<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Birol Kovancılar, Hür Fikirler sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hurfikirler.com/author/birolkovancilar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hurfikirler.com</link>
	<description>..: Hür Fikirler :..</description>
	<lastBuildDate>Wed, 15 Jun 2016 04:30:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.2</generator>
	<item>
		<title>Çevre sorunları &#8211; teknoloji: Ekolojik modernizm</title>
		<link>https://hurfikirler.com/cevre-sorunlari-teknoloji-ekolojik-modernizm/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Birol Kovancılar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Jun 2016 04:30:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/cevre-sorunlari-teknoloji-ekolojik-modernizm/</guid>

					<description><![CDATA[<p>BİLİŞİM Teknolojileri hızla gelişiyor. “Arttırılmış gerçeklik” (augmented reality &#8211; gerçek içine sanal objelerin ve bilgilerin eklenmesi) eğer günlük yaşamımızın bir parçası haline gelirse, hem eğlence hem de iş ve aile ortamında kendi çevremizle etkileşim yolumuzu temel bir şekilde değiştirecek. İnsan makine arayüzleri, özellikle sağlık alanında kullanılmaya başlıyor. Tıp ve spor alanında gittikçe artan bir şekilde [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/cevre-sorunlari-teknoloji-ekolojik-modernizm/">Çevre sorunları &#8211; teknoloji: Ekolojik modernizm</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">BİLİŞİM </span></strong><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">Teknolojileri hızla gelişiyor. “Arttırılmış gerçeklik” (augmented reality &#8211; gerçek içine sanal objelerin ve bilgilerin eklenmesi) eğer günlük yaşamımızın bir parçası haline gelirse, hem eğlence hem de iş ve aile ortamında kendi çevremizle etkileşim yolumuzu temel bir şekilde değiştirecek. İnsan makine arayüzleri, özellikle sağlık alanında kullanılmaya başlıyor. Tıp ve spor alanında gittikçe artan bir şekilde giyilebilir sensörler sayesinde vücudumuzu içerden gözlemek, desteklemek ve belki de sağlımızı iyileştirmek için nano-ölçekli makinalar hayatımızın bir parçası olacak. Beyinlerimizle bilgisayarların doğrudan birbirine bağlanması yakındır, bu sayede şu an yapamadığımız birçok şeyi becerebileceğiz.</span></p>
<p><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">Yeni ilaçlar insanların zekâ konsantrasyonunu ve ruhsal kapasitelerini arttırıyor. Genetik taramalardaki gelişmeler ebeveynlere gebeliklerini belli handikaplar durumunda sonlandırmanın ötesinde, diledikleri “optimal yavruları” seçmelerini sağlayacak düzeye ulaşıyor. Bu teknolojiler, “faydaları” sadece varlıklı kesimlerle sınırlandırıldığında, sorunlar yaratma potansiyeline sahip. Robotlar fabrikalarda işçilerin yerini alıyor…</span></p>
<p><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">Tüm bu devasa teknolojik gelişmelerin yaşandığı dünya, devasa çevre sorunları ile karşı karşıya. Çevreci hareketlerin savunduğu görüş, özellikle endüstri devrimi sonrasında teknolojik gelişmelerin, doğrudan ve dolaylı bir şekilde ekolojik ve çevresel sorunların temel nedeni olduğu doğrultusunda. Al Gore’un “Gelecek: Global Değişimi Yaratan 6 Dinamik” eserinde belirttiği gibi “Devrimci nitelikte bir dizi güçlü biyolojik, biyokimyasal, genetik teknolojinin ve malzeme bilimi teknolojilerinin ortaya çıkışı, tüm katı maddelerin moleküler tasarımını yeniden yapmamızı, hayatın kumaşını yeniden dokumamızı, bitkilerin, hayvanların ve insanların niteliklerini değiştirmemizi, evrimin denetimini elimize geçirmemizi, türleri birbirinden ayıran çizgileri belirsizleştirerek, doğanın tasavvur edemediği yeni çizgiler çizmemizi sağlıyor.” Tüm bunlar ise küresel bir çevre krizine işaret ediyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">Al Gore’a göre, insanoğlu ile Dünya’nın ekolojik sistemi arasındaki temel ilişki üç ana unsurun kesişmesi ile aniden dönüşmüştür. Birincisi, bir asırdan kısa bir sürede insan nüfusunun dörde katlanması ve artmaya devam etmesi. İkincisi, gerek bireysel gerek toplumsal düşünce biçimimizin kısa vadeye odaklı olması. Üçüncüsü ise şu anda yaygın olarak kullanılan teknolojilerin daha öncekilere göre çok daha güçlü olması.</span></p>
<p><strong><em><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">Bio-teknoloji süreçlerinin ve bio-temelli ürünlerin iklim değişimi potansiyeli yıllık 1-2,5 milyar ton CO2 olarak belirtilmektedir. Nano ve bioteknolojilerin 2040-2050 yıllarında hayatın her alanında yaygınlaşacağı ve entegre olacağı bekleniyor. Kaynak verimliliğini arttıracak ve düşük karbon ekonomisine geçişi teşvik edecek yeni ürünler geliştirilmesi karbon kaynaklı çevresel sorunların çözümünde önemli bir aşama olacaktır.</span></em></strong></p>
<p><strong><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">TEKNOLOJİ KARŞITLIĞININ TARİHİ ESKİ</span></strong></p>
<p><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">Çevreci akımları incelediğimizde, küresel çevre sorunları ile ilgili olarak teknolojik gelişmelerin suçlanması doğrultusunda genel bir eğilimin ve teknoloji karşıtı genel bir tutumun var olduğunu söyleyebiliriz. Dünya tarihinde teknoloji karşıtlığının çok eski tarihlere kadar gittiği bilinir. St. Augustine, “İnsanın zararına daha kaç tür zehir, kaç çeşit silah ve yıkım makinesi icat edilecek” diyerek insanları uyarmış, Oswald Spengler “Batı’nın Çöküşü” adlı eserinde, insanın kendi eseri olan makineler tarafından ölüme sürükleneceğini söylemiş, George Orwell, “Bin Dokuz Yüz Seksen Dört” adlı eserinde gelişmiş teknolojilerin totalitarizme yol açacağı doğrultusunda uyarmıştır. Endüstri devrimi döneminde modern teknolojilerin kullanımı vasıtasıyla bu çevresel sorunlar çözümlenebilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">Ekolojik modernistler yeni teknolojilerin geliştirilmesini çevre sorunlarının çözümünde önemli bir adım olarak görmektedir. Güneş enerjisi, rüzgar enerjisi gibi alternatif enerji formlarının gelişmesi ve diğer çevre dostu teknolojiler kirletici olmayan teknolojilerdir ve daha kirletici teknoloji formlarının yerini almaktadırlar.</span></p>
<p><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">Çevreciler ile ekolojik modernistler arasındaki temel fark çevrecilerin teknolojiye ve teknolojik yeniliklere daima şüphe ile bakmaları ve çoğu durumda fayda sağlamayacaklarına yönelik inançlarıdır.</span></p>
<p><strong><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">NANO VE BİO-TEKNOLOJİLERİN ETKİSİ</span></strong></p>
<p><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">Toparlayacak olursak, kirletici teknolojilerin neden olduğu çevresel sorunlar yeni çevre dostu teknolojiler yardımıyla çözülecek gibi görünüyor. Bio-teknolojinin gelişimi bunun güzel bir örneği aslında. Endüstri devriminden sonra ekonomik büyüme az ya da çok negatif çevresel dışsallıklarla bağlantılı olmuştur. Yani çevre sorunlarını arttırmıştır. Ancak yenilenebilir kaynaklar temelindeki bio-teknoloji, sağladığı enerji tasarrufu sayesinde CO2 emisyonlarını önemli miktarda azaltarak küresel ısınma probleminin çözümüne katkıda bulunabilmektedir. Embriyonik endüstrisi de fosil yakıt kullanımı yerine enzimler ve mikroorganizmaların kullanıldığı bio-bazlı ürünler geliştirerek, iklim değişikliği etkilerinin azaltılmasında kendini kanıtlamıştır. “Bitkiler gıda mı, yakıt mı olmalı” tarmakinaların sebep olduğu işsizliğe karşı şiddet hareketleri başlatan Ned Ludd liderliğindeki Luddist hareket de teknoloji karşıtlığının söz konusu dönemde ulaştığı düzeyi göstermektedir.</span></p>
