<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hakan Şahin, Hür Fikirler sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hurfikirler.com/author/hakansahin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hurfikirler.com</link>
	<description>..: Hür Fikirler :..</description>
	<lastBuildDate>Wed, 21 Nov 2018 05:07:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.2</generator>
	<item>
		<title>Müslümanların Bankacılık Tarihine Katkısı</title>
		<link>https://hurfikirler.com/muslumanlarin-bankacilik-tarihine-katkisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Şahin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Nov 2018 05:07:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik Özgürlük / Piyasa Ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/muslumanlarin-bankacilik-tarihine-katkisi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yakın zamanda Atilla Yayla, Niall Ferguson’un son çalışmalarından biri olan Paranın Yükselişi adlı kitabıyla ilgili, 3 köşe yazısından oluşan bir değerlendirme yayınladı. Kitabı okumaya vakti olmayan herkese bu yazı dizisini okumasını tavsiye ederim. İslam iktisadı yaklaşımında paranın tarihi ve parasal uygulamalar hakkında çalışma yapan bir akademisyen olarak, bu vesileyle Ferguson’un söz konusu çalışmasındaki bazı bulgularına [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/muslumanlarin-bankacilik-tarihine-katkisi/">Müslümanların Bankacılık Tarihine Katkısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yakın zamanda Atilla Yayla, Niall Ferguson’un son çalışmalarından biri olan <em>Paranın Yükselişi</em> adlı kitabıyla ilgili, <strong><span style="color: #003366;"><a style="color: #003366;" href="http://www.hurfikirler.com/paranin-yukseltmesi-ve-dusurmesi-1/">3 köşe yazısından oluşan bir değerlendirme</a></span> </strong>yayınladı. Kitabı okumaya vakti olmayan herkese bu yazı dizisini okumasını tavsiye ederim.</p>
<p>İslam iktisadı yaklaşımında paranın tarihi ve parasal uygulamalar hakkında çalışma yapan bir akademisyen olarak, bu vesileyle Ferguson’un söz konusu çalışmasındaki bazı bulgularına kısaca katkıda bulunmak isterim.</p>
<p>İslam iktisat tarihinde az bilinen bazı şeyler vardır. Bunların başında da parasal uygulamalar gelir. Parasal uygulamalar dediğimizde kastettiğimiz şey, paranın ya da para benzeri varlıkların kullanıldığı iktisadî işlemlerdir. Mesela İslam tarihi konusuyla biraz ilgilenmiş olanlar İslam’ın erken dönemlerinde para olarak kullanılan bazı malların bulunduğunu bilirler. Bunlar altın, gümüş gibi madenlere ek olarak buğday, arpa, hurma ve tuz gibi mallardır. Yalnız aynı dönemlerde aslında bazı kâğıt para türlerinin de Araplar arasında kullanılmakta olduğunu bilen kişi sayısı pek azdır. Kendi tarihimizi bilmediğimizde bunu başkalarına da anlatamadığımız için Ferguson gibi tarihçiler de bunları bilmezler ki bu gayet normaldir.</p>
<p>Ferguson, <em>Paranın Yükselişi</em> adlı çalışmasında diğer pek çok iktisat tarihçisi gibi modern bankacılığın doğup gelişmesini 14. yüzyılın İtalyan şehir devletlerine ve başta Medici ailesi olmak üzere o dönemlerde bu işlerle meşgul olan bazı ailelere bağlamaktadır. Ne var ki İtalyanların bu işleri kimden ve nereden öğrendiğini araştırdığımızda <a href="https://www.liberte.com.tr/islamin-erken-d%C3%B6neminde-kapitalizmin-dogusu"><strong>Benedikt Koehler’in son çalışmasında</strong></a> tespit ettiği gibi yolumuz Arap yarımadasına çıkar. Evet, Arap yarımadasında, üstelik de Hz. Peygamber’in yaşadığı dönemlerde adına sak ve süftece denen bazı borç senetleri parasal amaçlarla üretilmekte ve kullanılmaktadır. Süftece, bir tür nama yazılı senet; sak ise hamiline yazılı senet türüdür. Süftece belgeleri tüccarlar tarafından emanet, havale ve ödeme emri işlemlerinde kullanılan güvenli bir servet transfer aracıdır. Sak belgeleri ise genel bir ödeme aracı olup kredi ve mevduat işlemleri dâhil, her türden alışverişe aracı edilen bir kâğıt para türüdür.</p>
<p>Bu belgeleri üreten ve alım satımını gerçekleştiren kişilerden en meşhuru, erken dönemde müslüman olduğu için cennetle müjdelenen (aşere-i mübeşşere) sahabelerden sayılan Zübeyir bin Avvam’dır. Onun dışında Hz. Peygamber’in amcası Abbas, onun oğlu Abdullah bin Abbas, Hz. Ali’nin oğlu Hasan bin Ali, ve Zübeyir’in oğlu Abdullah bin Zübeyir’in de kâğıt para keşide ettiği bilinmektedir. Hatta hadis kaynaklarında Hz. Peygamber’in, ihtiyaç sahiplerine zekât fonundan yardımda bulunmak üzere sak düzenlettiğine dair bir rivayet bile yer almaktadır.</p>
<p>Sak kullanımının, süftece belgelerinin aksine sadece tüccarlar arasında değil, sıradan insanlar arasında da yaygın olduğunu, Emeviler döneminde memur maaşlarının saklarla ödenmeye başlamasından anlıyoruz. Evet, kamu hazinesine dayalı sak üretimi, o dönemlerde cehbez denilen bir sarraf ekibi tarafından gerçekleştirilmekteydi. Cehbezler hazine ile vergi mükellefleri arasındaki muameleleri düzenleyen, gerektiğinde şahıslara olduğu gibi devlete de kredi veren, devletin talebi doğrultusunda daha çok veya daha az kâğıt para (sak) üreten, işin aslı bir tür erken dönem merkez bankası işlevi gören kişilerdi. Cengiz Kallek’in tespitine göre birkaç dirhemden milyonlarca dinara kadar geniş bir aralıkta değerlere sahip olan sak ve süftece belgeleri İslam’ın ilk asırlarından beri (7. yüzyıl ve sonrası) müslümanlar arasında tedavül etmekteydi.</p>
<p>İşte tüm bu parasal uygulamalar Ahmet Tabakoğlu’nun tahminine göre Haçlı seferleri esnasında Hristiyanlar tarafından görüldü, öğrenildi ve Avrupa’da taklit edildi. İspanya asıllı Amerikalı muteber bir iktisat tarihçisi olan Alexander Del Mar ise özel para üretimi dahil, tüm modern parasal kurumların birer Müslüman icadı olduğunu öne sürmektedir. Para ile ilgili Latinceden aldığımız ciro (giro), çek (check-sak), keşide (cash), kredi (credit-karz) gibi pek çok terimin de Arapça veya Farsça kökene sahip olması bu düşünceyi desteklemektedir.</p>
<p>Sonuç olarak İslam’ın erken dönemlerine dair parasal uygulamalar hakkında hem Müslüman, hem de gayrimüslim iktisat tarihçilerinin ciddi bir bilgi eksikliği bulunmaktadır. Bu bilgi eksikliğinin giderilmesi iktisat tarihi açısından olduğu kadar, Müslüman iktisadî düşüncesinin gelişmesi açısından da önem arz etmektedir.</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<p>&#8211; Niall Ferguson (2008), <strong>Paranın Yükselişi: Dünyanın Finansal Tarihi</strong>, Yapı Kredi Yayınları (2018).</p>
<p>&#8211; Ahmet Tabakoğlu (1984), “İslam’da Para Politikası Hakkında Bir Deneme”, <strong>Para, Faiz ve İslam</strong>, İSAV: Tartışmalı İlmi Toplantı, Ensar Neşriyat (2015), ss. 133-44.</p>
<p><a href="https://www.liberte.com.tr/islamin-erken-d%C3%B6neminde-kapitalizmin-dogusu">&#8211; Benedikt Koehler (2014), <strong>İslam’ın Erken Döneminde Kapitalizmin Doğuşu</strong>, Liberte Yayınları (2016).</a></p>
<p>&#8211; Cengiz Kallek (1997), <strong>Asr-ı Saadet’te Yönetim-Piyasa İlişkisi</strong>, İz Yayıncılık.</p>
<p>&#8211; Alexander Del Mar (1895), <strong>History of Monetary Systems</strong>, Charles H. Kerr &amp; Company.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/muslumanlarin-bankacilik-tarihine-katkisi/">Müslümanların Bankacılık Tarihine Katkısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nefret Etmekten Ne Zaman Kurtulacağız?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/nefret-etmekten-ne-zaman-kurtulacagiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Şahin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Nov 2018 06:44:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/nefret-etmekten-ne-zaman-kurtulacagiz/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçenlerde n11 firmasının başına gelen bir olay beni bu konuda küçük bir yazı yazmaya sevk etti. Bilmeyen okurlar için kısaca bahsetmem gerekirse n11’in attığı bir reklam mesajında, müşterisini rahatsız etmemek için “siren çalmayarak mesaj attığını” söylemesi üzerine bu bir 10 Kasım düşmanlığı olarak algılandı ve medyada söz konusu e-ticaret firmasına tepki yağdı. Tepkiler, yine her [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/nefret-etmekten-ne-zaman-kurtulacagiz/">Nefret Etmekten Ne Zaman Kurtulacağız?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçenlerde n11 firmasının başına gelen bir olay beni bu konuda küçük bir yazı yazmaya sevk etti. Bilmeyen okurlar için kısaca bahsetmem gerekirse n11’in attığı bir reklam mesajında, müşterisini rahatsız etmemek için “siren çalmayarak mesaj attığını” söylemesi üzerine bu bir 10 Kasım düşmanlığı olarak algılandı ve medyada söz konusu e-ticaret firmasına tepki yağdı. Tepkiler, yine her zamanki gibi orantısız ifadelerle kin ve nefret kusan türdendi. Tepki verirken ayar tutturamamak ve nezaket sınırlarını aşmak -ne yazık ki- insanımızın kültürel bir özelliğidir, malûmunuz.</p>
<p>Şahsen 10 Kasım’ı, 29 Ekim’i, 23 Nisan’ı, 19 Mayıs’ı, 30 Ağustos’u, vb. günleri anmayanları suçlayıp töhmet altında bırakanların Ramazan’da oruç tutmayanları suçlayıp töhmet altında bırakanlardan bir farkı olmadığını düşünüyorum. Her iki grup da kin ve nefreti besliyor. Birisinin yaptığı ötekinde Atatürk nefretini, diğerinin yaptığı da berikinde İslam nefretini tetikliyor ve toplumu kutuplaştırıyor. Oysa nefretin kendisi kötüdür. Birilerinden nefret etmek medenî olmayan insanların özelliğidir.</p>
<p>İsteyen istediği kişiyi anabilir ve istediği bayramı kutlayabilir; ama özgür ve barışçıl bir toplumda hiç kimse herhangi bir bayramı kutlamadığı veya herhangi bir kişiyi anmadığı ya da yüceltmediği için baskı ve töhmet altında bırakılamaz. Bunların yapıldığı toplumlar özgür ve medenî olamaz.</p>
