik ve niteliği itibariyle ortaya çıkardığı sonuç, Türkiye&#8217;nin normalleşmesi yolunda yeni bir zorlukla karşı karşıya bulunduğunu gösterir mahiyettedir. Şüphesiz bunu aşmanın önemli bir yolu devletin, başta Kürtler olmak üzere mağdur toplumsal kesimlerle olan bağını güçlendirmesi, toplumun her kesiminden insanın güvenini yeniden kazanması, ülkenin kaynaklarından her türlü sosyal grubun istifade etme olanaklarının geliştirilmesidir.</span></p>
<p>Ak Parti hükümeti ile Gülen Cemaati (GC) ile arasında son zamanlarda iyiden iyiye açığa çıkan gerilimin kavgaya dönmesiyle, GC&#8217;nin, Ak Parti hükümetine karşı alışılmışın dışında, sert bir jargonla ve büyük bir özgüvenle, oldukça saldırgan ve hakir görücü bir eda ile davranmasına neyin sebep olduğu sorusu sorulmaya başlandı. Zira GC, normal şartlarda muktedirlerle kurduğu ilişki son derece yumuşak olan, genel olarak her konjonktüre kolaylıkla uyum sağlayabilen, bir yanağına vurunca ötekini çeviren bir üsluba sahipti ve Ak Parti iktidarına gösterdiği bu tepkiyi aynı sosyal sınıftan gelmediği, aynı dünya görüşünü paylaşmadığı, onu bitirmek için tüm enerjisini seferber etmiş ulusalcı/Kemalist cenaha dahi vermemişti.</p>
<p>Kanaatimce GC&#8217;nin genel olarak iktidarlarla/muktedirlerle, özel olarak da Ak Parti iktidarı ile olan ilişkisine yön veren üç faktör bulunmaktadır. Bunlardan birincisi &#8216;tehdit algısı&#8217;dır. Örneğin 28 Şubat sürecinde, Refah-yol hükümetinin düşürülmesine yakın bir zamanda kendisiyle röportaj yapılan Fethullah Gülen hükümetin artık gitmesi gerektiğinden dem vurmaktaydı. İhtimal odur ki, dönemin hükümetine uygulanan çok yönlü şiddetin boyutu GC&#8217;yi dehşete düşürmüş, o da mevcut konumunu/kazanımlarını koruma refleksiyle hareket etmişti. Bu tutumları onları kurtarmaya yetmemiş olacak ki İlerleyen dönemde kendilerine karşı çok şiddetli bir mücadele yürütülmüş ve Gülen ülkeyi terk etmek durumunda kalmıştı. Giderken de muktedirlerin o dönemdeki temsilcisi Ecevit&#8217;e şefaat etmeyi unutmamıştı tabii.</p>
<p><strong>BEKA KAYGISI</strong></p>
<p>Bugün yaşanmakta olan &#8216;kavga&#8217;da GC&#8217;nin karşısında, kendisine son başkaldırıda bulunulduğunda on binlerle ölçülen faili meçhul cinayete imza atmış, beka kaygısına düştüğünde en vahşi yollara dahi başvurabilmiş, bunu yapmasını seçmen oyuna muhtaç olmamasına borçlu olmuş, denetimi mümkün olmayan ve yaptıklarını çok rahat gizleyebilen bir yapı arz eden, darbeci, komitacı, &#8216;mükemmel bir organizasyoncu&#8217; &#8216;devlet iktidarı&#8217; değil, aksine en otoriter davrandığı dönemde dahi alternatiflerine göre en demokrat olabilmeyi başarmış, tarihinde &#8216;komita&#8217; tecrübesi olmayan, en güçlü olduğu dönemde dahi iktidar olup muktedir olamamış, son yıllarda devletin halkına bakışını ciddi manada değiştirebilmiş, devleti nispeten ıslah edebilmiş bir iktidar, sivil bir iktidar var. İşte kanaatimce GC&#8217;nin yukarıda bahsi geçen şaşırtıcı yöntemi seçmesinde etkili olan vakıa bu oldu.</p>
<p>İkinci husus Şamil Tayyar&#8217;ın şecaat arz ederken sirkatini söylediği gibi, GC&#8217;nin AK Parti sayesinde, bilhassa emniyet teşkilatı ve yargıda ciddi bir nüfuz sağlayabilmiş, kendini koruyabileceği enstrümanlara ulaşabilmiş, medyada oldukça çeşitli ve güçlü bir örgütlenmeye giderek algı yönetim araçlarına sahip hale gelebilmiş olmasıdır. Bu iki hususu özetlersek, GC&#8217;nin hem karşısında ilk kez &#8216;sivil&#8217; bir rakip buldu, hem de kendini koruyabileceği enstrümanlara artık sahip.</p>
<p>Geriye hepsinden daha önemli gördüğüm, bu iki hususla neden-sonuç ilişkisi ile bağlı bir üçüncüsü, sınıfsal değişim meselesi kalıyor.Bir yazımda1 Ak Parti hükümeti ile GC arasındaki ilişki için &#8216;belki de ilk kez bir &#8216;pasta&#8217; mücadelesi iki çevre grubu arasında cereyan ediyor&#8217; ifadesini kullanmıştım. Bunu daha iyi kavrayabilmek için Türkiye&#8217;nin toplumsal yapısına, tabakalaşma sistemine ilişkin bir kaç kelam etmek gerekir. Ancak bunu yapmak bu yazının konusunu aşar.</p>
<p><strong>&#8216;MAKLUBE&#8217; VE &#8216;OLİMPİYAT&#8217;</strong></p>
<p>Tabii bu perspektiften bakınca Türkiye&#8217;de demokrasi mücadelesinin aynı zamanda çevre güçlerinin merkeze yürümesinin, ülke kaynaklarından pay talep etmesinin, özetle eşitlik talep etmelerinin de tarihi olduğu söylenebilir. Bana öyle geliyor ki, GC&#8217;nin mücadele yönteminde görülen değişiklik, bir çevre gücü olan bu grubun zaman içinde yaşadığı iktisadi-toplumsal değişim yolu ile daha kapsamlı açıklanabilir. Bunun için iki metafor kullanıyorum. Birisi GC&#8217;nin eski konumunu betimleyen &#8216;maklube&#8217;, diğeri yeni konumu belirleyen &#8216;olimpiyat&#8217;.</p>
<p>Maklube, cemaat evini, mütevazı yer sofralarını, o an yapılmakta olan yemekli etkinliği, adam kazanma çabasındaki naifliği yani taşrayı, yani &#8216;çevre&#8217;yi anlatıyor. Olimpiyat ise büyüyen, güçlenen, belli bir entelektüel birikim sağlayan, devasa bir iktisadi güce kavuşan, yaptığı organizasyonlarla uluslararası bir niteliğe bürünen, büyük büyük ittifakları, dirsek temasları, güçlü ilişkileri olan &#8216;merkez&#8217;i, merkezdeki cemaati anlatıyor.</p>