<p><strong><em><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">İçinde bulunduğumuz dönemde insan uygarlığı ile Dünya’nın ekolojik sistemleri arasında yepyeni bir ilişki ortaya çıkmıştır. İnsan uygarlığı, teknolojik gelişmeler, ekolojik sistem ve gelecek arasında yeni bir ilişki tanımlamamız gereken aşamadayız. Bulunduğumuz noktada teknoloji ile ekolojinin en uygun bileşimini bulma ihtiyacındayız.</span></em></strong></p>
<p><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">Çevre sorunlarının tek nedeninin teknolojik ilerlemeler olduğunu söylemek oldukça acımasız bir yargı olur. Çünkü teknolojik gelişmelerin dışında küresel nüfus artışı, hızlı ve düzensiz kentleşme, yangınlar, göçler gibi bir çok gelişme de kirliliğe neden olabiliyor. Ayrıca kirletici teknolojiler olduğu kadar çevre dostu-temiz teknolojilerin de var olduğu unutulmaması gereken bir gerçek. İçinde bulunduğumuz dönemde insan uygarlığı ile Dünya’nın ekolojik sistemleri arasında yepyeni bir ilişki ortaya çıkmıştır. İnsan uygarlığı, teknolojik gelişmeler, ekolojik sistem ve gelecek arasında yeni bir ilişki tanımlamamız gereken aşamadayız. Bulunduğumuz noktada teknoloji ile ekolojinin en uygun bileşimini bulma ihtiyacındayız.</span></p>
<p><strong><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">EKOLOJİK MODERNİSTLER VE ÇEVRECİLER</span></strong></p>
<p><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">Yaratıcı Yıkım yaklaşımında Joseph Schumpeter’e göre kapitalizm, Adam Smith’in dediği gibi rekabetçi bir piyasada maliyetlerin azaltılması ve kazançların arttırılmasına yönelik içsel çabalar vasıtasıyla değil, oyunun kurallarını değiştiren (game-changer) teknolojik dönüşümlerin takip edilmesiyle ve gerçekleştirilmesiyle işler. Otomobilin icadı, Yeşil Devrim, internet ve mikrobilgisayarların hepsi dünyayı dönüştürmüş, bu dönüşümleri başlatan ve kullananlara büyük kazançlar sağlayarak eski düzeni yıkmıştır. Bu açıdan değinmek istediğim bir çevreci yaklaşım “çevresel/ekolojik modernizm” yaklaşımı.</span></p>
<p><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">Ekolojik modernistlere göre yeşil teknolojiler 21. Yüzyılın oyun değiştiricilerilerinden (game-changer) biridir. Onlara göre çevre sorunları konusunda gezegenin ihtiyacı Steve Jobs’un ekolojik versiyonlarıdır. Varolan mevcut geleneksel çevre koruma stratejileri kendi başına bir işe yaramaz. Dünya nüfusu artmaya devam ettiği sürece, tüketim de arazi kullanımı da artacaktır. Bu durumda var olan geleneksel koruma önlemleri teknoloji dışlandığı sürece kendinden bekleneni vermeyecektir.</span></p>
<p><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">Ekolojik modernistlerin tersine mevcut çevreci hareketlerin çoğu, ekolojik afetler ve çevre sorunlarının nedeni olarak “teknolojiyi” görürler. Küresel ısınma teknoloji kullanımının, yüksek üretim ve tüketim düzeylerinin ve endüstriyel atıkların bir sonucudur. Dolayısıyla çevreyi korumak için onlara göre, daha az teknoloji kullanmak hatta uç örneklerde mümkün olduğunca kullanmamak daha uygun olacaktır.</span></p>
<p><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">Çevreci görüşün karşısında alternatif bir görüşü benimseyen ekolojik modernistlere göre teknoloji şüphesiz çevresel problemlere katkıda bulunmuştur. Fakat atışmasını engellemek üzere 2. nesil bioyakıtlar gıda dışı bitkilerden üretilmeye başlamıştır. Endüstriyel bio-teknoloji geleneksel endüstri süreçlerinin yeniden düşünülmesini ve dönüşümünü gündeme getirmiştir. Bio-teknoloji ekonomik büyümeyi desteklerken su, hammadde ve enerji tasarrufu sağlamakta, atık miktarını da azaltmaktadır. Bio-teknoloji süreçlerinin ve biotemelli ürünlerin iklim değişimi potansiyeli yıllık 1-2,5 milyar ton CO2 olarak belirtilmektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">Nano ve bio-teknolojilerin 2040-2050 yıllarında hayatın her alanında yaygınlaşacağı ve entegre olacağı bekleniyor. Kaynak verimliliğini arttıracak ve düşük karbon ekonomisine geçişi teşvik edecek yeni ürünler geliştirilmesi karbon kaynaklı çevresel sorunların çözümünde önemli bir aşama olacaktır. Son yıllarda ülkelerin patent ofislerinden alınan emisyon azaltımı ve enerji verimliliğine yönelik çevresel patentler artmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">Yakıt verimi yüksek yeni motorlar, elektrikli araçlar, hibrit araçlar, enerji depolaması, hidrojen üretimi, karbon dışı kaynakların dağıtımı, depolanması, hava kirliliğini azaltıcı yöntem ve teknolojiler, ısı yalıtımı, izolasyon, sera gazlarını yakalama, depolama, imha etme, hava kirliliği kontrolü, su kirliliği azaltma, toprak iyileştirme, çevresel izlemeler, enerji etkin binalar ve aydınlatma gibi alanlarda alınan bu patentlerin sayısının artması çevre sorunlarının çözümünün de teknolojik ilerlemelerden geçeceğini gösteriyor.</span></p>
<p><strong><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">Kaynaklar:</span></strong></p>
<p><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">&gt; EEA, Global Megatrends Assessment, EEA Technical Report No 11/2015, 2015.</span></p>
<p><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">&gt; Fred Pearce, “New Green Vision: Technology As Our Planet’s Last Best Hope”15 Jul 2013</span><a style="font-weight: inherit; font-style: inherit;" href="http://e360.yale.edu/feature/new_green_vision_technology_"><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">http://e360.yale.edu/feature/new_green_vision_technology_</span></a><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;"> as_our_planets_last_best_hope/2671/</span></p>
<p><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">&gt; Gore, Al, Gelecek: Global Değişimi Yaratan 6 Dinamik, Mediacat Kitapları, İstanbul, Ocak 2014.</span></p>
<p><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">&gt; OECD, Industrial Biotechnology and Climate Change: Oppurtunities and Challanges, 2011.</span></p>
<p><span style="font-weight: inherit; font-style: inherit;">&gt; Saçlı, Ahsen, ULUSLARARASI Çevre Politikaları Çerçevesinde Çevre-Teknoloji İlişkisi, Doktora Tezi, Anakara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Çevre Bilimleri Anabilim Dalı, Ankara, 2009.</span></p>
<p><em><a href="http://www.derneklerdergisi.com/1336/cevre-sorunlari-teknoloji-ekolojik-modernizm.html" target="_blank" rel="noopener">Dernekler Dergisi, 19.02.2016</a></em></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/cevre-sorunlari-teknoloji-ekolojik-modernizm/">Çevre sorunları &#8211; teknoloji: Ekolojik modernizm</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yalancı petrol baharı</title>
		<link>https://hurfikirler.com/yalanci-petrol-bahari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Birol Kovancılar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Jan 2016 06:33:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/yalanci-petrol-bahari/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ucuz petrol birçok ithalatçı ülkede vatandaşlar arasında bir bahar havası yaşanmasına yol açtı. Ülkelerde, tüketiciler de, üreticiler de düşük enerji fiyatlarını sevdiler. Otolarını artık daha ucuza kullanıyor evlerini daha ucuza ısıtıp aydınlatıyorlar. Alışveriş faturaları, düşen imalat ve taşımacılık maliyetleriyle küçüldü. Havayolu bilet fiyatları düştü. Bu durum küresel ekonomiyi destekledi. 2015-2017  ve 2016-2018 Orta Vadeli Programlarında [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/yalanci-petrol-bahari/">Yalancı petrol baharı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ucuz petrol birçok ithalatçı ülkede vatandaşlar arasında bir bahar havası yaşanmasına yol açtı. Ülkelerde, tüketiciler de, üreticiler de düşük enerji fiyatlarını sevdiler. Otolarını artık daha ucuza kullanıyor evlerini daha ucuza ısıtıp aydınlatıyorlar. Alışveriş faturaları, düşen imalat ve taşımacılık maliyetleriyle küçüldü. Havayolu bilet fiyatları düştü. Bu durum küresel ekonomiyi destekledi.</p>