<p>Dinî ve millî açıdan özel sayılan günlerin birleştirici, bütünleştirici, vs. olduğuna inanmak 20. yüzyılın totaliter zihniyetinin bir kalıntısıdır. Toplumlar bir olmak veya beraber olmak zorunda da değildir, isteseler de olamazlar. Toplumlar çeşitlilik barındırır ve bu iyi bir şeydir. Çeşitliliği ortadan kaldırmaya yönelik çabalar insanın haddini aşan türden bir zorbalık arzusuna işaret eder ve daima geri teper. O yüzden dinî ve millî değerler gibi tarihin belli dönemlerinde inşa edilmiş soyut ve kollektif değerlerin, özgür ve barışçıl bir toplumun kamusal yaşamı üzerindeki etkisinin sınırlı düzeyde olması gerekir. Aksi takdirde karşılıklı çatışma ve çekişmelerin ardı arkası gelmez ve bu herkes için kötü olur.</p>
<p>İnsan hak ve özgürlükleri her türlü kollektif değerin üzerindedir. Kollektif değerler uğruna tek bir insana bile kıyılmaması gerekir. Eğer bir toplumun ortak bir amacı olacaksa bu her şeyden önce insanı korumak ve yaşatmak olmalıdır. Düşüncesi ne olursa olsun insana saygı duymak gerekir. Yaratılana Yaratan’dan ötürü saygı duymak bu toprakların sağduyusuna ait bir özdeyiştir.</p>
<p>Çeşitlilik barındıran barışçıl bir toplum, inandığınız değerlerin hâkim olduğu çatışmacı bir toplumdan daha değerlidir ve insan hayatına daha çok hizmet eder.</p>
<p>12 Kasım 2018</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/nefret-etmekten-ne-zaman-kurtulacagiz/">Nefret Etmekten Ne Zaman Kurtulacağız?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Faiz Oranları Piyasaları ve Dış Ticareti Nasıl Etkiler?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/faiz-oranlari-piyasalari-ve-dis-ticareti-nasil-etkiler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Şahin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Oct 2018 08:06:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik Özgürlük / Piyasa Ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/faiz-oranlari-piyasalari-ve-dis-ticareti-nasil-etkiler/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilindiği gibi ülkemizdeki tüm bankaların, merkez bankası nezdinde hesaplarının bulunması kanunî bir zorunluluktur. Merkez bankası bu hesaplara gecelik faiz öder, fon talep edenlere de belli bir faiz oranında kredi açar. İşte merkez bankası faiz oranları denen şey bunlardır: İlkine merkez bankası fonlama faizi (fonlama maliyeti) ya da politika faizi, ikincisine de merkez bankası borçlanma faizi [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/faiz-oranlari-piyasalari-ve-dis-ticareti-nasil-etkiler/">Faiz Oranları Piyasaları ve Dış Ticareti Nasıl Etkiler?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bilindiği gibi ülkemizdeki tüm bankaların, merkez bankası nezdinde hesaplarının bulunması kanunî bir zorunluluktur. Merkez bankası bu hesaplara gecelik faiz öder, fon talep edenlere de belli bir faiz oranında kredi açar. İşte merkez bankası faiz oranları denen şey bunlardır: İlkine merkez bankası fonlama faizi (fonlama maliyeti) ya da politika faizi, ikincisine de merkez bankası borçlanma faizi denebilir. Bu faiz oranları birlikte hareket ettiği için herhangi birindeki hareketi izlemek yeterlidir. Örneğin merkez bankasının borçlanma faizi azaldığında bankalar için fonlarını merkez bankasında değerlendirmek daha az cazip hale gelir ve onları mevcut fonlarını müşteriye pazarlamaya (kredi vermeye) teşvik eder. Tersinde, yani merkez bankası faizleri arttığında ise bankalar için fonlarını merkez bankasında değerlendirmek daha cazip hale gelir. Onu kredi vermek yerine merkez bankasındaki hesaplarında tutarlar. Zaten faiz yüksek olduğunda kredi müşterisi de haliyle az olacaktır.</p>
<p>Şimdi merkez bankası faizlerini artırıp azalttığında neler olur, biraz yakından inceleyelim.</p>
<p>Faizlerin düşük olması kredi almayı teşvik edeceği için bankaları, merkez bankasından kredi almaya ve onu müşteriye satmaya teşvik eder. Çünkü kredi faizi düşüktür, yani kredi ucuzdur ve onu almaya hevesli olanları bulmak daha kolay olacaktır. Daha çok insan kredi çektiğinde piyasadaki para arzı artar. Bu düşük faizli kredileri alanlar bu paralarla mal ve hizmet satın alacağı için piyasadaki mal ve hizmetlere olan toplam talep artış gösterir ve bundan ötürü mal ve hizmetlerin fiyatları artmaya başlar. Dolayısıyla düşük faizler enflasyonu tetiklemiş olur. Fakat düşük faizler aynı zamanda kredi hacmini genişlettiği için daha çok girişim faaliyeti gerçekleşir, girişimde bulunanlar istihdam yaratır ve millî hasıla para politikası marifetiyle tetiklenmiş olur. Bu bütün politikacıların hoşuna giden bir durumdur. Nitekim seçmenleri, politikacıları değerlendirme hususunda en çok etkileyen husus, o politikacının devrinde ne kadar iş yapıp ne kadar para kazandığı olmaktadır. O esnada yükselmekte olan enflasyon çoğu zaman gözden kaçabilir ve düşük faiz politikası istihdamı teşvik ettiği için mevcut hükümete oy olarak geri döner. Bunun uzun vadeli olumsuz sonuçları, 4 yıllık dönemler için seçilen politikacılar açısından gözden çıkarılabilecek bir maliyettir.</p>
<p>Öte yandan faizlerin yüksek olması ise az önceki durumun tam tersine krediyi değil, tasarrufu teşvik eder. Ticarî bankalar fonlarını kredi vermek yerine merkez bankasına yatırır ve oradan yüksek faiz alırlar. Bunun sonucu olarak kendi mudilerine (mevduat sahibi) daha yüksek mevduat faizi vaat edebilir hale gelirler. İnsanlar da ellerindeki tasarrufu harcamak veya yastık altında tutmak yerine mevduata koymaya meylederler. Çünkü mevduat faizinin getirisi epey yüksektir. Ayrıca kredi faizleri yüksek olduğu için potansiyel kredi müşterilerinden bazıları (yatırım projelerini yeteri kadar kârlı görmeyenler) kredi almaktan vazgeçerler. Dolayısıyla hem daha az kredi açıldığı hem de insanlar ihtiyaç fazlası tasarruflarını banka faizine yatırdığı için para arzı ve iş hacmi kısa vadede daralır. Bunun sonucunda işleri kesatlaşan firmalar ya fiyatlarını ya da maliyetlerini düşürme yoluna giderler. Mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki artışlar yavaşlar veya durur (fiyat istikrarı), bazı firmalar tensikat (toplu işten çıkarma) yoluna giderek küçülebilirler. Ayakta kalamayan firmalar iflas ederler ve bunun sonucunda bazı sektörlerde daralma olur. İşsiz kalan insanlar mal ve hizmetlere olan taleplerini azaltırlar, bu da fiyatları ve işletme gelirlerini biraz daha aşağı çeker. Bu nedenlerden ötürü politikacılar yüksek faizi hiç sevmezler. Ancak bunların hepsi kısa vadeli sonuçlardır. Bir süre sonra batanlar, ayakta kalanların yanına girer ve çalışmaya devam ederler. Aslında bu bir arınma sürecidir. Piyasalar, ucuz krediye ve enflasyona bel bağlamış bir şekilde iş yapan firmalardan arınır ve özsermayesiyle çalışan sağlam firmalara alan açmış olur. Nitekim uzun vadede sürdürülebilir büyümeye katkı sağlayan firmalar bu arınma sürecinde ayakta kalanlar olacaktır. Batan firmalar ise sadece krediler ucuz olduğu için (aslında para politikasının teşviğiyle) kurulabilmiş olan firmalardır.</p>
<p>Düşük faizlerin olumlu sonuçları kısa vadede azalan işsizlik ve (sunî şekilde) artan büyüme oranıdır. Olumsuz sonuçları ise uzun vadede yerli paranın değer kaybetmesi (enflasyon), kurların yükselmesi ve ülke ekonomisinin itibarsızlaşmasıdır. Pek çok iktisatçıya göre düşük faizler, başka bir deyişle genişletici/gevşek para politikası, olumsuz sonuçları olumlu sonuçlarına nispeten daha ağır basan bir politika türüdür. O yüzden tavsiye edilmez.</p>
<p>Yüksek faizlerin olumsuz sonuçları kısa vadede azalan büyüme oranı ve artan işsizliktir. Olumlu sonuçları ise uzun vadede yerli paranın değer kazanması ya da değerini koruması (fiyat istikrarı), kurların sabit kalması veya düşmesi ve ülke ekonomisinin itibar kazanmasıdır. Yine pek çok iktisatçıya göre yüksek faizler, başka bir deyişle daraltıcı/sıkı para politikası, olumlu sonuçları olumsuz sonuçlarına nispeten daha ağır basan bir politika türüdür. O yüzden uluslararası para kuruluşları tarafından da tavsiye edilir.</p>
<p><strong>Para politikasının dış ticarete etkileri</strong></p>
<p>Gevşek para politikası yerli parayı değersizleştirdiği ve döviz kurlarını yükselttiği için yabancı mallar pahalılanır ve ithalat hacmi daralır. Öte yandan ihracat firmalarının döviz cinsinden elde ettiği gelirler ister istemez artacağı için ihracat teşvik edilmiş olur (pozitif dışsallık). Bu da cari açığı azalttığı için dış ticarette (Çin gibi) “üretici ülkelerden” gibi görünmeye başlarsınız. Bu durum da politikacıların ve milliyetçi damarı güçlü olanların hoşuna gider. Biz üretip yabancıya satıyoruz, vay bee denir. Satabiliyor olmamızın sebebinin kalite değil, ucuzluk olması görmezden gelinir.</p>
<p>Fakat sıkı para politikasının sonucunda yerli paranızın değerini koruyabildiğiniz için daha rahat ithalat yaparsınız. Hatta ithalat yaptığınız ülkelerde sizinki kadar sıkı bir para politikası yoksa kur sizin lehinize döner ve ithal malların fiyatları daha da ucuzlar. Bu sefer de (tıpkı en yüksek cari açığa sahip ülke olan ABD gibi) “satın alan ülkelerden” olursunuz. Elbette cari açığınız artar ama bütün dünyada üretilen son teknoloji ürünlere daha ucuza sahip olabildiğiniz için refahınız da artar.</p>
