<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Göç ve Göçmenler arşivleri - Hür Fikirler</title>
	<atom:link href="https://hurfikirler.com/category/goc-ve-gocmenler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hurfikirler.com/category/goc-ve-gocmenler/</link>
	<description>..: Hür Fikirler :..</description>
	<lastBuildDate>Thu, 23 Jan 2025 10:19:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Türkiye’nin Gurur Listesi</title>
		<link>https://hurfikirler.com/turkiyenin-gurur-listesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Ali İlkaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Jan 2025 10:18:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünyadan]]></category>
		<category><![CDATA[Göç ve Göçmenler]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208028</guid>

					<description><![CDATA[<p>Schindler’in Listesi, Yönetmenliğini Steven Spielberg’in yaptığı 1994 yılı yapımı ABD filmi. Kısaca bu filmi hatırlayalım: Schindler’in Listesi, Oskar Schindler adlı bir Alman işadamının 2. Dünya Savaşı zamanında Polonya’da kurduğu fabrikada Yahudi işçileri çalıştırması ve bu sayede 1100 Yahudi’nin hayatını kurtarmasını konu alıyor. Gerçek bir hayat hikâyesinden uyarlanan film, ünlü yönetmen Steven Spielberg’in en önemli yapıtları [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/turkiyenin-gurur-listesi/">Türkiye’nin Gurur Listesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Schindler’in Listesi</em>, Yönetmenliğini Steven Spielberg’in yaptığı 1994 yılı yapımı ABD filmi. Kısaca bu filmi hatırlayalım:</p>
<p><em>Schindler’in Listesi, Oskar Schindler adlı bir Alman işadamının 2. Dünya Savaşı zamanında Polonya’da kurduğu fabrikada Yahudi işçileri çalıştırması ve bu sayede 1100 Yahudi’nin hayatını kurtarmasını konu alıyor. Gerçek bir hayat hikâyesinden uyarlanan film, ünlü yönetmen Steven Spielberg’in en önemli yapıtları arasında sayılan ve ona Oscar kazandıran bir yapımdır. Film, 1994 yılında 12 dalda Oscar’a aday olmuş ve 7 dalda ödül kazanmıştı. Filmin kazandığı Oscar’lar şöyle: En İyi Film, Yönetim, Kurgu, Sanat Yönetimi, Görüntü, Özgün Müzik ve Senaryo Uyarlaması.</em> (<a href="https://www.beyazperde.com/filmler/film-9393/">https://www.beyazperde.com/filmler/film-9393/</a>. 21 Ocak 2025).</p>
<p>Bu gün bile hâlâ pek çoğumuz bu filmi hatırlıyoruz. 1100 Yahudi’yi Nazi barbarlığından kurtaran Oscar Schindler’i saygı ile yâd ediyoruz. Oysa Türkiye’nin hayatını kurtardığı Suriyelilerin sayısı 4 milyondan fazladır. Bu muazzam başarının ne kadar farkındayız, toplumumuz bu büyük “iyilik hareketi” ile gurur duyuyor mu? Ben bu gurur listemizin fark edilmesi, gelecek kuşaklara aktarılması adına, tarihe not düşmek için bu satırları kaleme alıyorum.</p>
<p><strong>Suriye İç Savaşının Evleri ve Sığınmacıların Türkiye’deki Durumu</strong></p>
<p>13 Yıldan fazla süren Suriye iç savaşı geride korkunç bir ölüm ve yıkım bıraktı. Suriye iç savaşını ve Suriyeli sığınmacıların buradaki durumunu üç renk ile (pembe, kırmızı ve siyah) anlatmaya çalışacağım.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-208029 alignleft" src="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/01/pembe.png" alt="" width="48" height="48" srcset="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/01/pembe.png 225w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/01/pembe-150x150.png 150w" sizes="(max-width: 48px) 100vw, 48px" /><strong><br />
Pembe, Umut Dönemi</strong></p>
<p>Diktatör rejimler altında inleyen Arap coğrafyasında 2010 yılında Tunus’da Arap Baharı başladı. Kısa süre sonra, Mısır, Libya, Yemen, Bahreyn ve 2011’in Mart ayında Suriye’de uyanış başladı. Arap baharı Tunus, Mısır, Libya gibi yerlerde başarılı oldu. Bu dönemde,  Suriye’de gösteriler artarak devam ediyordu. Rejim sert müdahaleler ile krizi bastırmaya çalıştı. İlk kitlesel göç de 29 Nisan 2011’de Hatay Yayladağı’ndan Türkiye’ye giren 252 kişi ile başladı. Bundan sonra her yıl sığınmacıların sayısı önce 10 binlere, 100 binler ve milyonlarca insana ulaştı.  Bu pembe dönemde muhalifler ve halkın çoğunluğu “yakında rejimin yıkılacağına” inanıyor, bu durumun geçici olduğunu düşünüyorlardı. Türkiye’deki sığınmacılar da oldukça umutla bir süre süre sonra evlerine, şehirlerine, ülkelerine geri döneceklerine inanıyorlardı. Türk devleti ve halkı sığınmacılara karşı çok şefkatli ve yardımsever konumdaydı. İnsanlar, evlerini açıyor, yiyecek, giysi, ev barınma sağlıyordu. Sivil Toplum Kuruluşları öncülüğünde büyük bir seferberlik halinde idik… Aradan geçen yıllara rağmen bu dönem pembe bir umut dönemi olarak hafızamıza kazındı.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-208031 alignleft" src="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/01/kirmizi2.png" alt="" width="46" height="46" srcset="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/01/kirmizi2.png 240w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/01/kirmizi2-150x150.png 150w" sizes="(max-width: 46px) 100vw, 46px" /><strong><br />
Kırmızı, Gerileme Dönemi</strong></p>
<p>Yıl 2014 ama rejimin yıkılacağına dair umutlar artık tükeniyordu. Türkiye’ye gelen sığınmacı sayıları artık 1.5 milyondan daha fazla sayıya ulaştı. Sahada muhalifler 14 Mayıs 2014’te Humus kentini rejime bıraktılar. Artık yön var kuzey…Daha kötüsü de var: 19 Aralık 2016’da muhaliflerin elindeki en önemli kadim kent Halep, rejim ve Rusya’nın bombalarına dayanmayıp düşüyor. Türkiye’ye sığınanların sayılması mümkün değil artık, sınırda adeta insan seli var. Sığınmacıların sayısı 3 milyona dayandı. Pembe umutlar artık yerini karamsarlığa bıraktı. Yeni bir gerçeklik var rejim çok avantajlı, Rusya’nın hava desteği, Hizbullah çetesi, İranlı sapkın Şii milisler sahada hâkim konumuna yükseldiler.</p>
<p>Türkiye’deki sığınmacılara bakış yavaş yavaş değişiyor, toplumun desteği artık yok oldu. AB ve BM’nin bir takım yardımları var ama yetersiz kalıyordu. Sığınmacıların önemli bir kısmı Avrupa’ya geçmek istiyor bu da kolay değil. Bu umutsuz yolda çok sayıda çocuk, kadın erkek hayatını kaybediyor. Türkiye’de toplum “defolun gidin buradan” demeye başlıyor. Suriye halkı için artık her şey kıpkırmızı.</p>
<p><strong><img decoding="async" class="wp-image-208032 alignleft" src="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/01/siyah-kare-300x300.png" alt="" width="51" height="51" srcset="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/01/siyah-kare-300x300.png 300w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/01/siyah-kare-150x150.png 150w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/01/siyah-kare.png 512w" sizes="(max-width: 51px) 100vw, 51px" /></strong></p>
<p><strong><br />
Siyah, Her şey Bitti  </strong></p>
<p>Rejim Halep’in düşmesinden sonra kendine tehdit oluşturacağına inandığı (ki haklı çıkacaklar) Kuzey Suriye’deki İdlip ve çevresine yoğunlaşıyor. 2018’den itibaren İdlip’e yönelik rejim havadan ve karadan saldırılarını yoğunlaştırdı. Suriye’den insanlar akın akın kaçmaya çalışıyordu ancak gidecek yer yok. Türkiye’nin yoğun çabasıyla Mart 2020’de Soçi mutabakatıyla İdlip ve çevresinde “gerginliği azaltma” anlaşması yapıldı. İdlip’de milyonlarca insan daracık bir alanda sıkışmıştı. Barınma, yiyecek ve giyecek kıtlığı had safhada idi. Bir yandan sürekli hava saldırıları, karadan topçu ateşleri ile her gün onlarca insan can veriyordu. Tükiye’de kayıtlı sığınmacı sayısı 4 milyona ulaşmıştı… Artık kamplar kapanmış, sığınmacılar ülkenin dört tarafına dağılmıştı. Büyükler bulabildikleri her işte çalışıyor, küçükler okula gidiyordu. Bu dönemde artık sığınmacı düşmanlığı açık açık yapılır hale geldi. Başını CHP’nin çektiği siyasi partiler bunu seçim vaadi (Suriye’lileri geri gönderme) olarak afişe ediyorlardı. Yükselen enflasyon TL’nin değer kaybı sığınmacılara yönelik toplumsal öfkeyi destekliyordu. STK ortada görünmüyordu. Bazı insanlar canla başla sığınmacılara yardım ediyorlardı. Tüm bunlarla beraber resim simsiyah durumda idi.</p>
<p>Renklerin çağrıştırdığı duygular ile sığınmacılara karşı oluşan duygu, düşünce ve davranışlar arasında büyük oranda paralellik var. Pembe ile başlayan duygular, yıllar geçtikçe kırmızıya, umutların tükenmesine ve derin bir karanlığa bıraktığı görülüyor. Bütün süreç boyunca umutlu kalabilenler var mı? Bilemiyorum. Sanırım böyle kalabilen çok az insan vardır.</p>
<p>Hükümet Suriye’de mevcut statükoyu kabullenmiş durumda idi. Her gün Erdoğan’a “Esad ile görüş” baskısı artıyordu. Eylül 2024’te Esad-Erdoğan görüşmesi için tüm şartlar hazırlandı. Ancak Esad, naz yapmaya kalktı. Tam bundan 2 ay sonra kimsenin beklemediği 27 Kasım sabahı başlayan; “Saldırganlığı caydırma operasyonu” başladı. Sınırlı bir askeri operasyona  yeşil ışık yakılmıştı. Bu sınırlı harekat 2 gün içinde Halep’in dış mahallelerine dayanınca işin rengi değişti. 30 Kasım’da Halep ve İdlip kırsalı muhaliflerin eline geçti. Momentumu yakalayan muhalifler, Hama, Humus ve 8 Aralık günü Başkent Şam’ı da kontrol altına aldılar. Arık umutların tükendiği anda bir yıldırım harekâtı ile despotik rejim yerle bir edildi.</p>
<p><strong>Haydi, listemizi yapalım!   </strong></p>
<p>Bir Word sayfasına iki sütun olmak üzere 78 isim yazılabiliyor&#8230;  Oskar Schindler’in listesi 14 sayfadan oluşuyor. Bir A4 kâğıdının uzunluğu 30 cm. Schindler’in listesi 420 cm yani bir oturma odasının boyu kadar. Şimdi Türkiye’nin listesini yazalım. 51.282 sayfa ediyor. Bu gurur listesinin uzunluğu 1.538.460 cm dir, Bunu km’ye çevirelim: 1,538, 46 km. Bu mesafe Türkiye’nin batı ucundan doğu ucuna 2 kez gidiş mesafesidir. 14 Yıl boyunca tek tek yazarak, destek olarak yaptığımız gurur listemiz budur. Dünya durdukça hatırlanacaktır. Ne mutlu bize! 4 milyon insanın hayatını kurtardık. Bundan daha gurur verici bir davranış olabilir mi?</p>
<p>Bu gurur listesinin oluşumu hiç kolay olmadı, bazı siyasi partiler, kamu görevlilerinin de aralarında bulunduğu bir kesim sığınmacı düşmanlığı yaptı. Son yıllarda Kayseri’de Konya’da sığınmacıların evleri ateşe verildi, araçları yakıldı. Bazı sığınmacılar gaddarca katledildi. Bir röportajda hak ettiği notu vermeyen öğretmenin sığınmacı çocuğa: “sen notu ne yapacaksın” şeklindeki gaddar yanıtını hiç unutmadım. İdlip’de çamurda ağlayan çocukların gözyaşları hatıramdan hiç çıkmadı. Bunlara rağmen bu onur listesinin her satırını, her ismi altın harflerle yazan isimsiz kahramanlar vardı. Kasım ayında kaybettiğimiz emekli öğretmen Veysel Menekşe’ye ve daha nicelerine teşekkür ediyoruz.</p>
<p>Büyük risk alarak tabanını da zaman zaman karşısına alan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bekir Berat Özipek, Atilla Yayla, Mutlu Bulut, Kızılay, LDT, İHH, Özgür-Der gibi nice STK’ların gönüllüleri teşekkürü hak ediyor. Karınca kararınca sığınmacı çocuğa eğitim veren isimsiz öğretmenler teşekkürü hak ediyor.</p>
<p><strong>Neler Yapılabilir</strong></p>
<ul>
<li>Filmler yapılmalı,</li>
<li>Kısa filmler,</li>
<li>Şanlı Urfa’daki Akçakale Sınır Kapısı civarında devasa bir anıt.</li>
<li>Fotoğraf sergileri,</li>
<li>Resim sergileri,</li>
<li>Fotoğraf sergileri,</li>
<li>Roman ve öyküler yazılmalı,</li>
<li>Anı ve günlükler yazılmalı.</li>
<li>Okullarda müfredat içinde yer almalı.</li>
<li>Özel bir anma günü ihdas edilmeli.</li>
</ul>
<p>Sığınmacı sayıları için Kaynak: Tunca. H.Ö. ve Karadağ A. (2018) Suriye’den Türkiye’ye: Tehditler ve Fırsatlar. <em>Kara Harp Okulu Bilim Dergisi, </em>2018,28 (47-68).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/turkiyenin-gurur-listesi/">Türkiye’nin Gurur Listesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Yarım Almanak: 2025’e Girerken Bizim Meselelerimiz</title>
		<link>https://hurfikirler.com/bir-yarim-almanak-2025e-girerken-bizim-meselelerimiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haldun Barış]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Dec 2024 12:53:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Göç ve Göçmenler]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208008</guid>

					<description><![CDATA[<p>2024 bitiyor. 2024 Türkiye için yine oldukça yoğun ve yorucu bir yıl olarak geçti. Güzel şeyler de oldu, maalesef çok üzüldüğümüz meseleler de. Türkiye 2024’ün ilk aylarına bir seçim atmosferinde girdi. 31 Mart seçimleri yaşandı. Mayıs ve sonrasında halkın genel beklentisi ekonomiye yönelik olsa da ekonomide beklenen düzelme gerçekleşmedi. Bir yandan erişim engellerini, tören düzenini [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/bir-yarim-almanak-2025e-girerken-bizim-meselelerimiz/">Bir Yarım Almanak: 2025’e Girerken Bizim Meselelerimiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2024 bitiyor. 2024 Türkiye için yine oldukça yoğun ve yorucu bir yıl olarak geçti. Güzel şeyler de oldu, maalesef çok üzüldüğümüz meseleler de.</p>
<p>Türkiye 2024’ün ilk aylarına bir seçim atmosferinde girdi. 31 Mart seçimleri yaşandı. Mayıs ve sonrasında halkın genel beklentisi ekonomiye yönelik olsa da ekonomide beklenen düzelme gerçekleşmedi. Bir yandan erişim engellerini, tören düzenini ihlâl eden teğmenleri, hakaret davalarını, TUSAŞ terör saldırısını, kayyımları, sosyal krizi açıkça ortaya koyan birtakım toplumsal olayları konuştuk. Gazze’de soykırım sürmeye devam etti. İyi şeyler de oldu. Suriye’de zalim bir diktatör çok şükür ki devrildi. İlk kez bir Türk uzaya çıktı ve 8 Haziran’da ikinci Türk de uzaya gönderildi. Türkiye okçulukta ve atıcılıkta madalyalar kazandı. Yusuf Dikeç bir marka haline geldi, Türkiye’yi epey tanıttı. Akciğer kanseri aşısı 7 ülkeyle birlikte Türkiye’de de denenmeye başlandı. Yapay zeka kullanımı arttı. Daron <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Daron_Acemo%C4%9Flu">Acemoğlu</a> Nobel Ödülü kazandı.</p>
