<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hukuk arşivleri - Hür Fikirler</title>
	<atom:link href="https://hurfikirler.com/category/dosya/hukuk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hurfikirler.com/category/dosya/hukuk/</link>
	<description>..: Hür Fikirler :..</description>
	<lastBuildDate>Mon, 13 Apr 2026 13:09:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Bir Kadın Cinayetini “Hak Etmek”: Pınar Gültekin Kararının Hukukî Mantığı</title>
		<link>https://hurfikirler.com/bir-kadin-cinayetini-hak-etmek-pinar-gultekin-kararinin-hukuki-mantigi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gurur Gülce Beşe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 09:42:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208951</guid>

					<description><![CDATA[<p>Muğla 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Pınar Gültekin dosyasına ilişkin gerekçeli kararı[1], yüzeyde ağır bir cinayeti ayrıntılı biçimde ortaya koyan güçlü bir ceza hukuku metni gibi görünse de yakından incelendiğinde ciddi mantık hataları, seçici delil değerlendirmeleri ve yapısal bir bakış eksikliği içermektedir. Karara göre sanık Cemal Metin Avcı, maktulü bağ evine götürdüğünü, darp ettiğini, boğduğunu ve [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/bir-kadin-cinayetini-hak-etmek-pinar-gultekin-kararinin-hukuki-mantigi/">Bir Kadın Cinayetini “Hak Etmek”: Pınar Gültekin Kararının Hukukî Mantığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Muğla 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Pınar Gültekin dosyasına ilişkin gerekçeli kararı<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a>, yüzeyde ağır bir cinayeti ayrıntılı biçimde ortaya koyan güçlü bir ceza hukuku metni gibi görünse de yakından incelendiğinde ciddi mantık hataları, seçici delil değerlendirmeleri ve yapısal bir bakış eksikliği içermektedir. Karara göre sanık Cemal Metin Avcı, maktulü bağ evine götürdüğünü, darp ettiğini, boğduğunu ve ardından varil içinde yakarak cesedi yok etmeye çalıştığını kabul etmektedir. Metinde sanığın “maktulü yere düşürdüğü, boyun bölgesine halat dolayarak sıkıştırdığı ve daha sonra demir varil içinde yakarak cesedi yok etmeye çalıştığı” belirtilmektedir. Buna rağmen mahkemenin olay örgüsünü kurma biçimi, ortaya çıkan kritik soruları sistematik biçimde tartışmamaktadır. Özellikle olayın fiziksel olarak gerçekleşme ihtimali, delillerin bütünlüğü ve olası iştirak ihtimali gibi konular kararın gerekçesinde yeterince açıklığa kavuşturulmuş değildir. Örneğin davaya katılan vekilinin duruşmada dikkat çektiği önemli bir nokta, cinayetin tek kişi tarafından işlenmiş olmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığıdır. Vekil, maktulün fiziksel özelliklerini hatırlatarak “1.83 boyunda, 68 kilo maktulün tek başına varile konulmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu” ifade etmiştir. Bu iddia yalnızca retorik bir savunma değildir; ceza muhakemesinde maddi gerçeğin ortaya çıkarılması bakımından ciddi bir soru doğurmaktadır. Eğer cinayet, gerçekten tek kişi tarafından işlenmişse bunun fiziksel olarak nasıl mümkün olduğu ayrıntılı biçimde açıklanmalıydı. Başka kişiler olayın belirli aşamalarında rol oynamışsa, mahkemenin bu ihtimali çok daha derinlemesine incelemesi gerekirdi. Gerekçeli karar ise bu kritik noktayı büyük ölçüde sanığın anlatısına dayanarak çözmüş görünmektedir.</p>
<p>Kararın bir diğer büyük problemi, sanığın savunmalarındaki açık çelişkilerin değerlendirilme biçimidir. Dosyada sanığın farklı aşamalarda tamamen farklı savunmalar yaptığı görülmektedir. İlk aşamada maktulün kendisini ailesine söylemekle tehdit ettiğini iddia etmiş, daha sonra şantaj ve para talebi savunmasına başvurmuş, ardından maktulün kendisine bıçak çektiğini ileri sürmüştür; ancak, olay yerinde bir bıçak bulunmamış, adli tıp raporları da bu iddiayı desteklememiştir. Raporda sanığın kolundaki yaranın bir bıçak kesişi değil, “abrazyon (sıyrık)” olduğu belirtilmiştir. Bu durum yalnızca sanığın savunmasının inandırıcılığını zayıflatmakla kalmaz, ceza yargılamasında sıkça görülen bir stratejiye de işaret eder.</p>
<p>Kadın cinayeti davalarında failin mağdurun davranışlarını cinayetin nedeni gibi sunması oldukça yaygındır (Russell 1992). Bu tür savunmalar, sanık avukatının ifadesiyle “Türkiye’de birçok kadına yönelik şiddet dosyasında görülen ve cezayı minimize etmeye yönelik haksız tahrik anlatılarıdır.” Bu noktada kararın temel mantık hatası ortaya çıkar: Mahkeme bir yandan sanığın eylemini planlı ve tasarlanmış bir cinayet olarak kabul ederken diğer yandan haksız bir tahrik indirimi uygulamaktadır. Tasarlama, soğukkanlılık ve önceden düşünülmüş iradeyi ifade ederken; haksız tahrik ani öfke ve kontrol kaybına dayanan psikolojik bir zemini ifade eder. Mahkeme, sanığın bağ evini seçmesini, delilleri yok etmesini, telefonu ve sim kartı parçalayarak izleri yönlendirmesini planlı davranış olarak kabul etmekte ancak aynı failin, mağdurun davranışı nedeniyle anlık tepki verdiğini söyleyerek cezayı indirmektedir. Böylece karar kendi içinde çelişkili bir model üretmektedir: Hem son derece planlı bir fail hem de anlık tahrikle hareket eden bir fail. Mahkeme, savunmanın bir kısmını “hikâye” olarak nitelendirirken; o hikâyenin içinden faili kurtaran kısmı, normatif gerçeklik gibi kabul etmektedir. Bu, maddi gerçeğe ulaşma değil, fail lehine seçici inanma pratiğidir.</p>
<p>Kararın diğer bir problemi, canavarca his veya eziyet çektirerek öldürme nitelikli halinin dışlanmasıdır. Dosyadaki adli tıp raporlarında maktulün “hayatta iken yangına maruz kaldığının kabul edilmesi gerektiği” belirtilmiştir. Buna rağmen mahkeme, taraflar arasında önceden bir ilişki bulunduğu için sanığın sırf öldürme amacıyla hareket ettiğinin kesin olmadığını ileri sürerek bu nitelikli hali uygulamamıştır. Oysa diri diri yakılma fiilinin kendisi zaten eziyet çektirerek öldürmenin en tipik örneklerinden biridir. Mahkemenin bu olguyu kabul edip yine de ilgili nitelikli hali uygulamaması, kavramın fail lehine daraltılması anlamına gelmektedir.</p>
<p>Kararın başka bir problemi, sanığın ileri sürdüğü şantaj anlatısının delil mantığı bakımından yeterince sorgulanmamış olmasıdır. Sanık, savunmasında, maktulün kendisini bayıltarak yanına erkekler yatırdığını, bu görüntüler üzerinden kendisine şantaj yapıldığını, bu nedenle para göndermek zorunda kaldığını ve ATM görüntülerinin de bunu doğruladığını ileri sürmüştür. Ancak ATM görüntülerinin veya para transferlerinin varlığı, bu iddianın doğruluğunu otomatik olarak kanıtlayan deliller değildir. Bir kişiye para gönderilmiş olması, gönderim nedeninin gerçekten şantaj olduğu anlamına gelmez; bunun pek çok farklı açıklaması olabilir. Ceza muhakemesinde deliller yalnızca varlıklarıyla değil, nedensel bağlarıyla anlam kazanır. Bu nedenle mahkemenin para transferlerini şantaj anlatısının doğrulanması yönünde yorumlamadan önce bu iddianın iç tutarlılığını, maddi delillerle desteklenip desteklenmediğini ve alternatif açıklamaları ciddi biçimde tartışması gerekirdi. Karar metninde ise bu kritik nedensellik tartışmasının yeterince yapılmadığı görülmektedir.</p>
<p>Kararın diğer bir hatası, mağdurun özel hayatının dolaylı biçimde yargılamanın merkezine yerleştirilmesidir. Savunma vekili, maktulün özel hayatına ilişkin görüntü ve kayıtların araştırılmasını eleştirerek “burada yargılanan maktulün özel hayatı değil” demiştir. Buna rağmen yargılama sürecinde mağdurun yaşamı ve davranışları sürekli tartışmaya açılmıştır. Feminist hukuk literatüründe bu durum “ikincil mağdurlaştırma” olarak adlandırılır: Kadın öldürülür fakat yargılamada failin fiilinden çok kadının davranışı tartışılır (Koğacıoğlu: 2007). Katılan babanın “Türkiye’de katledilen bütün kadınlar üzerine genelde aynı iftirayı atarlar” sözleri, bu yapısal kalıbı açık biçimde ortaya koymaktadır.</p>
<p>Kararın bir başka hatası, erkek şiddetinin toplumsal bağlamının tamamen göz ardı edilmesidir. Oysa dosyanın kendi anlatısı bile bu cinayetin sıradan bir kişilerarası anlaşmazlık olmadığını göstermektedir. Sanık, ilişkiyi ailesinden gizlemekte, ifşa ihtimalini varoluşsal bir tehdit olarak algılamakta ve kadını ortadan kaldırmayı çözüm olarak görmektedir. Feminist kriminoloji literatürü bu tür olayları hegemonik erkeklik ve erkeklik krizi kavramlarıyla açıklar (Connell: 2016; Messerschmidt: 2016; Messerschmidt: 2019; Sancar: 2020). Erkek, toplumsal statüsünün tehdit altında olduğunu düşündüğünde şiddete başvurabilir.</p>
<p>Bu dava üzerinden de görülmektedir ki kadın üzerindeki erkek tahakkümünün ölümcül formu kısmen sıradanlaştırılmaktadır. İnsanî perspektiften bakıldığında bu dosyada tartışılması gereken soru “Pınar Gültekin ne yaptı?” değil; “bir erkek neden bir kadının hayatı üzerinde bu kadar mutlak bir sahiplik iddiasında bulunabilmektedir ve hukuk sistemi bunu neden ceza indirimiyle karşılayabilmektedir?” sorusudur.</p>
<p>Kısacası bu karar, olguyu görmekte kısmen başarılı fakat anlamlandırmakta derin biçimde başarısızdır. Mahkeme cinayeti, planı ve delil karartmayı görmekte fakat bütün bunların üzerine yine de haksız tahrik örtüsü sererek erkek şiddetini kadın davranışıyla açıklamaya meyyal bir yorum üretmektedir. Bu nedenle kararın temel sorunu, hukuki teknikten çok, erkek egemen şiddeti yorumlama biçiminde ortaya çıkan yapısal bir zihniyet problemidir. Pınar Gültekin dosyası bu yönüyle yalnızca bir ceza davası değil, Türkiye’de kadınlara yönelik ölümcül şiddetin hukuk tarafından nasıl anlamlandırıldığına dair çarpıcı bir toplumsal metin niteliği de taşımaktadır.</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<p>Connell, R. (2016). <em>Toplumsal cinsiyet ve iktidar</em> (C. Soydemir, Çev.). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.</p>
<p>Koğacıoğlu, D. (2007). Gelenek söylemleri ve iktidarın doğallaşması: Namus cinayetleri örneği. <em>Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar</em>, (3), 92–120.</p>
<p>Messerschmidt, J. W. (2016). Masculinities and femicide. <em>Culture, Masculinities, and Femicide in Europe Conference</em>, Ljubljana.</p>
<p>Messerschmidt, J. W. (2019). <em>Hegemonik erkeklik: Formülasyon, yeniden formülasyon ve genişleme</em>. Çev. Eleştirel Erkeklik İncelemeleri İnisiyatifi. Özyeğin Üniversitesi Yayınları. İstanbul.</p>
<p>Muğla 3. Ağır Ceza Mahkemesi. (2022). Pınar Gültekin cinayeti davası gerekçeli kararı (E. 2020/230, K. 2022/214). (E.T. 04.04.2026) Erişim linki: <a href="https://im.haberturk.com/images/others/2022/06/25/2020230_Esas_pdf_220624_181935_220624_182110.pdf">https://im.haberturk.com/images/others/2022/06/25/2020230_Esas_pdf_220624_181935_220624_182110.pdf</a></p>
<p>Russell, D. E. H. (1992). <em>Femicide: The politics of woman killing</em>. New York, NY: Twayne Publishers.</p>
<p>Sancar, S. (2020). <em>Erkeklik: İmkânsız iktidar</em>. İstanbul: Metis Yayınları.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> <a href="https://im.haberturk.com/images/others/2022/06/25/2020230_Esas_pdf_220624_181935_220624_182110.pdf">https://im.haberturk.com/images/others/2022/06/25/2020230_Esas_pdf_220624_181935_220624_182110.pdf</a></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/bir-kadin-cinayetini-hak-etmek-pinar-gultekin-kararinin-hukuki-mantigi/">Bir Kadın Cinayetini “Hak Etmek”: Pınar Gültekin Kararının Hukukî Mantığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal Medyada Anonimlik Hakkı ve 5651 Sayılı Kanun Değişiklik Teklifi</title>
		<link>https://hurfikirler.com/sosyal-medyada-anonimlik-hakki-ve-5651-sayili-kanun-degisiklik-teklifi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tuğba Pusa]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Mar 2026 08:46:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[İfade Hürriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208897</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sosyal medyada anonimlik hem ülkemizde hem de dünyada uzun zamandır tartışılan bir mesele. AK Parti milletvekillerinin 4 Mart&#8217;ta Meclis&#8217;e sunduğu 5651 sayılı Kanun değişiklik teklifiyle bu konu yeniden gündeme taşındı. Teklifte 15 yaş altına sosyal medya yasağı, kimlik doğrulama zorunluluğu, bant daraltma, yüksek para cezaları ve BTK&#8217;ya hizmeti durdurma yetkisi vermek gibi kapsamlı düzenlemeler yer [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/sosyal-medyada-anonimlik-hakki-ve-5651-sayili-kanun-degisiklik-teklifi/">Sosyal Medyada Anonimlik Hakkı ve 5651 Sayılı Kanun Değişiklik Teklifi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal medyada anonimlik hem ülkemizde hem de dünyada uzun zamandır tartışılan bir mesele. AK Parti milletvekillerinin 4 Mart&#8217;ta Meclis&#8217;e sunduğu 5651 sayılı Kanun değişiklik teklifiyle bu konu yeniden gündeme taşındı. Teklifte 15 yaş altına sosyal medya yasağı, kimlik doğrulama zorunluluğu, bant daraltma, yüksek para cezaları ve BTK&#8217;ya hizmeti durdurma yetkisi vermek gibi kapsamlı düzenlemeler yer alıyor.</p>
<p>Öngörülen yasaklar çocukların korunması gerekçesiyle gündeme gelse de asıl tehlike bu düzenlemelerin pratikte nasıl işleyeceğinde yatmaktadır. Çünkü platformların çocukların yaşını tespit edebilmesi için tüm kullanıcıların kimlik doğrulaması yapması gerekecek; bu da internetin en temel haklarından biri olan anonimliği fiilen ortadan kaldıracaktır.</p>
<h4>Bir Hak Olarak Anonimlik</h4>
<p>Özel hayatın korunması ve ifade özgürlüğüyle yakından ilişkili bir hak olan anonimlik, ayrımcılığa maruz kalma endişesi taşıyan veya yerleşik düşüncelere karşı çıkmak isteyen bireylerin, toplumsal baskı altında hissetmeden özel yaşamlarını gizli tutarak seslerini yükseltmelerini kolaylaştırır. Bu yönüyle anonimlik, ifade özgürlüğünün dolaylı bir görünümü sayılabilir.</p>
<p>Anonimlik yalnızca çevrimdışı değil, çevrimiçi platformlarda da korunması gereken bir haktır. Bireyler, kişisel verilerin korunması bakımından sosyal medyada anonim kalmayı tercih edebilir. Bunun yanında, bilgi uçurma (whistle-blowing) gibi eleştirel bildirimlerde bulunan bireyler de çoğunlukla anonim kalmayı seçecektir. Özellikle yolsuzlukların ifşa edilmesi yoluyla demokratik işleyişe katkı sağlayan bu tür bildirimler, anonim hesapların yasaklanması halinde önemli ölçüde zayıflayacaktır.</p>
<h4>Sosyal Medyada Anonimliğin İki Boyutlu Yapısı</h4>
<p>Sosyal medyada tam bir anonimlikten söz etmek mümkün değildir. Bu platformlar, kullanıcıların gerçek kimliklerini diğer kullanıcılardan gizleyerek anonim kalmasını sağlasa da IP adresi ve konum bilgisi gibi veriler aracılığıyla kullanıcının gerçek kimliği tespit edilebilir. Bu nedenle sosyal medyada anonimlik iki farklı düzeyde ortaya çıkmaktadır: diğer kullanıcılar bakımından tam bir anonimlik söz konusu iken, platform sağlayıcıları ve devlet otoriteleri açısından sınırlı bir anonimlik söz konusudur.</p>