<p>Bir ülke ihraç etmeden yaşayabilir ama ithal etmeden yaşayamaz. Nitekim hiçbir ülke ihtiyaç duyduğu her şeyi kendisi üretemez, üretse de her şeyi diğer ülkelerden daha ucuza mal etmesi mümkün değildir. Netice itibariyle herkes bir şeyleri dışarıdan satın almak durumundadır. Bu yüzden genelde pek çok ülkenin ithalatı ihracatından fazladır. Aradaki farkın (cari açık) yüksek olması genelde olumsuz bir şey gibi görünse de bu aslında pek çok hizmeti dışarıdan satın alan kişinin durumuna benzer. Böyle bir durumda ülkenizin durumu farklı milletlerden temizlikçi, kahya, dadı, bahçıvan, şoför çalıştıran kişinin durumu gibidir. Yani aslında zenginsinizdir. Şu durumda birileri size aslında her işi kendiniz yapsanız ne kadar güzel olur, sizin kendi elinizin emeği daha iyidir filan dese herhalde buna pek prim vermezsiniz. Çalıştırdığınız kişilerin eğer bir gün size kızarsa işe gelmeyebileceğini, size emeğini satmaktan vazgeçebileceğini, bu yüzden onlara “bağımlı olmak” yerine kendi işlerinizi yapmayı da öğrenmeniz gerektiğini söyleyenlere genelde inanmaz ve paranızın gücüne güvenirsiniz. Bu tercih, paranız güçlü kalmaya devam ettiği müddetçe doğru bir tercihtir. O yüzden satın alan ülkelerden olmaya devam etmek için paranızın değerini korumanız yeterlidir. Satın alan ülkelerden olmak zengin ülkelerden olmak demektir. Çünkü zenginliğin ölçüsü satın alabilmektir. Buna hizmet eden para politikası da sıkı para politikasıdır.</p>
<p>Son olarak şu akıldan çıkarılmamalıdır ki yabancı malları satın alabiliyor olmak gibi apaçık bir zenginlik göstergesini “dışarıya bağımlılık” ifadesiyle kötüleyen söylem yerli üreticiyi yabancı rekabetinden korumaya hizmet eden, dolayısıyla piyasadaki arzı daraltıp tüketiciyi yerli üreticiye ve daha yüksek fiyatlara mahkum eden, tüketici aleyhtarı bir söylemdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/faiz-oranlari-piyasalari-ve-dis-ticareti-nasil-etkiler/">Faiz Oranları Piyasaları ve Dış Ticareti Nasıl Etkiler?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sorun Dolar mı, TL mi?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/sorun-dolar-mi-tl-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Şahin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Aug 2018 15:06:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/sorun-dolar-mi-tl-mi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizin içinden geçtiği döviz sorununun sıklıkla dolar üzerinden ifade edildiğini görüyorum. Bu da ekonomiye ilişkin konularda ülkenin genel kültür seviyesinin ne kadar düşük olduğunu ifşa ediyor. Bu yazımda bu söylemin sorunlu yönlerine değinip gerçek sorunun ne olduğunu anlatmaya çalışacağım. Mevcut kur problemini dolar üzerinden ifade etmek bir söylem saptırmasıdır. Nitekim dolar için geçerli olan şey [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/sorun-dolar-mi-tl-mi/">Sorun Dolar mı, TL mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizin içinden geçtiği döviz sorununun sıklıkla dolar üzerinden ifade edildiğini görüyorum. Bu da ekonomiye ilişkin konularda ülkenin genel kültür seviyesinin ne kadar düşük olduğunu ifşa ediyor. Bu yazımda bu söylemin sorunlu yönlerine değinip gerçek sorunun ne olduğunu anlatmaya çalışacağım.</p>
<p>Mevcut kur problemini dolar üzerinden ifade etmek bir söylem saptırmasıdır. Nitekim dolar için geçerli olan şey pekala avro, pound, altın, vb. tüm yabancı (TL dışı) varlıklar için de geçerlidir. Bu da gayet normaldir çünkü gerçek sorun dolar değildir. Gerçek sorun Türk lirasının, kötü para politikası sonucunda hızla değer kaybetmesidir.</p>
<p>Olan biteni yalnızca dolar üzerinden konuşmak, bilinçli ya da bilinçsiz şekilde zihinlerimizde bu sorunu dolar, Amerika, Trump, dış güçler, yabancı yatırımcılar, vb. aktörlerle ilişkilendirmemize yol açıyor. Bu oldukça yanıltıcı bir söylem ve sorunun gerçek kaynağının gözden kaçmasına/kaçırılmasına neden oluyor.</p>
<p>Önümüzdeki gerçek sorun Türk lirasının değer kaybetmesi sorunudur. Değer kaybeden bir para, her şey karşısında değer kaybeder. Döviz de yükselir, altın da yükselir, tüm mal ve hizmetlerin o para cinsinden fiyatları da yükselir (enflasyon). Sorunu doğru bir şekilde ifade etmemiz, çözüm merciinin dışarılarda bir yerlerde olmadığını anlamamız açısından son derece önemlidir. Sorun doların veya başka şeylerin fiyatlarının artması değil, TL’nin değer kaybetmesidir. Doların ve başka şeylerin fiyatlarının yükselmesi esasen TL’nin değer kaybetmesinin sonucu ve göstergesidir.</p>
<p>Pekiyi çözüm mercii kim?</p>
<p>Soru: Bu ülkede, ana misyonunu resmi olarak “fiyat istikrarını sağlamak” şeklinde beyan eden kurum hangisidir?</p>
<p>Fiyat istikrarını sağlamak demek, her şeyin yerli para cinsinden fiyatını mümkün olduğu kadar kararlı (sabit veya sabite yakın) tutmak demektir. Bunun başka bir ifadesi de yerli paranın “değerini” korumaktır. Ülkemizde bu işi yapmakla görevlendirilmiş kurum, tıpkı diğer pek çok ülkede olduğu gibi Merkez Bankası’dır. Dolayısıyla bir ülkede yerli paraya her ne oluyorsa onun baş sorumlusu Merkez Bankası’ndan başkası değildir.</p>
<p>Bu konuda anlaştıysak bir sonraki aşamaya geçiyorum.</p>
<p>İktisadın temel kurallarından biri şudur: Kıt olan şey değerlidir, bol olan şey değersizdir.</p>
<p>Adam Smith bu kuralı su ve elmas mukayesesi yaparak izah eder ve şu soruyu sorar: Nasıl oluyor da bizim için hayati önemi olan su, bizim için neredeyse hiçbir önemi olmayan elmas gibi bir taş parçası karşısında bu kadar değersiz oluyor? Cevap, elmasın çok kıt olması, suyun ise bol olmasından başka bir şey değildir. Dolayısıyla kıt olan şeyler değerli, bol olan şeyler de değersizdir.</p>
<p>Merkez Bankası yerli parayı yoktan üretme kabiliyetine sahip olan yegâne kurumdur. Dolayısıyla ülke ekonomisinde tedavül eden “yerli para miktarını” da doğal olarak Merkez Bankası belirlemiş olur.</p>
<p>Soru: Yerli para miktarı, diğer varlıklar (döviz, mal ve hizmetler, vb.) karşısında çok hızlı bir şekilde artırılırsa ne olur?</p>
<p>Tabii ki değeri azalır. Yerli paranın değerinin azaldığının göstergesi, diğer her şeyin o para cinsinden değerinin (fiyat) artmasıdır. Yani fazla para üretirseniz o paranın değerini diğer her şey karşısında azaltır ve enflasyona neden olursunuz. Döviz, fiyatı artan şeylerden yalnızca biridir.</p>
<p>Bu ülkede uzunca bir süredir düşük faiz, genişlemeci para politikası yürütülüyordu. Yani ticari bankalar merkez bankasından ucuz kredi almaya ve onu yine ucuz fiyattan piyasaya sunmaya teşvik ediliyordu. Bu da para arzını hızlı şekilde artırdı ve arzı TL kadar hızlı artmayan diğer her şey TL karşısında değer kazandı. Bunu önlemenin tek yolu para arzını eski seviyesine çekmek için sıkı para politikası uygulamaktır. Bu süreçte de istihdam zorunlu olarak azalır, büyüme oranı negatif düzeye iner (ekonomi küçülür), ucuz krediye bel bağlayarak hayatta kalan (aslında hiç var olmamış olması gereken) ne kadar işletme varsa daralma, küçülme ve hatta tasfiyeye gider. İşsizlik artar ve suni büyüyen bir ekonomiye alışmış olan herkes şikayet etmeye başlar. Bu durum doğal olarak hiçbir politikacının istemeyeceği ve ne pahasına olursa olsun engellemeye çalışacağı bir durumdur. Ne var ki bu engellenemez, ancak bir süre ertelenebilir. Fakat ertelendikçe de ekonomiyi bekleyen daralmanın şiddeti giderek artar.</p>
<p>Sonuç olarak döviz de tüm diğer fiyatlar gibi yükselmeye devam edecektir. Bunun filanca noktada karar kılacağını veya geri döneceğini söyleyen hiç kimseye inanmayınız. Zira “aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar beklemek ahmaklıktır.” (A. Einstein)</p>
<p>Çözüm sıkı para politikası, onun mercii de Merkez Bankası’dır. Fakat bunun getireceği sıkıntıları hiç kimse kendi ömründe yaşamak istemeyeceği için bu sürekli ertelenecektir. Merkez Bankası politikasını değiştirmediği sürece döviz de dahil olmak üzere her şeyin fiyatının yükselmeye devam etmesini bekleyiniz ve alabiliyorsanız tedbir alınız. Başka da yapacak bir şey yoktur.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/sorun-dolar-mi-tl-mi/">Sorun Dolar mı, TL mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bitcoin caiz mi?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/bitcoin-caiz-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Şahin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Apr 2018 08:40:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Din ve Vicdan Hürriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik Özgürlük / Piyasa Ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[Liberalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/bitcoin-caiz-mi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Bitcoin, 2017 yılının Aralık ayında yaşadığı olağanüstü değer artışından beri gündemimizde. Dünyanın para konusunda belki de yeni bir döneme girmesinin öncülüğünü yapmakta olan bu dijital para birimi, her yerde tartışıldığı gibi ülkemizde de tartışılıyor. Türkiye’deki nüfusun çoğunluğunun müslüman olması sebebiyle ülkemizdeki tartışmalar bazen tabiî olarak bu paraları kullanmanın dinî boyutuna doğru kayıyor. Öyle ki [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/bitcoin-caiz-mi/">Bitcoin caiz mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Bitcoin, 2017 yılının Aralık ayında yaşadığı olağanüstü değer artışından beri gündemimizde. Dünyanın para konusunda belki de yeni bir döneme girmesinin öncülüğünü yapmakta olan bu dijital para birimi, her yerde tartışıldığı gibi ülkemizde de tartışılıyor. Türkiye’deki nüfusun çoğunluğunun müslüman olması sebebiyle ülkemizdeki tartışmalar bazen tabiî olarak bu paraları kullanmanın dinî boyutuna doğru kayıyor. Öyle ki başbakanlığa bağlı bir kamu kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından bitcoin konusunda resmî bir görüş bile yayınlanmış durumda.</p>