<p>2024’e veda ederken belli aralıklarla yazılar kaleme aldığım bu mecrada, bir almanak mahiyetinde olmasa da belli başlı hususları değerlendirmek ve fikirlerimi ifade etmek amacıyla bu yazıya niyetlendim. Öyleyse başlayalım:</p>
<p><strong>Her şeye rağmen Türkiye büyük bir güçtür ve gelecek 25 yılda bölgenin lideridir.</strong></p>
<p>Daha evvel yazdığım yazılarda Türkiye’nin önümüzdeki 20-25 yıl içerisinde bölgenin tartışılmaz otoritesi, başat gücü olacağını ancak bunun için belli adımları atması gerektiğini yazmıştım.</p>
<p><em>“Geriye dinamik nüfusu ile artan askerî teknolojisi, NATO’nun en büyük 2. kara ordusu, istikrarlı demokrasisi (aynı partinin kazanmasından bahsetmiyorum, güvenli ve demokratik şekilde tekrarlanan seçimlerden bahsediyorum), Gabar civarında çıkan petrolü, yenilenebilir enerji yatırımları, Kalkınma Yolu Projesi, Afrika’da gerçekleştirdiği hamleler ile Türkiye kalmaktadır. Türkiye, kısa-orta vadede bölgede ve ilerleyen süreçlerde küresel ölçekte hegemon güç olmaya adaydır ancak dört önemli sorunu çözmesi gerekmektedir: Ekonomik İstikrarsızlık, Kürt Sorunu, Tarım-Hayvancılık Sorunu ve Düzensiz Göç Sorunu.” (<a href="https://hurfikirler.com/turkiye-gelecek-20-yilda-bolgenin-yeni-lideri/">&#8220;Türkiye: Gelecek 20 Yılda Bölgenin Yeni Lideri&#8221;</a></em><em>)</em></p>
<p>Aynı yazıda henüz Bahçeli’nin söylemleri ortada yokken ve çözüm süreci tartışılmıyorken Erdoğan’ın milliyetçileri ikna etmesi halinde Kürt sorununun çözümü için adımlar atılabileceğinden bahsetmiştim:</p>
<p><em>“Erdoğan hükümeti, eğer milliyetçileri ikna eder ve milliyetçilerle birlikte, askerî operasyonların ardından yeni bir süreç başlatırsa, Özal döneminde konuşulan bazı teorileri (kesinlikle federatif yapıdan bahsetmiyorum) hayata geçirebilir. Bu durumda sınır güvenliği sağlanmış, Kürtlerle sorun yaşamayan Türkiye ve muhtemelen Kürtlerle artarak sorun yaşamaya devam eden Suriye-İran tablosu görebiliriz.”</em></p>
<p><strong>Bütün bunların ardından Suriye’de de önemli gelişmeler yaşandı.</strong></p>
<p>İsrail’in Hizbullah saldırıları sonrasında sahada oldukça zayıflayan Esat yönetimi Türkiye’nin muhalifleri örgütlemesi, desteklemesi ve yönlendirmeleri ile çok şükür ki devrildi. Ancak Suriye’de olan bitenleri ikiye ayırmalıyız; Esad’ın devrilmesi zaferdir lakin Suriye’nin geleceğine dair endişe duymak için de pek çok sebep vardır. Umut edelim ki Suriye’de birlik sağlanır ve demokratik bir yönetim oluşturulabilir. Ancak vaka şudur:</p>
<ul>
<li>Türkiye artık İsrail ile neredeyse komşudur ve her an tehdide dönüşebilir.</li>
<li>Suriye’de güçlü bir Kürt bölgesi vardır ve bu bölgede ağır silahlara sahip, kısmen eğitimli, kısmen nizami bir grup bulunmaktadır.</li>
</ul>
<p>Bu iki hususu değerlendirmek gerekir. Bazı hususları anlamak içinse biraz tarih biraz geleceğe ilişkin gelişmelere bakmak gerekir:</p>
<p><strong>Post Vestfalyan sistemin çatlamaya başladığı günümüzde, enerjinin merkezi Ortadoğu ve Asya’da istikrar önemlidir ancak güç savaşları da daha şiddetli yaşanacaktır.</strong></p>
<p>Bir yanda ABD içerisindeki güç savaşları, bir yanda Çin bir yanda güç kaybetmekte olan Rusya ve Avrupa dururken Avrupa’dan kaderini ayıran İngiltere etkisini artırmaya ve güçlenmeye devam etmektedir. Öte yandan dünyamız çok hızlı şekilde değişirken, ulus üstü şirketler ve yeni teknolojik gelişmeler Vestfalyan Düzeninin devletlerini de değiştirecek ve dönüştürecektir.</p>
<p>Bazı temel gerçekler ise her daim sabittir: <u>Enerji hatlarının güvenliği ve istikrarı önemlidir</u>. <u>Ortadoğu ve Orta Asya önemli bir pazardır.</u> Türkiye ise önemli bir jeopolitik konuma sahiptir ve Ortadoğu’nun demokratik, istikrarlı neredeyse tek ülkesidir.</p>
<p>Türkiye’nin temel dış tehditlerine bakıldığına tablo özetle şu şekildedir: Ege’de Yunanistan’ın çıkardığı sorunlar, Kıbrıs’ta Türk Devleti’nin tanınmaması, Irak-Suriye’de yaşanan istikrarsızlıklar, Karadeniz’de Rusya-Ukrayna Savaşı’nın yarattığı istikrarsızlık, İran üzerinden gelen göç ve uyuşturucu/kaçak ticaret, Ermenistan ile kapalı sınırlar ve sözde birtakım iddialar ile mücadele etmeye çalışmaktadır. Diğer yandan terörle mücadele için ciddi bir bütçe ayırmıştır ve ayırmaktadır.</p>
<p><strong>Bunların dışında Türkiye’de adeta kronikleşmeye eğilimli bazı sorunlar da bulunmaktadır.</strong></p>
<p>Bunları diğer yazılarımda da dile getirmiştim: 1- Ekonomik istikrarsızlık ve kırılganlık 2- Kürt Sorunu 3- Göçmen ve uyum politikalarında yetersizlik ve düzensiz göçe yönelik tedbir alınmaması 4- Temiz ve güvenilir tarım-gıda sorunu</p>
<p>Bu sorunlara birazdan değineceğim ve bazı önerileri yine, yeniden sunacağım.</p>
<p>Soğuk savaş sonrasında Asya ile ilişkilerini güçlendiren, 21. yüzyılda ise Erdoğan’ın önce “Yeni Osmanlıcılık” sonra kısmen milliyetçi ve halihazırda daha özgün olmaya dönmesi zorunlu olan dış politika stratejisi ile Türkiye hem Orta Asya’da hem de Ortadoğu’da etkinliğini artırmaktadır.</p>
<p>Gelinen noktada, Türkiye Suriye’de bir manevra alanı yakalamıştır. Ancak bundan sonrasında Suriye’yi imar etme yoluna gidilirken ve Suriye’de yeni yönetim kurulurken Türkiye’nin yeni adımlarını da iyi kurgulamak gerekir.</p>
<p>Bu noktada, bana kalırsa Türkiye’nin, öncelikle Deng Xiaoping’in Çin’e 1990larda öğütlediği, “<strong>sessizce büyümek, kimseyi ürkütmemek</strong>” veya “<strong>sessiz, derin, mütevazı</strong>” şekilde ilerlemek şeklindeki tavsiyelerini bir süre uygulaması gereklidir.</p>
<p><strong>Türkiye dış politikada etki alanını genişletip, güvenliğini ve Ortadoğu’da istikrarı sağlamaya yönelik yeni adımları atmadan evvel 10-20 yıllık bir iç dönüşüme girmeyi hesap etmelidir.</strong></p>
<p>Bu iç dönüşüm için öncelikle ülkede güven ve huzur ortamının sağlanması, bunun için de ilk olarak hukukun üstünlüğüne yönelik adımların atılması ve adalete olan inancın onarılması şarttır. Adaletin hızlandırılması, infaz rejiminin değiştirilmesi, sürekli gündeme algıyı otoriterleştirmeye dönüştüren “hareket” gibi basit suçlardan ötürü göz altı ve tutuklulukların veya adli tedbirlerin önlenmesine yönelik kanuni düzenlemelerin sağlanması bu yazıda anabileceğim birkaç öneridir. Bu hususta daha evvel <a href="https://hurfikirler.com/turkiyenin-hukuk-problemi/">Türkiye’nin Hukuk Problemi</a> başlıklı yazımda detaylıca öneriler ele almıştım.</p>
<p>İç dönüşüm ve sağlamlaştırma yapılırken bir yandan ekonomide kırılganlık giderilmeli, zayıf olduğumuz noktalar güçlendirilmelidir. Vergi alanında artık adil bir düzen sağlanmalı, vergiler düşürülerek daha çok vergi toplanması sağlanmalı ayrıca vergi toplama maliyetleri de düşürülmelidir. Uzay sanayi, yapay zeka gibi alanlarda AR-GE çalışmalarında devlet öncü olarak üretim modelleri de bu iç dönüşüm sürecinde değiştirilmelidir. Bunların yanı sıra özellikle sahil kesiminde kaynağı belirsiz para ile mücadele daha da artırılmalıdır.</p>
<p>Bu iç dönüşümün bir diğer ayağı tarım ve hayvancılık hususudur. Gıdası temiz, helal ve sağlıklı olmayan bir milletin kalkınması mümkün değildir. Bedenimizin ve zihnimizin yakıtı gıdadır. Hatta yediğimiz-içtiğimiz gıdalar ruhumuza dahi etki eder. Öyleyse sağlıksız katkı maddelerine ilişkin yasal düzenlemeleri yeniden gözden geçirmeli, “güvenli sınır” kabul edilen miktarlar, kanuni hak olmaktan çıkarılmalı, en azından izin verilen miktarlar daha da düşürülerek daha az maruziyet sağlanabilmelidir. Yine ülkemizde en çok tüketilen beyaz ekmekteki tuz ve beyaz un oranı değiştirilse dahi önemli bir adım atılabilir.</p>
<p>Sağlıksız gıdalar hem bireye hem de topluma yüktür. Bu gıdaların tüketilmesinin önüne geçmek için düzenli olarak propaganda ve bilinçlendirme çalışmaları yapılmalı, imkânlar ölçüsünde kısıtlamalar uygulanmalıdır.</p>
<p><strong>Öte yandan sağlıksız gıdalara yönelik “sağlığı tehdit vergisi” konularak ve bu vergiden elde edilen gelirler SGK bütçesine aktarılarak bu gıdaları tüketenlerin sağlık sistemine ve bütçeye olan yükü bir nebze olsun azaltılabilir.</strong></p>
<p>Örneğin margarin ve sağlıksız yağlara, sigara ve alkole, kola, gazoz gibi gazlı ve bol şeker şuruplu içeceklere, belli bir düzeyin üstünde şeker şurubu gibi doğal şeker içermeyen ürünlere (güvenli ve izin verilen miktarda olsa dahi) “<strong>sağlığı tehdit vergisi”</strong> konulabilir.</p>
<p>Diğer yandan benim başından beri vurguladığım tarım-hayvancılık sorunu elbette bu önemli hususları içerse de asıl olarak dünyanın yakın gelecekte yaşayacağı gıda krizine ilişkindir. Türkiye bir an evvel tarım arazilerini ıslah etmeli, nitelikli, temiz ve teknolojik tarıma geçmeli, çiftçiler bilinçlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Dünya bir gıda krizi yaşayacaktır ve Türkiye bu gıda sorununu çözmeye aday ülke olmalıdır.</strong></p>
<p><em>(Bir diğer aday ise Rusya’dır</em>.)</p>
<p>Bu konuda bir hususu daha burada dile getirmek istiyorum. Tarım Bakanlığı’nda görev yapan üst düzey bir bürokrat tanıdığımla otururken Sudan’da kiralanan arazileri sormuştum. Ne yazık ki istenilen verimin alınamadığını ve stratejik bir hata yapıldığını söylemişti. Örneğin Romanya’dan tarım arazileri alınmasının daha doğru ve işlevsel olabileceğini belirtmişti. Bunu da burada bir eleştiri mahiyetinde kaleme almak istedim. Türkiye’nin çeşitli ülkelerde tarım arazileri ile tarım yapması önemli bir vizyondur ancak öncelikle ülkemizdeki kuraklaşma, bilinçsiz tarım uygulamaları, çiftçinin ekonomik olarak zor durumuna çözüm bulmak gerekir.</p>
<p>Özetle, Türkiye’nin olası senaryolarda sıklıkla zikredilen tarım ve gıda krizine ilişkin çözüm gücü olma fırsatını değerlendirmesi ve bunun için tarım sorununu çözmesi gerekmektedir.</p>
<p>Bir diğer sorun ise göçmenlere yönelik politikasızlığımızdır. Yabancılar hukuku alanında faaliyet gösteren bir avukat olarak belirtmem gerekir ki Göç İdaresi Başkanlığı’nın bir iç disiplini, bir iç işleyişi, bir iç politikası maalesef yoktur. Kurum inanılmaz derecede yavaştır. Kurumun uyum süreçlerine ilişkin bir çalışması var mıdır bilemiyorum ancak hiç duymadığımı ifade etmeliyim.</p>
<p><strong>Göç sorunu, göçmenleri geri gönderme mevzusu değildir. Türkçe öğretebilme, uyum sağlatabilme, katkı sağlatabilme mevzusudur.</strong></p>
<p>İnsan hakları ihlali derecesinde kötü koşullara sahip Geri Gönderme Merkezleri ile veya yapılan başvurulara seri ret vererek veya en ufak adli şikâyette bir yabancıyı deport ederek bu iş çözülemez! Türkiye’nin artık uyum sürecini gündemine alması gerekir.</p>
<p>Ve bir diğer önemli sorun ise Kürt sorunudur. Türkiye’nin bu soruna ilişkin önünde önemli bir dönem bulunmaktadır: Suriye’deki Kürtler.</p>
<p><strong>Türkiye’nin bu iç dönüşüm ve iç sağlamlaştırma sürecinde Yavuz Sultan Selim döneminde İdris-i Bitlisi tarafından uygulanan “te’lif-i kulûb-i Ekrad” yani Kürtlerin kalplerini ülkeye ısındırma politikasını uygulaması Suriye’den bağımsız olarak mühimdir.</strong></p>
<p>Ancak burada İdris-i Bitlisi’lere ihtiyaç olduğu da aşikârdır. Vurgulamak isterim ki bir İdris-i Bitlisi değil <strong>birden fazla İdris-i Bitlisi’ye ihtiyaç vardır</strong>. O dönemde olduğu gibi bugün de Kürtler’in bir birliği yoktur. <u>Dolayısıyla Kürtler’in tamamına hitap eden bir lider veya otorite de yoktur</u>. Mevcut otoritelerin önemli bir kısmının Türkiye’nin yanına çekilmesi, Kürt grupların Türkiye ile ortak hareket etmesi, Anadolu ve Bölge’de Türklerle Kürtlerin kader ortaklığı yaptığı gerçeğinin artık konuşulması ve işlenmesi önemlidir.</p>
<p>Daha da açık ifade etmem gerekirse <strong>Kürt gruplardan tesirli olan hiçbir gücü İsrail’in etkisine bırakma riskine girmemeliyiz.</strong></p>
<p>Türkiye, dünyanın en büyük ordulardan birine sahip bir ülke olarak gerektiğinde askeri operasyonları yapar ve yapacaktır da. Bu durum otorite tarafından en doğru şekilde belirlenecektir. Ancak barış, huzur ve selamet ortamının her kesime fayda sağlayacağı açıktır.</p>
<p><strong>Hatırlayalım, Efendimiz (sav), Mekke’nin fethinden 2 yıl kadar evvel kendilerini Mekke’ye sokmayan müşriklerle, kılıçları yarıya kadar kınından çekilmiş olan ve müşriklerden şeksiz, şüphesiz kat be kat güçlü olan ordusunu, geri çekmiş, savaştırmamış, hatta bazı Müslümanların tedirginliklerine rağmen aleyhe gibi görünen Hudeybiye Barış Andlaşmasını akdetmişti.</strong></p>
<p>Bu oldukça cesurca ve bir o kadar stratejik bir hamleydi. Nitekim Peygamber Hudeybiye’de yapılan ve aleyhe gibi görünen barış antlaşmasından yalnızca 2 yıl sonra, savaşsız şekilde teslim edilen Mekke’de insanların birçoğu, devletimize biat ettiler. Zaten tüm bu olanlardan evvel de Peygamber Mekkeliler’e yardım yolluyor, Ebu Süfyan’a jestlerde bulunarak Mekkelileri bu fethe hazırlıyordu.</p>
<p>Bugün, yanı başımızda yepyeni bir süreç yaşanıyorken, örneğin <u>DEAŞ’ın hapishanesinin güvenliğinde zorlanan birtakım Kürt gruplarının varlığı bu noktada hesaplara katılabilir</u>, mesele bir de bu zaviyeden incelenebilir.</p>
<p>Burada şunu da vurgulamak isterim: <u>Türkiye’nin bir bölünme riski de yoktur, Allah’ın izniyle hiç kimse Diyarbakır ile Elazığ arasına sınır çizilmesinden bahsedemez, buna en başta bölge insanı, İstanbul’da yaşayan milyon kadar Kürt vatandaşı itiraz edecektir. Öyleyse bu kadim ortaklığı yeniden canlandırmak, tuzak kuranların tuzağına düşmemek gerekir.</u></p>
<p><strong>Öte yandan bu iç dönüşüm ve değişim sürecinde Türkiye’nin bölgede artık vekil kuvvetlerini oluşturması, gerçek manada yapılandırması, güçlendirmesi ve eğitmesi gerekmektedir. Türkiye’nin vekil kuvvetleri bölgede yaşayan Türkmenlerdir. Irakeyn’de, Lübnan’da, Filistin’de ve daha pek çok yerde bulunan akraba topluluklarımız için kuvvetli bir yapılanma kurup hem kültürel hem ekonomik hem siyasi hem de askeri olarak gerçek manada bir destek vermek boynumuzun borcu olduğu kadar stratejik vizyonumuz açısından da elzemdir.</strong></p>
