<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Arda Akçiçek, Hür Fikirler sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hurfikirler.com/author/ardaakcicek/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hurfikirler.com</link>
	<description>..: Hür Fikirler :..</description>
	<lastBuildDate>Fri, 02 Sep 2022 00:00:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.2</generator>
	<item>
		<title>Avrupa Birliği&#8217;nin Yeni Göç Ajandası</title>
		<link>https://hurfikirler.com/avrupa-birliginin-yeni-goc-ajandasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arda Akçiçek]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Jul 2019 04:28:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Göç ve Göçmenler]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/avrupa-birliginin-yeni-goc-ajandasi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Almanya Federal Hükümeti’nin Savunma Bakanı Ursula von der Leyen, Avrupa Birliği (AB) Konseyi tarafından, 2 Temmuz 2019 tarihinde AB Komisyonu Başkanı adayı olarak gösterildi. Leyen, Avrupa Parlamentosu (AP) tarafından 16 Temmuz 2019 tarihinde, AB Komisyonu’nun ilk kadın başkanı olarak seçildi ve 2019-2024 yılları arasında görev yapmaya yetkilendirildi. Leyen, ilk kadın AB Komisyon Başkanı olmasının yanında [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/avrupa-birliginin-yeni-goc-ajandasi/">Avrupa Birliği&#8217;nin Yeni Göç Ajandası</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Almanya Federal Hükümeti’nin Savunma Bakanı Ursula von der Leyen, Avrupa Birliği (AB) Konseyi tarafından, 2 Temmuz 2019 tarihinde AB Komisyonu Başkanı adayı olarak gösterildi. Leyen, Avrupa Parlamentosu (AP) tarafından 16 Temmuz 2019 tarihinde, AB Komisyonu’nun ilk kadın başkanı olarak seçildi ve 2019-2024 yılları arasında görev yapmaya yetkilendirildi.</p>
<p>Leyen, ilk kadın AB Komisyon Başkanı olmasının yanında Almanya için de ilginç bir siyasi figür. Leyen, Almanya’nın en uzun süre bakanlık yapan isimlerinden biri. 2005’te Aile, Yaşlı, Kadın ve Gençlik Bakanı olan Leyen, bu tarihten itibaren 14 yıldır kesintisiz bakanlık yapıyor. 2009’da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına getirilen Leyen, 2013’ten beridir de Almanya’nın Savunma Bakanı. Ekonomi ve tıp eğitimi alan Leyen, 1990 yılından bu yana Almanya Hristiyan Demokrat Birliği (<em>Die Christlich Demokratische Union Deutschlands – CDU) </em>üyesi.</p>
<p>Leyen, 16 Temmuz 2019 tarihinde, AB için öngördüğü siyasi ajandasını açıkladı. Programında soyut konulara daha ilgi gösteren Leyen, Birlik için daha içe kapanık ve çekingen bir gelecek vizyonu öngörüyor. Kendi değişiyle, Birliğin kendini ve gücünü yeniden keşfi için içeride daha çok çaba gösterilmesi gereken bir beş yıllık dönem talep ediyor.</p>
<p><strong>Leyen’in 2019-2024 Vizyonu</strong></p>
<p>Leyen, AB Komisyonu’nun 2019-2024 yılları arasında altı temel başlıkta toplanan bir programı uygulayacağını vadediyor. Bu başlıkları, tüm AB ülkeleri için ortak bir çevre anlaşması, ekonominin sosyal yönlerine eğilen bir ekonomik gündem, dijital çağa uygun bir AB, AB yaşam tarzının korunması, Dünyada daha güçlü bir aktör olarak AB ve AB için yeni bir demokrasi anlayışı oluşturuyor.</p>
<p>Programa bu haliyle bakınca, soyut bir söylemin ve sosyal konuların öncelendiği anlaşılıyor. Leyen’in iklim zararsız bir Avrupa, ekonomiye ilişkin sosyal adalet ve eşitlik vurguları, etik bir dijital alan vaadi, Avrupalı yaşam tarzı ve Avrupa değerleri gibi atıfları bu anlayışı güçlendiriyor. Mevcut kurumlar üzerinde küçük reform adımları atmak istemesi ise programını çekingen kılıyor. Genel olarak, Avrupa’nın önümüzdeki dönemde kendi içine daha çok kapanması ve kendi sorunlarıyla daha çok ilgilenmesi gerektiği yönünde bir izlenim veriyor.</p>
<p><strong>AB’nin Yeni Göç Ajandası</strong></p>
<p>Leyen, programının geneline hakim olan anlayışı göç konusuna da yansıtmış durumda. Göç konusuna, <em>Avrupalı Yaşam Tarzının Korunması</em> başlığı altında, <em>Güçlü sınırlarlar ve göçe ilişkin yeni bir başlangıç </em>altbaşlığı ile değinmiş olması ise bakış açısını özetler nitelikte. Üye devletleri, göç ve sığınma konusunda yeni bir anlaşmaya ikna etmek için çaba sarf edeceğini belirten Leyen, daha güçlü dış sınırlar için Avrupa Sınır ve Sahil Güvenlik Ajansı’na yatırım yapacağını ve 2027’yi beklemeden daimi birliklerin 10.000’e çıkarılacağını söylüyor.</p>
<p>Juncker’in tüm AB üyesi ülkeleri ikna etmekte başarısız olduğu ve sorun olarak miras bıraktığı Avrupa Ortak Sığınma Sistemi’nin kabul edilmesi için çaba göstereceğini belirten Leyen, sınır güvenliği ve Ortak Sığınma Sistemi’nin Schengen Bölgesi için oldukça önemli olduğunu ve yük paylaşımı konusunda yeni bir başlangıç yapılması gerektiğini dile getiriyor.</p>
<p>AB içindeki göçün Leyen yönetimi tarafından başka bir sorun alanı olarak görülmesi ve programa eklenmesi ise AB ülkeleri arasındaki göç hareketliliğinin önümüzdeki dönemde tartışılan başlıklar arasında olacağını gösteriyor.</p>
<p>Leyen, göç konusunda üçüncü ülkelerle işbirliğinin daha da güçlendirilmesi gerektiğini dile getirmekte. Bu, Türkiye ile varılan 18 Mart Mutabakatı’nın geleceği bakımından önümüze bir tahmin çıkarıyor. Mutabakatın devamına yönelik AB’nin girişimlerinin süreceği ihtimali göze çarpıyor. Bu kapsamda insani koridorların kurulmasını destekleyeceğini belirten Leyen’in en önemli vurgusu ise göçmenlere desteğin ahlaki bir görev olarak kabul etmesi.</p>
<p>Bu bağlamda Avrupa’nın kendi değerlerine saygı göstermeye çağırması ise ufak da olsa bir umut veriyor.</p>
<p>19 Temmuz 2019</p>
<p><em> </em></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/avrupa-birliginin-yeni-goc-ajandasi/">Avrupa Birliği&#8217;nin Yeni Göç Ajandası</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Juncker’in Göç Mirası</title>
		<link>https://hurfikirler.com/junckerin-goc-mirasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arda Akçiçek]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Jul 2019 07:40:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Göç ve Göçmenler]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/junckerin-goc-mirasi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker’in 2014’te başlayan görev süresi bu yıl doluyor. 2019 yılı, Avrupa’da birçok siyasi aktörün değişeceği bir yıl olacak. İngiltere Başbakanı Theresa May, Almanya Şansölyesi Angela Merkel ve birçok diğer siyasi figür 2019 yılının sonu itibariyle televizyon ekranlarından uzaklaşacak. Göreve geldiği 2014 yılından bu yana, kişisel tavırları ve farklı karakteriyle [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/junckerin-goc-mirasi/">Juncker’in Göç Mirası</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker’in 2014’te başlayan görev süresi bu yıl doluyor. 2019 yılı, Avrupa’da birçok siyasi aktörün değişeceği bir yıl olacak. İngiltere Başbakanı Theresa May, Almanya Şansölyesi Angela Merkel ve birçok diğer siyasi figür 2019 yılının sonu itibariyle televizyon ekranlarından uzaklaşacak. Göreve geldiği 2014 yılından bu yana, kişisel tavırları ve farklı karakteriyle dikkatleri üstüne toplayan AB Komisyonu Başkanı Juncker de bu isimlerden biri.</p>
<p>Juncker, Lüksemburg tarihinin en uzun süre başbakanlık yapmış ismi. AB Komisyonu tarihinde ise AB Parlamentosu tarafından <em>spitzenkandidat</em><em>en<a href="applewebdata://F7D85280-3D27-45B8-B5AC-B5134FDA36B4#_ftn1" name="_ftnref1"><strong>[1]</strong></a></em>yöntemiyle seçilmiş ilk Komisyon Başkanı.</p>