<p>2015-2017  ve 2016-2018 Orta Vadeli Programlarında enerji ithalatı rakamlarına baktığımızda petrol fiyatlarındaki düşüş sayesinde  2015 yılı için 57,3 milyar dolar olacağı düşünülen ithalatın 41,1 milyar dolar olduğu görülüyor. Bunun anlamı <strong>Türkiye’nin 2015 yılı petrol faturasının 16 milyar dolar azaldığı</strong>. 2016 yılı için ise 60,1 milyar dolar tahminlenen enerji ithalatı 39,2 milyar dolar olarak revize edildi. Yani <strong>2016’da da enerji ithalatı faturamızda 20,9 milyar dolarlık bir düşüş</strong> tahminleniyor.</p>
<p><strong>İhtiyacı olan petrolün yüzde 92&#8217;sini, doğalgazın yüzde 98&#8217;ini ithal eden, enerjide dışa bağımlılığı yüzde 72 olan ve dünya net enerji ithalatında  11’inci sıradaki Türkiye için bu durum oldukça sevindirici olsa gerek</strong>. Ama doğruyu söylemek gerekirse<strong> Türkiye’de vatandaşlar bu duruma sevinsin mi, üzülsün mü bir türlü karar veremedi.  </strong>Evet, ülkenin enerji faturası düştü ama vatandaşların faturalarında bir düşüş neredeyse görülmedi. Ne otolarını daha ucuza kullanabiliyor, ne de evlerini daha ucuza ısıtabiliyorlar. Yani <strong>ucuz petrol insanların cebine yansımadı</strong>. Bu durumun temel nedeni Türkiye’de  “<strong>akaryakıt üzerindeki vergi yükü</strong>”dür.</p>
<p>Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun Aralık-2015 &#8211; Petrol ve LPG Piyasası Fiyatlandırma Raporu bu durumu ayrıntısıyla açıklıyor.AB Ülkeleri  ve Türkiye’de vergisiz ürün fiyatlarını karşılaştırdığımızda 28 AB ülkesinde 95 oktan kurşunsuz benzin fiyatı ortalama 1,43  TL/LT iken Türkiye’de 1,47  TL/TL’dir. Motorin, AB’de ortalama 1,45  TL/LT,  Türkiye’de ise 1,40  TL/TL’dir. AB ülkeleri ve Türkiye’nin satın alma gücünü bir tarafa bıraktığımızda rakamların birbirine oldukça yakın olduğu söylenebilir.</p>
<p>Türkiye’de Aralık ayı itibariyle kurşunsuz benzin ve motorine uygulanan vergi oranları ile litre başına TL bazında fiyatlara baktığımızda sorunun ana kaynağına ulaşmış oluyoruz.  Türkiye’de <strong>95 oktan kurşunsuz benzinden alınan vergi, litre başına 2,84 TL</strong>. Yani  <strong>vergisiz fiyatı  1,47 TL olan benzinden litre başına 2,84 TL ( yüzde 193,1) vergi alınıyor</strong>. 4,31 TL/LT düzeyindeki <strong>nihai fiyatın  yüzde 65,89’u vergi</strong>, yüzde 22,97’si ürün maliyeti ve yüzde 11,14’ü piyasada faaliyet gösteren şirketlerin brüt kar marjı</p>
<p><strong>Motorinde ise vergisiz fiyatı  1,40 TL olan üründen litre başına 2,13 TL (yüzde 152,1) vergi alınıyor</strong>. 3,53 TL/LT düzeyindeki nihai fiyatın  yüzde 60,34’ü vergi, yüzde 25,21’i  ürün maliyeti  ve yüzde14,45’i ise  piyasada faaliyet gösteren şirketlerin brüt kar marjı.</p>
<p>Hesaplama yöntemine bakacak olursak 95 oktanlı benzin için vergisiz fiyata, maktu (oransal değil miktarsal) 2,1765 TL/LT ÖTV ve yüzde 18 oranında KDV  uygulanmakta. Motorinde ise vergisiz fiyata 1,5945 TL/LT ÖTV ve yine yüzde 18 KDV hesaplanmakta. Burada hem aynı unsur üzerinden iki farklı vergi alınmakta, hem de temel bir  vergileme ilkesi olan <strong>“verginin vergisi alınmaz”</strong> ilkesi  göz ardı edilmektedir.</p>
<p>Maliye Bakanlığı uzun yıllardır yaygın kayıt dışı ekonomi ve vergi kaçakçılığı nedeniyle  ihtiyaç duyulan vergi hasılatına ulaşabilmek için  akaryakıt gibi temel girdiler üzerine yüksek oranlı vergiler uyguluyor ve günü kurtarıyor. <strong>Yüksek akaryakıt fiyatlarının  vatandaşlarının, üretici, tüketici ve yatırımcıların üzerine yüksek  yaşam ve iş yapma maliyeti yüklediğini, ülkenin ekonomisini ve  uluslararası rekabet gücünü olumsuz etkilediğini atlıyor.</strong></p>
<p><em>Yeni Yüzyıl, 21.01.2016</em></p>
<p>http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/yalanci-petrol-bahari-1019</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/yalanci-petrol-bahari/">Yalancı petrol baharı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ucuz petrol: Uluslar ne yapmalı?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/ucuz-petrol-uluslar-ne-yapmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Birol Kovancılar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Jan 2016 05:36:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/ucuz-petrol-uluslar-ne-yapmali/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçtiğimiz hafta 1 varil petrolün fiyatı 31,6 dolara geriledi. 159 litreden oluşan bir varil petrolün litre fiyatını suyun litre fiyatı ile kıyasladığımızda gerçekten de “petrol sudan ucuz” hale geldi.  Uluslararası siyasi ve ekonomik gelişme ve riskler düşünüldüğünde fiyatın 20 dolarlar seviyesine kadar düşmesi mümkün. Petrol ithalatçısı “petrokolik ülkeler” ucuz petrolün keyfini çıkarmaya çalışıyorlar. Özellikle bu [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ucuz-petrol-uluslar-ne-yapmali/">Ucuz petrol: Uluslar ne yapmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz hafta 1 varil petrolün fiyatı 31,6 dolara geriledi. 159 litreden oluşan bir varil petrolün litre fiyatını suyun litre fiyatı ile kıyasladığımızda gerçekten de <strong>“petrol sudan ucuz”</strong> hale geldi.  Uluslararası siyasi ve ekonomik gelişme ve riskler düşünüldüğünde fiyatın 20 dolarlar seviyesine kadar düşmesi mümkün.</p>
<p>Petrol ithalatçısı <strong>“petrokolik ülkeler”</strong> ucuz petrolün keyfini çıkarmaya çalışıyorlar. Özellikle bu ülkeler bir “altın fırsat” dönemi yaşıyorlar. Tabii ki bu petrol bolluğu ve ucuzluğu döneminin ne kadar süreceği belirsiz. Bugünlerde üzerinde düşünülmesi gereken anahtar soru bu fırsatı kazanca çevirebilmek için ülkelerin ne yapması gerektiği? <strong>Ucuz petrol fırsatından en iyi şekilde yararlanmak için neler yapılmalı?</strong></p>
<p>İçinde bulunduğumuz dönemde özellikle enerjide dışa bağımlı ülkeler petrol faturalarından önemli tasarruflar sağladılar ve bu tasarrufları akıllıca kullanmak zorundalar.  Uzmanlara göre yapılacak şeylerden ilki, <strong>enerji sübvansiyonlarının kademeli olarak kaldırılması </strong>olabilir. <strong>Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre enerji sübvansiyonları dünya çapında yıllık 540 milyar doların üzerinde</strong>. Yaygın oldukları kadar da kamu mali dengelerine ve ekonomiye zarar veriyorlar. Enerji tasarrufu ve verimli enerji kullanımını engelliyor, tüketimi teşvik ediyorlar. Hindistan, Mısır ve Endonezya bu yolla büyük fayda sağlayabilecek ülkelerden.</p>
<p>Enerji ithalatındaki ucuzlamadan sağlanacak tasarrufla yapılacak bir diğer şey, <strong>yenilenebilir kaynakların teşviki </strong>olabilir. Geçmişte düşük petrol fiyatları hükümetlerin yenilenebilir enerji kaynaklarına kaymalarını zorlaştırıyordu ama birçok faktör şu aralar bu durumu değiştirdi. 30 Kasım-11 Aralık tarihleri arasında <strong>Paris’te gerçekleştirilen 21. Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi’nde (COP21) ülkeler rüzgâr türbünü ve güneş panelleri gibi yenilenebilir-temiz enerji yatırımlarını destekleyeceğine ilişkin taahhütte bulundu.</strong> Ayrıca, teknolojik ilerlemeler ve hükümet teşvikleri nedeniyle de yenilenebilir enerji maliyetleri düştü. Sözgelimi, ABD’de 2002’den sonra güneş panellerinin fiyatı yüzde 70 düşüş kaydetti. Bu düşüşlerin halen devam ettiği de gözleniyor. İvmeyi korumak için <strong>Obama yönetimi 2019’a kadar yenilenebilir enerjiye vergi teşvikleri sundu.</strong></p>