<p>Yapılan tartışmalar ve öne sürülen görüşleri toparladığımızda devletin ve ilahiyat camiasının bitcoin kullanımına dair yaklaşımlarının olumsuz yönde olduğunu görmek mümkün. Bunu temellendirmek adına ilahiyatçılar tarafından öne sürülen bazı iddialar var. Ben bu yazımda, bu iddiaları ele alıp bunların bitcoin’e yönelik olumsuz bir bakışı niçin temellendiremeyeceğini göstermeye çalışacağım.</p>
<p><strong>1. Para devlet tarafından basılması gereken bir şeydir. Bitcoin devlet tarafından basılmadığı için güven telkin etmiyor.</strong></p>
<p>İslam hukukunda paranın devlet tarafından basılması gerektiğine dair kesin bir kanaat bulunmamaktadır. Aksine teamülen (geleneksel olarak) para olan şeylerin resmen para kabul edileceği ve zekâta tâbi olacağı konusunda, özellikle Hanefi mezhebinde yığınla fetva vardır.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[1]</a> Hepsini bir kenara bırakalım. Bu konularda uzman olmayan insanlar bile Hz. Peygamber’in hiçbir zaman para basmadığını, o dönemler tedavülde olan Bizans ve İran paralarının (dinar &amp; dirhem) kullanılmasında bir beis görmediğini ya bilir ya da tahmin eder. Hatta o dönemlerde şahıslar tarafından üretilen ve “fels” dediğimiz bakır paraların da kullanılmasında bir beis görmemiştir. Hz. Peygamber ile ilgili bu durum ondan sonraki halifeler için de geçerlidir. Dolayısıyla bir paranın devlet tarafından üretilmiyor olması onun şer’an caiz olmayacağını göstermez.</p>
<p><strong>2. Bitcoin devlet denetiminden uzak olduğu için genelde yasadışı faaliyetlerle iştigal eden örgütlerin işini kolaylaştırıyor.</strong></p>
<p>Bitcoin yasadışı örgütlerin işini kolaylaştıracağı için caiz olmayacaksa internetten akıllı telefonlara ve ulaşım araçlarına varıncaya dek insanlığın ürettiği tüm teknolojik imkânları da caiz görmememiz ve ancak münzevi bir hayat tarzını caiz görmemiz gerekir. Bunun hatalı bir mantık olduğu ortadadır.</p>
<p>Ayrıca dinî, hukukî veya ahlâkî gerekçelerle yapılan yargılayıcı değerlendirmelerin konusu şeyler değil, insan eylemleri olmalıdır. Yani örneğin “içki caiz değildir” denemez, “içki içmek caiz değildir” denir. Aynı şekilde “bitcoin caiz değildir” denemez, “bitcoin veya başka araçları kullanarak hukuka aykırı işlemler gerçekleştirmek caiz değildir” denebilir. Bu hükmün de bitcoin ile doğrudan bir alâkası olmayacaktır.</p>
<p><strong>3. Bitcoin ile yapılan işlemlerden vergi alınamıyor. Vergi kaçakçılığı caiz görülemez.</strong></p>
<p>Bir işlemden vergi alınmaması onu günah hale getirir mi? Eğer bu soruya evet dersek neyin günah olup neyin olmayacağına devlet karar veriyor demektir. Böyle bir yaklaşımın devleti hangi konuma koyduğunu sanırım görebiliyor olmalısınız. Dahası kanunlar değişkendir. Vergisiz işlemlerin caiz olmayacağını düşünmenin bizi götüreceği mantık, bugün vergi alınmayan bir işlem helâlken yarın aynı işlem vergiye tâbi kılındığında vergisiz yapılmasının dinen haram sayılması gibi tuhaf bir durumdur. Kaldı ki insanlar zaten davranışlarıyla (daima işlerini vergisiz halletme imkânını gözeterek) böyle bir yaklaşımı inkâr ederler. Mesela hiç kimse evine temizliğe çağırdığı kişilerin sigorta primini ödemez. Oysa bu da bir kanunî zorunluluktur. Ne var ki hiç kimse gündelikçi temizlikçinin primini yatırmamayı günah kabul etmez.</p>
<p>Ek bilgi olarak şunu da söyleyebilirim ki bugün devletin vergi aldığı pek çok faaliyetten gerek Hz. Peygamber’in gerekse ondan sonraki halifelerin vergi almamış olduğunu da biliyoruz. Hatta Hz. Peygamber’in Medine’de kurduğu Pazar yerindeki hiçbir ticarî işlemden vergi almadığı özellikle İslam iktisadı çevrelerince çok iyi bilinen bir tarihî gerçektir.</p>
<p><strong>4. Bitcoin’in bir karşılığı yok.</strong></p>
<p>Bitcoin’in bir karşılığı olmadığı yönündeki iddia, ancak mevcut ekonomik sistemdeki paranın mahiyetini hiç bilmemekle ilişkilendirilebilir. Nitekim ceplerimizde dolaştırdığımız banknotların herhangi bir karşılığı zaten yoktur. Hatta bankada durduğuna inandığınız paranızın kâğıt para cinsinden bile karşılığı yoktur. Ne var ki bitcoin’in karşılığı olmadığını söyleyen insanların aynı gerekçeyle banka hesabı kullanmaktan imtina ettiğini hiç zannetmiyorum.</p>
<p><strong>5. Bitcoin’in çalınma (heklenme) veya suiistimal edilme riski yüksek ve böyle durumlarda muhatap alınabilecek bir kişi veya kurum söz konusu değil.</strong></p>
<p>Bitcoin sisteminin heklenmesi mümkün değildir. Ancak kişisel bitcoin hesapları heklenebilir. Yani birileri sizin bitcoin wallet (bitcoin hesabınızı yönettiğiniz hesap) şifrenizi çalabilir. Öte yandan aynı birileri sizin banka hesabınızın şifrelerini de çalabileceği gibi bir bankanın genel müdürlüğündeki sunucu bilgisayarları hekleyerek o bankanın tüm hesaplarını da boşaltabilir. Bu çok zor olsa da en azından teorik olarak mümkündür. Fakat bitcoin sisteminin heklenmesi teorik olarak dahi mümkün değildir, çünkü hekleyecek bir merkezî sunucu yoktur. Bu açıdan bitcoin, siber suçlara karşı bankalardan daha güvenlidir.</p>
<p>Bitcoin’in bugün tek bir sıkıntısı vardır, o da bir mübadele sonrasında muhtemel bir ihtilaf halinde yerleşik hukuk sistemini ihtilaf çözümünde kullanma imkânının bulunmamasıdır. Gerçi bitcoin kullananlar bu riski göze almaktadır ama bu sıkıntıyı gidermek için de elektronik paraların ödemelerde kabul edilmesinin yasallaşmasını sağlayacak bir kanunî düzenleme yeterlidir. Fakat böyle bir düzenlemenin olmaması, şu an bitcoin’lerin alışverişlerde bir mübadele aracı olarak kullanılmasının dinen caiz olmadığını gerekçelendirmeye yetmez.</p>
<p>Sonuç olarak kanaatimce bitcoin’leri mübadele işlemlerinde veya bir yatırım aracı olarak kullanmanın İslam hukuku açısından bir sakıncası bulunmamaktadır.</p>
<p><em>Bitcoin kullanmanın fıkhî durumu hakkında daha fazla bilgi için Prof. Dr. Servet Bayındır’ın Hilal TV’de bu konuyla ilgili görüşlerini açıkladığı programa<a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><strong>[2]</strong></a> bakılabileceği gibi Doç. Dr. Süleyman Kaya’nın “Kripto Para Birimlerinin Fıkhî Açıdan Değerlendirilmesi”<a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><strong>[3]</strong></a> adlı makalesine veya makaleyi aynen sunduğu konferans bildirisine<a href="#_ftn5" name="_ftnref5"><strong>[4]</strong></a> de ulaşılabilir. Sayın Kaya’nın konuyla ilgili görüşlerinin kısa bir özeti için bkz. <a href="http://haber.sakarya.edu.tr/her-kripto-para-ayri-degerlendirilmeli-h77116.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer">http://haber.sakarya.edu.tr/her-kripto-para-ayri-degerlendirilmeli-h77116.html</a>. </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hakan Şahin, İstanbul Üniversitesi İslam İktisadı ve Finansı Doktora öğrencisi, Bilgisayar Mühendisi.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[1]</a> Ali Keleş, “İslam’a Göre Para Kavramı”, <em>Doktora Tezi</em>, Uludağ Üniversitesi, 1998, s. 90.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[2]</a> <a href="https://www.youtube.com/watch?v=fBX7D-WE0UY" target="_blank" rel="noopener noreferrer">https://www.youtube.com/watch?v=fBX7D-WE0UY</a></p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[3]</a> <a href="http://www.isefam.sakarya.edu.tr/wp-content/uploads/2018/01/Kripto-Para-Birimleri-ve-f%C4%B1khi-A%C3%A7%C4%B1dan-De%C4%9Ferlendirilmesi_son.pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer">http://www.isefam.sakarya.edu.tr/wp-content/uploads/2018/01/Kripto-Para-Birimleri-ve-f%C4%B1khi-A%C3%A7%C4%B1dan-De%C4%9Ferlendirilmesi_son.pdf</a></p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[4]</a> <a href="https://www.youtube.com/watch?v=mbp8RXGPlsU" target="_blank" rel="noopener noreferrer">https://www.youtube.com/watch?v=mbp8RXGPlsU</a></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/bitcoin-caiz-mi/">Bitcoin caiz mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Haksız Rekabet &#8211; 2</title>
		<link>https://hurfikirler.com/haksiz-rekabet-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Şahin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Apr 2017 04:32:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik Özgürlük / Piyasa Ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/haksiz-rekabet-2/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Haksız Rekabet &#8211; 1 Bir önceki yazımda yasama gücünü kullanarak bazı firmaları sektör dışına itmenin haksız rekabete engel değil, bilakis sebep olduğunu anlatmaya çalışmıştım. Aslında bu konu “korumacılık” başlığı altında iktisatçıların yüz yıllardır tartıştığı bir konudur. Adam Smith, David Ricardo ve Frederic Bastiat gibi klasik iktisat düşüncesinin baba isimleri korumacılığın zararları üzerine mebzul miktarda yazıp [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/haksiz-rekabet-2/">Haksız Rekabet &#8211; 2</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.hurfikirler.com/haksiz-rekabet-1/" target="_blank" rel="noopener">Haksız Rekabet &#8211; 1</a></p>
<p>Bir önceki yazımda yasama gücünü kullanarak bazı firmaları sektör dışına itmenin haksız rekabete engel değil, bilakis sebep olduğunu anlatmaya çalışmıştım. Aslında bu konu “korumacılık” başlığı altında iktisatçıların yüz yıllardır tartıştığı bir konudur. Adam Smith, David Ricardo ve Frederic Bastiat gibi klasik iktisat düşüncesinin baba isimleri korumacılığın zararları üzerine mebzul miktarda yazıp çizerek -bana göre- konuyu tüketmiştir (Sağduyulu biri için Bastiat’nın “Mumcular Dilekçesi” adlı hicvi tek başına yeter). Ben bu yazıda korumacılık politikalarının neden İslam’a da aykırı olduğunu anlatacağım.</p>
<p>Bilindiği gibi İslam dininin temel kaynakları Kuran ve Sünnettir. Siz bu kaynaklara bir iktisatçı gözüyle yaklaşırsanız burada kamu otoritesine, bireylerin mülkiyeti üzerinde çok sınırlı bir tasarruf yetkisi tanındığına şahit olursunuz. Birkaç örnek vereyim.</p>