<p>Juncker, AB Komisyonu Başkanlığı görevine gelirken birçok vaatte bulundu. Görev süresi boyunca da birçok krizle karşılaştı. İstihdam, büyüme ve yatırımlarda artış, dijital tek piyasa, enerji birliği, daha etkin bir iç piyasa, ekonomik ve finansal birlik, ABD ile daha makul bir serbest ticaret anlaşması, hak ve adalet sisteminde revizyon, Avrupa’nın daha güçlü bir küresel aktöre dönüşmesi, demokratik değişim ve yeni bir göç politikası Juncker’in vaatleri arasındaydı.</p>
<p>Juncker yönetiminde AB Komisyonu, ticaret, güvenlik ve savunma gibi alanlarda bu vaatlerin bir kısmını yerine getirirken, dijital tek piyasa, ekonomik ve finansal birleşme gibi konularda ya başarısız oldu ya da geç kaldı.</p>
<p>Bu dönemde, Komisyon ciddi krizlerle de karşılaştı. Yunanistan’ın ekonomik krizi ve Avro bölgesinden ayrılma talebi, Avrupa genelindeki terör saldırıları, Brexit ve göç krizi bunların en önemlileriydi. Komisyon, bu krizlerle baş edebilmek için çeşitli tedbir ve düzenlemelere başvurdu. Yunanistan krizi ve terör saldırılarının önlenmesi konularında önemli başarılar elde etti. İngiltere’nin AB’den çıkma talebini iyi yönetemedi ve çıkış pazarlıklarında sert bir tutum sergileyerek, taraflar bakımından şimdilik belirsiz olan ve bir süre daha devam etmesi beklenen bir süreci başlattı.</p>
<p>Peki göç krizi karşısında ne yaptı ve 2019 sonrasına nasıl bir miras bıraktı?</p>
<p><strong>Göç krizi ve Avrupa</strong><strong> </strong></p>
<p>Juncker’in göreve başladığı 2014, aynı zamanda Avrupa’da göç krizinin başladığı yıl oldu. 2013 yılı sonu Türkiye’ye gelen Suriyeli mültecilerin sayısı yalnızca 225 bin civarında iken, 2014 yılında kitlesel göç önemli ölçüde artarak yıl sonunda 1,5 milyonu geçti. Türkiye’ye gelen Suriyeliler, Avrupa’yı daha cazip bir üçüncü destinasyon olarak görüp Ege ve Trakya üzerinden Avrupa’ya geçişlere başladı. Yoğunluğun artması ve geçişlerin hızlanmasıyla birlikte özellikle Yunanistan ve Doğu Avrupa ülkelerinde büyük ölçüde mülteci birikimleri oldu. 2015’te bu durumun daha ciddileşmesiyle birlikte hem insan ticareti ve mülteci trafiği hem de özellikle Ege üzerinden Yunanistan’a geçmek isteyen mülteci ölümleri arttı. Yalnızca 2015 yılında, Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından 2430 düzensiz göç olayı kayda alınırken, o yıl yaklaşık 92.000 göçmenin Avrupa’ya geçişi önlendi. Bunların 279’u denizde hayatını kaybetti, 190 organizatör yakalandı. 2015’in ortasında Avrupa’ya geçen Suriyeli mülteci sayısı ise 250 bini geçti.</p>
<p>Yoğunlukla Yunanistan üzerinden gerçekleşen Suriyelilerin göçü, Avrupa içlerine ilerlemeye başladığında AB üyesi ülkeler arasında tepkiler ve anlaşmazlıklar doğmaya başladı. 2015 yılında Avrupa’da terör saldırılarının da artmasıyla birlikte Suriyeli göçmenler konusundaki kaygı ciddi bir kriz haline dönüştü ve AB yetkililerini harekete geçirdi. Bu yıl, AB Komisyonu bir göç stratejisi belgesi hazırladı. Bu belgeyle AB’nin dış sınırlarını güvenceye alarak, düzensiz göç akınlarını azaltmak ve bu kapsamda üçüncü ülkelerle işbirliğini arttırmak üzerine kurulu bir yaklaşım geliştirilen AB Komisyonu, Suriyelilerin yoğunluklu göçünün Türkiye üzerinden kaynaklanması nedeniyle Türkiye ile <em>Geri Kabul Anlaşması</em>imzaladı. 18 Mart 2016’da Türkiye ile AB arasında varılan mutabakat neticesinde Türkiye’nin, özellikle Suriyelilerin Avrupa’ya geçişlerindeki “transit” konumunun sonlandırılması amaçlandı ve böylelikle Ege Denizi’ndeki göçmen ölümlerinin ve insan kaçakçılığının önüne geçilmesi istendi. Böylelikle, Türkiye üzerinden transit göçün engellenerek Türkiye’ye bu amaçla yönelen göçün azaltılması ve Türkiye’nin bir göçmen deposuna dönüştürülmesinin engellenmesi öngörüldü.</p>
<p>Mutabakatın hayata geçirilmesiyle birlikte düzensiz göçmen olayları, göçmen sayısı ve gerçekleşen ölümlerde önemli ölçüde azalma sağlandı. 2015’te yaklaşık 92.000 olan düzensiz göçmen sayısı, 2016’da 37.000 civarına düştü, bu rakam 2017’de 22.000’e geriledi. Göçmen ölümlerinde de bir azalma gerçekleşti. 2015’te 297 olan sayı, 2016’da 192, 2017’de 57’ye düştü.</p>
<p><strong>Avrupa’nın göçmen rakamları</strong></p>
<p>Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 2016’da Akdeniz ve Ege’yi aşarak Avrupa’ya ulaşan göçmen sayısı yaklaşık olarak 362 bin civarında tahmin edilmekte. 2017’nin ilk yarısında ise bu rakam yaklaşık 105 bin civarında. 2017’nin başından bu yana Avrupa’ya ulaşmaya çalışırken hayatını kaybeden göçmen sayısının yaklaşık 2.700 olduğu sanılıyor.</p>
<p><em>Eurostat </em>verilerine göre yalnızca 2015’te AB üyesi ülkelere sığınma başvurusunda bulunan göçmen sayısı 1,3 milyon oldu. 2016’da ilk defa sığınma talebinde bulunan göçmen sayısı 1,2 milyon olurken, AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı geri kabul anlaşmaları sayesinde bu sayı 2017’de 650 bin, 2018’de ise 580 bine geriledi. 2018’deki 580 bin ilk sığınma başvurusunun yalnızca % 37’si üye ülkeler tarafından olumlu yanıtlandı. Üye ülkeler içerisinde Portekiz ve Estonya ise tüm sığınma başvurularını reddederek tarihe geçti.</p>
<p>Bugün Avrupa içinde sığınma arayan en büyük nüfusu Suriyeliler, Afganlar ve Iraklılar oluşturuyor. Bunların hedef ülkeleri ise Almanya, Fransa ve Yunanistan.</p>
<p><strong>Juncker’den miras kalan</strong></p>
<p>AB Komisyonu Başkanı Juncker, verdiği bir mülakatta<a href="applewebdata://49A6D862-0D7D-494E-AA73-26EC92FBB350#_ftn1" name="_ftnref1">[2]</a>başkanlık dönemi boyunca karşılaştığı en büyük krizin Yunanistan’ın ekonomik krizi olduğunu belirtmiş, göç krizine ilişkin Komisyonun üzerine düşen tüm sorumluluğu yerine getirdiğini söylemiştir. Juncker’e göre, Komsiyon’un göçe ilişkin tüm planı Avrupa Birliği Konseyi tarafından kabul edilmiş, Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Macaristan gibi ülkelerin göçmenlerin yeniden yerleştirilmeleri (<em>resettlement) </em>konusunda çıkardıkları sorunlar Konseyin başarısızlığı ve bu ülkeleri ikna edememesi sonucunda doğmuştur.</p>
<p>AB Komisyonu, görev süresi boyunca 512 öneriyi Komisyon ve Parlamento’nun gündemine getirmiş, bunların 361’ini, yani %66’sını kabul ettirmeyi başarmıştır. Göçle ilgili sunduğu 42 önerinin ise yalnızca 24’ü kabul edilmiştir.</p>
<p>Juncker ve Komisyon, bu süreçte AB’nin dış sınırlarını güvenceye almak, düzensiz göç akınlarını azaltmak ve üçüncü ülkelerle dayanışma ve işbirliği kurmak bakımından başarılı sayılabilecek uygulamalara imza atmıştır. Ancak, dış sınırların güvenceye alınması, sınır kapılarının neredeyse tamamen kapatılması pahasına gerçekleştirilebilmiş ve AB içinde sorumlukların paylaşımı ve sığınma sistemi konusunda ciddi bir ilerleme kaydedilememiştir.</p>
<p>Komisyon, dış sınırların güvence altına alınmasına yönelik arttırdığı önlemlerini teröristlerin geçişlerini engellemek üzere yapmış olduğunu belirtse de bu durum göçmenlerin geçişlerini önemli ölçüde etkilemiştir. AB sınır yönetim kurallarının değiştirilmesi, Avrupa Sınır ve Sahil Güvenlik Ajansı’nın güçlendirilmesi, giriş-çıkış sistemlerinin değiştirilmesi, Schengen ve vize bilgi sistemlerindeki yapılan değişikliklerle göçmenlerin Avrupa’ya girişi büyük ölçüde azaltılmıştır.</p>
<p>Düzensiz göç konusunda üçüncü ülkelerle yapılan kalkınma ve insani yardım işbirlikleri Türkiye de dahil sürdürülmektedir. Komisyon, geri dönüşler konusunda hızlı ve etkili çalışsa da geri kabullerdeki yavaş ilerleme yoğunluk ve yığılmaların artmasına neden olmaktadır. Özellikle göçmen trafiği ve kaçakçılığı hususunda önemli bir başarı elde edilmiş olsa da, yalnızca 2019’da denizler üzerinden Avrupa’ya ulaşmak için hayatlarını riske atan 15 bin göçmenin varlığı sorunun hala devam ettiğini göstermektedir.</p>