<p>Anonimliğin bu iki boyutlu yapısı dikkate alındığında alternatif bir düzenleme modeli de düşünülebilir. Örneğin; kullanıcıların platforma kayıt aşamasında gerçek kimliklerini doğrulamaları, ancak diğer kullanıcılara karşı anonim kalmaları mümkündür. Diğer bir ifadeyle; hukuki bir zorunluluk hâlinde platform sağlayıcıları ve kamu otoriteleri kullanıcının kimlik verilerine erişebilirken, söz konusu bilgiler diğer kullanıcılarından gizli tutulabilecektir. Böyle bir düzenleme, anonimliğin kaldırılmasını destekleyen kesimlerin beklentilerini de önemli ölçüde karşılayabilir. Ne var ki bu senaryoda dahi, zorunlu kimlik doğrulaması amacıyla teknoloji şirketlerine aktarılacak kişisel verilerin hacmi ve bu verilerin ne ölçüde korunacağı, belirsizliğini koruyan bir tartışma konusudur.</p>
<h4>Mevcut Hukuk Sistemimiz</h4>
<p>Türkiye’de sosyal medya platformları hukuki denetimden muaf veya kuralsız alanlar değildir. Mevcut hukuk sistemimiz hukuka aykırı içeriklere yönelik işleyen ve etkili mekanizmalar sunmaktadır. Ülkemizde sosyal medya, 2007 yılında yürürlüğe giren 5651 sayılı Kanun ile düzenlenmektedir. Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra sosyal medya kullanımında ve bu platformlar üzerinden işlenen ihlallerde önemli bir artış gözlenmiş, 2020 yılında çıkarılan 7253 sayılı Kanun ile bazı değişiklikler yapılmıştır. 2022’de kabul edilen 7418 sayılı Kanun ile Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Başkanının erişim engelleme ve içerik çıkarma yetkileri genişletilmiş ve kanuna çeşitli ek hükümler dahil edilmiştir.</p>
<p>Kimlik Doğrulama Zorunluluğu Hukuka Aykırı İçerikleri Önler mi?</p>
<p>Güney Kore anonimliği yasaklayıp gerçek isimle doğrulama şartını yürürlüğe koyan ülkelerden biridir. Ancak yasakların suçların azalmasında kayda değer bir etkisi olmamıştır. Yasadan sonra suçlardaki azalış yalnızca yüzde 0,9 gibi çok kısıtlı bir seviyede kalmıştır (Schmitz, 2013: 199). Çin&#8217;deki benzer düzenlemeler ise suçları azaltmadığı gibi yepyeni suç alanlarının ortaya çıkmasına yol açmıştır. Kullanıcıların kişisel bilgilerinin kayıt altına alınması bu verileri doğrudan hedef haline getirerek gizlilik ihlallerine zemin hazırlamış, kimlik hırsızlığı vakalarında ciddi artışlar yaşanmıştır. Dahası sisteme isimsiz giriş yapmak isteyen kullanıcılara sahte doğrulama verileri sağlayan kişiler ortaya çıkmış, kimlik gizlemeye yarayan &#8220;ID Kart Üretici&#8221; yazılımların kullanımı yaygınlaşmıştır (Lee &amp; Liu, 2016: 29).</p>
<p>Sonuç olarak sosyal medyada yasal düzenleme yapılması gereklidir. Özellikle yapay zekâ araçlarıyla manipülatif içeriklerin kolayca üretilebilir hale gelmesi, çevrimiçi riskleri daha somut bir sorun olarak önümüze koymaktadır. Mevcut kanun teklifindeki sorun düzenlemenin toptancı olmasıdır.</p>
<p>Ükemizde sosyal medyada hukuka aykırı içeriklerin “içerik çıkarma” veya “erişim engelleme” gibi etkili araçlarla önlenmesi mümkündür. Buradan hareketle öncelikle mevcut sistemdeki aksaklıkların düzeltilmesi gereklidir. Anonimliğin tamamen kaldırılması veya herkesi kapsayan zorunlu kimlik doğrulaması gibi kapsamlı müdahaleler ise anayasayla güvence altına alınan özel hayatın gizliliğinin ve ifade özgürlüğünün ihlali anlamına gelecektir. Sosyal medyaya yönelik hukuki düzenlemelerin, toptancı müdahaleler benimsemek yerine; doğrudan suç unsuru teşkil eden içeriklere ve söz konusu ihlallerin sorumlularına odaklanması elzemdir.</p>
<p>Lee, J.A., &amp; Liu, C.Y. (2016). Real-name registration rules and the fading digital anonymity in China. Washington International Law Journal, 25(1), 1-35.</p>
<p>Schmitz, S. (2013). “Facebook&#8217;s Real Name Policy: Bye-Bye, Max Mustermann?” JIPITEC, 3(4), 190-204.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/sosyal-medyada-anonimlik-hakki-ve-5651-sayili-kanun-degisiklik-teklifi/">Sosyal Medyada Anonimlik Hakkı ve 5651 Sayılı Kanun Değişiklik Teklifi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Seçime 2 Yıl Kala Seçim Hukukuna Dair Bazı Reform Önerileri</title>
		<link>https://hurfikirler.com/secime-2-yil-kala-secim-hukukuna-dair-bazi-reform-onerileri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haldun Barış]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 09:47:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208797</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye, –seçimler normal tarihinde yapılırsa– Mayıs 2028’de genel seçime gidecektir. Ancak beklenen, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin seçimlerin yenilenmesi kararı alması ve Mayıs 2028’den daha erken bir tarihte seçimlerin yapılmasıdır. Her şeyden evvel belirtmek gerekir ki TBMM tarafından seçimlerin yenilenmesi kararı alınabilmesi için nitelikli çoğunluk gerekmektedir. Bu çoğunluk TBMM üye sayısının 5’te 3’ü yani 360 milletvekilidir. Bugünlerde [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/secime-2-yil-kala-secim-hukukuna-dair-bazi-reform-onerileri/">Seçime 2 Yıl Kala Seçim Hukukuna Dair Bazı Reform Önerileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye, –<em>seçimler normal tarihinde yapılırsa</em>– Mayıs 2028’de genel seçime gidecektir. Ancak beklenen, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin seçimlerin yenilenmesi kararı alması ve Mayıs 2028’den daha erken bir tarihte seçimlerin yapılmasıdır.</p>
<p>Her şeyden evvel belirtmek gerekir ki <strong>TBMM tarafından seçimlerin yenilenmesi kararı alınabilmesi için nitelikli çoğunluk gerekmektedir. Bu çoğunluk TBMM üye sayısının 5’te 3’ü yani 360 milletvekilidir.</strong></p>
<p>Bugünlerde ülkemizde seçime dair bir atmosfer söz konusu değildir<strong> ancak seçim hukukuna dair bir değişiklik yapılması durumunda Anayasanın 67. hükmü</strong> <strong>gereğince değişikliğin seçimlerden (YSK kararına göre oy gününden) en az 1 yıl evvel yapılması gerektiğinden bu aşamada bu konunun tartışılması yerindedir.</strong> Bu tartışmalar ve geniş bir uzlaşı sağlanarak yapılacak değişiklikler hem gündemde arka planda devam eden anayasa değişikliği tartışmaları açısından hem de seçimlerin daha demokratik bir zeminde gerçekleşmesi açısından faydalı olacaktır.</p>
<p>İlk olarak seçim hukukuna dair giriş niteliğinde bazı konulara değinelim:</p>
<ol>
<li><strong> Temel Mevzuat</strong></li>
</ol>
<p>Seçim hukuku denilince ilk olarak Anayasaya ve seçime dair kanunlara ve YSK kararlarına bakmak gerekir. Seçim hukukuna dair temel mevzuat aşağıdaki sıralanabilir:</p>
<p>-Anayasa m. 67, 76-79</p>
<p>-7062 sayılı Yüksek Seçim Kurulunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun</p>
<p>-298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun</p>
<p>-6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu</p>
<p>-2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu</p>
<p>-2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu</p>
<p>-4541 Şehir ve Kasabalarda Mahalle Muhtar ve İhtiyar Heyetleri Teşkiline Dair Kanun</p>
<p>-3376 sayılı Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanun</p>
<p>-2972 sayılı “Mahallî İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun</p>
<p>-7393 sayılı Milletvekilliği Seçimi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun</p>
<ol>
<li><strong> Önemli Bazı Yasa Maddeleri ve Temel İlkeler</strong></li>
</ol>
<p>Seçim hukukuna dair kaynaklara bakıldığında anayasanın ilgili maddeleri, seçme ve seçilmeye dair şartlar ve seçimleri düzenleyen kanunlar ve YSK genelgeleri-kararları gelmektedir.</p>
<p>Anayasanın 67. maddesinde seçim hukukuna dair <strong>temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerine</strong> vurgu yapılmış ve seçim hukukuna dair temel çerçeve çizilmiştir:</p>
<p><em>“Madde 67 – Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir.</em></p>
<p><em>(Değişik fıkra: 23/7/1995-4121/5 md.) Seçimler ve halkoylaması serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılır. Ancak, yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarının oy hakkını kullanabilmeleri amacıyla kanun, uygulanabilir tedbirleri belirler.</em></p>
<p><em>(Değişik fıkra: 23/7/1995-4121/5 md.) Onsekiz yaşını dolduran her Türk vatandaşı seçme ve halkoylamasına katılma haklarına sahiptir.</em></p>
<p><em>Bu hakların kullanılması kanunla düzenlenir. </em></p>
<p><em>(Değişik fıkra: 23/7/1995-4121/5 md.) Silah altında bulunan er ve erbaşlar ile askeri öğrenciler, taksirli suçlardan hüküm giyenler hariç ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler oy kullanamazlar. Ceza infaz kurumları ve tutuk evlerinde oy kullanılması ve oyların sayım ve dökümünde seçim emniyeti açısından alınması gerekli tedbirler Yüksek Seçim Kurulu tarafından tespit edilir ve görevli hakimin yerinde yönetim ve denetimi altında yapılır. </em></p>
<p><em>(Ek fıkra: 23/7/1995-4121/5 md.) Seçim kanunları, temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenlenir.</em></p>
<p><em>(Ek fıkra: 3/10/2001-4709/24 md.) Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.”</em></p>
<p>Yine ülkemizde seçim hukukuna dair temel düzenlemeler 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’da yer almaktadır. İlgili kanundaki bazı önemli amir hükümler şu şekildedir:</p>
<p><em>“Madde 49: Propaganda, oy verme gününden önceki onuncu günün sabahında başlar ve oy verme gününden önceki günün saat 18.00’inde sona erer.</em></p>
<p><em>Madde 52 Özel kanunlardaki hükümler saklı kalmak üzere, seçime katılan siyasi partiler, oy verme gününden önceki 7 nci günden itibaren oy verme gününden önceki gün saat 18.00’e kadar radyo ve televizyonda propaganda yapabilirler.</em></p>
<p><em>Madde 56: Seçim takviminin başlangıcından itibaren seçim propagandasının sona erdiği ana kadar Hoparlörle propaganda, halkın huzur ve rahatını bozmamak ve 50 nci maddenin son fıkrası hükümlerine uymak şartıyla serbesttir. Şu kadar ki, başka bir parti veya bağımsız aday adına açık veya kapalı yer toplantısı yapılan saatlerde, bu toplantıların yapıldığı yer veya binalardan işitilecek ve bu toplantıları rahatsız edecek biçimde hoparlörle propaganda yapılamaz.</em></p>
<p><em>Madde 70 – </em><em>Sandık kurulu başkan ve üyeleri, oy verme günü göreve başlamazdan önce, ilk iş olarak, sandık başında, sandık kurulu ve hazır bulunanlar önünde birer birer şöyle and içerler:</em> <em>(Hiçbir tesir altında kalmaksızın, hiç kimseden korkmadan, seçim sonuçlarının tam ve doğru olarak belirmesi için, görevimi kanuna göre dosdoğru yapacağıma, namusum, vicdanım ve bütün mukaddesatım üzerine and içerim.)</em></p>
<p><em>Madde 71: kurullarının başlıca görev ve yetkileri şunlardır:</em> <em>1. Sandık çevresinde seçimin düzenle geçmesi için gereken tedbirleri almak ve oy verme işlerini yürütmek ve denetlemek, </em><em>2. İlçe seçim kurulunca belirlenen bina, yapı ve benzeri yerlerde, sandığın konulacağı yeri tayin etmek ve sokak başlarına bu yeri göze çarpacak surette gösterir işaretleri koymak veya alışılmış araçlar ile duyurmak, </em><em>3. Oy verme işleri hakkında ileri sürülecek itirazları incelemek ve bir karara, bağlamak ve kararlarını tutanak defterine geçirerek altını imzalamak,</em> <em>4. Bu kararlardan itiraza uğrayanları derhal ilçe seçim kuruluna göndermek,</em> <em>5. Bu kanundaki esaslara göre sandığa atılmış olan oy pusulalarını saymak, dökümlerini ve sonuçlarını tutanağa geçirmek ve bunları seçim işlerine ait diğer evrak ile birlikte, derhal ilçe seçim kuruluna teslim etmek,</em> <em>6. Kendisine kanunla verilen başkaca görevleri yapmak.</em></p>
<p><em>Madde 94:</em><em>  İlçe seçim kurulu başkanı, seçimin yapıldığı çevrede oy verme hakkına sahip olduğu halde, görev yaptığı sandığa ait seçmen listesinde kayıtlı bulunmayan;</em> <em>a) Sandık kurulu başkan ve üyeleri ile bina sorumlularının,</em> <em>b) Seçimin güvenliğini sağlamakla görevli kolluk güçlerinin,</em> <em>c) İlçe seçim kurulu tarafından sandık kurulu üyelerini görev yerine ulaştırmak için görevlendirilmiş kişilerin,</em> <em>her birine seçmen olduğunu ve hangi seçimde oy kullanabileceğini gösteren ve sandık seçmen listesindeki bilgileri kapsayan bir belge verir. Ayrıca, bu seçmenlerin esas kayıtlı olduğu sandık seçmen listesine meşruhat verilmek üzere kayıtlı bulunduğu sandık kurulu başkanlığına durumu yazı ile bildirir.</em> <em>Bu madde uyarınca, ilçe seçim kurulu başkanı tarafından kendilerine oy kullanma hakkı bulunduğuna ilişkin olarak belge verilen görevliler, bu belge ile görevli oldukları sandık bölgesinde oy verirler.</em> <em>Milletvekilleri ile milletvekili adayları seçmen bilgi kağıdını göstermek suretiyle kayıtlı oldukları seçim çevresi dışında da oylarını kullanabilirler.</em> <em>Sandık kurulu, bu madde kapsamında oy kullanan kimselerin ilgili belgelerini, oy verme işleminden önce alır. Bu belgeler, diğer seçim evrakı ile birlikte ilçe seçim kuruluna teslim edilir.</em> <em>Bu madde uyarınca oy kullanan seçmenlerin ad ve soyadları ile kimlik bilgileri, oy kullandıkları sandık seçmen listesinin sonuna yazılarak karşısına imzaları alınır.</em></p>
<p><strong><em>Madde 101 – (Değişik: 8/4/2010-5980/21 md.)</em></strong> <em>Aşağıda yazılı;</em></p>
<ol>
<li><em> Sandık kurulunca verilen ve o seçim için düzenlenmiş biçim ve renkte olmayan,</em><em>2. Arkasında “Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu” filigranı bulunmayan,</em><em>3. Arkasında sandık kurulu mührü bulunmayan,</em> <em>4. Hiçbir yerine “EVET” mührü basılmamış olan,</em> <em>5. Siyasi partilere veya bağımsız adaylara ayrılan alanlardan birden fazlasına “EVET” mührü basılmış olan,</em> <em>6. Birden fazla siyasi partiye veya bağımsız adaya ayrılan alana taşmış “EVET” mührü bulunan,</em> <em>7. Sandığın ait olduğu seçim çevresinden başka bir seçim çevresi için düzenlenmiş olan,</em> <em>8. Bütünlüğü bozulacak şekilde yırtılmış veya koparılmış olan,</em> <em>9. Üzerine “EVET” mührü dışında veya “EVET” mührü yerine herhangi bir özel işaret, herhangi bir isim, imza kaşesi, mühür veya parmak izi basılmış olan,</em> <em>10. Üzerinde yer alan siyasi partilere veya bağımsız adaylara ait bölümleri belirgin bir şekilde ve özel olarak karalanmış, çizilmiş veya işaretlenmiş olan,</em> <em>11. Üzerinde yer alan matbu yazıların ve şekillerin dışında yazılar veya harfler veya sayılar yazılmış veya şekiller çizilmiş olan, birleşik oy pusulaları geçerli değildir.</em> <strong><em>Ancak aşağıdaki haller oy pusulalarını geçersiz kılmaz:</em></strong> <em>1. Zarfların açılması veya oyların okunması sırasında yırtılması.</em> <em>2. Bütünlüğü bozulmaksızın bir kısmının kazaen yırtılması.</em> <em>3. Herhangi bir şekilde lekelenmiş olup da bunun özel olarak işaret koymak amacıyla yapıldığının anlaşılamaması.</em> <em>4. Birleşik oy pusulasının katlanarak zarfa konulması sebebiyle “EVET” mührü ile oy pusulasının arkasına basılan sandık kurulu mühür izinin oy pusulasının diğer kısımlarına geçmesi 5. Bir siyasi parti veya bağımsız aday alanına basılan “EVET” mührünün sadece iki parti alanını ayıran çift çizgili bölgeye taşmış olması..</em> <em>6. Başka bir siyasi partinin veya bağımsız adayın alanına taşmamak kaydıyla, bir siyasi partinin alanına birden çok “EVET” mührü basılması.</em> <em>7. <strong>(Ek: 13/3/2018-7102/11 md.)</strong> Yetkili seçim kurulları tarafından gönderilen ve Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu filigranı bulunan oy pusulalarının arkasının sandık kurullarının ihmaliyle mühürlenmemiş olması.</em> <em>Bir zarfta birden fazla oy pusulası kullanılan seçimlerde, zarftan çıkan oy pusulalarından bir seçim türüne ait olanının geçersiz olması, diğerlerinin geçersiz sayılmasını gerektirmez.</em> <em>Muhtarlık seçimlerinde, bu maddede belirtilen geçer­sizlik sebeplerinin dışında oy pusulalarının hangi sebeplerle geçersiz sayılacağı Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirlenir.</em>“</li>