<p>Öncelikle Kuran’ın 4:29 numaralı ayeti mülkiyetin taraflar arasındaki transferinin ancak karşılıklı rıza şartıyla sağlanması gerektiğini vurgulamaktadır. Güncel olaylara atıfta bulunarak izah edecek olursam ben ve booking.com gönüllü olarak iş yapabiliriz ve bir başkasının buna engel olmaya hakkı yoktur. Çünkü karşılıklı olarak alıp verdiğimiz mülkiyet başkasına değil, bize aittir. Bir üçüncü taraf olarak devlet bizim aramızdaki iş sözleşmesini iptal ederse bizim mülkiyetimiz üzerinde rızamız olmaksızın tasarrufta bulunmuş olur.</p>
<p>Kuran’ın 43:32 numaralı ayetinde ise bu hayatta mülkiyeti taksim etme işinin Allah tarafından yapıldığı hatırlatılmakta, bu işi üstlenmeye niyet eden kişi ve kurumlar caydırılmaktadır. Dolayısıyla mülkiyetin kimden kime geçeceği Allah’ın kevni ayetleri olan tabiat yasalarına tabi olmak durumundadır. İnsan davranışlarına tabiat yasalarının hâkim olduğu piyasa, serbest piyasadır. O halde devlet organlarının keyfî gerekçelerle insanların mülkiyetini oradan oraya yönlendirmesi Allah’ın kevni ayetlerine aykırılık teşkil ettiği gibi bu kitabî ayete de aykırılık teşkil eder. Zaten Allah’ın kevni ayetleri ile kitabî ayetleri (doğal olarak) birbiriyle tutarlıdır.</p>
<p>Gelelim bence çok daha önemli ve açıklayıcı olan elçinin tutum ve davranışlarına…</p>
<p>Elçi, taşıdığı sıfattan da anlaşıldığı gibi bir elçidir. Elçinin kendisini görevlendiren makam ile ters düşmesi zaten beklenemez ya, biz yine de bakalım.</p>
<p>Allah’ın elçisi arkadaşlarıyla birlikte Medine’ye göç ettikten sonra orada bir pazar kurmuş ve başta müslümanlar olmak üzere tüm insanları orada iş yapmaya davet etmiştir. Bunun için öncelikle bu pazara girip burada iş yapmanın vergiden muaf olacağını beyan etmiştir. Yani ticaret siciline işletmenizi kaydettirmek için vergi vermiyorsunuz. Damga vergisi, pul vergisi, alım-satım vergisi, gelir vergisi, kurumlar vergisi, vb. hiçbiri yok. (Kapitalist mi ne?)</p>
<p>Aklınıza bunun o zamanın teamülü olabileceği düşüncesi geldiyse hemen söyleyeyim; değil. Medine’de hali hazırda 4 yerleşik pazar var: Zübale, kaynuka, müzahim ve sefasif. Bu pazarların hepsinde tüccarlardan vergi alınmakta. Bildiğimiz kadarıyla o dönemde vergi muafiyeti sadece geleneksel uluslararası Ukaz panayırında mevcut.</p>
<p>Sonra yerli tüccardan, şehir dışından mal getiren tüccarın (yerli ya da yabancı) piyasaya girişinin engellenmemesini talep etmiştir. Yabancı tüccar, yerli tüccarın bazı mallarının çoğunu ya da tamamını satın almak istediğinde tedirgin olan yerli tüccarı teskin etmiş, mealen “satın gitsin, bir şey olmaz” demiştir.</p>
<p>Tüccarın piyasada kendisi için sabit yer edinmesine engel olarak imtiyazsız bir piyasanın oluşmasını teşvik etmiştir. Nihayetinde piyasa kamusal bir bölgedir. İsteyen istediği yerde satış yapabilir ve kimsenin buna engel olmaya hakkı yoktur.</p>
<p>Kıtlık zamanında fiyatların çok fazla yükselmesi üzerine temel tüketim mallarına ulaşımı zorlaşan yoksul kesimi başkalarının aleyhine kayırmamış ve kendisine ne kadar baskı yapılsa da fiyatlara müdahale etmemiştir. Fiyatların -mealen- tüketici talebine göre (lafzen Allah’ın yasalarıyla) belirlenmesi gerektiğini söylemiştir.</p>
<p>Ve nihayet başkalarının piyasaya ulaşımını kısıtlayarak arzı daraltıp kontrol altına almaya çalışan tüccarlara -kelimesi kelimesine aktarıyorum- “insanları rahat bırakın, Allah onları birbirinden rızıklandırır” (ذروا الناس يرزق الله بعضهم من بعض) demiştir. Bu ifade bugünkü iktisat dilinde “piyasa kendi kendini regüle eder” demektir.</p>
<p>Ayrıca kaynaklar peygamberin hayatında Medine’deki piyasadan kovulan herhangi birinden bahsetmemektedir. Bilakis bu piyasa kurulduğu andan itibaren sunduğu vergi muafiyeti sayesinde başta Medineli yahudiler olmak üzere pek çok yabancı tüccarın akınına uğramıştır. Yani piyasadaki pek çok ürün -çoğu Yahudi olan- yabancı üreticiler tarafından piyasaya sürülmüş olmasına rağmen müslümanlar bu durumdan hiç rahatsız olmamış, aksine yararlanmıştır. Bugünkü İslamcılar böyle bir piyasayı görseler herhalde müslümanların sömürüldüğünü falan düşünür ve burayı “İslamileştirmek” için mücadele ederlerdi.</p>
<p>Yönetime geldiğinde Allah’ın elçisinin izinden giden Hz. Ömer’in de dış ticareti teşvik ettiği, hatta bazı mallarda yabancı tüccardan mütekabiliyet esasına göre alınan vergileri bile %10’dan %5’e indirdiği rivayet edilmektedir. Tüm bu aktardığım bilgiler gerek klasik kaynaklarda gerek çağdaş kaynaklarda rahatlıkla bulunabilir. Konuya ilgi duyanlara Cengiz Kallek’in <em>Asr-ı Saadet’te Yönetim-Piyasa İlişkisi</em> adlı eseriyle Muhammed Hamidullah’ın <em>İslam Peygamberi</em> adlı eserinin ikinci cildindeki “İktisadî Sistem” başlığını okumalarını tavsiye ederim. Aslında sadece Diyanet İslam Ansiklopedisinden “Pazar” maddesini okumak bile yeterli olabilir.</p>
<p>O halde gelelim çözüme.</p>
<p>Bugün haksız rekabet adı altında yapılan haksızlıkları nasıl önleyeceğiz? Bence öncelikle bir bilinç oluşturmamız gerekiyor. Serbest piyasa bizim düşmanımız değil, dostumuzdur. Serbest piyasa yoksulun aleyhine zengini, Müslümanın aleyhine Batılı gayrimüslimi falan kayırmaz. Serbest piyasa başarıyı ödüllendirir, başarısızlığı dışlar ve bu başta yoksullar olmak üzere hepimizin hayrınadır.</p>
<p>Piyasada haksızlık varsa bu ancak zor kullanma yetkisini elinde bulunduran devletin faaliyetlerinden kaynaklanır. Çünkü devlet, İslam’ın piyasa konusundaki en temel ilkesi olan “gönüllülük” (4:29) şartını ihlâl eder ve doğal yollarla dağılması gereken kaynakları bir grubun keyfî kararlarına göre yeniden dağıtır (43:32). Peygamber kıtlık gibi istisnaî bir anda bile fiyatlara müdahale etmediği halde devlet her şeyin fiyatının ölçüsü olan paranın miktarını merkez bankası marifetiyle kontrol eder. İstediğinde enflasyon, istediğinde deflasyon yaratarak aslında her şeyin fiyatını kontrol eder. Peygamber atıl zenginlik dışında hiçbir şeyden vergi almadığı halde bugün devletin vergi almadığı tek bir işlem yoktur.</p>
<p>Bu yanlışların çoğunu sıfıra indiremeyiz belki ama en azından bir kısmını biraz azaltmak için devletten özel mülkiyete her durumda saygı duymasını talep edebilir ve razı olmadığımız devlet müdahalelerine karşı sesimizi çıkarabiliriz. Bu yazının konusu olan haksız rekabeti önlemek için; kimi işletmeleri diğerlerinin ve toplumsal refahın kaybı pahasına kayırmayı hedefleyen “rekabetin korunması hakkındaki kanunun” ve ona bağlı olarak “Rekabet Kurulunun” ortadan kaldırılmasını talep edebiliriz.</p>
<p>İnsanlara, piyasada rekabeti korumak diye bir işin olamayacağını, piyasanın zaten doğası itibariyle rekabetçi olduğunu, bir siyasî otoritenin ancak o rekabeti bozmaya yarayabileceğini anlatabiliriz. Serbest piyasada tekel olamayacağını, kendi kazancının peşinden koşan çok sayıda girişimcinin tekelci firmalara engel olmak için yeter şart olduğunu, bir tekelin ancak devlet imtiyazı sayesinde teşekkül edebileceğini öğrenebilir ve öğretebiliriz. Bu bilinç bir kez oluştuğunda bunun siyasî iradeye yansımasını umabiliriz. Yansımasa bile en azından bir şeyleri doğru öğrenmiş oluruz.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/haksiz-rekabet-2/">Haksız Rekabet &#8211; 2</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Haksız Rekabet &#8211; 1</title>
		<link>https://hurfikirler.com/haksiz-rekabet-1/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Şahin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Mar 2017 10:35:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik Özgürlük / Piyasa Ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/haksiz-rekabet-1/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir piyasada, müşterilerini herhangi bir sebepten ötürü rakip firmalara kaptıran firmaların para kazanmaya devam edebilmesi için tüketiciyi kendilerine çekecek yeni bir neden yaratmaları gerekir. Bunu söylediğimde bir kişinin, ideolojinin veya bir siyasi otoritenin dayattığı bir kuraldan bahsetmiyorum. Doğal bir kuraldan bahsediyorum. Birisi işini sizden daha iyi yapıyorsa tüketici doğal olarak daha başarılı olanı tercih eder, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/haksiz-rekabet-1/">Haksız Rekabet &#8211; 1</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir piyasada, müşterilerini herhangi bir sebepten ötürü rakip firmalara kaptıran firmaların para kazanmaya devam edebilmesi için tüketiciyi kendilerine çekecek yeni bir neden yaratmaları gerekir. Bunu söylediğimde bir kişinin, ideolojinin veya bir siyasi otoritenin dayattığı bir kuraldan bahsetmiyorum. Doğal bir kuraldan bahsediyorum. Birisi işini sizden daha iyi yapıyorsa tüketici doğal olarak daha başarılı olanı tercih eder, siz de öyle yaparsınız. Çünkü sınırlı kaynaklarınızı en verimli şekilde değerlendirmek istersiniz. Tabiatınız bunu gerektirir. Tabiatınızı belirleyen de Allah olduğuna göre bu aslında Allah’ın tercihi ya da teknik adıyla bir kevni ayettir.</p>
<p>Lakin adına devlet dediğimiz, ara sıra iyi işler yapan ama çoğunlukla da milletin malını mülkünü gasp eden organize çetenin bizdeki gibi hayli güçlü ve piyasaya müdahil olduğu ülkelerde piyasa aktörlerinin bu kuralı yasal(!) yoldan ihlal etme şansı vardır.</p>
<p>Nasıl mı?</p>
<p>Haksız rekabet şeklinde uyduruk bir kavrama dayanarak müşterisine sizden daha başarılı hizmet veren firmayı şikâyet edersiniz. Haksız rekabet kavramı, başkalarına kıyasla çok başarılı olmanın “haksız” olduğu varsayımına dayanan tembel ve kıskanç bir zihniyetin ürünüdür. Bu zihniyet az çalışıp çok kazanmak ister ama bunun gereğini yapmak istemez. Tüketiciler kendi iradesiyle rakip firmayı tercih ettiğinde hakkı gasp edilmiş mağdur rolüne bürünerek tüketicinin -gerekirse zorla- kendisinden alışveriş yapmasını sağlamaya çalışır.</p>
