<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Haldun Barış, Hür Fikirler sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hurfikirler.com/author/haldunbaris/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hurfikirler.com</link>
	<description>..: Hür Fikirler :..</description>
	<lastBuildDate>Mon, 24 Aug 2026 12:36:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.7</generator>
	<item>
		<title>Yeni Anayasa, Toplum 5.0 ve Bazı Öneriler</title>
		<link>https://hurfikirler.com/yeni-anayasa-toplum-5-0-ve-bazi-oneriler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haldun Barış]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2026 11:57:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=209304</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anayasalar bir zihniyet, bir sistem inşasıdır. Aynı zamanda vatandaşın haklarını, toplumun haklarını sisteme karşı bir koruma mekanizmasıdır. Bir öz barındırır, sacayakları vardır. Örneğin Tanör, 1961 Anayasası’nın ruhuna, sacayaklarına dair şu önemli tespitleri yapmaktadır:  “Türkiye 1961 Anayasası’yla kalkınmayı, sosyal adaleti ve demokrasiyi birlikte gerçekleştirmeyi hedeflemişti. Bu aslında zor bir denemeydi. Modelin üzerine oturtulmak istendiği sacayağının her [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/yeni-anayasa-toplum-5-0-ve-bazi-oneriler/">Yeni Anayasa, Toplum 5.0 ve Bazı Öneriler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">Anayasalar bir zihniyet, bir sistem inşasıdır. Aynı zamanda vatandaşın haklarını, toplumun haklarını sisteme karşı bir koruma mekanizmasıdır. Bir öz barındırır, sacayakları vardır.</p>
<p>Örneğin Tanör, 1961 Anayasası’nın ruhuna, sacayaklarına dair şu önemli tespitleri yapmaktadır:</p>
<p style="text-align: left;"><em> “</em>Türkiye 1961 Anayasası’yla kalkınmayı, sosyal adaleti ve demokrasiyi birlikte gerçekleştirmeyi hedeflemişti. Bu aslında zor bir denemeydi. Modelin üzerine oturtulmak istendiği sacayağının her bir bacağı ayrı bir özlemin ifadesiydi; bunları birbirleriyle bağdaştırmak güçtü. Bugünkü gelişmiş Batı demokrasileri bile kalkınmalarını demokrasi ve sosyal eşitlik taleplerini uzun süre baskı altında tutarak ve dış kaynakları sömürerek gerçekleştirmişlerdi. Günümüzün gelişme yolundaki ülkeleri için ise, böyle bir dış kaynak kullanma olanağı yoktu. Büyümenin yolu iç kaynakları alabildiğince seferber edip hızlı bir sermaye birikiminin sağlanmasından geçiyordu. Sosyal adalet, sosyal devlet ve sosyal haklar sistemine bağlı kalmak ise, sermaye birikimini ve büyümeyi yavaşlatıcı bir etken olarak gösterilmekteydi. Özgürlükçü ve çoğulcu bir demokrasinin geniş halk kitlelerine sağlayacağı talep ve hareket serbestliği de, bazılarınca, kalkınma davasını köstekleyen ikinci engeldi. Kısacası, “kalkınma-sosyal adalet- demokrasi” üçgeni, azgelişmiş bir ülkede birbirleriyle uzlaştırılması zor unsurlardan kuruluydu.”  Bülent Tanör, <em>Osmanlı Türk Anayasal Gelişmeleri</em>, YKY, s.376.</p>
<p>Bilindiği üzere ülkemizde bir süredir yeni anayasa çalışmaları dile getirilmektedir. Hatta AK Parti yeni anayasa çalışmalarına ilişkin bir komisyon da kurmuştur ve bu komisyon çalışmalarını sürdürmektedir.</p>
<p>Ülkemizin yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğu açıktır. Değişmesi gereken maddeler vardır, tartışmamız gereken konular vardır. Bu hususlara dair daha evvel yazdığım iki yazıda birtakım hususları tartışmış ve öneriler sunmuştum:</p>
<p><strong><a href="https://hurfikirler.com/yeni-ama-nasil-bir-anayasa/">Yeni Ama Nasıl Bir Anayasa</a>? </strong></p>
<p><strong><a href="https://hurfikirler.com/turkiyede-kurumsallasma-uzerine-dusunceler/">Türkiye’de Kurumsallaşma Üzerine Düşünceler</a> </strong></p>
<p>Ancak yeni anayasada sadece aksaklıklara, değişmesi gereken birtakım maddelere odaklanmakla kalmamalıyız. <strong>Yeni anayasa, aynı zamanda toplum-endüstri 4.0’ı, toplum 5.0’ı, yeni ekonomi ve finans anlayışını, yapay zekânın</strong>, <strong>robotik teknolojilerin, genetik alanındaki gelişmelerin, uzay teknolojilerinin yol açacağı değişiklikleri</strong> <strong>ve çok kutuplu politik düzeni anlayabilmiş, bu hususları da gözetmiş, yeni nesil hakları da tartışmış, alınması gereken tedbirleri de alabilmiş, insan ve insan onuru odaklı bir metin olabilme iddiasını taşımalıdır. </strong></p>
<p>Bu dediklerim teoride kalmasın, biraz somutlaştırmaya çalışayım:</p>
<p>Örneğin toplum-endüstri 4.0 ya da dijital toplum düzeninden bahsettiğimizde aklımıza gelenler şunlardır: Üretim hızlanacak, otomatikleşecek ve makineleşecek. İnsan unsuru azalacak. Pek çok meslek farklılaşacak, bir kısmı yok olacak. Bir kısım yeni meslekler ortaya çıkacak. <strong>Nesnelerin interneti</strong> yaygınlaşacak. <strong>Uzay teknolojileri</strong> hayatımıza girecek, <strong>robotik teknolojiler</strong> daha sıkı şekilde kullanılacak, <strong>yapay genel zekâ </strong>ile birlikte makineler düşünmede çağ atlamış olacak, <strong>sibernetik ve genetik</strong> alanlarında önemli gelişmeler yaşanacak… Toplum 5.0 ise Japonya tarafından geliştirilen ve teknolojik gelişmelerin insan odaklı ilerlemesini hedefleyen bir düzendir. Tüm bu teknolojiler hayatımıza girerken toplum 5.0, &#8220;insana odaklanmayı&#8221; sürdürülebilir refahı, sağlıklı uzun yaşamı, akıllı ve insan odaklı şehirleri, çözülemeyen sorunlara yeni teknolojilerle yaklaşmayı hedeflemekte. Başarabilirlerse oldukça faydalı bir model olacak. Ancak bu hedefleri benimsemeyen, değişim ve dönüşümün farkında olmayan pek çok toplum ve tekno-oligark da mevcut. Nihayetinde teknolojinin çok hızlı ilerlemesinin sonuçları hakkında farklı teoriler, farklı fikirler de var. Çünkü iyi yanları kadar tehdit ettikleri de var. Öte yandan bu akan bir nehir ve teknolojiden uzak durmak mümkün değil ve gerçek şu ki bir değişim ve dönüşüm süreci başladı bile. Yeni bir düzen muhtemelen çok da uzak olmayan bir gelecekte bizlerle olacak.</p>
<p>Şimdi bunun anayasa ile ilgisi nedir diye düşünebilirsiniz elbette. Bunu açıklayacağım. İlk olarak aklımıza şu hususları getirirsek eğer demek istediklerim daha iyi anlaşılabilir:</p>
<p><strong>Yeni düzende insana dair olanı korumak, insanı merkezde tutabilmek önemlidir. Kime karşı? Belki ileride makinelere karşı ama evvelemirde teknolojiyi yönetenlere karşı. </strong></p>
<p>Birkaç örnekle açıklayayım:</p>
<p>Bugün hepimizin kullandığı sosyal medya araçları, web araçları aynı zamanda milyarlarca dolarlık bir ticari ağ. Bunlarla beraber müthiş bir toplumsal mühendislik araçları. Basit bir algoritma ile kitleleri rahatlıkla yönlendirebiliyorlar. Bunun ne kadar tehlikeli olabileceği izahtan varestedir.</p>
<p>Mesela bu teknolojiler istihbaratta kullanılıyor ve adeta silah yerine geçiyor. Palantir’in Filistin’de yaptıkları ortaya çıktı…İran’da kullanılan yapay zeka teknolojileri de korkutucuydu. Sormamız gereken asıl soru ise şu: Bu veriler nerden sağlanıyor?</p>
<p>Yapay zekânın pek çok dil modeli yine öyle. Pek çok muazzam faydasının yanı sıra ürkütücü yanları da var. Hacker yapay zekâlar aslında her şeyi ortaya koyuyor. Dijitaldeki hiçbir şeyin güvende olmayabileceği bir evrenin fragmanını bizlere gösteriyor.</p>
<p>Başka şeyler de var elbette. Bu teknolojiler müthiş derecede su tüketiyorlar. Bildiğimiz tatlı su. Olayın başka bir yönü de bu. Yani çevre.</p>
<p>Uzay teknolojileri de günden güne ilerliyor. Uzay turizmi olayın popüler kısmı, uydular, gözetim sistemleri, özel ilaçlar, tarım teknolojileri vs… Bunların çok da olumlu tarafları var elbette. Yine robotlar da öyle… En basitinden robot süpürgeler yahut mutfaktaki basit aletler dahi müthiş kolaylaştırıyor hayatımızı. Dahası ise muhtemelen çok yakında yaygınlaşacak. İnsansız arabalar, insansız gemiler, yardımcı robotlar vs. Bunlar faydalı elbette. Ancak sorumluluk kısmı başta olmak üzere üzerine düşünmemiz gereken konular var.</p>
<p>Teknolojideki ilerlemenin hem iyi hem de dikkat etmemiz gereken tarafları olduğu açık. Dahası tüm bunlar, hayatımızı, toplumsal düzeni değiştirecek -değiştiriyor- olan gelişmeler.</p>
<p><strong>Dolayısıyla insanı, insana dair olanı korumak şart; refahı ve özgürlüklerimizi sürdürebilmek için</strong>. <strong>Ancak koruyan da bunları bahane ederek tahakküm altına almamalı, yasakları yaygınlaştırmamalı, otoriterleşmemeli</strong>. <strong>İşte bir sistem arayışı burada devreye girmeli. Bunu tartışabilmeliyiz.</strong></p>
<p>Şimdi yukarıda anlattıklarımı biraz daha somutlaştırmak istiyorum ki konunun ne kadar yakınımızda olduğu ve anayasa ile neden ilgili olduğunu anlayabilelim:</p>
<p>Biliyorsunuz, sıkça duyuyoruz, inekler çok su tüketen ve karbon ayak izi yüksek olan hayvanlar. Yukarıda bahsettiğimiz teknolojiler de öyle. Kaynaklar ise sınırlı. Bir noktada sınırlı kaynakların kullanımını tercih etmemiz gerekecek. Yahut zaten sınırlı kaynaklara parayı veren sahip olacak. Bu noktada sormamız gerekiyor: Tercihimiz ne olacak?</p>
<p>Biliyoruz ki inekler lobi yapamaz. Tarım sektörü de yapay etin daha kârlı olduğu düşüncesine kapılabilir; lobi yapmak istemeyebilir.Teknoloji firmaları ise iyi lobi yapabilir, halkı örgütleyebilir, yalan yanlış haberler yayabilir. Yayabilir mi? Yayabilir. Sigara faydalı denmemiş mi eskiden? Zeytinyağı zararlı, margarin faydalı diye reklam filmi oynamamış mı? Her Allah’ın günü yeni bir takviye çıkmıyor mu ortaya? Yarın bir gün dana eti zararlı aslında denir, inekler öcü ilan edilir, yapay et aslında tansiyona, şekere iyi gelmekte diye süslenir. Olabilir mi? Olabilir.</p>
<p>Anayasadan buraya nasıl geldik demeyin: Mevzu et değil, inek de değil. Mevzu anayasanın da ötesinde aslında&#8230; Asimov’un eserlerini, <em>Cesur Yeni Dünya</em>’yı, <em>1984</em>’ü, <em>Fahrenheit 451</em>’i, <em>Eksik Tohum</em>’u okuyanlar, fütürolojiye biraz ilgi duyanlar bana hak verecektir.</p>
<p><strong>Bu konuyu anayasa başlığına sıkıştırmamın ise iki sebebi var:</strong></p>
<p><strong>İlki, bahsettiğim gibi, anayasaların bir sistem, bir ruh inşa ediyor olması. İkincisi ise güzel ülkemizde anayasa hariç her şeyin kolayca ve hızlıca değişebiliyor olması.</strong></p>
<p><strong>Öyleyse anayasa derken asıl tercihlerin tartışıldığını, bir metinden öte bir ruh inşa ettiğimizi anlamamız lazım evvela.</strong> İşte bu nedenle anayasa tartışırken, teknik konuların yanı sıra bu hususları, <strong>4. ve 5. kuşak haklar</strong> tartışmalarını da gözeterek ele almak gerekir.</p>
<p>Şimdi çerçeve şekilde birkaç öneri sunayım:</p>
<p>&#8211; <strong>Tıpkı Japon hükümeti gibi, bizler de değişimi ve dönüşümü anlamalıyız.</strong> Hedeflerimiz olmalı. <strong>Dijitalleşmiş ama özüne yabancılaşmamış bir toplum idealinde olmalıyız</strong>. <strong>Çevreye, doğaya saygılı teknoloji, temiz gıda, iyi tarım, iyi hayvancılık, akıllı, güvenli, insan odaklı ama doğaya saygılı ve iç içe şehirler..</strong>. <strong>İnsan olmanın özüne ve onuruna uygun yaşama dair standartlara ve &#8220;haklara&#8221; yer verebilmeliyiz</strong>. Örneğin temiz gıda, sağlıklı hayvancılık, iyi tarım, akıllı ve doğaya saygılı şehirlerde yaşam haklarımız anayasal olmalı ve bu örneğin anayasamızda olduğu gibi &#8220;sağlıklı ve dengeli çevre&#8221; diye geçiştirilmemeli. <strong> Ayrıca bu hususlara dair esaslı düzenlemeler de bir kurulun inisiyatifine yahut Meclis’teki bir torba yasanın yahut bir belediye meclislerinde üyelerin insafına bırakılmamalı. Çerçeveleri anayasada net ve kapsayıcı bir biçimde çizilmeli.</strong></p>
<p>&#8211; Özgürlüklerimiz artmalı, yeni anayasada. Örneğin haberleşme hürriyetinden internete erişimini de anlamalı yahut düşünce ve kanaat hürriyetinden anonimliğin korunmasını da anlamalıyız. <strong>Bunların yanı sıra iletişim hakkımız ve aynı zamanda mahremiyet hakkımızı da teknooligarklara karşı koruyabilmeliyiz. Gözetim toplumuna karşı tedbirleri tartışmalıyız. Temiz internet, internete erişim, temiz ve özgür iletişim araçları hakkımız olmalı ve bu şekilde değerlendirilmeli. Ayrıca mahremiyet hakkı yalnızca unutulma hakkına sıkıştırılmamalı ve bir hak olarak ele alınmalı. Siber uzayın güvenliği ve vatandaşların siber güvenliği de anayasada koruma altına alınmalı.</strong></p>
<p><strong>&#8211; &#8220;4. ve 5. Kuşak Haklar&#8221; konusunu, (dijital ve veriye dair hakları, biyolojik, genetik hakları, uzaya dair hakları, gelecek nesillere dair haklar-sorumluluklar) anayasa tartışmalarında ele almalıyız. Öncelikle tıpkı Finlandiya&#8217;da olduğu gibi Meclis içerisinde bir &#8220;fütüroloji&#8221; komisyonu kurmalı, geleceğe dair tartışmaları yapmalı, uygun tekniklerden </strong><strong>yararlanarak alternatif senaryolarla geleceğe dair öngörüler ve senaryolar ortaya koyulmalı</strong>, <strong>raporlaştırılmalı sonrasında bu anayasa komisyonu içerisinde bu raporu ele alarak yeni nesil haklar konusu irdelemeliyiz. </strong></p>
<p>&#8211; Belki <strong>anayasal iktisat hususunu</strong> da tartışmak gerekir; yakın zamanda sıkça duyacağımız ve tartışacağımız <strong>vatandaşlık maaşından</strong> evvel. Bu kırılgan sosyolojide, bu değişken siyasette bazı şeyleri sabitlemenin artılarını, eksilerini konuşmak gerekir. Bazı kazanımları da öyle keza… <strong>Savunma sanayiinde yapılan o kadar yatırım, kazanımlar, sürdürülebilir bir şekilde olmalı. Gerekirse anayasada bu hususa, elbette çerçeve bir ifade ile belki bütçeden zorunlu bir pay şeklinde, yer vermeyi düşünmek gerekir. </strong></p>
<p>Bu listeyi uzatmak elbette mümkün. Önceki yazılarımda da öneriler sunmuştum. Hem anayasaya dair, hem kurumsallaşmaya ve sisteme dair, hem seçim kanununa dair. Bu yazıyı daha da uzatmamak adına burada bu çerçeve önerilerle yetineceğim. Çünkü<strong> bu yazıda anayasanın ruhuna, dijital toplum düzeni çerçevesinden bakmak,</strong> <strong>anayasa çalışmalarında yeni nesil haklar penceresini de açabilmek, tartışmak ve sorular sormak istedim. Yukarıda değindiğim birtakım hususların anayasada yer almasının tartışmaya açık olduğunun, anayasanın çerçeve bir metin olması gerektiğinin farkındayım. Ancak bazı ifadeleri eklemenin dahi ciddi fark yaratabileceğine inanıyorum. Öte yandan bu yazıda anayasada bir sistem kurgulamamız gerektiğini anlatmaya çalıştım: İnsan odaklı, insan onurunu üstün tutan, özgürlüklere, kurallara inanmış, insan ve doğa arasında uyumu benimsemiş, teknolojiyi insan için faydalı tutma sorumluluğunda ve vizyonunda olan, teknolojiye dayalı baskıcı, gözetici bir toplum kurgusuna karşı tedbir almış, fıtrata, doğaya aykırı bir düzene karşı önlemleri tartışmış ve benimsemiş bunu yaparken devletin sınırlarını da koruyabilmiş bir sistem&#8230;</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Haldun Barış, Haziran 2026</strong></p>
<p><strong>avbarishaldun@gmail.com</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yararlanılan Kaynaklar</strong></p>
<p>Bülent Tanör, <em>Osmanlı Türk Anayasal Gelişmeleri</em>, YKY, s.376</p>
<p>Society 5.0, <a href="https://www8.cao.go.jp/cstp/english/society5_0/index.html">https://www8.cao.go.jp/cstp/english/society5_0/index.html</a></p>
<p>Mathias Risse, T<em>he Fourth Generation of Human Rights: Epistemic Rights in Digital Lifeworlds</em>, <a href="https://appext.hks.harvard.edu/publications/getFile.aspx?Id=5101">https://appext.hks.harvard.edu/publications/getFile.aspx?Id=5101</a></p>
<p>Anastasiia Mernyk, <em>Fourth generation human rights in the context of health care</em>, <a href="https://www.wiadomoscilekarskie.pl/Fourth-generation-human-rights-in-the-context-of-health-care,216924,0,2.html">https://www.wiadomoscilekarskie.pl/Fourth-generation-human-rights-in-the-context-of-health-care,216924,0,2.html</a></p>
<p>Understanding the Evolution and Generations of Human Rights, <a href="https://superkalam.com/upsc-mains/topics/evolution-three-generations-human-rights">https://superkalam.com/upsc-mains/topics/evolution-three-generations-human-rights</a></p>
<p>Dilek Karabaldır, Toplum 5.0 ve Sosyal Hizmet: Eleştirel Bir Bakış, Mülkiye Dergisi, 48(4), 990-1031., <a href="https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3773372">https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3773372</a></p>
<p>Zübeyde Yaraş, Fikriye Kanatlı Öztürk, Society 5.0 in Human Technology Integration: Digital Transformation in Educational Organizations, <em>International Journal of Progressive Education,</em> Volume 18 Number 1, 2022, https://ijpe.inased.org/files/2/manuscript/manuscript_2944/ijpe-2944-manuscript-141939.pdf</p>
<p>Mehmet Çatlı, Yapay Zekanın Anayasası: Akıllı Anayasa Üzerine,  <em>Adalet Dergisi</em>, <em>70</em>, 369-383. <a href="https://doi.org/10.57083/adaletdergisi.1285766">https://doi.org/10.57083/adaletdergisi.1285766</a></p>
<p>Murat ŞEN, 1961 ve 1982 Anayasalarında Anayasa Değişikliklerinin Yargısal Denetimi, <em>A.Ü. Erzincan Hukuk Fak. Dergisi,</em> Cilt: II Sayı: 1, <a href="https://hukukdergi.ebyu.edu.tr/wp-content/uploads/2015/10/1998_5.pdf">https://hukukdergi.ebyu.edu.tr/wp-content/uploads/2015/10/1998_5.pdf</a>, E.T: 06.03.2026</p>
<p>İmran Gürakan, Yağmur Uzunırmak, <em>Toplum 5.0: Büyük Dönüşüm</em>, <a href="https://www.toplum.org.tr/wp-content/uploads/2025/04/Toplum-5.0-Buyuk-Donusum-22.04.2025.pdf">https://www.toplum.org.tr/wp-content/uploads/2025/04/Toplum-5.0-Buyuk-Donusum-22.04.2025.pdf</a>, Toplum Çalışmaları Enstitüsü.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/yeni-anayasa-toplum-5-0-ve-bazi-oneriler/">Yeni Anayasa, Toplum 5.0 ve Bazı Öneriler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zizek’in “Uyanmak için Çok Geç!” Adlı Eseri Üzerine</title>
		<link>https://hurfikirler.com/zizekin-uyanmak-icin-cok-gec-adli-eseri-uzerine/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haldun Barış]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 07:38:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=209050</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Havari Pavlus kendi zamanını, yaşadığımız döneme çok uygun düşen bir biçimde tanımlamıştı: “Bunu, yaşadığınız zamanın bilincinde olarak yapın. Artık sizin için uykudan uyanma vakti gelmiştir.” (İncil, Yeni Çeviri, 2009, Romalılar 13:11) Fakat son dönemdeki tarihsel deneyimler sanki tam tersini gösteriyor: Uyanmanın doğru bir anı yok. Bizler ya vaktinden evvel korkuya kapılıyor ve etrafımızı boşu boşuna [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/zizekin-uyanmak-icin-cok-gec-adli-eseri-uzerine/">Zizek’in “Uyanmak için Çok Geç!” Adlı Eseri Üzerine</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Havari Pavlus kendi zamanını, yaşadığımız döneme çok uygun düşen bir biçimde tanımlamıştı: “Bunu, yaşadığınız zamanın bilincinde olarak yapın. Artık sizin için uykudan uyanma vakti gelmiştir.” (İncil, Yeni Çeviri, </em>2009, Romalılar 13:11)<em> Fakat son dönemdeki tarihsel deneyimler sanki tam tersini gösteriyor: Uyanmanın doğru bir anı yok. Bizler ya vaktinden evvel korkuya kapılıyor ve etrafımızı boşu boşuna telaşa vermiş gibi görünüyoruz ya da ancak çok geç olduğunda aklımız başımıza geliyor. Eyleme geçmek için hâlâ zaman var düşüncesiyle kendimizi avutuyoruz ve sonra aniden olmadığının farkına varıyoruz. Tekrar soralım: Neden?” </em></p>
<p>Bu cümlelerle giriş yapılan Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın 2024 yılında bastığı Barış Gönülşen tarafından dilimize kazandırılan <strong><em>Uyanmak için Çok Geç; Gelecek yoksa bizi ne bekliyor?</em></strong> adlı eserinde Slavoj Zizek iklim krizinden, Rusya-Ukrayna Savaşı’na kadar geniş bir yelpazede geleceğimiz için kaygılarını ifade ediyor ve küresel bir işbirliğiyle herkesi uyanışa davet ediyor.</p>