<p>Son 11 yıllık dönemde GC tarihinde hiç olmadığı kadar güçlendi. Bunda iktidarın hem doğrudan hem de dolaylı katkıları oldu. Bu iki grup sivil-asker bürokratik vesayeti el birliği ile geriletirken, bir yandan da bürokrasiyi yeniden ikmal ediyordu. Ancak ne zaman olduğu net olmayan bir dönemeçten sonra GC kendisini, ihsan edilen pozisyondan çıkarıp bağımsız/rakip bir güç olarak tahayyül etmeye başlamışa benziyor. Örneğin GC Kürt sorununun nasıl çözüleceği konusunda iktidarı ikna etmiş, onun bir takım politikalarına yön vermiş, ancak iktidar bu yöntemleri etkili bulmayıp da başka yöntemleri uygulamaya yönelince de ona karşı 7 Şubat girişiminde bulunmuştu.</p>
<p>Görünen o ki GC, son 11 yıldır hükümetin müsamaha gösterdiği, izin verdiği iktidarı beraber kullanma imk&acirc;nını, kendi güçlenmesine, ülke siyasetindeki etkisini kendi dinamiğine bağlamış görünüyor. Kendisine rağmen bir Kürt sorunu çözüm yöntemini, bir eğitim siyasasını (dershane meselesi) kabullenmemekle kalmıyor, Cephe güçleri ile müdahale etmeye de kalkışıyordu.</p>
<p>Özetle GC, zamanla merkeze yürümeye ve onun alışkanlıklarını edinmeye başladı. Tıpkı merkezin kadim güçleri gibi kendine bir Cephe kuvveti oluşturdu ve tabiri caiz ise Gülen Cemaati Cephesi&#8217;ne dönüştü (GCC). Ardından da bunu hükümete politika yaptırmak ya da bozdurmak amacıyla kullanmaya başladı. GCC, &#8216;ben o eski &#8216;maklube&#8217; değil &#8216;olimpiyat&#8217;ım ve hiç öyle kenarda durup olacakları izlemeye niyetim yok&#8217; ya da Yeşilçam klişesi ile söylersek, &#8216;ben artık o eski kenar mahalle kızı değil, bir hanımefendiyim. Emrimde şoförler, özel kuaförler var. Önemli şahsiyetlerle hemhal olmakta, lüks muhitlerde boy göstermekteyim&#8217; demekte.</p>
<p><strong>SANDIK YOLU</strong></p>
<p>Aslında sıkıntı tüm bu taleplerde ve dönüşümün salt kendisinde değil. GCC, hazır kurulu iktidara, onun rızası dışında gayrimeşru bir yolla ortak olmaya çalışmakta ve tıpkı merkezin kadim güçleri gibi ona karşı bürokratik gücünü kullanmaya çalışmakta. Burada bir parantez açmak gerekiyor. Tabii ki Ak Parti grubuna da &#8216;merkez&#8217;in bazı hastalıkları bulaştı, o da zaman zaman onların dil ve yöntemlerini kullandı. Ama nihayetinde o meşru seçilmiş iktidardı ve bu tip hastalıkları toplum tarafından sandık yolu ile iyileştirilebilir, iyileşmez ise kangren uzuv kesilerek önlenebilirdi. Oysa &#8216;bürokrasi&#8217; için bunun asla mümkün olmadığı tecrübe ile sabit.</p>
<p>Son olarak GCC&#8217;nin &#8216;merkez&#8217; hastalığının neden bu denli rahatsız edici olduğuna da değinmek gerekir. Öncelikle GCC&#8217;nin bu gücü iktidar sayesinde ya da en azından onun yardımları ile edindiği aşik&acirc;rdır. Bu da onun vicdanlarda &#8216;vefasız&#8217; olarak yargılanmasına neden olmaktadır.</p>
<p>İkinci olarak, &#8216;sonradan görme kenar mahalle kızı&#8217; metaforu ile anlatırsak, muhiti ve yaşam tarzı değişen kenar mahalle kızının, geldiği muhitten insanlarla karşılaştığında onlaraa karşı, öteden beri zengin olanlarda farklı olarak, hakir görücü, aşağılayıcı, iğneleyici ve bulunduğu yeni konumun altını çizici bir nefretle davranması gibi, GCC de tıpkı bu &#8216;sonradan görme kenar mahalle kızı&#8217; gibi içinden çıktığı sosyal sınıfa üsten bakar kibirli bir eda ile yaklaşmakta, meşru temsilcisini içselleştirememektedir.</p>
<p><strong>HERKESİN GÜVENİNİ KAZANMAK</strong></p>
<p>Bu yaklaşımın doğal sonucu olarak, bir zamanlar mücadelesini verdikleri tüm o, &#8216;vesayet gerilesin ki sivil siyasetin önü açılsın&#8217; kitabi ifadesin yerini pratikte, &#8216;vesayet gerilesin ki, yeni vesayet ben olayım&#8217; alıyor görünmektedir. O da tıpkı yeni içine girdiği merkez güçlerinin yıllardır yaptığı gibi siyaseti &#8216;güvenilmez bir kurum&#8217; olarak göstermeye, onun hatalı bulduğu politikalarını gayri meşru yollarla engellemeye, onun hakkında kara propaganda yaymaya çalışıyor izlenimi vermektedir.</p>
<p>Sonuç olarak GCC&#8217;nin, aleyhine gördüğü hükümet politikalarına karşı verdiği tepkinin nicelik ve niteliği itibariyle ortaya çıkardığı sonuç, Türkiye&#8217;nin normalleşmesi yolunda yeni bir zorlukla karşı karşıya bulunduğunu gösterir mahiyettedir. Şüphesiz bunu aşmanın önemli bir yolu devletin, başta Kürtler olmak üzere mağdur toplumsal kesimlerle olan bağını güçlendirmesi, toplumun her kesiminden insanın güvenini yeniden kazanması, ülkenin kaynaklarından her türlü sosyal grubun istifade etme olanaklarının geliştirilmesidir. Zira bu tek bir grubun devlet ya da hükümeti anti-demokratik yollarla zorlayabilmesinin psikolojik zeminini zayıflatacak, hükümetlerin cesur atma iradelerini ise güçlendirecektir.</p>
<p><em><strong>1	http://www.hurfikirler.com/yazi3624/bir-ihtimal-daha-var.php</strong></em></p>
<p>Bu yazı <a href="http://yenisafak.com.tr/yorum-haber/maklubeden-olimpiyatlara-bir-sinifsal-donusumun-hik%C3%A2yesi-27.12.2013-597575">Yeni Şafak Gazetesi</a>&#8216;nde yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/maklubeden-olimpiyatlara-bir-sinifsal-donusumun-hikayesi/">Maklubeden olimpiyatlara bir sınıfsal dönüşümün hikâyesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müşterinin kral olmadığı yerler</title>