<p>Bu alanda keskin bir dönüş yapmak için en uygun zaman. Öncelikle <strong>hükümetler kamu sektörüne odaklanarak, kamu binaları, okullar, hastanelerde bu dönüşümü sağlayabilir.</strong> Hane halkları için güneş enerjisine dönmeyi ve iş dünyası için güneş tarlaları, rüzgâr çiftlikleri kurmayı çok daha cazip yatırımlar haline getirebilir.</p>
<p>Dünyanın en büyük petrol ithalatçısı Çin, 2014’de günde 6,2 milyon varil civarında ham petrol ithalatı yapıyor. Bunun anlamı Çin ucuz petrolden büyük fayda sağlıyor. <strong>Çin yakın gelecekte olası petrol şoklarından kendini korumak için ayrıntılı bir stratejik petrol rezerv (SPR) planı oluşturdu</strong>. <strong>250 milyon varilden fazla kapasiteye sahip 12’den fazla SPR tesisi var ve 2020 yılında bunu 500 milyon varile çıkarmak</strong> için çalışmalara başladı.</p>
<p>Hindistan dünyanın 4. Büyük petrol tüketicisi. Ham petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 80’i ithalat yoluyla sağlanıyor. Dolayısıyla ucuz petrol Hindistan’ın ithalat faturasını ve cari açığını azalttı. Hatta 2015’in dördüncü çeyreğinde cari fazla vermesi bekleniyor. <strong>Hindistan, Vishakhapatnam, Mangolare ve Padur bölgelerine 5 milyon metrik ton ham petrol depolama tesisi kurmaya başladı</strong>. Bu yeni depolama tesisleri sayesinde Hindistan beklenmedik küresel olaylardan korunmak için <strong>en az üç ay kendisine yetecek miktarda ucuz petrol satın alıp, depolayabilecek</strong>.</p>
<p><em>Yeni Yüzyıl, 19.01.2016</em></p>
<p>http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/ucuz-petrol-uluslar-ne-yapmali-981</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ucuz-petrol-uluslar-ne-yapmali/">Ucuz petrol: Uluslar ne yapmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>David Bowie</title>
		<link>https://hurfikirler.com/david-bowie/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Birol Kovancılar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Jan 2016 05:40:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/david-bowie/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Müzik, moda ve popüler kültür ikonlarından &#8220;Glam rock&#8217;ın kralı&#8221; lakaplı David Bowie, yeni yılın ilk günlerinde  69 yaşında hayatını kaybetti. Kırk yılı aşan kariyerinde efsane albümlere imza atan Bowie’nin son albümü “Blackstar”  ölmeden birkaç gün evvel yayınlamıştı. David Bowie’nin ölümüne küresel medya geniş yer ayırdı. Pop-kültür ve müzik alanında faaliyet gösteren yayın organlarındaki ölüm haberleri olağan [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/david-bowie/">David Bowie</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Müzik, moda ve popüler kültür ikonlarından &#8220;Glam rock&#8217;ın kralı&#8221; lakaplı David Bowie, yeni yılın ilk günlerinde  69 yaşında hayatını kaybetti. Kırk yılı aşan kariyerinde efsane albümlere imza atan Bowie’nin son albümü “Blackstar”  ölmeden birkaç gün evvel yayınlamıştı.</p>
<p>David Bowie’nin ölümüne küresel medya geniş yer ayırdı. Pop-kültür ve müzik alanında faaliyet gösteren yayın organlarındaki ölüm haberleri olağan olmasına rağmen, Dünya ekonomi medyasının Bowie’ye geniş yer ayırması onu tanımayanlar için şaşırtıcıydı. <strong>The Wall Street Journal</strong> onunla ilgili haberine, albüm ismine de referansla <strong>“ David Bowie: Dünyayı (…ve Tahvilleri) Satan Adam</strong>” başlığını attı. Sanat alanında olduğu kadar  ekonomi ve finans alanında da yenilikçi ve çığır açıcı biri olduğu vurgulandı.</p>
<p>1997 yılında David Bowie, bir tür rock and roll bankeri olarak tanınan David Pullman’ın Manhattan’daki ofisine geldiğinde, yeni bir finansal mühendislik ürünü olarak menkul kıymetleştirme (securitization) konusunda konuşulur.  Bowie bunun ne olduğunu sorup öğrendikten sonra hiç tereddüt etmeden yeni bir şeyler denemenin uygun olacağını düşünür. Aynı gün karar vererek 1990 öncesinde kaydettiği 287 şarkılık 25 albümünün mevcut ve gelecekteki gelirlerine dayanan, varlığa dayalı menkul kıymet ihracına karar verir. Bu daha önce sanat dünyasında hiç kimsenin aklına gelmemiş bir fikirdir.</p>
<p>1997’de ihraç edilen tahvillere yatırımcılar ve ekonomistler arasında <strong>“Bowie Tahvili”</strong> adı verilir. Tahvillerin hepsi Prudential Sigorta Şirketi tarafından <strong>55 milyon dolara</strong> satın alınır.  Bowie’ye bir servet kazandıran bu tahvil ihracı, <strong>entelektüel mülkiyet hakları menkul kıymetleştirmesinin Dünyadaki ilk örneği</strong> olmuştur.</p>
<p>Bu telif destekli tahviller, zamanla <strong>James Brown, Rod Steward, Ashford&amp;Simpson, Isley Brothers ve heavy metal grubu Iron Maiden </strong>gibi ünlü sanatçılar tarafından da kullanılmaya başlandı. Bu tür Bowie tahvillerine finans dünyasında <strong>“Ünlü (celebrity) tahvilleri”</strong> adı verildi. Önce yüksek derecelendirilen bu tahviller, daha sonra müzik endüstrisinde ortaya çıkan internet korsanlığı gibi sorunlarla gelirler düşünce rating kaybına uğradı. 2005 yılında Apple’ın iTunes ve diğer yasal online müzik perakendecilerinin başarıları “ünlü tahvilleri”ne ilgiyi yeniden arttırdı. Goldman Sachs, Neil Diamond ve Bob Dylan gibi müzisyenlerle bu konuda çalıştı.</p>
<p>David Bowie teknoloji düşkünü girişimci bir sanatçıydı.  1990’ların ortalarında internet kullanımı patlama yaptığında  yeni bir şarkısının –Telling Lies- satışını online olarak yapan ve  300 bin indirilme rakamına ulaşan ilk önemli sanatçıydı. Sanat, müzik dağıtım ve satış aracı olarak interneti erken keşfetmişti. <strong>1998 yılında kendine ait BowieNet’i ve 2000 yılında kendi online bankası olan BowieBanc’ı kurmuş</strong> ve müşterilerine üzerinde kendi resmi olan ve BowieNet’e ücretsiz abonelik sağlayan kredi kartlarını dağıtmıştı.</p>
<p>Bowie tahvilleri, büyüyen varlığa dayalı menkul kıymet pazarında bir öncü, bir dönüm noktası olmuştu. <strong>Kömür madenlerinden, profesyonel sporculara, ünlü müzisyenlerden spor takımlarına, çok geniş bir varlığa dayalı menkul kıymetleştirme uygulamasının başlangıcı oldu</strong>. Başlattığı ve popüler hale getirdiği menkul kıymetleştirme uygulamasıyla ipoteğe dayalı menkul kıymetlerin ve diğer türev ürünlerin önünü açarak <strong>2008 ABD morgage krizinin çıkmasından sorumlu</strong>olduğunu iddia edenler bile olmuştu.</p>
<p>David Bowie yaşadığı dönemde önemli bir finansal yeniliğe kendi adını vermiş bir öncü, ekonomi literatürüne geçmiş bir girişimci sanatçıydı. Yorumculara göre, müzik, moda ve eğlence sektörüne katkıları şüphe kaldırır olsa da, finansal piyasalarda daha sessiz ama çok daha önemli bir devrime imza atmıştı.</p>
<p><em>Yeni Yüzyıl, 14.01.2016</em></p>
<p>http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/david-bowie-914</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/david-bowie/">David Bowie</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye için ekonomik Rönesans</title>