<p>Evet, geldiğimiz noktada küresel pek çok tehdit artık hepimiz için aşikâr. Bu yadsınamaz. Hepimiz 3. Dünya Savaşı’nın kapıda olduğunun yahut başladığının farkındayız. Zizek, eserinde 3. Dünya Savaşı fiilen başladı diyor. Bu tehditleri engellemenin yolu olarak ise Zizek, muğlak ve sınırları belirsiz bir “savaş komünizmi” önerisi sunuyor. Zizek, adeta olağanüstü şartlar, kriz yönetimiyle aşılır diyor ve çözüm olarak bir devrim, akabinde devletin daha güçlü bir aktör olarak piyasaya müdahalesini savunuyor.</p>
<p>Zizek’in pek çok tespiti elbette önemli. Fakat çözüm önerilerine -en azından büyük kısmına- katılmam mümkün değil.</p>
<p>Evet, demokrasi, <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Slavoj_%C5%BDi%C5%BEek">Zizek</a> değinmese de bazı ülkelerin tahakkümünde ve aparatı olduğunda kötü bir hal alıyor.  Evet, liberal değerler, pek çok Batı ülkesi ve eliti tarafından ikiyüzlü bir biçimde ve işlerine geldiği gibi kullanılıyor. Tekno oligarklar, neredeyse tekelleşmiş finans ağları ile birlikte bu kötü hal daha da derinleşiyor. Ancak özünde hâlâ uygulanabilir, bulabildiğimiz en iyi sistem bu. Kaldı ki ne dünyadaki kötüye gidişin, ne Trump’ın mevcut çıkışlarının, ne Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısının, ne Gazze Soykırımı’nın, ne ABD-İsrail’in İran’a hukuksuz saldırısının, ne Epstein iğrençliğinin, ne tekno oligarkların yegâne sebebi demokrasi yahut serbest piyasa değil.</p>
<p>Gerçek şu ki bazı ülkeler, bazı küresel elitler her daim sahiplendiği bu değerlerle takiyye yaptı. Bu takiyye Trump ile ihtiyaç duyulmayan bir saçmalık olarak görüldü ve gizli ajandalar hiç olmadığı kadar büyük bir aymazlıkla dile getirildi. Güç, aslında çok da umursanmayan hukuka, tercih edildi. Bu belki basit bir tespit. Çünkü biliyoruz ki Trump’ı ve sistemi de buna iten bir yapı mevcut. Kolaya kaçmak değil, gerçek bu. Epstein ve daha bilmediğimiz pek çok kötülük bunun kanıtı. Her hâlükârda sistemin içine yerleşmiş ve kılcallarına kadar sirayet etmiş bir ur mevcut. Hemen her ülkede. Çoğu zaman küresel oyuncular aracılığıyla&#8230; Ancak bu ur, sunucuları yok etmeyi, değerlere dayalı sistemi yok etmeyi, derhal radikal bir değişiklik yahut Zizek’in önerisiyle devrim yapmayı gerektirmez, bu ur bahsi geçen değerlerin kötü olduğunu da göstermez. Bu değerler farklı din, dil, ırktan insanlar için asgari müştereği ifade edebilir. Belki de ihtiyacımız olan, teşbihte hata olmaz diyerek, yeni ve küresel bir Vestfalya uzlaşısıdır. Bu kez adil, barışı merkeze koyan, güce değil hukuka dayalı bir uzlaşı ve radikal olmayan, akl-ı selim bir geçişle.</p>
<p><strong>Bunun da ilk yolu bu urlu yapının varlığını kabul ederek bu urdan kurtulmak için mücadele etmekten ve mücadele için farkındalık yaratmaktan geçmektedir. </strong>Belki de Zizek’in en anlamlı katkısı budur, evet, çanlar çalıyor! Hepimiz için!</p>
<p>Diğer taraftan Zizek’in şu ifadelerine hak vermemek de elde değildir:</p>
<p><em>“İhtiyacımız çok açık: Erişimi denetleyen (ırkçı ve cinsiyetçi içeriği vb. önleyen) algoritmalara elbette ihtiyacımız var ama bu algoritmalar tümüyle şeffaf, kamuoyunda açıkça tartışılmış ve tamamen erişilebilir olmalı.” s.114 </em></p>
<p>Zizek, bu noktada tekno oligarkların ilişkilerine de değinerek çağımızın önemli bir sorununa daha temas ediyor. Çözüm olarak açık kaynak savunusu da makul geliyor.</p>
<p>Diğer yandan Zizek’in İsrail’in Filistin’de yıllardan beri işlediği suçlara değinmesi de oldukça önemli. Zizek, Batı’da yer bulan pek çok aydının düştüğü tuzağa düşmüyor ve Filistinlilerin haklılığını vurguluyor. Ayrıca İsrail’in içerisinde o dönem olanlara ses çıkaran İsraillilere de seslenerek Filistinlilerle bir koalisyon çağrısında bulunuyor. İşte bu anlamlı.</p>
<p>Gelgelelim, Zizek, tehditleri sıralayıp küresel olarak tehlikedeyiz dedikten sonra çözüm olarak şu ifadeleri kullanıyor:</p>
<p><em>“Almanya’dan ülkem Slovenya’ya kadar Avrupa’nın her yerinde durum benzer. Çevremize yönelik tehditlerden tutalım, yayılmaya yüz tutan savaşlara dek, devam eden, kızışan krizlerle baş etmek için bu kitapta kışkırtıcı bir biçimde “savaş komünizmi” diye adlandırdığım unsurlara ihtiyacımız olacak: Yalnızca olağan piyasa kurallarını değil, aynı zamanda (demokratik onay olmaksızın önlemler alıp yürürlüğe sokmak ve özgürlükleri sınırlandırmak gibi) yerleşik demokrasi kurallarını çiğnemek durumunda kalacak seferberliklere gereksinim duyulacak.” </em></p>
<p>Bu, tam olarak kaçındığımız, uğruna mücadele ettiğimiz özgürlüklere müdahale etmek değil de nedir? Mücadele ettiğimiz şey, hukuksuzluklar, savaşlar, oligarklar, yolsuzluklar, refahsızlık, insana, insanın tabiatına aykırılıksa eğer bununla mücadeleyi, benzer yöntemlerle yürütmek, elde edeceğimiz sonucu değiştirir mi? <strong>Oysa tarih açıktır: Zehirli ağacın meyvesi zehirli olur. </strong></p>
<p>Bir krizle mücadele ederken dahi olağanüstü tedbirler uyguluyorsak derhal normale, hukuka dönmek zorundayız. Dolayısıyla, dünyamız bir tehlikedeyken, özgürlük, hukuk, şeffaflık, düzen adına bir seferberlik ilanı, bir düzensizlik manasına gelmez mi? Buna katılmak mümkün değildir. Ayrıca bu sonuçlarını bildiğimiz, klasik bir kolaycılıktır.</p>
<p>Evet, insanoğlu tehditlerin farkına varmalıdır: <strong>3. Dünya Savaşı kapımızda. Gezegenimizi tüketiyoruz. Bir grup azgın azınlık sapkın zihniyeti ile dünyayı uçuruma sürüklüyor. Post modern insan özüyle, tabiat(ıy)la bağını kaybediyor.</strong></p>
<p><strong>Yapmamız gereken de bellidir: İnsan onuruna dayalı bir sistemi yeniden ancak bu kez takiyyesiz, güce değil hukuka, vicdana, ahlâka dayalı bir şekilde kurgulayabilmek ve bunu dünya çapında bir savaş çıkmadan evvel yapabilmek. </strong></p>
<p>İnsan ile tabiat arasındaki bağı, hakikate ve özümüze uygun şekilde yeniden ele alabilmek.</p>
<p>Sosyal meselelerde dengeyi ve ölçüyü, bugüne kadar kurumsallaşmayan ancak faydaları ortada olan bazı müesseselerle sağlayabilmeyi gündemimize almak.</p>
<p><strong>Evet, küresel olarak insan olabilmenin, insan kalabilmenin, insan onurunun, içimizde içkin ahlâk yasasının, vicdanın, evrensel hukukun, özgürlüğün, tabiata derin bir saygı duyarak tabiatın, gereklerini savunmak zorundayız. Hep birlikte, hep beraber.</strong></p>
<p><strong>Haldun Barış, Nisan 2026</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><em>Kitaptan Birkaç Alıntı</em></strong></p>
<p><em>“Dünya adında bir uzay gemisinin üzerinde yaşadığımız gerçeğini tam anlamıyla kabul ettiğimiz anda acil olarak hayata geçirilmesi gereken görev şu oluyor: Uygarlıkları hakikaten uygarlaştırma görevi, diğer deyişle insan topluluklarının tümü arasında evrensel dayanışma ve işbirliğine geçiş görevi.” s.11</em></p>
<p><em>“Bağlantısızlık, mücadelemizin evrensel olması gerektiği anlamına geliyor. Bu yüzden bedeli ne olursa olsun Rusofobiden kaçınmalıyız ve Rusya’nın içinde Ukrayna’nın işgalini protesto edenlere tam destek vermeliyiz: Onlar enternasyonalizmlerini gösteren gerçek Rus vatanseverleri. Bir vatansever, ülkesini gerçekten seven bir kişi ülkesi yanlış bir şey yaptığında bundan derin bir utanç duyan kişidir. “Doğrusuyla yanlışıyla benim ülkem” demek kadar iğrenç bir şey yoktur.” s. 23</em></p>
<p><em>“Larvatus prodeo “maskeli ilerliyorum.” (Devrimci bir güç, iktidarı aldığında, başlangıçta gerçek yüzünü göstermeyip mevcut sistemi iyileştirmek istediğini iddia etmekle yetinir.  Oysa sözü tersine çevirip söylemek daha uygun değil midir: larvatus redeo? Geri adım atmaya mecbur kaldığımda, uğradığım yenilginin derinliğini örtmek ve onu bir gelişme olarak sunmak amacıyla aldatıcı bir maske takmaktır bu… Fakat ya çıplak yüzün kendisi bir maskeyse?” s. 109</em></p>
<p><em>“İhtiyacımız çok açık: Erişimi denetleyen (ırkçı ve cinsiyetçi içeriği vb. önleyen) algoritmalara elbette ihtiyacımız var ama bu algoritmalar tümüyle şeffaf, kamuoyunda açıkça tartışılmış ve tamamen erişilebilir olmalı.” s.114</em></p>
<p><em>“Gerçeğin insanları eyleme geçirecek bir biçimde söylenmesi gerekir, tepeden bakan bir tatmin duygusuyla değil. Niçin? 1800ler civarında etkin olmuş Alman felsefeci Friedrich Jacobi ne yazmıştı: “La verite en la repoussant on l’embrasse.” (Hakikat, reddedilişiyle benimsenir.” s.115</em></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/zizekin-uyanmak-icin-cok-gec-adli-eseri-uzerine/">Zizek’in “Uyanmak için Çok Geç!” Adlı Eseri Üzerine</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Seçime 2 Yıl Kala Seçim Hukukuna Dair Bazı Reform Önerileri</title>
		<link>https://hurfikirler.com/secime-2-yil-kala-secim-hukukuna-dair-bazi-reform-onerileri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haldun Barış]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 09:47:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208797</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye, –seçimler normal tarihinde yapılırsa– Mayıs 2028’de genel seçime gidecektir. Ancak beklenen, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin seçimlerin yenilenmesi kararı alması ve Mayıs 2028’den daha erken bir tarihte seçimlerin yapılmasıdır. Her şeyden evvel belirtmek gerekir ki TBMM tarafından seçimlerin yenilenmesi kararı alınabilmesi için nitelikli çoğunluk gerekmektedir. Bu çoğunluk TBMM üye sayısının 5’te 3’ü yani 360 milletvekilidir. Bugünlerde [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/secime-2-yil-kala-secim-hukukuna-dair-bazi-reform-onerileri/">Seçime 2 Yıl Kala Seçim Hukukuna Dair Bazı Reform Önerileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye, –<em>seçimler normal tarihinde yapılırsa</em>– Mayıs 2028’de genel seçime gidecektir. Ancak beklenen, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin seçimlerin yenilenmesi kararı alması ve Mayıs 2028’den daha erken bir tarihte seçimlerin yapılmasıdır.</p>
<p>Her şeyden evvel belirtmek gerekir ki <strong>TBMM tarafından seçimlerin yenilenmesi kararı alınabilmesi için nitelikli çoğunluk gerekmektedir. Bu çoğunluk TBMM üye sayısının 5’te 3’ü yani 360 milletvekilidir.</strong></p>
<p>Bugünlerde ülkemizde seçime dair bir atmosfer söz konusu değildir<strong> ancak seçim hukukuna dair bir değişiklik yapılması durumunda Anayasanın 67. hükmü</strong> <strong>gereğince değişikliğin seçimlerden (YSK kararına göre oy gününden) en az 1 yıl evvel yapılması gerektiğinden bu aşamada bu konunun tartışılması yerindedir.</strong> Bu tartışmalar ve geniş bir uzlaşı sağlanarak yapılacak değişiklikler hem gündemde arka planda devam eden anayasa değişikliği tartışmaları açısından hem de seçimlerin daha demokratik bir zeminde gerçekleşmesi açısından faydalı olacaktır.</p>
<p>İlk olarak seçim hukukuna dair giriş niteliğinde bazı konulara değinelim:</p>
<ol>
<li><strong> Temel Mevzuat</strong></li>
</ol>
<p>Seçim hukuku denilince ilk olarak Anayasaya ve seçime dair kanunlara ve YSK kararlarına bakmak gerekir. Seçim hukukuna dair temel mevzuat aşağıdaki sıralanabilir:</p>
<p>-Anayasa m. 67, 76-79</p>
<p>-7062 sayılı Yüksek Seçim Kurulunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun</p>
<p>-298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun</p>
<p>-6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu</p>
<p>-2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu</p>
<p>-2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu</p>
<p>-4541 Şehir ve Kasabalarda Mahalle Muhtar ve İhtiyar Heyetleri Teşkiline Dair Kanun</p>
<p>-3376 sayılı Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanun</p>
<p>-2972 sayılı “Mahallî İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun</p>
<p>-7393 sayılı Milletvekilliği Seçimi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun</p>
<ol>
<li><strong> Önemli Bazı Yasa Maddeleri ve Temel İlkeler</strong></li>
</ol>
<p>Seçim hukukuna dair kaynaklara bakıldığında anayasanın ilgili maddeleri, seçme ve seçilmeye dair şartlar ve seçimleri düzenleyen kanunlar ve YSK genelgeleri-kararları gelmektedir.</p>
<p>Anayasanın 67. maddesinde seçim hukukuna dair <strong>temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerine</strong> vurgu yapılmış ve seçim hukukuna dair temel çerçeve çizilmiştir:</p>
<p><em>“Madde 67 – Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir.</em></p>
<p><em>(Değişik fıkra: 23/7/1995-4121/5 md.) Seçimler ve halkoylaması serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılır. Ancak, yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarının oy hakkını kullanabilmeleri amacıyla kanun, uygulanabilir tedbirleri belirler.</em></p>
<p><em>(Değişik fıkra: 23/7/1995-4121/5 md.) Onsekiz yaşını dolduran her Türk vatandaşı seçme ve halkoylamasına katılma haklarına sahiptir.</em></p>
<p><em>Bu hakların kullanılması kanunla düzenlenir. </em></p>
<p><em>(Değişik fıkra: 23/7/1995-4121/5 md.) Silah altında bulunan er ve erbaşlar ile askeri öğrenciler, taksirli suçlardan hüküm giyenler hariç ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler oy kullanamazlar. Ceza infaz kurumları ve tutuk evlerinde oy kullanılması ve oyların sayım ve dökümünde seçim emniyeti açısından alınması gerekli tedbirler Yüksek Seçim Kurulu tarafından tespit edilir ve görevli hakimin yerinde yönetim ve denetimi altında yapılır. </em></p>
<p><em>(Ek fıkra: 23/7/1995-4121/5 md.) Seçim kanunları, temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenlenir.</em></p>
<p><em>(Ek fıkra: 3/10/2001-4709/24 md.) Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.”</em></p>
<p>Yine ülkemizde seçim hukukuna dair temel düzenlemeler 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’da yer almaktadır. İlgili kanundaki bazı önemli amir hükümler şu şekildedir:</p>
<p><em>“Madde 49: Propaganda, oy verme gününden önceki onuncu günün sabahında başlar ve oy verme gününden önceki günün saat 18.00’inde sona erer.</em></p>
<p><em>Madde 52 Özel kanunlardaki hükümler saklı kalmak üzere, seçime katılan siyasi partiler, oy verme gününden önceki 7 nci günden itibaren oy verme gününden önceki gün saat 18.00’e kadar radyo ve televizyonda propaganda yapabilirler.</em></p>
<p><em>Madde 56: Seçim takviminin başlangıcından itibaren seçim propagandasının sona erdiği ana kadar Hoparlörle propaganda, halkın huzur ve rahatını bozmamak ve 50 nci maddenin son fıkrası hükümlerine uymak şartıyla serbesttir. Şu kadar ki, başka bir parti veya bağımsız aday adına açık veya kapalı yer toplantısı yapılan saatlerde, bu toplantıların yapıldığı yer veya binalardan işitilecek ve bu toplantıları rahatsız edecek biçimde hoparlörle propaganda yapılamaz.</em></p>
<p><em>Madde 70 – </em><em>Sandık kurulu başkan ve üyeleri, oy verme günü göreve başlamazdan önce, ilk iş olarak, sandık başında, sandık kurulu ve hazır bulunanlar önünde birer birer şöyle and içerler:</em> <em>(Hiçbir tesir altında kalmaksızın, hiç kimseden korkmadan, seçim sonuçlarının tam ve doğru olarak belirmesi için, görevimi kanuna göre dosdoğru yapacağıma, namusum, vicdanım ve bütün mukaddesatım üzerine and içerim.)</em></p>
<p><em>Madde 71: kurullarının başlıca görev ve yetkileri şunlardır:</em> <em>1. Sandık çevresinde seçimin düzenle geçmesi için gereken tedbirleri almak ve oy verme işlerini yürütmek ve denetlemek, </em><em>2. İlçe seçim kurulunca belirlenen bina, yapı ve benzeri yerlerde, sandığın konulacağı yeri tayin etmek ve sokak başlarına bu yeri göze çarpacak surette gösterir işaretleri koymak veya alışılmış araçlar ile duyurmak, </em><em>3. Oy verme işleri hakkında ileri sürülecek itirazları incelemek ve bir karara, bağlamak ve kararlarını tutanak defterine geçirerek altını imzalamak,</em> <em>4. Bu kararlardan itiraza uğrayanları derhal ilçe seçim kuruluna göndermek,</em> <em>5. Bu kanundaki esaslara göre sandığa atılmış olan oy pusulalarını saymak, dökümlerini ve sonuçlarını tutanağa geçirmek ve bunları seçim işlerine ait diğer evrak ile birlikte, derhal ilçe seçim kuruluna teslim etmek,</em> <em>6. Kendisine kanunla verilen başkaca görevleri yapmak.</em></p>
<p><em>Madde 94:</em><em>  İlçe seçim kurulu başkanı, seçimin yapıldığı çevrede oy verme hakkına sahip olduğu halde, görev yaptığı sandığa ait seçmen listesinde kayıtlı bulunmayan;</em> <em>a) Sandık kurulu başkan ve üyeleri ile bina sorumlularının,</em> <em>b) Seçimin güvenliğini sağlamakla görevli kolluk güçlerinin,</em> <em>c) İlçe seçim kurulu tarafından sandık kurulu üyelerini görev yerine ulaştırmak için görevlendirilmiş kişilerin,</em> <em>her birine seçmen olduğunu ve hangi seçimde oy kullanabileceğini gösteren ve sandık seçmen listesindeki bilgileri kapsayan bir belge verir. Ayrıca, bu seçmenlerin esas kayıtlı olduğu sandık seçmen listesine meşruhat verilmek üzere kayıtlı bulunduğu sandık kurulu başkanlığına durumu yazı ile bildirir.</em> <em>Bu madde uyarınca, ilçe seçim kurulu başkanı tarafından kendilerine oy kullanma hakkı bulunduğuna ilişkin olarak belge verilen görevliler, bu belge ile görevli oldukları sandık bölgesinde oy verirler.</em> <em>Milletvekilleri ile milletvekili adayları seçmen bilgi kağıdını göstermek suretiyle kayıtlı oldukları seçim çevresi dışında da oylarını kullanabilirler.</em> <em>Sandık kurulu, bu madde kapsamında oy kullanan kimselerin ilgili belgelerini, oy verme işleminden önce alır. Bu belgeler, diğer seçim evrakı ile birlikte ilçe seçim kuruluna teslim edilir.</em> <em>Bu madde uyarınca oy kullanan seçmenlerin ad ve soyadları ile kimlik bilgileri, oy kullandıkları sandık seçmen listesinin sonuna yazılarak karşısına imzaları alınır.</em></p>
<p><strong><em>Madde 101 – (Değişik: 8/4/2010-5980/21 md.)</em></strong> <em>Aşağıda yazılı;</em></p>
<ol>
<li><em> Sandık kurulunca verilen ve o seçim için düzenlenmiş biçim ve renkte olmayan,</em><em>2. Arkasında “Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu” filigranı bulunmayan,</em><em>3. Arkasında sandık kurulu mührü bulunmayan,</em> <em>4. Hiçbir yerine “EVET” mührü basılmamış olan,</em> <em>5. Siyasi partilere veya bağımsız adaylara ayrılan alanlardan birden fazlasına “EVET” mührü basılmış olan,</em> <em>6. Birden fazla siyasi partiye veya bağımsız adaya ayrılan alana taşmış “EVET” mührü bulunan,</em> <em>7. Sandığın ait olduğu seçim çevresinden başka bir seçim çevresi için düzenlenmiş olan,</em> <em>8. Bütünlüğü bozulacak şekilde yırtılmış veya koparılmış olan,</em> <em>9. Üzerine “EVET” mührü dışında veya “EVET” mührü yerine herhangi bir özel işaret, herhangi bir isim, imza kaşesi, mühür veya parmak izi basılmış olan,</em> <em>10. Üzerinde yer alan siyasi partilere veya bağımsız adaylara ait bölümleri belirgin bir şekilde ve özel olarak karalanmış, çizilmiş veya işaretlenmiş olan,</em> <em>11. Üzerinde yer alan matbu yazıların ve şekillerin dışında yazılar veya harfler veya sayılar yazılmış veya şekiller çizilmiş olan, birleşik oy pusulaları geçerli değildir.</em> <strong><em>Ancak aşağıdaki haller oy pusulalarını geçersiz kılmaz:</em></strong> <em>1. Zarfların açılması veya oyların okunması sırasında yırtılması.</em> <em>2. Bütünlüğü bozulmaksızın bir kısmının kazaen yırtılması.</em> <em>3. Herhangi bir şekilde lekelenmiş olup da bunun özel olarak işaret koymak amacıyla yapıldığının anlaşılamaması.</em> <em>4. Birleşik oy pusulasının katlanarak zarfa konulması sebebiyle “EVET” mührü ile oy pusulasının arkasına basılan sandık kurulu mühür izinin oy pusulasının diğer kısımlarına geçmesi 5. Bir siyasi parti veya bağımsız aday alanına basılan “EVET” mührünün sadece iki parti alanını ayıran çift çizgili bölgeye taşmış olması..</em> <em>6. Başka bir siyasi partinin veya bağımsız adayın alanına taşmamak kaydıyla, bir siyasi partinin alanına birden çok “EVET” mührü basılması.</em> <em>7. <strong>(Ek: 13/3/2018-7102/11 md.)</strong> Yetkili seçim kurulları tarafından gönderilen ve Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu filigranı bulunan oy pusulalarının arkasının sandık kurullarının ihmaliyle mühürlenmemiş olması.</em> <em>Bir zarfta birden fazla oy pusulası kullanılan seçimlerde, zarftan çıkan oy pusulalarından bir seçim türüne ait olanının geçersiz olması, diğerlerinin geçersiz sayılmasını gerektirmez.</em> <em>Muhtarlık seçimlerinde, bu maddede belirtilen geçer­sizlik sebeplerinin dışında oy pusulalarının hangi sebeplerle geçersiz sayılacağı Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirlenir.</em>“</li>