</ol>
<p><strong><em>Seçim Suçları ve Cezaları</em></strong></p>
<p><strong><em>Madde 133</em></strong><em>  Hileli faaliyetlerle veya herhangi bir şekil ve surette cebir veya şiddet kullanarak veya tehdit ederek, bu Kanunda yazılı kurulların toplanmalarına veya görevlerinin ifasına mani olanlar,</em></p>
<p><strong><em>Madde 134</em></strong><em> Seçim işlerinin cereyanı sırasında, seçimin düzenli yürütülmesini sağlamak maksadı ile, bu Kanunda yazılı kurullar veyahut kurul başkanları tarafından alınan karar ve tedbirlere, ihtara rağmen riayet etmeyen kişilere</em></p>
<p><strong><em>Madde 135 –</em></strong><em>  Bu kanunda yazılı kurulların çoğunlukla vermiş oldukları her çeşit kararlara riayet etmiyen kurul üyeleri</em></p>
<p><strong><em>Madde 137</em></strong><em>  Seçim kurulları başkan ve üyelerinden herhangi biri veya bu Kanunda yazılı işlerden biriyle görevlendirilen kimseler sandık seçmen listelerini, aday listelerini, seçime ait kağıt ve paketleri ve oy pusulalarını, oy sandıklarını, oy zarflarını veya maddi ve malî vasıtaları ve bilcümle seçim araç ve gereçlerini vaktinde yerlerine göndermezler veya gönderilmesine mani olurlar veya teslim etmezler veya teslim almazlarsa</em></p>
<p><strong><em>Madde 140</em></strong><em> Seçmen kütüğünün düzenlenmesine esas teşkil edecek olan krokilerle, binalar cetvelini ilçe seçim kurulu başkanınca bildirilen süre içinde düzenleyerek vermeyenler veya kroki ve binalar cetvellerini seçmen kütüğünün düzenlenmesine elverişli bir şekilde yapmayanlar” </em></p>
<p>Yasada yukarıda belirtilen suçlar için ve diğer bazı durumlar için cezalar öngörülmüştür. Ayrıca seçim hukukuna dair bazı suç teşkil eden fiiller hakkında TCK kapsamında resmi belgede sahtecilik ve görevi kötüye kullanma suçlarına da atıf yapılmıştır.</p>
<ol>
<li><strong> Seçim Hukukuna Dair Bazı Tartışmalar</strong></li>
</ol>
<p>Seçim hukuku sistem değişiklikleri, anayasa değişiklikleri, ortaya çıkan fiili durumlar vb. pek çok nedenle daima tartışmalı bir alan olmuştur. Bunun son bulması da pek mümkün değildir. <strong>Her şeyden evvel seçimlerin rekabetçi, sert iklimi düşünüldüğünde pek çok ileri demokrasi kabul edilen ülkede dahi benzer tartışmalar görmek mümkündür. </strong>Ayrıca ortaya çıkan somut durumlar, talepler de bu duruma örnek verilebilir. Örneğin aşağıdaki YSK kararında seçimin Ramazan ayına denk gelmesi nedeni ile oy sayımına iftar arası verebilmek için YSK’ya başvurulmuş, YSK bu başvuruyu değerlendirmiştir.</p>
<p><em>“sandık kurullarınca saat 17.00 itibarıyla sayım ve döküm işlemlerine başlanacağı ancak Ramazan ayı içerisinde bulunulması nedeniyle sadece su ile orucun açılması durumunda sağlıklı bir oy sayımının yapılamayacağının bildirilmesi üzerine sandık kurulu görevlilerinin iftar saatinde kısa bir mola verip veremeyeceği hususunda görüş verilmesi istenilmiş olmakla konu incelendi.</em> <em>298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un “Zarfların açılması, oyların sayım ve dökümü” başlıklı 100’üncü maddesinin birinci fıkrasında; “Oyların sayım ve dökümüne derhal başlanır, açık ve aralıksız yapılır. Yapılacak şikâyet ve itirazlar, işi durdurmaz.” hükmü yer almaktadır. Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığının 19/12/2023 tarihli ve 2023/1562 sayılı Kararı ile kabul edilen Sandık Kurullarının Görev ve Yetkilerine Dair 138 sayılı Genelge’nin “Sayım ve döküm işlerine başlanması” başlıklı 39’uncu maddesinin birinci fıkrasında; “Oyların sayım ve dökümüne derhal başlanır, açık ve aralıksız yapılır. Yapılacak şikâyet ve itirazlar, işi durdurmaz.” düzenlemesi yer almaktadır. <strong>Kurulumuzca yapılan değerlendirme neticesinde; 298 sayılı Kanun’un 100’üncü maddesi ile 138 sayılı Genelge’nin 39’uncu maddesi gereğince oy sayım ve döküm işlemlerinin aralıksız yapılması gerektiğine karar verilmesi gerekmiştir.”</strong></em><strong> <em>YÜKSEK SEÇİM KURULU Karar No: 2024/827</em></strong></p>
<p>Bu örnek, uç, belki biraz da ilginç bir örnek olsa da seçim hukukunu anlamak için önemlidir. Seçim hukuku, Türkiye’nin en ücra köşesinde dahi kısa bir zaman diliminde çokça hissedilen ve az önce belirttiğim gibi sert, rekabetçi bir ortamda oyunun kurallarını düzenleyen bir hukuk dalıdır.</p>
<p>2023 seçimleri de benzer tartışmalar eşliğinde geçmiştir. Seçim öncesinde ve sonrasında pek çok tartışma yaşanmış, seçim güvenliği için rehberler yayınlanmış, seçim sonrası itirazlar yapılmıştır. Şimdi ise 2028 (?) seçimlerine giden yolda henüz makul bir süre varken, seçim hukukuna dair bazı tartışmaları hatırlamak, <strong>ülkemizin daha demokratik daha demokrasi şöleni havasında bir seçim süreci geçirmesi için bazı değişiklikleri yapmak için ideal bir zamandır.</strong></p>
<p>İlk olarak, <strong>seçim hukukuna dair bazı karmaşalara son vermek yerinde olacaktır. </strong>Örneğin Anayasa’nın 67. hükmü gereğince 1 yıllık süre, seçimlere hazırlık işlemlerinden mi oy verme gününden mi hesaplanacaktır? Yahut seçimlerin Cumhurbaşkanı’nca yenilenmesi söz konusu olduğunda 60 günlük mü 90 günlük mü süre söz konusu olacaktır? Bakanlar milletvekili adayı olursa istifa etmek zorunda mıdır? Bu konular her ne kadar çözümlenmiş olsa da tekrardan gündeme gelmemesi adına yapılacak düzenlemelerle sonuçlandırılırsa daha iyi olabilir. Bu konulara ilişkin 2023 yılında Cem Duran Uzun tarafından kaleme alınan makale ile Kemal Gözler tarafından kaleme alınan makale incelenebilir. <em>(1 ve 2. son nota bakınız)</em></p>
<p>İkinci olarak seçim hukuku söz konusu olduğunda, akıllara seçim güvenliği gelmektedir. Seçim güvenliği, seçim takviminin son birkaç ayına sığdırılamayacak kadar önemli bir konudur. <strong>Her seçimde tekrarlanan zarfların/pusulaların geçerliliği konusuna dair düzenlemeler sarih ve net bir biçimde kaleme alınarak bu konudaki tartışmalara son verilebilir.</strong> Seçim sistemi olan SEÇSİS’in güvenliği ve daha işlevsel kullanımı için de YSK gerekli tedbirleri almalıdır. <strong>Ayrıca seçim için barolarla güçlü iş birliği içerisinde YSK tarafından düzenli eğitimler düzenlenebilir.</strong></p>
<p>Diğer bir konu ise seçimlere dair <strong>uygulanmayan bazı yasakların, örneğin propaganda yasağı gibi konuların, reformudur.</strong> Bu kurallar daha uygulanabilir, daha güncel, daha esnek günümüze daha uygun şekilde ele alınabilir.</p>
<p>Diğer bir konu ise seçimlerde<strong> büyük veri kullanılarak, çeşitli AI teknolojileri ile, bazı durumlarda kişisel verilerin ihlaline kadar varan, bazı durumlarda anonim profil çıkarma yoluyla, bazı durumlarda ise sunucuları yabancı ülkelerde olan ve algoritmalar ile gündemi yönlendirmeye/etkilemeye çalışan çeşitli sosyal medya araçları ile seçimi etkilemeye çalışabilecek teknoloji şirketlerine ve kişilere dair alınabilecek tedbirlere ilişkin düzenlemelerdir.</strong> Bu konuları tartışmak ve gereken düzenlemeleri <strong>ifade özgürlüğüne, demokratik sınırlara zarar vermeden ancak tekno oligarkların da demokratik seçimlere müdahalesini kabul etmeyecek şekilde ele almak önemli olacaktır.</strong></p>
<p><strong>Diğer yandan seçim dönemlerinde deepfake videolar, yapay zeka ile üretilmiş sahte konuşmalar vs. konusunda da bir an evvel tedbir alınmalı ve cezalar seçim kapsamında düzenlenmelidir.</strong></p>
<p>Seçim hukukuna dair<strong> Şerif İba’nın kaleme aldığı Siyasi Partiler ve Seçim Hukuku adlı eserinde de değindiği “Türkiye Milletvekilliği</strong> ve pek çok farklı platformda dile getirilen “<strong>milletvekilinin geri çağrılması</strong>” gibi bazı konular da uzun süredir tartışılmaktadır. Bu kurumların gerekli olup olmadığı, yahut sonuçları ayrı bir tartışma konusudur. <strong>Ancak eğer bu tartışmalar yapılacaksa zamanlama olarak daha da gecikilmemesi gerekir.</strong> Demokrasimizin güçlenmesi adına bu tartışmaları yeniden gündeme taşımak ve bir uzlaşı sağlandığı, gerekli görüldüğü takdirde düzenlemeler yapmak yerinde olabilir.</p>
<p>Yine temsilde adalet ilkesi gereğince<strong> seçim barajının daha da düşürülmesi</strong> <strong>(%3 civarına çekilmesi) tartışılan </strong>ve kanaatimizce faydalı olacak konular arasındadır. Siyasi partilerin kaynak sorunlarının çözülmesi için bağış usullerinin kolaylaştırılması, <strong>hazine yardımı için barajın %1 yahut %1.5 bandına çekilmesi ve belki kitlesel fonlama tarzında bir sistem getirilmesi,</strong> şeffaflığın artırılması da demokrasimize katkı sağlayacaktır.</p>
<p>Tüm bu tartışmalar ve anayasa değişikliği tartışmaları, henüz seçimlere makul bir süre varken gündeme alınmalı ve geniş bir uzlaşı zemini sağlanarak değişiklikler yapılmalıdır.</p>
<p>Av. Haldun Barış, Mart 2026</p>
<p><strong>Sonnotlar</strong></p>
<p>(1) Cem Duran UZUN, 2023 Seçimlerine Giderken Anayasal ve Hukuksal Tartışmalar, <a href="https://media.setav.org/tr/dosya/2023/01/perspektif-2023-secimlerine-giderken-anayasal-ve-hukuksal-tartismalar.pdf">https://media.setav.org/tr/dosya/2023/01/perspektif-2023-secimlerine-giderken-anayasal-ve-hukuksal-tartismalar.pdf</a></p>
<p>(2) Kemal GÖZLER, “Mayıs 2023 Seçimleri Sürecinde Ortaya Çıkan Seçim Hukukuna İlişkin Bazı Sorunlar”, in Halit Aker ve Zeynel T. Kangal (Ed.), Prof. Dr. Doğan Şenyüz’e Armağan (Hukuk [Cildi]), Bursa, Ekin, 2023, s.219-250 (www.anayasa.gen.tr/2023-secimleri.pdf)</p>
<p><strong>Yararlanılan Kaynaklar</strong></p>
<p>Şerif İBA, <em>Siyasi Partiler ve Seçim Hukuku</em>, Seçkin Yayıncılık, Güncellenmiş 8. Baskı</p>
<p>Levent GÖNENÇ, “Türkiye’de Seçim Hukukuna Dair Tartışmalar”, <em>Birikim</em>,<em> </em><a href="https://birikimdergisi.com/guncel/8626/turkiyede-secim-hukuku-tartismalari">https://birikimdergisi.com/guncel/8626/turkiyede-secim-hukuku-tartismalari</a></p>
<p>Cansu CAN, <em>Seçim Hukuku açısından Türkiye’de Cumhurbaşkanı’nın seçimi</em>, YL Tezi, ASBÜ, <a href="https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezSorguSonucYeni.jsp">https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezSorguSonucYeni.jsp</a></p>
<p>Ceren ÇUBUKÇU, Kitlesel Fonlama: Türkiye’deki Kitlesel Fonlama Platformları Üzerinden Bir Değerlendirme, <em>Girişimcilik ve İnovasyon Yönetimi Dergisi</em>, Cilt 6, Sayı 2, Aralık 2017, <a href="https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/978080">https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/978080</a></p>
<p>Veysel DİNLER, “Seçim Suçları”, <a href="https://veyseldinler.com/wp-content/uploads/2023/05/secim-suclari.pdf">https://veyseldinler.com/wp-content/uploads/2023/05/secim-suclari.pdf</a></p>
<p>SEÇSİS Hakkında Bilgi, <a href="https://www.ysk.gov.tr/tr/secsis-genel-bilgi/1528">https://www.ysk.gov.tr/tr/secsis-genel-bilgi/1528</a></p>
<p>Sandık Kurul Üyeleri ve Müşahitler için Rehber, <a href="https://ankarabarosu.org.tr/upload/diger/Rehber_2023.pdf">https://ankarabarosu.org.tr/upload/diger/Rehber_2023.pdf</a></p>
<p>Hikmet Sami TÜRK, “Seçim, Seçim Sistemleri ve Anayasal Tercih”, <a href="https://ayam.anayasa.gov.tr/media/4602/turk.pdf">https://ayam.anayasa.gov.tr/media/4602/turk.pdf</a></p>
<p>Fevzi DEMİR, “Türkiye’ye Özgü Yeni Bir Seçim Sistemi Önerisi”, <a href="https://ayam.anayasa.gov.tr/media/6309/fevzi_demir.pdf">https://ayam.anayasa.gov.tr/media/6309/fevzi_demir.pdf</a></p>
<p>Fuat KEYMAN, Tarhan ERDEM, Bekir AĞIRDIR, <em>Türkiye’nin Demokratikleşmesi için Kapsamlı bir Siyasi Parti ve Seçim Sistemi Reformu Önerisi</em>, <a href="https://ipc.sabanciuniv.edu/Content/Images/CKeditorImages/20200329-01033346.pdf">https://ipc.sabanciuniv.edu/Content/Images/CKeditorImages/20200329-01033346.pdf</a></p>
<p>Mert Hüseyin AKGÜN, “Seçim Sonrası Muhasebe ve Reform Başlıkları”, <a href="https://www.setav.org/secim-sonrasi-muhasebe-ve-reform-basliklari">https://www.setav.org/secim-sonrasi-muhasebe-ve-reform-basliklari</a></p>
<p><em>Sistem Reformu 3: Türkiye’nin Reorganizasyonu: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin Kamu Bürokrasisinde Yarattığı Yapısal ve İşlevsel Sorunlar</em>, <a href="https://www.kapdem.org/sistem-reformu-3-turkiyenin-reorganizasyonu-cumhurbaskanligi-hukumet-sisteminin-kamu-burokrasisinde-yarattigi-yapisal-ve-islevsel-sorunlar">https://www.kapdem.org/sistem-reformu-3-turkiyenin-reorganizasyonu-cumhurbaskanligi-hukumet-sisteminin-kamu-burokrasisinde-yarattigi-yapisal-ve-islevsel-sorunlar</a></p>
<p>Korkut KANADOĞLU, <em>Karşılaştırmalı Anayasa Hukukunda Seçim Hukuku Uyuşmazlıkları</em>, On İki Levha Yayıncılık.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/secime-2-yil-kala-secim-hukukuna-dair-bazi-reform-onerileri/">Seçime 2 Yıl Kala Seçim Hukukuna Dair Bazı Reform Önerileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Petrol Uğruna Haydutlaşan Devletler</title>
		<link>https://hurfikirler.com/petrol-ugruna-haydutlasan-devletler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Bardakçı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Jan 2026 09:13:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208591</guid>

					<description><![CDATA[<p>Donald Trump’ın Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu “askerlerine kaçırtıp” ardından gözaltına aldırması ve eş zamanlı olarak Venezuela’nın petrolü ile yer altı kaynaklarını açıkça hedef göstermesi, sadece Latin Amerika için değil, bütün dünya için alarm verici bir eşiğin aşıldığını göstermektedir. Bu hadise, büyük devletlerin artık uluslararası hukuku, devlet egemenliğini ve halkların iradesini umursamadan, açık bir kaynak [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/petrol-ugruna-haydutlasan-devletler/">Petrol Uğruna Haydutlaşan Devletler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Donald Trump’ın Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu “askerlerine kaçırtıp” ardından gözaltına aldırması ve eş zamanlı olarak Venezuela’nın petrolü ile yer altı kaynaklarını açıkça hedef göstermesi, sadece Latin Amerika için değil, bütün dünya için alarm verici bir eşiğin aşıldığını göstermektedir. Bu hadise, büyük devletlerin artık uluslararası hukuku, devlet egemenliğini ve halkların iradesini umursamadan, açık bir kaynak gaspı siyasetine yöneldiğinin en çıplak örneklerinden biridir. Ortada ne demokrasi hassasiyeti vardır ne de insan hakları kaygısı.</p>