		<link>https://hurfikirler.com/turkiye-icin-ekonomik-ronesans/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Birol Kovancılar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Jan 2016 05:35:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/turkiye-icin-ekonomik-ronesans/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Bankası, ülkeleri temelde üç ayrı gruba ayırmaktadır.  Yıllık kişi başına GSYİH’sı 1,045 dolar ve altında olan ülkeler“düşük gelirli ülkeler” olarak sayılıyorlar. Afganistan, Burundi, Malavi, Uganda, Ruanda, Nepal, Somali diye devam ediyor bu liste. Yıllık kişi başına GSYH’si 1,046 dolar ile 12,736 dolar arasındaki ülkeler ise “orta gelirli ülkeler” kabul ediliyor. Hatta bunları da kendi [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/turkiye-icin-ekonomik-ronesans/">Türkiye için ekonomik Rönesans</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Bankası, ülkeleri temelde üç ayrı gruba ayırmaktadır.  Yıllık kişi başına GSYİH’sı 1,045 dolar ve altında olan ülkeler<strong>“düşük gelirli ülkeler</strong>” olarak sayılıyorlar. Afganistan, Burundi, Malavi, Uganda, Ruanda, Nepal, Somali diye devam ediyor bu liste. Yıllık kişi başına GSYH’si 1,046 dolar ile 12,736 dolar arasındaki ülkeler ise <strong>“orta gelirli ülkeler</strong>” kabul ediliyor. Hatta bunları da kendi içinde “düşük orta gelirli ülkeler” (1,046-4,125 dolar arasındakiler) ve “yüksek orta gelirli ülkeler” (4,126- 12,736 dolar arasındakiler) olarak ayırıyorlar. İlk grupta, Ermenistan, Bangladeş, Tacikistan, Pakistan, Hindistan, Nijerya ve Özbekistan gibi ülkeler varken, İkinci grupta Türkiye, Arnavutluk, Moğolistan, Küba,  Paraguay, Irak, Romanya, Meksika, Brezilya, Bulgaristan ve Panama gibi ülkeler var. “<strong>Yüksek gelirli ülkeler”</strong> olarak belirtilen ülkeler ise yıllık kişi başına GSYH’si 12,736 doların üzerinde olan dünyanın bilinen zengin ülkeleri.</p>
<p>Düşük gelirli ülkelerin bir kısmı “<strong>yoksulluk tuzağı</strong>”na saplanmakta ve kısır bir döngü içinden sıyrılıp orta gelirli ülkeler arasına katılamamaktadır.  Bazı orta gelirli ülkelerin ise birtakım faktörlerin etkisiyle ekonomileri durgunluğa girmekte ve bu ülkeler yüksek gelirli ülkeler ligine bir türlü çıkamamaktadır. Bu duruma ise ekonomi literatüründe “<strong>orta gelir tuzağı</strong>” deniyor.</p>
<p>Türkiye 10 bin dolar düzeyine ulaşan kişi başına GSYİH’sı ile Latin Amerika ülkeleri gibi uzun zamandır bu tuzağın içinde yaşıyor. 2002 yılından sonra önemli bir büyüme hamlesi gerçekleştirmesine ve kişi başına gelirini arttırmasına rağmen son 50 yıl içinde yüksek gelirli ülkeler ligine bir türlü ulaşamadı.</p>
<p>Bunu başarmak için, faiz oranları, asgari ücret, enflasyon, emekli maaşı tartışmalarının çok ötesinde <strong>Türkiye’nin ekonomik yapısını dönüştürecek bir “Ekonomik Rönesans”a ihtiyacı var</strong>. Türkiye 2016 sonrasında bu Rönesans’ı yapmak ya da orta gelir tuzağına saplanıp kalmak arasında tercih yapacağı yeni bir döneme giriyor.</p>
<p>Bu türden bir Rönesans’ı Doğu Asya ülkeleri başardı. <strong>Japonya, G.Kore, Tayvan, Hong Kong, Singapur gibi ülkeler, Ortadoğu ve Latin Amerika’nın birçok ülkesinin uzun yıllardır çıkamadığı bu tuzaktan çıkmayı başardılar.  1900-2000 yılları arasında yüksek büyüme performansları sayesinde düşük-gelirden, orta-gelire oradan da yüksek-gelir kategorisine tırmandılar.</strong> Bu büyüme trendinin devam etmesi Doğu Asya ülkelerini,  2025 yılında (1820’de olduğu gibi) dünya ekonomisinin yüzde 40’ı büyüklüğüne ulaştıracak. <strong>Başarıyı getiren faktörler; sanayi, teknoloji, inovasyon ve eğitim politikaları.</strong></p>
<p>Türkiye, bölgesel ve küresel ekonomik ilişkilerin geliştirildiği, üretim ve istihdamda uzmanlaşmanın arttırıldığı, ihracatta ürün ve ülke çeşitliliğinin sağlandığı, ileri teknoloji ve inovasyonun hızlandığı,  yeni ürün ve süreçleri kullanacak veya kopyalayacak değil- üretebilecek ve yönetebilecek gençlerin yetiştirildiği bir ülke olmak zorunda.</p>
<p>Yanında bir de kestirme yol var. Ekonomik sorunlarını aşmış bir <strong>“AB yakınsama makinesinin”</strong> tam bir parçası olabilirseniz, zengin olmak için olağan üstü şanslı olmaya, petrol, doğalgaz veya altın yatakları bulmaya, Doğu Asya Kaplanları kadar yırtıcı olmaya ihtiyacınız yok.  <strong>AB’ye katılmak üye ülkelerde sistematik bir kaldıraç etkisi yaratıyor.</strong> Bu sayede, Hırvatistan, G.Kıbrıs, Çek Cumhuriyeti, Yunanistan, Estonya, Macaristan, Polonya, Portekiz, Slovenya, Slovakya hızla orta gelir tuzağından kurtulup yüksek gelirli ülkeler arasına hareket etti.</p>
<p>Her durumda ancak yapısal dönüşümü sağlayacak bir Rönesans Türkiye’yi Latin Amerika ve Ortadoğu ülkeleriyle paylaştığı orta gelir tuzağından çıkartıp dünyanın yüksek gelirli ülkeleri arasına sokabilecek.</p>
<p><em>Yeni Yüzyıl, 12.01.2016</em></p>
<p>http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/turkiye-icin-ekonomik-ronesans-887</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/turkiye-icin-ekonomik-ronesans/">Türkiye için ekonomik Rönesans</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyanın en çalışkan milleti</title>
		<link>https://hurfikirler.com/dunyanin-en-caliskan-milleti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Birol Kovancılar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Jan 2016 05:23:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/dunyanin-en-caliskan-milleti/</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Dünyanın en çalışkan milleti hangisi?” sorusunu kendinize sorduğunuzda ilk anda cevap Japonya gibi geliyor. Malum dünyada her yıl 3-5 kişinin ölüm nedeninin aşırı çalışma olarak kayıtlara  geçtiği ender bir ülke Japonya.  Ancak Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD)’nın hazırladığı “How’s Life &#8211; Hayat Nasıl – 2015” raporunu inceleyince durumun farklı olduğunu görüyorsunuz. Yılda 2042 saat ile [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/dunyanin-en-caliskan-milleti/">Dünyanın en çalışkan milleti</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Dünyanın en çalışkan milleti hangisi?”</strong> sorusunu kendinize sorduğunuzda ilk anda cevap Japonya gibi geliyor. Malum dünyada her yıl 3-5 kişinin ölüm nedeninin aşırı çalışma olarak kayıtlara  geçtiği ender bir ülke Japonya.  Ancak Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD)’nın hazırladığı “How’s Life &#8211; Hayat Nasıl – 2015” raporunu inceleyince durumun farklı olduğunu görüyorsunuz.</p>
<p>Yılda 2042 saat <strong>ile Avrupa’nın en çalışkan milleti Yunanlılar</strong>. Yanlış duymadınız, iesta’yı, eğlenmeyi seven,  <strong>“bunlar tembel”</strong> denilerek Alman Başbakanı Angela Merkel tarafından aşağılanan, yıllardır borç batağından bir türlü kurtulamayan Yunanistan! OECD ülkelerinin arasında ise  Meksika ve Kore’nin ardından üçüncü en çalışkan ülke.Haklı olarak Yunanistan eski Maliye Bakanı Yanis Varoufakis Almanya’nın başkenti Berlin’de geçen Haziran ayında düzenlenen bir etkinlikte<strong>“Avrupa’nın </strong><strong>tembel çekirge</strong><strong>si</strong><strong> değil çalışkan karınca</strong><strong>sı</strong><strong>yız</strong><strong>” </strong>açıklamasını yapmıştı.</p>
<p>Şimdi de <strong>Avrupa’nın en tembel en az çalışan milletlerini</strong> sayalım. <strong>En son sırada en az çalışan Avrupa ülkesi Almanya. Almanya’da bir işçi yılda ortalama sadece 1371 saat çalışıyor</strong>. En çalışkan ülke Yunanistan’da işçiler, Alman işçilerden 671 saat fazla çalışıyor. Yine Avrupa’nın tembel ülkeleri arasında Hollanda (1425 saat), Norveç (1427 saat) ve Danimarka (1436 saat) bulunuyor.</p>
<p>Japonlar yılda 1729 saat çalışıyorken Türkiye 1832 saat çalışıyor. Yani Türkiye’de insanlar Japonya’nın çok üzerinde çalışıyor. Hatta biraz daha çalışırsak Yunanistan’ı bile yakalama şansımız var!</p>
<p>OECD ülkelerinde her sekiz işçiden biri, rutin olarak haftada 50 saat ve üzerinde çalışır. Hollanda da her 250’kişiden sadece biri  haftada 50 saat üzerinde çalışıyorken, Türkiye’de her 2,4 çalışandan biri haftada 50 saatin üzerinde çalışıyor.</p>