<p>AB içerisinde dış sınırların güvence altına alınması, üçüncü ülkelerle işbirliği vb. konularda tam bir oybirliği varken, bu durum ortak bir sığınma politikası oluşturmak konusunda geçerli olmamıştır. Sığınma talebi kabul edilen göçmenlerin AB üyesi ülkeler arasında adil dağıtımına ilişkin Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Polonya’nın itirazları bir mutabakat sağlanmasını engellemiş, dolayısıyla Komisyonun, Avrupa Ortak Sığınma Sistemi (<em>Common European Asylum System) </em>teklifi Konsey tarafından onaylanmamıştır.<a href="applewebdata://49A6D862-0D7D-494E-AA73-26EC92FBB350#_ftnref1" name="_ftn1"></a></p>
<p>Komisyonun, göçmenler için daha fazla yasal yol üretilmesi amacıyla, 2009’dan beri yürürlükte olan sığınmacı kabul şartlarını esnetme girişimi de yine aynı şekilde Konsey tarafından kabul görmemiştir.</p>
<p><span class="">Juncker, görevini devrederken, dış sınırları daha güçlendirilmiş, ortak bir sığınma politikası olmayan ve gelecekte bu konuda muhtemelen ciddi anlaşmazlıkların yaşanacağı bir AB miras bırakırken, Avrupa hâlâ, çevresindeki göçler için cazip bir hedef olmayı sürdürüyor. Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker’in 2014’te başlayan görev süresi bu yıl doluyorken Juncker’in mirasının mevcut ve olası durumların yönetilmesinde ne kadar etkili olacağını görmek için uzun süre beklemeye gerek kalmayacak gibi görünüyor.</span></p>
<h5><a href="applewebdata://F7D85280-3D27-45B8-B5AC-B5134FDA36B4#_ftnref1" name="_ftn1">[1] </a>Spitzenkandidatensüreci, AB Komisyonu Başkanı’nın seçiminde AB Parlamentosu’nun rolünü arttırmayı hedefleyen ve böylelikle, AB kurumlarına ilişkin demokrasi eleştirilerini bir ölçüde hafifletmeye çalışan bir formüldür. Bu yöntemle, AB Parlamentosu’ndaki siyasi partiler Komisyon Başkanlığı için bir aday gösterebilmekte ya da bir aday üzerinde anlaşabilmektedir. AB Konseyi, bu adaylardan birini ya da farklı bir adayı AB Parlamentosu’na aday olarak önermekte ve AB Komisyonu Başkanı, parlamento tarafından seçilmektedir. Yöntem, ilk defa 2014 yılında Juncker’in seçim sürecinde uygulanmıştır.</h5>
<p><a href="applewebdata://49A6D862-0D7D-494E-AA73-26EC92FBB350#_ftnref1" name="_ftn1">[2]</a>The Jean-Claude Juncker era: The European Commission President opens up to New Europe in tell-all interview, <a href="https://www.neweurope.eu/article/the-jean-claude-juncker-era-the-european-commission-president-opens-up-to-new-europe-in-tell-all-interview/">https://www.neweurope.eu/article/the-jean-claude-juncker-era-the-european-commission-president-opens-up-to-new-europe-in-tell-all-interview/</a>, 20 May 2019.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.gocvakfi.org/2019/07/08/junckerin-goc-mirasi/">Göç Araştırmaları Vakfı</a>, 8 Temmuz 2019</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kapak görseli: www.Avrupa.info.tr</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/junckerin-goc-mirasi/">Juncker’in Göç Mirası</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Suriyeliler Yerel İşsizliğe Sebep Oluyor mu?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/suriyeliler-yerel-issizlige-sebep-oluyor-mu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arda Akçiçek]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jul 2019 11:36:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik Özgürlük / Piyasa Ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[Göç ve Göçmenler]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/suriyeliler-yerel-issizlige-sebep-oluyor-mu/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Son dönemde, özellikle sosyal medyada, Suriyelilerin, Türkiye’deki işsizlik oranının artış nedeni olarak gösterildiği açıklamaların çoğaldığını gözlemliyoruz. Suriyelilerin, Türkiye’deki yerel halkın işini elinden aldığı, yerel halkın çalışabileceği işleri çok daha düşük ücretlere yaptıkları için haksız rekabet yarattıkları, onlar çalıştıkları için de yerel halkın işsiz kaldığı vb. birçok argüman duyuyoruz. Peki gerçekten Suriyeliler işlerimizi elimizden alıyor mu? [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/suriyeliler-yerel-issizlige-sebep-oluyor-mu/">Suriyeliler Yerel İşsizliğe Sebep Oluyor mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemde, özellikle sosyal medyada, Suriyelilerin, Türkiye’deki işsizlik oranının artış nedeni olarak gösterildiği açıklamaların çoğaldığını gözlemliyoruz. Suriyelilerin, Türkiye’deki yerel halkın işini elinden aldığı, yerel halkın çalışabileceği işleri çok daha düşük ücretlere yaptıkları için haksız rekabet yarattıkları, onlar çalıştıkları için de yerel halkın işsiz kaldığı vb. birçok argüman duyuyoruz.</p>
<p>Peki gerçekten Suriyeliler işlerimizi elimizden alıyor mu?</p>
<p>Göçmenlere ilişkin bilinen en meşhur mitlerden biri, onların, yerel halkın işini elinden aldığıdır. Ancak, bu abartı, daha da önemlisi yanlış bir argümandır. Bu yanlışlığın en önemli nedenlerinden biri ekonomiye ilişkin düşünüşümüzdeki bir hatayı yaygın bir şekilde kabul etmemizdir.</p>
<p>Öncelikle, piyasa sabit bir pasta değildir. Yani bu pastadan bir pay alındığında pastanın küçüldüğünü söylemek mümkün olmaz. İşçi piyasasında iş bulan biri, piyasada mevcut işlerden birini almış olsa da ortaya çıkardığı ekonomik etki, başka bir işin veya işlerin yaratılmasını sağlayabilir. Bu durum yalnızca işgücü piyasasına değil, genel ekonomiye etkisiyle de olumlu olarak değerlendirilebilir. Kişi, istihdama katıldığında üretimin ve hizmetlerin artması, piyasayı harekete geçirmesi, yani ekonominin büyümesine katkı sağlaması bakımından da bir etki yaratır. Dolayısıyla, büyümüş bir ekonomi nihayetinde herkese katkı sağlar.</p>
<p>Diğer yandan, göçmenlerin, yerel halkın çalışabileceği işlerde daha düşük ücretlerle çalıştığı ve bu nedenle yerel halkın işsiz kaldığı argümanı da hatalıdır. Yapılan çalışmalar göstermektedir ki girdikleri piyasaya yabancı olan göçmenler, işgücü nitelikleri bakımından her zaman yerel halktan daha dezavantajlıdır. Bu, onların yerel işgücü ile rekabet etmesini zorlaştırır. Rekabette daha avantajlı olan yerel işgücü, işverenler tarafından her zaman daha tercih edilir. Bu nedenle, göçmenler, yerel işgücünden daha düşük ücretler kazanırlar.</p>
<p>Göçmenlerin işgücü nitelikleri, piyasada nitelik gerektiren birçok işi karşılamak konusunda da yetersizdir. En azından, dil ve eğitim nitelikleri başlangıç engelleri olarak karşılarında durmaktadır. Dolayısıyla, işverenler, özellikle nitelik gerektiren işlerde yerel işgücünü istihdam etmeyi rasyonel olarak daha avantajlı görürler. Göçmenler ise daha çok, yerel halkın çalışmayı tercih etmediği işleri yaparlar. Yani, halihazırda boş olan ve boş kalma ihtimali yüksek olan istihdam alanlarında çalışırlar. Bu durum, doğal olarak, işverenler bakımından üretim kapasitesinin artmasıyla sonuçlanırken, yine son tahlilde ekonominin büyümesine katkı sağlar.</p>
<p>OECD ve Avrupa Birliği’nin hazırladığı, 2018 verilerini değerlendiren göçmenlerin entegrasyon göstergelerine ilişkin rapor (<em>Settling in 2018: Indicators of Immigrant Integration</em>)<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> tüm OECD ve AB üyesi ülkelerde, göçmenlerin işsizlik oranlarının, yerel halktan çok daha yüksek olduğunu, bu farkın son 10 yılda giderek daha da arttığını belirtmektedir. Daha da önemlisi, bu ülkelerde çalışma arzusu olan işsizlerin oranı 6’da 1 iken, göçmenlerde bu oranın 4’te 1 oranında olduğunu söylemekte. Yani yerel nüfustan her 6 kişiden biri çalışmayı arzuluyorken, göçmenlerde her 4 kişiden birinin çalışmayı istediği ortaya çıkmakta.</p>