<p>Bu hususu Türk Milliyetçiliği’ni özgürlükçü, serbest piyasacı ve evrensel değerler zaviyesinden de ele alarak fakülte yıllarımda (2015-2020) ele almış ve Mavi Türk Kuşağı Projesi adını verdiğim projeyi hayata geçirmiş hatta bu kapsamda küçük bir adım olması açısından Türkmen çocukların daha eğitimli ve donanımlı olması, akademik başarılarının iyileşmesine destek olabilmek amacıyla Türkmen Çocukları Eğitim Atölyesi’ni de hayata geçirmiştim. Yine Ankara Hukuk’ta okurken bu proje kapsamında ben ve o dönem bir düşünce kuruluşundaki arkadaşlarımla Türk’ün Dünyası başlığıyla pek çok etkinlik yapmış idik. Bu etkinliklerde Kerkük’ü, Kaşgar’ı, Karabağ’ı, Kıbrıs’ı, Kudüs’ü ve diğer çözüm bekleyen bölgeler üzerine kafa yormuş, etkinlikler düzenlemiştik. Yeri gelmişken burada bir etkinliğimizde “Gençler Konuşuyor” bölümümüzde Kıbrıs’tan Kıbrıs Türk Devleti tezini savunan bir genci bulmakta çok zorlandığımı genel bakışın AB üyesi olan Kıbrıs Rum Kesimi ile birleşmek yönünde olduğunu ve orada ciddi bir dezenformasyon faaliyeti ile 5. kol faaliyetlerinin sürdürüldüğünü de ifade etmem gerekir. (Bkz: <a href="https://sahipkiran.org/2019/08/10/mavi-turk-kusagi-projesi-1/amp/">Mavi Türk Kuşağı Projesi</a>)</p>
<p>Kıbrıs’ı ve Kıbrıs’ta yaşanan acılarımızı, tıpkı Bosna’daki hassasiyetimiz gibi ele almalıyız. O dönemlere ilişkin kaliteli yapımcılara belgeseller, filmler çektirmeli oradaki milli bilinci yeniden diriltmenin yollarını aramalıyız.</p>
<p><strong>Sonuç Yerine</strong></p>
<p>Birbirleriyle bağlantılı bu yazıları kaleme alırken çatlarcasına inandığım Türkiye’ye dair birtakım meseleleri en azından kıymetli okurlarımın gündemine taşımak istiyorum. Bu yazıları yazarken aklıma her köşesi cennet olan ülkemizin hak ettiği gibi bir ülke olması için üzerimize düşen sorumluluk duygusu ve <em>Beyaz Zambaklar Ülkesi</em>’nde formülleştirilmiş olan “Güçlü Düşünce, Yüksek İşler, Yüce Girişimler, Sağlıklı Hayvancılık, En İyi Tarım, Kaliteli Kumaş, Temiz Vicdan, Yeni Fikirler, Mekanik Başarı, Müreffeh Millet!” ifadeleri geliyor.</p>
<p>Biliyorum ki değişimi ve dönüşümü iliklerimize kadar yaşadığımız şu günlerde ve yakın gelecekte Vestfalyan Düzenin en büyük eksiği olan “ahlâkî vizyon”; pek çok farklı adla, pek çok farklı formülle, ama öyle ama böyle, eksiğiyle fazlasıyla, kimi zaman nizam-ı alem denilerek, kimi zaman adil düzen denilerek, kimi zaman diriliş düzeni denilerek, kimi zaman K. Tahir’in kerim devleti, kimi zaman Doktor Kıvılcımlı’nın sosyalist Müslümanlığıyla, kimi zaman Kızıl Elma ile kimi zaman dilde-işte-fikirde birlik sözleriyle ifade edilerek, ezcümle her cuma camilerinde yüksek sesle evvel emir “iyiliğin emredildiği, kötülüğün nehyedildiği” bu topraklardan yeni düzene kazandırılacaktır. Her şeye rağmen umudumuzu diri tutmak gerektir.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/author/haldunbaris/">Haldun Barış</a>, Aralık 2024</p>
<p><em>Bir temenni, bir sonnot: 2025’e girerken umut ediyorum ki 2025 yılı ülkemizin gastronomiyle, kültür festivalleriyle, müzikle, resimle kısacası sanatla, hayata umut aşılayan alanlarla anıldığı bir yıl olur. 2025 ülkemiz için dünya çapında umut vaat eden işlerin yapıldığı bir yıl olarak tarihe dolu dolu geçer. Elbette bu öncelikle bizlerin çabasıyla mümkündür. Umut edelim ve çaba gösterelim! Unutmayalım, değişim yalnızca küçük bir adımdır</em>.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/bir-yarim-almanak-2025e-girerken-bizim-meselelerimiz/">Bir Yarım Almanak: 2025’e Girerken Bizim Meselelerimiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Değişimin Öyküsü: Seko’dan Mustafa Paşa Mahallesine</title>
		<link>https://hurfikirler.com/bir-degisimin-oykusu-sekodan-mustafa-pasa-mahallesine/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haldun Barış]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Sep 2024 14:41:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Göç ve Göçmenler]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=207709</guid>

					<description><![CDATA[<p>2012 yılında, yaşadığım şehir Elazığ’da Kaya Karakaya Fen Lisesi’nde henüz 2. sınıf öğrencisiyken sosyal bilimlere olan ilgimi daha yoğun hissetmeye başlamış ve hobi olarak yaptığım araştırmaların ötesine geçmek istediğimi hissetmiştim. Henüz ortaokulda, matematik öğretmenime hazırladığım tarihî bir konudaki bilgi notu aklıma gelmişti ve neler yapabilirim diye düşünmeye başlamıştım. O dönem fen lisesinde coğrafya öğretmenimiz olan [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/bir-degisimin-oykusu-sekodan-mustafa-pasa-mahallesine/">Bir Değişimin Öyküsü: Seko’dan Mustafa Paşa Mahallesine</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2012 yılında, yaşadığım şehir Elazığ’da Kaya Karakaya Fen Lisesi’nde henüz 2. sınıf öğrencisiyken sosyal bilimlere olan ilgimi daha yoğun hissetmeye başlamış ve hobi olarak yaptığım araştırmaların ötesine geçmek istediğimi hissetmiştim. Henüz ortaokulda, matematik öğretmenime hazırladığım tarihî bir konudaki bilgi notu aklıma gelmişti ve neler yapabilirim diye düşünmeye başlamıştım.</p>
<p>O dönem fen lisesinde coğrafya öğretmenimiz olan Sn. Aşir Yaman Hocamız, her derste bize TÜBİTAK proje yarışmalarının önemini anlatır ve bizi bilim insanı olmaya teşvik ederdi. Kendisi de hemen her yıl bir arkadaşımıza danışmanlık yaparak yarışmaya katılırdı. O derslerden birinin akabinde proje yapmaya karar verdim ve tarih öğretmenimiz ve müdür yardımcımız Sn. Mustafa Balaban Hocamın yanına gittim.</p>
<p>Zannediyorum hayatımdaki önemli noktalardan biriydi bu karar. Çünkü halen sıklıkla görüştüğüm Mustafa Hocam beni heyecanla karşıladı ve proje danışmanı olmayı kabul etti. Sonrasında bana kitaplar okuttu, belge okumayı, arşivciliği öğretti, Elazığ’daki entelektüel çevrelerle tanıştırdı. Kendisi çok titiz ve mükemmeliyetçi olduğu için henüz bir lise öğrencisi olan benim için proje süreci zor ve yorucu olsa da bir o kadar da keyifli ve öğreticiydi.</p>
<p>Mustafa Hocam klasik bir tarih öğretmeni de değildi(r), şehrin hafızasını önemser, toplumsal hafızayı okumayı bilir, kent sosyolojisini analiz ederdi. Aynı zamanda ÇEKÜL Vakfının da Elazığ temsilcisiydi. Halen daha Elazığ ve civar şehirlerde çalışmalar yapıyor, çalıştaylara katılıyor, makaleler yazıyor.</p>
<p>Mustafa Hocamla uzun düşünce turları sonrasında proje alanımızı belirlemiştik: Yerel Tarih. Sonrasında ise konumuzu, methodumuzu vs. belirledik ve bir faaliyet planı çizdik.</p>
<p>O zamanlar yaşadığım mahallenin tarihî yapılara ev sahipliği yaptığını ben de bilmiyordum ama Mustafa Hocam, bizim önünden geçip yıkık dökük gördüğümüz o evlerin değerine beni ikna etmişti ve bu fikre ısınmıştım. Proje bir mahalle örnekleminde yerel tarih bilincini ele alacaktı. Mahallenin tarihini araştıracaktık, mahallelinin yerel tarihe olan ilgisini ölçecektik, sonrasında da tanıtım çalışmaları yapacaktık, elbette elimizdeki kısıtlı imkânlarla.</p>
<p>Nitekim yaptık da. Salnamelere kadar inceledik, mahalleye ilişkin ilginç veriler topladık, kısıtlı imkanlarla pek de profesyonel olmayan anket çalışmamızı da yaptık ve sonuçlarını listeledik, sonrasında da mahalledeki okullarda projeyi sundum, mahallenin tarihini anlattım, ildeki yöneticilere önerileri sunduk. Lise 2. sınıf öğrencisi olarak benim için çok heyecan vericiydi bütün bunlar ve pek çok kişiden harika dönüşler alıyordum.</p>
<p>Sonunda projemizi TÜBİTAK’a sunduk, ilk elemeleri geçtik ve 44. TÜBİTAK Ortaöğretim Araştırma Proje yarışmasında Malatya Bölge’ye davet edildik ve projemiz birincilikle Ankara’daki yarışmaya gitme hakkı kazandı. Malatya’daki hocaların 15 dakika olan sunum süresini “seni biraz daha dinlemek istiyoruz” diyerek 45 dakikaya uzattığını ve çok beğendiklerini hâlâ mutlu bir tebessümle hatırlıyorum.</p>
<p>Ankara’daki yarışma ise benim için pek çok açıdan değerliydi ve bazı açılardan ülkemizin birtakım gerçekleriyle yüzleşmiştim. Projede mahallenin eski adının ceket anlamına gelen “Sako” değil de Ermeni bir terzi olan “Seko”’dan geldiğini savunduğum, mahallede 1915 yılında bir kilise ve 1914 yılında bir cami yaptırıldığını, dönemin olaylarına rağmen mahallede farklı bir durum olabileceğini savunduğum için “Ermeni misin” sorusuna maruz kalmıştım. Oysa Ermeni değildim, hoş olsam nolurdu? Savunduğum tezi toplumsal hafıza doğruluyordu ve hatta mahallenin halen ismi olan Mustafa Paşa da sonrasında mahallede konağı olan bir paşanın adıydı.</p>
<p>Projeye başlamadan evvel okuduğum <em>Yitik Evin Varisleri</em> adlı kitabın da bizim çıkardığımız krokiye göre mahallede geçtiğini düşünmüştük ancak daha çok kanıta ihtiyacımız olduğu için projede yer vermemiştik. Bu kitabın yazarı Vahan Totovents de bir Ermeni yazardı ve yazar Harput’tan Kerkük’e bir ticaret yolundan bahsediyordu. Yıllar sonra 2020 yılında <a href="https://hurfikirler.com/tarihi-miras-harput-kerkuk-urfa-baku-ticaret-yolu/">Hür Fikirler’de yazdığım yazıda</a> bu projeden, bu yoldan ve bu kitaptan bahsetmiştim ancak kitabın ismini hatırlayamamıştım:</p>
<p>“Yazıyı çok fazla uzatmadan ve dağıtmadan sizlere bu yazıyı kaleme almamdaki asıl fikre yönelmek istiyorum. Geçen ay, Elazığ’da depremin etkisiyle yıkılan Seko Mahallesine (Mustafa Paşa Mahallesi) ziyarette bulunduğum sırada, önce büyükelçi beyefendinin üstte yazdığım sözleri geldi aklıma, Harput-Kerkük-Urfa-Bakü ilişkisini düşündüm. Sonra ise lisede TÜBİTAK için hazırladığım ve yerel tarihin önemine dair yaptığım çalışma sırasında Seko Mahallesine ilişkin okuduğum bir kitapta geçen Harput’tan Bağdat’a giden bir ticaret yolunun varlığından bahsedildiği geldi aklıma (Bağdat yolu).  Elime geçen bütün notlarımı karıştırmama rağmen kitaba dair notlarımı bulamadım. Kitap mavi bir kitaptı ve Ermeni bir yazarın yazdığı ince bir romandı.  Sonrasında bu yola ilişkin çalışmalara baktığımda, Bağdat’tan gelen ticaret yolunun Harput’tan geçtiğini, kervanların dinlenme güzergâhlarının Harput olduğunu gördüm. Şunu rahatlıkla ifade edebilirim ki geçmişte bu şehirler arasında ciddi bir ticarî etkileşim yaşanmıştır. Muhtemelen, bu etkileşimin sonucunda da bu denli ciddi bir kültürel etkileşim yaşanmıştır. (Bu şehirlerin ticarî açıdan değeri noktasında Bağdat-Anadolu demiryolu projesi de incelenebilir.)” <a href="https://hurfikirler.com/tarihi-miras-harput-kerkuk-urfa-baku-ticaret-yolu">Haldun Barış, Tarihî Miras: Harput-Kerkük-Urfa-Bakü Ticaret Yolu</a>)</p>
<p>Bu vesile ile kitabın adını da belirtmiş olayım.</p>
<p>Ankara’daki sunumumdan bir gün evvel Ankara’da bir kafede Mustafa hocamın eski öğrencisi ve şu anda Prof. olan Burak Bilgehan Özpek hocayla oturduk. Projemi beğenmişti ama şöyle demişti: “Eğer jüri mikro tarihi ve yerel tarihi önemsemeyen ve de milliyetçi kişilerden oluşursa derece alamayabilirsin.”</p>
<p>Kimseyi suçlamak ve zan altında bırakmak istemem kesinlikle ancak o dönem, esasında milliyetçi duygular da taşıyan ben, büyük bir haksızlığa uğradığım hissiyle dolmuştum. Hatta bu nedenle hukukçu olma hayalimden vazgeçip fen lisesinden diğer arkadaşlarım gibi hekim veya mühendis olmaya karar vermiştim. Çok sürmeden bu hayalin beni motive etmediğini fark ettim ve hukuk okumak istediğime karar verdim.</p>
<p>Bu projeden 8 yıl sonra Elazığ’da maalesef acı bir deprem yaşadık. Ocak 2020 depreminden sonra projesini yapıp tarihini araştırdığım mahalle yıkıldı ve şu anda eskiye dair pek bir şey kalmadı. Mahallede 1914 yılında yaptırılan caminin kitabesi il müzesine götürüldü, eski çeşmelerin bir kısmı yıkıldı.</p>
<p>Bu yazıyı yazmadan bir saat evvel ise Mustafa Hocam eski çeşmelerden birinin fotoğrafını istedi benden, bir makale için. Ben de fotoğrafı ararken proje metnini tekrardan okudum. Bu vesile ile hem bu anıları not düşmek hem de projeden bazı kesitleri internet dünyasına aktarmış olmak istedim.</p>
<p>***</p>
<p>Bu kısım Mustafa Balaban danışmanlığında 2012 yılında 44. TÜBİTAK Ortaöğretim Araştırma Proje Yarışması’na hazırladığımız proje raporundan bazı kesitlerin alıntısıdır. Tam metni isteyenler mail adresim üzerinden bana ulaşabilirler. (avbarishaldun@gmail.com)</p>
<p><strong>Giriş</strong></p>
<p>Uzun yıllar boyunca devletleri, savaşları, antlaşmaları vs. inceleyen tarih olgusuna son yıllarda farklı bir boyut daha eklenmiştir. Özellikle son dönemlerde birçok sosyal bilimci ilgisini insanlara kimliklerini kazandıran mikro coğrafyalar üzerine yoğunlaştırmış ve insanların yaşadığı çevreleri incelemeye başlamışlardır. Projemiz, kentsel tarih algısının toplumda ne kadar bilindiğini, toplumun yaşadığı çevreyi ne kadar merak ettiğini sorgulamış ve örnek seçtiğimiz bir mahallenin tarihini ortaya koyarak kentsel tarih bilincinin arttırılması için öneriler sunmayı ve faaliyetler yapmayı hedeflemiştir.</p>
<p>Projemizde örnek seçtiğimiz mahalle Elazığ’ın Mustafa Paşa (Seko) mahallesidir. Mahalleyi araştırma nedenimiz mahalle hakkında sadece bir kitap yazılmış olması ve kitabın da eksik yönlerinin bulunmasıdır. Seko/Mustafa Paşa Mahallesiyle ilgili yazılan tek kitap olan Ahmet Bulut’un <em>Unutulmayan Mahalle “Sako”,</em> Ankara, 2006 kitabı daha çok mahallede yaşayan aileler ile ilgili bilgileri içermektedir. Mahallenin tarihsel geçmişi, yapıları, mimarisi, kültürel mirasıyla ilgili bir araştırma kitabı olmaması kitabın önemli gördüğümüz eksiklikleridir.</p>
<p>Bunlarla beraber mahalle Osmanlı İmparatorluğu döneminde kurulmasına rağmen tarihî vasfını kaybetmiş ve oturanları tarafından yeterince muhafaza edilmemiştir. Aynı zamanda yaptığımız ön çalışmaların bize mahallede korunmaya muhtaç kültürel-tarihi mirasların olduğunu göstermesi de bu mahalleyi seçmemizde önemli bir etkendir. Projemizin sonunda hem mahalle hem de kent tarihine dikkat çekmek ve korunması, bilinçlenilmesi için öneriler sunmak ve faaliyetlerde bulunmak projemizdeki temel hedeftir.</p>
