<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Arşiv Odası arşivleri - Hür Fikirler</title>
	<atom:link href="https://hurfikirler.com/category/arsiv-odasi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hurfikirler.com/category/arsiv-odasi/</link>
	<description>..: Hür Fikirler :..</description>
	<lastBuildDate>Sun, 09 May 2021 13:13:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Evli Erkeklerle Birliktelik Yaşayan Bekar Kızlar</title>
		<link>https://hurfikirler.com/evli-erkeklerle-birliktelik-yasayan-bekar-kizlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nihat Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 09 May 2021 13:13:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/evli-erkeklerle-birliktelik-yasayan-bekar-kizlar/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hangi nedenlerle bekar ve genç bir kız, evli bir erkekle birlikte olur? Aşk yaşar? İstanbul başta olmak üzere, büyük şehirlerde bu tür ilişkilerde patlama yaşanıyor. Öncelikle, bu tür ilişkiler nasıl ve hangi ortamlarda başlıyor; tarafların rolü nasıl ona bakalım. İlişkinin başladığı ortamlar: &#8211; Sanal (internet) ortamı &#8211; İşyerleri (özellikle patron, yönetici, amirlerle bir alt kademedeki [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/evli-erkeklerle-birliktelik-yasayan-bekar-kizlar/">Evli Erkeklerle Birliktelik Yaşayan Bekar Kızlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hangi nedenlerle bekar ve genç bir kız, evli bir erkekle birlikte olur? Aşk yaşar?</p>
<p>İstanbul başta olmak üzere, büyük şehirlerde bu tür ilişkilerde patlama yaşanıyor.</p>
<p>Öncelikle, bu tür ilişkiler nasıl ve hangi ortamlarda başlıyor; tarafların rolü nasıl ona bakalım.</p>
<p>İlişkinin başladığı ortamlar:</p>
<p>&#8211; Sanal (internet) ortamı</p>
<p>&#8211; İşyerleri (özellikle patron, yönetici, amirlerle bir alt kademedeki elemanların ve çalışma arkadaşlarının ilişkisi)</p>
<p>&#8211; Eş, dost, akraba, arkadaşlık gruplarında</p>
<p>&#8211; Tatil, eğlence yerleri ve bazı tesadüfi ortamlar</p>
<p>İlişkiye başlama nedenleri:</p>
<p>&#8211; Sevgi-aşk arayışı</p>
<p>&#8211; Heyecan-macera arayışı</p>
<p>&#8211; Tesadüfi durumlar</p>
<p>&#8211; Bunalım dönemlerindeki arayışlar</p>
<p>&#8211; Ekonomik nedenler (erkekleri bankamatik olarak görmek isteyen kızların tercihi)</p>
<p>&#8211; Yaşı büyük erkekte baba sevgisi ve şefkati arama</p>
<p>&#8211; Hırslı, rekabetçi, kazanma hırsı olan kişilik (kişinin eşiyle rekabete girme ve onu yenme dürtüsü)</p>
<p>&#8211; Yuva dağıtma dürtüsüne sahip olmak (Kötülükten haz almak )</p>
<p>&#8211; Kandırılarak, aldatılarak ilişkiye başlatılanlar.</p>
<p>Çeşitli arkadaşlık, sohbet, partner bulma siteleri ve sosyal medya gibi sanal ortamlarda tanışmalar yaygınlık kazandı. Evli erkeklerin çoğu, bekar olduklarını yazarlar. Bir kısmı evli olduğunu yazar, fakat çok mutsuz olduklarından, her an boşanacaklarından söz ederler… Bazısı evli olduğunu yazar, amacının dostluk ve paylaşım olduğunu belirtir… Sanal ortam dışındaki “karşılaşmalar”da da evlilik gizlenebiliyorsa, tercih edilir… Değilse klasik “mutsuz evlilik modeli” zaten hazırdır…</p>
<p>Evlilik dışı ilişki yaşayan erkekler; günün birinde “açık verir” ya da kız arkadaşı “bu ilişkinin sonu ne olacak?“ diye sıkıştırınca “itiraf” etmek zorunda kalır.</p>
<p>Kızlar ciddi bir aldatılma ve hayal kırıklığı yaşar. Bu noktada önlerine dört yol çıkar:</p>
<p>1- Derhal “adamı” terk etmek</p>
<p>2- İntikam almak için sevdiği adamın eşini arayıp, her şeyi anlatmak.</p>
<p>3- “Bu ilişkiye çok emek verdim, bir kalemde silip atamam.” Sonuç almalıyım güdüsüyle hareket etmek.</p>
<p>4- Madem erkek beni kandırdı aldatıldım , o halde mücadele edip onu eşinden ayırmalı ve evlenmeliyim.</p>
<ol start="2">
<li>ve 3. madde; başlangıçta evli ve mutsuz olduklarını söyleyen erkeklerle, “kırılma” yaşanınca da kızların gösterdikleri tavırlardandır…</li>
</ol>
<p>Terk edilen adamların bazısı buna “dünden razıdır” ,”kazasız –belasız” atlatmıştır.</p>
<p>Bazısı ise terk edilmeyi hazm edemez. Peşine düşer. Bin bir yalan söylenir. “Seni kaybetmemek için evli olduğumu sakladım. Uygun bir zaman bekliyordum. Eşimle mutlu olsam senin yanında işim ne? Çocuklarım olmazsa bir gün evli kalmam. Ekonomik durumumu toparlayayım hemen boşanacağım…” Kızların bir çoğu bu yalanları “yutarlar”. Zaten “adamlar da” kendilerini “affettirmek” için o kadar alttan alıp, jestler yaparlar ki, çoğu kız buna karşı duramaz. Kızlar bu sefer işi garantiye almak için “evlilik” diye bastırırlar…”adamlar da” sürekli bahanelerle bunu erteleyebildikleri kadar ertelerler…</p>