<p>Venezuela örneğinde görülen şey; petrolü, doğal gazı ve yer altı zenginlikleri olan bir ülkenin, “özgürlük” ambalajına sarılmış yeni nesil bir sömürgeci anlayışla diz çöktürülmesidir. 19. yüzyılda top ve tüfekle yapılan sömürü, bugün finansal yaptırımlar, askerî tehditler ve lider kaçırma operasyonlarıyla sürdürülmektedir. Yöntem değişmiş, zihniyet değişmemiştir. Trump’ın bu süreçte kullandığı dil son derece öğreticidir. “Venezuela’nın petrolü Amerikan şirketleri için değerlendirilmelidir” mealindeki açıklamalar, meselenin ideolojik değil çıplak ekonomik çıkar meselesi olduğunu itiraf etmektedir. Bu yaklaşım, uluslararası ilişkileri bir hukuk alanı olmaktan çıkarıp, güçlü olanın zayıfı gasp ettiği bir küresel haydutluk düzenine dönüştürmektedir. Daha tehlikeli olan ise bunun bir istisna değil, yeni bir norm haline gelme riskidir. Eğer bir ülkenin yer altı kaynakları varsa, ama askerî gücü yoksa; eğer ekonomik bağımsızlığı zayıfsa, ama coğrafi olarak stratejikse; o ülke artık “potansiyel hedef” olarak görülmektedir. Venezuela bugün, yarın başka bir ülke… Bu zincirin nerede duracağı belirsizdir. Bu noktada “ekonomik özgürlük” söylemi de ağır bir şekilde kirlenmiştir. Gerçek ekonomik özgürlük, bir ülkenin kendi kaynaklarını kendi halkı adına kullanabilme hakkıdır. Tankla, yaptırımla, lider kaçırarak sağlanan hiçbir düzen özgürlük değildir; bu olsa olsa modern sömürgeciliktir. Büyük devletlerin özgürlük dersi verdiği her coğrafyada yoksulluk, iç savaş, göç ve kaos artıyorsa, burada özgürlük değil yağma vardır. Uluslararası sistemin temel taşı olan devlet egemenliği ilkesi bu şekilde aşındırıldıkça, dünya daha güvensiz bir yer haline gelmektedir. Bugün bir süper gücün başka bir ülkenin liderini fiilen etkisiz hale getirmesi normalleşirse, yarın hiçbir devlet kendini güvende hissedemez. Güçlü olanın her şeyi yapabildiği bir dünya, hukukun değil orman kanunlarının dünyasıdır. Büyük devletler artık şunu anlamak zorundadır: Haydut gibi davranan devlet, ne kadar güçlü olursa olsun meşruiyetini kaybeder. Kaynak gaspı üzerine kurulan küresel düzen sürdürülebilir değildir. Bu anlayış, sadece hedef ülkeleri değil, bizzat sistemi kuranları da eninde sonunda yıkıma sürükler.</p>
<p>Venezuela meselesi bir ülke meselesi değildir. Bu, küresel vicdanın, hukukun ve adaletin test edildiği bir kırılma anıdır. Eğer dünya bu tür müdahalelere sessiz kalırsa, yarın “özgürlük” adına hangi ülkenin yağmalanacağını tartışıyor olacağız. Ve asıl soru şudur: Kaynakları olan ama silahı olmayan ülkeler ne zamana kadar bu küresel haydutluğun hedefi olacak? Dünya, büyük devletlerin haydutluktan vazgeçmediği bir yerde asla adil, asla güvenli ve asla özgür olmayacaktır.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/petrol-ugruna-haydutlasan-devletler/">Petrol Uğruna Haydutlaşan Devletler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ragusa Cumhuriyeti Üzerine</title>
		<link>https://hurfikirler.com/ragusa-cumhuriyeti-uzerine/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haldun Barış]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2025 09:27:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208547</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçtiğimiz günlerde Ankara’da Casa İtalia adlı bir kafede Prof. Şerafettin Turan anısına düzenlenen ve Şerafettin Turan’ın makalelerinin kitaplaştırıldığı “Toplu Makaleler” adlı eserin tanıtımının yapıldığı bir etkinliğe katıldım. Sonrasında sipariş ettiğim kahvemi beklerken kafedeki kitaplara göz attım ve Jacope F. Soranzo’nun 1575’te Venedik’ten İstanbul’a Seyahati’nin* yer aldığı ve 3. Murad’a takdim edilen günlük dikkatimi çekti. Kitabı [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ragusa-cumhuriyeti-uzerine/">Ragusa Cumhuriyeti Üzerine</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz günlerde Ankara’da Casa İtalia adlı bir kafede Prof. Şerafettin Turan anısına düzenlenen ve Şerafettin Turan’ın makalelerinin kitaplaştırıldığı “<em>Toplu Makaleler</em>” adlı eserin tanıtımının yapıldığı bir etkinliğe katıldım.</p>
<p>Sonrasında sipariş ettiğim kahvemi beklerken kafedeki kitaplara göz attım ve Jacope F. Soranzo’nun <em>1575’te Venedik’ten İstanbul’a Seyahati</em>’nin* yer aldığı ve 3. Murad’a takdim edilen günlük dikkatimi çekti. Kitabı satın aldım ve incecik olan bu kitabı bir çırpıda bitiriverdim.</p>
<p>Günlük-seyahatname türündeki bu eseri Ayça Güzel çevirmiş, İtalya Dostluk Derneği basmış.</p>
<p>Eseri okurken, eserde geçen Ragusa Cumhuriyeti dikkatimi çekti. Daha evvel bu devleti duymamıştım. Açıkçası kitapta bir iki sayfada anlatılan bu devletin sistemi, kurumsal yapısı dikkatimi çekmişti ve araştırmaya başladım. Okudukça hem şaşırdım hem daha da ilgimi çekti.</p>
<p>Kaderin cilvesi midir bilinmez, Şerafettin Turan Hocayı anma etkinliğinde aldığım bu seyahatnamede dikkatimi çeken ve bu yazıya konu olan Ragusa Cumhuriyeti’nin (Dubrovnik), <em>İslam Ansiklopedisi</em>’nde bulunan maddesinin müellifinin de Şerafettin Turan olduğunu araştırmalarım sırasında gördüm.</p>
<p>Bugünkü Dubrovnik (Hırvatistan) şehrinde kurulmuş olan Ragusa, Murat Hüdavendigâr Hazretleri döneminde Osmanlı himayesine girmiş olan aristokrat bir denizci devlet. Aslında Ragusa, denizci olduğu kadar bir ticaret devleti. Çeşitli kaynaklarda ticarette, diplomaside ve denizcilikte usta oldukları yazıyor.</p>
<p>1358 yılında Venedik’ten bağımsızlığını kazanan Ragusa Cumhuriyeti’nin sloganı ise şu şekilde: <em>“None Bene Pro Toto Libertas Venditur Auro</em>” yani <em>“<strong>Özgürlük, dünyanın tüm altınlarına satılmaz.”</strong></em></p>
<p>Geçimlerini daha çok ticaretten sağlayan Ragusalılar az da olsa tarım da yapmışlar. Ancak onlar daha çok denizcilikleriyle ve ticaretleriyle tarihte öne çıkmışlar.</p>
<p><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Ragusa_Cumhuriyeti">#Ragusa Cumhuriyeti’nin</a> kültür merkezi haline gelen ve içinde halka açık bir terazi de inşa edilmiş olan Sponza Sarayı’nın bir duvarına yazılan şu ifadeler ise Ragusalıların ticaret anlayışını gösteriyor:</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-208549 size-full" src="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/12/Sponza-Palace.jpg" alt="" width="612" height="408" srcset="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/12/Sponza-Palace.jpg 612w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/12/Sponza-Palace-300x200.jpg 300w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/12/Sponza-Palace-150x100.jpg 150w" sizes="(max-width: 612px) 100vw, 612px" /></p>
<p><em>Fallere Nostra Vetant, Et Fallı Pondera Meque Pondero Dum Merces, Ponderat Ipse Deus (<strong>Tartımız bizi aldatırsa biz de aldatırız; biz malı tarttığımızda Allah da bizi ölçer.)</strong></em></p>
<p>Gelgelelim, benim de dikkatimi celbeden kısma yani Ragusalıların kurumsal yapısına.</p>
<p>Yukarıda bahsettiğim eserde Ragusalıların kurumsal yapısı ile ilgili geçen bazı ifadeler (tam ve ayrıntılı olarak açıklanmamış olsa da) şu şekilde:</p>
<p><em>“Ragusa Cumhuriyeti nüfus açısından oldukça kalabalık. Bölgeler arasında pek çok köy kurulmuştur. Bu köylere yöneticiler gönderilir. </em></p>
<p><em>(…) Ragusalılar, yönetim biçimi olarak kendilerine cumhuriyeti seçmiştir. Meclis üyeleri; siyaseti serbest meslek olarak icra eden, rütbe ve konumları yaş ve akrabalık temelinde yükselen kişilerden haizdir. </em></p>
<p><em> </em><em>(…) Büyük Meclis’e iyi derecede okuma yazma bilmek ayrıca feraset ve idrak sahibi olmak konularında değerlendirilme şartıyla yirmi yaşını dolduran tüm asil vatandaşlar katılabilir. </em></p>
<p><em> </em><em>(…) Büyük Meclis’in Danışma Kurulu tarafından seçilen Doç, ayda bir değişir. Ragusa Cumhuriyeti’nin bütün bakanlıklarını, kurallarını, emirlerini, Küçük Meclis’i ve Senato’yu tanzim etme görevi de yine aynı kurulun yetkisindedir. </em></p>
<p><em>(…) Ragusa Cumhuriyeti’nde idari birimlerin en yetkili olanı Senato’dur. Senato bütün memlekette devletin yönetiminden sorumludur. Senato’ya ortalama otuz kişiden oluşan memleketin en yaşlı mensupları kabul edilir. Öte yandan yine memleketin en yaşlı ve tecrübeli vatandaşlarından oluşan küçük bir meclis vardır ki (Minor Consiglio) bu meclisin yetkileri Senato’nun karara varamadığı, araştırılması ve incelenmesi gereken yargıların hızlı bir şekilde uygulamaya konmasıyla yükümlüdür. </em></p>
<p><em>(…) Konsül olarak adlandırdıkları, özel hukuk davalarından sorumlu beş yargıçları vardır. Bu davalarda belirli bir meblağa kadar temyiz imkânı söz konusu olmayıp ilgili meblağın üzerindeki temyizler için Senato’ya başvurabilirler. </em></p>
<p><em>(…) Ayrıca hepsi yabancılardan  müteşekkil beş ya da altı memurları vardır. Onlara çok iyi maaş öderler ve çok saygı gösterirler. Memurlardan biri daha kıdemlidir. Onu baş memur olarak sayarlar, diğerleri hiyerarşide ondan sonra gelir. Ayrıca sekreterleri olarak kabul edip noter diye tabir ettikleri üç memurları vardır ki bunlar belirli bir maaş almalarının yanı sıra tüm sulh ve ceza davalarıyla meşgul olurlar; bununla birlikte kazanılan gelir diğer memurlar arasında paylaştırılır. </em></p>
<p><em>(…) Sağlık işlerinin başında beş beyefendi olup memleketin ileri gelenleri olarak göze çarparlar. Aralarından bazıları yönetici konumundadır.</em></p>
<p><em>Memleketin yasalarına göre oluşturulmamış her mahkeme kararına ve Küçük Meclis kararlarından bazılarına müdahale edilebilen beş savcı bulunur.  Bu savcılar itirazın karara bağlandığı Senato’ya önerge sunabilirler. Üç avukat, Asiller Kamarası adına Büyük Meclis’in ceza ve hukuk davalarında suçlu bulunan kişilerin haklarını savunur.”</em> a.g.e. s.40-4-42-43</p>
<p>Bunların yanı sıra üretimi, hazineyi, maaşları, vergileri denetleyen, memurlar da Ragusa Cumhuriyeti idare sisteminde yer almaktadır ve tüm bu konular da sistemli bir şekilde ele alınmıştır.</p>
<p>Foundation for Economic Education’da, Lawrence W. Reed, <a href="https://fee.org/articles/remembering-the-ragusan-republic/">Ragusa Cumhuriyetine dair yazdığı yazıda</a> Ragusalıların,<strong> iflas hukukunda Avrupa’nın öncüsü olduğunu ifade etmiştir.</strong> Reed, yazısında Ragusalıların bürokratik hızından, girişimciliği teşvik etmesinden, borçların ödenebilmesi için çıkardıkları yasalardan, devlet maliyesinin ihtiyatlılığından, deniz sigortası alanında öncü olduğundan bahseder.</p>
<p>Sahiden de pek çok kaynakta Ragusa’da mülkiyet hakkının sıkı bir biçimde korunmakta olduğu ve vergilerin düşüklüğü vurgulanmaktadır.</p>
<p>Ragusa’ya dair okumalarımda gördüm ki bu devletin iyi eğitimli, dünyayı tanıyan ve ticaretle uğraşan elitleri aynı zamanda usta birer diplomat gibi davranmakta ve adeta sivil diplomasi faaliyetleri icra etmekteler. Bu yönüyle de Ragusa Cumhuriyeti incelenmeye değerdir.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-208559 size-medium" src="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/12/resized_f6874-4f428b44dubrovniccroatia1-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" srcset="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/12/resized_f6874-4f428b44dubrovniccroatia1-300x200.jpg 300w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/12/resized_f6874-4f428b44dubrovniccroatia1-768x511.jpg 768w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/12/resized_f6874-4f428b44dubrovniccroatia1-150x100.jpg 150w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/12/resized_f6874-4f428b44dubrovniccroatia1-696x463.jpg 696w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/12/resized_f6874-4f428b44dubrovniccroatia1.jpg 900w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Ragusalıların da bir kez daha gösterdiği üzere refahın, gelişmenin sırrı, sistemli ve hızlı bürokrasi, öngörülebilir, açık gelişmiş bir hukuk sistemi, girişimciliği, ticareti teşvik eden bir anlayış tesis etmekten geçmektedir.</p>
<p>Ragusa, 18. yy’da büyük bir deprem yaşamış bu depremden ciddi bir şekilde etkilenmiştir. 19.yy’da ise Fransız işgaline uğramıştır.</p>
<p>Son olarak, Ragusa ile ilgili bu kısa yazıda, Türk hoşgörüsüne de değinmek istiyorum. Ragusalılar, Katolik Hristiyan bir topluluktur. Bu şehir devletinde yaşayan Yahudiler’in şehirden çıkarılmasına yönelik bir akım başladığında Kanuni Sultan Süleyman, 1545’te olaya müdahale etmiş, bir kez daha Türk hoşgörüsünü göstererek bu akıma, karışıklığa izin vermemiştir.</p>
<p>Ragusa Cumhuriyeti, tarihin tozlu sayfalarında, pek çok farklı özelliğiyle incelenmeye, keşfedilmeye değer bir devlet olarak durmaktadır.</p>
<p><strong>Haldun Bar</strong><strong>ış, Aralık 2025</strong></p>
<p><strong>Yazıda Bahsettiğim Eserin Künyesi: </strong></p>
<p>* Jacope F. Soranzo’nun <em>1575’te Venedik’ten İstanbul’a Seyahati</em>, Sultan 3. Murad’a Takdim Edilen Günlük, İtalya, Dostluk Derneği, Çeviren: Ayça Güzel, Aralık 2021, Ankara.</p>
<p><strong>Yararlanılan Kaynaklar</strong></p>
<p>Şerafettin Turan, DUBROVNİK, https://islamansiklopedisi.org.tr/dubrovnik</p>
<p>The Republic of Ragusa, <em>Project Gutenberg</em>, <a href="https://www.gutenberg.org/files/55332/55332-h/55332-h.htm">https://www.gutenberg.org/files/55332/55332-h/55332-h.htm</a>, Ballantyne, Hanson &amp; Co. at the Ballantyne.</p>
<p>Lawrence W. Reed, “Remembering the Ragusan Republic”, <em>Articles</em>, Foundation for Economic Education, 10 April 2019, <a href="https://fee.org/articles/remembering-the-ragusan-republic/">https://fee.org/articles/remembering-the-ragusan-republic/</a></p>
<p>Wikipedia, <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Republic_of_Ragusa">https://en.wikipedia.org/wiki/Republic_of_Ragusa</a></p>
<p>F.W. Carter, “Ragusa: The City Republic of Dubrovnik”, <a href="https://www.historytoday.com/archive/history-today"><em>History Today</em></a>, <a href="https://www.historytoday.com/history-today-issues/volume-30-issue-1-january-1980">Volume 30 Issue 1 January 1980</a>, <a href="https://www.historytoday.com/archive/ragusa-city-republic-dubrovnik">https://www.historytoday.com/archive/ragusa-city-republic-dubrovnik</a></p>
<p>Ali Çimen, “Osmanlı Himayesinde Dubrovnik (Ragusa) Cumhuriyeti”, <em>SessizTarih.net</em>, 22 Haziran 2020, <a href="http://www.sessiztarih.net/2020/06/dubrovnik-ragusa-cumhuriyeti-nedir.html">http://www.sessiztarih.net/2020/06/dubrovnik-ragusa-cumhuriyeti-nedir.html</a></p>
<p>Ergün Hasanoğlu, Raguza Cumhurluğu, <em>Balkan Araştı</em><em>rma Enstit</em><em>üsü Dergisi</em>, Cilt/Volume 2, Sayı/Number 2,  Aralık/December 2013, 137-144., <a href="https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/407907">https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/407907</a></p>
<p>Lovro Kunčević, Another most serene republic: reflections on the social and political stability of Renaissance Ragusa, (Very much work in progres), EUSP.org, https://eusp.org/sites/default/files/archive/RESPUBLICA/RepTradition/10.Kuncevic_-_Another_most_serene_republic.pdf</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ragusa-cumhuriyeti-uzerine/">Ragusa Cumhuriyeti Üzerine</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AYM Üyesi Engin Yıldırım’ın Görüşleri ve Sahipsiz Köpekler Meselesi</title>