</ol>
<p><strong><em>Seçim Suçları ve Cezaları</em></strong></p>
<p><strong><em>Madde 133</em></strong><em>  Hileli faaliyetlerle veya herhangi bir şekil ve surette cebir veya şiddet kullanarak veya tehdit ederek, bu Kanunda yazılı kurulların toplanmalarına veya görevlerinin ifasına mani olanlar,</em></p>
<p><strong><em>Madde 134</em></strong><em> Seçim işlerinin cereyanı sırasında, seçimin düzenli yürütülmesini sağlamak maksadı ile, bu Kanunda yazılı kurullar veyahut kurul başkanları tarafından alınan karar ve tedbirlere, ihtara rağmen riayet etmeyen kişilere</em></p>
<p><strong><em>Madde 135 –</em></strong><em>  Bu kanunda yazılı kurulların çoğunlukla vermiş oldukları her çeşit kararlara riayet etmiyen kurul üyeleri</em></p>
<p><strong><em>Madde 137</em></strong><em>  Seçim kurulları başkan ve üyelerinden herhangi biri veya bu Kanunda yazılı işlerden biriyle görevlendirilen kimseler sandık seçmen listelerini, aday listelerini, seçime ait kağıt ve paketleri ve oy pusulalarını, oy sandıklarını, oy zarflarını veya maddi ve malî vasıtaları ve bilcümle seçim araç ve gereçlerini vaktinde yerlerine göndermezler veya gönderilmesine mani olurlar veya teslim etmezler veya teslim almazlarsa</em></p>
<p><strong><em>Madde 140</em></strong><em> Seçmen kütüğünün düzenlenmesine esas teşkil edecek olan krokilerle, binalar cetvelini ilçe seçim kurulu başkanınca bildirilen süre içinde düzenleyerek vermeyenler veya kroki ve binalar cetvellerini seçmen kütüğünün düzenlenmesine elverişli bir şekilde yapmayanlar” </em></p>
<p>Yasada yukarıda belirtilen suçlar için ve diğer bazı durumlar için cezalar öngörülmüştür. Ayrıca seçim hukukuna dair bazı suç teşkil eden fiiller hakkında TCK kapsamında resmi belgede sahtecilik ve görevi kötüye kullanma suçlarına da atıf yapılmıştır.</p>
<ol>
<li><strong> Seçim Hukukuna Dair Bazı Tartışmalar</strong></li>
</ol>
<p>Seçim hukuku sistem değişiklikleri, anayasa değişiklikleri, ortaya çıkan fiili durumlar vb. pek çok nedenle daima tartışmalı bir alan olmuştur. Bunun son bulması da pek mümkün değildir. <strong>Her şeyden evvel seçimlerin rekabetçi, sert iklimi düşünüldüğünde pek çok ileri demokrasi kabul edilen ülkede dahi benzer tartışmalar görmek mümkündür. </strong>Ayrıca ortaya çıkan somut durumlar, talepler de bu duruma örnek verilebilir. Örneğin aşağıdaki YSK kararında seçimin Ramazan ayına denk gelmesi nedeni ile oy sayımına iftar arası verebilmek için YSK’ya başvurulmuş, YSK bu başvuruyu değerlendirmiştir.</p>
<p><em>“sandık kurullarınca saat 17.00 itibarıyla sayım ve döküm işlemlerine başlanacağı ancak Ramazan ayı içerisinde bulunulması nedeniyle sadece su ile orucun açılması durumunda sağlıklı bir oy sayımının yapılamayacağının bildirilmesi üzerine sandık kurulu görevlilerinin iftar saatinde kısa bir mola verip veremeyeceği hususunda görüş verilmesi istenilmiş olmakla konu incelendi.</em> <em>298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un “Zarfların açılması, oyların sayım ve dökümü” başlıklı 100’üncü maddesinin birinci fıkrasında; “Oyların sayım ve dökümüne derhal başlanır, açık ve aralıksız yapılır. Yapılacak şikâyet ve itirazlar, işi durdurmaz.” hükmü yer almaktadır. Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığının 19/12/2023 tarihli ve 2023/1562 sayılı Kararı ile kabul edilen Sandık Kurullarının Görev ve Yetkilerine Dair 138 sayılı Genelge’nin “Sayım ve döküm işlerine başlanması” başlıklı 39’uncu maddesinin birinci fıkrasında; “Oyların sayım ve dökümüne derhal başlanır, açık ve aralıksız yapılır. Yapılacak şikâyet ve itirazlar, işi durdurmaz.” düzenlemesi yer almaktadır. <strong>Kurulumuzca yapılan değerlendirme neticesinde; 298 sayılı Kanun’un 100’üncü maddesi ile 138 sayılı Genelge’nin 39’uncu maddesi gereğince oy sayım ve döküm işlemlerinin aralıksız yapılması gerektiğine karar verilmesi gerekmiştir.”</strong></em><strong> <em>YÜKSEK SEÇİM KURULU Karar No: 2024/827</em></strong></p>
<p>Bu örnek, uç, belki biraz da ilginç bir örnek olsa da seçim hukukunu anlamak için önemlidir. Seçim hukuku, Türkiye’nin en ücra köşesinde dahi kısa bir zaman diliminde çokça hissedilen ve az önce belirttiğim gibi sert, rekabetçi bir ortamda oyunun kurallarını düzenleyen bir hukuk dalıdır.</p>
<p>2023 seçimleri de benzer tartışmalar eşliğinde geçmiştir. Seçim öncesinde ve sonrasında pek çok tartışma yaşanmış, seçim güvenliği için rehberler yayınlanmış, seçim sonrası itirazlar yapılmıştır. Şimdi ise 2028 (?) seçimlerine giden yolda henüz makul bir süre varken, seçim hukukuna dair bazı tartışmaları hatırlamak, <strong>ülkemizin daha demokratik daha demokrasi şöleni havasında bir seçim süreci geçirmesi için bazı değişiklikleri yapmak için ideal bir zamandır.</strong></p>
<p>İlk olarak, <strong>seçim hukukuna dair bazı karmaşalara son vermek yerinde olacaktır. </strong>Örneğin Anayasa’nın 67. hükmü gereğince 1 yıllık süre, seçimlere hazırlık işlemlerinden mi oy verme gününden mi hesaplanacaktır? Yahut seçimlerin Cumhurbaşkanı’nca yenilenmesi söz konusu olduğunda 60 günlük mü 90 günlük mü süre söz konusu olacaktır? Bakanlar milletvekili adayı olursa istifa etmek zorunda mıdır? Bu konular her ne kadar çözümlenmiş olsa da tekrardan gündeme gelmemesi adına yapılacak düzenlemelerle sonuçlandırılırsa daha iyi olabilir. Bu konulara ilişkin 2023 yılında Cem Duran Uzun tarafından kaleme alınan makale ile Kemal Gözler tarafından kaleme alınan makale incelenebilir. <em>(1 ve 2. son nota bakınız)</em></p>
<p>İkinci olarak seçim hukuku söz konusu olduğunda, akıllara seçim güvenliği gelmektedir. Seçim güvenliği, seçim takviminin son birkaç ayına sığdırılamayacak kadar önemli bir konudur. <strong>Her seçimde tekrarlanan zarfların/pusulaların geçerliliği konusuna dair düzenlemeler sarih ve net bir biçimde kaleme alınarak bu konudaki tartışmalara son verilebilir.</strong> Seçim sistemi olan SEÇSİS’in güvenliği ve daha işlevsel kullanımı için de YSK gerekli tedbirleri almalıdır. <strong>Ayrıca seçim için barolarla güçlü iş birliği içerisinde YSK tarafından düzenli eğitimler düzenlenebilir.</strong></p>
<p>Diğer bir konu ise seçimlere dair <strong>uygulanmayan bazı yasakların, örneğin propaganda yasağı gibi konuların, reformudur.</strong> Bu kurallar daha uygulanabilir, daha güncel, daha esnek günümüze daha uygun şekilde ele alınabilir.</p>
<p>Diğer bir konu ise seçimlerde<strong> büyük veri kullanılarak, çeşitli AI teknolojileri ile, bazı durumlarda kişisel verilerin ihlaline kadar varan, bazı durumlarda anonim profil çıkarma yoluyla, bazı durumlarda ise sunucuları yabancı ülkelerde olan ve algoritmalar ile gündemi yönlendirmeye/etkilemeye çalışan çeşitli sosyal medya araçları ile seçimi etkilemeye çalışabilecek teknoloji şirketlerine ve kişilere dair alınabilecek tedbirlere ilişkin düzenlemelerdir.</strong> Bu konuları tartışmak ve gereken düzenlemeleri <strong>ifade özgürlüğüne, demokratik sınırlara zarar vermeden ancak tekno oligarkların da demokratik seçimlere müdahalesini kabul etmeyecek şekilde ele almak önemli olacaktır.</strong></p>
<p><strong>Diğer yandan seçim dönemlerinde deepfake videolar, yapay zeka ile üretilmiş sahte konuşmalar vs. konusunda da bir an evvel tedbir alınmalı ve cezalar seçim kapsamında düzenlenmelidir.</strong></p>
<p>Seçim hukukuna dair<strong> Şerif İba’nın kaleme aldığı Siyasi Partiler ve Seçim Hukuku adlı eserinde de değindiği “Türkiye Milletvekilliği</strong> ve pek çok farklı platformda dile getirilen “<strong>milletvekilinin geri çağrılması</strong>” gibi bazı konular da uzun süredir tartışılmaktadır. Bu kurumların gerekli olup olmadığı, yahut sonuçları ayrı bir tartışma konusudur. <strong>Ancak eğer bu tartışmalar yapılacaksa zamanlama olarak daha da gecikilmemesi gerekir.</strong> Demokrasimizin güçlenmesi adına bu tartışmaları yeniden gündeme taşımak ve bir uzlaşı sağlandığı, gerekli görüldüğü takdirde düzenlemeler yapmak yerinde olabilir.</p>
<p>Yine temsilde adalet ilkesi gereğince<strong> seçim barajının daha da düşürülmesi</strong> <strong>(%3 civarına çekilmesi) tartışılan </strong>ve kanaatimizce faydalı olacak konular arasındadır. Siyasi partilerin kaynak sorunlarının çözülmesi için bağış usullerinin kolaylaştırılması, <strong>hazine yardımı için barajın %1 yahut %1.5 bandına çekilmesi ve belki kitlesel fonlama tarzında bir sistem getirilmesi,</strong> şeffaflığın artırılması da demokrasimize katkı sağlayacaktır.</p>
<p>Tüm bu tartışmalar ve anayasa değişikliği tartışmaları, henüz seçimlere makul bir süre varken gündeme alınmalı ve geniş bir uzlaşı zemini sağlanarak değişiklikler yapılmalıdır.</p>
<p>Av. Haldun Barış, Mart 2026</p>
<p><strong>Sonnotlar</strong></p>
<p>(1) Cem Duran UZUN, 2023 Seçimlerine Giderken Anayasal ve Hukuksal Tartışmalar, <a href="https://media.setav.org/tr/dosya/2023/01/perspektif-2023-secimlerine-giderken-anayasal-ve-hukuksal-tartismalar.pdf">https://media.setav.org/tr/dosya/2023/01/perspektif-2023-secimlerine-giderken-anayasal-ve-hukuksal-tartismalar.pdf</a></p>
<p>(2) Kemal GÖZLER, “Mayıs 2023 Seçimleri Sürecinde Ortaya Çıkan Seçim Hukukuna İlişkin Bazı Sorunlar”, in Halit Aker ve Zeynel T. Kangal (Ed.), Prof. Dr. Doğan Şenyüz’e Armağan (Hukuk [Cildi]), Bursa, Ekin, 2023, s.219-250 (www.anayasa.gen.tr/2023-secimleri.pdf)</p>
<p><strong>Yararlanılan Kaynaklar</strong></p>
<p>Şerif İBA, <em>Siyasi Partiler ve Seçim Hukuku</em>, Seçkin Yayıncılık, Güncellenmiş 8. Baskı</p>
<p>Levent GÖNENÇ, “Türkiye’de Seçim Hukukuna Dair Tartışmalar”, <em>Birikim</em>,<em> </em><a href="https://birikimdergisi.com/guncel/8626/turkiyede-secim-hukuku-tartismalari">https://birikimdergisi.com/guncel/8626/turkiyede-secim-hukuku-tartismalari</a></p>
<p>Cansu CAN, <em>Seçim Hukuku açısından Türkiye’de Cumhurbaşkanı’nın seçimi</em>, YL Tezi, ASBÜ, <a href="https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezSorguSonucYeni.jsp">https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezSorguSonucYeni.jsp</a></p>
<p>Ceren ÇUBUKÇU, Kitlesel Fonlama: Türkiye’deki Kitlesel Fonlama Platformları Üzerinden Bir Değerlendirme, <em>Girişimcilik ve İnovasyon Yönetimi Dergisi</em>, Cilt 6, Sayı 2, Aralık 2017, <a href="https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/978080">https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/978080</a></p>
<p>Veysel DİNLER, “Seçim Suçları”, <a href="https://veyseldinler.com/wp-content/uploads/2023/05/secim-suclari.pdf">https://veyseldinler.com/wp-content/uploads/2023/05/secim-suclari.pdf</a></p>
<p>SEÇSİS Hakkında Bilgi, <a href="https://www.ysk.gov.tr/tr/secsis-genel-bilgi/1528">https://www.ysk.gov.tr/tr/secsis-genel-bilgi/1528</a></p>
<p>Sandık Kurul Üyeleri ve Müşahitler için Rehber, <a href="https://ankarabarosu.org.tr/upload/diger/Rehber_2023.pdf">https://ankarabarosu.org.tr/upload/diger/Rehber_2023.pdf</a></p>
<p>Hikmet Sami TÜRK, “Seçim, Seçim Sistemleri ve Anayasal Tercih”, <a href="https://ayam.anayasa.gov.tr/media/4602/turk.pdf">https://ayam.anayasa.gov.tr/media/4602/turk.pdf</a></p>
<p>Fevzi DEMİR, “Türkiye’ye Özgü Yeni Bir Seçim Sistemi Önerisi”, <a href="https://ayam.anayasa.gov.tr/media/6309/fevzi_demir.pdf">https://ayam.anayasa.gov.tr/media/6309/fevzi_demir.pdf</a></p>
<p>Fuat KEYMAN, Tarhan ERDEM, Bekir AĞIRDIR, <em>Türkiye’nin Demokratikleşmesi için Kapsamlı bir Siyasi Parti ve Seçim Sistemi Reformu Önerisi</em>, <a href="https://ipc.sabanciuniv.edu/Content/Images/CKeditorImages/20200329-01033346.pdf">https://ipc.sabanciuniv.edu/Content/Images/CKeditorImages/20200329-01033346.pdf</a></p>
<p>Mert Hüseyin AKGÜN, “Seçim Sonrası Muhasebe ve Reform Başlıkları”, <a href="https://www.setav.org/secim-sonrasi-muhasebe-ve-reform-basliklari">https://www.setav.org/secim-sonrasi-muhasebe-ve-reform-basliklari</a></p>
<p><em>Sistem Reformu 3: Türkiye’nin Reorganizasyonu: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin Kamu Bürokrasisinde Yarattığı Yapısal ve İşlevsel Sorunlar</em>, <a href="https://www.kapdem.org/sistem-reformu-3-turkiyenin-reorganizasyonu-cumhurbaskanligi-hukumet-sisteminin-kamu-burokrasisinde-yarattigi-yapisal-ve-islevsel-sorunlar">https://www.kapdem.org/sistem-reformu-3-turkiyenin-reorganizasyonu-cumhurbaskanligi-hukumet-sisteminin-kamu-burokrasisinde-yarattigi-yapisal-ve-islevsel-sorunlar</a></p>
<p>Korkut KANADOĞLU, <em>Karşılaştırmalı Anayasa Hukukunda Seçim Hukuku Uyuşmazlıkları</em>, On İki Levha Yayıncılık.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/secime-2-yil-kala-secim-hukukuna-dair-bazi-reform-onerileri/">Seçime 2 Yıl Kala Seçim Hukukuna Dair Bazı Reform Önerileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İran-İsrail Savaşı’na Dair</title>
		<link>https://hurfikirler.com/iran-israil-savasina-dair/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haldun Barış]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 15:14:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208731</guid>

					<description><![CDATA[<p>Beklendiği gibi İran-İsrail Savaşı başladı. Bir süredir, müzakerelere rağmen bu savaş bekleniyor ve konuşuluyordu. Aslında bu uzun yıllardan beri tartışılan ve dile getirilen bir konuydu. Henüz ben öğrenciyken, 7-8 yıl evvel, 2019’da ve 2018’de  yazdığım 2 ayrı yazıda olası ABD-İran savaşını ve İran’da bir iç karışıklık ihtimalini değerlendirmiştim: &#8220;ABD-İran Gerilimi ve Türkiye’nin Seçenekleri&#8221; &#8220;İran Meselesi ve [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/iran-israil-savasina-dair/">İran-İsrail Savaşı’na Dair</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Beklendiği gibi İran-İsrail Savaşı başladı. Bir süredir, müzakerelere rağmen bu savaş bekleniyor ve konuşuluyordu. Aslında bu uzun yıllardan beri tartışılan ve dile getirilen bir konuydu. Henüz ben öğrenciyken, 7-8 yıl evvel, 2019’da ve 2018’de  yazdığım 2 ayrı yazıda olası ABD-İran savaşını ve İran’da bir iç karışıklık ihtimalini değerlendirmiştim:</p>
<p><a href="https://sahipkiran.org/2019/05/17/abd-iran-gerilimi/">&#8220;ABD-İran Gerilimi ve Türkiye’nin Seçenekleri&#8221;</a></p>
<p><a href="https://sahipkiran.org/2018/08/20/iran-meselesi/">&#8220;İran Meselesi ve ABD’nin Sertleşen Politikalarına Bakış&#8221;</a></p>
<p>7 Nisan 2025’te kaleme aldığım <em>Yine, Yeniden Yeni Dünya Düzeni</em> başlıklı yazıda ise İsrail’in Golan Tepeleri’nde dahi İran’a saldırmak için hazırlık yaptığını belirtmiştim:</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/yine-yeniden-yeni-dunya-duzeni/">&#8220;Yine, Yeniden Yeni Dünya Düzeni&#8221;</a></p>
<p>Gelinen noktada, İran ile İsrail arasında bir savaş başlamış oldu. Bu noktada, savaşın bir an evvel son bulmasını ve sivillere zarar gelmemesini temenni ediyor, Allah Müslümanların yardımcısı olsun diyorum. Mübarek Ramazan ayında, Allah tüm Müslümanları inşallah bayrama selametle kavuşturur. Barış ve diplomasi herkes için şüphesiz en faydalısıdır.</p>
<p>Şimdi meseleye dair birkaç noktaya değinelim;</p>
<p>1979’da İran’da devrim gerçekleştikten sonra İsrail İran’ı tehdit olarak görmeye başladı. <strong>Oysa İran’ın bir Şii ekseni oluşturma hayali ve bölgede yaptıklarından faydalananlardan biri de -öyle ya da böyle- İsrail oldu. İran’ın Şii Hilali Projesi, Şii-Sünni ayrılığını derinleştirerek Ortadoğu’da kısmen var olan birlikteliği bozdu. 79 Devrimi’nden önce defalarca kez İsrail ile savaşan Arap ülkeleri sonrasında bir kez bile birleşip İsrail ile savaşamadı.</strong> Pek çok Arap ülkesi için bölgede yeni tehdit, Şii olan ve rejimini ihraç için uğraşan İran oldu.</p>
<p><strong>Her ne kadar bu gerçek önümüzde dursa da İran, aynı zamanda Hizbullah’a, Hamas’a, Yemen’deki gruplara ve diğerlerine verdiği desteklerle İsrail’e zarar da verdi.</strong> İsrail ise dünya düzeninin kırılmalar yaşadığı bu dönemde artık tarihî bir fırsat elde ettiğini düşünerek İran’da rejim değişikliği istiyor. Bunu İran’ın nükleer silah ürettiği bahanesiyle gerekçelendiriyor olsa da belirtmek gerekir ki <strong>İsrail Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’na taraf olmayan birkaç ülkeden biridir. </strong>Ayrıca daha 9 yıl evvel BM’de 122 ülke tarafından kabul edilen Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması’na ABD dahil pek çok gelişmiş ülke katılmamıştır. <strong>Kaldı ki İsrail’in de nükleer silah ürettiğine dair pek çok iddia varken denetim de yoktur. </strong>Dolayısıyla 1990lardan beri dile getirilen ve <em>“ha üretildi, ha üretilecek</em>” olan nükleer silah meselesinin bahane olduğu izahtan varestedir ve <strong>bu gerekçe ne “önleyici” saldırı ne de başka gerekçeler ile uluslararası hukuka uygun değildir</strong>. Dolayısıyla bu saldırıların nedeni <strong>İsrail’in İran’da artık kendi yanında bir rejim istemesi</strong> <strong>ve İran’ı tehdit olamayacak kadar zayıflatmaktır.</strong></p>
<p>Elbette bunun bizi ilgilendiren pek çok sonucu da olacaktır: <strong>Her şeyden evvel, İsrail bir kez daha bölge için ne denli bir tehdit olduğunu göstermiş oldu.</strong> <strong>Akdeniz ve Suriye’deki gelişmeleri de göz önünde bulundurduğumuzda İsrail ile mücadelemizin çok daha şiddetleneceği ve daha geniş sahalara yayılacağı rahatlıkla öngörülebilir.</strong> Muhtemelen ABD de bölgede hem İsrail’i hem de Türkiye’yi dengelemek için bu mücadeleyi belli ölçüde isteyecektir. İsrail de bunun farkında olduğu için bugünlerde <em>“<strong>Altıgen İttifakı</strong></em>” dediği bir ittifak geliştirmek için bir dizi anlaşmalar yapıyor ve açıkça Türkiye liderliğindeki kendi nitelendirmeleri ile Sünni İttifakı’nı tehdit gördüğünü ifade ediyor.</p>
<p>İsrail’in Sünni İttifakı diye nitelendirmek, daraltmak istediği, gerçekte ise adı <strong>Cumhurbaşkanımızca ilan edilen Kudüs İttifakı, hiç şüphesiz İsrail’in sandığından çok daha büyük çok daha güçlü ve İsrail’i çok daha ciddi şekilde rahatsız edecek, engelleyecek bir ittifak olacaktır. Bu ittifak İsrail’in ifade ettiği gibi bir Sünni İttifakı olmayacak; zannediyorum ve umuyorum ki geleneksel ittifaklarımızın ve hatta gönül coğrafyamızın da dışına uzanan oldukça geniş bir sahayı kapsayacaktır. Bu ittifak, barışa, huzura, refaha, hukuka, işbirliğine dayalı, adil bir dünya düzeni için bir ittifak olacak ve dahası akla, vicdana, sağduyuya dayanan ve insan onuruna, evrensel değerlere saygısı olan pek çok halk yanımızda olacaktır. </strong></p>
<p><strong>Zaman gösterecek ki dünyada hiç olmadığı kadar büyük bir kamuoyu bizi destekleyecektir. Baal’e tapınanlar ve kötülüğün temsilcileri elbet kaybedecek ve “Selam olsun İlyas’a” diyenler, takipçileri, destekçileri kazanacak; “Allah şanlı bir zaferle” yardımda bulunacaktır.</strong></p>
<p><strong>Tarihin bizleri getirdiği bu noktada, -ki tarih, bu coğrafyada çokça kırılmalara uğramış olsa da bu topraklar hep yeniden dirilmiş, yeniden bereketlenmiş, yeniden bilimin, refahın, adaletin, hoşgörünün, medeniyetin merkezi olma yolunda düzelmiştir- Türkiye bundan böyle yalnızca bölgesel bir güç değil, küresel bir güç olmaya mecburdur. Bu bizim tarihî sorumluluğumuzdur. Dolayısıyla da gücümüzü artırmak, içeride birliğimizi güçlendirmek, tahkimatımızı kuvvetlendirmek zorundayız. </strong></p>