<p>Sonuçta, çoğunlukla adamlar boşanmaz ve kızlar; ciddi bir sorun yaşadıklarında ; bu sefer gerçekten terk ederler. Ya da 2. 3. maddeye geçerler; 2. Maddede (ilişki yaşadıkları şahsın eşini arama…)</p>
<p>“Adamların eşleri” üç şekilde tepki verir: 1- “kocamdır, erkektir, elinin kiridir. Dönüp dolaşacağı yer evidir. Sel gider kum kalır…” 2- kızdan detayları alıp, kocasının “canına okumak”. Eline geçen kozla ya boşanmak, ki çoğu boşanmaz… Kadınlar arasında “erkeği kapma” yarışı başlamıştır… Ya da kadın bu kozla kocasını sindirip, avantajlı duruma geçer. Bir kısmı da intikam için kocasını aldatır. 3- sessizce dinleyip, yorum yapmamak. Kocasıyla da bu konuyu konuşmamak. Bu kadınlar arasında çok gururlular vardır. “Üzerine getirmek” istemezler. Konuşmazlar. Normal yaşama devam ederler. Kimisi de durumu zaten bildiğinden, kabullendiğinden şaşırmaz…</p>
<p>3. maddede ısrar eden kızların düşünce ve duygu dünyaları; zeka ve kişilikleri çeşitlilik gösterir. Kimisi çok sevdiğinden bırakamaz. Kimi inatçıdır, rekabetçidir elde etmek başarmak ister. Kimi gerçeği bir türlü fark edemez. Kimi gerçekle yüzleşmemek için , “inanmak istediğine inanır”. Kiminin de bağımlılık, mazohistik, yetersiz kişilik özellikleri; kaybetme, yalnız kalma fobileri olabilir… Yani herkesin bir “hikâyesi” vardır…</p>
<p>Bazı kızlar da bilerek; yaşca büyük ve zengin evli erkekleri tercih ederler. Bankamatik olarak kullanırlar… Yedekte birkaç tane genç ve yakışıklı sevgilileri zaten vardır…</p>
<p>Özgürlüğüne aşırı düşkün, sorumluluk alamayan, aşırı bencil, lükse ve eğlenceye düşkün bazı kızlar da evli erkekleri tercih ederler… Bu kızlar çabuk sıkılabilen, aynı insanla ve aynı ortamda uzun süre birlikte olamayan kızlardır. Çoğu “SINIRDA” kişilik bozukluğuna sahiptir… Hep uçlardadırlar. Gri tonlar asla yoktur. Her şeyi aşırı yaşarlar… Tehlike ve macera severler. Ruhları sürekli acı ve ıstırap içerisinde olduklarından; bunu bastırmak için hep devinim halindedirler. Bu kızlar son derece “tehlikeli” kızlardır. Başınıza her türlü “felaketi” getirebilirler.</p>
<p>Erken yaşta babasını kaybeden, anne-babası boşanmış olan, ilgisiz babaya sahip olan kızlar da kendilerinden yaşça büyük ve “baba şefkati” gösteren “tecrübeli” evli erkeklerle birlikte olabiliyorlar. Bu kızların ilişkileri bağımlılık derecesine varabiliyor. Ayrılma durumunda çok ağır depresyonlar yaşıyor, intihara teşebbüs edebiliyorlar…</p>
<p>Bir çok kız; günün birinde sevgilisinin eşinden boşanıp kendisiyle evleneceğine inanır, onun hayalini kurar. Bu hemen hemen İMKANSIZDIR. Evli erkekler; yatırım yaptıkları, düzen kurdukları eşlerini terk etmezler. Sevgisi, cinselliği bitmiş olsa dahi; kurulu düzenini, çocuklarını, toplumsal statüsünü bozmak istemezler. Kızların çoğu bunu anlayamaz. Çünkü kendileri gibi düşünürler. Evli bir kadın başka bir erkeğe aşık olursa, büyük çoğunlukla kurulu düzenini aşkı uğruna bozabilir… Kadınlar aşık olunca erkeklerden daha cesur davranırlar. İşte kızlar bu kadınlık psikolojisiyle hareket ettiklerinden hep yanılır ve hüsrana uğrarlar. Erkeklerse, biten bir ilişkinin ardından yeni sulara yelken açarlar…. Ve bu döngü hep devam eder. Dün de öyleydi, bugün de ve yarın da böyle olacak…</p>
<p>Uz. Dr. Nihat Kaya</p>
<p>Psikiyatrist-Yazar</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/evli-erkeklerle-birliktelik-yasayan-bekar-kizlar/">Evli Erkeklerle Birliktelik Yaşayan Bekar Kızlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beni Asla Bırakma – Burada Sadece Ölüm Var</title>
		<link>https://hurfikirler.com/beni-asla-birakma-burada-sadece-olum-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Berk Ünlü]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Sep 2019 06:26:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/beni-asla-birakma-burada-sadece-olum-var/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kısa yaşamlar tamamlandığında Siyasalda bazen kimilerinin yaşamları diğerlerinin yaşamlarından daha değerli olabiliyor. En azından özgürlükçü olmayan siyasalda yaşayanlar için bu durum böyle. Doğmanız ile &#8211; kimilerine göre doğumdan da önce &#8211; elde ettiğiniz hak, yaşama hakkıdır. Bu bir teoriye göre devredilemez bir hak. Bunun dışında başkasının olması kabul edilemez. Yaşamınızın sahipliği doğrultusunda yaşamınızı devam ettirirsiniz. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/beni-asla-birakma-burada-sadece-olum-var/">Beni Asla Bırakma – Burada Sadece Ölüm Var</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kısa yaşamlar tamamlandığında </strong></p>