		<link>https://hurfikirler.com/aym-uyesi-engin-yildirimin-gorusleri-ve-sahipsiz-kopekler-meselesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Atilla Yayla]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Dec 2025 16:11:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208516</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, CHP’nin 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda 7527 sayılı kanunla yapılan bazı değişikliklerin iptali talebini oy çokluğuyla reddetti. Bu gelişme köpekperestlerin beklentilerini boşa düşürdü, umutlarını kırdı. Sahipsiz, serseri sokak köpeklerinin toplanması ve sokaklardan uzaklaştırılması sürecini biraz olsun hızlandırdı. Bu konuda bir dizi yazı kaleme aldım. Neden sahipsiz köpeklere müsaade edilmemesi gerektiğini anlatmaya çalıştım. Ahlâkî, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/aym-uyesi-engin-yildirimin-gorusleri-ve-sahipsiz-kopekler-meselesi/">AYM Üyesi Engin Yıldırım’ın Görüşleri ve Sahipsiz Köpekler Meselesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, CHP’nin 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda 7527 sayılı kanunla yapılan bazı değişikliklerin iptali talebini oy çokluğuyla reddetti. Bu gelişme köpekperestlerin beklentilerini boşa düşürdü, umutlarını kırdı. Sahipsiz, serseri sokak köpeklerinin toplanması ve sokaklardan uzaklaştırılması sürecini biraz olsun hızlandırdı.</p>
<p>Bu konuda bir dizi yazı kaleme aldım. Neden sahipsiz köpeklere müsaade edilmemesi gerektiğini anlatmaya çalıştım. Ahlâkî, felsefî argümanlar ortaya koydum. Görüşlerime köpekperestler tarafından aynı şekilde karşı argümanlarla cevap verilmesini umdum ve bekledim. Maalesef, umudum ve beklentim boşa çıktı. Cevap yerine küfürler ve karalamalarla karşılaştım. Hayvan düşmanı olmakla suçlandım. Ne var ki hemen hemen hiçbir argümanım çürütülecek şekilde cevaplanmadı, cevaplanamadı.</p>
<p>Evcil hayvanlara hayvan hakları değil ama refah sağlamaya çalışmak iyi ve olması gereken bir şey. Ama bu sahipsiz köpeklerin varlığını meşrulaştırmaz ve sokaklarda insanlara zarar vererek serbestçe dolaşmalarını haklı kılmaz. Bunun sebep olduğu sıkıntılara dikkat çekmek ve problemin çözülmesini istemek de köpek veya hayvan düşmanlığı yapmak anlamına gelmez. Tam da tersine, köpeklerin gerçekten iyiliğini düşünenlerin bütün köpeklerin sahiplerinin olmasını istemesi gerekir. Sahipsiz, serseri serseri sokaklarda gezinen, soğuktan, sıcaktan, kardan ve yağmurdan menfi etkilenen, ne zaman ve nasıl besleneceği belli olmayan, düzenli beslenme imkânından mahrum, hastalıklara yakalanan ve zarar gören hayvanlar mı yoksa sahibi olan, beslenmeleri, barınmaları ve diğer ihtiyaçları sahipleri tarafından karşılanan hayvanlar mı daha mutlu? Köpek düşmanı değilim, buna karşılık, insanları değil köpekleri öncelemenin, serseri köpeklerin insanlara verdiği zararları görmemenin veya önemsememenin insan düşmanlığı yapmak anlamına gelip gelmediği haklı olarak tartışılabilir.</p>
<p><strong>Engin YıIdırım’ın Duruşu</strong></p>
<p>AYM üyelerinden -aynı zamanda arkadaşım olan- Prof. Dr. Engin Yıldırım AYM’nin iptal talebinin reddi kararına genel olarak muhalif kaldı. Kararının gerekçelerinde de ahlâkî, felsefî ve hukukî argümantasyonlar kullanmaya çalışmış. Bu beni çok sevindirdi. Nihayet muhatap alabileceğim bir duruşun ve seviyenin ortaya çıkması ihtimaline çok memnun oldum. Yıldırım’ı çabası için tebrik ederim. Ne var ki, Yıldırım’ın itirazları da gerekçeleri de çoğu durumda geçersiz ve benim görüşlerime cevap teşkil etmekten hayli uzak. Bu tartışmayı akademik bir makalede daha ayrıntılı bir şekilde ayrıca yapmayı düşünüyorum. Ancak, şimdilik, kısaca, Yıldırım’ın itirazları ve gerekçeleri üzerinde durayım.</p>
<p>Yıldırım gerekçelerinde hayvan refahı ve hayvan hakları kavramlarını gündeme getiriyor. Kendisinin bakışı daha ziyade hayvan hakları kavramı açısından. Yıldırım genel olarak hayvan hakları kavramından ve fiilî ve muhtemel anlamlarından bahsediyor; AYM kararına muhalefetini bu kavram üzerinden şekillendiriyor ve savunuyor. Bunun takdire şayan ama eksik ve yetersiz bir yaklaşım olduğunu söylemek zorundayım. Hayvan hakları kavramında bazı ciddi ve kavramı geçersiz hale getirebilecek problemler var.</p>
<p>Her şeyden önce bu tartışmada söz konusu olan bütün hayvanlar değil, daha ziyade kediler ve özellikle köpekler gibi insanlarla yaşama alışkanlığına veya kabiliyetine sahip olan yani evcil hayvanlar. Hem insanla yaşama kabiliyetine sahip -koyun, sığır, tavuk gibi- diğer evcil hayvanlar hem de bütün diğer hayvanlar görmezden geliniyor. Oysa insan hakları kavramı için böyle bir şey söz konusu değil. İnsanların aralarında bir ayrım yapılmaksızın hepsinin doğuştan temel hak ve hürriyetlere sahip olarak dünyaya geldiği kabul ediliyor. Ayrıca, Yıldırım genel olarak hayvanlar arasındaki ilişkileri de görmezden geliyor. Hak kavramını sadece insan ve hayvan ilişkisi çerçevesinde ele alıyor. Bu da hayvan haklarının varlığını tartışmaya açıyor. Hayvanlar dünyasında vahşi ve acımasız bir güç mücadelesi sürüyor ve kuvvetli olan üstün geliyor. Süs köpekleri ve kediler arasında bile bunun sonuçlarını ve yansımalarını her an her yerde görmek mümkün.</p>
<p>Yıldırım haklı olarak insan hakları kavramındaki gelişme ve genişlemelere atıfta bulunuyor ve hayvan hakları kavramının da bir gün insan hakları kavramı gibi tanınma ve korunma görür hale gelebileceğine işaret ediyor. Ancak, burada da vahim bir yanılgı var. İnsan hakları kavramı açılmış ve genişlemiştir fakat bu açılım ve genişlemelerin bir kısmı zaten insan hakları kavramına gömülüdür, kadın hakları ve çocuk hakları gibi. Ama iktisadi ve sosyal haklar denen kategori tartışmaya çok açıktır ve nitekim klasik insan hakları gibi bir tanınma ve korunma kazanamamıştır. Klasik haklarından biri ihlâl edilen bir kimse bunun sorumlularını tespit edebilir ve konuyu yargıya taşıyabilir. Diyelim ki evi zorla elinden alınarak özel mülkiyet hakkı ihlâl edilen biri bunu kimin yaptığını bilir ve ona karşı harekete geçebilir. Aynı şey örneğin konut edinme ve çalışma hakkı için yapılamaz. Bugüne kadar konut edinme -konut verilme- hakkım tanınmadı diye hiç kimseye dava açıldığını duymadım, duyabileceğimi de sanmam. Olsa olsa demokratik siyaset içinde bundan sorumlu veya bunu yerine getirmede başarısız olduğu düşünülen hükümetler ve şahıslar oy vermemek suretiyle cezalandırılabilir. Ama bu da klasik insan hakları ihlâllerinin cezalandırılması ile aynı anlamı taşımaz.</p>
<p>Yıldırım insan haklarının sahibi öznelere hukuk dilinde kişi dendiğini belirtiyor. Tüzel kişilerden örnek olarak bahsediyor. Buna destek olarak da dernek, şirket, vakıf gibi kuruluşların kişi olmamalarına rağmen hukukî tanınma ve koruma gördüklerine işaret ediyor. Bu çizgide kişi olmayan varlıkların, mesela hayvanların da hak sahibi olmaya doğru terfi edebileceğine değiniyor. Sanırım bu da eksik ve yanlış bir algılama. Dernekler, vakıflar ve şirketler bireylerin bir araya geliş biçimlerine verilen isimlerdir. Bütün bunlar birey birlikleridir. Onları bireylerden arınmış olma durumuna düşürmek manasız ve imkânsızdır. Bunlarla muhatap olmak fiiliyatta kişilerle muhatap olmaktır. Bu yüzden, hak kavramı doğru ve anlamlı biçimde yalnızca bireylere atfedilebilir.</p>
<p><strong>Dünyanın Düzeni</strong></p>
<p>Yıldırım’ın doğanın, çevrenin, tarihî eserlerin korunmasıyla ilgili tespitleri ve iddiaları da çok sıkıntılı. Sanki bunlar insan dışı bir dünyanın varlıklarıymış gibi bir muameleye tabi tutulmakta. Oysa bunların korunması kendi hatırları için değil insanlar için gereklidir. Gelecek nesillerin daha iyi bir hayat yaşaması, doğal kaynak sıkıntısı çekmemesi veya geçmişte yaşamış insanların hatıralarının ve eserlerinin korunması için yapılmaları gereklidir. Başka bir deyişle bunlar insanî dünyanın dışında değillerdir ve bir anlam ve değer taşımaları da insan ile ilişkileri çerçevesinde mümkündür. Zaten insansız bir dünya bugünkü gibi bir dünya da olmayacaktır.</p>
<p>Yıldırım’da yansıyan bir başka şey, dünyaya insan merkezli bakıştan duyulan rahatsızlıktır. Ona göre tabiatta bir denge vardır, köpekler de insan gibi bu dengenin unsurlarından biridir. İnsan bu dengeyi korumaya çalışmalıdır. İyi de, hayvanlar da tabiata zarar verebilmektedir. İnsan kendisinin var olmadığı bir dünyayı koruyamaz. Anayasal düzen de hayvanların değil insanların bir ürünüdür. İnsanlar aynı zamanda çalışır ve üretirler. Bu da hayvanlarla insanlar arasındaki hayatî bir farktır. Hayvanlar bildik bileli aynı şekilde yaşamaktadır. Yaşayış biçimlerinin değişeceğine dair bir işaret de yoktur.</p>
<p>Dil, ahlâk gibi kurumlar da insan içindir ve insan tarafından var edilmiştir. Uygarlığı kuran ve yaşatan insanlardır. Hukuk kodları da insanların ürünüdür. İnsan aynı zamanda yegâne akıl sahibi canlıdır. Bütün bunlar insanın tüm canlılardan daha önce ve daha önde geldiğini kanıtlar. Bu çerçevede bütün hayvanlar insan için bir araçtır veya bir araç olabilir. Bazı hayvanların yaşaması bile insanların onlara karşı tutumuna bağlıdır. Kentler de, Yıldırım’ın iddia ettiği gibi köpeklerin doğal yaşama ortamı değildir. Kentleri var eden insanlardır. Kentler insanların doğal yaşama ortamıdır. Köpekler esas itibarıyla ancak bu ortam içinde var olabilirler.</p>
<p>İnsanın üstün bir varlık olmasından neden rahatsızlık duyulur, anlamak zor. Keza insanı hayvanlarla aynı veya hemen hemen aynı seviyede varlıklar olarak görmek de sıkıntılı bir durum olsa gerek. Hayvanların bazıları yaşamak ve neslini sürdürmek için dahi insanlara muhtaçtır. Hayatta hayvanlar insanlar için bir araç olabilmektedir. Örnek vermek gerekirse, insanların gıdalarının önemli bir bölümü hayvansal gıdadır. İnsanlar hayvanları yemektedir. Her yıl, milyonlarca hayvan yenmektedir. Bu gerçeği besin zincirinde yer alan ve besin zincirinde yer almayan hayvanlar ayrımıyla aşmak düşünülebilir. Ancak hem tarihteki hem de günümüzdeki eğilimler ve yaşayışlar göstermektedir ki besin zinciri de ülkeden ülkeye ve kültürden kültüre değişebilmektedir. Milyarlarca hayvan insanlar tarafından devamlı yenmektedir. Bu çerçevede her yıl 3 milyon kedi ve 25 milyon köpek de insan gıdası olmaktadır. Ciddi bir kriz anında bu sayının artacağına da şüphe yoktur. Kuşlarda görülebilen kuş gribi ve çift tırnaklı hayvanlarda görülen şap hastalığı gibi durumlarda da hayvanlar, hayat haklarından bahsedilmeksizin, kitleler halinde, insanların korunması için imha edilebilmektedir.</p>
<p>Hayvanlar kendi sağlıklarıyla ilgilenemezler. Onların sağlık bakımlarının ve tedavilerinin yapılabilmesi insanlarla beraber yaşamalarına ve insanlar tarafından sahiplenilmelerine bağlıdır. Hastalık sıkıntısı olan insanlar bundan kurtulmak için ya bizzat hastanelere giderler ya da mesela reşit değillerse anne-babaları veya yakınları tarafından sağlık kurumlarına götürülürler. Hayvanlar aynı şeyi yapamaz. Hayvanlar hastane kuramaz ve tıp bilimi denen şeyi de geliştiremez. Mesela kendi başına veteriner hekime giden bir kedi veya köpek hiç görülmedi.</p>
<p>Bu yüzden, hayvan hakları çerçevesinde zikredilebilecek başlıca hak veya hak benzeri bir şey olsa olsa hayatta kalma hakkıdır. Ama bu da klasik hayat hakkına birçok bakımdan uymaz. Hayat hakkı dünyaya gelmiş insanın reşit olduktan sonra yaşaması için yapması gerekenleri yapmasının engellenmemesi anlamına gelir. Köpekler için hayat hakkı bu şekilde tanımlanamaz, köpeklerin hayatta kalmaları için insanların bazı şeyler yapması gerektiğinin vurgulanması icap eder. Kısaca, insanın hayat hakkı ile köpeklerin sözüm ona hayat hakkı aynı kategoride olamaz.</p>
<p>Hayvanların refah haklarından söz ediliyor. Elbette hayvanlar insanlar tarafından kötü muameleye tabi tutulmamalı. Eziyet ve işkence görmemeli. Ama bunlar hayvanın hayatta kalmasını sağlamaya yetmez. Bu durumda hayvanlar nasıl hayatta kalacak? Hayvanlar kendi refahını nasıl sağlayacak? Bunun için insanların kendilerine muamelesine bakmak gerekmeyecek mi? Yardıma muhtaç insanlar, aç ve sefil aileler ve çocuklar varken neden insanlar değil de hayvanlar tercih edilecek? Bunun masraflarını kim karşılayacak? Netice itibarıyla devlet ve belediye denen organizasyonlar vatandaşın vergileriyle oluşan kaynakları kullanıyorlar. Vergi mükellefleri buna itiraz ederlerse ne olacak?</p>
<p>Yıldırım’ın temel hatası insanlarla hayvanlar arasında çelişkiyi ve problemleri görmemesi. Sahipsiz köpekler insanlar için büyük problemlerin kaynağı olabiliyor. Mesela yaklaşık her 2000 kişiden birinde köpeklerden bulaşan kist hidatik hastalığı olduğu söyleniyor. Sahipsiz köpekler okul çocuklarına veya parklara götürülmüş çocuklara saldırabiliyor, onları parçalayabiliyor. Yaşlı kadınlar ve erkekler köpek sürülerinin hedefi olabiliyor. Kuduz hastalığı köpeklerden bulaşıyor. Her yıl binlerce insan köpekler tarafından ısırılıyor ve kuduz aşısı olmak zorunda kalıyor. Sahipsiz köpekleri kısırlaştırmak veya aşılamak onların saldırganlığına engel olmuyor; hatta tam tersini yapması daha kuvvetli bir ihtimal olarak beliriyor.</p>
<p>Yıldırım sahipsiz köpeklerin bir mülk muamelesine tabi tutulmasını da istemiyor. Ancak, bu yaklaşım da hayatın akışına ve olan bitene karşı çıkmak anlamına geliyor denebilir. Zira etrafta yüzlerce pet shop var ve buralarda hayvanların sadece ihtiyaçları değil kendileri de satılıyor. Köpeklerin üretilmesi ve satılması için çalışan tesisler bulunuyor. Bu da onların zaten bir anlamda mal-mülk olarak görüldüğünü ve ticarî işlemlere malzeme yapıldığını kanıtlıyor.</p>
<p><strong>Tezlerim cevapsız kalmış</strong></p>
<p>Engin Yıldırım iyi niyetli ve gayretli bir çalışma ortaya koymuş. Ahlâkî, felsefi ve hukukî açılımlar yapmaya ve yeni kavramlar geliştirmeye veya tanıtmaya çalışmış. Ne yazık ki tezleri meseleyi tam olarak ve bütün boyutlarıyla görebildiğini göstermiyor. Bir başka deyişle, benim temel argümanlarım yine cevapsız kalıyor.</p>
<p>Tekrar edeyim: Sahipsiz köpek olmamalı. Bütün köpekler sahiplenilmeli. Sahipleri hem hayvanların bakımından hem de bir saldırganlık yapmaları halinde insanların canlarına ve mallarına verebilecekleri zararlardan sorumlu tutulmalı. Bu noktada Hindistan, Pakistan gibi ülkeler değil, sahipsiz köpeklerin var olmasına, sokakları işgal etmesine imkân tanımayan ve köpek saldırılarına karşı onların sahiplerini bağlayan hukukî tedbirler alan ABD, AB, Almanya, İngiltere gibi yerler örnek alınmalı.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/aym-uyesi-engin-yildirimin-gorusleri-ve-sahipsiz-kopekler-meselesi/">AYM Üyesi Engin Yıldırım’ın Görüşleri ve Sahipsiz Köpekler Meselesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankara’da Devlet Bahçeli Var</title>
		<link>https://hurfikirler.com/ankarada-devlet-bahceli-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdulkadir Pekel]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Nov 2025 11:45:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208447</guid>