<p>OECD ve AB üyesi ülke ortalamalarına bakıldığında, düşük nitelikte işgücü gerektiren işlerin 4’te 1’inin göçmenler tarafından yapıldığı anlaşılmakta. OECD ve AB bünyesindeki toplam 43 milyon civarındaki göçmen nüfusu içinde çalışanların yaklaşık %45’inin kendi niteliklerinden daha düşük işlerde çalıştığı görülmekte. Bu da, sanıldığının aksine göçmenlerin, iş bulma konusunda yerel işgücü ile ciddi bir mücadele içinde olamadıklarını göstermektedir.</p>
<p>Türkiye’ye bakacak olursak, saha araştırmalarında benzer bir durumla karşılaştığımızı söyleyebiliriz. Çalışan Suriyelilerin oranı sanıldığı kadar yüksek değil. İşgücü piyasasında, özellikle nitelik gerektiren işlerde, yerel halkla rekabet edecek durumda değiller. Çalışanların çoğu, yerel halkın çalışmak istemediği, boş kalan istihdam alanlarında çalışıyorlar. Düşük ücretler alıyor olmaları ise kendi tercihlerinden öte, çalıştıkları işe rağbetin olmaması, yani bir rekabetin söz konusu olmamasından.</p>
<p>Suriyeli çalıştıran işverenlerin çoğunun görüşü de bu yönde. Özellikle sanayi sektöründe faaliyet gösteren firmalar, uzun yıllardır işçi bulamadıkları için bazı iş kollarında önemli kayıplar yaşadıklarını, çünkü yerel işgücünün o iş kolunda çalışmayı tercih etmediğini, Suriyelilerin, bu işlerde çalışmaya başlamalarıyla birlikte üretim kapasitelerini arttırdıklarını belirtiyorlar.</p>
<p>Sonuç olarak, Suriyelilerin Türkiye’deki işsizlik rakamlarını etkileme kapasitesi neredeyse yok. Hem çalışan oranları hem de işgücü niteliği bakımından bunun olması mümkün görünmüyor. Türkiye’deki ekonomik sıkıntılarla bağlantılı olarak yükselen işsizlik oranının Suriyelilerin Türkiye’deki varlığı ile ilişkilendirilmesi gerçeklikle çok ilgisi olmayan bir “günah keçisi” ikilemi. Ancak, konuyu bir ‘günah keçisi’ açıklamasıyla geçiştirmemek çok önemli. Özellikle ekonomik kriz dönemlerinde suçlu algısının toplumun en kırılgan gruplarına yöneldiği bilinmekte. Dolayısıyla, gerçeklikle ilgisi olmayan ve toplumsal kışkırtmalara meydan verebilecek söylem ve faaliyetlerden hassasiyetle kaçınılmalı ve bunlara inanmak konusunda oldukça şüpheci olmalıyız.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> <a href="http://www.oecd.org/els/mig/Main-Indicators-of-Immigrant-Integration.pdf">http://www.oecd.org/els/mig/Main-Indicators-of-Immigrant-Integration.pdf</a>, 01.07.2019.</p>
<p>1 Temmuz 2019</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/suriyeliler-yerel-issizlige-sebep-oluyor-mu/">Suriyeliler Yerel İşsizliğe Sebep Oluyor mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Eman dileyin”, Allah sizi evsiz bırakmasın</title>
		<link>https://hurfikirler.com/eman-dileyin-allah-sizi-evsiz-birakmasin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arda Akçiçek]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Jul 2017 05:43:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç ve Göçmenler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/eman-dileyin-allah-sizi-evsiz-birakmasin/</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Allah kimseyi can telaşına düşürmesin; kimseyi yersiz, yurtsuz, evsiz ve vatansız bırakmasın.” Bir insan için edilebilecek en hayırlı dua budur herhalde. İnsan ölümün bile hayırlısını ister; ölecekse evinde ölmeyi diler. Türkçe’de çokça kullandığımız “aman dilemek” deyimi vardır. Oradaki “aman”, Arapça’daki “eman” sözcüğünden gelir. Eman, İslâm ülkesine girmek veya İslâm ordusuna teslim olmak isteyen bir yabancıya [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/eman-dileyin-allah-sizi-evsiz-birakmasin/">“Eman dileyin”, Allah sizi evsiz bırakmasın</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Allah kimseyi can telaşına düşürmesin; kimseyi yersiz, yurtsuz, evsiz ve vatansız bırakmasın.”</p>
<p>Bir insan için edilebilecek en hayırlı dua budur herhalde. İnsan ölümün bile hayırlısını ister; ölecekse evinde ölmeyi diler.</p>
<p>Türkçe’de çokça kullandığımız “aman dilemek” deyimi vardır. Oradaki “aman”, Arapça’daki “eman” sözcüğünden gelir. Eman, İslâm ülkesine girmek veya İslâm ordusuna teslim olmak isteyen bir yabancıya verilen can ve mal güvencesi demektir. “Eman dilemek” bir anlamda bir duanın karşılığı, eviniz yıkılırken yeni bir ev bulun diye iyilerin vicdanıdır.</p>
<p>Emani, ana yüreğiyle böyle bir dua etmiş ki, Allah onu duymuş, çocuklarının ve kendisinin canını ve namusunu kurtarma telaşına düştüğünde “eman dilemiş”, Türkiye ona kucağını açmış, canını ve malını koruyacağının güvencesini vermiş. O da gelip kendine yeni bir yer, yurt, ev edinmiş. İki lokma aşı, iki göz odasıyla hayata tutunmaya çalışmış.</p>
<p>Sonra birileri çıkıp, Allah’ın nimet gösterip “eman” verdiği Emani’ye, olmayan “evine dön” demiş. Birileri, bu kin ve nefretin verdiği cesaretle, toplumca verdiğimiz ‘eman’ımıza hıyanet etmiş, kendisinin ve çocuklarının namusunu, canını elinden almış. Sonra, Emani ve çocukları ebedi evlerine doğru yola çıkmışlar.</p>
<p>Emani ve çocuklarını, vicdanlarımızı böylesine kanatırcasına hayattan koparıp alan zalimlik Suriye’de neyse, Türkiye’de de odur. Bu zalimliğin, dini, dili, ırkı, cinsiyeti bir aslında. Bu zalimlik, vicdansızlık dediğimiz tek bir kaynaktan besleniyor ve kötülük dilini konuşuyor. Bir yerde “ölüm”, başka bir yerde “evine dön” diyor.</p>
<p>Bu zalimliğin başka “eman dileyenlere” zarar vermesine izin vermek, vicdanlarımızın ele geçirilmesi ve saf kötülüğün kazanması demektir. Vicdanlarımızın ele geçirmesine izin vermekse insanlık onurumuzu yitirmektir.</p>
<p>Biz kalplerimizi iyi tutup, kötülüğün vicdansızlığıyla mücadele etmeye devam edelim.</p>
<p>Emani ve çocukları gibi eman dileyenler ‘geri dönsün’ diye onları namuslarından ve canlarından edenleri unutmayalım.</p>
<p>Allah kimseyi vatansız bırakmasın. Allah, herkese ‘eman dileyeceği’ kapı versin.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/eman-dileyin-allah-sizi-evsiz-birakmasin/">“Eman dileyin”, Allah sizi evsiz bırakmasın</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sıtmayı gösterip ölüme razı etmek</title>
		<link>https://hurfikirler.com/sitmayi-gosterip-olume-razi-etmek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arda Akçiçek]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Jun 2017 07:17:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/sitmayi-gosterip-olume-razi-etmek/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün Türkiye solunu özetleyen iki sözcük sorulsa, aklıma ilk sırada “hastalık” ve “ölüm” geliyor. Bazı kesimleri ayırmakla birlikte, Türkiye’de çıkan sol yayınlara bir göz gezdirip sol söyleme dikkat kesildiğinizde sizin de zihninizde benzer bir izlenim oluşacaktır muhtemelen. Bunların neredeyse tüm içeriği şiddet, iç savaş ve öldürmekle ilgili ya da bunlara referans vermektedir. Bunun nedeni Türkiye’de [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/sitmayi-gosterip-olume-razi-etmek/">Sıtmayı gösterip ölüme razı etmek</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün Türkiye solunu özetleyen iki sözcük sorulsa, aklıma ilk sırada “hastalık” ve “ölüm” geliyor. Bazı kesimleri ayırmakla birlikte, Türkiye’de çıkan sol yayınlara bir göz gezdirip sol söyleme dikkat kesildiğinizde sizin de zihninizde benzer bir izlenim oluşacaktır muhtemelen. Bunların neredeyse tüm içeriği şiddet, iç savaş ve öldürmekle ilgili ya da bunlara referans vermektedir. Bunun nedeni Türkiye’de solun şiddeti ve ölümü kutsamayı bir ilke olarak görmesi. Ancak bu durumun, her dönemde olduğu gibi zaman ve strateji bakımından da anlamı var.</p>