<p><strong>Haftada 50 saat üzerinde çalışanların oranında Türkiye rekortmen ülke.</strong> Türkiye de oran yüzde 40,86, Meksika’da yüzde 28,8,  Japonya’da yüzde 22,2, Kore’de yüzde 18,7, Avusturalya yüzde 14,02, Yeni Zelenda’da yüzde 13,8, İngiltere yüzde 12,7. OECD ortalaması ise yüzde 12,5. Türkiye’de haftada 50 saatin üzerinde çalışanların oranı OECD ortalamasının 3 katından fazla.</p>
<p>Diğer taraftan OECD ülkeleri arasında insanların iş dışında kendilerine, ailelerine, arkadaşlarına ve sosyalleşmeye ayırdıkları zaman açısından bakıldığında, Türkiye üye ülkeler arasında kendine en az iş dışı vakit yaratabilen ülke konumunda.</p>
<p>Çok çalışan Yunanistan, Meksika, Türkiye gibi ülkelerin ekonomik durumunu ve refahını Almanya, Hollanda, Norveç ve Danimarka gibi Avrupa’nın tembel ülkeleriyle kıyasladığımızda arada ters bir ilişki gözüküyor. <strong>Tembeller, çalışkanlardan daha zengin ve müreffeh.</strong> Bu duruma “Benim oğlum bina okur döner döner yine okur” sendromu diyebiliriz.  Yani bu ülkeler çok çalışmasına rağmen belli düzeyden öteye gidememekte, diğerleri daha az süre çalışmalarına rağmen zenginleşmektedir.</p>
<p>İnsanların zamanlarını nasıl harcadıkları, onların refahının belirleyicisidir. İşçilerin çoğu uyanıkken geçirdikleri zamanın çok büyük bir kısmını, diğer aktivitelerdense, çalışmaya adarlar. Yaşam ve iş dengesini iyi tutturmak, insanların sadece sağlık ve mutluluklarını değil onların dostları, aileleri ve içinde yaşadıkları toplumla ilişkilerinin kalitesini de belirler.</p>
<p>İnsanların işleri ve yaşamları arasında doğru bir denge sağlayabilmeleri sadece kendi refahlarını değil diğerlerinin refahını da etkiler.</p>
<p><strong>Ne kadar uzun süre işyerinde vakit geçirdiğiniz değil, nasıl çalıştığınız ve ne kadar sofistik ürünler ürettiğiniz önemlidir. Refahınızı çok uzun süre çalışmak değil, verimli çalışmak, nitelikli ürün vermek, yaşam ve iş dengesini iyi kurabilmek belirler. </strong></p>
<p><em>Yeni Yüzyıl, 07.01.2016</em></p>
<p>http://xn--yeniyzyl-b6a64c.com.tr/makale/dunyanin-en-caliskan-milleti-816</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/dunyanin-en-caliskan-milleti/">Dünyanın en çalışkan milleti</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Suudi Arabistan iflas mı ediyor?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/suudi-arabistan-iflas-mi-ediyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Birol Kovancılar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Jan 2016 05:32:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/suudi-arabistan-iflas-mi-ediyor/</guid>

					<description><![CDATA[<p>2015’in son günlerinde Suudi Arabistan resmi haber ajansı SPA, Kral Selman bin Abdulaziz Al Suud başkanlığında toplanan bakanlar kurulunun akaryakıt, doğalgaz, su ve elektriğe zam yaptığını duyurdu. Zam oranının akaryakıt ürünlerinde yüzde 80’e varacağı bildirildi. Gerçi bu zamlarla bile sözkonusu ürünlerin fiyatları global düzeyin çok altında kalmaya devam edecek. Bu düzenlemenin amacı bütçe açıklarını kapatmak [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/suudi-arabistan-iflas-mi-ediyor/">Suudi Arabistan iflas mı ediyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2015’in son günlerinde Suudi Arabistan resmi haber ajansı SPA, Kral Selman bin Abdulaziz Al Suud başkanlığında toplanan bakanlar kurulunun akaryakıt, doğalgaz, su ve elektriğe zam yaptığını duyurdu.</p>
<p>Zam oranının akaryakıt ürünlerinde yüzde 80’e varacağı bildirildi. Gerçi bu zamlarla bile sözkonusu ürünlerin fiyatları global düzeyin çok altında kalmaya devam edecek.</p>
<p>Bu düzenlemenin amacı bütçe açıklarını kapatmak veya düşen petrol fiyatlarının etkilerini minimize etmek değil israfı önlemek olarak açıklandı. Amacı ne olursa olsun Suudiler için bu zamlar hiç de alışıldık bir durum değil.</p>
<p>Bu açıklamadan bir ay evvel de Suudi Arabistan başta, Körfez ülkelerinin bir kısmı (Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Umman, Kuveyt, Katar) tarihlerinde ilk kez yeni bir bölgesel katma değer vergisi uygulayacaklarını bildirdiler.</p>
<p>Suudi devleti bölgedeki diğer ülkelerle birlikte uygulanacak Katma Değer Vergisi ile ilgili çalışmaları başlattığını, alkolsüz içecekler ve tütün ürünleri üzerinden alınan vergilerin de arttırılacağını bildirdi.</p>
<p>Yüksek petrol gelirleri sayesinde adeta vatandaşlardan vergi alınmayan minimal vergi sistemlerine sahip, geliri bile vergilendirmeyen Bölge ülkelerinin KDV uygulamaya başlayacak olmaları gerçekten çok devrimsel bir gelişme.</p>
<p>Bu önlemler Suudi Arabistan’ın petrol fiyatlarındaki devasa düşüş nedeniyle mali iflas sinyalleri verip vermediğini tartışılmaya açtı.</p>
<p>Aslında IMF, Suudi Arabistan’ı 2015 Ekim’inde uyarmış kemer sıkılmaması durumunda beş yıl içinde paralarının tükenip ciddi bir mali krize düşeceklerini belirtmişti. Dolayısıyla bütçe gelirlerinin yüzde 90’ı petrol gelirlerinden oluşan Suudi Arabistan düşük petrol fiyatlarının vurduğu bütçesini ve 2015’de 107 milyar dolara ulaşan rekor bütçe açığını onarmak için harcama kesintileri, enerji sübvansiyonu reformu, vergiler ve özelleştirmeye başvurma kararı aldı. 2016 bütçesinde harcama kesintileri ve gelir artışları ile bütçe açığı azaltılmaya çalışılacak.</p>
<p>Kral Salman, durumu “ekonomimiz zorlukları aşacak potansiyele sahiptir” şeklinde açıkladı.</p>
<p>Mali sıkıntılarına rağmen Suudi Arabistan halen dünyanın askeri harcamaları en büyük dört ülkesinden biri. (ABD, Çin ve Rusya’nın ardından dördüncü). 2014 yılında askeri harcamalarını rekor düzeyde yüzde 17 arttırarak 80,8 milyar dolar silahlanma harcaması yaptı. İran, Irak gibi düşman ülkelerin askeri harcamaları ise devede kulak.</p>
<p>S.Arabistan krallık rejiminin devamı için iç tehdit algılamasıyla da bu harcamaları kısamıyor. Ayrıca geçen yıl Yemen’e askeri müdahalede bulunulmuştu.</p>
<p>Sorunun halen çözülmemiş olması Bütçe kesintileri ve finansal sorunlara rağmen bu harcamaların azaltılmasını engelliyor.</p>
<p>2015’in sonuna denk gelen aynı günlerde bu kemer sıkma önlemleriyle çatışan ilginç bir açıklama daha geldi.</p>
<p>Suudi Arabistan Dünyanın en pahalı ve en yüksek gökdelenini yapmaya başlayacağını açıkladı.</p>
<p>Hali hazırda, dünyanın en yüksek gökdeleni Dubai’deki Burj Khalifa. Suudiler bu planı gerçekleştirdiklerinde ise rekor onlara geçecek. Cidde’de yapılacak olan bu yeni 200 katlı “Cidde Kulesi”, 1 kilometre yüksekliğinde olacak. Maliyeti 2,2 milyar dolar olan proje 2020’de tamamlanacak.</p>
<p>Petrol fiyatlarındaki çöküş, yeni zamlar, yeni vergiler, harcama kısıntıları ve kemer sıkma tedbirleri arasında dünyanın en pahalı ve en yüksek gökdeleni “Cidde Kulesi” projesi. Zamanlama ve büyüklük şaşırtıcı.</p>
<p>Pekala bu proje için doğru bir zaman mı? Yemen’de İran’ın desteklediği Suudi karşıtlarıyla süren savaş, çöken petrol fiyatları, düşen gelir akışı ve rekor bütçe açıkları döneminde böyle bir kule yapmak.</p>
<p>Cidde Kulesi, “bölgenin halen güç merkezi benim bundan sonrada ben olacağım” anlamını taşıyor. Buradayım ve halen güçlüyüm. Dünyanın en büyük petrol rezervleri üzerinde oturup iflas etmek de zor olsa gerek.</p>
<p><em>Yeni Yüzyıl, 05.01.2016</em></p>
<p>http://xn--yeniyzyl-b6a64c.com.tr/makale/suudi-arabistan-iflas-mi-ediyor-796</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/suudi-arabistan-iflas-mi-ediyor/">Suudi Arabistan iflas mı ediyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KÖY&#8217;den indim KENT&#8217;e</title>
		<link>https://hurfikirler.com/koyden-indim-kente/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Birol Kovancılar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2015 05:14:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/koyden-indim-kente/</guid>