		<link>https://hurfikirler.com/musterinin-kral-olmadigi-yerler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İbrahim Ayyıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Dec 2013 20:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/musterinin-kral-olmadigi-yerler/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Batum&#8217;dan yakıt aldım dönüyorum. Dönüşte normalin aksine kuyruk biraz uzamış, merak ediyorum ne oluyor diye. Bir amca gümrük memuru ile tartışıyor. Ekstra yakıt almış ceza yazılacak. Epey dil döküyor ama nafile. Sonunda adam isyan ediyor: &#8220;böyle yapıyorsunuz kimse bir daha gelmek istemiyor.&#8221; Fıkra gibi ama değil. Amca sanki bir devlet kurumunda, hem de onun gelip [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/musterinin-kral-olmadigi-yerler/">Müşterinin kral olmadığı yerler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Batum&rsquo;dan yakıt aldım dönüyorum. Dönüşte normalin aksine kuyruk biraz uzamış, merak ediyorum ne oluyor diye. Bir amca gümrük memuru ile tartışıyor. Ekstra yakıt almış ceza yazılacak. Epey dil döküyor ama nafile. Sonunda adam isyan ediyor: &ldquo;böyle yapıyorsunuz kimse bir daha gelmek istemiyor.&rdquo;</p>
<p>Fıkra gibi ama değil. Amca sanki bir devlet kurumunda, hem de onun gelip gelmemesi hiç umurunda olmayan bir yerde değil de özel bir işletmedeymişçesine davranıyor, bir daha gelmemekle tehdit ediyor.</p>
<p>Bir an için hayatımızda çok önemli yer tutan özel işletmelerin devlet kontrolüne girdiğini düşünün. Aydan aya maaşını alan memurlar, kişilik dışı formel ilişkiler, kocaman bir mevzuat vs.</p>
<p>Basit bir olay gibi görünüyor ama önemli. Zira insanın davranış kodlarına/kültürüne ilişkin önemli işaretler veriyor. &ldquo;Kapitalist hegemonya&rdquo; iddiasının aksine, bize nasıl davranacağımızı vaaz edenin piyasa alışkanlıkları/teamülleri/birikimi olduğunu gösteriyor.&nbsp;</p>
<p>Son tahlilde insanı ve tabiatını anlatan onun davranış kodları ve kültürü oluyor. Sonuçta kişi işini piyasa ile görüyor. Eğer tüm üretim devletin uhdesinde toplanmış, tüm iktisadi kurallar devletçe belirlenmişse de rüşvetle görüyor. Su akıyor, yolunu buluyor.</p>
<p><strong>Eyvah tavan fiyat!</strong></p>
<p>Hükümet havayolu piyasasına müdahale ederek tavan fiyatların maksimum 299 TL olacağını açıkladı. Bu haberi duyup da &ldquo;eyvah&rdquo; diyen kaç kişi var bilmiyorum. Ama ben dedim.</p>
<p>Gelelim nedenine. Belki iktisada giriş dersi bilgisi bile yeter.</p>
<p>Madem bu iş &ldquo;karar&rdquo;la oluyor bedava neden olmuyor? Çünkü maliyetleri izin vermiyor. Yani maliyete endeksli bir fiyat politikası tüm sorunlarımızı çözebilir o halde. Çözebilir mi gerçekten?</p>
<p>Mesela THY dünyadaki tüm pazarlarında bu politikaya dönse&hellip; hiç kar etmeden&#8230;</p>
<p>&ldquo;Tamam kar etsin ama bir yere kadar.&rdquo; Nereye kadar pardon?</p>
<p>Eyvah diyorum çünkü bu karar en çok taban fiyatı etkileyecek.</p>
<p>Bir uçağın bir uçuşta elde ettiği gelir tüm biletlerin toplamıyla oluşuyor. Ortalama fiyat ise bunun koltuk sayısına bölümüyle. Eğer eskiden 350 TL&rsquo;ye satılabilen 20 adet koltuk 299 TL&rsquo;ye satılırsa aradaki 51&#215;20=1020 TL kalan tüm koltuklara dağılacak. Belki 70 TL&rsquo;ye bulabildiğimiz bilet 75-80 TL&rsquo;lere çıkacak.</p>
<p>Sonuçta Havayolu şirketi geliri düşürmemeye ya da maliyetleri düşürmeye çalışacak ki bu da çok daha kalitesiz bir hizmet demek olacak. Su akacak yolunu bulacak</p>
<p>Son tahlilde ya 300 TL ve üzeri fiyata bilet almaya razı olanların farkları uçaktaki diğer yolcular tarafından karşılanmış olacak ya da tüm yolcular kalitesiz ve hatta belki daha az güvenlikli bir hizmet alacak.</p>
<p>Sonuç? Piyasaya müdahalenin arzu edilmeyen sonuçları&#8230; Zamanla biletler gelir düzeyi nispeten daha iyi olanlarca satın alınacak, önemli sayıda düşük gelirlinin hayat kalitesi düşecek.&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/musterinin-kral-olmadigi-yerler/">Müşterinin kral olmadığı yerler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Demokrat olun! Bu bir emirdir!</title>
		<link>https://hurfikirler.com/demokrat-olun-bu-bir-emirdir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İbrahim Ayyıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Dec 2013 20:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/demokrat-olun-bu-bir-emirdir/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ukrayna son 2 haftadır karışık. Avrupa Birliği mi Rusya mı tartışmaları ve son olarak hükümetin Rusya tercihi sokakları karıştırdı. Ukrayna Başbakanı &#8220;Darbeye dair tüm işaretler var&#8230;&#8221; derken. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde ABD&#8217;den &#8220;Barışçıl gösterileri darbe girişimi olarak görmüyoruz&#8221; açıklaması geldi. Gösterilerin barışçıl olup olmadığı görüntülerden gayet net anlaşılıyor tabii ama zaten ABD&#8217;nin açıklaması daha çok [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/demokrat-olun-bu-bir-emirdir/">Demokrat olun! Bu bir emirdir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span>Ukrayna son 2 haftadır karışık. Avrupa Birliği mi Rusya mı tartışmaları ve son olarak hükümetin Rusya tercihi sokakları karıştırdı. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Ukrayna Başbakanı &ldquo;Darbeye dair tüm işaretler var&hellip;&rdquo; derken. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde ABD&rsquo;den &ldquo;Barışçıl gösterileri darbe girişimi olarak görmüyoruz&rdquo; açıklaması geldi. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Gösterilerin barışçıl olup olmadığı görüntülerden gayet net anlaşılıyor tabii ama zaten ABD&rsquo;nin açıklaması daha çok Ukrayna&rsquo;nın Rusya tercihinden kaynaklanıyor görünüyor. Zira Mısır&rsquo;daki Rabiatül Adeviyye&rsquo;deki barışcıl gösterilerin kana bulanmasına &ldquo;her iki tarafı da itidalli olması gerektiği&rdquo; yorumu yapan ABD idi. Binlerce kişinin öldüğü olaylara bu açıklamayı yaptıran tabii ki darbe yapılanın İslamcı, darbe yapanın seküler hayat tarzına sahip olması idi.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Ukrayna&rsquo;nın da tıpkı Ermenistan, Kazakistan ve Belarus gibi Rusya ile Gümrük Birliği Antlaşması imzalayacak olması düşülürse resim daha da netleşiyor. Tıpkı Mısır&rsquo;ın İsrail karşıtı, Filistin yanlısı politikaları, Erdoğan&rsquo;ın Mısır ve Suriye politikaları, nükleer anlaşmaları ve Çin&rsquo;den füze sistemi alım projeleri gibi. Öyle görünüyor ki &ldquo;yaşlı kurt ABD rahatsız!&rdquo;</span></p>
<p class="MsoNormal"><strong><span>Tıpkı Gezi gibi</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span>Henüz &ldquo;Gezi Ruhu Ukrayna&rsquo;da&rdquo; manşetleri atılıp Gezi kutsanması yapılmadı ama dozerle polis barikatının aşılarak devlet binasının ele geçirilmeye çalışıldığı gösteriler boyutu ve amacı itibariyle Gezi Kalkışması&rsquo;na benziyor. Zira Gezi eylemcileri de Dolmabahçe&rsquo;deki Başbakanlık Ofisi&rsquo;ni ele geçirmeye ve bu yolla Erdoğan&rsquo;ın prestijini yıkıp, &ldquo;hükümetin kalesi düştü&rdquo; imajı yaratmaya çalışılmıştı.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Yine seçimi kazanmış ve kamu politikasını kendi hedefleri doğrultusunda değiştirmesi meşru olan hükümetin, neden Rusya&rsquo;yı tercih edemeyeceği ve kendi istekleri doğrultusunda AB&rsquo;yi seçmeleri gerektiği &ldquo;zor yoluyla&rdquo; kabul ettirilmeye çalışılması bakımından da Gezi Kalkışması&rsquo;na benziyor. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Ceren Kenar Ukrayna&rsquo;daki gösterilerle ilgili, &ldquo;<em>Ukraynalı göstericiler AB&#8217;ye misyon ve vizyonunun ne olduğunu hatırlatıyor</em>&rdquo; diyor. Oysa Otoriter Rusya&rsquo;dansa demokrat Batı&rsquo;yı istiyor olmak şiddeti meşrulaştırmayacağına göre Rusya&rsquo;yı tercih eden hükümeti &ldquo;dozerlerle&rdquo; yıkmaya çalışıp ona ve temsil ettiği çoğunluğa, &ldquo;<strong>demokrat olun bu bir emirdir</strong>&rdquo; demeye getiren göstericiler, Kenar&rsquo;ın iddiasının aksine aslında tam da hak ettiklerinin Rusya otoriterizmi olduğunu ve Batı&rsquo;nın Ukrayna&rsquo;ya tam da hak ettiği kadar ilgi gösterdiğini ironik bir biçimde de olsa hatırlatmış olmuyor mu?</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal"><span>Ne dersiniz?</span></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/demokrat-olun-bu-bir-emirdir/">Demokrat olun! Bu bir emirdir!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir ihtimal daha var</title>
		<link>https://hurfikirler.com/bir-ihtimal-daha-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İbrahim Ayyıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Nov 2013 20:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/bir-ihtimal-daha-var/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yılan hik&#226;yesi, geri dönüşü olmaksızın bozulan ittifakları, dostlukları anlatmak için sıkça başvurulan hik&#226;yelerden olagelmiştir. Hik&#226;ye, kendisine her buluşmada bir adet altın veren yılanla arkadaşlık kuran bilge bir adamın, hastalanınca altını alamaya oğlunu göndermesini, oğlunun altınların tamamına ulaşmak için yılanı öldürmeye çalışmasını ve nihayetinde kuyruğu kopan yılanın çocuğu öldürmesi konu alır. Bilge adamın arkadaşlığın devam etmesi [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/bir-ihtimal-daha-var/">Bir ihtimal daha var</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Yılan hik&acirc;yesi, geri dönüşü olmaksızın bozulan ittifakları, dostlukları anlatmak için sıkça başvurulan hik&acirc;yelerden olagelmiştir. Hik&acirc;ye, kendisine her buluşmada bir adet altın veren yılanla arkadaşlık kuran bilge bir adamın, hastalanınca altını alamaya oğlunu göndermesini, oğlunun altınların tamamına ulaşmak için yılanı öldürmeye çalışmasını ve nihayetinde kuyruğu kopan yılanın çocuğu öldürmesi konu alır. Bilge adamın arkadaşlığın devam etmesi önerisine yılanın, &ldquo;sende bu kuyruk acısı, bende bu evlat acısı varken biz bir daha arkadaş olamayız&rdquo; şeklindeki ifadesiyle de sona erer.</p>
<p class="MsoNormal">Cumhuriyet tarihini, muhafazak&acirc;r-İslamcı cenahla, ulusalcı-Kemalist cenah, ya da daha ekonomi politik tabiriyle merkez-çevre arasındaki mücadele ile özetlersek, bugün dershane konusunda Ak Parti ile Gülen Cemaati Cephesi (GCC) arasında, artık iyiden iyiye görünür kılınan mücadelenin nispeten yeni olduğu söylenebilir.</p>
<p class="MsoNormal">Mücadelenin neden başladığı bu yazının konusu değil elbette. Zira bunu konu alan oldukça yetkin yazılar yazıldı. Ama mücadeleyi kadim cumhuriyet mücadelesinden ayıran yönleri belirtmekte yarar var.</p>