<p>Türkiye’deki solun bu durumunu anakronik ve ahlâkî bir sorun olarak görebilir, buradan hareketle bir eleştiri yapabilirsiniz. Ancak meselenin göründüğünden çok daha ciddi sonucu, bu “ölüm seviciliğinin”, yani ölmeye ve öldürmeye hayran olma halinin toplumsal karşılık bulduğunda tehlikeli boyutlara ulaşabilecek olmasıdır.</p>
<p>Türkiye’de sola ilişkin bir şeyler yazmak istediğimde lisans yıllarımdaki bir tecrübem aklıma geliyor hep: Uzun yıllardır çok yakın olduğum bir arkadaşım, lisans yıllarında “devrimcilik” hastalığına yakalanmış ve içine düştüğü kollektivizmle adeta “robotlaşmıştı.” Bir gün ona, “devrim yaptığınızda bize ne yapacaksınız?” diye sorduğumda, “hepinizi asacağız” demişti. O zaman anlamıştım, şiddeti kutsayan bir ideolojinin, insan aklı ve ahlâkında nasıl bir tutulma ve yozlaşma yarattığını. Düşünsenize, neredeyse çocukluktan beri arkadaş olduğunuz birini ideolojik görüşünüz öyle söylediği için asmak amacındasınız.</p>
<p>Kendimi bir anlamda şanslı hissediyorum elbette. Bunu söyleyen arkadaşım ve yoldaşları şimdiye kadar “devrim” yapmayı başaramadılar. Komünizm ve versiyonları hiçbir dönem bu ülkenin sistematiği olmadı; ancak geçmişte başka ülkelerde bu tecrübeyi yaşayıp daha şanssız olanlar, en yakın arkadaşları tarafından asıldılar. Bu ülkelerde halkı sokağa çağıran “devrimci ağabeylerin” kendileri hiçbir zaman sokakta olmadı, ancak ölen “yoldaşları”nın kanı üzerinden edebiyat yapmaya ve sıradakiler içinse propagandaya devam ettiler. Kutsal “devrim” hayalleri gerçek dünyada iktidar ve rant kavgasına dönüştüğünde, “eşit ve özgür” devrimciler liderlerinin katliamına uğradılar. “Devrim” hiçbir zaman “ütopya”ya denk gelmedi sokakta; geçtiği yerlerde ölümden başka bir şey bırakmadı.</p>
<p>Bu hal Türkiye’ye kronik sıtma şeklinde bulaştı.  Nöbet, titreme ve ateşle kendini gösterir oldu. İnsandan insana bulaştı. Hastalık ruh halini öylesine bozdu ki ölümden başka bir şey düşünemez oldu. Dolayısıyla, hayata dair gerçekçi hiçbir şey söylemedi. Söylediği hiçbir şey “yaşam”da karşılık bulmadı. Her şey, soyutluğun labirentlerinde dönüp dolaşıp nihayetinde ölümün kutsallığına çıktı.</p>
<p>Bu nedenle PKK solu küçücük çocukların bedenleri üzerinde rahatlıkla “devrimci halk savaşı” sloganları atar. Birileri bu sloganları o çocukların cenazelerinde tekrarlar. DHKP-C solu, terörizmle ölüm dağıtırken, birileri de “biz de sizi seviyoruz” desteği verir. Söylemesi çok acı ama işte bu yüzden tüm insanî ahlâkiliğini yitirmiş darbeci FETÖcüler, 249 insanımızı katleder, devleti yıkıp iç savaş çıkartmaya yeltenir ve CHP solu onlar için “adalet” ister.</p>
<p>Bugün sizi sokağa davet edenlere bir kez daha bakın. Onlar size sıtma bulaştırıp ölüme razı olmanızı bekleyenler. Onlar, yaşamda karşılığı olan hiçbir şeye dair sözü olmayanlar.</p>
<p>Onlar, ölümü kutsayanlar.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/sitmayi-gosterip-olume-razi-etmek/">Sıtmayı gösterip ölüme razı etmek</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2016 İnsani Gelişme Endeksi ve Türkiye</title>
		<link>https://hurfikirler.com/2016-insani-gelisme-endeksi-ve-turkiye/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arda Akçiçek]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Apr 2017 04:51:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik Özgürlük / Piyasa Ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/2016-insani-gelisme-endeksi-ve-turkiye/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), 2015 verilerini baz alarak 188 ülkenin doğumda beklenen yaşam süresi, beklenen öğrenim süresi, ortalama öğrenim süresi ve kişi başı GSMH’sine göre hazırladığı 2016 İnsani Gelişme Raporu’nu yayınladı. İnsani Gelişme Endeksi UNDP’nin 1990’dan bu yana BM üyesi ülkelerin üç temel boyuttaki ilerlemesini değerlendirmek üzere kullandığı bir ölçü. Bu üç temel boyut, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/2016-insani-gelisme-endeksi-ve-turkiye/">2016 İnsani Gelişme Endeksi ve Türkiye</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), 2015 verilerini baz alarak 188 ülkenin doğumda beklenen yaşam süresi, beklenen öğrenim süresi, ortalama öğrenim süresi ve kişi başı GSMH’sine göre hazırladığı 2016 İnsani Gelişme Raporu’nu yayınladı.</p>
<p>İnsani Gelişme Endeksi UNDP’nin 1990’dan bu yana BM üyesi ülkelerin üç temel boyuttaki ilerlemesini değerlendirmek üzere kullandığı bir ölçü. Bu üç temel boyut, insani gelişmenin göstergeleri olarak da kabul edilen uzun ve sağlıklı yaşam, bilgiye erişim ve insana yakışırı bir hayat standardı olarak kabul edilmekte. Yani, gelişmişliği sadece ekonomik güce değil aynı zamanda beşerî sermayeye dayandıran bir yaklaşıma sahip insani gelişme endeksi.</p>
<p>Türkiye’nin durumuna gelince…</p>
<p>Türkiye, 2015’e göre bir basamak daha yükselerek 71. sırada yüksek insani gelişmişlik seviyesinde yer aldı. 2015’teki 0,764 puanlık gelişmişliğini 2016’da 0,767’ye çıkardı. Bu yükseliş aslında insani gelişmişliğin her yıl düzenli olarak ölçülmeye başlandığı 2010 yılından beri gözle görülebilir düzeyde. Yine UNDP verilerine baktığımızda Türkiye 2010-2015 arasındaki beş yıl içinde endekste 9 basamak ilerlemiş 80. sıradan 71. sıraya gelmiş. Bu dönem insani gelişmede ortalama yıllık büyümesi ise 0.81 olmuş.</p>
<p>Bu rakamları tek başına verince pek anlamlı görünmüyor. Türkiye’nin insani gelişme endeksinde baz alınan verilerine baktığımızda tablo daha net ortaya çıkmakta. Bir karşılaştırma yaparsak 2000 yılında Türkiye’de doğumda beklenen ortalama yaşam süresi 70 yıl iken 2015’te bu sürenin 75,5’e çıktığını görüyoruz. Bu da son 15 yılda sağlık alanındaki gelişmelerin ve yaşam standartlarındaki iyileşmenin ülkemizdeki yaşam süresini 5,5 yıl uzattığını gösteriyor.</p>
<p>Türkiye’de beklenen öğrenim süresinde de benzer bir gelişmenin kaydedildiği görülüyor. 2000’de Türkiye’de beklenen öğrenim süresi 11,1 yıl iken, 2015’te bu süre 14,6 yıla uzamış durumda. Yine Türkiye’deki ortalama öğrenim süresinin 5,5 yıldan 7,9 yıla uzadığını görüyoruz. Bu veriler de gösteriyor ki endeksin bilgiye erişim ölçütünde Türkiye önemli bir ilerleme kaydederek eğitimi yaygınlaştırma konusunda başarı kaydediyor.</p>
<p>Ve endeksin belki de en anlaşılabilir göstergesi olan kişi başı GSMH. Yıllar itibariyle Türkiye’de kişi başına düşen GSMH’nin artış gösterdiği bilinmekte. Ne var ki 2000 yılı ile 2015 yılı arasında çok ciddi bir fark söz konusu. UNDP verilerine göre, 2000 yılında Türkiye’de kişi başına düşen GSMH 12.815 Dolar’ken bu, ekonomik istikrar ve büyümenin sonucu olarak 2015 yılında 18.705 Dolar’a çıkmış durumda.</p>
<p>Türkiye’nin bölgesel karşılaştırmalarda da iyi bir performans sergilediği söylenebilir. Özellikle 2010-2015 yılları arasındaki 0.81 yıllık ortalama gelişme oranıyla tüm Avrupa ülkelerinin üzerinde bir performans sergilediği, hatta neredeyse tüm “çok yüksek insani gelişme düzeyinde” olan ülkelerden daha büyük bir ortalama yakaladığı görülmekte. Tüm bölge ortalamalarının üzerinde değerlere sahip olan Türkiye, OECD ortalamalarına da çok uzak değil.</p>