<p>Bunu yaparken de herkes elini taşın altına koymak durumundadır. <strong>Bulunduğumuz ateş çemberinde, bugün ateş bize sıçramasa da yarın sıçramayacağının garantisi yoktur madem, öyleyse atacağımız her adım, söyleyeceğimiz her söz, yapacağımız her iş bu bilinç ve gayretle olmak ve bu amaç için artmak zorundadır. Üzerimizdeki yük, her zamankinden çok daha fazladır. </strong><em>(Bu vesile ile okuyucularıma Enfal Süresi’nin 60. ayetini </em>ve <em>savunma sanayimize destek olabileceğimizi, Savunma Sanayi Destekleme Fonuna bağış yapabileceğimizi de hatırlatmış olayım. (</em><a href="https://www.ssb.gov.tr/bagis"><em>https://www.ssb.gov.tr/bagis</em></a><em>)</em></p>
<p>Bu savaşa gelince, bize düşen <strong>barış ve itidal için gereken girişimlerde</strong> bulunmaktır.</p>
<p>Saldırıların daha da ciddileşip ciddileşmeyeceğine ve uzayıp uzamayacağına dair bir çıkarımda bulunmak için henüz erken. <strong>Eğer İran Hürmüz kartını oynarsa işte o zaman bu savaşın gerçekten çok büyük ve tüm dünya için çok yıpratıcı olacağını söyleyebiliriz.</strong> İranlılar geçmişte birkaç kez Hürmüz’ü tehdit konusu yapmışlar ve <em>“Düşmanın Hürmüz Boğazı’nı ya herkesin kullanabileceğini ya da hiç kimsenin kullanamayacağını anlamasını sağlayacağız</em>.” demişlerdi. Ancak bu yazıyı yazdığım saatlerde Hürmüz henüz kapanmamış yahut İran tarafından “yakılmamıştı.” Bu kart muhtemelen İran rejimi tarafından bir ateşkes kartı olarak kullanılacak.</p>
<p>Diğer yandan <strong>İsrail’in İran’da halkı harekete geçirmeye çalışacağı, PJAK’ı kullanmaya çalışacağı, belki de bir askeri darbe için girişimlerde bulunacağı</strong> rahatlıkla tahmin edilebilir. <strong>Çünkü pek çok uzmanın dile getirdiği üzere bu tarz saldırılar ile İran’da rejim değişikliği çok zordur.</strong></p>
<p><strong>İran’a bir kara operasyonu ise bana kalırsa çok zayıf bir ihtimaldir. Her şeyden evvel İran bir dağlar ve çöller ülkesidir.</strong> Kebir Çölü, Lut Çölü, Zağros Dağları, Elbruz Dağları, Mekran Sıradağları… İşte İran, büyük çöllerin, büyük dağların ve dağların eteklerinde kurulmuş şehirlerin ülkesidir. Tarih göstermektedir ki bu zorlu coğrafyanın işgali pek de mümkün değildir. Sanıyorum hem ABD hem de İsrail, İran coğrafyasının zorluğunun farkındadırlar ve bu nedenle bir kara savaşı ihtimali oldukça zayıftır. (İran coğrafyasına dair bilgi edinmek isteyenler Tim Marshall’ın <em>Coğrafyanın Gücü</em> adlı eserine bakabilir.)</p>
<p><strong>İran ise savaşı İsrail topraklarına taşıyabilir, vekil kuvvetlerini hareketlendirirse bu zaten içeride oldukça zor durumda olan Netanyahu</strong> için bir son anlamına gelebilir.</p>
<p>Bir diğer ihtimal ise <strong>ABD’nin nükleer tesislere “<em>onarılamayacak ölçüde zarar verdik</em>” diyerek saldırıları durdurmasıdır</strong>. <strong>Pek çok Batılı düşünce kuruluşunda ifade edildiği üzere ABD’nin bu saldırıları ne rejimin değişmesiyle ne füzelerin tamamıyla imhasıyla ne de nükleer tesislerin yok edilmesiyle sonuçlanabilir. Ancak uzun ve daha yıkıcı saldırılar planlanırsa o ayrı. Ancak ABD’nin şu anda uzun bir saldırı planlamadığı tahmin edilmektedir. ABD, İran’ın askeri gücüne zarar verip halk ayaklanmasını teşvik ederek rejimi devirmeyi planlıyor olabilir.</strong></p>
<p><strong>Bu saldırıların bir an evvel durması ise herkes için en hayırlısıdır. Savaş, kimseye fayda getirmez.</strong></p>
<p><strong>Bizim içinse en tehlikelisi</strong> savaşın büyümesi, Hürmüz’ün kapatılması ve savaşın neticesinde İran’da İsrail ile dost bir rejimin kurulmasıdır. <em>(İran vatandaşları kendi kendilerini yönetebilecek akla, tecrübeye sahipken bir dayatma asla kabul edilemez.)</em> <strong>Unutmamak gerekir, bölgede en son isteyeceğimiz şey yeniden bir Pers-Yehuda İttifakıdır. </strong>2. Kiros döneminde temelleri oluşturulan ve tarihte pek çok kez tekrarlanan <strong>Pers-Yehuda İttifakının bir kez daha sahneye çıkmasına izin vermemek gerekir</strong>.</p>
<p>Yine bölgede <strong>İsrail’in bir sonraki adımının bazı Kürt örgütlerle olan işbirliğini artırmak olacağı açıktır</strong>. Buna karşı Türk-Kürt dostluğunu güçlendirmek de elzemdir.</p>
<p>Ayrıca bu saldırılarda İran’da 30 milyonu aşkın akrabamızı, <strong>İran Türklerini de unutmamalıyız. Bu zamanlarda tek bir söz, tek bir mesaj, tek bir destek dahi oldukça önemlidir. Açıktan veya kapalı, Hariciyemiz İran Türkleri için de hassasiyet göstermeli ve girişimlerde bulunmalıdır.</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Haldun Barış, 28.02.2026</strong></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/iran-israil-savasina-dair/">İran-İsrail Savaşı’na Dair</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ragusa Cumhuriyeti Üzerine</title>
		<link>https://hurfikirler.com/ragusa-cumhuriyeti-uzerine/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haldun Barış]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 09:27:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208547</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçtiğimiz günlerde Ankara’da Casa İtalia adlı bir kafede Prof. Şerafettin Turan anısına düzenlenen ve Şerafettin Turan’ın makalelerinin kitaplaştırıldığı “Toplu Makaleler” adlı eserin tanıtımının yapıldığı bir etkinliğe katıldım. Sonrasında sipariş ettiğim kahvemi beklerken kafedeki kitaplara göz attım ve Jacope F. Soranzo’nun 1575’te Venedik’ten İstanbul’a Seyahati’nin* yer aldığı ve 3. Murad’a takdim edilen günlük dikkatimi çekti. Kitabı [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ragusa-cumhuriyeti-uzerine/">Ragusa Cumhuriyeti Üzerine</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz günlerde Ankara’da Casa İtalia adlı bir kafede Prof. Şerafettin Turan anısına düzenlenen ve Şerafettin Turan’ın makalelerinin kitaplaştırıldığı “<em>Toplu Makaleler</em>” adlı eserin tanıtımının yapıldığı bir etkinliğe katıldım.</p>
<p>Sonrasında sipariş ettiğim kahvemi beklerken kafedeki kitaplara göz attım ve Jacope F. Soranzo’nun <em>1575’te Venedik’ten İstanbul’a Seyahati</em>’nin* yer aldığı ve 3. Murad’a takdim edilen günlük dikkatimi çekti. Kitabı satın aldım ve incecik olan bu kitabı bir çırpıda bitiriverdim.</p>
<p>Günlük-seyahatname türündeki bu eseri Ayça Güzel çevirmiş, İtalya Dostluk Derneği basmış.</p>
<p>Eseri okurken, eserde geçen Ragusa Cumhuriyeti dikkatimi çekti. Daha evvel bu devleti duymamıştım. Açıkçası kitapta bir iki sayfada anlatılan bu devletin sistemi, kurumsal yapısı dikkatimi çekmişti ve araştırmaya başladım. Okudukça hem şaşırdım hem daha da ilgimi çekti.</p>
<p>Kaderin cilvesi midir bilinmez, Şerafettin Turan Hocayı anma etkinliğinde aldığım bu seyahatnamede dikkatimi çeken ve bu yazıya konu olan Ragusa Cumhuriyeti’nin (Dubrovnik), <em>İslam Ansiklopedisi</em>’nde bulunan maddesinin müellifinin de Şerafettin Turan olduğunu araştırmalarım sırasında gördüm.</p>
<p>Bugünkü Dubrovnik (Hırvatistan) şehrinde kurulmuş olan Ragusa, Murat Hüdavendigâr Hazretleri döneminde Osmanlı himayesine girmiş olan aristokrat bir denizci devlet. Aslında Ragusa, denizci olduğu kadar bir ticaret devleti. Çeşitli kaynaklarda ticarette, diplomaside ve denizcilikte usta oldukları yazıyor.</p>
<p>1358 yılında Venedik’ten bağımsızlığını kazanan Ragusa Cumhuriyeti’nin sloganı ise şu şekilde: <em>“None Bene Pro Toto Libertas Venditur Auro</em>” yani <em>“<strong>Özgürlük, dünyanın tüm altınlarına satılmaz.”</strong></em></p>
<p>Geçimlerini daha çok ticaretten sağlayan Ragusalılar az da olsa tarım da yapmışlar. Ancak onlar daha çok denizcilikleriyle ve ticaretleriyle tarihte öne çıkmışlar.</p>
<p><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Ragusa_Cumhuriyeti">#Ragusa Cumhuriyeti’nin</a> kültür merkezi haline gelen ve içinde halka açık bir terazi de inşa edilmiş olan Sponza Sarayı’nın bir duvarına yazılan şu ifadeler ise Ragusalıların ticaret anlayışını gösteriyor:</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-208549 size-full" src="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/12/Sponza-Palace.jpg" alt="" width="612" height="408" srcset="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/12/Sponza-Palace.jpg 612w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/12/Sponza-Palace-300x200.jpg 300w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/12/Sponza-Palace-150x100.jpg 150w" sizes="(max-width: 612px) 100vw, 612px" /></p>
<p><em>Fallere Nostra Vetant, Et Fallı Pondera Meque Pondero Dum Merces, Ponderat Ipse Deus (<strong>Tartımız bizi aldatırsa biz de aldatırız; biz malı tarttığımızda Allah da bizi ölçer.)</strong></em></p>
<p>Gelgelelim, benim de dikkatimi celbeden kısma yani Ragusalıların kurumsal yapısına.</p>
<p>Yukarıda bahsettiğim eserde Ragusalıların kurumsal yapısı ile ilgili geçen bazı ifadeler (tam ve ayrıntılı olarak açıklanmamış olsa da) şu şekilde:</p>
<p><em>“Ragusa Cumhuriyeti nüfus açısından oldukça kalabalık. Bölgeler arasında pek çok köy kurulmuştur. Bu köylere yöneticiler gönderilir. </em></p>
<p><em>(…) Ragusalılar, yönetim biçimi olarak kendilerine cumhuriyeti seçmiştir. Meclis üyeleri; siyaseti serbest meslek olarak icra eden, rütbe ve konumları yaş ve akrabalık temelinde yükselen kişilerden haizdir. </em></p>
<p><em> </em><em>(…) Büyük Meclis’e iyi derecede okuma yazma bilmek ayrıca feraset ve idrak sahibi olmak konularında değerlendirilme şartıyla yirmi yaşını dolduran tüm asil vatandaşlar katılabilir. </em></p>
<p><em> </em><em>(…) Büyük Meclis’in Danışma Kurulu tarafından seçilen Doç, ayda bir değişir. Ragusa Cumhuriyeti’nin bütün bakanlıklarını, kurallarını, emirlerini, Küçük Meclis’i ve Senato’yu tanzim etme görevi de yine aynı kurulun yetkisindedir. </em></p>
<p><em>(…) Ragusa Cumhuriyeti’nde idari birimlerin en yetkili olanı Senato’dur. Senato bütün memlekette devletin yönetiminden sorumludur. Senato’ya ortalama otuz kişiden oluşan memleketin en yaşlı mensupları kabul edilir. Öte yandan yine memleketin en yaşlı ve tecrübeli vatandaşlarından oluşan küçük bir meclis vardır ki (Minor Consiglio) bu meclisin yetkileri Senato’nun karara varamadığı, araştırılması ve incelenmesi gereken yargıların hızlı bir şekilde uygulamaya konmasıyla yükümlüdür. </em></p>
<p><em>(…) Konsül olarak adlandırdıkları, özel hukuk davalarından sorumlu beş yargıçları vardır. Bu davalarda belirli bir meblağa kadar temyiz imkânı söz konusu olmayıp ilgili meblağın üzerindeki temyizler için Senato’ya başvurabilirler. </em></p>
<p><em>(…) Ayrıca hepsi yabancılardan  müteşekkil beş ya da altı memurları vardır. Onlara çok iyi maaş öderler ve çok saygı gösterirler. Memurlardan biri daha kıdemlidir. Onu baş memur olarak sayarlar, diğerleri hiyerarşide ondan sonra gelir. Ayrıca sekreterleri olarak kabul edip noter diye tabir ettikleri üç memurları vardır ki bunlar belirli bir maaş almalarının yanı sıra tüm sulh ve ceza davalarıyla meşgul olurlar; bununla birlikte kazanılan gelir diğer memurlar arasında paylaştırılır. </em></p>
<p><em>(…) Sağlık işlerinin başında beş beyefendi olup memleketin ileri gelenleri olarak göze çarparlar. Aralarından bazıları yönetici konumundadır.</em></p>
<p><em>Memleketin yasalarına göre oluşturulmamış her mahkeme kararına ve Küçük Meclis kararlarından bazılarına müdahale edilebilen beş savcı bulunur.  Bu savcılar itirazın karara bağlandığı Senato’ya önerge sunabilirler. Üç avukat, Asiller Kamarası adına Büyük Meclis’in ceza ve hukuk davalarında suçlu bulunan kişilerin haklarını savunur.”</em> a.g.e. s.40-4-42-43</p>
<p>Bunların yanı sıra üretimi, hazineyi, maaşları, vergileri denetleyen, memurlar da Ragusa Cumhuriyeti idare sisteminde yer almaktadır ve tüm bu konular da sistemli bir şekilde ele alınmıştır.</p>
<p>Foundation for Economic Education’da, Lawrence W. Reed, <a href="https://fee.org/articles/remembering-the-ragusan-republic/">Ragusa Cumhuriyetine dair yazdığı yazıda</a> Ragusalıların,<strong> iflas hukukunda Avrupa’nın öncüsü olduğunu ifade etmiştir.</strong> Reed, yazısında Ragusalıların bürokratik hızından, girişimciliği teşvik etmesinden, borçların ödenebilmesi için çıkardıkları yasalardan, devlet maliyesinin ihtiyatlılığından, deniz sigortası alanında öncü olduğundan bahseder.</p>
<p>Sahiden de pek çok kaynakta Ragusa’da mülkiyet hakkının sıkı bir biçimde korunmakta olduğu ve vergilerin düşüklüğü vurgulanmaktadır.</p>
<p>Ragusa’ya dair okumalarımda gördüm ki bu devletin iyi eğitimli, dünyayı tanıyan ve ticaretle uğraşan elitleri aynı zamanda usta birer diplomat gibi davranmakta ve adeta sivil diplomasi faaliyetleri icra etmekteler. Bu yönüyle de Ragusa Cumhuriyeti incelenmeye değerdir.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-208559 size-medium" src="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/12/resized_f6874-4f428b44dubrovniccroatia1-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/12/resized_f6874-4f428b44dubrovniccroatia1-300x200.jpg 300w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/12/resized_f6874-4f428b44dubrovniccroatia1-768x511.jpg 768w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/12/resized_f6874-4f428b44dubrovniccroatia1-150x100.jpg 150w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/12/resized_f6874-4f428b44dubrovniccroatia1-696x463.jpg 696w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/12/resized_f6874-4f428b44dubrovniccroatia1.jpg 900w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Ragusalıların da bir kez daha gösterdiği üzere refahın, gelişmenin sırrı, sistemli ve hızlı bürokrasi, öngörülebilir, açık gelişmiş bir hukuk sistemi, girişimciliği, ticareti teşvik eden bir anlayış tesis etmekten geçmektedir.</p>
<p>Ragusa, 18. yy’da büyük bir deprem yaşamış bu depremden ciddi bir şekilde etkilenmiştir. 19.yy’da ise Fransız işgaline uğramıştır.</p>
<p>Son olarak, Ragusa ile ilgili bu kısa yazıda, Türk hoşgörüsüne de değinmek istiyorum. Ragusalılar, Katolik Hristiyan bir topluluktur. Bu şehir devletinde yaşayan Yahudiler’in şehirden çıkarılmasına yönelik bir akım başladığında Kanuni Sultan Süleyman, 1545’te olaya müdahale etmiş, bir kez daha Türk hoşgörüsünü göstererek bu akıma, karışıklığa izin vermemiştir.</p>
<p>Ragusa Cumhuriyeti, tarihin tozlu sayfalarında, pek çok farklı özelliğiyle incelenmeye, keşfedilmeye değer bir devlet olarak durmaktadır.</p>
<p><strong>Haldun Bar</strong><strong>ış, Aralık 2025</strong></p>
<p><strong>Yazıda Bahsettiğim Eserin Künyesi: </strong></p>
<p>* Jacope F. Soranzo’nun <em>1575’te Venedik’ten İstanbul’a Seyahati</em>, Sultan 3. Murad’a Takdim Edilen Günlük, İtalya, Dostluk Derneği, Çeviren: Ayça Güzel, Aralık 2021, Ankara.</p>
<p><strong>Yararlanılan Kaynaklar</strong></p>
<p>Şerafettin Turan, DUBROVNİK, https://islamansiklopedisi.org.tr/dubrovnik</p>
<p>The Republic of Ragusa, <em>Project Gutenberg</em>, <a href="https://www.gutenberg.org/files/55332/55332-h/55332-h.htm">https://www.gutenberg.org/files/55332/55332-h/55332-h.htm</a>, Ballantyne, Hanson &amp; Co. at the Ballantyne.</p>
<p>Lawrence W. Reed, “Remembering the Ragusan Republic”, <em>Articles</em>, Foundation for Economic Education, 10 April 2019, <a href="https://fee.org/articles/remembering-the-ragusan-republic/">https://fee.org/articles/remembering-the-ragusan-republic/</a></p>
<p>Wikipedia, <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Republic_of_Ragusa">https://en.wikipedia.org/wiki/Republic_of_Ragusa</a></p>
<p>F.W. Carter, “Ragusa: The City Republic of Dubrovnik”, <a href="https://www.historytoday.com/archive/history-today"><em>History Today</em></a>, <a href="https://www.historytoday.com/history-today-issues/volume-30-issue-1-january-1980">Volume 30 Issue 1 January 1980</a>, <a href="https://www.historytoday.com/archive/ragusa-city-republic-dubrovnik">https://www.historytoday.com/archive/ragusa-city-republic-dubrovnik</a></p>
<p>Ali Çimen, “Osmanlı Himayesinde Dubrovnik (Ragusa) Cumhuriyeti”, <em>SessizTarih.net</em>, 22 Haziran 2020, <a href="http://www.sessiztarih.net/2020/06/dubrovnik-ragusa-cumhuriyeti-nedir.html">http://www.sessiztarih.net/2020/06/dubrovnik-ragusa-cumhuriyeti-nedir.html</a></p>
<p>Ergün Hasanoğlu, Raguza Cumhurluğu, <em>Balkan Araştı</em><em>rma Enstit</em><em>üsü Dergisi</em>, Cilt/Volume 2, Sayı/Number 2,  Aralık/December 2013, 137-144., <a href="https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/407907">https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/407907</a></p>
<p>Lovro Kunčević, Another most serene republic: reflections on the social and political stability of Renaissance Ragusa, (Very much work in progres), EUSP.org, https://eusp.org/sites/default/files/archive/RESPUBLICA/RepTradition/10.Kuncevic_-_Another_most_serene_republic.pdf</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ragusa-cumhuriyeti-uzerine/">Ragusa Cumhuriyeti Üzerine</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ceza Kanunu 353. Madde</title>
		<link>https://hurfikirler.com/ceza-kanunu-353-madde/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haldun Barış]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Nov 2025 09:21:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208432</guid>

					<description><![CDATA[<p>“ama hayır, anlamak demek, dedim hâkime, daha ziyade derinlemesine hissetmek demektir” s.110 Ceza Kanunu 353. Madde… Fransız yazar Tanguy Viel tarafından kaleme alınan ve Mehmet Emin Özcan tarafından çevirilen, İletişim Yayınları tarafından basılan bu eşsiz eseri itiraf etmeliyim ki bir çırpıda bitiremedim. Aklıma adliye koridorlarındaki koşuşturmalar geldi. Geçen gün Ankara’nın insanın içini karartan mimarisiyle Sıhhiye [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ceza-kanunu-353-madde/">Ceza Kanunu 353. Madde</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“ama hayır, anlamak demek, dedim hâkime, daha ziyade derinlemesine hissetmek demektir” s.110</em></p>
<p><em>Ceza Kanunu 353. Madde</em>…</p>
<p>Fransız yazar Tanguy Viel tarafından kaleme alınan ve Mehmet Emin Özcan tarafından çevirilen, İletişim Yayınları tarafından basılan bu eşsiz eseri itiraf etmeliyim ki bir çırpıda bitiremedim.</p>
<p>Aklıma adliye koridorlarındaki koşuşturmalar geldi.</p>
<p>Geçen gün Ankara’nın insanın içini karartan mimarisiyle Sıhhiye Adliyesi’nde gözüme çarpan “görüşme odasının” kasveti geldi.</p>
<p>Fakültede Prof. Dr. Gülriz Uygur Hocamızın “Hukuka Giriş” dersinde okuttuğu Kuçuradi’nin makaleleri geldi.</p>
<p>Hukukun ne kadar insanla ilişkili olduğu ve ne kadar insana dair olduğu geldi… Okumalarımda sıklıkla duraksadım, düşündüm, notlar aldım…</p>
<p>Başlarken hemen belirteyim: <em>Ceza Kanunu 353. madde</em> adlı eseri başta hukukçular olmak üzere herkese tavsiye ediyorum.<img decoding="async" class="alignleft wp-image-208435 size-medium" src="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/11/Ceza-Kanunu-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" srcset="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/11/Ceza-Kanunu-200x300.jpg 200w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/11/Ceza-Kanunu-150x225.jpg 150w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/11/Ceza-Kanunu-300x450.jpg 300w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/11/Ceza-Kanunu.jpg 499w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" /></p>