					<description><![CDATA[<p>RAHMETLİ Bülent Ecevit’in en büyük hayaliydi. Ve 1969’da kurduğu bu büyük hayali yıllar sonra 2001’de Ordu’nun Mesudiye köyünde gerçekleşti. Köyden kente göçün önlenmesi ve tersine çevrilmesi amacıyla Köykent Projesi sayesinde, sanat eviyle, tenis kortlarıyla, köylülerin tümünün ortak olduğu fabrikasıyla, Mesudiye’de örnek bir köy-kent kuruldu. Aslında Köykent projesi, Cumhuriyet Halk Partisi’nin, Köy Enstitüleri Projesi’nden sonraki en [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/koyden-indim-kente/">KÖY&#8217;den indim KENT&#8217;e</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>RAHMETLİ Bülent Ecevit’in en büyük hayaliydi. Ve 1969’da kurduğu bu büyük hayali yıllar sonra 2001’de Ordu’nun Mesudiye köyünde gerçekleşti. Köyden kente göçün önlenmesi ve tersine çevrilmesi amacıyla Köykent Projesi sayesinde, sanat eviyle, tenis kortlarıyla, köylülerin tümünün ortak olduğu fabrikasıyla, Mesudiye’de örnek bir köy-kent kuruldu.</p>
<p>Aslında Köykent projesi, Cumhuriyet Halk Partisi’nin, Köy Enstitüleri Projesi’nden sonraki en iddialı projesiydi. Sosyalist geleneğin devlet çiftlikleri, tarım kooperatifleri ve küçük toprak köylülüğü üçlüsüyle de gayet uyumluydu. Proje, köylüleri sömürüden, kentin zulmünden kurtaracak, kent sakinlerini bile akın akın köylerine geri döndürecekti.</p>
<p>Ama nedense olmadı!</p>
<p>Hatta bir süre sonra, fabrikaları bakımsızlıktan çöken bu nedenle iflas edip borç batağına gömülen Mesudiye köyü sakinleri devleti kendilerini kurtarması için göreve çağırdı.</p>
<p>Geçen yüzyıl boyunca dünya üzerinde nüfusun coğrafi dağılımında olağanüstü değişiklikler yaşandı. 20. Yüzyılın başlarında küresel nüfusun % 10-15’i kentsel alanlarda yaşıyorken 2010 yılında bu oran % 50’yi aştı. 165 milyon şehir sakini 20 kat artışla 3,5 milyara ulaştı. Bugün, her hafta kent nüfusuna 1 milyon kişi ekleniyor. 2050 yılında 9,6 milyara ulaşacak olan küresel nüfusun 6,3 milyarı (% 66’sı) kentlerde yaşayacak.</p>
<p>Aslında kentleşme kalkınmanın ayrılmaz bir parçası. Tarım ekonomisinden kentlere geçiş önemli verimlilik artışları sunuyor. Kent ortamındaki iş ve kazanç imkanı, sunduğu ekonomik fırsatlar ve yaşam standartları insanları kentlere çekiyor.</p>
<p>Makroekonomik düzeyde ise kentler, firmalar için, içsel ölçek ekonomileri ve ekonomik faaliyetlerin belirli bir merkezde toplanması sayesinde “yığılma ekonomileri” yaratıyor. Büyük bir tüketici, üretici ve vasıflı işgücü havuzu oluşturuyor, işbölümü, uzmanlaşma ve inovasyonun yaygınlaşmasını teşvik ediyor, ciddi maliyet tasarrufları sağlıyor ve verimliliği arttırıyorlar.</p>
<p>Hızlı kentleşme eğilimi ekonomik gelişmişlikle de ilintili. En yüksek kentsel nüfus % 82 ile kuzey Amerika’da iken, bunu % 79 ile Latin Amerika ve Karayip bölgesi, % 73 ile Avrupa, % 71 ile ise Okyanusya takip ediyor. Asya ve Afrika ise % 44 ve % 39 ile en düşük kentli nüfusa sahip bölgeler. Gelişmiş ülkelerde kent sakinlerinin oranı nüfusun ortalama % 78’i iken, gelişmekte olan ülkelerde % 46’sı, en az gelişmiş ülkelerdeyse % 26’sı düzeyinde.</p>
<p>Gelişmekte olan ülkelerde kentli nüfusun %33’ü, dünya kentli nüfusunun ise dörtte biri varoşlarda yaşıyor. Uygun bir kent planlaması yapılmaması durumunda varoş-kentler yükseliyor.</p>
<p>Kentli nüfusun artışı kentlerin büyüklüklerini de değiştiriyor. Dünya üzerinde 1900’de 1 milyonu aşan 12 şehir mevcutken, 2000 yılında bu rakam 378’e ulaştı.</p>
<p>Aynı dönemde dünyanın 100 en büyük şehrinin ortalama büyüklüğü 600 bin kişi iken, bugün 6,3 milyona ulaştı. 1950’de dünyada nüfusu 10 milyonun üzerinde 2 megaşehir var iken, bugün 21 megaşehir var.</p>
<p>Kent nüfusundaki bu devasa artış ekonomik ve sosyal dönüşümleri beraberinde getirecek. Şehirler orta sınıfın çoğalmasına ve küresel tüketim toplumunun ortaya çıkmasına, yaşam kalitesinin artmasına yol açıyor. Orta sınıf tüketicilerin 2010’da 1,8 milyardan 2030’da 4,9 milyara çıkacağı tahminleniyor.</p>
<p>Büyük bir orta-sınıf patlaması bizi bekliyor. Bu durum ekonomi üzerinde olduğu kadar, demokratik karar alma süreçleri üzerinde de etkili olacak. Metropolitan yönetişimin demokratik uygulamaları, artan bir şekilde NGO’lara ve sivil toplumun katılımına açık hale gelecek.</p>
<p>Bernard Shaw şöyle demişti; Mahatma Gandhi ve ben, geleceği gören sayılı kişilerdendik&#8230;</p>
<p>Herkese yol göstermeyi kendimize görev edinmiştik, yazık ki yol işaretlerine bakmak istemiyor, bay dünyalılar.</p>
<p><em>Yeni Yüzyıl, 31.12.2015</em></p>
<p>http://xn--yeniyzyl-b6a64c.com.tr/makale/koyden-indim-kente-719</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/koyden-indim-kente/">KÖY&#8217;den indim KENT&#8217;e</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2016: Riskler ve beklentiler arasında</title>
		<link>https://hurfikirler.com/2016-riskler-ve-beklentiler-arasinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Birol Kovancılar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Dec 2015 08:01:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünyadan]]></category>
		<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/2016-riskler-ve-beklentiler-arasinda/</guid>

					<description><![CDATA[<p>IMF, 30 Kasım 2015’de Çin para birimi yuanın SDR (Özel Çekim Hakkı) sepetine alındığını açıklamıştı.  2016’da yürürlüğe girecek karara göre yeni sepette ABD doları yüzde 41,7,  Euro yüzde 30,9  Japon yeni yüzde 8,3  İngiliz sterlini yüzde 8,1 ve Çin yuanı yüzde 10,9 paya sahip olacak. Bu durum Çin&#8217;in küresel ekonomiye entegre olması açısından önemli bir [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/2016-riskler-ve-beklentiler-arasinda/">2016: Riskler ve beklentiler arasında</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>IMF, 30 Kasım 2015’de <strong>Çin para birimi yuanın SDR (Özel Çekim Hakkı) sepetine alındığını</strong> açıklamıştı.  2016’da yürürlüğe girecek karara göre yeni sepette ABD doları yüzde 41,7,  Euro yüzde 30,9  Japon yeni yüzde 8,3  İngiliz sterlini yüzde 8,1 ve Çin yuanı yüzde 10,9 paya sahip olacak. Bu durum Çin&#8217;in küresel ekonomiye entegre olması açısından önemli bir dönüm noktası.</p>
<p><strong>Panama Kanalında</strong> devam eden çalışmalar bitiyor. Genişletilmiş biçimiyle, 2,6 kat daha büyük yük gemilerinin de geçebileceği kanalın Nisan 2016’da açılması planlanıyor. Bu durum dünya lojistik güzergahının yeniden yapılanmasına, global ekonominin hareketlenmesine işaret ediyor.</p>
<p><strong>Trans Pasifik Ortaklık (TPP) Serbest Ticaret Anlaşması</strong> 4 Ekim 2015’de <strong>ABD, Kanada, Japonya, Avustralya, Brunei, Malezya, Yeni Zelanda, Vietnam, Meksika, Singapur, Peru ve Şili</strong> tarafından imzalandı.  Bu ülkelerin toplam Gayri Safi Yurtiçi Hasılası, dünya ekonomisinin yüzde 40&#8217;ını ( 28 trilyon dolar) oluşturuyor. 2016’da uygulamaya girecek olan anlaşma uluslararası ticaret tarihinin “en iddialı, en kapsamlı, en dengeli ve yüksek standart sağlayan”   anlaşması olarak nitelendiriliyor.</p>
<p>2016’da ABD ve Tayvan’da başkanlık seçimleri, Brezilyada Yaz Olimpiyatları düzenlenecek. Olimpiyat hazırlıkları için yaklaşık 2 milyar dolar harcayan <strong>Latin Amerika’nın en büyük ekonomisi Brezilya </strong><strong>son 25 yılın en büyük durgunluk tehlikesini yaşıyor</strong>. Düşen emtia fiyatları, Çin ile sarsılan ticaret, yolsuzluk soruşturmaları ve siyasi krizin etkisindeki Breziya’da ekonominin 2015’te yüzde 3,7, 2016’da ise yüzde 2,5 daralacağı tahminleniyor.</p>