<p class="MsoNormal">Birincisi, belki de ilk kez bir &ldquo;pasta&rdquo; mücadelesi iki çevre grubu arasında cereyan ediyor. İkincisi, belki ilk kez GCC önceki konjonktürlerde yaptığını yapmayıp, itaat yerine mücadeleyi seçmiş görünüyor. Üçüncüsü, GCC&rsquo;nin çıkarlarına dokunan daha ilk Ak Parti icraatına, 11 yıldır kaybetmedikleri mevzi kalmayan Kemalist-Ulusalcılarla aynı tonda tepki vermesi.</p>
<p class="MsoNormal">Bugün gelinen noktada Ak Parti ile GCC arasında &lsquo;kuyruk kopmuş, evlat ölmüş&rsquo; görünüyor.&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal">Dershane tartışmasının Ak Parti&rsquo;nin oy oranına etkisinin ne olacağı ya da Ak Parti&rsquo;nin yeni bir ittifak arayışında olup olmayacağını bilmek güç. Ama tam bu nokta beni yazımın konusuna getiriyor: Bir ihtimal daha var. O da, GCC&rsquo;yi de kapsayan Sarıgül çevresinde oluşmuş görünen oldukça geniş oluşum düşünüldüğünde zor görünen yeni bir ittifak arayışındansa, &lsquo;kuyruk kopmamış, evlat ölmemiş&rdquo; eski bir dostla, liberallerle yeniden bağ kurmak.</p>
<p class="MsoNormal">Malum yakın zamanda Ak Pati ile liberaller arasında kim kimi kullandı tartışmaları yaşamış, Ak Parti İstanbul il başkanı Aziz Babuşçu, liberalleri Kemalizmi geriletmek amacıyla kullandık, artık onlara ihtiyacımız kalmadı türünden ifadeler kullanmıştı.*</p>
<p class="MsoNormal">&ldquo;Bir parti liberal olmaz, olursa iktidar olmaz&rdquo; anlayışı liberaller arasında yaygın kanaattir. Ancak bu onların kamu politikalarını etkileyemeyeceği anlamına gelmez. Liberaller, tek sermayeleri olan &ldquo;fikir&rdquo;lerini arz talep piyasasında işleme sokarak fikirlerinin uygulanmasını sağlamaya çalışır. Bunun için de yer yer siyasi aktörlerle ittifaklar kurar, onları etkilemeye çalışır. Bu işten tek kazançları herkesin kazancı olan &ldquo;özgürlük&rdquo; nosyonunun yerleşmesi ve hayat bulması olur. Herhangi bir iktisadi toplumsal güçleri olmadığı için de &ldquo;pasta&rdquo; savaşına girip, kazanılmış meşru iktidara, hiç bir çaba sarf etmeden, gayri meşru yollarla ortak olmaya çalışmaz ya da bunu başaramayınca bel altı taktiklere girişmezler.</p>
<p class="MsoNormal">Sonuç olarak &ldquo;öğrenci evi&rdquo; ve &ldquo;dershane&rdquo; konularında liberal ilkeler gereği hükümetle ters düşerler belki ama &ldquo;onlar liberal, biz Müslümansız&rdquo; cahilliği ve sığlığı ile &ldquo;artık vesayet yok, liberallere de ihtiyaç&hellip;&rdquo; pragmatizmi tekrarlanmadıkça Ak Parti&rsquo;nin ilkeli, vicdanlı müttefiki olabilirler. Tabii bunun için önce gönüllerinin alınması gerekir ki, bunun da yolu özgürlükçü ir perspektifin benimseneceğine yönelik işaretler vermek olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal">* konu hakkında&nbsp; detaylı bilgi için: <a href="http://www.hurfikirler.com/yazi3046/saf-liberaller.php">http://www.hurfikirler.com/yazi3046/saf-liberaller.php</a></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/bir-ihtimal-daha-var/">Bir ihtimal daha var</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kutuplaştık hamdolsun</title>
		<link>https://hurfikirler.com/kutuplastik-hamdolsun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İbrahim Ayyıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Sep 2013 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/kutuplastik-hamdolsun/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Siyasi partilerin bir işlevi, toplumdaki siyas&#238; ya da iktisad&#238; talepleri yönetime iletmesidir. İlk bakışta teknik bir konu gibi görünen &#8220;siyasi parti tipleri&#8221;nin de aslında derin toplumsal ve tarih&#238; kutuplaşmaların birer eseri olduğu söylenebilir. Zira geçmişi ve dolayısıyla tarihsel çekişmeleri/kutuplaşmaları nispeten yeni olan ABD&#8217;de siyasi yapı 2 büyük parti üzerinden şekillenirken, Avrupa&#8217;da daha çok parlamenter yapı [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/kutuplastik-hamdolsun/">Kutuplaştık hamdolsun</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Siyasi partilerin bir işlevi, toplumdaki siyas&icirc; ya da iktisad&icirc; talepleri yönetime iletmesidir. İlk bakışta teknik bir konu gibi görünen &ldquo;siyasi parti tipleri&rdquo;nin de aslında derin toplumsal ve tarih&icirc; kutuplaşmaların birer eseri olduğu söylenebilir. Zira geçmişi ve dolayısıyla tarihsel çekişmeleri/kutuplaşmaları nispeten yeni olan ABD&rsquo;de siyasi yapı 2 büyük parti üzerinden şekillenirken, Avrupa&rsquo;da daha çok parlamenter yapı egemen olmuş, siyas&icirc; parti çeşitliliği sisteme ana rengini katmıştır.</p>
<p class="MsoNormal">Öte yandan toplumların ayrıştığı/kutuplaştığı konuların da yekpare olmadığı bilinmektedir. Bu bölünmeyi Marksistler sınıf kavgası, Weber statü, liberaller de birey-kolektivite üzerinden okur ve toplumların buna göre ayrıştığını ve belli çıkar grupları meydana getirdiğini iddia eder.</p>
<p class="MsoNormal">Böylece farklı toplumlarda farklı konular üzerinden ayrışan gruplar, en azından demokratik sistemlerde siyasi partiler yoluyla sesini duyurmaya, bununla da yetinmeyerek, sivil toplumda örgütlenerek lobi-propaganda vs. yollarla, isteklerini iktidar mekanizmasına aktarmaya ya da varlığını sürdürmeye çalışır.</p>