<p>İnfaz yasasının çokça tartışıldığı bu günlerde, bu eser, bizlere suçun ve suçlunun, yalnızca suça konu fiilden ibaret olmadığını, toplumsal gerçekliklerin, eğitimin, ekonominin, ceza-infaz yasaları kadar toplumun huzurunda etkili olduğunu, maddi vakıalarda hakikate ulaşmanın tek bir bakış açısıyla mümkün olmadığını ahenkli, edebî bir anlatım ve akıcı bir örgü ile hatırlatıyor.</p>
<p>Eserde ana kahramanımız Kermeur bir dizi sorun yaşıyor. Bu sorunlardan biri de Kermeur’un yaşadığı kasabayı tatil köyüne çevirecek Antoine Lazenec’in dolandırıcı olması. Kermeur için bardağı taşıran son damlalardan biri işte bu ve oğlu Erwan’ın başına gelenler oluyor. Kermeur sonrasında bir suç iddiasıyla yargılanıyor.</p>
<p>Yazar, bir suçluyu suça iten çeşitli nedenleri suçlunun ağzından bizlere aktarıyor. Aklıma kriminoloji dersinde tartıştığımız konular ve meslek hayatımda okuduğum, incelediğim dosyalar ve pek ceza bakmasam da  görev yaptığım birkaç dosya geliyor. Hayat, teorinin, çerçevelerin çok daha ötesinde ve kesinlikle “tahditli” değil diyorum, bir kez daha.</p>
<p>Eserde temel konulardan biri hakimin hükme ulaşırken hangi delillerden nasıl etkilendiğinin sorgulanamayacağı hususu. Bu durum Fransız Ceza Kanunu’nun 353. maddesine atıfla eserde yer alıyor. Kitabın ismi de zaten buradan geliyor. Burada belirtmem gerekir, kitaba olan övgülerim hâkimin bakış açısına ve tavrına değil, bu tartışmaya açıktır. Ancak kitap bizlere farklı bir bakış açısıyla bazı gerçekleri hatırlatıyor.</p>
<p>Kitapta önemli bir diğer bahis ise “<em>vicdani kanaat</em>.” Anayasamızın 138. maddesinde de yer aldığı üzere <em>“hâkimler, g</em><em>ö</em><em>revlerinde bağımsızdırlar</em>; <em>Anayasa, kanun ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine g</em><em>ö</em><em>re h</em><em>üküm verirler</em>.” Bu, aslında hukukçuların arasında da çokça tartışılan bir konu: Hakimler vicdanlarına göre mi karar vermeliler?</p>
<p>Bizim de içinde bulunduğumuz Kıta Avrupası hukuk sisteminde yasalar kazuistik sayılacak kadar belirlidir. Usûl kuralları da sıkıcı belirlenmiştir. Dolayısıyla “hâkimin takdir yetkisi” oldukça kısıtlı bir alanda mevcuttur ve takdir konuları da genellikle içtihatlarla, uygulamada belirlenmiştir.</p>
<p>Öte yandan vicdani kanaat hükümde asıl olarak “suçun işlenip işlenmediği” noktasında toplanır. Hakim/heyet tüm delilleri dikkatle ve titizlikle inceler. Eğer en ufak bir şüpheye mahal vermeyecek şekilde suçun işlendiğine kanaat getirdiyse hükmünü verir. Şüphe varsa sanık yararlanır. Ve yine temel bir hukuk ilkesi olarak hukuksuz delil değerlendirilmez çünkü zehirli ağacın meyvesi de zehirli olur.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-208436 size-full" src="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/11/mahkeme-2.jpg" alt="" width="800" height="533" srcset="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/11/mahkeme-2.jpg 800w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/11/mahkeme-2-300x200.jpg 300w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/11/mahkeme-2-768x512.jpg 768w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/11/mahkeme-2-150x100.jpg 150w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/11/mahkeme-2-696x464.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></p>
<p>Hukukumuzda temel yaklaşımlarımız böyledir ancak mesela Japonya’da şüpheliler uzun süre gözaltında tutulur, avukatsız şekilde sorgulanır ve adeta itiraf etmeye zorlanır. Belki de Japonya hukukunda en çok eleştirilen konulardan biri budur. Bu, bir zamanlar ülkemizde de çokça tartışılmış olan “<em>delilden su</em><em>ç</em><em>luya ulaşılır, şüpheliden delile değil”</em> ifadelerinin bir yansıması gibidir, sanki. Herhalûkârda bu uygulama başta Japon avukatlar olmak üzere hukukçular tarafından ciddi şekilde eleştirilir ve hukukun temel prensiplerine uygun da değildir.</p>
<p>Burada Japonya parantezini açmamın bir sebebi var ki o da şudur: Amaçladığımız düzen, metodlarımız, doğrularımız ve kabul ettiğimiz hukuk tartışılabilmelidir.  Mutlak doğru yok, belki de tek bir doğru yok; tartışmalı ve gerekçelendirmeli, yeni çalışmalarla birlikte yeniden tartışmaya açmalıyız.</p>
<p>Vicdanî kanaat konusunda da söylenecek çok şey vardır. Sahi “vicdan” nedir? <em>Nişanyan</em> <em>Sözlüğ</em>e göre vicdan, Arapça vecd kökünden gelen “<em>bulma, aklına getirme, şiddetli gazap, kendinden ge</em><em>ç</em><em>me</em>” sözcüğünden alıntıdır. Başkaca pek çok kaynakta da yer verildiği üzere vicdan, ahlâkî değerlere dayanır. İşte tam da bu noktada hâkimin vicdanî kanaatinde evrensel bir ahlâk yasasına mı yoksa kendi vicdanî değerlerine göre mi hükme ulaşıp ulaşmayacağı konusu tartışmaya açılır.</p>
<p>Konuya ilişkin Kuçuradi, hâkimin vicdanının hukuk bilgisine ve değerlere (<em>değer yargılarına g</em><em>ö</em><em>re de</em><em>ğil</em>) dayalı olmasını savunur. Bu ne kadar mümkündür, nasıl mümkün olur, tartışılmaya değerdir.</p>
<p><strong>Ancak bana göre bundan evvel, adil bir karar için öncelikle yargıçların, savcıların, avukatların yaptıkları meslekî faaliyeti “</strong><strong>mesaiden</strong><strong>” öte g</strong><strong>ö</strong><strong>rmeleri gerekmektedir</strong>. <strong>Sonrasında ise değerler ile değer yargılarını ayırt edebilen, normları temellendirerek objektif-subjektif temelleri okuyabilen, hukuki bilgiyi analiz edip pratikleştirebilen, mantık bilen hukuk profesyonelleri yukarıdaki tartışmayı nispeten aşabilecektir. </strong></p>
<p>Son olarak bu kısa değerlendirme/tavsiye yazıma kitaptan birkaç alıntı ile ve birkaç makale önererek son vermek istiyorum:</p>
<p><em>“Dünyanı</em><em>n hi</em><em>ç</em><em>bir denizinde, kıyıya bile yakın olsa, hi</em><em>ç</em><em>bir insan giyinik olarak kendini suyun i</em><em>ç</em><em>inde bulmak istemez” </em><em>s.5 </em></p>
<p><em>“İnsanların i</em><em>ç</em><em>indeki şeytan zamanında fark edilebilse, o parlak ve sevimli dış g</em><em>ö</em><em>rünüşün ardındaki bu şeytan g</em><em>ö</em><em>rülebilse, her şey ortaya çıkardı değil mi?”</em><em>s. 40</em></p>
<p><em>“Her neyse, bu olaydan sonra </em><em>ç</em><em>ok ge</em><em>ç</em><em>medi, yatırım yapılacak sokaklarda ince kumaşlı takım elbise giymiş kişiler g</em><em>ö</em><em>rmeye başladık, salonlardaki sehpaların üzerine inşaat planlarını açıyor ve ezberledikleri s</em><em>ö</em><em>zleri tekrarlıyorlardı, deniz manzaralı iki artı bir dairelerini satmaya karar verdiler, belki de yemek odasındaki masaların üstünde bulunan dantelli </em><em>ö</em><em>rtüleri biraz küçüm­süyorlardı, bunlar kendi annelerinkine </em><em>ç</em><em>ok benziyordu belki, ama kendileri </em><em>ö</em><em>yle miydi?” </em><em>s. 46</em></p>
<p><em>“Ama bu, hakimi hiç ilgilendirmiyordu sanki, hastasının şikâyetlerini kayıtsızca dinleyen bir hekim gibiydi.“ </em><em>s. 65</em></p>
<p><em>“sanki benim bilmediğim merkezî bir noktayı hedeflemişti, yani onun sadece “olup bitenler” dediği bir şeyleri hedefliyordu, çünkü ger</em><em>ç</em><em>ek, “olayların” i</em><em>ç</em><em>indeydi.” </em><em>s.65</em></p>
<p><em>“(…) belki bir bilin</em><em>ç</em><em>, kafamızda Adem’in bir asma yaprağıyla </em><em>ö</em><em>rtündüğünü düşünmemizi sağlayan o pek iyi sabitlenmemiş aynanın olabilmesi i</em><em>ç</em><em>in </em><em>ç</em><em>ok erkenden do</em><em>ğmuş bir bilin</em><em>ç</em><em>, bize engel olan, evet ama belki de bizi onurlandıran bir şey.” </em><em>s.127</em></p>
<p><strong><em>                                                                                                                                 </em></strong></p>
<p><strong><em>Av. Haldun Bar</em></strong><strong><em>ış</em></strong></p>
<p><strong><em>avbarishaldun@gmail.com</em></strong></p>
<p><strong>Önerilen Bazı Okumalar</strong></p>
<p>Prof. Dr. Vecdi ARAL, &#8220;Hukuk Nedir?&#8221;, <em>Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi Sempozyumu</em>, İstanbul Barosu Yayınları, 2019 <a href="https://hfsa-sempozyum.com/wp-content/uploads/2019/01/HFSA26-Aral.pdf">https://hfsa-sempozyum.com/wp-content/uploads/2019/01/HFSA26-Aral.pdf</a></p>
<p>Veli Özer ÖZBEK, &#8220;Ceza Muhakemesinde Hakimin Vicdani Kanaati&#8221;, <em>Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi Sempozyumu,</em> İstanbul Barosu Yayınları, 2019 <a href="https://hfsa-sempozyum.com/wp-content/uploads/2019/02/HFSA16-O%CC%88zbek.pdf">https://hfsa-sempozyum.com/wp-content/uploads/2019/02/HFSA16-O%CC%88zbek.pdf</a></p>
<p>Ioanna KUÇURADİ, İnsanca Yaşayabilmenin Nesnel ve Öznel Koşulları Üzerine, İzmir Barosu, <em>İzmir Barosu Dergisi</em>, Eylül 2019, <a href="https://www.izmirbarosu.org.tr/pdfdosya/insanca-yasayab2019121215322672.pdf">https://www.izmirbarosu.org.tr/pdfdosya/insanca-yasayab2019121215322672.pdf</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ceza-kanunu-353-madde/">Ceza Kanunu 353. Madde</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de Kurumsallaşma Üzerine Düşünceler</title>
		<link>https://hurfikirler.com/turkiyede-kurumsallasma-uzerine-dusunceler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haldun Barış]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 13:52:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Hükümet Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208383</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçtiğimiz günlerde bağımsız bir milletvekili üstat ile yaptığımız bir sohbette Sayın Vekil önemli bir hususu vurguladı: “Türkiye’nin en büyük problemi kurumsallaşamamasıdır.” Ben de bu tespite katıldığımı belirttim ve ekledim: “Türkiye yeni sisteme geçtiğinden beri önemli bir sistemsel sancı çekmektedir. Bu geçiş sürecinde eksikleri hissediyoruz.” Ardından bu yazıyı kaleme almaya ve Türkiye’de kurumsallaşmaya dair düşüncelerimi, anayasa değişikliğinin [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/turkiyede-kurumsallasma-uzerine-dusunceler/">Türkiye’de Kurumsallaşma Üzerine Düşünceler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz günlerde bağımsız bir milletvekili üstat ile yaptığımız bir sohbette Sayın Vekil önemli bir hususu vurguladı: “<em>Türkiye’nin en büyük problemi kurumsallaşamamasıdır</em>.” Ben de bu tespite katıldığımı belirttim ve ekledim: “<em>Türkiye yeni sisteme geçtiğinden beri önemli bir sistemsel sancı çekmektedir. Bu geçiş sürecinde eksikleri hissediyoruz.”</em> Ardından bu yazıyı kaleme almaya ve Türkiye’de kurumsallaşmaya dair düşüncelerimi, anayasa değişikliğinin de gündemde olduğu bugünlerde aktarmaya karar verdim.</p>
<p>Kurum, Nişanyan Sözlüğe göre “<em>cemiyet, teşekkül</em>” anlamlarına gelmektedir. Kurumsallaşma ise Britannica’da Hans Keman’ın yazdığı başlıkta <em>“insan etkileşimlerini etkileyen kuralları ve prosedürleri geliştirme veya dönüştürme süreci</em>” olarak tanımlanmaktadır. Kurumsallaşma deyince akıllara muhakkak ve ilk olarak Weber gelmektedir. Weber’in “Bürokrasi ve Otorite” adlı eserinde kurumsallaşma ayrıntılı bir biçimde işlenmiştir. Weber’e göre kurumsallaşmanın en gelişmiş biçimi <em>rasyonelliğin, sürekliliğin, öngörülebilirliğin, uzmanlaşmanın, meşruiyetin tezahürü olan bürokrasidir</em>. Elbette Weber’den sonra kurumsallaşma ve yönetim bilimlerinde çok fazla gelişmeler olmuş, çağın ihtiyaçları da gözetilerek farklı teoriler ortaya atılmıştır.</p>
<p>Bu noktada belirtmeliyim, bu yazıda kurumsallaşmayı rasyonel temellendirmelere dayalı <strong>normlar ile prosedürler </strong>geliştirme, kuralları ortaya koyma ve süreçleri bu prosedürler, ilkeler ve kurallar çerçevesinde, <strong>sürdürülebilir </strong>olarak inşa etme anlamı ile kullanacağız. Bu aynı zamanda sürekliliği, öngörülebilirliği, refahı, işlevselliği, verimliliği, <strong>kurumsal kültürü, kurumsal sinerjiyi ve kurumsal hafızayı </strong>beraberinde getirir ve <strong>sistem </strong>kişilerden bağımsız olarak işleyebildiği için daha uzun ömürlüdür. Ayrıca tıkanmadan, bozulmadan kendini yenileme kabiliyetine sahiptir. İşte gerçek başarı bu sistemi inşa edebilmekten geçmektedir.</p>
<p>Bunlarla beraber, dünyada kendi döneminde süper güç olan İmparatorluğumuzun değişen dünya sistemine uygun yeni bir model üretememesi neticesinde çekilen sancı bizleri yeni bir devleti, Cumhuriyetimizi inşa etmeye itmiştir. Bu yeni devletimizin; Cumhuriyetimizin lideri Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Tanzimat’tan beri süregelen yeni bir sistem yahut yeni model inşasını hızlandırarak kurumsallaşmayı “yeniden” sağlamak istemiştir. Yeniden diyorum çünkü burada şunu ifade etmekte fayda vardır; Heper’in de ifade ettiği Osmanlı İmparatorluğu kendine has bir kurumsallaşma inşa edebilmişti ancak bu modern bir sistem değildi. Kurallar vardı ancak padişah değiştiğinde kurallar da değişebilirdi. Yine de belli dönemlerde, diğer kıyas edilebilecek pek çok devletten çok daha üstün, kıyas kabul etmeyecek kadar daha medeni, çok daha insancıl bir sistem inşa edilebilmişti. Heper, Türkiye’de Devlet Geleneği adlı eserinde Osmanlı’daki kurumsallaşmaya ilişkin şu tespiti yapmaktaydı:</p>
<p><em>“Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk kurumsallaşma örüntüsüne baktığımız zaman, mali kaynakları kolayca çevreden merkeze aktarabilen ve başarılı savaşlar yapabilen iyi örgütlenmiş bir yönetim ile karşılaşıyoruz. Bu erken dönem kurumlaşma biçiminin yozlaşmasını takiben Osmanlı, bürokratik ve siyasal kurumlarını iyileştirmeye çalışmıştır. Bu çabalar özellikle 1839-1876 Tanzimat Dönemi’nde yoğunluk kazanmış ve daha sonraki dönemlerde de belirli aralıklar ile devam etmiştir.” Metin HEPER, Türkiye’de Devlet Geleneği, Doğu Batı Yayınları, 2006 s.18 </em></p>
<p>Yine aynı eserde Heper şu ifadeleri kullanmaktadır:</p>
<p><em>“Osmanlı-Türk devlet felsefesine göre padişah, Tanrı tarafından toplumun çeşitli zümrelerini bir arada tutmak üzere atanmıştır. Hiyerarşide, padişahın hemen altında mutlak yetkilerle donatılmış sadrazam bulunurdu. Merkezin görevi, her bir zümreye, konumunu ve işlevini göz önünde tutup hak ettiğinden ne daha az ne de daha fazla imkân sağlayarak düzeni mevcut hali ile sürdürmekti. Osmanlı’da adalet bu anlamı taşıyordu. Söz konusu devlet felsefesi çerçevesinde, toplumun refahı, kendilerini devletle özdeşleştiren zümrelerin elinde olan kaynakların yeterli olması ile bir tutulmuştu. Osmanlı’nın Klasik Çağı boyunca, söz konusu Osmanlı türü hikmet-i hükümet anlayışı, keyfi idareye yol açabilirdi fakat böyle bir gelişme olmamıştır. Çünkü Osmanlı hikmet-i hükümeti büyük ölçüde Rechtsstaat özellikleri taşımıştır: Osmanlı yönetim sisteminde, padişah dâhil her yönetici kurallara ve geleneklere harfiyen uymak durumunda idi. Hizmetkârları gibi, padişah da haftanın kimi günlerinde özel danışmanları ile birlikte çalışır, belli durumlarda kullanması gerekli belli sözcükler dâhil gerekli töreleri ve gelenekleri titizlikle incelerdi.” a.g.e. s.56</em></p>
<p>Tanzimat ile birlikte ise kurumsallaşmanın modern hala getirilmesi ve eksikliklerin giderilmesi amacıyla ve ayrıca süreklilik sağlayabilmek için kurumlar inşa edilmeye başlanmıştır. Nitekim günümüzde dahi varlığını sürdüren bazı kurumlar Tanzimat Dönemi’nde temelleri atılan kurumlardır.</p>
<p>Cumhuriyet döneminde ise Gazi Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde ve onun döneminde belli bir süre kişileri aşkın kurumsallaşma hızlanmışsa da bu durum çok da uzun sürmemiş, bir süre sonra Cumhuriyet’in “kemalist” sınıfı<strong> </strong>adeta ideolojiye dayalı bir yapı kurgulamıştır. Bu ideolojik eksen Mustafa Kemal’in inşa etmeye çalıştığı Meclis ve Cumhurbaşkanlığı makamında vücut bulan ve kurumsallaşmaya çalışan devlet organizmasına hakim olarak, Gazi’nin yapmaya çalıştığı ile de çelişerek, sistemi kendi ideolojik sınırları içerisine mahkum etmiştir. Yine bu ideolojik sınıf,  <strong>“bürokratik oligarşiyi</strong>” inşa etmiş, yargıyı da belli oranda dizayn etmiş, orduyu ise denetim ve gerektiğinde check-balans unsuru olarak kullanarak siyasette de çerçeveleri çizmiş böylece ideolojik, antidemokratik bir devlet sistemi inşa etmişlerdir. Bu hizipçe bir ideal Türkiye tablosu ortaya konmuştur ve bu ideal Türkiye’ye aykırı olan fikirler çeşitli yaftalarla ve demokrasi dışı yöntemlerle sindirilmiştir.</p>
<p>Bu hususta Şerif Mardin tarafından kaleme alınan Türkiye’de Toplum ve Siyaset adlı eserdeki şu ifadeleri hatırlamak önemli olabilir:</p>
<p><em>“Yüksek bürokratlarımızın samimiyetsizliklerinden yadigar kalan en tehlikeli unsurlardan biri de hiç şüphesiz ki kendileri tarafından meydana konan ideal Türkiye tablosudur. Bu tablo, aynı propaganda zihniyetinin mahsulü olduğu için realite ile hemen hemen ilgisi olmayan bir tablodur. Bu tablonun zihinlere yerleşmiş olmasından dolayı yeni neslin birçok elemanları objektif müşahadenin ne demek olduğundan ve ne şekilde yapılması gerektiğinden tamamiyle bihaberdirler. Etraflarındaki alemle olan münasebetleri daimi bir kendini aldatma vetiresi haline gelmiştir.”</em> <em>Şerif MARDİN, Türkiye’de Toplum ve Siyaset, İletişim Yayınları, 1990 s.211</em></p>
<p>Bu yapının kısmen kırılma noktaları Turgut Özal ile başlamış <em>-hayır Menderes ile değil-</em> ve kısmen AK Parti döneminde devam etmiştir. Demirel ise bu sistem ile gerçeklik arasında köprü kurmaya çalışan, Ecevit bu sistemden nispeten ayrışan, Erbakan ise bu sisteme doğrudan karşı çıktığını ifade eden siyasilerdir. AK Parti ise Demirel-Özal-Erbakan karması bir çizgi ile <em>“kemalist devlet ideolojisi</em>” ile mücadele etmiştir. Özellikle 2007 muhtırasına gösterilen refleks, Kapatma Davası’nda gösterilen direnç ve halk desteği, 2010 Anayasa değişikliği, 2016 yılında FETÖ’nün yaptığı askeri darbe girişimi ve akabinde 2017 Anayasa değişikliği Türkiye’de bu yapının oluşturduğu sisteminin “kısmen” kırıldığı önemli olaylardan bazılarıdır.</p>
<p>Gelgelelim kırılan bu sistemin yerine yenisi henüz inşa edilememiştir. Güvenlik bürokrasisinin gölgesinde geçen yıllar, zamanla etkisini daha da göstermiş bir süre sonra Cumhuriyet tarihimiz boyunca belli aralıklarla tekrar eden ekonomik krizlerden biri daha hissedilmiş, yanı başımızdaki ülkelerde önemli değişikliklerin yaşanması ile de güvenlikçi politikalar ve refleksler terk edilememiş, kısacası bu sıkışmışlık içerisinde bir sistem için asıl olan meseleler konuşulamamıştır.</p>
<p>Bu durum çok geçmeden yeni anayasa ihtiyacına duyulan ihtiyacı ortaya koymuştur. Çünkü devlet sisteminde problemler ve aksaklıklar ortaya çıkmaktadır. Bu sorunlarla ilgili olarak öncelikle bürokrasi noktasında birkaç gözlemime ve öneriye yer vermek istiyorum:</p>
<p><strong style="color: #111111; font-family: Roboto, sans-serif; font-size: 22px;">A. Bürokrasimize Yönelik Gözlemler ve Öneriler</strong></p>
<p>1) Kurumlar içerisindeki kurum dışı siyasi atamalar, kurumlarda bir moral bozukluğu yaşatmaktadır. Bununla alakalı olarak söylenebilecek olan şey bellidir: <strong>Öncelikle kurumsal hafıza ve kurum kültürü açısından kurumlarda müsteşarlık makamı geri getirilmeli, kurum içi silsile istisnalar dışında bozulmamalı, “liyakat” atamalardaki temel ilke olmalıdır.</strong></p>
<p>Genel müdürlük, daire başkanlığı gibi makamlar için şartlar yeniden kurgulanmalı, “kurumda belli bir süre çalışma şartı” kuralı getirilmelidir.</p>
<p>Yönetici kadrolarda çalışkanlığın, akademik başarının, disiplinin, kamu malı-kamu hakkı gözetmenin yanı sıra <strong>“iyi yönetici” </strong>olabilme vasıfları da gözetilmelidir. Yine atanan memurların, uzmanların, mühendislerin, yargı mensuplarının verimini artırmak için  en azından ilk olarak hizmetiçi eğitim, gerçekten önemsenebilir ve tasarruflu bir biçimde sağlanabilir. Bu eğitimlerde kurumda uzun yıllar çalışmış ve emekli olmuş kimselerin tecrübelerinden istifade edilebilir.</p>