<p>Siyasalda bazen kimilerinin yaşamları diğerlerinin yaşamlarından daha değerli olabiliyor. En azından özgürlükçü olmayan siyasalda yaşayanlar için bu durum böyle. Doğmanız ile &#8211; kimilerine göre doğumdan da önce &#8211; elde ettiğiniz hak, yaşama hakkıdır. Bu bir teoriye göre devredilemez bir hak. Bunun dışında başkasının olması kabul edilemez. Yaşamınızın sahipliği doğrultusunda yaşamınızı devam ettirirsiniz. Üstelik bunu bir bilinç seviyesinde farkında olarak yaparsınız. Fakat burada problemlerden bir tanesi özgürlükçü olmayan yerde karşımıza çıkar. Okullar çocuğun zihninin sahipliğini çocuğun ve onun ebeveynlerinin elinden alır. Bunun onlara onlar için zaruri olduğuna inandırılır. Hatta kimi çocukların ebeveynleri de yoktur ve onlar da belirli bir koşullanma durumunda okul denilen yerde yaşatılır. Never let me go &#8211; Beni asla bırakma isimli filmde de “özel” çocukların yaşamlarına nasıl el koyulduğunu görüyoruz. Yaşamaktan ve yaşamını elinde tutmaktan nasıl uzakta bırakıldığı en sert bir şekilde filmde ifade ediliyor. Filmin başarılı yönlerinden bir tanesi de bu durumu son derece sakin bir üslup ve anlatımla gerçekleştirmesi. Yaşamlarına sahip olamayanların kısacık yaşamları tamamlanmaya doğru gider ve çocuklar neredeyse bunun farkında bile değildir.</p>
<p><strong>Hailsham’ın ötesinde bir dünya var mı?</strong></p>
<p>Ölüme götürülen ama bunun farkında olmayan “özel” öğrencilerin okulu Hailsham’ın anlattıkları ve yansıttıkları keskin bir sertlikle ifade ediliyor. İlk bakışta öğrenciye kötü niyetle yaklaşmayan ve onların sağlıklarını umursayan bir okul olduğu gösterilirken, sonradan ortaya çıkanlar buranın nasıl bir saldırganlığa hizmet ettiğini gösteriyor. Hailsham bir yaşatma okulu değil, günü geldiğinde öldürülecek olan çocukların hazırlandığı bir yok etme merkezi halinde oluyor. Çocukların dünyaları Hailsham’ın duvarlarının içi kadar olduğundan, çocuklar böyle bir olumsuzluğun farkında dahi olamıyorlar. Hatta küçük yaşlarda dış dünyayı ve orada özgür olunabileceği çocuklara anlatılsa da çocukların bunu anlayabilmeleri bile şüpheli oluyor. Çocukların zihinleri bunları anlayamamaları  üzerine kurgulanmış. Zihin kontrolünün nerelere kadar varabileceğini gösteren bir okul içinde çocuklardan daha çoğunu beklemek de neredeyse imkânsız olurdu. Onlar “özel” çocuklardı dünyaları da elbette “özel” olacaktı. Onları her bir gün ölüme doğru götüren “özel” bir okul.</p>
<p><strong>Altruist ahlâk yıkıcıdır </strong></p>
<p>Hailsham’ın idarecileri ve öğretmenlerinin altruist ahlâkı biliyor olduklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Çocukları kapattıkları bir “yerde” onları açıkça yaşamlarını feda etmeleri için yetiştiriyor. Böyle bir durumda bedenin dokunulmaz bir özel mülkiyet olduğu düşüncesi kesinlikle yok. Ulusal sağlık sisteminin gereği olarak çocukların yaşamları gençliğe doğru geldiğinde başkaları için feda ediliyor. Gençliğe doğru adım atan çocukların varacakları yer belli. “Tamamlanmaya” doğru gidiyor bu çocuklar ve kendi yaşamlarını kaybederek başkalarının yaşamlarını kurtarıyorlar. Çocuklara bunların dışında bir seçenek bırakılmıyor ve bu durum altruist ahlâk ile yüceltiliyor. Ancak özel çocuklar buna erişiyor. Çocukların bunları bilmesi yeterli. Daha çoğunu bilmek “ulusal sağlık sisteminin” devamlılığı açısından riskli olabilir.</p>
<p><strong>Bu çocukların birer ruhu var mıydı?</strong></p>
<p>En kritik sorulardan bir tanesi de bu. Çocukların “modellenmiş insan” olabilecekleri varsayımı, çocukların bir ruhlarının olmayacağını da iddia edebilecek bir konuma geliyor. Kendi içlerinden bir değerden yoksun bırakılmış çocukların ruhlarının olup olmadığı çocukların “sanat” çalışmalarından bulunmaya çalışılıyor ama sonuç kolaylıkla tahmin edilebileceği gibi olumsuz oluyor. Gençliğe doğru adım attıkça çocuklar içlerinden gelen bir dürtüyle kendilerini korumaya çabalama üzerinden sanat ile ruhlarının olduğunu savunmak istiyorlar ama bu istek ne gerçek bir bilinç seviyesinde oluyor ne de Hailsham ve ulusal sağlık sisteminden onay alıyor. Bu son derece sert ve zorlayıcı yaşamı çocuklar yaşamaya zorlanıyorlar. Modellenmiş gençlerin sahip olamadıkları yaşamları…</p>
<p><strong>En sert gerçeklik: Çocuklar olan biteni kabullenen çocuklar ve Tommy’nin haykırışı </strong></p>
<p>Olan biteni normallik içinde karşılayan çocukların masumiyetleri ve olan bitene itiraz etmemeleri son derece sert bir gerçekliği yansıtıyor. Aralarından bir tanesi olan Tommy’nin filmin sonlarına doğru olan haykırışı ise çocukların üzerine yüklenmiş ölüm yükünün yanlışlığına karşı verilen etkisiz kalan bir mücadele. Kendi kendine bir yol kenarında verilmiş bir mücadele. Olabildiğince zorlayıcı duyguların kendilerine çıkış buldukları bir yer. İstediği kadar karşı koymuş olsa da Tommy de başına gelenlerin kurbanı oluyor. Gün geliyor ve o da “tamamlanıyor”. Ölüm bu çocuklar için başlarına gelen bir mecburiyet oluyor. Çocukların organları ile yaşama tutunanların yaşamlarından ise habersiziz. En çok diyebileceğimiz Hailsham’ın ulusal sağlık sistemi için çalıştığı. Her politikayı ulusallaştıran bir siyasal sistemin neler yapabileceğini rahatlıkla görebiliyoruz. Tehlikeler içeren politikaların masum çocukları kurban etmesinin vereceği acı da izleyicilerin üzerine bir yük olarak biniyor.</p>