<p>Yaptığımız anketlerde insanların yaşadığı çevreyi tarihî anlamda tanımaları ile ne hissedecekleri sorusuna % 30 oranında “daha çok sahiplenirim” cevabı verilmiş, % 56 oranında ise “yaşadığım çevre benim için daha çok anlamlanır” cevabı verilmiştir. Bunların toplamı olan % 86 oranında ankete katılanların yaşadığı yerin tanıma ve koruma talebinin karşılık bulamamış olması projemizin aynı zamanda kamu-yerel-sivil toplum örgütlerinin çalışmalarını değerlendirme imkânı sunmuştur.</p>
<p><strong>Bulgular:</strong></p>
<p>1. Yerel tarih araştırması:<br />
Harput yüzyılları aşan tarihinde olduğu gibi Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nda da bölge için önemli bir merkezdi. Farklı kültürleri bir arada tutan yapısı ile de Harput büyük bir ticaret merkeziydi. Ancak 19. Yüzyılda Harput, güneyinde yaklaşık 7 km uzaklıkta bulunan mezraya doğru göç vermeye başladı. Harput’un göç vermesinde kentin gelişmeye müsait olmaması, içme suyu temininde zorluklar, ticarî kervanların kente ulaşmasının zorlukları vb. sebepler etkili olmuştur. Bununla birlikte 1833 yılında bölgeye tayin edilen Mehmet Reşit paşanın da oturacağı konağı Agavat ovasında yaptırması da Harput’un göç vermesinde etkili olan faktörlerden biridir.(Bknz.Belge-I)</p>
<p>Mezraya yapılan göçlerin ardından 1875 yılında Mamuratül-Aziz vilayeti kurulmuştur. Mamuratül-Aziz’in kurulmasından sonra özellikle çarşıların kente kazandırdığı ticarî hayat bölgeye yapılan göçler, açılan işyerleri ve halkın talebi ile şehir hızla büyümüştür.(Bknz.Belge II)</p>
<p>Mamuratül-Aziz kurulduktan sonra 1876 yılında vilayette 2 değirmen, 4 hamam, 263 dükkân vardır. Bunlarla beraber 1876 yılında Mamuratül-Aziz vilayetinde 5 mahalle bulunmaktadır. Bu 5 mahalle Seko (Mustafa Paşa), Sarayatik, Akpınar, Çarşı ve İcadiye mahalleleridir.*</p>
<p>Mamuratül-Aziz ile birlikte kurulan Seko Mahallesi o dönem Harput’tan aşağı inildiğinde redif kışlasının altında kalan alandı. Bugünkü Sanayi mahallesinin de kendisine dâhil olduğu Seko Mahallesi o dönem 2 cadde ve 12 sokağa sahipti.**</p>
<p>Daha çok askerî kışlaların çevresinde gelişen yeni mahalle çok kısa sürede yoğun bir nüfusa sahip olmuştu. Bu nüfus içinde Müslüman, Hıristiyan farklı inanç grupları ile Türk, Ermeni, Kürt vb. etnik farklılara ait insanlar yer almaktaydı.</p>
<p>1.2. Seko Mahallesinde İlk Yapılar</p>
<p>Mamuratül-Aziz’e yerleşim artınca mahalleye halkın ihtiyaçları doğrultusunda bazı yapılar inşa edilmiştir. Bu ihtiyaçlar doğrultusunda mahalleye bir cami ve bir kilise yapılmıştır.* 1914 yılında yaptırılan ve bugünkü adı Hasan Tahsin Paşa olan cami 1973 yılında yenilenmiş ve son halini almıştır. (Bknz. Resim I) Seko mahallesinde yapılan kilise ise 19. Yüzyılın başında yapılmış ve daha sonradan (1930’lu yıllarda) yıkılmıştır. Aynı yıllarda mahallede birçok çeşme yaptırılmıştır. Bu çeşmelerin yapılış tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte Osmanlı İmparatorluğundan kalmıştır ve bugüne sadece bir tanesi gelebilmiştir..(Bknz.Resim II) Seko mahallesi ilerleyen yıllarda birçok çeşmeye sahip olmuş ancak bu çeşmeler suyun evlere verilmesinin ardından, özellikle 1970’li yıllardan sonra yıkılmıştır.</p>
<p>1.3. Seko Mahallesinde Açılan ABD Konsolosluğu</p>
<p>Osmanlı İmparatorluğu döneminde Seko mahallesinde bulunan bir başka yapı ise ABD konsolosluğudur. Konsolosluk 1901 yılında kurulmuştur ve yer olarak Harput değil mezra tercih edilmiştir. Konsolosluğun yeri ile ilgili Barbara J.Merguerian şu ifadeleri kullanmıştır:</p>
<p>“Dışişleri bakanlığı konsolosluğu Harput ismi altında tanımlamasına rağmen konsolosluk Harput şehrinde değil de valilikten birkaç adım ötedeki bir evde Mezre’nin başkentinde bulunmaktaydı. Norton Harput şehrinin deniz seviyesinden 1000 feet yukarısında olduğunu, bölgenin hiçbir ticarî ve idarî merkezi olmadığını sadece stratejik bir konuma sahip olduğunu amirlerine bildirmiştir. 3 milden az bir uzaklıkta ovada bulunan Mezre(Elazığ) Bağdat’tan Karadeniz’e olan kervan yolu üzerinde bulunmaktadır ve 1895 yılından sonra Harput’un sayesinde hızlı bir şekilde gelişmiştir. Mezre’deki konsolosluğun Harput’taki misyoner grubuyla mesafesi uygun olmamasına rağmen misyonerler konsolosluğun pencerelerinden görülebiliyordu, işaretlerin ayrıntılı sitemini kullanarak (mors kodunu aynalarla kullanarak) ihtiyaç durumunda mesaj gönderiyorlardı.”**</p>
<p>Bununla birlikte konsolosluğun yeri ile ilgili bir de kroki bulunmaktadır.*** Konsolosluk 1917 yılına kadar işlev görmüş ve kapatılmıştır. (Bknz.Resim III/kroki-I)</p>
<p>1.4. Seko Mahallesinin İsmi</p>
<p>Seko mahallesi 1933 yılında bir isim değişikliği yaşamış ve bugünkü Mustafa Paşa ismini almıştır.**** Seko mahallesine verilen bu ismin Mustafa Kemal Atatürk’ten geldiği söylense de bu konu <em>Fırat</em> dergisinde Cenani Dökmeci tarafından şöyle izah edilmiştir:<br />
“Bu tarihlerde Mustafa Naim Paşa Mamuratül-Aziz’de Liva kumandanıdır. Halk tarafından “Seko” diye anılan mahalleye bu paşanın adı verilmiştir”.*</p>
<p>Bununla beraber mahallenin eski isminin ise “Seko” mu “Sako” mu olduğu konusunda da tartışmalar vardır. Mahallenin eski isminin Seko olduğunu belirtenler bu ismin bir Ermeni terziden geldiğini söylerler. Sako olduğunu düşünenler ise palto türü bir giysi olan sakonun bu mahallede çok giyildiğini ve bu yüzden bu ismin verildiğini söylerler.</p>
<p>Biz ise mahalleliye yaptığımız ankette elde ettiğimiz sonuca ve eski kaynaklardaki kullanımdan ötürü projemizde Seko ismini kullanmayı tercih ettik. (18 yaş üstünde mahallenin ismine Sako diyenler %16; Seko diyenler ise % 84tür.)</p>
<p>1.5. Seko Mahallesindeki Kültürel Hareketler</p>
<p>Seko mahallesi kurulduğu yıllarda Türklerin ve Ermenilerin çoğunlukta olduğu bir mahalleydi. Bu mahallede farklılıklara rağmen kardeşçe bir yaşam sürülmüştür. Ancak ilerleyen yıllarda mahalledeki Ermeniler çeşitli nedenlerden dolayı göç etmiştir. Mahalle 1970’li yıllarda yapılan Keban barajından dolayı Elazığ’a yapılan göçlerden etkilenmiştir, bunun sonucunda ise mahalle Harput kültüründen gelen kültürel mirasın bir kısmını kaybetmiş olmasına rağmen bugün halen mahallede bu kültürün izlerine rastlanmaktadır.</p>
<p>Aynı zamanda Seko Mahallesi kurulduğundan bu yana çeşitli olaylara da tanıklık etmiştir.</p>
<p>Bunlardan birisi Seko mahallesinde uzun yıllar oturan ve asıl mesleği avukatlık olan Fikret Memişoğlu’nun Avrupa’da yapılan olimpiyatlarda birinciliği elde etmesidir. (Bknz.Resim-4 ) Bunun yanı sıra Yemen Türküsüne konu olan Redif kışlası Seko mahallesinde olup bu türküyü besteleyenlerden biri de yine Seko mahallesinde oturan Fikret Memişoğlu’dur.**</p>
<p>Seko mahallesinde gerçekleşen bir olaydan dolayı bir türkü daha ortaya çıkmıştır. Seko mahallesinde oturan Bekir hocanın eşini Mamoş adlı bir gençle aldattığını öğrenmesi sonucu karısını ve Mamoş’u öldürmesi üzerine Mamoş türküsü ortaya çıkmıştır.*** Olayın geçtiği ev ise yıkılmış ve yerine bir manav dükkânı yapılmıştır.(Bknz.Resim-5)</p>
<p>1.6. Seko Mahallesindeki Geleneksel Mimari ile Yapılan Evler ve Sokak İsimleri</p>
<p>Seko mahallesinde 1980’lere kadar evler ya bahçeli bir şekilde ya da iki katlı “çıkmalı balkonlara” sahip bir şekilde yapılırdı. Ancak bu evler 1980’li yıllardan sonra büyük ölçüde yıkılmış ve yerini apartmanlara bırakmıştır. (Bknz.Resim-6)</p>
<p>Geleneksel mimariye ait evlerden biri de ismini bir sokağa veren Kırmızı konaktı. Kırmızı konak daha çok askerî amaçla kullanılmıştır ve mahalleye ismi verilen Mustafa Naim Paşa da bir dönem burada oturmuştur.*<br />
Seko mahallesindeki sokak isimleri ise daha çok politikacıların ismini taşımaktadır. Az da olsa bazı sokak isimleri sokağın eski halini anlatmış bazıları ise mahalledeki kültürel kişilere dikkat çekmiştir. Ancak böyle isimler oldukça azdır. (Bknz. Resim 7-8-9-10)</p>
<p>1.7. Seko Mahallesindeki Mezarlıklar ve Son Yıllarda Seko Mahallesi</p>
<p>Seko mahallesinde 1980’den önce iki büyük mezarlık bulunmaktaydı. Ancak bu mezarlıklar daha sonra kaldırıldı ve yerlerine parklar ve yollar yapıldı. Son yıllarda Seko Mahallesi 3 okullu, 3 camili, 2 parklı ve az da olsa tarihten izler taşıyan korunmaya muhtaç bir mahalledir.<br />
…<br />
<strong>Öneriler ve Sonuçlar</strong></p>
<p>Projemizde yaptığımız çalışmalar ve gözlemler sonunda aşağıdaki sonuçları elde ettik:</p>
<p>Kent genelinde yaptığımız anketlerde insanların kentsel tarihi merak ettiğini ancak öğrenmediklerini, araştırmadıklarını tespit ettik.</p>
<p>2. Mahalle araştırmamızda bulgularımızı, yaptığımız anketlerle sorguladığımızda mahalle hafızasının yetersiz olduğunu birçok tarihî ve kültürel mirasın büyük oranda bilinmediğini gördük. Mahallede yerinde tespit çalışmaları sırasında yaptığımız anketlerde birçok tarihî ve kültürel mirasın genç nesil tarafından daha az bilindiği ve yerel tarihe daha az ilgi duyulduğu sonucunu elde ettik.<br />
3. Yaptığımız çalışmalarda tarihi ve kültürel miras sayılabilecek birçok eser hakkında kolayca bilgiye ulaştıracak bir girişimde bulunulmadığını gördük.</p>
<p>4. Yaptığımız araştırmalarda yerel tarih için önemli olan kültürel ve tarihî birçok yapının tescillenmediğini ve dolayısıyla da korunmadığını gördük.</p>
<p>5. Araştırdığımız mahallede ve kentte sokak isimlerinin birçoğunun tarihten ve kültürel öğelerden izler taşımadığını gördük.</p>
<p>6. Projemizi çalışırken kent müzesi ve arşiv binalarının eksikliğinden kaynaklı ciddi kayıpların yaşandığını tespit ettik.</p>
<p>Kentsel tarih bilincinin elde edilmesi, yerel kimliğin kaybedilmemesi için aşağıdaki öneriler uygulanabilir:</p>
<p>Yerel yönetimler tarafından kent tarihi için önemli tarihî ve kültürel mirasların bulunduğu mekânların daha tanınır ve görünür olması için buralara bilgilendirme tabelalarının konulması (örnek: Daha önce konsolosluğun bulunduğu yere konsolosluk fotoğrafı ve konsolosluk hakkında bilgi içeren bir tabelanın konulması)</p>
<p>2. Eğitim kurumlarında yerel tarih ve kültür konularına yönelik dersler verilmesi (örnek: İlkokul ve Ortaokul sosyal bilgiler derslerinde bu konulara yer verilmesi)</p>
<p>3. Mahalledeki okulların binalarının yerel tarih ve kültür konusunda zenginleştirilmesi (örnek: Seko mahallesinde bulunan Kaya Karakaya ortaokulunda mahalleye ait bilgi ve fotoğraf içeren mahalle köşesinin oluşturulması)</p>
<p>4. Günümüze kadar gelebilmiş kentin ortak hafızasında yer edinmiş çeşme, ev, dinî yapılar, sokak ve yer isimlerinin tescillenerek korunması (örnek: Seko mahallesinde bulunan çeşme ve geleneksel evlerin tescilinin il kültür ve turizm müdürlüğü tarafından yapılması)</p>
<p>5. Kent hafızasında önemli olayların sözlü tarih yoluyla dijital ortamda arşivlenmesi (örnek: Elazığ kent arşivi ve belleği oluşturulması yönünde yerel yönetimlerin proje yapması)</p>
<p>6. Sokak isimlerinin politik isimlerden arındırılıp yerel tarih ve kültür içerikli hale getirilmesi (örnek: Elazığ belediye meclisine Seko mahallesinde sokaklara, Mamoş türküsü, Terzi pınarı, Yemen türküsü, ABD konsolosluğu gibi isimlerin verilmesinin önerilmesi)</p>
<p>7. Yerel yönetimlerce düzenli olarak kent tarihi ve kültürüne yönelik sergi, bilgi şöleni, konferans vb. etkinliklerin düzenlenmesi.</p>
<p>***</p>
<p>“Bu kısım Mustafa Balaban danışmanlığında 2012 yılında 44. TÜBİTAK Ortaöğretim Araştırma Proje Yarışması’na hazırladığımız proje raporundan bazı kesitlerin alıntısıdır. Tam metni isteyenler mail adresim üzerinden bana ulaşabilirler. (avbarishaldun@gmail.com) ”</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/bir-degisimin-oykusu-sekodan-mustafa-pasa-mahallesine/">Bir Değişimin Öyküsü: Seko’dan Mustafa Paşa Mahallesine</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göçmen Karşıtlığı Değil Göçmenlere Destek Kazandırıyor</title>
		<link>https://hurfikirler.com/gocmen-karsitligi-degil-gocmenlere-destek-kazandiriyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yekta Şirin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Jul 2024 10:06:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç ve Göçmenler]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=207645</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, siyahiler ve Çinliler hakkında ipe sapa gelmez sözünü duyduğum ilk anda büyük bir şaşkınlık geçirmiştim. Nasıl olur da Tanpınar böyle bir şey söyler diye değil. Söyler. Herkeste böyle sapmalar olabilir. Peki, ırkçılık bir sapma mıdır? Ben öyle olduğunu düşünenlerdenim. Irkçılık, yabancı düşmanlığı, insan doğuştan gelen ya da sonradan edindiği kimliklere sistemli düşmanlık [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/gocmen-karsitligi-degil-gocmenlere-destek-kazandiriyor/">Göçmen Karşıtlığı Değil Göçmenlere Destek Kazandırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, siyahiler ve Çinliler hakkında ipe sapa gelmez sözünü duyduğum ilk anda büyük bir şaşkınlık geçirmiştim. Nasıl olur da Tanpınar böyle bir şey söyler diye değil. Söyler. Herkeste böyle sapmalar olabilir. Peki, ırkçılık bir sapma mıdır? Ben öyle olduğunu düşünenlerdenim. Irkçılık, yabancı düşmanlığı, insan doğuştan gelen ya da sonradan edindiği kimliklere sistemli düşmanlık fıtrattan/iyilikten bir sapmaya işaret eder. Bugün dünyanın dört bir yanında görülen göçmen karşıtlığı da benzer şekilde kötülükle eşdeğerdir. Aslında göçmen karşıtlığı bir marazdır.<br />