<p>Kurumlar için geliştirilmiş, yerli yapay zeka araçlarının yardımı ile çalışanların <strong>performans ölçümleri </strong>rasyonelleştirilebilir (<em>kaç imza atıldı, kaç iş başarılı şekilde azaltıdı vb. ölçümler</em>)  ve bu performanslar neticesinde ücret değerlendirmeleri yapılabilir.</p>
<p><strong>Mülki idare amirlerinde ve yargıçlarda yaş hususu da dikkate alınmalıdır. Yargıçlar için kürsüye çıkma yaşı 32-35 civarı olmalı, mülki idare amirlerinin ise refiklik süresi uzatılmalı, göreve çıkma yaşları en az 32-35 olmalıdır. Belki mülki idare amirliği için öncesinde “<em>birkaç yıl uzman olarak veya özel sektörde belli bir yıl çalışmış olma</em>” şartı  da mevzuata eklenebilir. </strong></p>
<p>2) <strong>Devlet denilen büyük yapının ekmek kapısı olduğu toplumlar borç döngüsü içinde yaşar.</strong> Sadık Rıfat Paşa’nın Tanzimat devrinde dikkat çektiği bu sorun hala asli sorunlarımızdan biridir. Bu beraberinde 1 ve 2. maddede yazdığım sorunları ortaya çıkarmaktadır. Öyleyse memur enflasyonunun önüne geçilmeli, gerekirse ömür boyu istihdam garantili olmayan personel rejimleri ile istihdam sağlanmalıdır. Gençler, üretime teşvik edilmelidir.</p>
<p>3) <strong>İmza yetkileri mevzuatta düzenlenerek dağıtılmalı, her kurum içerisinde yavaşlatma-dengeleme-gerektiğinde fren mekanizması oluşturulmalıdır. </strong>Bazı stratejik ve büyük ölçekli işlere “çift imza” kuralı getirilmeli, örneğin iki genel müdür imzası aranmalıdır.</p>
<p>Karar mekanizmalarında yavaşlık kötü değildir. Aksine gerek gelişmiş devletlerin bir çoğu <strong>“yavaş işleyen”</strong> karar alma mekanizmaları ile gündeme gelen ülkelerdir. Böylece istişareye dayalı, üzerine düşünülmüş, hata oranı azaltılmış mekanizmalar elde edilebilir. Devlet işlerinde hata büyük maliyetler doğurur ve bu hata amme malına zarar verir. Burada, yavaş olması gerekenin<strong> bürokrasideki kırtasiye ve hizmet işlemleri olmadığını</strong> da belirtmem gerekir.</p>
<p>4) <strong>Mevzuatımız eskimiştir.</strong> Örneğin 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun 1953 yılında kabul edilmiştir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu 1965 yılında, TBMM İçtüzüğü 1973 yılında, değiştirilmesi planlanan 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu 1932 yılında kabul edilmiştir. Bunun gibi onlarca kanun, dağınık, karmaşık, çağın gereklerine de uygun olmayan şekildedir. Elbette mevzuatın sıkça değişmesi doğru değildir ancak değişen dünyanın ihtiyaçlarına göre yenilenmeler “eskiden kopmadan” yapılmalı ve mevzuatın dağınıklığı toparlanmalıdır.</p>
<p>Her şeyden evvel <strong>TBMM İçtüzüğü baştan sona reform yapılması gereken temel başlıklardan biridir.</strong> Eğer güçlü bir parlamento istiyorsak, parlamentoyu işlevselleştirmenin ve verimli hale getirmenin yollarını bulmamız gerekir.</p>
<p><strong>Mevzuatta reformu, geniş bir yelpazedeki hukukçulardan oluşan ihdas edilecek bir kurul çalışmalı ve ele almalıdır ancak bu kurul liyakat esaslı olmazsa iyi bir sonuç elde edemeyebiliriz.</strong></p>
<p><strong>Hukukun üstün olmadığı, adaletin sağlanmadığı toplumlarda ne ekonomik ne bilimsel gelişmeler ne kültürel gelişmeler ne de refah sağlanamaz. </strong> Burada konusu geçmişken belirtmemde fayda vardır: Mevzuat yenilenirken dili yenilemek her zaman sanıldığı gibi olumlu sonuçlar doğurmayabilir. Bazı terimler vardır ki (örneğin şufa gibi) bu terimi güncellediğinizde geçmişteki birikimle kopuşa yol açabilirsiniz. Buna dikkat etmek gerekir.</p>
<p>Bürokrasimizde daha pek çok sorun olduğu aşikardır. Bunların her birini burada tartışmak da mümkün değildir. Bu aşamada burada her şeyi olduğu gibi bürokrasiyi de etkileyecek, kurumları değiştirecek bir başka hususa da değinmek ve konuya dair zihnimizde başka bir pencere daha açmak istiyorum:</p>
<h3><strong>B.Teknolojik Devrimler ve Gelecek</strong></h3>
<p>Türkiye, kurumsal yapısını hızlıca güçlendirmelidir ve bunu yaparken bir hususu daha göz önünde bulundurmalıdır ki o da içinde bulunduğumuz dönemde yaşanan <strong>“teknolojik devrimdir</strong>.” <strong>Blokzincir ve WEB 3.0 teknolojileri ile pek çok yenilik dünyada tartışılıyorken ve hissediliyorken bir yandan da yapay zekada, robotik teknolojilerde, uzay teknolojilerinde yaşanan ilerlemeler dünyayı çok da uzak olmayan bir gelecekte bambaşka bir çehreye büründürecektir. </strong>Bugün geldiğimiz noktada<strong> dahi tecrübe gerektirmeyen vasat beyaz yakalı işlerini yapay zeka yapabilmektedir.</strong></p>
<p><strong>Bu teknolojiye direnmek yerine derhal insanları bilgilendirmeyi gündeme almak, veri güvenliğini daha sıkı bir çerçevede ele almak ve yapay zekayı iyi kullanabilmeyi öğrenmek zorundayız.</strong></p>
<p>Öte yandan yapay zeka demek, enerji ihtiyacını, nadir element ihtiyacını en önemlisi “su” ihtiyacını ortaya çıkaracaktır. Bunlar halihazırda hissedilir şekilde artan su krizini, çevre felaketlerini, iklim değişikliklerini etkilemekte ve derinleştirmektedir. <strong>Öyleyse çevre hukukunu gözeten, su krizini gündeme alan, ormanları hakkıyla koruyan, temiz gıdaya, temiz tarıma önem veren bir sistem kurmak ve buna ilişkin adımları da kurumsal olarak yapmak zorundayız.</strong></p>
<p>Bunu aynı zamanda <strong>kent-köy çatışması ile ve kentleşme çalışmaları ile birlikte ele alabilir </strong>ve bazı adımlar atabiliriz.</p>
<p><strong>Türkiye’yi çarpık kentleşmeden kurtarmak, yaşanabilir, sürdürülebilir, tabiata saygılı ve iç içe, nefes alan, tarihe saygılı kent yapısıyla buluşturmak zorundayız.</strong></p>
<p>Kasabaları ve köyleri modernleştirip yani imkanlarla donatıp ve sanayi tesisleri ile buluşturup, ayrıca lojistiği güçlendirip diğer yandan kentlerde ise tabiat alanlarını yaygınlaştırmalı, hatta tarımsal üretim alanları dahi tesis edebilmeliyiz.</p>
<p><strong>İmar mevzuatında imar planlarında kişi başına yeşil alanın asgari koşulu 10 metrekaredir. Bu oldukça düşük bir sayıdır. En başta, bunu değiştirmek ve yükseltmek gerekir</strong>.</p>
<p>Bunu başarabilmenin ilk yolu ise çağımız ve <strong>ülkemiz gerçeklerinde, tarımsal üretimi ve agroendüstriyi teşvik etmekten geçmektedir. Gerekirse sanayi teşviklerinden kısarak, bir süre büyümenin yavaşlamasını da göze alarak, tarıma yatırım yapmalı, gelecek 20 yılda Avrupa ve Ortadoğu’nun temiz, sağlıklı, sürdürülebilir gıda üssü olmayı hedeflemeliyiz</strong>. Bu aynı zamanda <strong>kentten, modern, akıllı, tabiata saygılı, sürdürülebilir, üreten köylere göçü de teşvik edecektir.</strong> Burada, parantez açarak, özellikle Marmara Bölgesi’ndeki kentleşmeyi, Anadolu’ya, geniş yerleşim yerlerine yaymak zorunda olduğumuzu da belirtmek istiyorum.</p>
<p>Tüm bu değindiğim konular yakın zamanda ana gündem konularımız olacak ve devlet sisteminde de değişimi ve dönüşümü kaçınılmaz kılacaktır.  Artık tehditler değişecektir. Ekonomik öncelikler değişecektir. Çalışma şart ve stilleri değişecektir.  Bürokraside ve kurumlarda da değişim kaçınılmaz olacaktır. Genç ve yapay zekaya, yapay genel zekaya alışmış, bilgiye erişimin bu kadar hızlı ve kolay olduğu bir çağda, keskin ve katı hiyerarşik örgütlenmeler, haftanın 5 günü, 9-6 mesai sistemi doğru ve verimli olmayabilir. <strong>Daha esnek, uzmanlığa ve koordinasyona dayalı, hiyerarşinin ve emir zincirinin esnekleştiği bir yönetim olan adhokrasinin daha sık anılacağını ve adhokratik örgütlerin yaygınlaşacağını, kurumlarda da benzer yapılar görülebileceğini söylemek yanlış olmaz.</strong></p>
<p>Yukarıda bahsettiğim modern kırsal yerleşim yerleri hususunu, part-time, esnek, teknolojiye dayalı çalışma stilleri ve kurumsal yapılarla birlikte ele almak faydalı olabilir.</p>
<p>Diğer yandan sosyolojik değişimler de muhakkak ki hissedilir şekilde olacaktır. <strong>Küreselleşme artacak, -belki de baskıcı bir hal alacak- yeni ve çok daha büyük teknoloji şirketleri ortaya çıkacaktır. </strong></p>
<p>Tekno-oligarkların yanı sıra <strong>teknolojinin “hızlıca” zenginleştireceği bir zümreyi tahmin etmek de güç değildir.</strong> Bir yandan <strong>“miras yoluyla devredilen zenginlik” (<em>inheritokrasi</em>) korkunç boyutlara ulaşmışken </strong>bir yandan da teknolojinin belki de kolay yoldan zenginleştirdiği bir zümrenin varlığıyla yüzleşmek zorunda kalacağız. Yazının konusundan sapmamak adına bu kısmı uzun uzadıya ele almayacağım. Ancak halihazırda dönüşen <strong>Türkiye’nin önünde dikkate alması gereken bir diğer konu da hiç şüphesiz yapay zeka ve teknolojilerinin getireceği yenilikler, çevresel konulardaki riskler ve bu alanlardaki regülasyon eksikleridir. Halen kripto varlıkları “ödeme aracı” olarak görmediğimizi,  siber suçlar, kişisel veriler vb. yeni alanlarda kurumsallaşmada zayıf kaldığımızı, çevreci bir anayasal bakış açısına sahip olmadığımızı ifade etmem gerekir. </strong></p>
<p>Tüm bunları dikkate almadan, tartışmadan bir sistem kurgularsak yakın bir gelecekte yeniden sistem tartışmasına girmek durumunda kalırız<strong>. Bu nedenle ilkesel bir çerçeve çizip değişimi takip etmek ve değişime açık kapı bırakmak, sürekli bir biçimde bu konulara dair AR-GE çalışmalarında bulunmak önemlidir. </strong></p>
<p><strong>Bu hususta atılabilecek bir diğer adım da tıpkı Finlandiya’nın yaptığı gibi TBMM bünyesinde bir fütüroloji komisyonu kurulabilir. Bu komisyon, örneğin 7 yıllık periyotlarla 15 yıllık gelecek projeksiyonları/senaryoları çalışması yapabilir ve bu çalışmalar raporlaştırılabilir. </strong>Böylece olası gelecek ihtimalleri tartışılmış olur. Bunun pek çok faydası vardır.</p>
<h3><strong>C. Yeni Anayasa Çalışmaları Üzerine</strong></h3>
<p>Gelgelelim, kurumsallaşmanın belki de en önemli adımı Anayasa’dır ve Türkiye yeniden anayasa değişikliğini gündemine taşımıştır. Bu hususa dair bir kısım önerilerimi “<em>Yeni ama Nasıl Bir Anayasa</em>” başlıklı yazımda daha evvel dile getirmiştim <em>(</em><a href="https://hurfikirler.com/yeni-ama-nasil-bir-anayasa/"><em>https://hurfikirler.com/yeni-ama-nasil-bir-anayasa/</em></a><em>)</em></p>
<p>Önceki anayasa yazımda sistemsel tartışmalara girmemiştim. Bu yazımda ise yalnızca zihnimizde bir pencere açabilmek maksadıyla iki hususu dile getireceğim ve deyim yerindeyse “<em>yazılı düşüneceğim</em>”:</p>
<p>Türkiye gibi farklı yaşam tarzına, farklı bakış açılarına, farklı dünya görüşlerine sahip insanların yaşadığı bir coğrafyada temel değerleri ve merkezleri korumak önemlidir ancak bunu yaparken çok sesliliğe ve çoğulculuğa, özgürlüklere önem verilmelidir. Bunun da en kestirme, işlevsel ve kurumsal yolu <strong>Cumhurbaşkanlığı makamı ile TBMM ağırlıklı bir merkez kurgulamak olmalıdır. </strong></p>
<p>Öncelikle yeni anayasada TBMM’nin denetleyici rolünü güçlendirmek gerekir.</p>
<p>Burada bir öneriden ziyade bir tartışma zemini açma amacıyla şu hususa da değineceğim:<strong> Etkin ve karar alıcı Cumhurbaşkanlığı makamı ile TBMM arasında bir köprü vazifesi görebilen ve yetkileri net bir biçimde belirlenmek kaydıyla Cumhurbaşkanı tarafından görevlendirilen Meclis üyesi bir Cumhurbaşkanı Yardımcısı kurgusunu da belki bu anayasa değişikliğinde tartışmalıyız.</strong> Milletvekilleri arasından seçilen ve görevini sürdüren bir CB Yardımcısı için anayasal değişiklik şarttır. Açıkçası bu kurguyu yaparken düşündüğüm husus CB makamını iç politikadaki gündelik, geçici tartışmalardan nispeten uzak tutmak, daha “devlet” meselelerine odaklanan etkin, yürütmenin başı, gerektiğinde dengeleyici bir CB makamı kurgusu oluşturabilmekti. Ayrıca TBMM ile Cumhurbaşkanlığı arasındaki iletişimi ve TBMM’yi de güçlendirmek önemli olacaktır. Yazılı olarak düşündüğüm, artısı eksisi tartışılabilecek bir öneri olarak buraya not düşüyorum.</p>
<h3><strong>D. Sonsöz Niyetine</strong></h3>
<p>Bu yazıda, kurumsallaşma kavramını açıklayıp Türk Devlet sisteminin kodlarına ve modernleşmemize bu çerçeveden çok kısa bir bakış atmaya çalıştım. Yine bürokrasideki, mevzuatımızdaki temel problemlere oldukça özet bir  biçimde değindim ve bazı önerilerde bulunmaya çalıştım.</p>
<p>Yakın bir gelecekte her alanda önemli değişikliklere yol açacağı artık iyice hissedilen “teknolojik devrimi” de bu günlerde dikkate almamız gerektiğini ifade ettim. Olası su krizine, temiz, gerçek gıda problemlerine, tabiatın haklarına dikkat etmeye çekmeye çalıştım. Bu kısımda aynı zamanda kentleşme hususuna da değindim. Tarım güçlendirilmesinin önemini vurguladım.</p>
<p>Ayrıca teknolojinin gelişmesi ile birlikte kurum yapılarımızın işleyişinde de değişiklikler olabileceğine ve adhokrasiye değindim.</p>
<p>Yine yapay zeka/yapay genel zeka devrimleriyle birlikte yeni bir zengin sınıfın ortaya çıkabileceğine ve devletlerde otoriterleşme eğilimlerinin artabileceğine değindim.</p>
<p>Son olarak kurumsallaşmamızı güçlendirmek, yeni sistemin aksaklıklarını giderebilmek için yeni anayasa tartışmalarına değindim. Yeni anayasa çalışmalarına ilişkin fikirlerimi daha evvel yazdığım bir yazıda 6 maddede toplamıştım. Bu yazıda ise tekrara düşmemek amacıyla o konulara değinmedim, bu önerilere ek bazı önerilerde bulundum. Ayrıca olası bir sistemsel bir değişikliğe yönelik, milletvekili olan ve yetkileri net bir biçimde belirlenmiş iç politikada daha aktif bir Cumhurbaşkanı Yardımcılığı makamını “yazılı” olarak düşündüm.</p>
<p>Az evvel ifade ettiğim gibi Türkiye gibi farklı dünya görüşlerini bir arada bulunduran bir ülke için gücü dağıtabilmek, dengeleyen, yavaşlatan mekanizmalar kurmak hayatidir. <strong>Türkiye,  sistemini rasyonel, verimli, sürdürülebilir, normlara, prosedürlere, kurumsal hafıza ve kültüre dayalı şekilde, kurallar ve kurumlar üzerine kurgulamak zorundadır. </strong></p>
<p>NATO’nun en büyük 2. ordusuna sahip, uluslararası ticaretin ve geçişlerin önemli noktasında bulunan, ağır sanayi atılımları ile son derece önemli gelişmeler katetmiş, etki alanı sınırlarının çok daha ötesinde, imparatorluk varisi, güçlü bir devlet geleneğine sahip, dünyanın vicdan ve iyilik medeniyeti olmaya aday, çevre değil merkez olmayı hedefleyen bir devlet olan Türkiye’nin potansiyelini gerçekleştirebilmesi ancak tüm bu atılımlarını daha da güçlendirerek, sistemsel hale getirerek, kurumsallaştırarak mümkün olabilir.</p>
<p>Büyük, güçlü, müreffeh bir Türkiye hayalini kurumsallaşarak, sistemli olarak, iyi, adil, bağımsız bir hukuk sistemi kurgulayarak, tarım sektöründe devrim niteliğinde adımlar atarak, dilimizi koruyup geliştirerek gerçekleştirebiliriz. Öyleyse Beyaz Zambaklar Ülkesinde adlı eserde geçen şu ifadelerle yazıyı sonlandıralım:</p>
<p><strong><em>“Güçlü Düşünce, Yüksek İşler, Yüce Girişimler, Sağlıklı Hayvancılık, En İyi Tarım, Kaliteli Kumaş, Temiz Vicdan, Yeni Fikirler, Mekanik Başarı, Müreffeh Millet!”</em></strong></p>
<p><strong>Av. Haldun Bar</strong><strong>ış</strong></p>
<p><strong>Ayrıca Bakınız:</strong></p>
<p>Av. Haldun Barış, “Yeni Ama Nasıl Bir Anayasa?”, <a href="https://hurfikirler.com/yeni-ama-nasil-bir-anayasa/">Hür Fikirler</a></p>
<p>Av. Haldun Barış, “Büyük, Güçlü, Müreffeh Bir Türkiye İçin İvedilikle Atılması Gereken Üç Adım”, <a href="https://rostrastrateji.org/2025/08/27/buyuk-guclu-mureffeh-bir-turkiye-icin-ivedilikle-atilmasi-gereken-uc-adim-av-haldun-baris/">RostraStrateji</a></p>
<p>“Teknolojik Devrim, Davos 2025 ve Bazı Öneriler”, <a href="https://hurfikirler.com/teknolojik-devrim-davos-2025-ve-bazi-oneriler/">Hür Fikirler</a></p>
<p><strong>KAYNAKLAR</strong></p>
<p>Senem ALTAN, Değişen Yönetim Anlayışında Bürokrasiye Çözüm Önerisi: Adhokrasi, <a href="https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=36329">https://asosjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=36329</a></p>
<p>Refik AYDEMIR, “Kurumsallaşma, Kurum Tarihi ve Nafiâ Nezaretinin Kurumsallaşma Süreci” <em>Tarih ve Gelecek Dergisi</em>, 11/2 (Haziran 2025), s. (207-239), https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/4742032</p>
<p>Dr. Burcu AYDIN, “Hukuk, Kurumsallaşma ve Kalkınma Denklemi”, <em>TEPAV Blog</em>,  <a href="https://www.tepav.org.tr/tr/blog/s/7559">https://www.tepav.org.tr/tr/blog/s/7559</a></p>
<p>Cenay BABAOĞLU, “Türkiye’de Dijital Devlet ve Kurumsal Akslar”, <em>SETA Yorum</em>, 5 Nisan 2025. <a href="https://www.setav.org/turkiyede-dijital-devlet-ve-kurumsal-akslar">https://www.setav.org/turkiyede-dijital-devlet-ve-kurumsal-akslar</a></p>
<p>Prof. Dr. Bakır ÇAĞLAR, “Avrupa Yeni Mekânında Kurumsallaşma: Hukuk ve Demokrasi”, Anayasa Yargısı Araştırmaları Merkezi Makaleler, https://ayam.anayasa.gov.tr/media/6397/bcaglar.pdf</p>
<p>Dr. M. Serdar EBAŞ, “Kamu Kurumlarının Kurumsallaşması ve Markalaşması”, <em>Ombudsman Akademik</em>, Yıl: 8, Sayı: 16, Ocak-Haziran 2022, ss. 215 – 256. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2306393</p>
<p>Metin HEPER, <em>Türkiye’de Devlet Geleneği</em>, Doğu Batı Yayınları, 2006.</p>
<p>Serra Utkum İKİZ, Ebenezer Howard’ın Bahçe Şehri, <a href="https://www.arkitektuel.com/ebenezer-howard-bahce-sehir/">https://www.arkitektuel.com/ebenezer-howard-bahce-sehir/</a></p>
<p>Şükrü Mutlu KARAKOÇ, “Siyasette Reform Arayışları: Devlet ve Siyaset Üzerine Kurumsal Tasarımlar”, <em>Dünya Siyaseti</em>, 5.01.2021. <a href="https://dunyasiyaseti.com/icerik/siyasette-reform-arayislari-devlet-ve-siyaset-uzerine-kurumsal-tasarimlar.html">https://dunyasiyaseti.com/icerik/siyasette-reform-arayislari-devlet-ve-siyaset-uzerine-kurumsal-tasarimlar.html</a></p>
<p>Vedat KOÇAL, ‘Çevre’den ‘Merkez’e Yönelim Bağlamında Türkiye’de Muhafazakârlığın Dönüşümü: Siyasal İslâmcılıktan Muhafazakâr Demokratlığa AK Parti Örneği, <em>Bilgi</em> (24), 2012 Yaz / Summer: 8 1 &#8211; 1 1 1.</p>
<p>Prof. Esfender KORKMAZ, “Türkiye’nin Kalkınmasında Kurumsal Devletin Önemi”, <em>esfenderkorkmaz.com</em>, 15 Temmuz 2023. <a href="https://www.esfenderkorkmaz.com/turkiyenin-kalkinmasinda-kurumsal-devletin-onemi/">https://www.esfenderkorkmaz.com/turkiyenin-kalkinmasinda-kurumsal-devletin-onemi/</a></p>
<p>Şerif MARDİN, <em>Türkiye’de Toplum ve Siyaset</em>, İletişim Yayınları, 1990.</p>
<p>Mustafa ÖNEN, Salim KURNAZ, Kamu Yönetimi Reformlarında Perspektif ve Arayışlar, ASSAM Uluslararası Hakemli Dergi (ASSAM – UHAD)ASSAM International Refereed Journal Cilt 4, Sayı 8, Yıl 2017, <a href="https://dergipark.org.tr/tr/pub/assam/article/337381">https://dergipark.org.tr/tr/pub/assam/article/337381</a></p>
<p>Ozan ÖRMECİ, Prof. Dr. Metin Heper’den Türkiye’nin Siyasal Hayatı, <a href="https://politikaakademisi.org/2017/08/13/prof-dr-metin-heperden-turkiyenin-siyasal-hayati/">https://politikaakademisi.org/2017/08/13/prof-dr-metin-heperden-turkiyenin-siyasal-hayati/</a></p>
<p>Serap TEPE, “Türkiye’de Hukuk Sosyolojisinin Kurumsallaşma Sürecinde Bir Dönüm Noktası Olarak 1933 Üniversite Reformu”, <em>Sosyologca</em>, 2023, Sayı 26, Sayfa 119-128. <a href="https://sosyologca.org/files/sosyologca/7076ab67-512d-4f32-9ec9-50ee3e5fc974.pdf">https://sosyologca.org/files/sosyologca/7076ab67-512d-4f32-9ec9-50ee3e5fc974.pdf</a></p>
<p>Doç. Dr. Murat YANIK, Demokratik Hukuk Devletlerinde Yargının Kurumsallaşması, <em>TAAD</em>, Yıl:4, Sayı:14 (Temmuz 2013), <a href="https://yayin.taa.gov.tr/indir?q=0927b332-f990-4542-9604-a292f28168bd-3-demokatik-hukuk-devletlerinde-yarginin-kurumsallasmasi-murat-yanik.pdf">https://yayin.taa.gov.tr/indir?q=0927b332-f990-4542-9604-a292f28168bd-3-demokatik-hukuk-devletlerinde-yarginin-kurumsallasmasi-murat-yanik.pdf</a></p>
<p><em>The Guardian</em>, Ebenezer Howard’s three magnets, <a href="https://www.theguardian.com/cities/2014/dec/05/ebenezer-howards-three-magnets">https://www.theguardian.com/cities/2014/dec/05/ebenezer-howards-three-magnets</a></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/turkiyede-kurumsallasma-uzerine-dusunceler/">Türkiye’de Kurumsallaşma Üzerine Düşünceler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyük, Güçlü, Müreffeh Bir Türkiye İçin İvedilikle Atılması Gereken Üç Adım</title>