					<description><![CDATA[<p>Devlet Bahçeli Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılmasına yönelik bir çağrıda bulundu. Muhtemelen bu çağrının ardından, AİHM’de yeni çıkan kararın da etkisiyle Demirtaş serbest bırakılacaktır. Halbuki AİHM Demirtaş’ın tutukluluğu hakkında daha önce de kesinleşmiş bir karar vermişti. Yargı mekanizması, Devlet Bahçeli&#8217;deki siyasi cesaretin yarısını adalet için gösterip, siyasi olduğu açıkça belli olan bir tutsaklığı AİHM kararına rağmen [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ankarada-devlet-bahceli-var/">Ankara’da Devlet Bahçeli Var</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Devlet Bahçeli Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılmasına yönelik bir çağrıda bulundu. Muhtemelen bu çağrının ardından, AİHM’de yeni çıkan kararın da etkisiyle Demirtaş serbest bırakılacaktır. Halbuki AİHM Demirtaş’ın tutukluluğu hakkında daha önce de kesinleşmiş bir karar vermişti. Yargı mekanizması, Devlet Bahçeli&#8217;deki siyasi cesaretin yarısını adalet için gösterip, siyasi olduğu açıkça belli olan bir tutsaklığı AİHM kararına rağmen dokuz senedir sonlandıramadı. O zaman sormak lazım, bu yargı organı ne işe yarar?</p>
<p>Herhalde haksızlığa uğrayanlar mahkemelerden değil, Devlet Bahçeli’den medet ummalı. Yani Ankara’da hakimler değil, Devlet Bahçeli var. Karla kapattığı yolları, siyasi pragmatizmiyle bazen açmasını da biliyor… Yolu kapatması da ihtimal dahilinde olan bir “kar açma makinesi”…</p>
<p>İçeride başka siyasi tutsaklar da var. Ülkenin siyasi gündemi çerçevesinde hapse atılıyorlar, siyasi amaçlar için uygun olan bir zamana kadar da içeride tutuluyorlar. Osman Kavala, Ekrem İmamoğlu ve diğer CHP&#8217;li belediye başkanları, &#8220;halkı kin ve düşmanlığa tahrik&#8221; suçundan alınan komedyenler, sanatçılar ve daha birçoğu. Darısı onların başına. Umarım yargı mekanizmamız Devlet Bahçeli&#8217;nin siyasi cesaretini beklemeden bu sefer adalet cesareti gösterebilir.</p>
<p>Yargı organı bir devlet gücü kullanamıyor; büyük ölçüde bürokratik bir merci gibi işlev gösteriyor. Yargının siyasal sistem içerisinde tuttuğu özerk yer çok sınırlı (belki de yok). Önemli konularda hükmü siyaset mercii veriyor. Yargı mekanizması, işin şekli yönünü tamamlıyor, yani siyasetin getir götürünü yapıyor. Bir de siyasetin uğraşmaya değer bulmadığı &#8220;önemsiz&#8221; meseleleri halleden bir nevi hakemlik işlevini yerine getiriyor. Bu meselelerde bile iktidar ortaklarının çeşitli yollarla müdahalelerde bulunabildiğini, yozlaşmanın arttığı ve hukuk dışı faktörlerin etkili olduğunu görebiliyoruz. Gerek yargı camiasından alınan bilgiler, gerekse aydınlatılamayan bazı ölüm/cinayet vakaları buna işaret ediyor.</p>
<p>Siyasete gayri-meşru müdahalelerde bulunan bir yargıdan, siyasetin etkisi altında kalan bir yargıya… Türkiye’de yargının tarihi yolculuğu, demokrasi ve hukukun üstünlüğü ideallerini manasız kılacak bu iki uç arasında gitti geldi. Yargının hal-i pür melaline dair özel sohbetlerde çekincesizce gösterilen bu “odadaki fil”, kamu sahasında görünmez oluyor. Nedeni malum… Bu satırları okuyanlar muhtemelen içlerinden şöyle diyor: “Evet, böyle ama elden ne gelir…”</p>
<p>Bahaneleri bırakıp, odadaki şu fili açık açık konuşmakla işe başlayabiliriz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ankarada-devlet-bahceli-var/">Ankara’da Devlet Bahçeli Var</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ceza Kanunu 353. Madde</title>
		<link>https://hurfikirler.com/ceza-kanunu-353-madde/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haldun Barış]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Nov 2025 09:21:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208432</guid>

					<description><![CDATA[<p>“ama hayır, anlamak demek, dedim hâkime, daha ziyade derinlemesine hissetmek demektir” s.110 Ceza Kanunu 353. Madde… Fransız yazar Tanguy Viel tarafından kaleme alınan ve Mehmet Emin Özcan tarafından çevirilen, İletişim Yayınları tarafından basılan bu eşsiz eseri itiraf etmeliyim ki bir çırpıda bitiremedim. Aklıma adliye koridorlarındaki koşuşturmalar geldi. Geçen gün Ankara’nın insanın içini karartan mimarisiyle Sıhhiye [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ceza-kanunu-353-madde/">Ceza Kanunu 353. Madde</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“ama hayır, anlamak demek, dedim hâkime, daha ziyade derinlemesine hissetmek demektir” s.110</em></p>
<p><em>Ceza Kanunu 353. Madde</em>…</p>
<p>Fransız yazar Tanguy Viel tarafından kaleme alınan ve Mehmet Emin Özcan tarafından çevirilen, İletişim Yayınları tarafından basılan bu eşsiz eseri itiraf etmeliyim ki bir çırpıda bitiremedim.</p>
<p>Aklıma adliye koridorlarındaki koşuşturmalar geldi.</p>
<p>Geçen gün Ankara’nın insanın içini karartan mimarisiyle Sıhhiye Adliyesi’nde gözüme çarpan “görüşme odasının” kasveti geldi.</p>
<p>Fakültede Prof. Dr. Gülriz Uygur Hocamızın “Hukuka Giriş” dersinde okuttuğu Kuçuradi’nin makaleleri geldi.</p>
<p>Hukukun ne kadar insanla ilişkili olduğu ve ne kadar insana dair olduğu geldi… Okumalarımda sıklıkla duraksadım, düşündüm, notlar aldım…</p>
<p>Başlarken hemen belirteyim: <em>Ceza Kanunu 353. madde</em> adlı eseri başta hukukçular olmak üzere herkese tavsiye ediyorum.<img decoding="async" class="alignleft wp-image-208435 size-medium" src="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/11/Ceza-Kanunu-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" srcset="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/11/Ceza-Kanunu-200x300.jpg 200w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/11/Ceza-Kanunu-150x225.jpg 150w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/11/Ceza-Kanunu-300x450.jpg 300w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/11/Ceza-Kanunu.jpg 499w" sizes="(max-width: 200px) 100vw, 200px" /></p>
<p>İnfaz yasasının çokça tartışıldığı bu günlerde, bu eser, bizlere suçun ve suçlunun, yalnızca suça konu fiilden ibaret olmadığını, toplumsal gerçekliklerin, eğitimin, ekonominin, ceza-infaz yasaları kadar toplumun huzurunda etkili olduğunu, maddi vakıalarda hakikate ulaşmanın tek bir bakış açısıyla mümkün olmadığını ahenkli, edebî bir anlatım ve akıcı bir örgü ile hatırlatıyor.</p>
<p>Eserde ana kahramanımız Kermeur bir dizi sorun yaşıyor. Bu sorunlardan biri de Kermeur’un yaşadığı kasabayı tatil köyüne çevirecek Antoine Lazenec’in dolandırıcı olması. Kermeur için bardağı taşıran son damlalardan biri işte bu ve oğlu Erwan’ın başına gelenler oluyor. Kermeur sonrasında bir suç iddiasıyla yargılanıyor.</p>
<p>Yazar, bir suçluyu suça iten çeşitli nedenleri suçlunun ağzından bizlere aktarıyor. Aklıma kriminoloji dersinde tartıştığımız konular ve meslek hayatımda okuduğum, incelediğim dosyalar ve pek ceza bakmasam da  görev yaptığım birkaç dosya geliyor. Hayat, teorinin, çerçevelerin çok daha ötesinde ve kesinlikle “tahditli” değil diyorum, bir kez daha.</p>
<p>Eserde temel konulardan biri hakimin hükme ulaşırken hangi delillerden nasıl etkilendiğinin sorgulanamayacağı hususu. Bu durum Fransız Ceza Kanunu’nun 353. maddesine atıfla eserde yer alıyor. Kitabın ismi de zaten buradan geliyor. Burada belirtmem gerekir, kitaba olan övgülerim hâkimin bakış açısına ve tavrına değil, bu tartışmaya açıktır. Ancak kitap bizlere farklı bir bakış açısıyla bazı gerçekleri hatırlatıyor.</p>
<p>Kitapta önemli bir diğer bahis ise “<em>vicdani kanaat</em>.” Anayasamızın 138. maddesinde de yer aldığı üzere <em>“hâkimler, g</em><em>ö</em><em>revlerinde bağımsızdırlar</em>; <em>Anayasa, kanun ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine g</em><em>ö</em><em>re h</em><em>üküm verirler</em>.” Bu, aslında hukukçuların arasında da çokça tartışılan bir konu: Hakimler vicdanlarına göre mi karar vermeliler?</p>
<p>Bizim de içinde bulunduğumuz Kıta Avrupası hukuk sisteminde yasalar kazuistik sayılacak kadar belirlidir. Usûl kuralları da sıkıcı belirlenmiştir. Dolayısıyla “hâkimin takdir yetkisi” oldukça kısıtlı bir alanda mevcuttur ve takdir konuları da genellikle içtihatlarla, uygulamada belirlenmiştir.</p>
<p>Öte yandan vicdani kanaat hükümde asıl olarak “suçun işlenip işlenmediği” noktasında toplanır. Hakim/heyet tüm delilleri dikkatle ve titizlikle inceler. Eğer en ufak bir şüpheye mahal vermeyecek şekilde suçun işlendiğine kanaat getirdiyse hükmünü verir. Şüphe varsa sanık yararlanır. Ve yine temel bir hukuk ilkesi olarak hukuksuz delil değerlendirilmez çünkü zehirli ağacın meyvesi de zehirli olur.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-208436 size-full" src="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/11/mahkeme-2.jpg" alt="" width="800" height="533" srcset="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/11/mahkeme-2.jpg 800w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/11/mahkeme-2-300x200.jpg 300w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/11/mahkeme-2-768x512.jpg 768w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/11/mahkeme-2-150x100.jpg 150w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2025/11/mahkeme-2-696x464.jpg 696w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></p>
<p>Hukukumuzda temel yaklaşımlarımız böyledir ancak mesela Japonya’da şüpheliler uzun süre gözaltında tutulur, avukatsız şekilde sorgulanır ve adeta itiraf etmeye zorlanır. Belki de Japonya hukukunda en çok eleştirilen konulardan biri budur. Bu, bir zamanlar ülkemizde de çokça tartışılmış olan “<em>delilden su</em><em>ç</em><em>luya ulaşılır, şüpheliden delile değil”</em> ifadelerinin bir yansıması gibidir, sanki. Herhalûkârda bu uygulama başta Japon avukatlar olmak üzere hukukçular tarafından ciddi şekilde eleştirilir ve hukukun temel prensiplerine uygun da değildir.</p>
<p>Burada Japonya parantezini açmamın bir sebebi var ki o da şudur: Amaçladığımız düzen, metodlarımız, doğrularımız ve kabul ettiğimiz hukuk tartışılabilmelidir.  Mutlak doğru yok, belki de tek bir doğru yok; tartışmalı ve gerekçelendirmeli, yeni çalışmalarla birlikte yeniden tartışmaya açmalıyız.</p>
<p>Vicdanî kanaat konusunda da söylenecek çok şey vardır. Sahi “vicdan” nedir? <em>Nişanyan</em> <em>Sözlüğ</em>e göre vicdan, Arapça vecd kökünden gelen “<em>bulma, aklına getirme, şiddetli gazap, kendinden ge</em><em>ç</em><em>me</em>” sözcüğünden alıntıdır. Başkaca pek çok kaynakta da yer verildiği üzere vicdan, ahlâkî değerlere dayanır. İşte tam da bu noktada hâkimin vicdanî kanaatinde evrensel bir ahlâk yasasına mı yoksa kendi vicdanî değerlerine göre mi hükme ulaşıp ulaşmayacağı konusu tartışmaya açılır.</p>
<p>Konuya ilişkin Kuçuradi, hâkimin vicdanının hukuk bilgisine ve değerlere (<em>değer yargılarına g</em><em>ö</em><em>re de</em><em>ğil</em>) dayalı olmasını savunur. Bu ne kadar mümkündür, nasıl mümkün olur, tartışılmaya değerdir.</p>
<p><strong>Ancak bana göre bundan evvel, adil bir karar için öncelikle yargıçların, savcıların, avukatların yaptıkları meslekî faaliyeti “</strong><strong>mesaiden</strong><strong>” öte g</strong><strong>ö</strong><strong>rmeleri gerekmektedir</strong>. <strong>Sonrasında ise değerler ile değer yargılarını ayırt edebilen, normları temellendirerek objektif-subjektif temelleri okuyabilen, hukuki bilgiyi analiz edip pratikleştirebilen, mantık bilen hukuk profesyonelleri yukarıdaki tartışmayı nispeten aşabilecektir. </strong></p>
<p>Son olarak bu kısa değerlendirme/tavsiye yazıma kitaptan birkaç alıntı ile ve birkaç makale önererek son vermek istiyorum:</p>
<p><em>“Dünyanı</em><em>n hi</em><em>ç</em><em>bir denizinde, kıyıya bile yakın olsa, hi</em><em>ç</em><em>bir insan giyinik olarak kendini suyun i</em><em>ç</em><em>inde bulmak istemez” </em><em>s.5 </em></p>
<p><em>“İnsanların i</em><em>ç</em><em>indeki şeytan zamanında fark edilebilse, o parlak ve sevimli dış g</em><em>ö</em><em>rünüşün ardındaki bu şeytan g</em><em>ö</em><em>rülebilse, her şey ortaya çıkardı değil mi?”</em><em>s. 40</em></p>
<p><em>“Her neyse, bu olaydan sonra </em><em>ç</em><em>ok ge</em><em>ç</em><em>medi, yatırım yapılacak sokaklarda ince kumaşlı takım elbise giymiş kişiler g</em><em>ö</em><em>rmeye başladık, salonlardaki sehpaların üzerine inşaat planlarını açıyor ve ezberledikleri s</em><em>ö</em><em>zleri tekrarlıyorlardı, deniz manzaralı iki artı bir dairelerini satmaya karar verdiler, belki de yemek odasındaki masaların üstünde bulunan dantelli </em><em>ö</em><em>rtüleri biraz küçüm­süyorlardı, bunlar kendi annelerinkine </em><em>ç</em><em>ok benziyordu belki, ama kendileri </em><em>ö</em><em>yle miydi?” </em><em>s. 46</em></p>
<p><em>“Ama bu, hakimi hiç ilgilendirmiyordu sanki, hastasının şikâyetlerini kayıtsızca dinleyen bir hekim gibiydi.“ </em><em>s. 65</em></p>
<p><em>“sanki benim bilmediğim merkezî bir noktayı hedeflemişti, yani onun sadece “olup bitenler” dediği bir şeyleri hedefliyordu, çünkü ger</em><em>ç</em><em>ek, “olayların” i</em><em>ç</em><em>indeydi.” </em><em>s.65</em></p>
<p><em>“(…) belki bir bilin</em><em>ç</em><em>, kafamızda Adem’in bir asma yaprağıyla </em><em>ö</em><em>rtündüğünü düşünmemizi sağlayan o pek iyi sabitlenmemiş aynanın olabilmesi i</em><em>ç</em><em>in </em><em>ç</em><em>ok erkenden do</em><em>ğmuş bir bilin</em><em>ç</em><em>, bize engel olan, evet ama belki de bizi onurlandıran bir şey.” </em><em>s.127</em></p>
<p><strong><em>                                                                                                                                 </em></strong></p>
<p><strong><em>Av. Haldun Bar</em></strong><strong><em>ış</em></strong></p>
<p><strong><em>avbarishaldun@gmail.com</em></strong></p>
<p><strong>Önerilen Bazı Okumalar</strong></p>
<p>Prof. Dr. Vecdi ARAL, &#8220;Hukuk Nedir?&#8221;, <em>Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi Sempozyumu</em>, İstanbul Barosu Yayınları, 2019 <a href="https://hfsa-sempozyum.com/wp-content/uploads/2019/01/HFSA26-Aral.pdf">https://hfsa-sempozyum.com/wp-content/uploads/2019/01/HFSA26-Aral.pdf</a></p>
<p>Veli Özer ÖZBEK, &#8220;Ceza Muhakemesinde Hakimin Vicdani Kanaati&#8221;, <em>Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi Sempozyumu,</em> İstanbul Barosu Yayınları, 2019 <a href="https://hfsa-sempozyum.com/wp-content/uploads/2019/02/HFSA16-O%CC%88zbek.pdf">https://hfsa-sempozyum.com/wp-content/uploads/2019/02/HFSA16-O%CC%88zbek.pdf</a></p>
<p>Ioanna KUÇURADİ, İnsanca Yaşayabilmenin Nesnel ve Öznel Koşulları Üzerine, İzmir Barosu, <em>İzmir Barosu Dergisi</em>, Eylül 2019, <a href="https://www.izmirbarosu.org.tr/pdfdosya/insanca-yasayab2019121215322672.pdf">https://www.izmirbarosu.org.tr/pdfdosya/insanca-yasayab2019121215322672.pdf</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ceza-kanunu-353-madde/">Ceza Kanunu 353. Madde</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de Kurumsallaşma Üzerine Düşünceler</title>
		<link>https://hurfikirler.com/turkiyede-kurumsallasma-uzerine-dusunceler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haldun Barış]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Oct 2025 13:52:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Hükümet Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208383</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçtiğimiz günlerde bağımsız bir milletvekili üstat ile yaptığımız bir sohbette Sayın Vekil önemli bir hususu vurguladı: “Türkiye’nin en büyük problemi kurumsallaşamamasıdır.” Ben de bu tespite katıldığımı belirttim ve ekledim: “Türkiye yeni sisteme geçtiğinden beri önemli bir sistemsel sancı çekmektedir. Bu geçiş sürecinde eksikleri hissediyoruz.” Ardından bu yazıyı kaleme almaya ve Türkiye’de kurumsallaşmaya dair düşüncelerimi, anayasa [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/turkiyede-kurumsallasma-uzerine-dusunceler/">Türkiye’de Kurumsallaşma Üzerine Düşünceler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz günlerde bağımsız bir milletvekili üstat ile yaptığımız bir sohbette Sayın Vekil önemli bir hususu vurguladı: “<em>Türkiye’nin en büyük problemi kurumsallaşamamasıdır</em>.” Ben de bu tespite katıldığımı belirttim ve ekledim: “<em>Türkiye yeni sisteme geçtiğinden beri önemli bir sistemsel sancı çekmektedir. Bu geçiş sürecinde eksikleri hissediyoruz.”</em></p>