<p>Aslında son dört yıldır yaşadığı siyasi sıkıntılara rağmen Türkiye birçok alanda gelişmekte ısrarcı olan bir ülke. Bu sıkıntılar olmasaydı daha fazla gelişme gösterebileceğini söylemek de pekâlâ mümkün. Örneğin kişi başı GSMH daha yüksek olabilir, sağlık alanında yapılabilecek daha fazla yatırımla doğumda beklenen yaşam süresi daha fazla uzatabilirdi. Keza şunu söylemek de mümkün: Türkiye 15 yıl gibi kısa bir sürede ortalama öğrenim süresini 2,4 yıl uzatabilmeyi başardı. Eğitim gibi sonuç alabilmek için uzun süre zarfına ihtiyaç duyulan bir alanda bu süreyi 2,4 yıl uzatabilmek tek başına dahi önemli bir gelişme. Buna rağmen eğitim alanında daha fazla girişim ve yatırıma ihtiyaç var. Keza, Türkiye’nin insani gelişmede en zayıf olduğu alan bu. Bu alanda aldığı her puan ise insani gelişmede önemli bir ilerleme kaydetmesinin yolunu açacak.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/2016-insani-gelisme-endeksi-ve-turkiye/">2016 İnsani Gelişme Endeksi ve Türkiye</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Milli Demokratların Tarihsel Rolü</title>
		<link>https://hurfikirler.com/milli-demokratlarin-tarihsel-rolu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arda Akçiçek]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Mar 2017 05:58:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Hükümet Sistemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/milli-demokratlarin-tarihsel-rolu/</guid>

					<description><![CDATA[<p>15 Temmuz’dan bu yana doğru düzgün bir muhasebe yapmak pek mümkün olmadı. Koca bir ülkenin, tüm kesimleriyle uçurumdan dönmesi ve darbe başarılı olsaydı binlerce insanın hayatının yok olması, milyonlarcasının ise kararması ihtimalinin verdiği dehşet hissini atlatmak kolay değil zira. Ancak, ülkenin çok önemli bir halk oylamasına gittiği şu süreçte biraz durup, soluklanıp sakin değerlendirmeler yapmak [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/milli-demokratlarin-tarihsel-rolu/">Milli Demokratların Tarihsel Rolü</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>15 Temmuz’dan bu yana doğru düzgün bir muhasebe yapmak pek mümkün olmadı. Koca bir ülkenin, tüm kesimleriyle uçurumdan dönmesi ve darbe başarılı olsaydı binlerce insanın hayatının yok olması, milyonlarcasının ise kararması ihtimalinin verdiği dehşet hissini atlatmak kolay değil zira. Ancak, ülkenin çok önemli bir halk oylamasına gittiği şu süreçte biraz durup, soluklanıp sakin değerlendirmeler yapmak gerekiyor.</p>
<p>Öncelikle halk oylaması kampanya sürecinin demokrasimizin olgunluğuna ilişkin bir kanıt olduğunu söylemek gerekiyor. Diktatörlük denilen, kutuplaştığı iddia edilen ülkede, tarafların sahada açıkça kendi görüşlerini savundukları ve kampanyalarını yürüttükleri bir ortama tanıklık ediyoruz. Hem de darbe teşebbüsünü yeni atlatmış, terör saldırılarına maruz kalan, ciddi bir travma yaşayan ve OHAL olan bir ülkede…</p>
<p>Milletin nasıl yönetilmek istediğinin millete sorulduğu bir süreci böylesine bir olgunlukla geçirmek gelecek açısından umut veriyor. Aslında demokratik olma iddiası da bunu gerektiriyor. Şöyle düşünün: Ülkenin hükümet sisteminin değiştirilmesi öngörülüyor. Bu değişiklikle, milletin egemenlik hakkını kullanma alanı genişletiliyor ve sadece yasama organını değil, aynı zamanda yürütme organını da direkt belirleyebileceği bir düzenleme getiriliyor. Bu düzenlemenin uygun olup olmadığı yine direkt olarak milletin kendisine soruluyor. Yani hem usule hem de esasa ilişkin olarak demokrasinin ilkelerine riayet ediliyor. Bunlara ilaveten, bu değişikliği destekleyenler ile buna karşı çıkanlar sahada rahatlıkla kampanyalarını yürütebiliyorlar.</p>
<p>Meselenin tarihsel boyutu ise daha değerli. Türkiye tarihinde ilk defa millete, nasıl yönetilmek istendiği soruluyor. Bu durum, tarihsel değeri bir yana, Türkiye’nin geleceği açısından bir işaret veriyor: Türkiye kendi milli demokratik düzenini, kendi tarihî tecrübesinden yola çıkarak kuruyor. Siviller ilk defa böyle bir sorumluluk alırken, bu gelecekte ‘millet’ ana aktör haline geliyor ve demokratik alan genişliyor.</p>
<p>15 Temmuz öncesi ve sonrası süreç, Türkiye açısından iki faktörün harekete geçmesine sebebiyet verdi. Bunlardan ilki demokratik güçlerin hareketiydi. Vesayete karşı, siviller demokratik adımlar atılması gerektiğinin farkındaydı ve öyle de oldu. Vesayetin her hamlesine demokratik açılımlarla karşılık verildi ve egemenliğin asıl sahibi olan milletin hakemliğine gidildi. Zira, millet, 15 Temmuz gecesi demokrasisine kendi elleriyle sahip çıktı ve bir geriye gidişin artık kabul edilemeyeceğini gösterdi.</p>
<p>İkinci faktör ise özellikle uluslararası sistemin adaletsizliklerine karşı evrensel kabul edilen değerlerin yerelde hükmedici hale getirilmek istenmesiyle harekete geçti. Hukukun üstünlüğü, adalet, barış, insan hak ve özgürlükleri gibi evrensel değerlerin uluslararası sistemde bir karşılık görmediği anlaşıldı ve bunları hükmedici hale getirmek için Batılılaşmak ya da Doğululaşmak gibi herhangi bir şeye dönüşmek gerekmediği; yerelliğimiz yani milliliğimiz içinde de bu değerlere saygı duyabileceğimiz, onları sahiplenebileceğimiz görüldü. Böylelikle aslında dışarının hegemonyasına karşı bir duruş ve onların sahip çıkar gibi yapıp aslında umursamadığı bu değerleri sahipleniş etkili bir hareket haline geldi.</p>
<p>Bugün Türkiye, kendi tarihî tecrübesinden hareketle kendi demokrasisini inşa ediyor. Başrolü millet üsleniyor ve sadece bu bile kendi başına oldukça değerli. Bu demokrasinin eksikleri veya kusurlu tarafları olabilir ve bunlar zamanla telafi edilebilir, düzeltilebilir; ancak böylesine tarihî bir inisiyatif bir daha elde edilemeyebilir. Türkiye’de siviller, yani millet ilk defa kendi demokrasisini inşa ederken buna sahip çıkmak hem milliliğin hem de demokratlığın gereği olarak karşımızda duruyor; yani ‘millî demokratlar’ın bu süreçte üzerlerine düşen bu tarihsel görevi yerine getirmesi ve Türkiye’de siviller dönemini başlatmaları gerekiyor.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/milli-demokratlarin-tarihsel-rolu/">Milli Demokratların Tarihsel Rolü</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Avrupa ve Demograsi*</title>
		<link>https://hurfikirler.com/avrupa-ve-demograsi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arda Akçiçek]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Mar 2017 11:29:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/avrupa-ve-demograsi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye ile Hollanda arasında yaşanan son kriz, Avrupa’nın geldiği noktayı tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Hollanda, egemen ve meşru bir devletin bakanının konvoyunu vurma emri bile verebilecek kadar zıvanadan çıkmış hale gelerek dış politika açısından benzeri yaşanmamış bir olay yarattı ve diplomasi kurallarını hiçe saydı. Ülkede yaşayan Türkiyelilerin siyasi katılım ve ifade özgürlüğü gibi temel [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/avrupa-ve-demograsi/">Avrupa ve Demograsi*</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye ile Hollanda arasında yaşanan son kriz, Avrupa’nın geldiği noktayı tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Hollanda, egemen ve meşru bir devletin bakanının konvoyunu vurma emri bile verebilecek kadar zıvanadan çıkmış hale gelerek dış politika açısından benzeri yaşanmamış bir olay yarattı ve diplomasi kurallarını hiçe saydı. Ülkede yaşayan Türkiyelilerin siyasi katılım ve ifade özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlüklerini açıkça ihlal etti. Hollanda, adeta “patron” olduğunu göstermek için hiçbir kural tanımayacağını gösterdi.</p>