<p>18 Eylül 2019</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/beni-asla-birakma-burada-sadece-olum-var/">Beni Asla Bırakma – Burada Sadece Ölüm Var</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aramıza da Bir Giren Var; J. Fouche’ler</title>
		<link>https://hurfikirler.com/aramiza-da-bir-giren-var-j-foucheler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şenol Kaluç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 May 2019 05:32:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/aramiza-da-bir-giren-var-j-foucheler/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Halk müziğimizin kendine has sesi ve duruşu ile eşsiz ozanlarından rahmetli Abdullah Papur bir türküsünde yârine dert yanarken şöyle seslenir: “Yar aramızı da bir bozan var, sizin köyde mi bizim köyde mi?” Gündelik hayat kendi çeperinde akıp giderken maalesef siyaset hiçbir alanda peşimizi bırakmıyor ve Papur’un dediği gibi ha bire birileri aramızı bozmakla meşgul. Sağa [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/aramiza-da-bir-giren-var-j-foucheler/">Aramıza da Bir Giren Var; J. Fouche’ler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Halk müziğimizin kendine has sesi ve duruşu ile eşsiz ozanlarından rahmetli Abdullah Papur bir türküsünde yârine dert yanarken şöyle seslenir: “Yar aramızı da bir bozan var, sizin köyde mi bizim köyde mi?” Gündelik hayat kendi çeperinde akıp giderken maalesef siyaset hiçbir alanda peşimizi bırakmıyor ve Papur’un dediği gibi ha bire birileri aramızı bozmakla meşgul.</p>
<p>Sağa ya da sola yaranmak gibi bir şansım ve de beklentim olmadığı için de çoğu kez kitabın ortasından konuşmayı tercih ederim. Bazılarının “Bunun bir maliyeti olmaz mı?” diye sorduklarını duyar gibiyim. Elbette bir maliyeti var. Ne İsa’ya ne Musa’ya yaranabilsek de şahsen hakkın rızalığı dışında pek fazla bir beklentim yok. Şu mübarek Kur’an ayında inananların bir nebze ruhaniyetle dolduklarını düşünürsek kıblemiz de zaten belli olmalı.</p>
<p>***</p>
<p>Hayata ilkeler üzerinden bakmak bazen gerçekten çok yorucu. Neden yorucu, çünkü gündelik hayatın keşmekeşi içinde bazen insan, kendisine ulaşan ve maalesef medya ve sosyal medya üzerinden kirletilmiş bir bilgi havuzundaki kıt bilgiler ışığında hakikate erişmeye çalışıyor.</p>
<p>Belki tekrar olacak ama ülkemizin temel problemi ORTALAMA BİR AHLAK NORMU yoksunluğu. Bu yoksunluğumuz giderek daha da derinleşiyor. İrfan geleneğimiz bir zamanlar farklı gruplarca sahiplenilebilen simalar yetiştirirken bugün ezici çoğunluğumuz kendi mahallesi dışına çıkamıyor.</p>
<p>Kendi mahallemize yaranma derdi ile yanıp tutuşurken bir de daha tehlikeli bir grup var içimizde: modern zamanların Joseph Fouche’leri her yeri işgal etmiş vaziyetdeler. Bunların kaybetme ihtimali de maalesef pek yok çünkü sanki bütün sistem onların üzerine kurulmuş. İnsani doğrulara sahip bireylerin insani ilkeler ile siyasette tutunmaları pek mümkün görünmüyor. Çünkü siyaset hiçbir şekilde ahde vefa, kadirşinaslık vb. değerler üzerinden yürümüyor. Had bilme de zaten yok. Ya ihtiraslı olacaksınız ya da kaybolup gideceksiniz, tutunabilseler bile hakettikleri yerlere zaten gelemiyorlar.</p>
<p>Fouche özellikleriniz çok güçlü ise siz de siyasette hep kazanan olabiliyorsunuz ama onun bile bir sonu var. J. Fouche’nin siyasi kariyerini okurken ilk aklıma gelen isim yakın geçmişimizin bir belediye başkanı olmuştu.<br />
Zatı muhterem ilk belediye başkanı olduğunda bendeniz henüz 10 yaşında idim. Yani kabaca 35 yıldır siyasetin hep en tepelerinde oldu. J. Fouche gibi hep doğru (?) yerde -kazananın safında- durmayı başardı. Hakkını yemeyeyim bu arada çok önemli hizmetler de yaptı. Ama herhalde J. Fouche gibi onda da bir noktada oyun kuruculuk meziyeti bittiği için bugün ıskartaya çıktı.</p>
<p>Kısacası kimse sonsuza kadar J. Fouche’cilik de oynayamıyor. Oynayamıyor ama yerlerini hep bir başkası alıyor. İşin ilginci bu j. Fouche portreleri her dönem aralarında nefret olsa bile birbirleri ile iyi geçiniyorlar çünkü hayatta kalmaları sınırlarını bilmelerine bağlı.</p>
<p>Düşünsenize tüm ahlakçılığına rağmen Jakobenlerin kudretli lideri Robepierre bile J. Fouche ile baş edememiş ve giyotine yollanmıştı.</p>