<p class="MsoNormal">Buradan şu sonuca ulaşabiliriz: tarihsel süreç göz önüne alındığında toplumdaki ayrışmalar kaçınılmaz birer vakıadır ve siyas&icirc; partiler ya da dernek/vakıf/sendikalar da bu ayrışmaları/çıkarları bünyesinde toplayan birer araçtır. Siyasetin tanımı yapılırken de &ldquo;uzlaşma&rdquo; ve &ldquo;çatışma&rdquo;dan yola çıkılır ve bu iki kavramı bir arada kullanan tanımlara ulaşılarak, çıkarların vakıa olduğu ve siyasetin varlığının bunları çatışmaya varmadan çözme yöntemi olduğu sonucuna varılır.</p>
<p class="MsoNormal">Hal böyleyken siyasetin salt varlığının bir &ldquo;uzlaşma&rdquo; olduğu da, çağımızın liberal demokratik sisteminde hak ve özgürlüklerin alanının bu siyaset/uzlaşma sonucu belirlendiği de pek&acirc;l&acirc; söylenebilir. Bu durumda hak ve özgürlüklerin sadece siyas&icirc; iktidarca kabul edilmesi gereken bir değer değil, aynı zamanda sonuçlarından bağımsız olarak &ldquo;kullanılması&rdquo;nın tabii olduğu da kabul edilmelidir. Bu konulara döneceğim.</p>
<p class="MsoNormal">Türkiye siyasetinde son yılların en sık kullanılan terimlerinden birkaçı &ldquo;kutuplaşma&rdquo; ve &ldquo;uzlaşma&rdquo; oldu. Zira AK Parti&rsquo;li yıllarda Türkiye&rsquo;nin kutuplaştığı, bunda siyas&icirc; iktidarın politikalarının da etkili olduğu savunulageldi. Yer yer iktidarın &ldquo;gerilim siyasetini sürdürdüğü&rdquo;nden dem vuruldu. Bu gerçekten öyle mi, ya da öyle olsa bile bunun salt &ldquo;kötü&rdquo; olup olmadığı, &ldquo;uzlaşma&rdquo;nın ne olduğu ya da bir siyasi ilke olup olmadığı da tartışmaya değer. Ama bunun sadece son yıllarda olduğu ya da geçmişte olmadıysa neden olmadığının da üzerinde durulması gerekir. Az önce değinildiği gibi toplumdaki ayrışmaların, çıkar mücadeleler birer vakıadır ve tabiidir de. Hal böyleyken neden kutuplaşmadan rahatsızlık duyulmakta?</p>
<p class="MsoNormal">Naçizane Türkiye&rsquo;nin son yıllarda kutuplaştığı görüşünü ben de paylaşıyorum. Ancak geçmişte eğer kutuplaşıl(a)mamışsa, asıl bunun sağlıklı ve tabi&icirc; olmadığı kanısındayım. Bunu daha iyi anlayabilmek için bir an için tek partili yılları, &ldquo;olağan dönem&rdquo; olan askeri darbe yıllarını ve &ldquo;olağanüstü dönem&rdquo; olan sivil yönetimli yılları düşünelim. Tüm bu dönemlerde toplumda var olan çıkar ve talepler ya siyasi yolla yönetime hiç aktarılamadı, ya da eli kolu vesayet kurumlarınca de facto ve de jure bağlanmış olan iktidarlarca siyasete aktarılamadı. Siyaset her an &ldquo;demoklesin kılıcı&rdquo; başında sallanır buldu ve yönetimde kalabilmesi için vesayetle anlaşması gerektiğine hükmetti. Böylece kendine oy veren seçmenlerin isteklerini, &ldquo;aslında hakiki Atatürkçülerin kendileri olduğu&rdquo;nu ispat etmeye çalışarak mahcup bir edayla savunmaya çalıştı. Bu gayri tabii durumun sağlıklı olduğu düşünülebilir mi?</p>
<p class="MsoNormal">İlginç bir şekilde, Türkiye&rsquo;de merkez sağ iktidarlar tüm bu vesayetle uzlaşma çabalarına rağmen sürekli olarak gizli birer ajandaya sahip olmakla suçlandılar. Tıpkı Avrupa&rsquo;ya çalışmak için giden ve çok daha az maaşa çok daha fazla çalışan işçilerden duyulan sınıfsal/iktisadi rahatsızlığın kültürel, din&icirc; ve adl&icirc; konularda yapılan eleştirilerle perdelenmesi gibi Türkiye&rsquo;de de ne zaman mütedeyyin kesimi ilgilendiren konular birer siyasaya dönüşse toplumun kutuplaştığı, diğer kesimin kendisini baskı altında hissedebileceği, bu nedenle de mevcut somut baskıların bir süre daha, &ldquo;Türkiye hazır olana kadar&rdquo; devam etmesi gerektiği, dillendirilerek perdelenmekte, din&icirc;/sınıfsal olana ilişkin antipatiye toplumsal gerekçeler bulunmaya çalışılmaktadır.</p>
<p class="MsoNormal">Yukarıda, özgürlüğün liberal demokrasilerde sadece bir değer olmadığı, aynı zamanda bunun kullanılmasının da tabi&icirc; sayılması gerektiğini belirtmiştim. Bu, Türkiye&rsquo;de son yıllarda AK Parti hükümetinin toplumu kutuplaştırdığı, bu nedenle de mevcut siyasalarını değiştirmesi gerektiği yönündeki eleştiriler düşünüldüğünde önemli bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır. Din&icirc;-siyas&icirc;-ideolojik-kültürel farklılıklar ekseninde çeşitli cemaat, dernek, vakıf, sendika, siyas&icirc; parti altında toplanıp baskı grubu oluşturulamayacak, çıkarlar siyas&icirc; kanallara aktarılamayacak, ya da bunlar birer hak olarak tanınmış olmakla birlikte &ldquo;kullanılmasalar iyi olur&rdquo; denilecekse, hak ve özgürlüklerin &ldquo;salt&rdquo; varlığı bir anlam ifade edecek midir?</p>
<p class="MsoNormal">Yine yukarda toplumsal grupların ve ayrışan çıkarlarının birer vakıa olduğu, sivil toplum örgütlenmelerinin ve bu arada siyas&icirc; partilerin ise bunları aktarmada birer araç olduklarına değinildi. Toplumsal farklılık ve çıkarların siyasete kanalize edilebilmesinin hak olarak kabul edilip bunun kullanılmamasının iyi olacağı söylenecekse bu örgütlere gerek kalır mı?</p>
<p class="MsoNormal">Sivil toplumun gelişmesini olumlayıp/destekleyip bu durumun doğal sonucu olarak, h&acirc;lihazırda var olan kutuplaşmanın kendine bu alanda yer bulmasının &ldquo;zararlı&rdquo; ya da &ldquo;tehlikeli&rdquo; kabul edilmesi apaçık çelişkidir.</p>