<p>Görünen bu krizin ötesinde aslında çok daha büyük ve hayati olan bir mesele var: Koca Avrupa kıtasının AB ile hedeflediği demokrasi projesinden demograsiye sürüklenmesi; yani demografi siyasetine mahkum olması söz konusu.</p>
<p>11 Eylül’ün dünyanın dengesini altüst etmesiyle birlikte ırkçılık ve İslam karşıtlığı en çok Avrupa’da etkili oldu. Avrupa, o döneme kadar temsil ettiğini savunduğu bütün değerleri, kapıldığı korku nedeniyle ihlal etmeye başladı. Bu korku kültürel bir “istila”ya maruz kalmak ve Avrupa kıtasında demografik bir değişim yaşamakla ilgiliydi. Keza bu durum çokkültürcülük politikalarının iflas ettiğinin ilan edilmesiyle tescillendi. Alman Şansölyesi Merkel, 2010 yılının Ekim ayında yaptığı bir konuşmada çokkültürlülük konusundaki çabaların başarısız kaldığını ilan etti.</p>
<p>2010’dan sonra çokkültürlülüğün tersine esen rüzgar giderek şiddetlenmeye başladı. Avrupa bütün siyasi ilkelerini tek tek ihlal ederken kültürel meseleler daha fazla ağırlık kazanmaya başladı. Özellikle İslam ve Müslüman göçmenler üzerinden siyasi kampanyalar daha görünür ve ilgi çeker oldu. Müslüman karşıtlığı artarken kıtada yaşayan azınlıkların hak ve özgürlükleri ciddi zararlar aldı. Demokrasinin kuralları görmezden gelindi ve hukuk hiçe sayıldı. Üstelik bir süre sonra bütün bunların açıktan yapılmasında da bir çekince görülmedi. Avrupa, temsil ettiğine inandığı değerlerle çeliştiğini bilerek yoluna devam etti.</p>
<p>Geçen gece Hollanda’da yaşanan olaylar ve Türkiye kökenli göstericilere yönelik polis şiddeti, Avrupa’nın barış ilkesini ihlal etmekte de bir sakınca görmediğini ve “patron” olduğunu kanıtlayacaksa, bunu açık açık yapabileceğinin kanıtı olarak zihinlerimize kazındı. Avrupa, adeta Türkleri kıtanın bir parçası olarak kabul etmediğini, onlarla bir arada yaşamanın itaat kurallarına tabi olduğunu ve ancak Avrupalıların patron olduğunu kabul ettikleri sürece bir arada yaşanabileceğini söyler gibiydi. Kıtanın en barışçıl ve uyumlu göçmen azınlığı olan ve yaşadıkları ülkelerin yerlileriyle bir arada barışçıl bir şekilde yaşama konusunda hiçbir sorunu olmayan Türkiyelilere dahi keyfiyet ve şiddetle davranabileceği tehdidinde bulundu.</p>
<p>Bu durum aslında Avrupa’ya yabancı değil. Tarihi boyunca Avrupa, defalarca farklı nedenlerle benzer yaklaşıma sürüklendi. Avrupa açısından değişen bir şey olmasa da bizi hayal kırıklığına uğratan şey, 2. Dünya Savaşı sonrası kıtada esen hak, özgürlük, demokrasi ve barış gibi medeniyetin temel değerler rüzgarının sona ermiş olmasıydı.</p>
<p>Bugün Avrupa açısından kültür ve demografi çok daha önemli kavramlar haline gelmiş durumda. Özellikle yükselen ırkçı ve İslam karşıtı hareketler bu kavramları hayati buluyorlar. Medeniyeti inşa edenin yukarıda bahsi geçen değerlerden öte ırk olduğuna inanıyorlar.</p>
<p>Irkçı yaklaşım Avrupa’da her zaman vardı. Yeni olan, Nazi tecrübesinden sonra ilk defa bu dönemde bu kadar inandırıcı ve popüler hale gelmesi ve siyasi bir karşılık bulması. Avrupa, tarihinden ders çıkarmayı bilen bir kıta. Meselenin teselli bulabileceğimiz tek kısmı da sanırım burası. Çok daha büyük hatalara düşmeden ve düzeltemeyecek kötü sonuçlara yol açmadan bu noktadan dönmesi, Avrupa açısından umut ettiğimiz tek şey. Böyle gitmesi durumunda korkunç bir krizle karşı karşıya kalması ise kaçınılmaz.</p>
<p>* Demografi ve demokrasi kavramlarının birleştirilmesi ile türetilmiştir. Demografi siyasetine dayalı bir rejimi tarif etmektedir.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/avrupa-ve-demograsi/">Avrupa ve Demograsi*</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AB Dış Politikası ve Türkiye</title>
		<link>https://hurfikirler.com/ab-dis-politikasi-ve-turkiye/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arda Akçiçek]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Jan 2017 05:25:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Göç ve Göçmenler]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/ab-dis-politikasi-ve-turkiye/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyanın ‘çok kutuplu’ hâle geldiği kaçınılmaz bir gerçek artık. Batının uluslararası düzene tahakkümü sona erdi. Doğu ve güneye olan güç kayması devam ediyor. AB, Komşuluk Siyasetinin artık işe yaramadığını anlamış durumda. Kendi sınırındaki komşularının iyi yönetilmesinin Avrupa’nın çıkarına olacağından yola çıkarak bu siyaseti üretmiş olsa da günün sonunda, dünyanın bir başka köşesinde yaşanan bir gelişmenin [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ab-dis-politikasi-ve-turkiye/">AB Dış Politikası ve Türkiye</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın ‘çok kutuplu’ hâle geldiği kaçınılmaz bir gerçek artık. Batının uluslararası düzene tahakkümü sona erdi. Doğu ve güneye olan güç kayması devam ediyor.</p>
<p>AB, Komşuluk Siyasetinin artık işe yaramadığını anlamış durumda. Kendi sınırındaki komşularının iyi yönetilmesinin Avrupa’nın çıkarına olacağından yola çıkarak bu siyaseti üretmiş olsa da günün sonunda, dünyanın bir başka köşesinde yaşanan bir gelişmenin gelip kıtaya dokunduğunu gördü. Tüm odağı komşular üzerine kurmanın iyi bir sebebi kalmadığını ve esas sorun ve fırsatların Asya’da yaşanmaya başladığının farkına vardı.</p>
<p>Bundan önce birçok önemli hata yaptı. Örneğin Arap Baharına yön verebilecekken seyirci kalmayı tercih etti. Suriye’deki krizi neredeyse hiç umursamamış olması başına oldukça dert açtı. Buradan çıkan mülteci krizinde ciddi derecede çuvalladı. Komşusu olduğu halde Rusya’yla stratejik ortaklık bile kuramadı. Ukrayna krizinde etkili hiçbir adım atamadı. Çin’in yükselen gücünün ABD ve Avrupa ile direkt rekabetten kaynaklandığını göremeyerek, değerleri kendisinden oldukça farklı olan bir ekonominin geliştikçe kendisine benzeyeceğini sandı ve bu süper gücün etkisini küçümsedi.</p>
<p>AB, ABD’nin ilgisinin Pasifik’e kaydığını, transatlantik ilişkilerin yeniden düzenlenmesi üzerine odaklandığını ve dolayısıyla Avrupa’ya olan sorumluluğunu azaltarak, özellikle güvenlik konusunda daha fazla sorumluluk alma yönünde bir değişikliğe gittiğini geç kavradı.</p>
<p>Bütün bunlara karşılık, Birlik henüz bütüncül ve etkili olabilecek bir dış politika geliştirebilmiş değil. Bunu yapmak için gerekli siyasî liderlikten de yoksun. Ayrıca, dış politika meselesi yalnızca birlik dışında kalan ülkeler açısından değil, birlik içindeki ülkeler açısından da sorunlu. Birlik üyesi ülkelerin birbirleri ve ayrı ayrı diğer ülkelerle olan ilişkileri dış politikanın şekilsiz kalmaya devam etmesine etki ediyor. AB’nin bu bağlamdaki çekimser ve hatta isteksiz tavrı, dünya değişirken bir dış politika aktörüne dönüşmeye niyetinin olmadığını gösteriyor. Ne var ki bu durum, kendi güvenliğini önemli ölçüde tehlikeye atıyor.</p>
<p>Birçok AB ülkesinin genel tavrı halen güvenlik sorunlarını kaynağında değerlendirmekten yana değil. Bugün AB açısından büyük bir güvenlik sorununun var olduğu çok açık. Buna rağmen, AB ülkeleri özellikle terörizme karşı ortak ve etkili bir politika belirleyemiyor. Bu konuda Türkiye’nin sonu gelmez çağrı ve çabalarına karşı ise oldukça duyarsızlar. Bugün, Avrupa güvenliğine en yakın tehdidin Orta Doğu’dan geldiği ve sanılanın aksine Orta Doğu’nun Avrupa’ya çok da uzak olmadığı kabul edilmesi gereken bir gerçek. Orta Doğu’daki mevcut aşırılığın ve terörizmin Türkiye gibi bölgesel güçlerin yardımı olmadan aşılması ise neredeyse imkânsız. AB, NATO üyesi olan Türkiye’nin DAEŞ’e karşı mücadelesinde bırakın askerî ya da maddi diğer katkıları, manevi destekten dahi yoksun. Türkiye’nin bölgedeki rolünü anlayamayacak kadar stratejik düşünmekten uzak.</p>