<p>Neden, çünkü kalabalıklar çok kolay manipüle olabilmekte ve bir an da yön değiştirebilmektedir. Bugün sizi omuzlarında yükseltenler bir an da sizi alaşağı edebilirler. Kitle akılla değil duygularla hareket eder, duygularla hareket ettiği için de çoğu kez aslında ne yaptığının farkında değildir. İşte bu J. Fouche’lerin sırrı da burada, bu değişim anlarını çok iyi yakalamaları.</p>
<p>***</p>
<p>Çok şükür Fransız İhtilali devrinde değiliz, bu heyecanlar binlerce insanın hayatlarının anlık öfkelerle giyotinlerde son bulması ile sonuçlanmıyor. Ama FETÖ bize öyle bir kötülük yaptı ki zaten birbirine güveni çok az olan toplumumuzda kalan son güven duygularını da yerle bir etti.</p>
<p>Farkında mıyız bilmiyorum Türkiye kutuplaşırken birbiri ile de bağını koparıyor. İnsanların büyük bir kısmı birbirleri ile ilişkiyi kesmiş durumda. Herkes sosyal medya üzerinde birbirinin canını yakma telaşında. Makul ve mutedil insanlar ise arada ezilmekten başka bir yol bulamıyorlar.</p>
<p>Papur’un dediği gibi aramıza da bir giren var ama kim bilmiyoruz.</p>
<p>Cümleten hayırlı ramazanlar, aşk ile!</p>
<p>Not: J. Fouche’yi en iyi S. Zweig’ın anlatacağından hiç şüphem yok. İlk fırsatta okumak dileğiyle…</p>
<p>Karar, 08.05.2019</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/aramiza-da-bir-giren-var-j-foucheler/">Aramıza da Bir Giren Var; J. Fouche’ler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>155 Yıllık Demokrasi Mücadelemiz!</title>
		<link>https://hurfikirler.com/155-yillik-demokrasi-mucadelemiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şenol Kaluç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Apr 2019 10:34:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/155-yillik-demokrasi-mucadelemiz/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Osmanlı Devleti 20’nci YY. başlarındaki ilk büyük paylaşım savaşına maalesef koşar adım girmiş ve korkunç bir yenilgiyle çıkmıştı. Bir zamanlar bize öğretildiği gibi “Müttefiklerimiz yenildiği için biz de yenilmiş sayılmamıştık”. Durumumuz açıkçası Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmaya benziyordu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) açılışı vesilesi ile uzun zamandır kafama takılan ve pek çoklarımızın yok [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/155-yillik-demokrasi-mucadelemiz/">155 Yıllık Demokrasi Mücadelemiz!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="widget_yeni_yazarlar_detay_6" class="module yeni_yazarlar_detay cms_widget" data-layout-id="0" data-widget="yeni_yazarlar_detay">
<div class="col-682 col-r">
<div class="col-1000">
<div id="yazarslayt_6" class="yazarslayt"></div>
</div>
</div>
</div>
<div class="hdetay">
<div class="yorum">
<div><span class="s1">O</span><span class="s1">smanlı Devleti 20’nci YY. başlarındaki ilk büyük paylaşım savaşına maalesef koşar adım girmiş ve korkunç bir yenilgiyle çıkmıştı. Bir zamanlar bize öğretildiği gibi “Müttefiklerimiz yenildiği için biz de yenilmiş sayılmamıştık”. Durumumuz açıkçası Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmaya benziyordu.</span></div>
</div>
<div id="habericerik_5" class="content fln">
<p class="p3"><span class="s1">Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) açılışı vesilesi ile uzun zamandır kafama takılan ve pek çoklarımızın yok saydığı bir duruma dikkat çekmek istiyorum. Kemalist ideoloji pek çok şeyi 19 Mayıs’tan başlatmayı pek sever ve bu başlattıkları geçmiş hikayelerimizden birisi de halkın yönetime Cumhuriyet ile katılması. Sanırsınız Osmanlı’da hemen hiç demokratik uygulama olmadı.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">***</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Mesela aklı başında insanlara bile bazen TBMM’nin gökten zembille inmediğini açıklamakta zorlanabilirsiniz. İşgallerin en cafcaflı zamanında nasıl oluyor da bir çağrı ile halk örgütlenip (örgütlenmenin çapı tartışılabilir olsa da) Ankara’ya temsilci göndermiştir. Hatta bu soruyu Kurtuluş Savaşı dönemindeki hemen tüm kongreler için de sorabiliriz. Halkın yönetime az-çok katılma gibi bir alışkanlığı olmasa bu tür çağrılar karşılık bulabilir miydi? Ya da kimsenin aklına gelir miydi?</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Öyleyse “Nasıl oldu?” sorusunu sormamız gerek. Aynı şeyler Kemalistlerin yaptığı diğer inkılaplar içinde geçerli. Pek çoğunun kökleri Osmanlıya kadar çıkıyor. <strong>Kemalistlerin Osmanlı muktedirlerinden farkı işi kestirip atmaları, Jakobence bir tavır geliştirmelerinde idi.</strong></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Meclise gelince, geçenlerde 145 yıllık mücadele tartışmaları yapılmıştı. Halbuki Türkiye Demokratikleşme hareketlerini inceleyen pek çok önemli eser başlangıcı 1839 Tanzimat Fermanı ile başlatsa da 1808 Senedi İtitfak’a da atıf yapmadan geçemez.</span></p>