		<link>https://hurfikirler.com/buyuk-guclu-mureffeh-bir-turkiye-icin-ivedilikle-atilmasi-gereken-uc-adim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haldun Barış]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Aug 2025 09:32:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208307</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye büyük potansiyelinin yanı sıra tarihten gelen mirası ve sorumlulukları olan bir ülkedir. Biz bir iyilik medeniyetiyiz, etki alanımız sınırlarımızdan ibaret değil. Gönül coğrafyamızdaki aidiyet ve birlik hissi, soyut bir şey değil; bir kader ortaklığı. Dahası Türkiye&#8217;nin başka bir paradigma kurma ihtimali de yok, düşünülemez, hesap edilemez. Malazgirt Zaferi&#8217;nde de bu böyleydi. Kurduğumuz tüm imparatorluklarda, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/buyuk-guclu-mureffeh-bir-turkiye-icin-ivedilikle-atilmasi-gereken-uc-adim/">Büyük, Güçlü, Müreffeh Bir Türkiye İçin İvedilikle Atılması Gereken Üç Adım</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye büyük potansiyelinin yanı sıra tarihten gelen mirası ve sorumlulukları olan bir ülkedir.</p>
<p>Biz bir iyilik medeniyetiyiz, etki alanımız sınırlarımızdan ibaret değil. Gönül coğrafyamızdaki aidiyet ve birlik hissi, soyut bir şey değil; bir kader ortaklığı. Dahası Türkiye&#8217;nin başka bir paradigma kurma ihtimali de yok, düşünülemez, hesap edilemez.</p>
<p>Malazgirt Zaferi&#8217;nde de bu böyleydi. Kurduğumuz tüm imparatorluklarda, tüm devletlerde, hükmettiğimiz tüm topraklarda bu devlet aklı, bu medeniyet ruhu, bu &#8220;görünmez el&#8221; vardı.</p>
<p>Attan inmedik belki ama barışı istedik. Zalime karşı kılıcımız hep keskin oldu ama adaletten şaşmadık. Bizim bir vesile ile güçten düştüğümüz her dönem -ki bu doğaldır, tabiat kanunudur- ortalıkta zalimler, vahşi emelleri ve çıkarları olan kifayetsiz muhterisli muktedirler türedi. Bu zalimlerin ortaya koyduğu gerçekliği anlatmak abestir; yanı başımızdaki coğrafyanın hali ortadadır.</p>
<p>Öyleyse şu açıktır ki Türk beklenendir, Türk yönetendir, Türk adildir.  Bölgemizde ve dünyada eğer sorunlar çözülecek, bir kez daha huzur, istikrar dönemi yaşanacaksa bu ancak bizim kuracağımız sistem ile ve bizim “etrafımızda&#8221; olabilir.</p>
<p>Bunun içinse yapmamız gereken çok şey vardır. Sorunları açıkça konuşmak, daha iyisini düşünmek, daha iyisi için çabalamak, hepimiz için artık bir zorunluluktur.</p>
<p><strong>Siyaset üstü düşünce ufukları, yuvarlak masalar, konsensuslar kurabilmek ise temel vazifemizdir</strong>.</p>
<p>Bunun yanı sıra bana kalırsa ülkemizde ivedilikle yapmamız gereken, gündemimize almamız gereken ehemmiyetli üç hamle vardır:</p>
<p>1-<strong>Hukuk ve adalet sistemimizi güçlendirmek,</strong> reformlar yapmak, hukuk profesyonellerinde kaliteyi artırmak adına çalışmalar yapmak.</p>
<p>Bu konuya dair çokça kez yazdığım için uzun uzadıya bu yazıda tekrarlamak istemiyorum. “Evrenin ruhu, devletin dini adalettir.” Adaleti sağlayamazsak, insanların adalete olan inancını ve güvenini artıramazsak ne yaparsak yapalım, hayal ettiğimiz Türkiye’ye kavuşamayız. Bu konuda adalet teşkilatında ve mevzuatta reform için ve hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi adına tüm siyasi partilerle, sivil toplum kuruluşlarıyla, barolarla ve akademiyle birlikte çalışmaları başlatmak, iradeyi ortaya koymak önemli bir mesafe katetmeyi sağlar.</p>
<p>Hukuk sistemimizin güçlendirilmesine dair daha evvel yazdığım yazılardan bazılarına aşağıdaki linklerden erişebilirsiniz:</p>
<p>&#8211;<a href="https://hurfikirler.com/teknolojik-devrim-davos-2025-ve-bazi-oneriler/">https://hurfikirler.com/teknolojik-devrim-davos-2025-ve-bazi-oneriler/</a></p>
<p>&#8211;<a href="https://daktilo1984.com/yazilar/turkiyenin-hukuk-problemi/">https://daktilo1984.com/yazilar/turkiyenin-hukuk-problemi/</a></p>
<p>&#8211;<a href="https://hurfikirler.com/yeni-ama-nasil-bir-anayasa/">https://hurfikirler.com/yeni-ama-nasil-bir-anayasa/</a></p>
<p>&#8211;<a href="https://hurfikirler.com/bize-neler-oluyor-2/">https://hurfikirler.com/bize-neler-oluyor-2/</a></p>
<p>&#8211;<a href="https://hurfikirler.com/ehven-i-serreyn-ihtiyar-olunmali-mi/">https://hurfikirler.com/ehven-i-serreyn-ihtiyar-olunmali-mi/</a></p>
<p>&#8211;<a href="https://hurfikirler.com/yolsuzluk-ve-rusvetle-mucadele-icin-yolsuzluk-ve-usulsuzluklerle-mucadele-bagimsiz-komisyonu-onerisi/">https://hurfikirler.com/yolsuzluk-ve-rusvetle-mucadele-icin-yolsuzluk-ve-usulsuzluklerle-mucadele-bagimsiz-komisyonu-onerisi/</a></p>
<p>&#8211;<a href="https://hurfikirler.com/anayasa-sivil-toplum-ve-bazi-degisiklik-onerileri/">https://hurfikirler.com/anayasa-sivil-toplum-ve-bazi-degisiklik-onerileri/</a></p>
<p>2<strong>-Tarım sekt</strong><strong>ö</strong><strong>ründe reformlar yaparak Türkiye&#8217;nin acilen tarım ve gıda sekt</strong><strong>ö</strong><strong>rü politikalarında k</strong><strong>ö</strong><strong>kten de</strong><strong>ğişiklikler yapması gerekmektedir.</strong> Kapsamlı bir değişikliğin çalışılması ancak bağımsız akademilerle, büyük, küçük ayırt etmeden tarım sektörü aktörleri ile ve özellikle sivil toplum kuruluşlarıyla olabilir. Belki de Tarım Şurası bir an evvel yeniden toplanmalı ve daha iyisi için çözümler ve politika belgeleri üretmelidir.</p>
<p>Agro endüstriye yönelik ar-ge çalışmaları, çiftçilerin eğitilmesi, hayvancılık politikalarının değiştirilmesi, rekabetin güçlendirilmesi, dijitalleşmenin ve son teknolojilerin ülkeye kazandırılması  belki de yapılması gerekenler konusunda ilk akla gelenlerdir. Ancak hiç şüphesiz Türkiye’nin bunlardan daha ciddi ve reformist adımlara ihtiyacı vardır. Su krizinin artık bir milli güvenlik meselesine doğru evrildiğini görmek gerekir.</p>
<p>Yine gıda sektöründe de sağlık başta olmak üzere yeterli ve kaliteli besin alma, zararlı katkı maddelerinin engellenmesi, israf vb. pek çok başlıkta sorun vardır ve kökten değişiklikler yapılmadığı sürece anlamlı gelişmeler kaydedilemez. (Ekonomik olarak da gıdadaki enflasyon azaltıldığı takdirde insanlarımız önemli ölçüde rahatlayacaktır.)</p>
<p>Bu konular şahsen her daim ilgimi çekti ve tarım sektörü konusunda pek çok okuma yaptım, yapıyorum. Konunun gelecek 20-30 yılın en önemli konusu olduğunu tahmin etmek güç değil. Çiftçilerle de görüştüm. Ailem de tarımla uğraşmış ve sektörün içinde bir ailedir. Onların da tecrübelerini dinliyor, istifade ediyorum. Nihayetinde her seferinde bu güzel ülkenin, bu verimli toprakların nasıl bu sonuçlarla karşılaştığına hayret ediyorum. Yapılması gereken çok iş var. <strong>K</strong><strong>ö</strong><strong>ylerin modernizasyonundan tutun da mevzuatı</strong><strong>n de</strong><strong>ğişimine kadar.  </strong>Ancak bunu yaparken bu alanda yapılması gerekenlerde devletin rolünü minimize etmemiz gerektiğini de düşünüyorum çünkü diğer türlü bir kör döngü başlıyor. Bu döngü kırılabilmeli, mesela halk kooperatiflerle bu alanda<strong> üretim yapmalı, güçlü, ahlaklı, etik, değerleri önemseyen şirketleşmeler sağlanabilmeli</strong>. Bu alanda sivil toplum kuruluşları var olmalı. Özel sektörde ar-ge bölümü önemsenmeli. En önemlisi halkımız bilinçlenmeli ve merkezden uzak, küçük alanlarda susuz tarım, modern yöntemlerle bahçeler yapmaya odaklanmalı. Kısacası <strong>her T</strong><strong>ürk tarım sekt</strong><strong>ö</strong><strong>rüyle (tarım, gıda, hayvancılıkla) muhakkak uğraşmalı. </strong></p>
<p>Bir başka konu da tarım sektörüne diğer sektörlerin eğilmesi. ABD&#8217;deki borsalarda işlem gören şirketlerin faaliyet raporlarını okuyorum. Bu hem ufkumu geliştiriyor hem de şirketlerin mantığını öğreniyorum. Bir uzay sektörü şirketini okurken örneğin, bulut hareketlerinden ve diğer verilerden elde ettiği analizleri tarım sektörüne sattığını görüyorum. Bizim de bunu yapabilmemiz lazım.<strong> İyi olduğumuz alanlardaki kazanımlarımızla tarım sekt</strong><strong>ö</strong><strong>rünü beslemeliyiz. </strong>Örneğin elektrikli araç üreten firmalar, savunma sanayi firmaları neden modern tarım aletleri de üretmesin veya tarım sektörüne yönelik ar-ge paylaşımında bulunmasın? <strong>Ezcümle, disiplinlerarası işbirliğini geliştirebilmeliyiz. </strong></p>
<p><strong>Bizler motor üretmeli ama şeftali de yetiştirmeliyiz.</strong></p>
<p>Biz tarım medeniyetiz.<strong> İnsanımızın genlerinde doğa ile irtibatta olmak var. Ayrı</strong><strong>ca sa</strong><strong>ğlıklı ve yeterli beslenemeyen nesiller hangi iş</strong><strong>i do</strong><strong>ğru yapabilir? Farkında olmak lazım. </strong></p>
<p>Bu konuya dair daha evvel yazdıklarımı da buraya iliştiriyorum:</p>
<ul>
<li><a href="https://hurfikirler.com/zeytin-ekmek-ve-turkiyenin-tarim-gida-hayvancilik-politikalari-uzerine/">https://hurfikirler.com/zeytin-ekmek-ve-turkiyenin-tarim-gida-hayvancilik-politikalari-uzerine/</a></li>
<li><a href="https://hurfikirler.com/tarim-sektorunun-dunu-bugunu-ve-yarinina-bakis/">https://hurfikirler.com/tarim-sektorunun-dunu-bugunu-ve-yarinina-bakis/</a></li>
</ul>
<p>3-Üçüncü olarak ise klasik sorunlarımız olan ekonomik istikrar, mevzuat dağınıklığı, demokratikleşmedeki problemler, artan suç oranları, hatta sosyal çürümeyi yazmayacağım. <strong>Dil problemini yazacağım. Dil, varlığımız, medeniyetimizin temeli, düşü</strong><strong>nce d</strong><strong>ünyamız, ufkumuz, hareketlerimiz, aidiyetimiz, değerlerimiz demek&#8230; Dil yoksa, düşünce yok, derinlik yok. </strong></p>
<p>Allah ilk olarak sözü yarattı. Semaların ve yerin yaradılışı ile diller aynı Ayet-i Kerime’de anılıyor. Bizler bu hakikatin farkında olarak bir <strong>şekilde dil ile de irtibat kurmalıyız</strong>. <strong>Dil aynı zamanda bir hafı</strong><strong>zad</strong><strong>ır.</strong> Oradaki birikimden istifade etmeliyiz.</p>
<p>Bu irtibatı nasıl sağlayabiliriz diye de sıkça düşünüyorum. Kavramların gerçek anlamlarını, yansımalarını öğrenebilmek önemli mesela. Ben bunu sağlamak adına dil felsefesi ve sözlük okumaya, mesleğimle alakalı hukuk sözlüğü okumaya gayret ediyorum.</p>
<p>Bu konuyu ne zaman düşünsem aklıma küçüklüğümde babaannemin öyküleri geliyor ve çok şey öğrendiğimi hatırlıyorum. Hayal gücümün sınırlarını aşan bu hikayelerdeki tekerlemeler, ninniler, öğütler düşünce dünyamda ve değerler sistemimde önemli yer edindi. Bunlar halk öyküleriydi. Dil ile irtibatıma büyük katkısı olmuştu. Şimdiki çocukların en büyük eksiklerinden biridir diye düşünüyorum. Bir şekilde bu değerler erozyona uğradı, aktaramadık. Ama bu mesele bireysel çabanın üstündedir ve sistematik olarak ele almamız gerekir. Ülkemizde çocuklarımıza öğrettiğimiz, okuttuğumuz kitaplarda dahi kelimeler sınırlı şu anda. <strong>Bırakın derin düşünceyi, Türk</strong><strong>ç</strong><strong>emizi düzgün kullanamıyor, kendimizi ifade etmekte güçlük </strong><strong>ç</strong><strong>ekiyoruz. Okuduğunu anlamakta zorlanan pek </strong><strong>ç</strong><strong>ok kişi var. Hangi meslekte, hangi alanda olursa olsun, eğer ki bir gelecek tahayyül ediyor, istikbalimize dair bir vizyon inşa etmeye </strong><strong>ç</strong><strong>alışıyorsak bunda dilin yeri </strong><strong>ç</strong><strong>ok </strong><strong>ö</strong><strong>nemli olacaktır. </strong></p>
<p>Tekraren ifade etmekte fayda görüyorum ki bunu sistemli yapmalıyız. <strong>T</strong><strong>Ü</strong><strong>RKSOY&#8217;un </strong><strong>ç</strong><strong>alışmaları bu anlamda </strong><strong>ç</strong><strong>ok </strong><strong>ö</strong><strong>nemlidir ve teşvik edilmelidir.</strong></p>
<p>Bu kısa yazıda sürekli olarak düşündüğüm üç meseleyi ele aldım ve okuyucularımın da gündemine aktarmak istedim. Elbette yapacak çok şey var ama bana göre yapılacakları önem derecelerine göre ayırmak da önemlidir. <strong>Türkiye&#8217;nin ve Türk halkının yeniden dirilişi, yeniden ayağa kalkışı Türk</strong><strong>ç</strong><strong>enin ş</strong><strong>ahlan</strong><strong>ışıyla, tarım devrimiyle ve ancak k</strong><strong>ö</strong><strong>klü bir hukuk reformuyla olur: İyi düşü</strong><strong>nece</strong><strong>ğiz, kaliteli besleneceğiz, dünyaya gı</strong><strong>da </strong><strong>üreteceğiz, adil olacağız ve adalet dağıtacağız!</strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Av. Haldun Barış</strong></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/buyuk-guclu-mureffeh-bir-turkiye-icin-ivedilikle-atilmasi-gereken-uc-adim/">Büyük, Güçlü, Müreffeh Bir Türkiye İçin İvedilikle Atılması Gereken Üç Adım</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Terörsüz Türkiye Hedefine İlişkin Notlar</title>
		<link>https://hurfikirler.com/terorsuz-turkiye-hedefine-iliskin-notlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haldun Barış]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Jul 2025 09:19:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Demokratikleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208259</guid>

					<description><![CDATA[<p>Terör örgütü PKK’nın fesih kararının ardından Türk siyasetinde yeni bir dönem açılıyor. Terör örgütü üyeleri ve sempatizanları, “ulus devlet” projesinden vazgeçtiklerini açıkladılar. Varlıklarının tanındığı, bundan sonra mücadelenin “siyasi arenada” yapılacağı da terörist başı Öcalan’ın açıklamasında vardı. Bu şu manaya geliyor: “Bundan böyle yeni bir doktrin eşliğinde taleplerimiz için hukuki ve siyasi düzlemde mücadele edeceğiz.” ve bahsettikleri [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/terorsuz-turkiye-hedefine-iliskin-notlar/">Terörsüz Türkiye Hedefine İlişkin Notlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Terör örgütü PKK’nın fesih kararının ardından Türk siyasetinde yeni bir dönem açılıyor.</p>
<p>Terör örgütü üyeleri ve sempatizanları, “ulus devlet” projesinden vazgeçtiklerini açıkladılar. Varlıklarının tanındığı, bundan sonra mücadelenin “siyasi arenada” yapılacağı da terörist başı Öcalan’ın açıklamasında vardı. Bu şu manaya geliyor: “<em>Bundan böyle yeni bir doktrin eşliğinde taleplerimiz için hukuki ve siyasi düzlemde mücadele edeceğiz</em>.” ve bahsettikleri bu “mücadele” için <strong>yeni bir siyasi yapılanma da görebiliriz.</strong></p>
<p>Hiç şüphesiz, jeopolitik şartlar her iki tarafı da bu anlaşmaya itti. Şaşkınlık yaşamaya gerek yok, daha seçimlerden evvel bir Kürt açılımı yaşanacağı belliydi. <strong>Önemli olan kapsamlı bir operasyon öncesinde mi yoksa sonrasında mı bunun yapılacağıydı. </strong>Operasyon yapılmadı, devlet çeşitli nedenlerden ötürü mühlet verdi. Bu sürede SDG, ABD desteğini kısmen kaybetti. Kısmen diyorum çünkü SDG lehine yoğun bir İsrail lobisinin ve dolayısıyla ABD desteğinin hâlâ var olduğunu tahmin etmek güç değil.</p>
<p>Gel gelelim, tüm bu gelişmeler aslında bölgedeki büyük güç mücadelesinin bir sonucudur. Kürtler, Dürziler, İsmaililer, İmamiler, Nusayriler, Aramiler, Türkmenler, Ermeniler ve Çeçenler… Bu yalnızca Suriye’deki etnik ve dini gruplar. <strong>Bizler, İsrail ve İran ile bölgede büyük bir güç mücadelesi içerisindeyiz</strong>. Yalnızca Suriye’de değil, tüm Levant ve hatta Kafkaslar’da bile büyük bir rekabet söz konusu.</p>
<p>Bu rekabeti yalnızca İslamcı siyasetin sağladığı müttefiklerimiz veya geleneksel milliyetçiliğin oluşturduğu ittifaklarımızla sürdürmek ve zafer elde etmek kolay olmayacaktır. Bu nedenle ittifak ve işbirliklerini genişletmek gerekir. <strong>Babil Sürgünü’nden </strong>bu yana Yahudiler bölgedeki müttefikleriyle ve Yahudilerle iş tuttular. Bölgedeki Yahudiler’in bir kısmını İsrail’e götürdüler. İsrail’e giden Yahudiler’in içerisinde <strong>Mizrahiler’in bir kolu olan Kürt Yahudiler de vardı</strong>. Bugün İsrail’de Kürt Yahudi Topluluğu bulunmaktadır ve bu örgüt Kürtler’e “<em>bizim de sizin gibi devletimiz yoktu, birbirimizi çok iyi anlıyoruz</em>.” propagandası ve yoğun destek ile bir işbirliği sağladılar. İsrail periferik strateji adını verdikleri ve bölgede İslamcı ve Arap olmayan –<em>elbette İslamcı ve Araplarla da çeşitli işbirlikleri güdüyorlar</em>– tüm yapılarla bu tarz ilişkiler kurmayı hedefledi ve hâlâ hedeflemektedir. Ayrıca IBKY’den çıkan petrolün de İsrail için değeri büyük.</p>
<p>Hal böyle olunca <strong>ülkemiz açısından da içeride zayıf karın bırakmamak önemli</strong>. Bu bakış açısıyla terörle mücadele etmekten vazgeçilmedi ancak Bahçeli’nin çıkışı sonrası sorunu kökten çözme yolunda yıllardır konuşulan o inisiyatif alındı.</p>
<p>Sürecin <strong>akıbeti ile ilgili bir şey demek içinse henüz çok erken</strong>. <strong>Çünkü hâlâ</strong> <strong>arızi hususlar üzerinde dönüyor gündem ve asıl meseleler en azından kamuoyu önünde konuşulmuyor.</strong> Örneğin yaşanan silah yakma hadisesinin ardından bazı teröristlerin açıklamaları, kendilerine yönelik siyaset yolunu açan bir af ve terörist başı Öcalan’ın serbest bırakılması oldu. <strong>Bunlar kabul edilebilir şeyler değildir</strong>. Hal böyle olunca ayrılıkların derin olduğunu ifade edebiliriz. Öte yandan isim konusunda dahi birliğin olmadığı bu süreçte tüm bunlara rağmen gelişmeler şu anda devam ediyor. Bir yandan da hem kötü olan ekonomi hem de sert siyasî gündem işleri daha da zorlaştırıyor. Bu nedenlerle rahatlıkla söyleyebiliriz ki itidal herkeste mevcut, böyle de olmalı.</p>
<p>Bu düşüncelerle uluslararası medyaya bakmak istedim. Reuters pek de kapsamlı olmayan bir şekilde PKK’nın silah yakma törenini anlatmış. Diğer yayın organlarında da dişe değer bir şey görünmüyor.</p>
<p>Uluslararası Kriz Grubu’nun haberinde ise şu ifadeler yer alıyor:</p>
<p><em>“Türk yetkililer kamuoyunda herhangi bir pazarlık öngörmediklerini, bunun yerine PKK’nin “koşulsuz” silahsızlandırılmasını istediklerini savunuyorlar. Ancak medyada çıkan haberler, sürecin ilerlemesi halinde PKK üyelerine af, tutuklu üyelerin ve Demokrat Partili siyasetçilerin serbest bırakılması, Öcalan’ın şartlı tahliyesi (ev hapsi) veya daha azı, cezaevinde ziyaret haklarının iyileştirilmesi gibi konuların gündeme gelebileceğini öne sürüyor. Diğer konular arasında Demokrat Parti belediyelerine yönelik baskının hafifletilmesi ve Türkiye Kürtleri için uzun zamandır beklenen Kürtçe eğitim gibi hakların genişletilmesi için anayasa değişikliklerinin yapılması yer alabilir.” (</em><em><a href="https://www.crisisgroup.org/europe-central-asia/western-europemediterranean/turkiye/promising-route-peace-turkiyes-pkk-conflict">https://www.crisisgroup.org/europe-central-asia/western-europemediterranean/turkiye/promising-route-peace-turkiyes-pkk-conflict</a></em> <em>)</em></p>
<p>Aynı merkez çalışmalarının devamında şu ifadeleri kullanarak “SDG” konusuna dikkat çekmiş:</p>
<p><em>“Bulmacanın kritik bir parçası, SDG kontrolündeki Suriye’nin kuzeydoğusudur. PKK’nın terhis edilmesi süreci ilerlerse, Ankara’nın beklentisi, grupla bağlantılı Suriyeli olmayan kadroların SDG saflarından ayrılması olacaktır. Buna karşılık Ankara, SDG’ye hedef alınmayacağına dair güvence vermeyi düşünebilir. İki taraf arasında, muhtemelen ayrı bir müzakere kanalında ilerleme kaydedilmesini gerektirecek daha geniş kapsamlı bir yumuşama, SDG-Şam arasında 10 Mart’ta varılan, kuzeydoğuyu merkezî devlete dahil etme anlaşmasının somutlaştırılmasını amaçlayan müzakereleri destekleyebilir. Ancak hiçbir şey kesin değil. Farklı nedenlerle hem İsrail hem de İran, Türkiye’nin PKK ile çatışmasını çözme ve Levant’taki varlığını genişletme fırsatını değerlendirme ihtimalinden rahatsız görünüyor. İsrail, Suriye’nin kaynak zengini kuzeydoğusunun Suriye devletine yeniden entegre edilmesinden, olası bir ABD çekilmesinden ve güçlenen bir Şam’dan kaynaklanabilecek potansiyel bir güvenlik tehdidinden endişe duyuyor gibi görünüyor.”</em></p>