<p>Bugün Türkiye, Orta Doğu’daki pozisyona öncelikle ABD politikalarının zorlamasıyla gelmiş olsa da AB dış politikasının belirsiz, tavırsız ve kararsız durumu da bu pozisyonu etkiliyor. Türkiye’nin sahada yalnız kalması ABD’nin kasıtlı tercihi gibi görünüyor; ancak AB’nin kendi güvenliği açısından Türkiye’nin stratejik ortaklığının önemini görememesi ya da bunu umursamaması çok akıllıca görünmüyor. AB, Türkiye’yi partner ya da üye ülke olarak görmek konusundaki olumsuz tavrının dış politika aklının önüne geçmesine izin veriyor. Dolayısıyla kendi güvenliğini riske ederken Türkiye’yi temel politikalarda karşıt olduğu Rusya’yla stratejik ilişkiler kurmaya itekliyor.</p>
<p>Türkiye, kendisine yönelen terörizmin boyutlarını görmüş durumda ve buna karşı haklı bir mücadele veriyor. Suriye krizinin çözülmesi bu bakımdan hayatî bir öneme sahip. Suriye’deki istikrarsızlık devam ettikçe DAEŞ ve PYD-YPG-PKK terörünün kaynaklandığı amacın ortadan kaldırılamayacağını biliyor. Verdiği uğraşla, bir bakıma ateşin Avrupa’ya sıçramasını engelliyor. Ne var ki askerî destek bir yana AB’den hiç değilse terör konusunda işbirliği bekliyor. Terörün, etkili mücadele edilmediği takdirde yalnızca Türkiye’yi değil, önünde sonunda Avrupa’yı da yakacağını anlatmaya çalışıyor.</p>
<p>Yakın zamanda AB’den bütüncül bir tavır ve hareket beklemek yanıltıcı olacaktır. AB’nin bütüncül bir askerî-güvenlik ve dış politikasının olmayacağı, olamayacağı görülüyor. AB’nin tavrı ne olursa olsun, Türkiye’nin akılcı ve stratejik davranmaya devam etmesi önemli. Bu aşamada belki de yapılması gereken tek tek AB üyesi ülkelerle, ikili ilişkileri çerçevesinde meselenin boyutlarını ve ciddiyetini konuşmak, onların güvenlik meselesinde daha fazla sorumluluk almalarını istemek ve stratejik işbirlikleri kurmaya çalışmaktır. Mevcut durumda bu yöntemin denenmesi kısmî de olsa olumlu bir etki yaratabilir.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ab-dis-politikasi-ve-turkiye/">AB Dış Politikası ve Türkiye</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EU Means More Than Juncker Can Imagine</title>
		<link>https://hurfikirler.com/eu-means-more-than-juncker-can-imagine/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arda Akçiçek]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Dec 2016 04:00:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünyadan]]></category>
		<category><![CDATA[English]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/eu-means-more-than-juncker-can-imagine/</guid>

					<description><![CDATA[<p>I have recently been emphasizing on incapability of EU administration to deal with worldly matters. And Mr. Juncker, president of the EU Commission proved me right one more time when he posted a tweet last week, remembering Castro as a hero of many. It was impossible for an experienced politician like Juncker not to know [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/eu-means-more-than-juncker-can-imagine/">EU Means More Than Juncker Can Imagine</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>I have recently been emphasizing on incapability of EU administration to deal with worldly matters. And Mr. Juncker, president of the EU Commission proved me right one more time when he posted a tweet last week, remembering Castro as a hero of many. It was impossible for an experienced politician like Juncker not to know that Castro and his revolutionist friends brought death, poverty and misery to the whole country and compelled Cubans to agonize under a socialist dictatorship. If he was a sympathizer of a murderer, he would show the similar sympathy to other murderers of the world; but he was not. His sympathy is most likely for socialist dictatorships and it obviously does not matter to him how many they killed.</p>
<p>Juncker’s praise to Castro is obviously motivated by his collectivist background but there is a worse matter with him. He looks like suffering from a deep confusion and it is not only him but most of other EU technocrats look confused too. And this is not only affecting them but EU’s future too.</p>
<p>People hardly mention about what a huge failure it was for EU administration to make Brits take a Brexit decision. However, it was a mass and Europeans have slowly started to recognize it. Britain’s concerns and demands have not taken into consideration since EU administration sees the union as a club that acts on its own interests and when the time comes, that can break its own rules. However, EU was not established on that spirit. It has never meant to be a mechanical organism that when a country becomes a fit-shape, it can be the part of. EU has been a peace project above all and when this very first principle was noticed to be broken, the organization has lost its spirit. Noone saw that making Brits to take the decision of staying in the EU was much more important than EU procedures or bureaucratic accuracy. Maintaining relationship with UK within the EU perspective should have been the biggest concern beyond all details because EU was exactly for keeping countries attached to its fundamental purpose.</p>
<p>I remember Mr. Juncker said before, the US President-elect Donald Trump should learn how the EU works. The point Juncker is missing is that nobody needs to learn how EU works. It is just people need to learn what EU is; and what EU is obviously very much different than what Juncker imagines. After his long-time political experience, it looks like he needs to learn how the world works.</p>
<p>And now he is adding one more mistake to his career with being reckless to Turkey’s EU membership negotiations. He wants Turkey to decide whether they want to be a member or not. And he seems to be really convinced that it is that easy to make that decision. Is this how he thinks the world works? What would happen if Turkey went to referendum and decide to put an end to membership negotiations? What would that cost to Mr. Juncker? More importantly what would that mean to the future of EU? A European nation is being threatened with deprivation of privileges of club membership? Juncker should understand that if it is a club membership that we are talking about, then we need to admit that people are free to look for alternative clubs with better privileges and they don’t get criticism out of it. However Turkey obviously doesn&#8217;t see it as a club. They see themselves as a natural part of Europe and well deserved candidate of EU membership. That&#8217;s why they have been there since the beginning and have been trying over generations.</p>
<p>Juncker keeps the record of the longest term democratically elected prime minister in power and it must be in his best knowledge that bureaucrats suffer from fish bawl effect. Their lack of vision helps to show matters risk-free but not for so long. When matters change after all, bureaucratic motivations start to become troublesome but nothing more.  They cost a lot to politicians and the people. Thus, they are needed to be taken under control. If European political leaders do not run the show again, EU bureaucrats seem to cost much to Europe. And Turkey looks like the next deficit.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/eu-means-more-than-juncker-can-imagine/">EU Means More Than Juncker Can Imagine</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