<p><ins class="adsbygoogle" data-ad-layout="in-article" data-ad-format="fluid" data-ad-client="ca-pub-5668552793696977" data-ad-slot="3524296011" data-adsbygoogle-status="done"><ins id="aswift_1_expand"><ins id="aswift_1_anchor"></ins></ins></ins></p>
<p class="p3"><span class="s1">Tanzimat Osmanlı taşra sistemini yeniden düzenlemiş; vilayetler sancaklara, sancaklar kazalara, kazalar nahiyelere bölünmüş, nahiyelerin altında da köy ve mahalleler oluşturulmuştur.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1"><strong>Tanzimat, köy ve mahallelerin yönetimini HALK TARAFINDA SEÇİLMİŞ muhtarlara ve ihtiyar heyetlerine bırakmıştı. Ve daha da önemlisi yukarıya doğru hemen her birimde atanmışlar ve halk tarafından seçilmiş heyetler işin içine sokuldu.</strong> “Onların içinde kimileri, bir mahkeme olarak görev yapar ve, kadıların başkanlığında, yeni kanunları uygular. Ötekiler de, vergileri toplama, yol yapma olsun, ya da örneğin eşkıyalığı dizginleme için alınacak önlemler olsun, yerel sorunları tartışırlar ve gerektiğinde İstanbul’a yollanacak öneriler hazırlarlar. 1864 tarihli kanun, bu mercilerin çoğunda … halkın bütün öğelerinin temsil edilebilmeleri amacıyla, belli sayıda Müslüman olmayanların da katılmalarını öngördü. Özellikle İl Genel Meclislerinde (meclis-i umum-u vilayet) işler böyle yürür ve, bu meclislere, sancaklarca seçilen eşit sayıda Müslüman ve azınlıklardan insanlar katılırlar.” (Osmanlı İmparatorluğu Tarihi II, Editör R. Mantran, s.91-92)</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">***</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Her ne kadar İ. Ortaylı bu meclislerin yok hükmünde olduğunu ve birkaç vilayet dışında pek çalışmadıklarını belirtse de 1877 Kanunu ile daha da yaygınlaşmış ve 1880’lere gelindiğinde belediye idareleri az ya da çok kendini gösterir hale gelmiştir.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1"><strong>Kısa da olsa yaşanan ilk Osmanlı Mebusan Meclisi deneyimi Osmanlı aydınlarını fazlası ile etkilemişti ve II. Abdülhamit devrinde muhalefet hep bu tecrübenin tekrar yaşanabilmesi üzerine kurulmuştu.</strong></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Yani görülüyor ki Osmanlı toplumu az ya da çok bir seçme tecrübesini 1920’den çok daha önce yaşamıştı ve bunu içselleştirme fırsatı bulmuştu. Özellikle ekonomik anlamda gelişmiş bölgelerde ve eğitimli kesimde bu bilinç fazlası ile vardı.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1"><strong>II. Meşrutiyet devrinde tüm kargaşalara ve İttihatçıların tüm baskılarına rağmen seçimlerin yapılmış olması da çok önemli. İTC, baskın parti olmasına rağmen muhalefeti tamamen kapatmayı hiç düşünmemişti. Halbuki, Kemalistler çok kolay bir şekilde muhalefetten kurtulma yoluna gittiler.</strong> Buldukları ilk fırsatta da, 1925’de Takriri Sükun Kanunu ile tüm siyasi partileri yasakladılar. 1946 yılına kadar yapılan seçimler de zaten çoğu kez göstermelikti. Çok nadiren birkaç şehirde birkaç mebusluk için serbest seçimler yapılmıştı. Hasbelkader seçilen bağımsızlar da son olarak yukarıdan onay almak zorunda idiler.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Ben de bir 10 yıl zam yapayım, 155 yıllık demokrasi ve sandık mücadelemiz çok yaşasın!</span></p>
<p>Karar, 24 Nisan 2019</p>
</div>
</div>
<p><a href="https://hurfikirler.com/155-yillik-demokrasi-mucadelemiz/">155 Yıllık Demokrasi Mücadelemiz!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Devletlerden Özel İşletmelere Kamu Diplomasisi</title>
		<link>https://hurfikirler.com/devletlerden-ozel-isletmelere-kamu-diplomasisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Berk Ünlü]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Apr 2019 08:33:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/devletlerden-ozel-isletmelere-kamu-diplomasisi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sert güç, yumuşak güç, akıllı-zeki güç Günümüze kadar devletler kendilerini var ederken özellikle silahlarına ve silahlarının kullanımına bağımlı kaldılar. Silahsız bir devlet gücü neredeyse hayal bile edilemez konumdaydı. Silahsızlanma taraftarlarının fikirleri en basitinden kaale bile alınmadı. Bu kesimlerin fikirleri gerçekçi olmaktan son derece uzak olarak tanımlandı. Anti-militaristlerin fikirlerinin algılanıp düşünülmesi de bu yönde oldu. Devlet [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/devletlerden-ozel-isletmelere-kamu-diplomasisi/">Devletlerden Özel İşletmelere Kamu Diplomasisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sert güç, yumuşak güç, akıllı-zeki güç </strong></p>