<p>Dolayısıyla başarılı firmayı bir şekilde sektörden dışlamak gerekecektir. Fakat bu özünde haksız bir iştir. Çünkü mülkiyet hakkı ve çalışma özgürlüğü gibi temel insan hak ve özgürlükleri ihlal edilmek istenmektedir. Bu yüzden bunu açıktan açığa yapmak zordur. Geniş halk kitlelerinin bunun doğru ve gerekli olduğuna inandırılması gerekir. Bunun için genelde şu gerekçeler kullanılır:</p>
<ol>
<li>Büyük şirketler küçük firmaları eziyor. Küçük firmalar iş yapamıyor.</li>
<li>(Eğer düşman firma yabancı menşeli ise) Yerel ekonomi darbe alıyor.</li>
<li>Şirket tekelleşmeye gidiyor. Müşteriyi kendisine köle yapacak.</li>
</ol>
<p>Böylelikle halk kitleleri bir şirketin işini çok iyi yaparak piyasaya hâkim olması halinde tekelleşeceğine, fiyatları kontrol etmeye başlayacağına ve kamu aleyhine çalışacağına inandırılır. Hele de bu yabancı menşeli bir şirketse sanki memleket işgal altındaymış gibi bir hava yaratılır, başarısız yerli üreticilerin çıkarlarını korumak için halkın milliyetçi damarı harekete geçirilir. Gereken siyasi retoriğin de (dış mihraklar, sömürgeci şirketler, vahşi kapitalizm, vs.) desteğiyle çoğunluk bu oyuna gelir ve kaliteli hizmet veren yabancı firma piyasadan kovulur. Ne yazık ki insanların anlamakta çok zorlandığı şey bu durumun tamamen tüketicinin aleyhine olduğu, tüketiciyi daha kalitesiz mal ve hizmetlerle baş başa bıraktığı, söz konusu sektörde gelişmeye engel olduğu ve ülke ekonomisini olumsuz yönde etkilediği gerçeğidir.</p>
<ol>
<li>Şirketler birbirini ezmez, rekabet ederler ve bu iyi bir şeydir.</li>
</ol>
<p>Rekabet Allah’ın en büyük nimetlerinden biridir. Rekabet sayesinde hepimiz kaliteli mal ve hizmetleri ucuz fiyata elde etme imkânına kavuşuruz. Satın almak istediğimiz şeyleri üretenler birbirleriyle rekabet etmiyorlarsa sistem tüketicinin aleyhimize işler. Örneğin altyapı hizmetleri firmalara devlet ihalesiyle devredildiği için tekelcidir. Elektrik, su, doğalgaz fiyatlarını tüketici değil, üretici kontrol eder. Size pahalı geldiğinde başka bir firma ile çalışamazsınız. Ulaşım hizmetleri ve sosyal sigorta gibi hizmetler de genelde devlet tekelindedir. Kanun yoluyla tekelleştirilmiş her sektörde tüketicinin tercih şansı yoktur ve kendisine sunulan hizmete razı olmak zorundadır. Oysa serbest rekabetin hâkim olduğu bir piyasada üreticiler tüketiciye daha ucuza daha kaliteli hizmet sunabilmek için her türlü taklayı atarlar. Tüketici istediğini tercih eder. Dolayısıyla serbest rekabet tüketiciye hizmet eder. Tüketicinin beğenmediği üreticiyi ise ya işini daha iyi yapmaya ya da bu işi bırakmaya zorlar.</p>
<ol start="2">
<li>Yabancı menşeli bir şirket her şeyden önce bir şirkettir.</li>
</ol>
<p>Şirketler kâr amacı güderler ve hayatta kalabilmek için belli kâr marjlarını tutturmak zorundadırlar. Her şirket dönem sonunda sermayedarlarına söz verdiği kârları dağıtmak ve işçilerine söz verdiği maaşları ödemek zorundadır. Serbest bir piyasada bunun da tek yolu müşterilere ucuz ve kaliteli bir hizmet sunmaya devam etmektir. Bir şirketin işini çok iyi yaparak sektörün altın payını elde etmesi otomatik olarak tüketicinin aleyhine bir durum doğurmaz. Çünkü insanlar aptal ve çaresiz değildir.</p>
<p>Tüketiciler söz konusu şirketle iş tutmayı bırakabilirler. Alternatif mal ve hizmetlere yönelebilir veya söz konusu ürünü tüketmekten tamamen vazgeçebilirler. Ayrıca bir sektörde ortalama kar marjının yükselmesi başka girişimci ve yatırımcılara bu sektöre girme çağrısı yapar. Bir ülkenin toplam sermaye birikimi herhangi bir şirketin sermayesinden daha fazladır. Dolayısıyla bu sektöre yönelen sermaye yepyeni girişimlerle kısa bir sürede tekrar pazar payına ortak olur ve rekabeti canlandırır.</p>
<p>Bu bazılarının zannettiği gibi boş bir varsayım değildir. Bunu gözlemlemek çok kolaydır. Dünyanın herhangi bir yerinde 50 sene öncesinin en başarılı firmaları içerisinden kaç tanesi bugün hala hayattadır? Tarihsel veriler size gösterecektir ki bir firmanın (kanunlarla korunmadığı takdirde) uzun süre piyasada kalması çok ama çok zordur. Her zaman yeni rakipler çok daha güçlü gelmektedir. Dolayısıyla hiçbir şirket tek başına fiyatları kontrol edemez. Bilakis fiyatlar tüketicilerin tercihleri tarafından kontrol edilir.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB), dünya çapında hizmet veren online seyahat acentası, booking.com sitesinin faaliyetlerini -haksız rekabet yarattığı gerekçesiyle- engelleme kararı aldı.</p>
<p>Booking.com çok popüler bir online seyahat acentası. Alanında oldukça iyi bir hizmet sunuyor. İnsanlar booking.com sayesinde klasik seyahat acentalarını tercih etmemeye başladı. Şüphesiz bu durum, işini booking.com kadar iyi yapamayan eski usul seyahat acentalarının hoşuna gitmiyordu. Onlar da rekabet kurumuna başvurarak tatile gidecek müşterilerin zor kullanılarak kendilerinden alışveriş yapmasının sağlanmasını talep ettiler. Onlar bunu daha farklı ve süslü kelimelerle ifade ettiler ancak ben size gerçekte ne olduğunu anlatıyorum.</p>
<p>Benzer bir olay daha önceleri yine alanında gayet başarılı bir hizmet sunan PayPal firmasına yapılmıştı. Online para transferi sektöründeki yerli ama tembel ve kıskanç üreticileri korumak, sektöre girmeye hazırlananlara da alan açmak için PayPal’ın Türkiye vatandaşlarına sunduğu kaliteli hizmet yasaklanmış, para transferi yapmak isteyenler yerli firmalarla çalışmaya zorlanmıştı.</p>
<p>Yakın bir zamanda İstanbul Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği de çıkarlarını temsil ettiği yerli balıkçılar adına Norveç somonunun ithalatına daha çok vergi bindirilmesini talep etti. Yani Norveç somonu yemek isteyen tüketicilerden (onlar biz oluyoruz) sırf somon daha az satılsın ve talep yerli balığa (yani kendilerine) kaysın diye daha çok para alınmasını istemiş oldu.</p>
<p>Ülkemizde bu ve benzeri durumların gırla örneği bulunmaktadır. Hemen hepsi yerli üreticiyi korumaya yönelik olan bu uygulamaların tamamı tüketiciye daha yüksek fiyatlar, daha kalitesiz mal ve hizmetler şeklinde yansımaktadır. Yani yerli üreticileri tüketiciye zarar verme pahasına kayıran uygulamalardır.</p>
<p>Bazıları yerli üreticilerin hali pür melalini gördüğünde bu duruma karşı sempati ve merhamet besleyebilir. Fakat şu unutulmamalıdır ki herhangi bir sektördeki tüketici sayısı üretici sayısından daima fazladır. Dolayısıyla eğer devlet kurumları kamu yararı için çalışacaksa her sektörde öncelikle tüketicinin çıkarlarını desteklemeleri gerekir. Tüketici çıkarlarına hizmet etmenin en iyi yolu ise piyasada serbest rekabete izin vermektir. Hiç kimseye yasa gücünü kullanarak hile yapma şansı vermemektir. Yasa gücünü kullanarak kimi üreticileri dışlar, kimilerini de kayırırsanız haksız rekabeti ortadan kaldırmaz, bizzat yaratmış olursunuz.</p>
<p>Bir sonraki yazımda bunun neden İslam’a da aykırı olduğunu anlatacağım.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/haksiz-rekabet-1/">Haksız Rekabet &#8211; 1</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Serbest piyasa düzensiz piyasa mıdır?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/serbest-piyasa-duzensiz-piyasa-midir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Şahin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Mar 2017 05:34:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik Özgürlük / Piyasa Ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/serbest-piyasa-duzensiz-piyasa-midir/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazımda serbest piyasa kavramı üzerindeki ısrarlı bir yanlış anlama eğilimine değinmek istiyorum. Biz iktisatçıların serbest piyasa dediği şey pek çok insan tarafından kuralsızlığın, düzensizliğin ve keyfiliğin hâkim olduğu; tüketicinin aldatılmasına hayli elverişli bir piyasa gibi algılanmaktadır. Yalnızca ekonomi biliminden hiç haberdar olmayan birinden duyulsa doğal karşılanabilecek olan bu algı ne yazık ki bazı “konjonktürel [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/serbest-piyasa-duzensiz-piyasa-midir/">Serbest piyasa düzensiz piyasa mıdır?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazımda serbest piyasa kavramı üzerindeki ısrarlı bir yanlış anlama eğilimine değinmek istiyorum.</p>
<p>Biz iktisatçıların serbest piyasa dediği şey pek çok insan tarafından kuralsızlığın, düzensizliğin ve keyfiliğin hâkim olduğu; tüketicinin aldatılmasına hayli elverişli bir piyasa gibi algılanmaktadır. Yalnızca ekonomi biliminden hiç haberdar olmayan birinden duyulsa doğal karşılanabilecek olan bu algı ne yazık ki bazı “konjonktürel iktisatçılar”, yani mevcut siyasî şartların nabzına gören şerbet veren sözümona iktisatçılar tarafından da paylaşılmaktadır.</p>
<p><em>Serbest piyasa gerçekte nedir?</em></p>
<p>Serbest piyasa terimi, genelde her iktisadî işlemin “özel mülkiyetin gönüllü mübadelesi” kapsamında gerçekleştiği, devlet müdahalesinin hayli az olduğu, fiyatların tüketici talebine bağlı olarak belirlendiği, üretici ve tüketicilerin belli şartlar altında iş yapmaya zorlanmadığı piyasaları ifade etmek için kullanılır. Bana ait olan daha kısa bir tanım itibarıyla “her işlemin bir tercih olduğu” piyasadır.</p>
<p>Serbest piyasa esasen doğal ve sosyal bir olgudur. İnsanlara devlet gücüyle kendilerine ait olan bir mülkiyeti nasıl kullanmaları gerektiğini dayatmadığınızda onların bireysel tercihlerinin ortaya çıkardığı doğal duruma serbest piyasa denir. Benim iddiam ise bu tür bir piyasanın sanılanın aksine hayli düzenli olacağı yönündedir.</p>