Maalesef ülkemizde de son zamanlarda belli ırkçı odaklar savaştan kaçıp ülkemize sığınan mazlum insanları hedefe koyarak kendi kötülüklerini etrafa saçmaktalar. Kadın, çocuk, yaşlı demeyerek evlerini taşa tutanlar, hatta Kayseri’de yaşandığı gibi göçmenlere ait evleri ateşe verip yakmaya kalkanlar hangi gerekçeyle olursa olsun bu hastalıklı ruh halini yansıtmaktalar. Göçmenlerin ülkenin demografik yapısına zarar vereceği, ülke ekonomisini olumsuz yönde etkileyeceği gibi bir takım dikkat çekici manşetler atarak eylemlerini meşru göstermeye çalışanlar ne yaparlarsa yapsınlar tarih boyunca mazluma düşmanca davrananlar hatırlanacaktır. Göçmen karşıtlığı bugün Batı’da görüldüğü gibi aşırı sağcı, ırkçı anlayışları besler. İyiliğe, hayra matuf hiçbir yanı yoktur. Bilakis göçmenlerin gittikleri ülkelere yeni bir enerji katması gibi bir takım olumlu yanları söz konusudur. Elbette sorun çıkartanlar olabilir. Bunlar da kolluk güçleri tarafından sınır dışı edilmektedir. Ancak olumsuz bir iki örneği büyüterek göçmenlerin tamamını suçlamak insafsız ve aldatıcı bir yaklaşımdır.<br />
Geçtiğimiz günlerde sona eren EURO 2024 Futbol Şampiyonası aslında göçmen karşıtlığının değil göçmenlere destek olanların başarı kazandığını tüm dünyaya gösterdi. Başta kupayı kazanan İspanya olmak üzere finaldeki rakibi İngiltere, Hollanda, İsviçre, Fransa ve daha birçok ülkenin milli takım kadrosunda göçmen futbolcular yer alıyordu. 2018 Dünya Kupası’nı kazanan Fransa milli takımında bulunan 23 futbolcunun 15’i Mbappe, Kante, Pogba, Dembele, Adil rami gibi Afrika asıllı isimlerden oluşuyordu.<br />
Euro 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda öne çıkan isimlerden biri de Fransa Milli Takımı’nın yıldızlarından Eduardo Camavinga oldu. Aslen Kongolu olan Camavinga, 2002 yılında Angola’da Miconge mülteci kampında dünyaya geldi. Angola, uzun yıllar Portekiz tarafından sömürüldü. Sömürgecilerin ülke yaşamını alt üst ettiği Angola’da iç savaş 27 yıl boyunca devam etti. 500 bin insanın ölümüne neden olan savaşın ardından binlerce insan ülkeden göç etmek zorunda kaldı. Savaştan kaçıp hayatını kurtarmaya çalışan ailelerinden biri de Real Madridli oyuncu Camavinga’nın ailesi oldu. Fransa’ya göç ettikten sonra çalışıp, başlarını sokacakları bir eve sahip olan aile Fransa’da da çeşitli zorluklarla karşılaştı. Camavinga’nın futbola başlaması kısa süre içinde ailenin kaderini de değiştirdi. Yeteneğiyle dikkat çeken oyuncu spor kulüplerinin takip ettiği bir isme dönüştü. Bu sayede Camavinga ile birlikte tüm ailesi de 2019’da Fransız vatandaşlığına geçmeye hak kazandı. Fransa milli takımının yıldız oyuncusu Eduardo Camavinga tüm bu zorlukları aşarak bugün dünya futbolunun en önemli isimlerinden biri oldu. Fransa milli takımının ve dünya futbolunun en önemli isimlerinden biri olan Kylian Mbappe de göçmen bir ailenin çocuğu. Babası Kamerunlu annesi Cezayirli olan Mbappe, ülkesindeki aşırı sağcılara karşı düzenlenen kampanyalara da destek sağlayarak ırkçılağa karşı tavır geliştiren bir isim. Fransa milli takımında ayrıca Benin, Lübnan, Fas, Senegal, Moritanya, Mali gibi farklı ülkelerden Fransa’ya göç etmiş sporcular da yer alıyor.<br />
Turnuvada İspanya ile birlikte final oynayan İngiltere milli takımının etkili oyuncularından Jude Bellingham’ın hikayesi ise daha da ilginç. Babası İngiliz olan Bellingham’ın annesi ise Gambiya kökenli. Yani İngiliz beyaz olan Bellingham’ın babası, Gambiya kökenli siyahi bir kadınla evlenerek ırkçılık duvarını da aşmış biri. İngiltere forması giyen bir diğer önemli oyuncu Bukayo Saka da göçmen bir ailenin çocuğu. 1990 yılında Nijerya’dan İngiltere’ye göç eden ailenin çocuğu olan Saka, 2001 yılında dünyaya geldi.<br />
Euro 2024’te parlayan bir diğer göçmen futbolcu da İspanya milli takımının yıldızı Nico Williams oldu. Abisi İnaki gibi Athletic Bilbao takımının formasını giyen Nico Williams, özellikle İngiltere’ye karşı oynanan final maçındaki performansıyla tüm dünyanın dikkatini çekmeyi başardı. Nico’nun annesi Maria ve babası Felix 1994 yılında Gana’dan İspanya’ya göç etmek zorunda kalmış bir aile. Üstelik İspanya’ya ulaşmak için Sahra Çölü’nü yürüyerek aştıkları yolculuk esnasında anne Maria, büyük oğulları İnaki’ye hamileymiş. Çıplak ayakla çıktıkları yolculuk sonunda tel örgüleri aşıp İspanya’ya sığınan aile tüm zorlukların ardından dünya futboluna büyük bir yıldız armağan etti. İspanya’ya göçün üzerinden sekiz yıl geçtikten sonra 2002’de dünyaya gelen Nico Williams, başarılarıyla İspanyol halkının gurur kaynağına dönüştü.<br />
Avrupa şampiyonu İspanya’nın en önemli yıldızlarından biri olan Lamine Yamal da göçmen bir ailenin çocuğu. Babası Fas, Annesi Ekvator Gine’den İspanya’ya göç etmiş bir ailenin oğlu olan 17 yaşındaki Yamal, özellikle yarı final maçında Fransa&#8217;ya attığı golle hem İspanyol halkınının göğsünü kabarttı hem de dünya kamuoyunun dikkatini çekmeyi başardı. EURO 2024&#8217;ün en iyi golüne sahip Yamal, henüz 15 yaşındayken Barcelona formasını giydi. Ayrıca 16 yaşında İspanya milli takımının kadrosunda yer alarak en genç oyuncu olma özelliğine de sahip oldu.<br />
Görüldüğü gibi ırkçıların hedef tahtasına yerleştirdiği göçmen ailelerin çocukları performanslarıyla bugün dünya sporuna yön verecek konuma eriştiler. Yamal’ın golüne sadece İspanyollar değil kalbi güzellikler için atan herkes sevindi. Irkçılar, toplumu tek tipleştirerek kendisi gibi olmayanları düşmanlaştırırken, hayat tüm farklılıklarıyla insanlara yeni güzellikler sunmaya devam ediyor. Bu açıdan Euro 2024 Şampiyonası farklı geçmişlere ve kültürlere sahip insanların güvenle bir arada yaşamaları sağlandığında ortaya nasıl bir başarı tablosu çıktığının anlaşılması için güzel bir örnek oldu.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/gocmen-karsitligi-degil-gocmenlere-destek-kazandiriyor/">Göçmen Karşıtlığı Değil Göçmenlere Destek Kazandırıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye: Gelecek 20 Yılda Bölgenin Yeni Lideri</title>
		<link>https://hurfikirler.com/turkiye-gelecek-20-yilda-bolgenin-yeni-lideri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haldun Barış]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Apr 2024 11:45:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç ve Göçmenler]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=207546</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçenlerde bir arkadaşım, mutfağa olan ilgimi bildiğinden Şavurma yapıp yapamayacağımı sordu ve ben de onu iftara davet ederek şavurma yaptım. Bir Levant Havzası yemeği olan şavurma (şavarma), diğer Levant yemekleri gibi oldukça lezzetlidir. Nişanyan Sözlükte dönerin Yahudi versiyonu olduğu ifade edilse de günümüzde şavurmayı Lübnan’ın daha çok sahiplendiğini söyleyebiliriz. Yine de Beyrut’ta olduğu kadar Şam’da, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/turkiye-gelecek-20-yilda-bolgenin-yeni-lideri/">Türkiye: Gelecek 20 Yılda Bölgenin Yeni Lideri</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçenlerde bir arkadaşım, mutfağa olan ilgimi bildiğinden Şavurma yapıp yapamayacağımı sordu ve ben de onu iftara davet ederek şavurma yaptım. Bir Levant Havzası yemeği olan şavurma (şavarma), diğer Levant yemekleri gibi oldukça lezzetlidir. Nişanyan Sözlükte dönerin Yahudi versiyonu olduğu ifade edilse de günümüzde şavurmayı Lübnan’ın daha çok sahiplendiğini söyleyebiliriz. Yine de Beyrut’ta olduğu kadar Şam’da, Kudüs’te olduğu kadar Tel Aviv’de de bu yemek oldukça sevilir.</p>
<p>Arkadaşımla şavurma yerken elbette söz politikadan açıldı ve uzun uzadıya konuştuk. Yurtdışında eğitim görmüş, annesi Rus olan arkadaşım Rusya’ya hâkim olduğu kadar Ortadoğu ve Türkiye politikalarına da hâkimdi ve dolayısıyla da keyifli bir sohbet oldu. Sohbetimizde farklı siyasî düşüncelerde olsak da ikimizin de aslında gayet ittifak halinde olduğu bir konu vardı: Türkiye’nin önümüzdeki 20 yıl içerisinde bölgede  kaçınılmaz olarak lider ülke olacağı.</p>
<p>Evet, Türkiye gelecek 20 yıl içerisinde bölgesinin patronu ve doğal lideri olacaktır. Bu durum, pek çok verinin ortaya koyduğu bir gerçekliktir. Pek çok Batılı think tank kuruluşu bu duruma ilişkin analizler yapmakta, bu durumu ortaya koymaktadır. Eğer verilerde radikal bir değişiklik olmazsa ve bazı adımlar atılabilirse Türkiye Ortadoğu’yu aşkın sınırların lider ülkesi konumuna gelecektir. Bu durumu anlayabilmek için bölgedeki diğer ülkelere ve bazı olaylara bakmak dahi yeterlidir:</p>
<p>Bu bölgede en büyük belirleyici hiç şüphesiz ABD ve Rusya’dır. Yeni bir aktör olarak Çin yükselse de henüz bölgeyi tanımamakta; yalnızca ülkesinde biriken paranın nüfuzunu kullanmaya çalışmaktadır. ABD ile mücadele içerisindeki Çin, bu mücadele kızıştıkça Ortadoğu’ya daha fazla kaynak ayırmak istemeyecektir. Çünkü hem ABD hem de Çin; mücadelelerini bölge üzerinde sürdüremeyeceklerdir. Çin Denizi ve Asya’da kızışacak bu mücadele sonucunda ABD ve Çin faktörünün bölgede eskisi kadar etkili olmayacağını rahatlıkla ifade edebiliriz.</p>
<p>Rusya ise hem azalan nüfusu hem artan askerî harcamaları hem de ambargolardan kaynaklı yorgunluğu ile artık ekonomik olarak çökme noktasına gelmiştir. Moskova’yı 20 yıl evvel tanklarla zapt etmeye çalıştıkları Çeçenler korumaktadır. Putin’den sonrası  ise belirsizdir. Şu anda ülkede çıkabilecek bir isyan her şeyi alt üst edebilir. Diken üstündeki bu ülkenin Suriye’den çekilmesi, bölgede yeni bir askerî müdahaleye girmekten kaçınması çok olasıdır.</p>
<p>Bölgede en güçlü ülkelerden İran, iç karışıklığın eşiğinde durmaktadır. Artan ve artık ekonomisine yük olan askerî harcamaları söz konusudur. Hürmüz’ü yakmak dışında bir tehdidi neredeyse yoktur, kaldı ki bunun da yapılabilme olasığı yüksek değildir. Bütün bunlar olmasa dahi coğrafi olarak ve mezhep farklılığından dolayı bölgenin lideri olamayacağını söyleyebiliriz.</p>
<p>Suriye ve Irak hem güvenlik problemi hem de ekonomik problem yaşayan iki ülkedir ve dahası bunun 20 yılda çözülmesi neredeyse imkânsızdır. Ayrıca ileride ciddi bir “su sorunu” yaşayacaklardır. Çözümü ise Türkiye’den geçmektedir. Hakeza, Lübnan da geçirdiği iç savaşın ardından toparlanabilmiş değildir.</p>
<p>Suudi, BAE, Katar gibi ülkelerin askerî varlıkları zayıftır. Daha evvel “lider devlet” tecrübeleri hatta iddiaları dahi yoktur. Kadroları yoktur. Aslında petrol zenginliğinin dışında pek bir şeyleri de yoktur. Mısır ise bir şekilde iddiasını kaybetmiş bir ülkedir. Dar çevresindeki sorunlar dahi Mısır’ı oldukça yormaktadır ve bunu kaldıramamaktadır.</p>
<p>Yukarıdaki tespitlerin bazıları, Dr. Muhammed Ali Ehsan tarafından<em> The Express Tribune’da, “Who will be the next hegemon in Middle East?</em>” başlıklı yazıda farklı bağlamda ve bazı farklılıklar da ihtiva ederek kaleme alınmıştır.</p>
<p>Diğer yandan İsrail ise Gazze’de bir süredir gerçekleştirdiği soykırım ile bölgede hiçbir zaman baskın ve etkin bir güç olamayacağını ortaya koymuştur. Dahası, İsrail’in gerçekleştirdiği bütün katliamlara rağmen başarısızlığı açıkça ortadadır ve Hamas meskûn mahal çatışma stratejisi ile başarılı olarak Filistin davasının liderliğini de ele geçirmiştir. Ayrıca tüm bu olanlar, küresel bir Filistin desteğine dönüşürken İsrail içerisinde pek çok İsrail vatandaşı da hükümetlerini protestoya devam etmektedir. İsrail, Netanyahu’nun anlamsız, hırs dolu ve intikam içerikli; tarihe kara leke olarak yazılan soykırımının ardından bölgede etkin ve baskın bir güç olamayacağını, aslında göründüğü kadar güçlü de olmadığını ortaya koymuştur.  Hatta belki bu vesile ile İsrail’e o meşhur yazıyı hatırlatmak gerekir: “<em>Mene, mene, tekel, ufarsin</em>” yazısını hatırlatmak gerekir.</p>
<p>Geriye dinamik nüfusu ile artan askerî teknolojisi, NATO’nun en büyük 2. kara ordusu, istikrarlı demokrasisi <em>(aynı partinin kazanmasından bahsetmiyorum, güvenli ve demokratik şekilde tekrarlanan se</em><em>ç</em><em>imlerden bahsediyorum</em>), Gabar civarında çıkan petrolü, yenilenebilir enerji yatırımları, Kalkınma Yolu Projesi, Afrika’da gerçekleştirdiği hamleler ile Türkiye kalmaktadır. Türkiye, kısa-orta vadede bölgede ve ilerleyen süreçlerde küresel ölçekte hegemon güç olmaya adaydır ancak dört önemli sorunu çözmesi gerekmektedir: Ekonomik İstikrarsızlık, Kürt Sorunu, Tarım-Hayvancılık Sorunu ve Düzensiz Göç Sorunu.</p>
<p>Beklendiği üzere 31 Mart sonrası Türkiye, Irak ile ortak bir şekilde PKK unsurlarına kapsamlı bir operasyon düzenleyebilir ancak Suriye’de Esad’ın da desteklediği bir PYD/YPG/PKK varlığı artık iyice kök salmıştır. Suriye’deki terör unsurlarına yönelik bir operasyonun düzenlenip düzenlenmeyeceği bilinmese de Irak’taki operasyonların Suriye’deki terör unsurlarını da zayıflatacağı açıktır. Böylece, Kürtler, Türkiye’nin dahil olmadığı ve onaylamadığı, Türkiye’ye rağmen yapılan hiçbir projenin başarılı olamayacağını da bir kez daha görmüş olacaklardır.</p>
<p>Erdoğan hükümeti, eğer milliyetçileri ikna eder ve milliyetçilerle birlikte, askerî operasyonların ardından yeni bir süreç başlatırsa, Özal döneminde konuşulan bazı teorileri (kesinlikle federatif yapıdan bahsetmiyorum) hayata geçirebilir. Bu durumda sınır güvenliği sağlanmış, Kürtlerle sorun yaşamayan Türkiye ve muhtemelen Kürtlerle artarak sorun yaşamaya devam eden Suriye-İran tablosu görebiliriz. Böylece Türkiye önümüzdeki 20 yılda bölgenin patronu olarak ilk müdahalesini de Irak’ın belli bölgelerinde yapmış olur ve Suriye’de de varlığını güçlendirebilir. Ancak bütün bunlar yapılırken geçmişte yapılan hataların yapılmaması ve öncesinde kapsamlı bir askeri harekatın yapılması gerektiğine inanıyorum.</p>
<p>Türkiye düzensiz göç meselesini ancak sınırlarında güvenliği artırıp var olan göçmenleri uyum sürecine tabi tutarak aşabilir. Türkçe kursları, artık Türkiye içerisinde bir gereklilik haline gelmiştir. Diğer yandan uyum sağlamayan, suç işleyen, toplumsal düzeni, kamu sağlığını vb. hususları tehdit eden, Türkçe öğrenmeyen ve bunda direnen  kişiler sınır dışı edilmeli, vatandaşlık kazanmışlarsa vatandaşlık kazanma süreçleri kontrol edilerek usülsüzlük olup olmadığı araştırılmalı -eğer varsa gereği yapılmalı-, kontroller artırılmalıdır. Bu konuya dair kapsamlı çözüm önerileri pek çok akademik çalışma ile ele alınmıştır, incelenebilir.</p>