<p>Günümüze kadar devletler kendilerini var ederken özellikle silahlarına ve silahlarının kullanımına bağımlı kaldılar. Silahsız bir devlet gücü neredeyse hayal bile edilemez konumdaydı. Silahsızlanma taraftarlarının fikirleri en basitinden kaale bile alınmadı. Bu kesimlerin fikirleri gerçekçi olmaktan son derece uzak olarak tanımlandı. Anti-militaristlerin fikirlerinin algılanıp düşünülmesi de bu yönde oldu. Devlet ve devletçilik, totaliterleşme yönünde ilerlerken kendisi dışında bir aktörün yaşamasına ve gelişmesine kolay kolay izin vermiyordu. Bunu da kendi ülkesi içinde dahi sert silahlı gücüyle sağlıyordu. Kendi ülkesinin insanlarını bile silahların gölgesi altında yönetiyor burada yaşayan insanların kendilerini ifade etmelerine dahi elinde bulundurduğu silahları sayesinde izin vermiyordu.</p>
<p>Devletler gitgide kamuyu oluşturmaktan kendisini oluşturan kamu ile iletişime girmek zorunda kaldığından aralarındaki ilişkiyi de daha sağlıklı bir temele oturtma çabasında olmaya başladı. Tabi bir de elbette işin uluslararası boyutu vardı. Her iki boyut da ele alındığında devletlerin kamu ile iyi geçinmesi bir zorunluluk halini aldı. Burada devreye “yumuşak güç” denilen kavram girdi. Artık devletler sadece diğer devletlerle değil kendi ülkelerindeki insanlar ile de daha iyi ilişkiler geliştirmenin gerekliliğinin farkına vardılar. Diyalog ve diplomasi önemli faktörler haline geldiler. İşin sadece ülke içinde olmayan yanı da vardı ve bu yan bir devletin diğer devletin vatandaşlarına sergileyeceği gücü de gösterir oldu. Burada geliştirilen ilişkiler de genellikle kültür temelli oldu.</p>
<p>Sert güç ve yumuşak gücün kullanılmasının teker teker bir anlam ifade etmediği durumlarda da devreye akıllı-zeki güç girdi. Geleneksel her iki akıma da mesafeli yaklaşan bu tür, kendini gerçekçilik noktasında ifade etmeye başladı. Devletler ve devletlerin himayesindeki şirketler özellikle diğer ülkeler ve bu ülkelerin kamuoyuyla iyi ilişkiler gerçekleştirme noktasında güçlerini daha çok akıllı-zeki güce doğru kaydırdılar. Politik olan gücün sert güçten ve politik üstünlükten gücünü almadığı zaman da diğer ülkelerin kamuoyuna kolay kolay erişilemiyordu. Sert güç ile de istenen sonuç alınamayınca devreye doğal olarak akıllı-zeki diplomasi devreye girdi.</p>
<p><strong>Devletin propagandasından şirketlerin reklam faaliyetlerine </strong></p>
<p>Kamu diplomasisine kolayca bir reklam faaliyeti diyebilir miyiz? Bizce bu doğru olmaz. Diplomasi sadece tanıtım ve kendini anlatma ve pazarlama iletişiminden kendini tanımlamıyor. Konunun getirilip bir reklam faaliyetine bağlanması en azından konuyu aşırı basitleştirmeye getiriyor. Bunun yanında pazarlama iletişimi üzerinden geliştirilen kendini doğru anlatma faaliyetlerini de elbette küçümseyemeyiz. Bu faktörün de etkisi son derece önemlidir. Devletin verdiği mesajların gitgide küçümsenmesi ve salt çıkarcılık olarak görülmesi hedef kitlenin rızasını tam anlamıyla almıyor. Devlet kendi sert gücü nedeniyle diğer ülkelerin insanlarına ve özelinde kamusuna itici gelebiliyor. Karşı taraf diğer tarafın devletinin faaliyetlerine sürekli bir kuşkuculuk içerisinde yaklaşabiliyor.</p>
<p>Devlet yerine kapitalizmin akıllı-zeki gücü kullanması burada son derece önemli bir yer tutuyor. Kapitalizmin devlet ve devletçilik üzerinden tamamıyla işleyemeyeceğini belirtmekle birlikte kapitalizmin devletin altında çalışmak zorunda olmasını da akıldan çıkaramayız. Özellikle pragmatik ve makyavelist kapitalist şirketler yer yer kendi tanımları ile de çelişerek devletin himayesi altında diğer ülkelerde faaliyetlerini de sürdürmek istemekteler. Bu noktada bu şirketlere bir yerde hak vermek mümkün. Diğer otoriter-totaliter bir devletin kamuoyuna ulaşmak için kendi devletinizin sert gücüne muhtaç olduğunuz zamanlar vardır ve gelecekte de muhtemelen olacaktır. Bu nokta üzerinde özellikle düşünülmelidir. Kapitalistler devlete ihtiyaç duymak zorunda kalıyorlar.</p>
<p>Bir kapitalist devlete ne kadar ihtiyaç duyarsa duysun kendi işlevini de geliştirme noktasında tamamıyla çaresiz değildir. Kullanacağı pazarlama iletişim sayesinde bir yumuşak güç olarak reklamcılık veya başka bir adıyla kamu diplomasisini kendisine fayda sağlayacak şekilde kullanabilir. Buradaki önemli nokta olarak kamu diplomasisinin devletin tekelinden çıkartılarak özel yapılara verilmesi ortaya çıkıyor. Pazarlama faaliyetinin üzerinde görülebilecek bu nokta, içerisinde anlattıklarıyla önem kazanıyor. Müşterilerini ikna etmek ve iyi ilişkiler geliştirme noktalarında geleneksel diplomasinin yöntemlerini ve gücünü arkasına almak şirketler için çekici olabiliyor. Hedef pazar ve kitlenin arzuladığı ve talep ettiklerini onlara ulaştırma noktasında ikna yolları diplomatik içeriklerle kendisini ifade edebiliyor.</p>