<p>Ardından bu yazıyı kaleme almaya ve Türkiye’de kurumsallaşmaya dair düşüncelerimi, anayasa değişikliğinin de gündemde olduğu bugünlerde aktarmaya karar verdim.</p>
<p>Kurum, <em>Ni</em><em>şanyan</em> Sözlüğe göre “<em>cemiyet, teşekkül</em>” anlamlarına gelmektedir. Kurumsallaşma ise <em>Britannica</em>’da Hans Keman’ın yazdığı başlıkta <em>“insan etkileşimlerini etkileyen kuralları ve prosedürleri geliştirme veya dönüştürme süreci</em>” olarak tanımlanmaktadır.</p>
<p>Kurumsallaşma deyince akıllara muhakkak ve ilk olarak Weber gelmektedir. Weber’in <a href="https://www.liberte.com.tr/burokrasi-ve-otorite"><strong><em>Bürokrasi ve Otorite</em> </strong></a>adlı eserinde siyasi kurumsallaşma ayrıntılı bir biçimde işlenmiştir. Weber’e göre kurumsallaşmanın en gelişmiş biçimi <em>rasyonelliğin, sürekliliğin, öngörülebilirliğin, uzmanlaşmanın, meşruiyetin tezahürü olan bürokrasidir</em>.</p>
<p>Bu noktada belirtmeliyim, bu yazıda kurumsallaşmayı <strong>rasyonel temellendirmelere dayalı normlar ile prosedürler geliştirme, kuralları ortaya koyma ve süreçleri bu prosedürler, kurallar çerçevesinde, sürdürülebilir olarak inşa etme</strong> anlamı ile kullanacağız. Bu aynı zamanda sürekliliği, öngörülebilirliği, refahı, işlevselliği beraberinde getirir ve sistem kişilerden bağımsız olarak işleyebildiği için daha uzun ömürlüdür. İşte gerçek başarı bu sistemi inşa edebilmekten geçmektedir.</p>
<p>Bunlarla beraber, dünyada kendi döneminde süper güç olan İmparatorluğumuzun değişen dünya sistemine uygun yeni bir model üretememesi neticesinde çekilen sancı bizleri yeni bir devleti, Cumhuriyetimizi inşa etmeye itmiştir. Bu yeni devletimizin; Cumhuriyetimizin lideri Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Tanzimat’tan beri süregelen yeni bir sistem yahut yeni model inşasını hızlandırarak kurumsallaşmayı “yeniden” sağlamak istemiştir. Yeniden diyorum çünkü burada şunu ifade etmekte fayda vardır; Heper’in de ifade ettiği Osmanlı İmparatorluğu kendine has bir kurumsallaşma inşa edebilmişti ancak bu modern bir sistem değildi. Kurallar vardı, ancak padişah değiştiğinde kurallar da değişebilirdi. Yine de belli dönemlerde, diğer kıyas edilebilecek pek çok devletten çok daha üstün, kıyas kabul etmeyecek kadar daha medeni, çok daha insancıl bir sistem inşa edilebilmişti. Heper, <em>Türkiye’de Devlet Geleneği</em> adlı eserinde Osmanlı’daki kurumsallaşmaya ilişkin şu tespiti yapmaktaydı:</p>
<p>“Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun ilk kurumsallaşma örüntüsüne baktığımız zaman, mali kaynakları kolayca çevreden merkeze aktarabilen ve başarılı savaşlar yapabilen iyi örgütlenmiş bir yönetim ile karşılaşıyoruz. Bu erken dönem kurumlaşma biçiminin yozlaşmasını takiben Osmanlı, bürokratik ve siyasal kurumlarını iyileştirmeye çalışmıştır. Bu çabalar özellikle 1839-1876 Tanzimat Dönemi&#8217;nde yoğunluk kazanmış ve daha sonraki dönemlerde de belirli aralıklar ile devam etmiştir.”<br />
Metin Heper, <em>T</em><em>ürkiye’de Devlet Geleneğ</em><em>i</em>, Doğu Batı Yayınları, 2006 s.18.</p>
<p>Yine aynı eserde Heper şu ifadeleri kullanmaktadır:</p>
<p>“Osmanlı-Türk devlet felsefesine göre padişah, Tanrı tarafından toplumun çeşitli zümrelerini bir arada tutmak üzere atanmıştır. Hiyerarşide, padişahın hemen altında mutlak yetkilerle donatılmış sadrazam bulunurdu. Merkezin görevi, her bir zümreye, konumunu ve işlevini göz önünde tutup hak ettiğinden ne daha az ne de daha fazla imkân sağlayarak düzeni mevcut hali ile sürdürmekti. Osmanlı’da adalet bu anlamı taşıyordu. Söz konusu devlet felsefesi çerçevesinde, toplumun refahı, kendilerini devletle özdeşleştiren zümrelerin elinde olan kaynakların yeterli olması ile bir tutulmuştu. Osmanlı’nın Klasik Çağı boyunca, söz konusu Osmanlı türü hikmet-i hükümet anlayışı, keyfi idareye yol açabilirdi fakat böyle bir gelişme olmamıştır. Çünkü Osmanlı hikmet-i hükümeti büyük ölçüde Rechtsstaat özellikleri taşımıştır: Osmanlı yönetim sisteminde, padişah dâhil her yönetici kurallara ve geleneklere harfiyen uymak durumunda idi. Hizmetkârları gibi, padişah da haftanın kimi günlerinde özel danışmanları ile birlikte çalışır, belli durumlarda kullanması gerekli belli sözcükler dâhil gerekli töreleri ve gelenekleri titizlikle incelerdi.” <em>a.g.e. </em>s.56.</p>
<p>Tanzimat ile birlikte ise kurumsallaşmanın modern hale getirilmesi ve eksikliklerin giderilmesi amacıyla ve ayrıca süreklilik sağlayabilmek için kurumlar inşa edilmeye başlanmıştır. Nitekim günümüzde dahi varlığını sürdüren bazı kurumlar Tanzimat Dönemi’nde temelleri atılan kurumlardır.</p>
<p>Cumhuriyet döneminde ise Gazi Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde ve onun döneminde belli bir süre kişileri aşkın kurumsallaşma hızlanmışsa da bu durum çok da uzun sürmemiş, bir süre sonra Cumhuriyet’in “kemalist” sınıfı adeta ideolojiye dayalı bir yapı kurgulamıştır. Bu ideolojik eksen Mustafa Kemal’in inşa etmeye çalıştığı Meclis ve Cumhurbaşkanlığı makamında vücut bulan ve kurumsallaşmaya çalışan devlet organizmasına hâkim olarak, Gazi’nin yapmaya çalıştığı ile de çelişerek, sistemi kendi ideolojik sınırları içerisine mahkûm etmiştir. Yine bu ideolojik sınıf, “bürokratik oligarşiyi” inşa etmiş, yargıyı da belli oranda dizayn etmiş, orduyu ise denetim ve gerektiğinde check-balans unsuru olarak kullanarak siyasette de çerçeveleri çizmiş böylece ideolojik, antidemokratik bir devlet sistemi inşa etmişlerdir. Bu hizipçe bir ideal Türkiye tablosu ortaya konmuştur ve bu ideal Türkiye’ye aykırı olan fikirler çeşitli yaftalarla ve demokrasi dışı yöntemlerle sindirilmiştir.</p>
<p>Bu hususta Şerif Mardin tarafından kaleme alınan <em>Türkiye’de Toplum ve Siyaset</em> adlı eserdeki şu ifadeleri hatırlamak önemli olabilir:</p>
<p>“Yüksek bürokratlarımızın samimiyetsizliklerinden yadigâr kalan en tehlikeli unsurlardan biri de hiç şüphesiz ki kendileri tarafından meydana konan ideal Türkiye tablosudur. Bu tablo, aynı propaganda zihniyetinin mahsulü olduğu için realite ile hemen hemen ilgisi olmayan bir tablodur. Bu tablonun zihinlere yerleşmiş olmasından dolayı yeni neslin birçok elemanları objektif müşahedenin ne demek olduğundan ve ne şekilde yapılması gerektiğinden tamamiyle bihaberdirler. Etraflarındaki alemle olan münasebetleri daimi bir kendini aldatma vetiresi haline gelmiştir.” Şerif Mardin, <em>Türkiye’de Toplum ve Siyaset</em>, İletişim Yayınları, 1990 s.211.</p>
<p>Bu yapının kısmen kırılma noktaları Turgut Özal ile başlamış <em>-hayır Menderes ile değil-</em> ve kısmen AK Parti döneminde devam etmiştir. Demirel ise bu sistem ile gerçeklik arasında köprü kurmaya çalışan, Ecevit bu sistemden nispeten ayrışan, Erbakan ise bu sisteme doğrudan karşı çıktığını ifade eden siyasilerdir. AK Parti ise Demirel-Özal-Erbakan karması bir çizgi ile <em>“kemalist devlet ideolojisi</em>” ile mücadele etmiştir.  Özellikle 2007 muhtırasına gösterilen refleks, Kapatma Davası’nda gösterilen direnç ve halk desteği, 2010 Anayasa değişikliği, 2016 askerî darbe girişimi ve akabinde 2017 Anayasa değişikliği Türkiye’de bu yapının oluşturduğu sisteminin “kısmen” kırıldığı önemli olaylardan bazılarıdır.</p>
<p>Gelgelelim kırılan bu sistemin yerine yenisi henüz inşa edilememiştir. Güvenlik bürokrasisinin gölgesinde geçen yıllar, zamanla etkisini daha da göstermiş bir süre sonra Cumhuriyet tarihimiz boyunca belli aralıklarla tekrar eden ekonomik krizlerden biri daha hissedilmiş, yanı başımızdaki ülkelerde önemli değişikliklerin yaşanması ile de güvenlikçi politikalar ve refleksler terk edilememiş, kısacası bu sıkışmışlık içerisinde bir sistem için asıl olan meseleler konuşulamamıştır.</p>
<p>Bu durum çok geçmeden yeni anayasa ihtiyacına duyulan ihtiyacı ortaya koymuştur. Çünkü devlet sisteminde problemler ve aksaklıklar ortaya çıkmaktadır. Bu sorunlarla ilgili olarak öncelikle bürokrasi noktasında birkaç gözlemime ve öneriye yer vermek istiyorum:</p>
<p><strong>Bürokrasimize Yönelik Gözlemler ve Öneriler</strong></p>
<ol>
<li>Kurumlar içerisindeki kurum dışı siyasi atamalar, kurumlarda bir moral bozukluğu ve umutsuzluk yaşatmaktadır. Bununla alâkalı olarak söylenebilecek olan şey bellidir: Siyasi atamalar son bulmalı, müsteşarlık kurumu geri getirilmeli, kurum içi silsile istisnalar dışında bozulmamalı, “liyakat” atamalardaki temel ilke olmalıdır.</li>
</ol>
<p>Genel müdürlük, daire başkanlığı gibi makamlar için şartlar yeniden kurgulanmalı, “kurumda belli bir süre çalışma şartı” kuralı getirilmelidir.</p>
<p>Kurumlara alımlarda ve kurumlardaki atamalarda “liyakat” temel prensip olmalı, yönetici kadrolarda çalışkanlığın, akademik başarının, disiplinin, kamu malı-kamu hakkı gözetmenin yanı sıra “iyi yönetici” olabilme vasıfları da gözetilmelidir.</p>
<p>Yine atanan memurların, uzmanların, mühendislerin, yargı mensuplarının verimini artırmak için  en azından ilk olarak hizmetiçi eğitim, gerçekten önemsenebilir ve tasarruflu bir biçimde sağlanabilir.</p>
<p>Diğer bir husus ise ücretler arasındaki farklardır. Vasıflı eleman ile vasıfsız eleman arasında ücret dengesi bozulmuştur. Kariyer mesleklerde ücret iyileştirmeleri önemlidir.</p>
<p>Yapay zekâ yardımı ile çalışanların performans ölçümleri rasyonelleştirilebilir (<em>kaç imza atıldı, kaç iş başarılı şekilde azaltıldı vb. ölçümler</em>)  ve bu performanslar neticesinde ücret değerlendirmeleri yapılabilir.</p>
<p>İşlerin daha az olduğu kurumlarda gerekirse “part time/ yarı zamanlı” memuriyet düşünülmeli, ücretler de buna göre belirlenmelidir.</p>
<p>Mülki idare amirlerinde ve yargıçlarda yaş hususu da dikkate alınmalıdır. Yargıçlar için kürsüye çıkma yaşı 28-30 civarı olmalı, mülki idare amirlerinin ise refiklik süresi uzatılmalı, göreve çıkma yaşları en az 32 olmalıdır. Belki mülki idare amirliği için öncesinde “<em>birkaç yıl uzman yardımcısı olarak çalışmış olma</em>” şartı  da mevzuata eklenebilir.</p>
<p>2. Devlette işler az adamla daha iyi yürür. Devlet denilen büyük yapının ekmek kapısı olduğu toplumlar borç döngüsü içinde yaşar. Sadık Rıfat Paşa’nın Tanzimat devrinde dikkat çektiği bu sorun hâlâ asli sorunlarımızdan biridir. Bu beraberinde 1 ve 2. maddede yazdığım sorunları ortaya çıkarmaktadır. Öyleyse memur alımları bir süre durdurulmalı, memur enflasyonunun önüne geçilmelidir.</p>
<p>3. İmza yetkileri mevzuatta düzenlenerek dağıtılmalı, her kurum içerisinde yavaşlatma-dengeleme-gerektiğinde fren mekanizması oluşturulmalıdır. Yetkiler iyi dağıtılmalı, her kurum içerisinde <strong>yavaşlatma-dengeleme-gerektiğinde fren </strong>mekanizması oluşturulmalıdır.</p>
<p>Yavaşlık kötü değildir, bürokratik işlemler de kötü değildir. Aksine gerek ABD, gerek Almanya, gerek İngiltere “yavaş işleyen” bürokrasi ile gündeme gelen ülkelerdir. Yavaşlık hatayı azaltır. Devlet işlerinde hata büyük maliyetler doğurur ve bu hata amme malına zarar verir.</p>
<p>4. Mevzuatımız eskimiştir.  Örneğin 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Hakkındaki Kanun 1953 yılında kabul edilmiştir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu 1965 yılında, TBMM İçtüzüğü 1973 yılında, değiştirilmesi planlanan 2004 sayılı İcra İflas Kanunu 1932 yılında kabul edilmiştir.</p>
<p>Bunun gibi onlarca kanun, dağınık, karmaşık, çağın gereklerine de uygun olmayan şekildedir. Elbette mevzuatın sıkça değişmesi doğru değildir ancak değişen dünyanın ihtiyaçlarına göre yenilenmeler “eskiden kopmadan” yapılmalı ve mevzuatın dağınıklığı toparlanmalıdır.</p>
<p>Her şeyden evvel TBMM İçtüzüğü baştan sona reform yapılması gereken temel başlıklardan biridir. Eğer güçlü bir parlamento istiyorsak, parlamentoyu işlevselleştirmenin ve verimli hale getirmenin yollarını bulmamız gerekir.</p>
<p>Mevzuatta reformu, geniş bir yelpazedeki hukukçulardan oluşan ihdas edilecek bir kurul çalışmalı ve ele almalıdır ancak bu kurul liyakat esaslı olmazsa iyi bir sonuç elde edemeyebiliriz.</p>
<p><strong>Hukukun üstün olmadığı, adaletin sağlanmadığı toplumlarda ne ekonomi ne bilimsel gelişmeler ne kültürel gelişmeler ne de refah sağlanamaz. </strong></p>
<p>Burada konusu geçmişken belirtmemde fayda vardır: <strong>Mevzuat yenilenirken dili yenilemek her zaman sanıldığı gibi olumlu sonuçlar doğurmayabilir. Bazı terimler vardır ki (örneğin şufa gibi) bu terimi güncellediğinizde geçmişteki birikimle kopuşa yol açabilirsiniz. Buna dikkat etmek gerekir. </strong></p>
<p>Bürokrasimizde daha pek çok sorun olduğu aşikârdır. Ancak burada bu konuya bir ara verelim ve devam edelim:</p>
<p><strong>Teknolojik Devrimler ve Gelecek</strong></p>
<p>Tüm bunların yanı sıra Türkiye, bu kırılma aşamasında bir hususu daha göz önünde bulundurmalıdır ki o da içinde bulunduğumuz dönemde yaşanan “teknolojik devrimdir.” Blokzincir ve WEB 3.0 teknolojileri ile pek çok yenilik dünyada tartışılıyorken bir yandan da yapay zekâda yaşanan ilerlemeler dünyayı çok da uzak olmayan bir gelecekte bambaşka bir çehreye büründürecektir.</p>
<p>Bugün geldiğimiz noktada dahi yapay zekâ 10 kişinin çalıştığı ve tecrübe gerektirmeyen vasat beyaz yakalı işlerini 2 kişinin yapabilmesine olanak sağlamıştır. Kaldı ki görüştüğüm pek çok üst düzey yazılımcı <em>“şu anda veri toplanıyor daha ilerisi de mümkün</em>” demekte, geleceğe ilişkin çalışmalar yürütmektedir.</p>
<p>Bu teknolojiye direnmek yerine derhal insanları bilgilendirmeyi gündeme almak, veri güvenliğini daha sıkı bir çerçevede ele almak ve yapay zekayı iyi kullanabilmeyi öğrenmek zorundayız.</p>
<p>Öte yandan yapay zekâ demek, teknolojik devrim enerji ihtiyacını, nadir element ihtiyacını ortaya çıkaracaktır. Bunlar halihazırda hissedilir şekilde artan su krizini, çevre felaketlerini, iklim değişikliklerini beraberinde getirmektedir. Öyleyse çevre hukukunu gözeten, su krizini gündeme alan, ormanları hakkıyla koruyan, temiz gıdaya, temiz tarıma önem veren bir sistem kurmak zorundayız.</p>
<p>Tüm bu değindiğim konular yakın zamanda ana gündem konularımız olacak ve devlet sisteminde de değişimi ve dönüşümü kaçınılmaz kılacaktır.</p>
<p>Artık tehditler değişecektir. Ekonomik öncelikler değişecektir. Çalışma şart ve stilleri değişecektir.</p>
<p>Sosyolojik değişimler şiddetli ve hissedilir şekilde etkin olacaktır.</p>
<p>Küreselleşme artacak, yeni ve çok daha büyük teknoloji şirketleri ortaya çıkacaktır.</p>