<p class="MsoNormal">&ldquo;Kutuplaşma&rdquo; ve &ldquo;uzlaşma&rdquo;nın Gezi olayları sonrasında da sıkça gündeme geldiğine şahit olduk. Ancak bu defa bu kavramları kullananlar sivil-asker bürokrasi ve onun dayandığı toplumsal tabandan ziyade (çünkü bunlar &ldquo;uzlaşma&rdquo;dan çok direk hükümetin/Erdoğan&rsquo;ın istifasını istedi) sol-liberal çevreler oldu. Yani daha 3-4 yıl önce yaşanan Cumhurbaşkanlığı krizi sırasında sivil-asker vesayet ve onun siyasi uzantılarınca dillendirilen, &lsquo;Cumhurbaşkanı&rsquo;nın kim olacağı uzlaşmayla belirlenmeli, AKP tek başına bunu belirleyemez&rsquo; dayatmasına, &lsquo;demokrasilerde uzlaşma siyasi yapı ve hukuki düzenin varlığıdır. Anayasa Cumhurbaşkanının ve onun nasıl seçileceğinin belirlemiştir ve bu h&acirc;lihazırda zaten uzlaşma demektir&rsquo; diyerek karşı çıkanlar Gezi Parkı için, &lsquo;Hükümet bu konuda uzlaşmalı, bunu tek başına belirleyemez&rsquo; demeye başladı. Bu da bize, &ldquo;sivil siyasetin önü açılsın, bürokratik vesayet gerilesin&rdquo; diyen sol-liberallerin aslında siyasete duydukları güvensizliği ve &ldquo;vesayet&rdquo; eleştirilerinin &ldquo;samimiyetsizliğini&rdquo; göstermektedir. Kemalist güruhun, Türkiye&rsquo;nin demokrasiye henüz hazır olmadığı, dolayısıyla da şartlar olgunlaşıncaya kadar bürokratik vesayetin sürmesi gerektiğini, siyasetçilerin sahtek&acirc;r, halkın cahil olduğunu söylemesi gibi sol-liberaller de Gezi olayları sırasındaki, &lsquo;siyasetin halkı (burada gençleri) anlamadığı&rsquo;, &lsquo;Türkiye&rsquo;de henüz &ldquo;uzlaşma&rdquo; kültürünün oluşmadığı&rsquo;, &lsquo;Erdoğan&rsquo;ın buna çok uzak olduğu&rsquo; yönündeki kanaatleriyle kendi &lsquo;vesayet&rsquo; jargonlarını oluşturdular.</p>
<p class="MsoNormal">Son olarak &ldquo;kutuplaşma&rdquo; söylemine karşı verilen tepkilere değinmek gerekir. Zira, toplumun kutuplaşmadığının Türkiye&rsquo;de önemli bir kesim tarafından savunulmak zorunda hissedilmesi oldukça ironiktir. İroniktir zira kutuplaşma demokrasinin doğal çıktısı iken, bunun antidemokratik olduğu savunulabilmekte, kendisine karşı eleştirinin yapıldığı kesim ise kutuplaşmanın, dolayısıyla da aslında bunu sağlayan demokrasinin olmadığını demokrasi adına kanıtlamaya çalışmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal">İngiliz Parlamentosu&rsquo;nun yalnızca kadını erkek, erkeği kadın yapamayacağı, bunun dışında kudretinin yetmeyeceği bir konunun olmadığı söylenir. Aynı İngiltere&rsquo;nin ve anglo-Amerikan dünyanın insan hak ve hürriyetlerini en iyi garanti altına almış ülkeler olması çelişki midir? Bu sorunun yanıtı bu yazının konusunu aşar. Ama Türkiye özelinde, Sivil-asker bürokratik &ldquo;devlet&rdquo; mi, &ldquo;sivil siyaset&rdquo; mi özgürlüklerimizi daha iyi garanti altına alır sorusu daha uzun yıllar sorulmayı hak edecek gibi görünüyor.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/kutuplastik-hamdolsun/">Kutuplaştık hamdolsun</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Silivri yolunda bir “dalga”: “Gezi Ruhu”</title>
		<link>https://hurfikirler.com/silivri-yolunda-bir-dalga-gezi-ruhu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İbrahim Ayyıldız]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Aug 2013 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/silivri-yolunda-bir-dalga-gezi-ruhu/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üstat Hayek, Kölelik Yolu&#8217;nda faşizmin, &#8220;komünizmin bir hayal olduğunun anlaşılmasından sonra varılan safha&#8221; olduğunu söyler. Yine aynı şaheserinde sosyal demokrasinin dahi faşizme giden süreçte ne kadar etkili olabileceğini Almanya özelinde betimler. I. Dünya Savaşı sonrası Almanya&#8217;da yaşanan süreç, diğer totaliter rejimlerde olduğu gibi faşizminde bize bir &#8220;çalkantı dönemi çocuğu&#8221; olduğunu göstermesi bakımından ibret verici idi. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/silivri-yolunda-bir-dalga-gezi-ruhu/">Silivri yolunda bir “dalga”: “Gezi Ruhu”</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Üstat Hayek, <em>Kölelik Yolu</em>&rsquo;nda faşizmin, &ldquo;komünizmin bir hayal olduğunun anlaşılmasından sonra varılan safha&rdquo; olduğunu söyler. Yine aynı şaheserinde sosyal demokrasinin dahi faşizme giden süreçte ne kadar etkili olabileceğini Almanya özelinde betimler. I. Dünya Savaşı sonrası Almanya&rsquo;da yaşanan süreç, diğer totaliter rejimlerde olduğu gibi faşizminde bize bir &ldquo;çalkantı dönemi çocuğu&rdquo; olduğunu göstermesi bakımından ibret verici idi.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Alman yapımı bir film olan <em>Die Welle (Dalga), </em>bunun ille de böyle olmak zorunda olmadığını, sistem olarak olmasa bile zihniyet olarak faşizmin sadece çalkantı dönemlerinde sahne almak zorunda olmadığını gösteren sıra dışı bir film. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Film, her biri bir başka ideolojiyi dönem boyunca işleyecek olan sınıflardan faşizmi anlatacak olanın başına sıra dışı bir muallimin geçmesiyle başlıyor. Muallim talebelere, &ldquo;sizce aynı şeylerin Almanya&rsquo;da yeniden yaşanması mümkün mü?&rdquo; sorusunu yöneltir. &nbsp;Sınıftaki h&acirc;kim kanı, faşizmin &ldquo;kötü&rdquo; bir şey olduğu ve tabii ki de artık böyle bir şeyin yaşanmasının imk&acirc;nsız olduğu yönündedir. Böylece muallim soruyu ve ona verilen bu cevabı test etmeye girişir.