<p>Diğer yandan Türkiye ekonomisini teknokratlar eliyle düzeltmeye çalışırken bir yandan da gelir adaletsizliğini engellemek zorundadır. Umarım günün birinde, Hayek’in de dediği gibi herkese asgari ihtiyaçlar için “vatandaşlık maaşı” ödeyebilen bir ülke haline gelebilir, bu zenginliğe ulaşabiliriz.</p>
<p>Türkiye, tarım-hayvancılık konusunda da önemli açılımlar yapmak zorundadır. Kurak değil verimli topraklarımızı iyi kullanabilmek, hayvancılığı geliştirmek zorundayız. Ayrıca bunu sadece Anadolu’da yapmak zorunda da değiliz. Özel şirketler aracılığıyla başka ülkelerde üretimler yapabilir, devletler nezdinde toprak kiralamaya devam edebiliriz. Tarım-Hayvancılık gelecek 50-60 yılda en önemli konulardan biri haline gelecektir. Bu konuda daha evvel yazdığım <a href="https://hurfikirler.com/zeytin-ekmek-ve-turkiyenin-tarim-gida-hayvancilik-politikalari-uzerine/">“Zeytin Ekmek ve Türkiye’nin Tarım-Gıda-Hayvancılık Politikaları Üzerine”</a> başlıklı yazıya da göz atabilirsiniz.</p>
<p>Bütün bunların ilk adımı ise sıklıkla vurguladığım üzere yargı reformudur. Türkiye, kapsamlı bir hukuk reformu yapmak zorundadır. Halkın adalete olan güveni bu kadar düşük oldukça ne yazık ki toplumsal yapı yerine oturamaz. Hukuk yoksa eğitim, ekonomi, tarım, sivil toplum vb. hiçbir konuda Türkiye ileriye gidemeyecektir. Bu konuyu da <a href="https://hurfikirler.com/turkiyenin-hukuk-problemi/">“Türkiye’de Hukuk Problemi”</a> başlıklı yazımda işlemiştim.</p>
<p>21.yy’da Gazze’de soykırım yapıldığı şu günlerde, Kudüs’te, Kıbrıs’ta, Doğu Türkistan’da, Kerkük’te, Saraybosna’da sorunlar devam ederken insanlığın, vicdanlı, adil ve güçlü bir yönetim anlayışına sahip Türkiye’ye ne kadar ihtiyacı olduğu açıkça görülmektedir. Tarihin ve medeniyetimizin bize yüklediği bu misyona yabancılaşamayız, sorumluluklarımızın gereğini yapmak zorundayız. Umutlu olmak ve bize verilen müjdeye sıkıca sarılmak zorundayız:</p>
<p>“<em>Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik”</em>(48/1)</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/turkiye-gelecek-20-yilda-bolgenin-yeni-lideri/">Türkiye: Gelecek 20 Yılda Bölgenin Yeni Lideri</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Mahcup Faşizm&#8217;</title>
		<link>https://hurfikirler.com/mahcup-fasizm/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yekta Şirin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Jan 2024 07:56:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünyadan]]></category>
		<category><![CDATA[Göç ve Göçmenler]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=207159</guid>

					<description><![CDATA[<p>Faşizmin iki Dünya Savaşı arasında görülen ve daha sonra terk edilen bir ideoloji olduğunu söylemek gerçekçi görünmüyor. Belki, Hitler ya da Mussolini gibi faşizmi devlet ideolojisi haline getirmek kolay olmayabilir. Ancak günümüzde biyolojik üstünlüğü referans almak yerine özellikle kültürel farklılığı bir üstünlük olarak kabul etmek ve buna ilişkin geliştirilen söylemlerin yoğun biçimde ırkçılığı içinde barındırdığı [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/mahcup-fasizm/">&#8216;Mahcup Faşizm&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Faşizmin iki Dünya Savaşı arasında görülen ve daha sonra terk edilen bir ideoloji olduğunu söylemek gerçekçi görünmüyor. Belki, Hitler ya da Mussolini gibi faşizmi devlet ideolojisi haline getirmek kolay olmayabilir. Ancak günümüzde biyolojik üstünlüğü referans almak yerine özellikle kültürel farklılığı bir üstünlük olarak kabul etmek ve buna ilişkin geliştirilen söylemlerin yoğun biçimde ırkçılığı içinde barındırdığı görülüyor. Açık ya da örtük biçimde kendi kültürel referanslarını biricikleştirip başka kültürleri ötekileştiren/hakaret eden yaklaşım faşizmin bir versiyonu olarak dikkat çekerken, ilginç bir şekilde bu söylemi kullananlar muhtemeldir bu çağda Hitler’i referans almanın mümkün olmayacağını da hesaba katarak yaptıklarının faşizm olmadığını dile getirme ihtiyacı hissediyorlar.</p>
<p>Örneğin Zafer Partisi Genel Başkanı <strong>Ümit Özdağ</strong> dahi ‘faşist’ iddilarının gerçeği yansıtmadığını söylüyor. Çoğunlukla kendisini ‘Atatürkçü’ olarak tanımlıyor. Hatta ırkçı yakıştırması yapanları ‘salaklıkla’ itham edecek kadar bu tanımlardan ‘rahatsız’ olduğunu ifade ediyor;  ‘<a href="https://www.youtube.com/watch?v=6xZ5sQ209vw">Bize ırkçı diyen salaklar! Biz ırkçı değiliz! Biz &#8216;ne mutlu Türk&#8217;üm diyene&#8217; diyen Türk Milleti&#8217;nin şerefli müdafileriyiz</a>.”</p>
<p>İYİ Parti Genel Başkanı <strong>Meral Akşener</strong> de hemen hemen her konuşmasında, Türkiye’deki mültecilere dönük sert ifadeler kullanıyor. Özellikle parti toplantılarında, kendi tabanının da mülteci karşıtlığı ‘coşkusuna’ kapılarak dozajı arttırıp, savaştan kaçıp Anadolu topraklarına sığınan ve kendini savunma imkânı olmayan insanları hedef haline getiriyor. Bunun ırkçılık olmadığını Türk dilini, kültürünü, ekonomisini ve hatta itikadını korumak gayesiyle yaptığını belirtiyor. Akşener siyaseti Avrupa’daki aşırı sağcı ve ırkçı siyasi partileri hatırlatıyor. Faşizmi açıktan savunmanın mümkün olmadığı bir düzende Batı’daki aşırı sağcı partiler de Türk/Müslüman/Arap/Siyahi göçmenlere karşı ırkçı bir tavır içinde olmadıklarını sadece Avrupa kültürünü korumayı amaçladıklarını ifade ederek mahcup bir faşizm örneğini sergiliyorlar. Hollanda’da aşırı sağcı siyasetçi <strong>Geert Wilders</strong> de ‘ayrımcılık ve nefreti körüklemekle’ suçlandığı bir <a href="https://www.theguardian.com/world/2016/dec/09/geert-wilders-found-guilty-in-hate-speech-trial-but-no-sentence-imposed">davada</a> hâkim karşısına çıkmış ve ırkçı biri olmadığını söylemişti.</p>
<p>Totaliter bir zihne sahip olan siyasetçiler genellikle toplum adına konuştuklarını ileri sürerler. Wilders de mahkemedeki savunmasında Hollanda toplumunun büyük oranda kendisi gibi düşündüğünü belirtmişti. Meral Akşener de toplum adına konuşma hakkının kendinde olduğunu düşünerek “<a href="https://www.sozcu.com.tr/aksenerden-cok-sert-multeci-aciklamasi-wp7808305">Her geçen gün büyüyen sığınmacı meselesi Türk Milleti’nin ortak kaygısı ve hassasiyetidir</a>” demiş, 14 Mayıs seçimleri öncesinde Bursa mitinginde seçim vaadi olarak sığınmacıların geri gönderileceğini söylemişti. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ise, seçimden sadece iki gün önce katıldığı canlı yayında mültecileri gidecekleri ortam oluşmadan göndermenin insanî bir tavır olmayacağını söyleyerek meydan okumuştu. Sonuçta kazanan Erdoğan oldu. Öyle ki <em>Haksöz</em> dergisi Mayıs seçimlerinin ardından yayınlanan Haziran sayısının kapağında, “<a href="https://www.haksozhaber.net/haksoz-haziran-sayisi-irkcilik-kaybetti-kardeslik-kazandi-163726h.htm">Irkçılık kaybetti, kardeşlik kazandı</a>” ifadelerine yer vererek seçim sürecindeki ırkçılık tartışmasını veciz bir şekilde özetledi.</p>
<p>Akşener seçimdeki başarısızlığına rağmen göçmen karşıtı tavrını sürdürdü. 26 Ağustos’ta Afyon’da yaptığı konuşmada Akşener, “Sığınmacı sorunu milli güvenlik siyasetinin birinci maddesidir. Beka meselesidir.” dedi. Türkiye’nin dünya siyasetinde kurmaya çalıştığı denklemi, teröre karşı yürütülen mücadeleyi, bölgede birçok farklı noktada hem sahada hem de masada yürüttüğü kavgayı, ülkenin kapasite arttırımına giderken karşılaştığı çok ciddi sorunları yok sayıp mülteci meselesini milli güvenliğin birinci konusu şeklinde sunmak Akşener’in Türkiye’yi ne kadar eksik okuduğunu göstermesi açısından da önemlidir.</p>
<p>Dil meselesi de aşırı sağcı, ırkçı politikacıların sürekli gündeme getirdiği konular arasındadır. Akşener, sığınmacıların Türk dili açısından sorun oluşturduğunu belirtmişti. Benzer şekilde Belçika’da aşırı sağcı <strong>Flaman Çıkarı Partisi</strong> de ülkelerinde kamu kurumlarında Türkçe afiş kullanılmasının yasaklanmasını isteyerek dil konusuna ‘dikkat’ çekmişti. Akşener sık sık sığınmacıları geri göndereceklerini ifade ederken Hollandalı aşırı sağcı Geert Wilders de birçok konuşmasında Türk göçmenlere sınırların kapatılması gerektiğini söyleyip, Türklerin ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulunmuştu. Fransa&#8217;da aşırı sağcı <strong>Ulusal Cephe Partisi</strong>nden Marine Le Pen&#8217;in yeğeni Marion Marechal-Le Pen de Türklere Türkiye’ye dönme çağrısında bulundu. Batı’daki aşırı sağcılar inanç boyutuyla Müslümanların Avrupa için tehdit olduğunu iddia ederlerken Akşener de “Bin yıldır ilmek ilmek dokuduğumuz maneviyatımız ve mukaddesatımız başka coğrafyalarda, başka kültürlerden yeşermiş çeşitli itikadların hedefi haline geliyor” sözleriyle sığınmacı meselesine ‘teolojik’ bir itirazda bulunmuştu.</p>
<p>Kasım ayındaki bir grup konuşmasında Akşener, yaklaşan yerel seçimler öncesi İYİ Parti’nin belediyecilik ‘vizyonunu’ anlatırken zihin dünyasında sıradanlaştırdığı faşizmin yeni bir ‘müjdesini’ paylaştı; “Sığınmacılara kira ve mülk satışına izin verilmeyecek”. Sığınmacıların evlerine göz diken Akşener, belki gelecekte elektrik ve su verilmesinin de engellenmesini isteyebilir. Almanya&#8217;da aşırı sağcı Almanya için <strong>Alternatif (AfD)</strong> gibi İYİ Partili siyasetçiler ve Akşener de sığınmacıların ülke ekonomisini olumsuz etkilediği yönünde açıklamalarda bulunmuştu. Prof. Dr. Bekir Berat Özipek, hem yurt içinde sığınmacılarla ilgili saha çalışmalarına katılıp hem de dünyanın farklı coğrafyalarında sığınmacılarla ilgili yapılan bilimsel çalışmaları kamuoyu ile paylaşan bir isimdir. Özipek, yapılan araştırmalarda sığınmacıların ülke ekonomilerine uzun vadede ciddi ekonomik katkılar sağladıklarını belirtmektedir. Dünyanın en güçlü ekonomilerine sahip ülkelerinin göçmenlere kapılarını açık tutan ülkeler olması elbette tesadüf olamaz.</p>
<p>Ümit Özdağ, Meral Akşener ve özellikle sosyal medyada seküler milliyetçilik adına algı oluşturmaya çalışanların iddialarının aksine göçmen karşıtı siyaset Batı’daki ırkçı partilerle ruh ikizi özelliğine sahiptir. <strong>Açıktan faşizm propagandası yapmaktan çekinen ya da seküler milliyetçiliği merkez sağ siyaset adına kavramsallaştırmaya çalışanlar birer mahcup faşizm örneği sergilemektedir.</strong> Kendilerini her ne kadar seküler değerlere yaslanıp demokratik siyasetin bir parçası olarak sunmaya çalışsalar da kurguladıkları siyaset ve söylemleri faşizm havuzundan beslendiklerini ortaya koymaktadır.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/mahcup-fasizm/">&#8216;Mahcup Faşizm&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şans Hep Yanımda Olur mu?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/sans-hep-yanimda-olur-mu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Melik Nazır Esirci]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Oct 2023 12:14:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Göç ve Göçmenler]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=206983</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanın en korktuğu olgu sanıyorum ölümdür. Ölümden sonra ne gelir diye düşündüm. O da herhalde istemeden, rıza dışında evinden, yerinden, yurdundan edilmektir. Bu yazıyı yazabildiğime göre henüz ölmemişim demektir. Telefonumdaki rehbere ve sosyal medyadaki arkadaş listeme baktığımda, benimle yaşıt, hatta benden küçük oldukça çok sayıdaki arkadaşımın dünyasını değiştirdiğini görüyorum. Tam olarak yaşıtım olan en az [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/sans-hep-yanimda-olur-mu/">Şans Hep Yanımda Olur mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanın en korktuğu olgu sanıyorum ölümdür. Ölümden sonra ne gelir diye düşündüm. O da herhalde istemeden, rıza dışında evinden, yerinden, yurdundan edilmektir.<br />
Bu yazıyı yazabildiğime göre henüz ölmemişim demektir. Telefonumdaki rehbere ve sosyal medyadaki arkadaş listeme baktığımda, benimle yaşıt, hatta benden küçük oldukça çok sayıdaki arkadaşımın dünyasını değiştirdiğini görüyorum. Tam olarak yaşıtım olan en az 10 arkadaşım vefat etmiş. Normal şartlarda onların benden önce ölmeleri için benden fazla bir sebepleri yoktu bildiğim kadarıyla. Ama çeşitli sebeplerle maalesef öldüler. Ama ben hâlâ hayattayım. Bazen kendi kendime sorarım; “neden ben değil de o arkadaşım öldü?” diye. Gerçekten de, ölen arkadaşlarımın geride kalanlarına bakınca, onun yerine ben ölseydim, o benim geride kalan aile efradıma bakıp, hakkımda benim düşündüğümü düşünecekti. “Neden ben değil de o?” Bir tanesini örnek vereyim; her gün 150-200 insanın öldüğü pandemi günlerinde, en yakın, en sevdiğim, yıllık yatılı okul döneminde yataklarımızın hep yanyana geldiği arkadaşımı Covid’den kaybettim. Ben ise Covid’e yakalanmadan o süreci atlattım. Hâlâ hayattayım ve şayet daha uzun yaşamak bir şanssa, evet ben şanslı biriyim. Bu benim bireysel şansım.<br />