<p>Nasıl mı?</p>
<p>Her şeyden önce iktisat bilimini bir kenara bırakalım, tüm bilimlerin bize gösterdiği bir şey vardır ki o da tabiatta bir düzen olduğu gerçeğidir. Tabiatı ve elbette insan davranışlarını gözlemlediğimizde tüm varlıkların belli kurallara göre hareket ettiğini; hayata bir keyfiliğin değil, bilakis bir düzenin egemen olduğunu görürüz. Esasında bu düzen insanoğlunun bilimsel faaliyet yapabilmesini, olayları öngörmesini ve anlamlandırmasını mümkün kılan şeyin ta kendisidir. Aynı gerçek iktisat ilmi için de geçerlidir ve insanların iktisadî kararlar alırken bazı kuralları pek az ihlâl ettiği gözlenmektedir.</p>
<p>Örneğin:</p>
<ul>
<li>İnsan davranışları bir gayeye matuftur.</li>
<li>Davranışlarda niyetlenen gayeyi en iyi o davranışı yapan bilir.</li>
<li>İnsanlar aynı sonuca ulaşabilecekleri seçenekler içerisinde maliyeti düşük olanı tercih ederler.</li>
<li>İnsanlar aynı maliyete sahip seçenekler içerisinde sonucu daha iyi olanı tercih ederler.</li>
<li>İnsanlar mütemadiyen ekonomik durumlarını iyileştirmek isterler.</li>
<li>İnsanlar kaybetmekten, zarar etmekten kaçınırlar.</li>
<li>İnsanlar birbirlerinden etkilenirler.</li>
</ul>
<p>Bu ve bunun gibi insanın yaratılışından kaynaklanan (yani aslında ilahî bir tercih olan) pek çok kural insan davranışlarında bir düzen ve öngörülebilirlik meydana getirir. Bu sebeple insanların ticarî faaliyet gösterdiği her ortama (piyasaya) birtakım yazılı olmayan kurallar hâkimdir. Örneğin bir ürünün fiyatı yükselirse o ürüne olan talep azalır ve piyasaya onun yerini alacak ürünler girmeye başlar. Yahut bir sektörde kâr marjı yükselirse o sektöre yeni üreticiler girer. Üretici sayısı arttıkça rekabet kızışır ve fiyatlar yine ucuzlamaya başlar. Bir firma müşterisini ancak bir kez kandırabilir. Müşterilerine iyi hizmet sunan firmalar daha çok tercih edilir ve rekabet avantajı elde eder.</p>
<p>Aslında pek çoğumuzun sezgisel olarak da gayet iyi bildiği bu kurallar sayesinde ortaya nispeten düzenli bir piyasa çıkar ve bunun için bir yasal müdahaleye gerek yoktur. Dolayısıyla serbest piyasa, ihtiva ettiği tabiî kurallardan ötürü aslında epey düzenli bir piyasadır.</p>
<p>Avusturya okulunun önde gelen iktisatçılarından Steven Horwitz, 2011 tarihli bir köşe yazısında piyasadaki bu içsel kuralların çok daha açık ve anlaşılması kolay olduğunu, suni regülasyonların yarattığı piyasa modelinin ise piyasadaki doğal düzeni bozarak aslında daha düzensiz bir piyasa yarattığını söyler.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Örneğin bir malın üretimi çeşitli nedenlerle azalırsa o malın fiyatının yükseleceği bilinmektedir. Eğer bu süreç suni bir tavan fiyat uygulamasıyla manipüle edilirse ilgili malın arzı çok daha düşük seviyeye, hatta belki sıfıra iner ve kendisine talep olan bir malın piyasada bulunmaması gibi doğal olmayan bir durumla karşılaşılır. Dolayısıyla yasal düzenleme eşyanın tabiatına aykırı olduğu için piyasayı daha düzensiz hale getirmiş olur. Örnekler sayısız miktarda çoğaltılabilir.</p>
<p>O halde serbest piyasayı onun karşıtı olan planlı piyasa ile kıyasladığımızda sormamız gereken asıl soru Hayek’in de vurguladığı gibi piyasayı düzenlemenin iyi mi kötü mü olduğu sorusu değil, piyasayı kimin düzenleyeceği sorusudur.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> Piyasa aktörleri mi? Yoksa devlet mi? Hangi aktörler daha düzenli bir piyasa yaratır? Kendi kazancını maksimize etmek isteyen üretici ve tüketiciler mi, yoksa kendi kazancını -toplumun kazancı pahasına- maksimize etmek isteyen siyasetçi ve bürokratlar ile onlarla işbirliği yaparak yazılı kuralları kendileri için en kârlı olacak şekilde manipüle etmeye çalışan rant avcıları mı? Horwitz ve Avusturya iktisadının diğer önemli iktisatçıları gibi ben de tahmin ederim ki birinci grubun davranışları daha öngörülebilir bir düzen içerisinde cereyan edeceği için daha düzenli bir piyasanın oluşmasına imkân verecektir.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Steven Horwitz, “Free Markets Are Regulated”, Foundation for Economic Education (FEE), 26.05.2011.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> F.A.Hayek, “Individualism and Economic Order”, The University of Chicago Press, 3<sup>rd</sup> Edition, 1958, p.16.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/serbest-piyasa-duzensiz-piyasa-midir/">Serbest piyasa düzensiz piyasa mıdır?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Para Alerjisi</title>
		<link>https://hurfikirler.com/para-alerjisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Şahin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Mar 2017 04:20:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik Özgürlük / Piyasa Ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/para-alerjisi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçenlerde paradan bahseden tuhaf bir yazı okudum. Yazar, bugünkü batı uygarlığına şekil veren antik yunan düşüncesinde “soyut akıl” fikrinin bir fetiş, hatta bir put haline getirildiğini söylüyor sonra da bu soyut akıl fikrinin temelini paraya bağlıyordu. Ona göre insanlar değerli malları soyut(!) bir mübadele aracı olan para karşılığında değiştirmeye başladıkça soyut düşünmeyi öğrenmiş ve zamanla [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/para-alerjisi/">Para Alerjisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçenlerde paradan bahseden tuhaf bir yazı okudum. Yazar, bugünkü batı uygarlığına şekil veren antik yunan düşüncesinde “soyut akıl” fikrinin bir fetiş, hatta bir put haline getirildiğini söylüyor sonra da bu soyut akıl fikrinin temelini paraya bağlıyordu. Ona göre insanlar değerli malları soyut(!) bir mübadele aracı olan para karşılığında değiştirmeye başladıkça soyut düşünmeyi öğrenmiş ve zamanla tabiat olaylarını aklın soyut ilkeleriyle izah etme alışkanlığı kazanmıştır. Tümü bu alışkanlığa sahip olan Antik Yunan filozofları, modern batı düşüncesinin başta özgürlük olmak üzere soyut düşünce ve akıl yürütmeyle temellendirdiği tüm ideallere önayak olmuşlardır. Yazar tüm bu idealleri para kullanımına dayandırdıktan sonra paranın icadını da &#8220;köle emeğini biriktirme ihtiyacına&#8221; bağlayarak bugün batı medeniyeti dediğimizde akla gelen insanlık birikimine dair her şeyi &#8220;muazzam bir köle tacirinin uydurduğu hikâyeler&#8221; seviyesine indirmekte beis görmemiş.</p>
<p>Neresinden tutsak dökülecek durumda olan bu saçma düşünceler demeti içerisinde, çalışma alanıma giren para konusuna biraz eğilmek istiyorum. Nitekim bu konu hakkında bırakın toplumu, ciddi akademisyenlerin bile çok az bilgiye sahip olduğunu gözlemliyorum. İnanın bana, bunu söylerken abartıyor olmayı çok isterdim.</p>
<p>Para konusunda bilinmesi gereken ilk şey paranın bir şey değil, bir nitelik olduğudur. Bir şeyin bir toplumda gerçekleşen iktisadi işlemlerde sıklıkla aracı olarak kullanılması o şeyin parasal niteliğe sahip olduğunu gösterir. Bilinmesi gereken ikinci şey ise paranın icada konu olamayacak bir şey olduğudur. Yani para toplumsal hayat içerisinde kendiliğinden ortaya çıkan bir mefhumdur. Bir örnek verelim.</p>
<p>Basit bir toplum düşünelim. Tarım ve hayvancılıkla uğraşan antik bir köy toplumu. Eğer para dendiğinde aklınıza sadece elden ele dolaşan altın ve gümüş parçaları geliyorsa ilk bakışta bu toplumun para kullanmadığını zannetme ihtimaliniz çok yüksektir. Çünkü insanların takas usulüyle alışveriş yaptığını görürsünüz. Birisi ekmek verir, ötekinden meyve alır; beriki süt verir, ötekinden et alır, vs. Fakat iktisadi işlemleri yakından incelediğinizde bir şey daha fark edersiniz. İnsanlar bazı malları tüketebileceklerinden daha çok almakta ve stoklamaktadır. Özellikle büyükbaş hayvanların, tahıl ve baklagillerin ihtiyaç duyulduğundan çok daha fazla miktarda alındığını gözlemlersiniz. Bunun sebebi bu malların dayanıklı olması ve bu nedenle çok iyi bir “servet saklama aracı” olmasıdır. Dolayısıyla insanlar kendi el emeklerinin ürünlerini bu mallar karşılığında satar ve bu malları istiflerler. Bir gün değerli bir şey satın almak istediklerinde de karşılığında bu dayanıklı mallardan teklif ederek bu alışverişi gerçekleştirirler. Kısacası bu mallar, insanların satın alım gücünü teşkil eder ve üretim fazlası olan birinin, emeğinin ürününü ileri tarihli bir işlem için saklamasının tek yolu budur.</p>
<p>İşte bu tip mallara &#8220;mal para&#8221; denir. Yani bu mallar söz konusu toplumun parasıdır. İktisadi işlemlerde bir mübadele aracı, bir ortak hesap birimi ve bir servet saklama aracıdır. Altın ve gümüşün bir maden olarak keşfedilmesinden sonra onlardaki dayanıklılığı ve çekiciliği fark eden insanlar bu madenleri eritip makul hacim ve ağırlıkta soğutarak parasal amaçlarla kullanmaya başladığında bu madenler de &#8220;mal para&#8221; kategorisine eklenmiştir. Tüm bu süreçler hemen her toplumda insan ihtiyaçlarının doğal bir çözümü olarak kendiliğinden ortaya çıkmıştır. Burada dikkatinizi çekeyim, henüz bu madenler üzerine herhangi bir işlem yapmadık, yani Lidya’ya gelmedik bile&#8230;</p>