<p>Konuya ilişkin Chatham House da bir analiz yayınlamış:</p>
<p><em>“PKK sonrası Kürt siyaseti dönüştürücü olabilir, çünkü Kürt sorununun çözümü Kürt kimliğini de kapsayan ve barındıran bir Türk vatandaşlığı ve ulusçuluğunun yeniden tasavvur edilmesini gerektirir.” (</em><a href="https://www.chathamhouse.org/2025/05/dissolution-pkk-could-transform-turkeys-domestic-politics-and-foreign-policy"><em>https://www.chathamhouse.org/2025/05/dissolution-pkk-could-transform-turkeys-domestic-politics-and-foreign-policy</em></a><em>)</em></p>
<p>Konuya dair İsrail yayın organlarını da merak ettim. Kapsamlı bir analiz göremedim. Bir yayın organındaki yorumlar ise dikkatimi çekti:</p>
<p><em>“Kürt terör örgütünün lideri Abdullah Öcalan’ın silah bırakma çağrısı, Kürt halkının tarihinde tarihi bir adımdır; ancak Ortadoğu’yu değiştirmesi beklenmemektedir • Kürtler her bakımdan heterojen bir halktır ve Öcalan söz konusu olduğunda Ankara, çoktan öfkesini kaybetmiş bir terörist lidere gereğinden fazla güvenmektedir. (…)Erdoğan, siyasi İslam taraftarları (Müslüman Kardeşler) ile Türk milliyetçileri arasında bir köprüdür. Ve Erdoğan’ın, birçok Türk’ün kanını dökmüş bir teröristi serbest bırakmayı amaçlayan hamlesini, ortağı Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli’nin bu hamleye destek vermesine rağmen, tam da bu milliyetçiler sakinlikle karşılamıyor. (…)Üniversitelerde Ortadoğu çalışmaları derslerinde işlenen ilgi çekici bir olaya dönüşebilir, ancak Ortadoğu’yu değiştirecek bir olay olmayabilir. Kürtler her bakımdan heterojen bir halktır ve Öcalan örneğinde Ankara, çoktan çıldırmış bir terörist lidere gereğinden fazla güvenmektedir. Dolayısıyla, Sosyal Demokrat Eşitlik Partisi üyelerinin Türkiye Cumhurbaşkanı’nın kendileri için kurduğu tuzağa düşüp anayasa değişikliklerini destekledikten sonra Türkiye’deki Kürt vatandaşların ihmal edilmeye devam ettiğini ve Öcalan’ın ruhunu Yaradan’a teslim edene kadar ıssız bir adada kalacağını görmelerine şaşırmamak gerekir.” (</em><a href="https://www.globes.co.il/news/article.aspx?did=1001503416"><em>https://www.globes.co.il/news/article.aspx?did=1001503416</em></a><em>)</em></p>
<p>Bunların yanı sıra SDG’nin ABD ve Şara ile yaptığı görüşmelerde anlaşmazlıklar çıktığı da basına yansıdı.</p>
<p>Öte yandan Kürtçe yayın yapan kaynakları taradığımda ise sürece ilişkin yorumların farklı farklı olduğunu gördüm. Bazı yayın organlarında Kürtler haklarımız verilmezse süreç işlemez diyor, bazıları PKK ve Öcalan’a güvenmiyor, KYB ise Kürt İttifakı yapıp Türk Devleti ile masaya bu şekilde oturalım deyip sürecin Neo-Osmanlıcı politikanın bir parçası olduğunu iddia ediyor.</p>
<p>Tüm bunlar gösteriyor ki bu tarihî gündem ile birlikte <strong>Türkiye’de siyaset de büyük olasılıkla yeni bir denkleme girecek</strong> ancak gelişmeler<strong> henüz emekleme aşamasında ve çok kırılgan</strong>. Gelişmeler sonuca giderse bunun bazı etkileri de olacak. Mesela “<em>terör örgütü sempatizanları terör örgütünün savunduklarını dile getiriyor</em>” savı artık geçersiz kalacak.  Milliyetçilik güçlenecek, süreç boyunca tepki daha da artacak. Belki Türkiye, <strong>SDG’ye yönelik bir operasyon yapmayı tartışacak</strong> ve <strong>belki böyle olursa SDG ve hatta DEM de -muhtemelen yeni bir isim alacak- ve ayrıca parçalanacak</strong>. Eğer böyle olursa “asi” bir terörist grup da etkisiz hale getirilerek tehdit olmaktan çıkarılmış olacak. Ancak eğer terör örgütü PKK’nın ve <strong>terörist başı Öcalan’ın silah bırakma kararına uymayan ve Suriye’de de merkezi yönetime katılmayan SDG içerisindeki “asi teröristler” fazla olursa veya tamamı böyle olursa bu durumda bu operasyon bizlere maliyetli olabilir, uzun sürebilir ve gelişmelerin yol açtığı kazanımları da riske atabilir hatta anlamsız kılabilir.  </strong></p>
<p>Gizli veya açık bir DEM desteğinin AK Parti için Anadolu’da oy oranlarını nasıl etkileyeceği de gündeme gelecektir. Çünkü olası bir <em>CHP-İP-ZP </em>ittifakı ya 3. bir kanat daha oluşturacak ya da DEM’i AK Parti-MHP ittifakına taşıyacak. Bu durumda dip dalga ihtimali olan YRP-ANAHTAR PARTİ-SAADET-DEVA-GELECEK ittifakı da doğabilir. Böylece 1-CHP-İP-ZP vd. 2-AK Parti-MHP vd. 3-TİP-DEM-EP vd. 4-YRP-Anahtar-Deva-Gelecek şeklinde 4 veya 5 ayrı ittifak söz konusu olabilir.</p>
<p>Ezcümle; <strong>hâlâ</strong> <strong>kırılgan ve kritik olan bu süreçte, Suriye’deki PKK’nın uzantısı SDG asıl kritik olan ve belirleyici konudur; </strong>dikkatle takip etmek gerekir.  <strong>Tüm bu gelişmelere rağmen Suriye’de  devletleşmiş veya özerkleşmiş veya merkezi yönetime entegre ancak silahlı kuvvetlerini “merkezi yönetim görüntüsü altında ama ayrık” tutabilmiş bir Rojava asla kabul edilemez</strong>. Evvelemirde bu konuyu çözmek gerekir. Yapılacak bir müdahalenin Kuzey Irak’taki gibi bir terörle mücadele olmayacağı, İsrail’in desteğini almış, ağır silahları olan bir terör örgütüyle ciddi bir mücadele olacağı da açıktır. <strong>Tedbir almak, hazırlıklı olmak gerekir.</strong></p>
<p>Ayrıca eğer olacaksa, -ki asıl önemli olan budur- ülkemizdeki “demokratikleşme” adımlarının neleri kapsayıp neleri kapsamayacağı şeffaf bir biçimde ortaya konulmalı, özgürlükler önemsenmeli, demokratikleşme adımları atılmalı, vatandaşlarımızın sorunları çözüme kavuşturulmalı ancak <strong>Türk Devlet geleneklerinden de taviz verilmemelidir.</strong> Dünyada pek çok devlet kendi şartlarında bunu başarmıştır.</p>
<p>Türkiye, sınırlarında güvenliği sağlayıp Kürtlerle işbirliği içerisinde olursa neler kazanılır, neler kaybedilir konusunda kamuoyu aydınlatılmalıdır. <strong>Yavuz Sultan Selim’in veya Sultan Alparslan’ın yaptığı gibi Kürtleri yanımıza çekme stratejisinin getirileri (te’lif-i kulub-i Ekrad) iyi hesap edilmeli ve bu durum uygun iletişim teknikleri ile halka anlatılmalıdır. </strong>Bu stratejinin mantığına ilişkin bizleri aydınlatacak olan İdris-i Bitlisi’nin mektubu mealen ve alıntıyla şu şekildedir:</p>
<p><em>“Diyarbekir ve civarındaki mazlum Müslümanlar devletinizin hizmetine taliptir. Siz İstanbul’a döndükten sonra bu kullarınız Diyarbekir Beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa’ya itaatlerini arz etmişlerdir. Daha önce düşmanlarımız Kürt beylerini isyana teşvik etmekteydiler. Kürt beldelerinin Devlet-i Aliyye’ye iltihakı İstanbul’un fethini tamamlayacak kadar önemlidir. Çünkü bu bölgenin ilhakıyla Bağdat, Basra, Azerbaycan ile Halep ve Şam’ın yolları da açılmış olacaktır. Bende-i ahkâr ve çâker-i efkâr İdris.” (Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi, nr. E. 1019) (Konuya ilişkin bakınız: </em><a href="https://www.gzt.com/derin-tarih/yavuz-sultan-selimin-kurt-politikasi-3595842"><em>https://www.gzt.com/derin-tarih/yavuz-sultan-selimin-kurt-politikasi-3595842</em></a><em>)</em></p>
<p>Terörsüz Türkiye hedefine yönelik gelişmelerde entelektüel çevrelerle de temaslar kurulmalı, nedenler, sonuçlar, beklentiler izah edilmelidir.</p>
<p>Bu konu, <strong>İsrail, Suriye, Irak, İran meselelerinden ayrı olarak ele alınamaz. Öyleyse Suriye’de Katar-Suriye-Türkiye enerji hattının çalışılması, Dicle ve Fırat’ı kapsayan su antlaşmasının imzalanması, Suriye’den tarım arazilerinin kiralanması ile Kerkük-Banias Petrol Hattı’nın güvenliğini de sağlayacak Banias yahut Tartus Kara-Deniz Üssü’nün kurulması ivedilikle kararlaştırılmalıdır. </strong></p>
<p>Türkiye, hem<strong> Irak’ta hem de Suriye’de Türkmenleri de siyasî arenada güçlendirmeli,</strong> askerî anlamda eğitmeli, kritik mevkilere gelmeleri için çaba göstermelidir. Bu gündem içerisinde <strong>Kerkük</strong>  de unutulmamalıdır.</p>
<p>Diğer yandan terörsüz Türkiye hedefine ilişkin adımlar atılırken <strong>seküler ve muhalif Türk milliyetçileri bu gelişmelerden dışlanmamalı, milliyetçi gençlerle temas kurulmalı ve amaçlar, stratejiler, tasvirler, beklentiler, eleştiriler interaktif bir biçimde ele alınmalıdır.  Aziz şehitlerimizin hatıralarını, ailelerini ve milletimizi incitebilecek, Türk Devlet geleneklerine aykırı görüntü ve açıklamalara asla izin verilmemelidir. </strong></p>
<p>Ayrıca Anayasa ile ilgili yazdığım <a href="https://rostrastrateji.org/2025/06/26/yeni-ama-nasil-bir-anayasa-haldun-baris/">yazıda</a> da değinmiştim: <strong>Türkiye zıt kutupları bir arada barındıran, etnik köken olarak pek çok farklı ırktan mensubun olduğu bir merkez ve Türk Devletidir</strong>. Tarih boyunca hiçbir imparatorluğumuz, hiçbir devletimiz bunu tartışmaya açmamıştır. Eğer ki anayasal vatandaşlık tanımı tartışılacaksa taviz vermeden zenginleştirmenin yolları aranabilir: “<em>Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan tüm etnik gruplar anayasanın gereği olarak ve ayrımcılık gözetilmeksizin, eşit bir biçimde Türk Devleti’nin vatandaşıdır.</em>” <em>vb</em>.</p>
<p><strong>Tüm bu gelişmeleri rasyonel bir zeminde ele alıp heyecana kapılmamak, itidalli olmak, istediğimiz şekilde güçlenmek ve büyümek için henüz yolumuz olduğunu ve ekonomi başta olmak üzere bir dizi önemli sorunlarımız olduğunu unutmamak, sürecin ters tepebileceği ihtimalini de ele alarak siyasî, diplomatik ve sosyolojik sonuçlarını şimdiden fütürolojinin ortaya koyduğu metotlar ile hesaplamak ve tedbirler almak, gelişmelere ilişkin eleştiri kapılarını kesinlikle açık bırakarak eleştirileri değerlendirmek önemlidir. Şu gerçeği de unutmamak gerekir: Hesapsızca büyümek çok tehlikeli sonuçlar doğurabilir, dikkatli olmalı, bu konuda yıllardır dile getirilen eleştirileri dikkate alarak adımlarımızı atmalıyız.</strong></p>
<p>Şüphesiz bu gelişmeler, yalnızca terörsüz Türkiye sürecini değil, jeopolitik gelişmeler Türkiye’de milliyetçiliği de farklı yönlerden etkileyecektir. Bana kalırsa Türkiye’deki milliyetçilik farklı bakış açılarıyla da ele alınmalıdır. Bu hususta üniversite yıllarımda kaleme aldığım ve teorisyeni olduğum<strong> Mavi Türk Kuşağı Projesi</strong> kapsamında çalıştığım <strong>evrensel değerlere dayalı, daha rasyonel bir örgü ile ele alınmış milliyetçilik anlayışına da burada temas etmek istiyorum. Büyük ve Güçlü Türkiye ancak ufukları sınırları aşkın, daha rasyonel, daha özgürlükçü, dünyayı ve geleceğin sistemini daha iyi okuyabilmiş ve işbirlikçi-rekabetçi bir milliyetçi anlayışla tasavvur edilebilir</strong>. Çalışmalarım güncellenmeye muhtaç olsa da linkini buraya bırakıyorum: <a href="https://sahipkiran.org/2019/08/10/mavi-turk-kusagi-projesi-1/">https://sahipkiran.org/2019/08/10/mavi-turk-kusagi-projesi-1/</a></p>
<p>Haldun Barış</p>
<p>11.07.2025</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/terorsuz-turkiye-hedefine-iliskin-notlar/">Terörsüz Türkiye Hedefine İlişkin Notlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Ama Nasıl Bir Anayasa?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/yeni-ama-nasil-bir-anayasa/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haldun Barış]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Jun 2025 09:49:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Demokratikleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208239</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anayasalar, bireylerin devlet teşkilatı altında bir arada yaşama iradelerinin somutlaşmış hali ve devlet teşkilatının şekillendirildiği temel yasalardır. Bu temel uzlaşı metinleri arka planında tarihsel dinamikler taşır. Rasyonel ve rasyonel olmayan unsurları bir arada bulundurur. Türkiye gibi derin bir tarihsel birikime ve devlet geleneğine sahip ve demokrasi serüveni 100 yılı aşkın bir ülke için anayasa yapımı [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/yeni-ama-nasil-bir-anayasa/">Yeni Ama Nasıl Bir Anayasa?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Anayasalar, bireylerin devlet teşkilatı altında bir arada yaşama iradelerinin somutlaşmış hali ve devlet teşkilatının şekillendirildiği temel yasalardır.</p>
<p>Bu temel uzlaşı metinleri arka planında tarihsel dinamikler taşır. Rasyonel ve rasyonel olmayan unsurları bir arada bulundurur.</p>
<p>Türkiye gibi derin bir tarihsel birikime ve devlet geleneğine sahip ve demokrasi serüveni 100 yılı aşkın bir ülke için anayasa yapımı nispeten kolay nispeten ise zordur. Kolaydır çünkü çerçeveler, neyin nasıl olması gerektiği az çok bellidir. Zordur çünkü Türkiye, modernleşme sürecinden bu yana toplumsal konsensusu pek çok konuda sağlayabilmiş bir ülke değildir. Bu tez tartışılabilir ama yadsınamaz olan Türkiye’nin yeni anayasaya olan ihtiyacıdır.</p>
<p>Türkiye’nin anayasa ihtiyacının elzem olmasının altında yatan birkaç ehem sebep vardır. Her şeyden evvel, Türkiye yapılan pek çok değişikliğe rağmen halen darbe döneminin anayasası ile yönetilmektedir. Bunun anlamı darbe ruhunun ve getirdiklerinin bir şekilde etkisinin sürdüğü veya dirilmek için kenarda beklediğidir. Bir diğer sebep ise mer’i anayasanın farklı açılardan demokratik olmayan, çözüm üretmeyen, toplumun benimseyemediği, kurumsal kültürümüzle de uyuşmayan maddeleri ihtiva etmesidir.  Şöyle ki:</p>
<p><strong>İlk olarak</strong> bu anayasa darbe döneminde hazırlanmış ve tartışmalı bir halk oylaması ile kabul edilmiştir. 1982 Anayasasının halk oylaması sırasında mavi-beyaz pusulalar ve şeffaf zarflar kullanılmıştır. Ayrıca dönemin atmosferi düşünüldüğünde eleştiri yapmanın ve özgür tartışma ortamının pek mümkün olmayacağı izahtan varestedir. Dolayısıyla bir oydaşmadan ve halkın yapım sürecine temasından söz edilemez.</p>
<p><strong>İkinci olarak</strong> 1982 Anayasası güvenlikçi ve devletçi bir refleksle kaleme alınmış ve vesayet kurumları ihdas edilmiştir. YÖK, RTÜK, Anayasa Mahkemesi, YAŞ, MGK bunun somut örneğidir. Sürekli kriz üreten 1982 Anayasası pek çok açıdan demokratik, hukuken sürdürülebilir, modern, hızlı, etkin bir devlet teşkilatı kurabilmiş bir anayasa değildir. Ayrıca ilerleyen yıllarda anayasaya eklenerek “spor tahkim kurulunun” dahi düzenlenmiş olması anlaşılabilir değildir. Diğer yandan seçim kanunu gibi bir dizi kanunun da anayasa ile benzer baskıcı, vesayetçi ruhu taşıdığını ifade etmek gerekir.</p>
<p><strong>Üçüncü olarak</strong> 1982 Anayasasının ruhsal, metinsel, dilsel bütünlüğü bozulmuştur. Metnin başındaki dil ile yeni eklenen ifadeler arasında fark basitçe anlaşılabilir ve uyumsuzdur. Değişen sistemde yer almayan makamların hâlâ anılıyor olmasından tutun da anlaşılması zor cümlelere kadar verilebilecek pek çok örnek bizlere göstermektedir ki anayasanın dilsel yönü zayıftır. Öte yandan anayasanın ruhu da zayıftır. Asırlarca merhametin, iyiliğin, adaletin öncüsü olan medeniyetimize atıf yapan, tarihsel bağlarımızı kuran ve bunu koruyan, insan onuruna değinilen bir anayasa şarttır.</p>
<p><strong>Dördüncü olarak</strong> ise 2017 değişikliğinden sonra geçiş yapılan yeni sistemin eksiklikleri aradan geçen 9 yılda belirginleşmiş, bazı kriz tehditleri ortaya çıkmıştır. Yine özetle birkaç somut örnek vermek gerekirse AYM-Yargıtay krizi, yargının bağımsızlığı endişeleri, Bakanlıkların ve Başkanlıkların yetkileri, CB kararnamelerinin kapsamı/yetkisi gibi örnekler verilebilir.</p>
<p>Burada listeyi uzatmak ve uzun uzadıya anayasanın sorunlarından bahsetmek mümkündür. Ancak sıklıkla karşılaşacağınız metinlerde bu hususlar uzun uzadıya açıklanmış, anlatılmıştır.</p>
<p>Anayasa üzerine okumalarım ve çalışmalarım neticesinde en önemli gördüğüm birkaç öneriye değinerek yazıma son vermek istiyorum:</p>
<ol>
<li><strong>Yeni Anayasa çalışmaları için oluşturulan komisyonun altında onlarca çalışma grubu kurgulanmalıdır.</strong> Örneğin öğrenci kulüpleri, barolar, stajyer avukatlar, online çalışma grupları, İletişim Başkanlığı aracılığıyla kurulacak bir platformdan alınan öneriler ve gerektiği takdirde mahallelerde dahi kurulacak çadırlarda anayasanın öneminin anlatıldığı ekipler, kamu spotları… Toplumun her kesimi bu sürece dahil olmalıdır. Hemşehri dernekleri, cami dernekleri, insan hakları dernekleri, mahalle dernekleri, sendikalar, üniversite kulüpleri ve hatta liseler… Halk, yeni anayasayı anlamalı, içinde bulunduğunu, katıldığını hissetmelidir. Elbette anayasa teknik bir iştir ama anayasayı ve bu çalışmaları anlatmak önemlidir. Anayasa yazım süreci de şeffaf bir biçimde yapılmalıdır. Hülasa, anayasa çalışmalarına katılımın %60’ın üzerine geçmesi şarttır.</li>
<li>Yeni Anayasada insan hak ver hürriyetlerinin yanı sıra muhakkak “<strong>insan onuruna</strong>” atıf yapılmalıdır. Böylece onlarca AİHM kararının birikimi doğrudan mahkemelerimizi bağlar hale gelir. Özgürlüklerin, yasakların kapsamları dahi tek bir madde ve ifade ile çizilmiş ve korunmuş olur. (Bu konuda Levent Gönenç Hoca’nın çalışması oldukça muteberdir: Prof. Dr. Levent Gönenç, <em>Çağdaş Bir Anayasanın Temelleri-I İnsan Onuru, </em>TEPAV, 2023)</li>
</ol>
<p>Diğer yandan, anayasa metni yazıldıktan sonra muhakkak alanında uzman dil bilimcilere inceletilmelidir. <strong>Sarih, edebi, ahenkli ve incelikli bir dil benimsenmeli</strong> ve <strong>mutlaka eskimiş dahi olsa hukuki terimler kullanılmaktan vazgeçilmemeli</strong>, hukuki birikimlerden kopuş yaşanmamalıdır.</p>
<p><strong>3. Türkiye zıt kutupları bir arada barındıran, etnik köken olarak pek çok farklı ırktan mensubun olduğu bir merkez ve Türk Devletidir</strong>. Tarih boyunca hiçbir imparatorluğumuz, hiçbir devletimiz bunu tartışmaya açmamıştır. Eğer ki anayasal vatandaşlık tanımı tartışılacaksa taviz vermeden zenginleştirmenin yolları aranabilir: “<em>Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan tüm etnik gruplar anayasanın gereği olarak ve ayrımcılık gözetilmeksizin, eşit bir biçimde Türk Devleti’nin vatandaşıdır.</em>” <em>vb</em>.</p>
<p>4. Demokratik bir anayasa istiyorsak öncelikle bir dizi kanunda değişiklik yapmamız şarttır. Bu değişikliklere seçim kanunundan başlanabilir. Örneğin seçim barajı %5 veya %3’e düşürülmelidir. Siyasi Partiler Kanunu değiştirilmelidir. Sivil toplum kuruluşlarına yönelik yasal düzenlemeler yapılmalı, sivil toplum aktörleri İçişleri Bakanlığı’na değil ihdas edilecek ayrı bir kuruma bağlı olmalıdır. Ayrıca anayasada bazı vesayet kurumlarının kaldırılması elzemdir veya anayasada anılması gereksizdir. Ancak bazı denetim kurumlarının -AYM gibi- yapısı demokratikleştirilerek ve bağımsızlaştırılarak, vesayet kurumu olmaktan çıkarılacak değişikliklerle korunması gerektiği kanaatindeyim.</p>
<p>5. Anayasa yapım çalışmalarında uzlaşmacı bir dil benimsemek, farklı görüşleri -marjinal olsalar dahi- dinleyip çalışmalara dahil etmek belki de bu sürecin en önemli hususudur. Ne de olsa “<em>barika-i hakikat müsademe-i efkâ</em><em>rdan</em> <em>doğar</em>.”</p>
<p>Bu birkaç öneri daha da artırılabilir ancak bu çalışma için bu özet mahiyetteki önerilerin yeterli olacağını düşünmekteyim.</p>
<p>Dünyanın vicdanı olan ve iyilik medeniyetinin, insanlık ittifakının kurucusu olmaya en önemli aday olan güzel vatanımızın vatandaşlarına müreffeh, temiz, sağlıklı, huzurlu bir yaşam sunabileceği bir düzenin kurulması adına iyi bir anayasaya kavuşabilmesi dileğiyle. Öyleyse tekrardan belirtelim:</p>
<p><em>“Güçlü Düşünce, Yüksek İşler, Yüce Girişimler, Sağlıklı Hayvancılık, En İyi Tarım, Kaliteli Kumaş, Temiz Vicdan, Yeni Fikirler, Mekanik Başarı, Müreffeh Mille</em>t!”</p>
<p><strong>Av. Haldun Barış, Haziran 2025 </strong></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/yeni-ama-nasil-bir-anayasa/">Yeni Ama Nasıl Bir Anayasa?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