Bir de coğrafi şansım var, herhalde. Ülkemiz, coğrafi olarak bir boğaz üzerindeki köprü gibi. Bizim ülkemizin doğusundaki her ülke insanının evini, yurdunu, yerini terketmeye zorlayan sebepleri var. Bangladeş, Pakistan, Afganistan, Irak, İran, Filistin, Türki Devletler hatta Mısır, Somali vb ülke insanları, savaş, yoksulluk, baskıcı yönetim, iklim gibi şartlardan dolayı yurtlarını terketmek zorunda kalıyorlar. Gidip hayata tutunmak istedikleri hedefe ulaşmak için, sırtlarında koca çuvallar, ellerinde bavullar, bebek arabaları, sırt çantalarıyla, çoğu zaman yaya kilometrelerce yol, dere-tepe, çukur, orman, çöl aşıp, (şimdilik) zengin, huzurlu, yağışlı ülkelere gitmeye çalışıyorlar. Geçtikleri her sınırda, devlet toprağında potansiyel suçlu olarak; hasta olma, çalışma, mağduriyetini şikayet etme gibi hiçbir imkandan yararlanmamak üzere, her an polis korkusuyla, kâh bir bodrumda, kâh bir tır kasasında, kâh bir depoda, ahırda, diğer sınırı geçecekleri anı bekliyorlar. Bir kısmı, tır veya kamyon kasasında havasızlıktan, bir kısmı da şişme botta veya kapasitesinin beş kat üzerinde dolu teknede denizin ortasında boğularak ölmek üzere yola çıkıyorlar. Son hedef olarak gördükleri ülkelerin kolluk kuvvetleri teknelerini batırmak için şişliyor, tüfekle ateş ediyor ki denizin ortasında kalsınlar ve çoluk çocuk ölsünler. Medeni Avrupa, İskeçe’den Gdansk’a kadar duvar örmek için sınır ülkelerine para veriyor. Bu arada Türkiye de İran sınırına 40 km. 5 m. yüksekliğinde duvar örüyor. Bu dünyada huzur, güven içinde yaşamak için benden hiçbir eksikleri olmayan bu “insan”ları ben ve benim gibi bu ülkede yaşayanlar, onların bu sefaletini, şanssızlığını, evinde ayaklarını uzatmış, bir elinde kumanda, diğer elinde çay, film seyreder gibi seyrediyoruz. Kendimizi avutmak için de “akıllı olsalardı bu duruma düşmeselerdi, defolup gitsinler, buraya gelip bizim keyfimizi bozmasınlar” diye söyleniyoruz. Ama biliyoruz ki bu ülke de çok sayıda, yine aynı sebeplerle, Kafkasya’dan Çerkez, Abaza, Gürcü, Balkanlar’dan Bosna, Selanik, Kosova, Bulgaristan, Kırım’dan Tatar, Yahudi vb göçmenlerden oluşuyor.<br />
Ben yine kendime soruyorum; “neden bu insan sığınmacı, kaçak göçmen olmak zorunda kalıyor da benim keyfimin bozulacağı trajediyi ben yaşamıyorum”. Demek ben yine şanslıyım.<br />
Bireysel olarak şansım elbet bir gün sona erecek ve arkadaşlarımın gittiği yere er ya da geç ben de gideceğim. Peki coğrafi şansım ne kadar sürebilir? Bir gün ben de, daha huzurlu, verimli bir yere gidip hayatımı idame ettirmek amacıyla bir tır kasasında yola çıkmak zorunda kalabilir miyim?</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/sans-hep-yanimda-olur-mu/">Şans Hep Yanımda Olur mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Sabahın bir sahibi var”</title>
		<link>https://hurfikirler.com/sabahin-bir-sahibi-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bekir Berat Özipek]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 May 2023 10:19:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç ve Göçmenler]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=206767</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kabadayı berber dükkanına girer. Tıraş olan kalenderiye “kalk lan kabak” diye bir tokat indirir ve onu berber koltuğundan atıp yerine oturur. Kalenderi tepki vermez, sessizce kenara çekilir. Tıraşı biten kabadayı tam berber dükkanından çıkmıştır ki, hızla gelen bir at arabasının altında kalır. Kalenderinin boş olmadığını bilen berber, “üstat bu biraz ağır olmadı mı?” diye sorar. Kalenderi, “ben aslında [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/sabahin-bir-sahibi-var/">“Sabahın bir sahibi var”</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kabadayı berber dükkanına girer. Tıraş olan kalenderiye “kalk lan kabak” diye bir tokat indirir ve onu berber koltuğundan atıp yerine oturur. Kalenderi tepki vermez, sessizce kenara çekilir.</p>
<p>Tıraşı biten kabadayı tam berber dükkanından çıkmıştır ki, hızla gelen bir at arabasının altında kalır.</p>
<p>Kalenderinin boş olmadığını bilen berber, <em>“üstat bu biraz ağır olmadı mı?”</em> diye sorar. Kalenderi, <em>“ben aslında onu affetmiştim”</em> der; <em>“ama kabağın sahibi affetmedi.”</em></p>
<p><strong>“Yeryüzünün lanetlileri”</strong></p>
<p>Sığınmacılarla ilgili bütün anketler toplumun onlara karşı olduğunu gösteriyordu. Herkes bunun oy davranışını ciddi biçimde etkileyeceğini düşünüyordu. Onlarla ilgili algı haksız olsa da uğraşmaya değmezdi. Çünkü siyasi bir getirisi görünmüyordu. Oy hakları yoktu ve yangında ilk yakılacaklardandı.</p>
<p>Kılıçdaroğlu, Suriyeli sığınmacıların hangi şartlarda buraya geldiklerini çok iyi biliyordu. Devletin onlara 40 milyar dolar harcamadığını veya diledikleri üniversitede bedava okumadıklarını da. Ama bile bile tersini söyleyip, onları nefretin hedefi haline getirip, çoluk çocuk canlarının yanması için ciddi emek verdi. Hem de yıllar boyunca.</p>
<p>DEVA ve Gelecek partilerinin de sınavıydı bu mesele. Çünkü CHP’den farklı olarak onların iktidarı ilkesel temelde eleştirme iddiaları vardı ve bu yüzden de <em>ahlâk</em> ile <em>muhayyel oy</em> ya da <em>ilke</em> ile <em>maslahat</em> arasında bir tercih yapmaları beklenmezdi. O masada kalmamaları, kalacaklarsa da <em>“biz değer bağımsız siyaset yapmayız, kırmızı çizgimiz ırkçılık, ayrımcılık yapmamanızdır, vekiller sizin olsun, tümünü alın adaleti verin”</em> demeleri gerekirdi.</p>
<p>Ama demediler. Kendi sözlerini, kendi raporlarını yutup, <em>Ortak Metin</em>’deki “tehcir” mutabakatını içlerine sindirebildiler. Oy için ilkeden geçtiler ve ikisini de kaybettiler.</p>
<p><strong>Erdoğan ne yaptı?</strong></p>
<p>Bütün veriler sığınmacıların aleyhine iken ve “göstergeler” onları terk etmesini söylerken onlara bir tekme de o vurmadı. Hamuru göçlerle yoğrulmuş bir ülkenin kadim geleneğini çiğnemedi. Seçime iki gün kala bile oy kaybını göze alarak adaletten yana net bir duruş sergiledi. Pek çok konuda yanlışlar yapsa da bu hayati meselede sağlam durdu. <em>En alttakiler</em>le ilgili o ölümcül günahı işlemedi. Onları sosyal medyadaki ve siyaset arenasındaki linç kalabalığıyla beraber cüzzamlılar vadisine sürmedi.</p>
<p><em>“Birileri bunu anlamayabilir ama biz bunun idraki içindeyiz. O kardeşlerimiz evlerine, topraklarına inşallah oradaki durumlar hal yoluna girdiği zaman zaten kendileri de gidecektir. Ama biz kovamayız, onları bombaların altına gönderemeyiz” </em>dedi. İltica eden Kürtlere ve Ahıska Türklerine olduğu gibi Araplara da sorumluluk duygusuyla yaklaştı.</p>
<p>Ve buna rağmen değil, belki tam da bu yüzden, kimsenin almadığı yükü alma sorumluluğunu gösterebildiğinden, ülkeyi yönetme sorumluluğu için de onay almaya bugün en yakın olan da o oldu.</p>
<p>Peki bu nasıl oldu? Kalenderi kıssası çarpıcı. Ama dini olmayan bir açıklaması da mümkün bu yaşananın.</p>
<p><strong>İnsan bilir mi?</strong></p>
<p>Göçmen karşıtı propagandanın etkisine girenler bile aslında içsel olarak doğrunun ve yanlışın ne olduğunun, kimin sorumluluk duygusuyla hareket edip kimin etmediğinin farkındaydılar. Sosyal medyada ne yazılırsa yazılsın, sanayide Suriyeli işçiyle beraber çalışan işçi, onların hangi şartlar altında hayata tutunmaya çalıştıklarını görüyordu. Tivitır ve instagram ne derse desin, Küçüksu’da sabahın erkeninde amelelerin beklediği kavşakta, evine ekmek götürmek için Halepli bir ameleyle beraber bekleyen amele onu anlıyordu.</p>
<p>Ve ülkede oy kullanan işçiler-ameleler, halden bilmez tuzu kuru şımarıklardan çoktu.</p>
<p>Kılıçdaroğlu’nun oy hakkı olmayan mülteciye bakışı, oyuna ihtiyacı olmadığında ona nasıl bakacağı hakkında gayet net fikir veriyordu. Gülücükler öpücükler kalpler güzeldi ama aynı anda bu insanları şiddetin hedefi haline getiren bir dille beraber inandırıcı olmuyordu.</p>
<p>Bütün bu sebeplerle nefrete oynamak kazandırmadı; muhalefet acılı insanları hedef almak gibi bir kötülüğü tercih ederek, istemeden kendisiyle ilgili çok sahici bir bilgi de vermiş oldu ve kaybetti.</p>
<p><strong>İktidarın sınavı henüz bitmedi</strong></p>
<p><em>“Suriyeli kardeşlerimiz çok büyük bir imtihandan geçiyor, Allah onların yardımcısı olsun. Biz de onlarla sınavdayız” </em>demişti Sultanbeyli Belediye Başkanı Hüseyin Keskin.</p>
<p>Şimdi ikinci turundayız ve aynı “haram meyve” yeniden teklif edilecek. Bu anlamda iktidarın sınavı devam ediyor.</p>
<p>Sınav ama belki de o kadar zor değil.</p>
<p><em>“Ahlaki olan ile faydalı olan birbiriyle çelişmez. Siz onların çeliştiğini düşünüyorsanız faydanıza olanı yanlış tanımlıyorsunuz demektir” </em>der Çiçero. İlahi adalet mi, kainatın üzerine kurulu olduğu değişmez bir kural mı işliyor, <em>Karma</em> mı, <em>Sünnetullah</em> mı, yoksa dinden bağımsız olarak da açıklanabilecek bir şey mi? Doğal hukukun evrensel yasası mı?</p>
<p>O her ne ise, hesap kitap yapmak için fazla karmaşık bir hayatta kural izleyici olmamızı öğütlüyor bize.</p>
<p>Bu ülkede seçim sonuçlarını eli yüreğinin üstünde “güvercin tedirginliğiyle” izleyen garipler var. Bir de ölçüp biçenler, özenli siyasal iletişim dili geliştirenler, kamuoyu araştırmaları yapanlar ve seçim kampanyaları düzenleyenler. Onlar güvercinleri ezmeyi veya umursamamayı fısıldıyorlar siyasetçilere.</p>
<p>Oysa belki de sadece kaybetmeyi göze alanların geçebilecekleri bir sınav bu. Hiçbirimizin ondan azade olmadığı bir sınav. Hepimizin kazanması dileğiyle</p>
<p>18.05.2023 &#8211; Her Taraf</p>
<p>https://www.hertaraf.com/koseyazisi-bekir-berat-ozipek-sabahin-bir-sahibi-var-3673</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/sabahin-bir-sahibi-var/">“Sabahın bir sahibi var”</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şimdi ayrımcılar; nasipse sonra demokrat olacaklar</title>
		<link>https://hurfikirler.com/simdi-ayrimcilar-nasipse-sonra-demokrat-olacaklar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bekir Berat Özipek]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Mar 2023 10:02:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç ve Göçmenler]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=206756</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sevdiklerimize karşı iyi olmak için adalete ihtiyacımız yoktur. O asıl sevmediklerimiz söz konusu olduğunda gereklidir ve bizi haksızlık etmekten alıkoyacak olan da sadece odur. Sesi duyulmayanlara, oy hakkı olmayanlara, onların durumunu bile bile kötü davranan, toplumun geri kalanını onlardan nefret ettirmek için uğraşan ve 10 yıl boyunca sabırla nefret biriktiren birinden demokrasi ve adalet beklemek [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/simdi-ayrimcilar-nasipse-sonra-demokrat-olacaklar/">Şimdi ayrımcılar; nasipse sonra demokrat olacaklar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="td-post-header">
<header class="td-post-title">
<p class="td-post-sub-title">Sevdiklerimize karşı iyi olmak için adalete ihtiyacımız yoktur. O asıl sevmediklerimiz söz konusu olduğunda gereklidir ve bizi haksızlık etmekten alıkoyacak olan da sadece odur. Sesi duyulmayanlara, oy hakkı olmayanlara, onların durumunu bile bile kötü davranan, toplumun geri kalanını onlardan nefret ettirmek için uğraşan ve 10 yıl boyunca sabırla nefret biriktiren birinden demokrasi ve adalet beklemek ancak tepkisellikle zedelenmiş bir muhakemenin sonucu olabilir.</p>
<div class="td-module-meta-info">
<p>Seçimlere doğru Cumhur İttifakı hakkında bir kanaat oluşturmak nispeten kolay; çünkü iktidarda olduğu için, geçmişe ve bugüne dair uygulamaları, artıları ve eksileriyle net bir fikir edinmemizi sağlıyor.</p>
</div>
</header>
</div>
<div class="td-post-content tagdiv-type">
<p>Ama Millet İttifakı hakkında ilk planda kanaat oluşturmak o kadar kolay değil. Özellikle de söylemler üzerinden. Çünkü söylemleri çok genel. Öze ilişkin konulara girmekten özenle kaçınıyorlar ve bunun birbirine hiç benzemeyen tabanlardan aynı anda oy almaya çalışmak gibi çok anlaşılır bir gerekçesi var. İktidara gelse de gelemese de bu tabanlardan biri feci şekilde yanıldığını fark edecek elbette. Ama o zamana dek söylemden bir sonuca ulaşmak güç.</p>
<p>Söyleme değil temel konularda izlenen siyasete bakalım dediğimizde ise ittifakın ana siyasi aktörü olan CHP’nin uzak ve yakın siyasi geçmişi ümitli olmayı güçleştiriyor. Bir yandan helalleşme diyor, Ak Parti-MHP Koalisyonunun yanlışlarına demokrasi retoriğiyle karşı çıkıyor ama iktidarın ilk 15 yılına damgasını vuran en temel demokratikleşme adımlarının esas olarak ona rağmen gerçekleşmiş olması bu iddiasına gölge düşürüyor.</p>
<p>Bu yüzden makul sayıdaki seçmenin haklı bir güven sorunu var. Acaba demokratik bir dönüşüm mü yapar yoksa kısa sürede eski vesayet rejimini tesis mi eder? Daha fazlasına mı sahip oluruz yoksa evdeki bulgurdan da mı oluruz?</p>
<p><strong>Helalleşme mi yüzde 51’e mecbur bırakan seçim sisteminin kerameti mi?</strong></p>
<div class="td-g-rec td-g-rec-id-content_inline tdi_15_686 td_block_template_1 ">
<div id="aswift_1_host" tabindex="0" title="Advertisement" aria-label="Advertisement">Şimdilerde CHP “helalleşme”den söz ediyor. Ama acaba bunu gerçekten de günahına girdiği milyonlarca insana duyduğu mahcubiyetten mi yapıyor yoksa yeni sisteminin getirdiği başkan seçilmek için yüzde 51’i zorunlu kılan seçim sistemden dolayı mı?</div>
<div tabindex="0" title="Advertisement" aria-label="Advertisement"></div>
<p>Acaba yeni başkanlık sistemi “herkesi yakala partisi”ni (catch-all party) dayatmasaydı, böyle bir helalleşmeden söz eder miydi yoksa zümre ve resmi ideoloji partisi olarak eski ayrımcılığına devam edip seçimden sonra diğer partilerle koalisyon arayışı içine mi girerdi? Acaba oylarına ihtiyaç duyduğu için mi <em>artık</em> ya da <em>şimdilik</em> muhafazakarlara ayrımcılık talep etmiyor yoksa ayrımcılıktan vazgeçtiği için mi? Helalleşme gerektirecek günahı terk ettiğinden mi yoksa oy gelecek yerden helalleşmeyi esirgemediğinden mi? Şu an birileriyle helalleşirken aynı anda yarın birilerine karşı helalleşmesini gerektirecek zalimliğin aynısını yapıyor mu?</p>
</div>
<p><strong>Bana iyi garsona kötü davranan “demokrat”</strong></p>
<p>Bu soruları akla getirmemek imkansız. Ama niyet okumaya gerek yok. Çünkü işimiz çok da zor değil. Çünkü elimizde çok basit ve çok gerçek, dolayısıyla gayet sağlıklı sonuç veren bir test var: Oy hakkı olanlara iyi davranmasının sebepleri varsa oy hakkı olmayana nasıl davrandığına bakarsınız. Oy hakkı olmayan ötekilere bugün nasıl baktığına bakarak yarın ne yapacağına dair bir anlama sağlayabilirsiniz.</p>