<p>Çin’de yıllık GSYİH büyüme oranı 2015’in 3. Çeyreğinde 2008-2009 krizinden sonra ilk kez yüzde 7’nin altında kaldı. IMF,<strong>Çinde 2015’de yüzde 6,8 olan büyüme oranının 2016’da yüzde 6,3’e düşeceğini tahmin ediyor.</strong> Çin ekonomisindeki bu yavaşlama diğer yükselen piyasaları aşağı çekebilir. <strong>İhracat açısından Çin’e aşırı düzeyde bağımlı Brezilya, Şili, Endonezya, Malezya, Filipinler, G. Afrika, Tayland ve Vietnam gibi ülkeler açısından risk yüksek. </strong>En zengin ülkelerin ihracat açısından Çin’e çok daha az bağımlı olduğunu düşünürsek Çin riski onlar açısından resesyondan ziyade  “düşük büyüme” anlamına geliyor.</p>
<p><strong>Ekim 2016’da yapılacak referandumla Birleşik Krallık Avrupa Birliğinin bir parçası kalıp-kalmamaya karar verecek.</strong>Avrupa Birliğinde ekonomik görünüm halen zayıf.  Büyük durgunluğu takiben AB’de borç krizi kalıcı bir sorun halini aldı. Ayrıca Avrupa mülteci krizi halen çözülememiş bir risk kaynağı olarak gözükmekte. Avrupa Merkez Bankasının, Euro Alanı’na ilişkin 2016 yılı büyüme tahminini yüzde1,7.</p>
<p><strong>Hindistan nihayet Çin’in gölgesinden çıkıyor.</strong> 2016 yılı büyüme oranı tahmini yüzde 7,8. <strong>Hindistan’ın önümüzdeki on yıl yüzde 7 yıllık büyüme oranı ile dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi olacağı</strong> tahmin ediliyor.</p>
<p>Dünyanın en büyük üçüncü ekonomisi olan <strong>Japonya 3. çeyrek itibarıyla resesyona girdi.</strong> Bir önceki çeyreğe göre ikinci çeyrekte yüzde 0,3 oranında daralan Japon ekonomisi, üçüncü çeyrekte de %0,2 küçüldü. Böylece Japonya ekonomisi son iki yıl içinde ikinci kez resesyona girmiş oluyor.2016 büyüme tahmini yüzde 1 -1,7 arasında.</p>
<p>2016’ya ilişkin olumlu bir durum düşük petrol fiyatları. <strong>Ucuz petrol Rusya ve OPEC ülkelerine zarar veriyorken özellikle gelişmekte olan ülke ekonomilerini destekliyor.</strong> 2015 yılı ekonomik yaptırımlar ve petrol fiyatları nedeniyle Rusya için kötü bir yıl oldu. Petrol fiyatlarındaki her 1 dolarlık düşüş Rusya’ya 2 milyar dolar kaybettiriyor.  IMF Rusya için 2016’da da daralmanın devamını tahminliyor.</p>
<p>2016 yılında küresel ekonomi iklimsel riskleri de içeriyor. Bilim adamları <strong>2016’da tarihin en büyük El Nino kasırgalarından birinin ABD’yi vurabileceğini </strong>söylüyorlar. 1997-1998’de El Nino 30 bin kişinin ölümüne 100 milyar dolar zarara yol açmıştı.</p>
<p><em>Yeni Yüzyıl, 29.12.2015</em></p>
<p>http://xn--yeniyzyl-b6a64c.com.tr/makale/2016-riskler-ve-beklentiler-arasinda-695</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/2016-riskler-ve-beklentiler-arasinda/">2016: Riskler ve beklentiler arasında</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Stanford Cumhuriyeti</title>
		<link>https://hurfikirler.com/stanford-cumhuriyeti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Birol Kovancılar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Dec 2015 07:04:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/stanford-cumhuriyeti/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüz rekabetçi iş ortamında hükümetler ve özel sektör artan bir şekilde, ülkelerinin refahına katkıda bulunmaları, istihdam ve zenginlik yaratmaları, yoksulluk ve sağlık sorunlarına çözüm bulmaları, teknolojik yenilik geliştirmeleri ve çağın gereklerine uygun mezunlar yetiştirmeleri için üniversitelerini teşvik ediyorlar. Üniversitelerin tüm bu beklentileri, mali yükleri arttırmadan, finansal çözümler geliştirerek karşılaması gerekiyor. Artık, geleneksel görevleri olan eğitim [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/stanford-cumhuriyeti/">Stanford Cumhuriyeti</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüz rekabetçi iş ortamında hükümetler ve özel sektör artan bir şekilde, ülkelerinin refahına katkıda bulunmaları, istihdam ve zenginlik yaratmaları, yoksulluk ve sağlık sorunlarına çözüm bulmaları, teknolojik yenilik geliştirmeleri ve çağın gereklerine uygun mezunlar yetiştirmeleri için üniversitelerini teşvik ediyorlar.</p>
<p>Üniversitelerin tüm bu beklentileri, mali yükleri arttırmadan, finansal çözümler geliştirerek karşılaması gerekiyor. Artık, geleneksel görevleri olan eğitim ve araştırmaya ilave olarak ekonomik kalkınmanın sürdürülmesi ve ilerletilmesine hizmet etmek üniversitelerin yeni bir görevi haline geldi.</p>
<p>Araştırmaların ticarileştirilmesi, yenilikçi ürünlere dönüştürülmesi, yeni patentler- lisanslar üretilmesi, sanayiye ve iş dünyasına yönelik danışmanlık, üniversite tabanlı ileri teknoloji şirketlerinin (spin-off) ve yeni girişimci şirketlerin (startup) kurulması, girişimcilik programlarıyla yeni girişimciler yetiştirilmesi bu yeni görevin gerekleri haline gelmiştir.</p>
<p>Üniversiteler artık ulusal ve küresel ekonomiyi şekillendiren anahtar bir aktör haline geldi. “Girişimci Üniversite” kavramı giderek hayatımızın bir parçası olmaya başladı. “Bu bir Akademik kapitalizmdir!</p>
<p>Geleneksel akademik ilgi piyasa güçlerine yenilmiştir! Yüksek öğretim entellektüel bir fast food haline dönüşmektedir! Bu durum toplumun ihtiyaçlarına hizmet etmeyecektir!” şeklinde eleştiriler olsa da piyasanın gereksinimlerinin insanların gereksinimleri olduğunu, asıl karar vericinin insanlar olduğunu da unutmamak lazım gelir.</p>
<p>Piyasalardan ve ekonomiden bihaber, insan ihtiyaçlarından kopuk, iş dünyası ve sanayiye arkasını dönmüş, içine kapalı, aşırı bürokratik üniversiteler küresel yarışta geride kaldıkları gibi ülkelerini de yanlarına çekiyorlar.</p>
<p>Bu yıl yine dünyanın en girişimci üniversiteleri sıralamasında Stanford Üniversitesi birinci oldu. 1885 yılında kurulan Stanford başlangıçta, 1636’da kurulan Harvard gibi üniversiteler karşısında ikinci sınıf bir mühendislik okulu olarak kabul ediliyordu. O yıllarda, dünyanın en girişimci üniversitesine ve küresel bir girişim ve inovasyon merkezine dönüşeceğini sanırım kimse tahmin edemezdi.</p>
<p>Stanford teknolojik yenilikleri ve girişimciliği odağına almış bir üniversite. Amacı başlangıçtan bugüne akademik sıralamanın ötesinde yeni girişimciler ve yeni şirketler yaratmak olmuş. Yakın komşusu Silikon Vadisiyle sıkı bir etkileşim içinde. Girişimci yetiştiriyor. Bir “milyarder fabrikası”.</p>
<p>En büyük rakibi Harvard Üniversitesi sekiz ABD Başkanı çıkarmakla övünüyorken, Stanford sadece bir başkan (Herbert Hoover) yetiştirmiş. Ama mezunlarının kurduğu şirketler, küresel düzeyde Harvard mezunu ABD Başkanlarından çok daha fazla tanınıyor. Bir kısmını sayalım: Yahoo, Google, Tesla, Nike, YouTube, Gap, LinkedIn, Hewlett Packard, Cisco, VMware, Sun MicroSystems, Intel, Netflix, Paypal, Electronic Arts, Trader Joe’s, Mozilla Firefox, TechCrunch diye devam ediyor liste.</p>
<p>Charles E. Eesley ve William F. Miller, Stanford Üniversitesi’nin yenilikçilik ve girişimcilik sayesinde yarattığı ekonomik etkiyi analiz etmişler. Bulguları yukarıda söylenenleri doğruluyor. Kökenleri Stanford’a uzanan ve hâlâ faaliyetini sürdürmekte olan 39 bin 900 şirket olduğu, bu şirketlerin yaklaşık 5,4 milyon kişiye istihdam sağladığı ve dünya genelinde yılda 2,7 trilyon Dolar gelir ürettiği tahmin ediliyor.</p>
<p>Bunu biraz daha açayım. Yani Stanford mezunları ve kurdukları bu şirketler toplu olarak bağımsız bir devlet oluşturmuş olsaydı ve bu devlete “Stanford Cumhuriyeti” adı verilseydi, bu devlet, dünyanın 10’uncu en büyük ekonomisi olacaktı. Yaşayan 30 dolar milyarderi, 20 Nobel ödüllü bilim adamı, 16 astronotu olan bir Stanford Cumhuriyeti.</p>
<p><em>Yeni Yüzyıl, 24.12.2015</em></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/stanford-cumhuriyeti/">Stanford Cumhuriyeti</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