<p>Tekno-oligarkların yanı sıra teknolojinin “hızlıca” zenginleştireceği bir zümreyi tahmin etmek de güç değildir. Bir yandan “miras yoluyla devredilen zenginlik” (<em>inheritokrasi</em>) korkunç boyutlara ulaşmışken bir yandan da teknolojinin belki de kolay yoldan zenginleştirdiği bir zümrenin varlığıyla yüzleşmek zorunda kalacağız.</p>
<p>Yazının konusundan sapmamak adına bu kısmı uzun uzadıya ele almayacağım. <strong>Ancak halihazırda dönüşen Türkiye’nin önünde dikkate alması gereken bir diğer konu da hiç şüphesiz yapay zekâ ve teknolojilerinin getireceği yenilikler, çevresel konulardaki riskler ve bu alanlardaki regülasyon eksikleridir</strong>. Halen kripto varlıkları “ödeme aracı” olarak görmediğimizi, siber suçlar, kişisel veriler vb. yeni alanlarda kurumsallaşmada zayıf kaldığımızı, çevreci bir anayasal bakış açısına sahip olmadığımızı ifade etmem gerekir.</p>
<p>Tüm bunları dikkate almadan, tartışmadan bir sistem kurgularsak yakın bir gelecekte yeniden sistem tartışmasına girmek durumunda kalırız. Bu nedenle<strong> ilkesel bir çerçeve çizip değişimi takip etmek ve değişime açık kapı bırakmak</strong> önemlidir.</p>
<p>Bu hususta atılabilecek bir diğer adım da tıpkı Finlandiya’nın yaptığı gibi TBMM bünyesinde bir <strong>fütüroloji komisyonu</strong> kurulup 7 yıllık periyotlarla 15 yıllık gelecek projeksiyonları çalışması yapılabilir ve bu çalışmalar raporlaştırılabilir.</p>
<p><strong>Yeni Anayasa Üzerine</strong></p>
<p>Gelgelelim, kurumsallaşmanın belki de en önemli adımı Anayasa’dır ve Türkiye yeniden anayasa değişikliğini gündemine taşımıştır. Bu hususa dair önerilerimi “<strong><em>Yeni ama Nasıl Bir Anayasa</em></strong>” başlıklı yazımda daha evvel dile getirmiştim <em>(</em><a href="https://hurfikirler.com/yeni-ama-nasil-bir-anayasa/">https://hurfikirler.com/yeni-ama-nasil-bir-anayasa/</a><em>)</em></p>
<p>Önceki anayasa yazımda sistemsel tartışmalara girmemiştim. Bu yazımda ise yalnızca zihnimizde bir pencere açabilmek maksadıyla iki hususu dile getireceğim ve deyim yerindeyse “<em>yazılı düşüneceğim</em>”:</p>
<p>Türkiye gibi farklı yaşam tarzına, farklı bakış açılarına, farklı dünya görüşlerine sahip insanların yaşadığı bir coğrafyada temel değerleri ve merkezleri korumak önemlidir ancak <strong>bunu yaparken çok sesliliğe ve çoğulculuğa, özgürlüklere önem verilmelidir</strong>. Bunun da en kestirme, işlevsel ve kurumsal yolu <strong>Cumhurbaşkanlığı makamı ile TBMM ağırlıklı bir merkez kurgulamak olmalıdır.  </strong>Bunu sağlamak için öncelikle <strong>eğer sistem değişikliğine gidilmeyecekse Anayasa’nın 104. maddesindeki Cumhurbaşkanlığı kararnamelerini düzenleyen kısım daraltılmalıdır</strong>. İlgili kısım şu şekildedir:</p>
<p><em>“Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez. Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir.</em></p>
<p><em>Cumhurbaşkanı, kanunların uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilir. </em></p>
<p><em>Kararnameler ve yönetmelikler, yayımdan sonraki bir tarih belirlenmemişse, Resmî Gazetede yayımlandıkları gün yürürlüğe girer.”</em></p>
<p>Gelinen noktada CB kararnameleri ile kurum dahi ihdas edilmeye çalışılmış ve AYM ile iptal edilmiştir. Bunun gibi pek çok örnek söz konusudur. Bu nedenle CB kararnamelerinin kapsamı çok daha dar bir çerçeveye indirgenmelidir.</p>
<p>Bunlara ilaveten CB’nin Yargıtay üye seçimi, AYM üye seçimi, Danıştay üye seçimi gibi yargı kurumlarındaki atama oranı fazlasıyla yüksektir. Bu tür görevler için TBMM’nin daha fazla seçim yapması daha demokratik olur.</p>
<p>Ayrıca yeni anayasada TBMM’nin denetleyici rolünü güçlendirmek de gerekir.</p>
<p>Burada bir öneriden ziyade bir tartışma zemini açma amacıyla şu hususa da değineceğim: Etkin ve karar alıcı Cumhurbaşkanlığı makamı ile TBMM arasında bir köprü vazifesi görebilen ve yetkileri net bir biçimde belirlenmek kaydıyla Cumhurbaşkanı tarafından görevlendirilen<strong> Meclis üyesi bir Cumhurbaşkanı Yardımcısı kurgusunu da belki bu anayasa değişikliğinde</strong> tartışmalıyız. Milletvekilleri arasından seçilen ve görevini sürdüren bir CB Yardımcısı için anayasal değişiklik şarttır. Açıkçası bu kurguyu yaparken düşündüğüm husus CB makamını iç politikadaki gündelik, geçici tartışmalardan nispeten uzak tutmak, daha “devlet” meselelerine odaklanan<strong> etkin, yürütmenin başı, gerektiğinde dengeleyici bir CB makamı kurgusu oluşturabilmekti</strong>. Ayrıca TBMM ile Cumhurbaşkanlığı arasındaki iletişimi ve TBMM’yi de güçlendirmek önemli olacaktır. Yazılı olarak düşündüğüm, artısı eksisi tartışılabilecek bir öneri olarak buraya not düşüyorum.</p>
<p><strong>Sonsöz Niyetine</strong></p>
<p>Bu yazıda, kurumsallaşma kavramını açıklayıp Türk Devlet sisteminin kodlarına ve modernleşmemize bu çerçeveden kısa bir bakış atmaya çalıştım. Yine bürokrasideki, mevzuatımızdaki temel problemlere özet bir biçimde değindim ve bazı önerilerde bulunmaya çalıştım.</p>
<p>Yakın bir gelecekte önemli bir devrime yol açacağı artık iyice dillendirilen “teknolojik devrimi” de bu günlerde dikkate almamız gerektiğini ifade ettim ve o konuya da değindim.</p>
<p>Son olarak kurumsallaşmamızı güçlendirmek, yeni sistemin aksaklıklarını giderebilmek için yeni anayasa tartışmalarına değindim. Yeni anayasa çalışmalarına ilişkin fikirlerimi daha evvel yazdığım bir yazıda 6 maddede toplamıştım. Bu yazıda ise tekrara düşmemek amacıyla o konulara değinmedim, bu önerilere ek bazı önerilerde bulundum. Ayrıca olası bir sistemsel değişikliğe yönelik, milletvekili olan ve yetkileri net bir biçimde belirlenmiş iç politikada daha aktif bir Cumhurbaşkanı Yardımcılığı makamını “yazılı” olarak düşündüm.</p>
<p>Az evvel ifade ettiğim gibi Türkiye gibi farklı dünya görüşlerini bir arada bulunduran bir ülke için gücü dağıtabilmek, dengeleyen, yavaşlatan, gerektiğinde durdurabilen mekanizmalar kurmak hayatidir. Türkiye, sistemini rasyonel şekilde temellendirilen kurallar ve kurumlar üzerine kurgulamak zorundadır.</p>
<p>NATO’nun en büyük 2. ordusuna sahip, uluslararası ticaretin ve geçişlerin önemli noktasında bulunan, ağır sanayi atılımları ile son derece önemli gelişmeler katetmiş, etki alanı sınırlarının çok daha ötesinde, imparatorluk varisi, güçlü bir devlet geleneğine sahip, dünyanın vicdan ve iyilik medeniyeti olmaya aday bir devlet olan Türkiye’nin potansiyelini gerçekleştirebilmesi ancak tüm bu atılımlarını daha da güçlendirerek, sistemsel hale getirerek, kurumsallaştırarak mümkün olabilir.</p>
<p>Büyük, güçlü, müreffeh bir Türkiye hayalini kurumsallaşarak, sistemli olarak, iyi, adil, bağımsız bir hukuk sistemi kurgulayarak, tarım sektöründe devrim niteliğinde adımlar atarak, dilimizi koruyup geliştirerek gerçekleştirebiliriz. Öyleyse <em>Beyaz Zambaklar Ülkesinde</em> adlı eserde geçen şu ifadelerle yazıyı sonlandıralım:</p>
<p><em>“Güçlü Düşünce, Yüksek İşler, Yüce Girişimler, Sağlıklı Hayvancılık, En İyi Tarım, Kaliteli Kumaş, Temiz Vicdan, Yeni Fikirler, Mekanik Başarı, Müreffeh Millet!”</em></p>
<p><strong>Av. Haldun Bar</strong><strong>ış</strong></p>
<p><strong>Ayrıca Bakınız:</strong></p>
<p>Av. Haldun Barış, “Yeni Ama Nasıl Bir Anayasa?”, <a href="https://hurfikirler.com/yeni-ama-nasil-bir-anayasa/">Hür Fikirler</a></p>
<p>Av. Haldun Barış, “Büyük, Güçlü, Müreffeh Bir Türkiye İçin İvedilikle Atılması Gereken Üç Adım”, <a href="https://rostrastrateji.org/2025/08/27/buyuk-guclu-mureffeh-bir-turkiye-icin-ivedilikle-atilmasi-gereken-uc-adim-av-haldun-baris/">RostraStrateji</a></p>
<p>“Teknolojik Devrim, Davos 2025 ve Bazı Öneriler”, <a href="https://hurfikirler.com/teknolojik-devrim-davos-2025-ve-bazi-oneriler/">Hür Fikirler</a></p>
<p><strong>KAYNAKLAR</strong></p>
<p>Refik AYDEMIR, “Kurumsallaşma, Kurum Tarihi ve Nafiâ Nezaretinin Kurumsallaşma Süreci” <em>Tarih ve Gelecek Dergisi</em>, 11/2 (Haziran 2025), s. (207-239), https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/4742032</p>
<p>Dr. Burcu AYDIN, “Hukuk, Kurumsallaşma ve Kalkınma Denklemi”, <em>TEPAV Blog</em>,  <a href="https://www.tepav.org.tr/tr/blog/s/7559">https://www.tepav.org.tr/tr/blog/s/7559</a></p>
<p>Cenay BABAOĞLU, “Türkiye’de Dijital Devlet ve Kurumsal Akslar”, <em>SETA Yorum</em>, 5 Nisan 2025. <a href="https://www.setav.org/turkiyede-dijital-devlet-ve-kurumsal-akslar">https://www.setav.org/turkiyede-dijital-devlet-ve-kurumsal-akslar</a></p>
<p>Prof. Dr. Bakır ÇAĞLAR, “Avrupa Yeni Mekânında Kurumsallaşma: Hukuk ve Demokrasi”, Anayasa Yargısı Araştırmaları Merkezi Makaleler, https://ayam.anayasa.gov.tr/media/6397/bcaglar.pdf</p>
<p>Dr. M. Serdar EBAŞ, “Kamu Kurumlarının Kurumsallaşması ve Markalaşması”, <em>Ombudsman Akademik</em>, Yıl: 8, Sayı: 16, Ocak-Haziran 2022, ss. 215 – 256. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2306393</p>
<p>Metin HEPER, <em>Türkiye’de Devlet Geleneği</em>, Doğu Batı Yayınları, 2006.</p>
<p>Şükrü Mutlu KARAKOÇ, “Siyasette Reform Arayışları: Devlet ve Siyaset Üzerine Kurumsal Tasarımlar”, <em>Dünya Siyaseti</em>, 5.01.2021. <a href="https://dunyasiyaseti.com/icerik/siyasette-reform-arayislari-devlet-ve-siyaset-uzerine-kurumsal-tasarimlar.html">https://dunyasiyaseti.com/icerik/siyasette-reform-arayislari-devlet-ve-siyaset-uzerine-kurumsal-tasarimlar.html</a></p>
<p>Vedat KOÇAL, ‘Çevre’den ‘Merkez’e Yönelim Bağlamında Türkiye’de Muhafazakârlığın Dönüşümü: Siyasal İslâmcılıktan Muhafazakâr Demokratlığa AK Parti Örneği, <em>Bilgi</em> (24), 2012 Yaz / Summer: 8 1 &#8211; 1 1 1.</p>
<p>Prof. Esfender KORKMAZ, “Türkiye’nin Kalkınmasında Kurumsal Devletin Önemi”, <em>esfenderkorkmaz.com</em>, 15 Temmuz 2023. <a href="https://www.esfenderkorkmaz.com/turkiyenin-kalkinmasinda-kurumsal-devletin-onemi/">https://www.esfenderkorkmaz.com/turkiyenin-kalkinmasinda-kurumsal-devletin-onemi/</a></p>
<p>Şerif MARDİN, <em>Türkiye’de Toplum ve Siyaset</em>, İletişim Yayınları, 1990.</p>
<p>Ozan ÖRMECİ, Prof. Dr. Metin Heper’den Türkiye’nin Siyasal Hayatı, <a href="https://politikaakademisi.org/2017/08/13/prof-dr-metin-heperden-turkiyenin-siyasal-hayati/">https://politikaakademisi.org/2017/08/13/prof-dr-metin-heperden-turkiyenin-siyasal-hayati/</a></p>
<p>Serap TEPE, “Türkiye’de Hukuk Sosyolojisinin Kurumsallaşma Sürecinde Bir Dönüm Noktası Olarak 1933 Üniversite Reformu”, <em>Sosyologca</em>, 2023, Sayı 26, Sayfa 119-128. https://sosyologca.org/files/sosyologca/7076ab67-512d-4f32-9ec9-50ee3e5fc974.pdf</p>
<p>Doç. Dr. Murat YANIK, Demokratik Hukuk Devletlerinde Yargının Kurumsallaşması, <em>TAAD</em>, Yıl:4, Sayı:14 (Temmuz 2013), https://yayin.taa.gov.tr/indir?q=0927b332-f990-4542-9604-a292f28168bd-3-demokatik-hukuk-devletlerinde-yarginin-kurumsallasmasi-murat-yanik.pdf</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/turkiyede-kurumsallasma-uzerine-dusunceler/">Türkiye’de Kurumsallaşma Üzerine Düşünceler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Keyfi Tutuklamalarda Son Durum: Boğaç Soydemir’in Tutuklanması</title>
		<link>https://hurfikirler.com/keyfi-tutuklamalarda-son-durum-bogac-soydemirin-tutuklanmasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Abdulkadir Pekel]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Oct 2025 08:57:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208379</guid>

					<description><![CDATA[<p>Keyfî tutuklama Türkiye’nin gerçeği haline geldi. Basına yansıyan tutuklama olayları çoğunlukla bir tedbir olarak değil, “şunu biraz içeride tutalım da aklı başına gelsin” cezası olarak uygulanıyor. Bazı durumlarda ise mevcut siyasî iktidarın rakiplerini elimine etme aracı olarak tutuklama kullanılıyor. CHP’li belediyelere yönelik operasyonlarda verilen tutuklama kararları bunun örneği. Keza Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala’nın tutukluluk [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/keyfi-tutuklamalarda-son-durum-bogac-soydemirin-tutuklanmasi/">Keyfi Tutuklamalarda Son Durum: Boğaç Soydemir’in Tutuklanması</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Keyfî tutuklama Türkiye’nin gerçeği haline geldi. Basına yansıyan tutuklama olayları çoğunlukla bir tedbir olarak değil, “şunu biraz içeride tutalım da aklı başına gelsin” cezası olarak uygulanıyor. Bazı durumlarda ise mevcut siyasî iktidarın rakiplerini elimine etme aracı olarak tutuklama kullanılıyor. CHP’li belediyelere yönelik operasyonlarda verilen tutuklama kararları bunun örneği. Keza Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala’nın tutukluluk hallerinin siyasî saik güttüğünü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de tespit etmişti.</p>
<p>Bu keyfî tutuklama alışkanlığının son ve en vahim örneklerinden biri Yotube’daki <em>Soğuk Savaş</em> programının sunucusu Boğaç Soydemir ve program konuğu Enes Özdemir’in tutuklanması oldu. Tutuklamanın sebebi Boğaç Soydemir’in “içki bütün kötülüklerin anasıdır” sözüyle ilgili bir şaka yapması ve konuğunun buna gülmesi. Evet, program konuğu Enes Özdemir sadece bir şakaya güldüğü için tutuklandı.</p>
<p>Medyadan anlayabildiğimiz kadarıyla, “içki bütün kötülüklerin anasıdır” sözü bir hadis olduğu ve bununla ilgili şaka yapılması “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçu kapsamına sokulduğu için Boğaç Soydemir ve konuğu tutuklandı.</p>
<p>Halbuki bu suçun oluşabilmesi için kişinin söylediği sözün, yani bu olayda yapılan şakanın “kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlike ortaya çıkarması” gerekiyor. Burada öyle bir şey olmadığı ortada. Halkın büyük bir çoğunluğu Youtube’da böyle bir program olduğundan bile haberdar değil. Hatta halkın büyük bir çoğunluğu bu sözün bir hadis olduğunu bile bilmiyor. Olayı öğrendikten sonra yaptığım küçük çaplı araştırma sonrasında muhafazakâr kesim insanlarının birçoğunun dahi bu sözün bir hadis olduğunu bilmediklerini gördüm.</p>
<p>Zaten Boğaç Soydemir de durumu fark edince seyircilerinden özür dileyip programı Youtube’dan kaldırıyor. Ortada ne suç işleme kastı var, ne infial uyandıran bir olay. Sadece programı yapan birkaç kişi ve buna gülen birkaç bin insan.</p>
<p>Yapılan eylemin suç olmadığı bu kadar ortadayken, hukuk kurallarının metinleri hiçe sayılarak kişilerin hayatlarından günler hatta aylar çalınıyor. Peki sebep ne? İşgüzarlık en büyük ihtimal olarak ortada duruyor: “Bakın peygambere saygısızlık olunca ben nasıl had bildiriyorum.” Ya da şu olabilir: “Şu dangalağı biraz içeri atalım da aklı başına gelsin.”</p>
<p>Haksızlık algısı böylesine yüksek yargılama ve tutuklamaların, peygambere saygısızlığı önlemek bir tarafa, pek çok insanı dinden soğuttuğu ortada. Muhafazakârlık iddiasındaki bir iktidar döneminde güvenilirliği en çok düşen iki kurumun Yargı ve Diyanet olması, bize bu konuda bir fikir veriyor olmalı: Zorlama yargı süreçleriyle saygı dayatarak bir yere varamıyor, istediğinizin tam tersi sonuçlar elde ediyorsunuz. Belki de peygambere saygısızlığı önlemek isteyenler, peygamberin şu sözünü hatırlamalı: “Kolaylaştırın! Zorlaştırmayın! Müjdeleyin, nefret ettirmeyin! Birbirinizle anlaşın, iyi geçinin, ihtilâfa düşmeyin!”</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/keyfi-tutuklamalarda-son-durum-bogac-soydemirin-tutuklanmasi/">Keyfi Tutuklamalarda Son Durum: Boğaç Soydemir’in Tutuklanması</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