<p>İşte o yüzde elli birin içinde yer almayan mülteciler bu bakımdan bize paha biçilmez bir adalet mikyası sunuyorlar. Gündelik hayatta göze görünmeyenler onlar. Seçkin konuklarına nazik davrananların gerçek nezaketini ölçmek için bakılması gerekenler. Oy hakkı olmayanlar. “En alttakiler.” Bütün partilerin tabanında sevilmediklerine dair azımsanmayacak oranlar olduğuna dair “kamuoyu araştırmaları” yayınlananlar. Dolayısıyla yanlarında en pervasız davranılabilecekler. En “demokrat” siyasetçilerin, en “duyarlı” sanatçıların, yüzleri kızarmadan ve ayıplanıp damgalanmadan aşağılayabildiği mazlumlar. Ve tabii adalete en çok ihtiyacı olanlar.</p>
<p>İşte onlar, iktidar ve muhalefet için bütün illüzyonu dağıtan bir ayna vazifesi görüyorlar. Millet İttifakı’nın ve onun içinde yer alan küçük partilerin çevresinde toplandığı CHP’nin başkan adayının on yıllık karnesi bu konuda en net görüntüyü sağlıyor. Kılıçdaroğlu’nun 10 yıl boyunca içinde “Suriyeliler” geçen ilgili grup konuşmalarını okuyun; tüm liderler arasında on yıl boyunca Suriyelileri istikrarlı biçimde gayriinsanileştirip, şeytanlaştırıp aramızdaki kriminaller için ses çıkaramaz kurbanlar haline getiren propagandanın açık ara en başarılısını onun yaptığını göreceksiniz. Ümit Özdağ’ınkinden daha eski, daha istikrarlı ve daha etkili olan onunki.</p>
<p><strong>Mesele Suriyelileri sevmek-sevememek değil</strong></p>
<p>Mültecileri sevmekten veya sevmemekten söz etmiyorum. Sevmese bile yapmaması gerekenlerden söz ediyorum. Ayrımcılık yasağından söz ediyorum. Asgari bir adalet duygusundan söz ediyorum. Onlar hakkında işin doğrusunu bildiği halde bile isteye tersini söyleyip söylememekten söz ediyorum. Üstelik bir değil beş değil. On yıl boyunca, düzenli olarak.</p>
<p>Örnek vereyim: Erdoğan Birleşmiş Milletler’de bir konuşma yapıp, Türkiye’nin Suriyelilere 30 milyar dolar harcadığını söyleyip dünyadan dayanışma talep ettiğinde bunu hemen tekzip edip, bu paranın Suriyelilere harcanmadığını, harcansa bu insanların çöpten ekmek toplamayacağını söyleyen oydu. Ama akabinde, -muhtemelen Erdoğan’ı yalanlamaktansa bu paranın verildiğini söylemenin getirisini hesap ederek- o günden bugüne, her gittiği yerde, “Milyonlarca insanın açlıktan nefesi kokuyor, 40 milyar doları Suriyeliler için harcadık” veya “Suriyelilere 35 milyar dolar veriyorsun, emekliye gelince yok” diyen, bunu sayısız kez söyleyen de oydu. Hem de böyle bir paranın harcanmadığını düşündüğü halde. Üstelik bu söylemin can alan, okuldaki çocuklara yönelen, enkaz altındakini ana dilini kullanmaktan korkutan bir nefreti çoğalttığını bilerek.</p>
<p>Kılıçdaroğlu Suriyelilerin birinci sınıf olmadıklarını, diledikleri okullarda bedava okumadıklarını veya sağlık hizmetlerinden bedava yararlanmadıklarını da biliyor. Bildiğini bizzat kendi partisinin hazırlayıp web sayfasında yer verdiği raporlar söylüyor. Ama o her yerde tersini söylüyor. Doğru olmadığını bile bile “Suriyelinin oğlu üniversite sınavlarına girmez, doğrudan gider kaydını yaptırır” diyor.</p>
<p>Şimdi de zorla göndermeyi vadediyor. Suriye’deki durumu bilmediğinden değil. Onların neden burada ve ne durumda olduklarını bildiği halde tersini söylüyor, seçmenin onlardan nefret etmesini sağlamaktan medet umuyor. Onların hayatını kabusa çevirme pahasına. (Fazlası şurada: <a href="https://serbestiyet.com/wp-content/uploads/2021/06/chp-raporu-bekir-berat-o%CC%88zipek-1.pdf" data-wpel-link="internal">https://serbestiyet.com/wp-content/uploads/2021/06/chp-raporu-bekir-berat-o%CC%88zipek-1.pdf</a>)</p>
<p><strong>“Tek konu bu değil” mi?</strong></p>
<p>Şimdi altılı masaya oturup sonra kendilerini böyle bir adayın ardından giderken bulan bazı demokrat dostlarım, “Öyle ama siyasette tek konu bu değil” diyorlar mahcup biçimde.</p>
<p>Siyasette tek konu bu değil elbette. Ama arkadaş seçerken de siyasetçiyi test ederken de bakacağınız en önemli konu.</p>
<p>“Özgürlük ötekinin özgürlüğüdür” der Rosa Luxemburg. Adalet de öyle. En alttakilere, göze görünmeyenlere, yüzüne karşı kötü söz söylenmekten çekinilmeyenlere ve sevmediklerinize karşı tutumunuzdur adil olup olmamanın asıl göstergesi. Adaletin röntgenini de tomografisini de en net biçimde gösteren odur. Oy getirecek yere karşı tutumunuz değil.</p>
<p>“Bana iyi davranan ama garsona kaba olan birine güvenmiyorum. Çünkü o pozisyonda olsaydım bana da aynı şekilde davranırdı” diyordu Muhammed Ali.</p>
<p>Ölçü budur.</p>
<p>Sevdiklerimize karşı iyi olmak için adalete ihtiyacımız yoktur. O asıl sevmediklerimiz söz konusu olduğunda gereklidir ve bizi haksızlık etmekten alıkoyacak olan da sadece odur. Sesi duyulmayanlara, oy hakkı olmayanlara, onların durumunu bile bile kötü davranan, toplumun geri kalanını onlardan nefret ettirmek için uğraşan ve 10 yıl boyunca sabırla nefret biriktiren birinden demokrasi ve adalet beklemek ancak tepkisellikle zedelenmiş bir muhakemenin sonucu olabilir.</p>
<p><strong>En şaşmaz adalet ve demokrasi testi</strong></p>
<p>Suriyeli nefreti iyi analiz edilmeli. Muhafazakarlar, Kürtler ve gayrimüslimler için yüz yıldır yağan nefret sağanağı nasıl bitti? Bitti mi yoksa yön mü değiştirdi? Yarın CHP odaklı yeni bir vesayet kurulursa o nefret seli eski yatağını bulur mu? “Evet, Suriyelilere karşı haksızlık ediyor, ama bana iyi davranacak” denebilir mi? Yoksa bu ilkesizliğini sonra “Yezidiyi dövdürmemeliydik” feryadı mı izler?</p>
<p>Suriyelilerle ilgili yazılıp söylenenler üzerinde düşünen birinin, “Yahu bu adamlar Suriyelileri değil, asıl beni sevmiyor. Suriyelileri bize benzettikleri için onlardan nefret ediyorlar” dediğini hatırlıyorum. Bu tespitte bir haklılık payı olabilir mi?</p>
<p>Şurası açık ki, siyasetin dünyası eskisi kadar siyah ve beyaz değil. Kafa karıştıracak çok şey var.  Görmek isteyenler için alametlere ihtiyaç yok.</p>
<p>Ama elimizde çok şaşmaz bir kriter var ki, o bize her zaman hakikati tüm çıplaklığıyla gösteriyor. “Ankara’da Kuğulu Parkta artık Romanların da kovabilecekleri birileri var” demişti bir arkadaşım. İşte onlar, mevcudiyetleriyle bizim gerçek ve bayramlık yüzümüzü gösteren bir turnusol kağıdı gibi aramızda dolaşıyorlar; sağlam bir mihenk taşı işlevi görüyorlar.</p>
<p>Onlara sadece adalet borçlu değiliz. İllüzyonu dağıttıkları, bize ayna tuttukları için teşekkür de borçluyuz.</p>
<p><time class="entry-date updated td-module-date" datetime="2023-03-23T09:00:12+03:00">Bekir Berat Özipek &#8211; Serbestiyet / 24 Mart 2023 </time></p>
<p><time class="entry-date updated td-module-date" datetime="2023-03-23T09:00:12+03:00">https://serbestiyet.com/gunun-yazilari/simdi-ayrimcilar-nasipse-sonra-demokrat-olacaklar-122639/</time></p>
</div>
<p><a href="https://hurfikirler.com/simdi-ayrimcilar-nasipse-sonra-demokrat-olacaklar/">Şimdi ayrımcılar; nasipse sonra demokrat olacaklar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’nin Aktif Tarafsızlığı, Rus Göçü ve Rusların Türkiye’de Yaşadığı Bazı Sorunlar</title>
		<link>https://hurfikirler.com/turkiyenin-aktif-tarafsizligi-rus-gocu-ve-ruslarin-turkiyede-yasadigi-bazi-sorunlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haldun Barış]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Mar 2023 13:25:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomik Özgürlük / Piyasa Ekonomisi]]></category>
		<category><![CDATA[Göç ve Göçmenler]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=206654</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rusya ve Ukrayna arasındaki çatışmalar küresel ve bölgesel ölçekte pek çok sonuç doğurmaktadır.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/turkiyenin-aktif-tarafsizligi-rus-gocu-ve-ruslarin-turkiyede-yasadigi-bazi-sorunlar/">Türkiye’nin Aktif Tarafsızlığı, Rus Göçü ve Rusların Türkiye’de Yaşadığı Bazı Sorunlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2022 yılında başlayan Rusya ve Ukrayna arasındaki çatışmalar küresel ve bölgesel ölçekte pek çok sonuç doğurmaktadır. Bu acı durumun ülkemiz için de pek çok sonucu bulunmaktadır. Bu sonuçlardan birisi de hem Ukrayna&#8217;dan hem de Rusya&#8217;dan ülkemize gelen ciddi göç dalgasıdır. Bu göçlere ilişkin henüz elimizde veriler ve akademik çalışmalar bulunmasa da sayıların kayda değer olduğu aşikârdır.</p>
<p>Ağırlıklı olarak yabancı gerçek ve tüzel kişilerin avukatlığını yapan bir hukukçu olarak bu dönemde de pek çok Rus vatandaşına danışmanlık ve avukatlık yaptığım için süreci yakından biliyorum. 2022 yılında başlayan çatışmalardan sonra pek çok Rus vatandaşının Türkiye&#8217;de şirket kurma sürecine danışmanlık verdik. Pek çok Rus vatandaşının Türkiye&#8217;de borsa başta olmak üzere çeşitli alanlara yapacağı yatırımların hukukî güvenliğine ve vergilendirmelere ilişkin süreçlerini yönettik. Bu döneme ilişkin net bir biçimde söyleyebileceğim şudur ki son dönemde Rus vatandaşları Türkiye&#8217;ye ciddi bir beyin göçü ve yatırım gerçekleştirdiler ve bu durum devam etmektedir.</p>
<p>Bu durumun oluşmasında, Türkiye’nin, tıpkı 2. Dünya Savaşı sırasında Finlandiya&#8217;nın yaptığı Paasikivi-Kekkonen dış politikası olarak da bilinen &#8220;aktif tarafsızlık&#8221; politikasına benzer bir politika yürütmesinin etkili olduğu açıkça ortadadır. Türkiye, Rusya&#8217;ya uygulanan yaptırımlarda Rusya&#8217;ya nefes olmuş, aktif tarafsızlığını tahıl koridoru gibi hayati konularda da ustalıkla kullanarak dünya için oldukça önemli adımlar atabilmiştir. Kısacası, Türkiye oldukça başarılı bir politika izleyerek Rusların ve Ukraynalıların aynı anda güvenlerini sağlayarak her iki ülke vatandaşı için de güvenli bir liman olabilmiştir.</p>
<p>Öte yandan Rusya&#8217;ya uygulanan ağır yaptırımlar Rusya&#8217;daki ticarî hayati olumsuz etkilemektedir. Rus şirketler, dünyaya entegre bankacılık sistemini kullanamamakta, uluslararası ticaret yapamamakta ve daha pek çok sorunla uğraşmaktadır. Rus şirketler için bu yaptırımlardan kurtularak ticaretlerini devam ettirebilmelerinin yollarından birisi ise Türkiye&#8217;de şirketleşerek bu yaptırımlardan sıyrılabilmektir.</p>
<p>Pek tabiî, Ruslar Türkiye&#8217;ye geldikçe yaşadıkları çeşitli problemler de gündeme gelmektedir. İşin mutfağında çalışan birisi olarak, özellikle havalimanlarındaki hudut görevlilerinin tutumları en çok dert yakınılan konuların başında gelmektedir. Bunun yanı sıra son dönemde artan deport kararı, giriş yasağı veya INAD yolcu sayısındaki artış da konunun bir diğer yönüdür.  (Bu işlemlere yönelik açılan davalara bakan mahkemelerde de iş yükünün ciddi oranda arttığı ve yığılmalar olduğu gerçektir.)</p>
<p>Rusya&#8217;dan Türkiye&#8217;ye gelen ve yatırım yapmak isteyen kişilerin yaşadığı bir diğer temel problem ise bankacılık sisteminde ve ödemelerde yaşanan uzun süreçtir. Örneğin en ufak avukatlık ücretinde dahi fatura ve sözleşmelere rağmen engeller çıkabilmekte, ödemeler günlerce gelmemekte ya da sebepsizce reddedilerek iade edilebilmektedir. Kimi zamanlarda ise şirketlerin hesaplarına &#8220;şüpheli&#8221; oldukları gerekçesiyle günlerce bloke konabilmektedir. Bu durum şirketleri, iki ülke arasındaki ticareti ve yatırımcıları epey etkilemektedir. Diğer yandan iki ülke arasında Western Union benzeri ödeme yöntemleri aktif ve sorunsuzca çalışmakta, küçük çaplı para transferlerinde Rusya ve Post Sovyet coğrafyası mağdur olmamaktadır.</p>
<p>Rus vatandaşlarının Türkiye&#8217;de yaşadığı bankacılık sorunlarından bir diğeri ise Rus Rublesi hesabının açılamamasıdır. Teoride böyle bir yasak olmamasına rağmen kamu bankaları ve birkaçı hariç pek çok özel banka Rus Rublesi hesabı açmamakta, transfer yapmamaktadır. Her ne kadar piyasada fiziki olarak Rus Rublesi sorunu olsa da bu sorun fiziki ödeme sırasında USD veya TL çevirisi ile aşılabilecekken bankaların ABD yaptırımlarından çekinerek bu işlemlerde dahi sorun çıkarmaları Türk dış politikasıyla da uyumlu değildir. Çünkü yaptırım listesinde olan şirketler hariç tutularak diğer gerçek veya tüzel kişilerin işlemleri kolaylıkla yapılabilir.</p>
<p>Rus vatandaşlarının son dönemlerde yaşadığı bir diğer problem ise oturma izni konusundadır. Son dönemde oturma izni başvurularının reddinde belirgin bir artış söz konusudur. Diğer yandan genel olarak vatandaşlık başvuruları ise en çok dert yakınılan konuların başında gelmektir. Yıllar süren ve halen sonuçlanmamış hatta işleme dahi alınmamış başvurular olduğunu biliyoruz. Elbette bu durumun oluşmasında vatandaşlık başvurularındaki olağanüstü artış etkili olmaktadır. Ancak bu soruna yönelik olarak da muhakkak bir çözüm bulunmalıdır.</p>
<p>Yazımı sonlandırmadan evvel bir diğer değineceğim nokta ise özellikle Borsa İstanbul’un ve finansal kuruluşların, web adreslerinde veya rehber metinlerinde Rusça dil alternatifine de yer vermeleridir. Rus sermayesinin arayış içerisinde olduğu bu dönemde Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi’nin, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi’nin ve Borsa İstanbul ile aracı kurumların yapacağı yayınların faydası olabileceğini düşünmekteyim.</p>
<p>Son olarak, Rusların yaşadığı bazı finans ve hukuk sorunlarını dile getirdiğim bu yazıda, Türkiye’de Rus göçünün etkilerinin, siyasi, sosyolojik veya pek çok diğer yönüyle neredeyse hiç çalışılmadığını belirtmek istiyorum. İlgili kurumların, olası sorunların yaşanmaması adına şimdiden gerekli çalışmaları yürütmesinin faydalı olacağı kanaatindeyim.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/turkiyenin-aktif-tarafsizligi-rus-gocu-ve-ruslarin-turkiyede-yasadigi-bazi-sorunlar/">Türkiye’nin Aktif Tarafsızlığı, Rus Göçü ve Rusların Türkiye’de Yaşadığı Bazı Sorunlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