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Talebelerden gruba bir isim, sembol, selamlama hareketi, marş, slogan vs. bulmalarını ister. Kısa süre içinde hepsi bulunur. Öğrenciler bu sembolizmin büyüsü altında &ldquo;ödev&rdquo;i sınıf duvarlarının dışında çıkarmaya, önce okula ve daha sonra da şehir çapında duyurmaya girişir. Bunu, grubun kenetlenmesi ve okulun diğer öğrencilerine karşı bir cephe alması takip eder. Zamanla, bilhassa normal şartlarda pek popüler olmayan ve itilip kakılan talebeler kendilerini gruba ve onun birlikteliğine, ülküsüne adar.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Grup bir süre sonra kontrolden çıkmaya ve zapt edilememeye başlayınca Muallim bütün sınıfı spor salonunda toplantıya çağırır. Amacının bir &ldquo;ders&rdquo; vermek olduğunu, tüm bu yaşananlarla dersin başında sorduğu soruyu test etmek istediğini ve onlara bunu göstermek/kanıtlamak istediğini anlatmak ister. Konuşmasının sonuna doğru herkes şaşkınlık içindedir. Başlangıçta bunun bir &ldquo;ödev&rdquo; olduğu unutan, daha doğrusu unutmak isteyen, grubun cazibesi tarafından çepeçevre kuşatılmış olan talebeler &ldquo;ne yani, grup dağılıyor mu, her şey bu kadar mıydı&rdquo; bakışları fırlatır, inanmak istemezler. Kimisi ise fena faka bastığını fark ederek utanır. Tam bu sırada, &ldquo;normal&rdquo; zamanlarda en çok itilip kakılan ve bu grupla bir aidiyet kazanan öğrencilerden biri silahını çekerek Muallime destek için yanında bulunan talebeyi vurur. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Film hem Almanya hem de tüm dünya için devam etmektedir. Dünyanın çeşitli bölgelerinde ne bir askeri darbe olmayacağının, ne de faşizmin çeşitli ülkelerde tekrar yeşeremeyeceğinin bir garantisi yok.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">31 Mayıs 2013&rsquo;de Taksim&rsquo;de de ödev konusu &ldquo;Gezi Ruhu&rdquo; olan bir sınıf kuruldu. Yukarıda anlatılan tüm o sembolizm ve grup aidiyeti, ortak ülkü etrafında kenetlenme her şeyiyle bu sınıfta tekrarlandı. Oluşturulan mitolojiyi kutsamayan, güzellemeler yapmayanlara Yıldıray Oğur&rsquo;un, &ldquo;faşizm susma değil, konuşma mecburiyeti&rdquo;dir şeklinde özetlediği baskı operasyonu yapıldı. Gezi&rsquo;nin nobran ve baskıcı ruhu ancak olaylar durulup, Gezi&rsquo;deki gayri tabii hususlar görüldükten sonra yazılabildi. Tabii her şeyden öte &ldquo;gezi faşizmi&rdquo;, &ldquo;ölmek için daha güzel bir gün olabilir mi&rdquo; twitleriyle oluşturduğu şiddet sarmalıyla kan da akıttı.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Sınıftaki talebelerin kim olduğuna ilişkin geniş bir külliyat var elimizde. Baskın Oran &ldquo;Gezi&rsquo;nin üç halkası&rdquo;ndan; Ferhat Kentel ise çekirdekteki halkanın &ldquo;evindeki perdenin rengine beraber karar veren&rdquo; yeni bir kuşak olduğundan ve bu kuşağın Erdoğan&rsquo;ın nobran diline, onlara ne yapıp yapmayacağına müdahale etmesine karşı çıktığından dem vurdu. Bunun böyle olmadığına ilişkin de çokça yazı yazıldı ve bunun da bir külliyatı oluştu tabii. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Lakin artık bunları konuşmanın da pek fayda etmediği, doktorun, &ldquo;artık ne istersen yiyebilirsin&rdquo; dediği safhadayız. Zira gelinen son noktada &ldquo;sınıf&rdquo;ın hareketi okul duvarlarını aşıp Silivri kapılarına dayanmış görünüyor. Tabii ki oltaya gelen sol-liberaller ve bu arada <em>Neo Taraf &nbsp;</em>&ldquo;Gezi Ruhu bu değil&rdquo; minvalinde bir sürmanşetle, &ldquo;Gezi Ruhu Silivri&rsquo;ye gitmez&rdquo; dedi ama konu bu değil. Konu, bu örnekte vücut bulan ve nasıl doğmuş olursa olsun, Gezi olayları vb. olayların, yani insanların birey olarak değil, kolektivitenin bir parçası olarak var oldukları bu tip organizasyonların varabilecekleri ibret verici sahhadır.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Türkiye&rsquo;nin en önemli davasının son duruşmasında tüm dünyanın &ldquo;takdirini&rdquo; kazan(dırtıl)mış bir hareket boy gösterecek. Evet, AİHM verdiği kararlarla davanın sağlıklı ilerlediğine kanaat gösterdi ve darbeci zihniyetin gazını aldı ama Ergenekon davası konusunda zihni dünden bulanmaya müsait Batı&rsquo;nın Ergenekon algısının artık ne yönde değişebileceğini tahmin etmek güç değil. Bu, tohumları Gezi&rsquo;de atılan bir süreç ve algı yönetimi meselesi ve M. Türköne&rsquo;nin tabiriyle &ldquo;isyan&rdquo;ın ilk adımı Silivri&rsquo;de atılıyor. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal"><span lang="TR">Sonuç olarak Silivri çağrısı bize, &ldquo;bu daha başlangıç&rdquo; sloganlı Gezi Ruhu&rsquo;nun şekillenmesine katkı sunacağı Türkiye&rsquo;nin, &ldquo;evindeki perdenin rengine bile beraber karar veren&rdquo; ve &ldquo;Erdoğan&rsquo;ın nobran dilinden şik&acirc;yetçi&rdquo; olan o meşhur &ldquo;Y kuşağı&rdquo; için daha yaşanabilir bir Türkiye olup olmayacağı konusunda ipucu veriyor. Büyüyen bu &ldquo;dalga&rdquo;, &lsquo;perde rengine karar vereceğimiz bir ev&rsquo; bırakmayacak gibi.</span></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/silivri-yolunda-bir-dalga-gezi-ruhu/">Silivri yolunda bir “dalga”: “Gezi Ruhu”</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