<p>Parayı ortaya çıkaran tek neden serveti saklama ihtiyacı değildir. İhtiyaçları denk getirme sorunu ve bölünemeyen mallar sorunu vardır. Örneğin bir takas toplumunda saç tıraşı olmak isteyen bir terzinin kendisine kıyafet diktirmek isteyen bir berber bulması gerekecektir. Bu bir sorundur ve çözüm olarak insanlar herkesin kabul edebileceği bir malı ödeme aracı olarak kullanmaya meylederler. Bir başka sorun ekmek ve süt almak isteyen, ancak bir inekten başka bir şeyi olmayan kişinin sorunudur. İnek bölünemeyeceği ve ineğin karşılığında, birkaç gün içerisinde bozulacak olan süt ve ekmekten yüzlerce adet satın almak mantıklı olmayacağı için yine ortak bir malın para olarak kullanılması, ineğin satılarak değerinin büyük miktarının bu mal cinsinden saklanması gerekir. Tüm bunlar iktisadi hayatın doğal sorunlarıdır. Soyut akılla, kölelikle veya batıyla bir ilgisi yoktur. İnsanların aç kalma korkusu bu sorunlara çözüm üretmek için yeterli motivasyonu sağlar. Dolayısıyla her toplumda bu sorunların çözümü için bazı mallar parasal amaçlarla kullanılmaya başlanmıştır. Bu süreç tamamen gözlemlenebilen ve anlamlandırılabilen “somut” insan davranışlarının ortaya çıkardığı doğal bir süreçtir.</p>
<p>İnsanların para dendiğinde anladığı, üzerinde çeşitli yazı ve semboller olan madeni paralar, daha ileri dönemlerde madeni paraların çeşitlenmesinden doğan karışıklıkları önleme ve alışverişlerdeki işlem maliyetini azaltma amacıyla özel para üreticileri tarafından madeni paraların standardize edilmesiyle birlikte ortaya çıkmıştır. Madeni paralar uzun bir süre rekabetçi serbest piyasada özel şahıslar tarafından üretilmiş, bu nedenle kalitesi sürekli iyileştirilmiştir. Daha sonraları devletler bu işe el atarak bazı para türlerini resmi para ilan etmiş, diğerlerinin dolaşımını kısıtlamıştır. Hikâye uzun, fakat konuyu dağıtmayayım.</p>
<p>Mal para denilen tür, kulağa biraz antik gelse de aslında insan ihtiyaçlarının doğal bir çözümü olduğu için hiçbir zaman ortadan tam olarak kalkmamıştır. Örneğin Hz. Peygamber’in zamanında tedavülde olan dinar (Roma İmparatorluğu parası) ve dirhemlerin (Sasani İmparatorluğu parası) yanı sıra buğday, arpa, tuz, hurma ve büyükbaş hayvanların para niteliğine sahip mallar olduğu bilinmektedir. Büyükbaş hayvanlar halen kırsal toplumlarda parasal amaçlarla kullanılmaktadır. Daha modern bir örnek olarak hapishanelerde sigaranın, en az sizin cebinizdeki banknot kadar geçerli bir para olduğunu da söyleyebiliriz.</p>
<p>İnsanlık tarihi boyunca hayvanlar ve değerli madenlere ek olarak kıymetli taşlar, deniz kabukları, ok başları, kakao çekirdeği, şeker kamışı, hayvan derisi, tahıl türleri, meyve türleri, tuz, çay, tütün ve başka pek çok mal muhtelif toplumlarda para olarak kullanılagelmiştir. Yapılan çalışmalara göre bir malın bir toplumda para vasfına kavuşması için göreli bir dayanıklılığa sahip olması yeterli gibi durmaktadır. Gerisi insanların o malı tercih etmesine bağlı olup iktisadi işlemlerde yaygın bir satılabilirliği bulunan her mal parasal amaçlarla kullanılmış ve kullanılmaktadır. Tüm bu süreçlerin batı medeniyetiyle, soyut akılla, kölelikle falan ilişkisini kurmak her türlü saçmalığın ötesinde anakroniktir. Yani para mefhumu bu kavramların hepsini tarihsel olarak önceleyen ve onlarla ilgisi olmayan bir mefhumdur. Daha ilk toplumla birlikte yukarıda zikrettiğimiz sorunlar ortaya çıkacağı için para da ortaya çıkacaktır. Paranın kullanılma süreci sıradan insanların, çok basit ve doğal bazı sorunlar karşısında sergilediği çözüm amaçlı ortak bir davranış modelinden ibarettir ve biz bugün sahip olduğumuz refah seviyesini büyük oranda bu çözüme borçluyuz.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/para-alerjisi/">Para Alerjisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Haremlik-Selamlık İslam’ın Emri Değildir</title>
		<link>https://hurfikirler.com/haremlik-selamlik-islamin-emri-degildir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Şahin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Oct 2016 06:00:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/haremlik-selamlik-islamin-emri-degildir/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hangi dinin havzasında yetişmiş olursa olsun, muhafazakâr kültürün vazgeçilmezlerinden biri haremlik-selamlık geleneğidir. Muhafazakâr kültürü diyorum çünkü hiçbir dinin özünde olmayan, hiçbir ilahî kitabın emretmediği bir uygulamadır bu. Bizi daha çok ilgilendirmesi bakımından bu geleneğin Müslümanlar arasında nasıl ortaya çıktığını incelememiz faydalı olacaktır. Otantik amacından hayli saptırılmış olan bu gelenek ne yazık ki günümüzde, din adına insanın [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/haremlik-selamlik-islamin-emri-degildir/">Haremlik-Selamlık İslam’ın Emri Değildir</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hangi dinin havzasında yetişmiş olursa olsun, muhafazakâr kültürün vazgeçilmezlerinden biri haremlik-selamlık geleneğidir. Muhafazakâr kültürü diyorum çünkü hiçbir dinin özünde olmayan, hiçbir ilahî kitabın emretmediği bir uygulamadır bu. Bizi daha çok ilgilendirmesi bakımından bu geleneğin Müslümanlar arasında nasıl ortaya çıktığını incelememiz faydalı olacaktır. Otantik amacından hayli saptırılmış olan bu gelenek ne yazık ki günümüzde, din adına insanın fıtratına karşı yürütülen bir gerilla savaşına dönüşmüştür.</p>
<p>Hatırlayalım…</p>
<p>Bu kavramı dilimize yerleştiren Osmanlı’nın kültüründe haremlik-selamlık ne anlama geliyordu?</p>
<p>Bilindiği üzere dedelerimiz, bizim gibi 2+1 kutular halinde üst üste bindirilmiş evlerde yaşamadılar. Yaşadıkları evler 2 veya 3 katlı, pek çok odası bulunan evlerdi. Bu evlerde misafirin ağırlandığı bölüm ile aile efradının mahrem alanı birbirinden güçlü bir şekilde ayrı olarak dizayn edilmişti. Bu evlerde otantik anlamıyla “haremlik” ve “selamlık” vardı. Selamlık denen bölge selam veren herkesin rahatça ağırlandığı dış kapıya açılan bölümdü. Haremlik denen bölge ise birbirinin mahremi olan insanların, yani aile efradının özel yaşam alanı, mahremiyet bölgesiydi. Bu iki bölgenin ayrımı kadın-erkek ayrımına değil, kadın için örtülü olup olmama ayrımına dayanıyordu. Bu uygulama sayesinde evin hanımlarının, gelen giden telaşına kapılmadan her zaman rahat ve serbest olabileceği bir bölge tahsis edilirken, muhtemel ziyaretçiler için de kapıyı çalar çalmaz içeriye buyur edilebileceği lobi türü bir alan oluşmuş oluyordu.</p>
<p>Otantik şekliyle “çok zarif” olarak nitelenebilecek bu uygulama her zaman içimde saygı uyandırmıştır. Ne var ki bugün haremlik-selamlık dendiğinde akla gelen şeyin maalesef bu uygulamayla hiçbir alâkası yoktur. Bugün Müslümanların ağırlıklı olarak bulunduğu herhangi bir yerde -sanki aksi günahmış gibi kadın ve erkekler birbirinden ayrı alanlara yerleştirilmekte ya da bu bir şekilde sağlanmaktadır. Bunun aksine rastlamak neredeyse imkânsızdır. Muhafazakâr bir derneğin herhangi bir toplantısına eşinizle katılsanız, mekâna girdiğinizde eşinizden ayrı oturmak zorunda kalırsınız. Evli ve muhafazakâr bir arkadaşınızı ziyaret etseniz -istisnalar dışında- arkadaşınızın eşiyle karşılıklı bir çift laf edemezsiniz. Fakat bir AVM’de karşılaşsanız beraber yemek bile yersiniz. Hepsini geçsem de içimi en çok acıtanı Allah’ın camisine giren bir bayanın, eşiyle beraber ibadet edememesidir. Tam bir Yahudilik örneği olmasına rağmen benim din kardeşim demekte zorlandığım insanlar bu uygulamaya Allah’a sarılır gibi sarılmakta, kadınları sert bakışlarla üst katlara veya etrafı kapalı hanım mahfillerine sürmektedirler. Koskoca Süleymaniye Camii’nde imamın arkasında namaz kılan tek bir saf bile olsa, kadınsanız o safın arkasında namaza durmanıza izin verilmez ve imamın 50 metre arkasında önü kapalı bir bölümde namaz kılmaya zorlanırsınız. Cuma ve bayram namazlarına ise hiç alınmazsınız. Hiç kimsenin de aklına “bunun dinî bir temeli var mı?”, “Allah’ın elçisi de böyle mi yapmış acaba?” soruları gelmez. Hacca gittiğinde Kâbe’yi tavaf ederken karşı cinsle Zincirlikuyu’dan metrobüse binmiş gibi bir arada olmak, bu arkadaşları hiç düşünmeye sevk etmez.</p>
<p>Öğrencilik yıllarımda bir cemaatin bir kurumunda bir süre çalışmıştım. Kurum içerisinde küçük ve büyük ofisler vardı. 7-8 kişinin bir arada çalışabileceği büyüklükte ofisler camekânla ikiye ayrılmıştı. Bu ayırmanın tek sebebi kadın ve erkeklerin arasına “makul” bir uzaklık koymaktı. Böyle bir ofiste işe başladığımda sırf benim bulunduğum bölümde üç hanım ile bir arada çalışıyor olmamdan dolayı 7 (yedi) kişinin yer değiştirmesi suretiyle ben, erkeklerin bulunduğu camekânlı bölgeye alınmış oldum. Hâlâ o hanımları camdan görebiliyordum ve pek çok işi de beraber yapıyorduk. Fakat masamdayken erkeklere fiziksel olarak daha yakındım. Gerçekten acınası bir gülünçlük durumu ortaya koyan bu kurumda sanırım Nur suresinin 61. ayeti hiç okunmamış olacak ki kadın ve erkeklere farklı saatlerde yemek verilmekteydi. Birkaç ay daha çalıştıktan sonra bana sakallarımı kesmemi söylemeleri üzerine oradan ayrıldım. Bir daha da kapısının önünden geçmedim.</p>
<p>Bana bunun ne zararı olduğunu soracak Müslüman kardeşlerime öncelikle bir alıntıyla cevap vermek isterim:</p>
<p>“Adetlerin ibadet haline geldiği bir yerde ibadetler de adetleşir.” (M.İslamoğlu)</p>
<p>Sonra din ve kültür, ilahî olanla olmayan içiçe girer ve karşınızda kendi adet ve alışkanlıklarını din gibi savunan, farklı görüşlere “küfür” gibi bakan insanlar bulursunuz. Bunu özellikle çocuklarını kendi adetlerine uygun olarak yetiştirmeye çalışan muhafazakâr ailelere söylüyorum. İslam fıtrat dinidir (bkz. Rum 30/30). İnsanın fıtratıyla savaşırsanız Allah’la savaşırsınız ve kaçınılmaz olarak kaybedersiniz. İslam hiçbir kamusal alanda kadınlarla erkeklerin bir arada bulunmasını yasaklamaz. Siz Allah’ın yasaklamadığı bir şeyi yasaklamaya çalışırsanız bu bir ifrat olur ve her ifrat tefriti doğurur. Sonra da “bu çocuk kimin çocuğu?” dersiniz.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/haremlik-selamlik-islamin-emri-degildir/">Haremlik-Selamlık İslam’ın Emri Değildir</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