<p><strong>Bir politik üstünlük meselesi </strong></p>
<p>Günlük ve uzun dönemli kullandığımız ürünleri ve hizmetleri almaya karar verdiğimizde ne kadar pazarlama iletişimi ve reklamcılığın etkisinde bu ürün ve hizmetleri almaya karar verdik? Bunun yanında bu ürünlere ne kadar anlam kattık ve ürünlerin de sahibi ve kullanıcısı olmak istedik? Gerçekçi yaklaşırsak ve tüketici davranışları üzerine düşünürsek bu davranış ve isteklerin bir bölümünün politik üstünlükten kaynaklandığını söyleyebiliriz. Bir teknoloji şirketinin satış planları arasında ürününü satmak istediği kişilere karşı geliştirdiği neden arasında kendi ülkesinin üstünlüğü yok mudur? Kaliteli bir teknolojinin ABD’den alınması ile Hindistan’dan alınması arasındaki farklara ne demek gerekir? Çin, üzerindeki kalitesiz mal üretilen yer düşüncesini nasıl ortadan kaldırabilecektir?</p>
<p>21.yy’da pazarlama yerine kamu diplomasisini koyma yöntemi devletlerin gücünden üstündür. Şirketler hâkim aktörler olarak kendi yöntemleri dahilinde olası müşterilerine ulaşırlar ve müşterilerinin satın alma davranışlarını yönlendirebilirler. Buraya dikkat etmek önemli. Diplomasinin böylelikle sahip olduğu gelenek, tanım ve anlam ortadan kalkıyor. Pazarlama diplomasinin yerini aldıkça uluslararası ticaret gitgide kendisini daha geniş bir güç içinde tanımlıyor ve kurguluyor. Bunun da ötesinde şirketler devletler karşısında güç kazanıyor ve devletlerin kendilerini olumsuz olarak tanımlamasından uzak kalabiliyor. Şirketler müşterilerine ulaşmada devlet etkenini ortadan kaldırıyorlar.</p>
<p>Kritik bir nokta da devletlerin kamu diplomasisi ile kapitalist şirketleri etkisiz hale getirmek isteyip istemediğidir. Özellikle sosyalist-kollektivist kesimlerdeki kapitalist şirket nefreti burada kendisine yer buluyor. Onlara göre kapitalist şirketin çoğunlukla eylemi olumsuz olarak görüldüğünden eylemleri her noktada engellenmeli ve devlet gücüyle gerekirse yok edilmeli. Diplomasi de bu isteğin bir parçası olmalı. Sosyalizmden açıkça beklenen bir fikir ve davranıştır bu. Sosyalizm diplomasiyi ve yöntemlerini kendi tekeline aldıkça uluslararası alanda faaliyet gösteren şirketleri gitgide çeşitli ülkelerde kullandığı kamu diplomasisi yoluyla itibarsız göstermeye çabalıyor. Her ne kadar sosyalizm ve devletçilik bu amaçları doğrultusunda çalışsa bile, şirketler 21.y.y’da kendilerine farklı ülkelerin toplumlarını ve kamuoylarını hedef olarak seçebilir ve bu kesimlere olumlu olarak ürün ve hizmetlerini sunabilir. Sert, yumuşak ve akıllı-zeki güç birleşimi, tüketiciler ve üreticilerin arasındaki ilişkinin olumlu olarak devam etmesini sağlayabilecektir.</p>
<p>24 Nisan 2019</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/devletlerden-ozel-isletmelere-kamu-diplomasisi/">Devletlerden Özel İşletmelere Kamu Diplomasisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşte Size Gerçek Bir Beka Sorunu!</title>
		<link>https://hurfikirler.com/iste-size-gercek-bir-beka-sorunu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şenol Kaluç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Apr 2019 10:31:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/iste-size-gercek-bir-beka-sorunu/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizde eğitimde reform çabaları dünden bugüne hiç bitmedi. Ak Parti de sürekli bir arayış içinde. Hatırlayanlar bilir bir ara bu arayış içinde, Ak Partili Milli Eğitim Bakanları eskisi yenisi ile birbirlerine çatmışlardı. Geride kalan onca yıl sonunda az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik, döndük baktık ki bir arpa boyu yol gitmişiz. Şimdi de [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/iste-size-gercek-bir-beka-sorunu/">İşte Size Gerçek Bir Beka Sorunu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="widget_header_3" class="widget header print" data-design-widget-id="3964">
<div id="undefined-sticky-wrapper" class="sticky-wrapper sticky">
<div class="header col-992 stickit">
<div class="or fl">
<div class="sticky_header">
<div class="middle">
<div class="search"></div>
</div>
<div class="bottom2">
<p><span class="s1">Ü</span><span class="s1">lkemizde eğitimde reform çabaları dünden bugüne hiç bitmedi. Ak Parti de sürekli bir arayış içinde. Hatırlayanlar bilir bir ara bu arayış içinde, Ak Partili Milli Eğitim Bakanları eskisi yenisi ile birbirlerine çatmışlardı. Geride kalan onca yıl sonunda az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik, döndük baktık ki bir arpa boyu yol gitmişiz. Şimdi de Sayın Ziya Selçuk’un şapkadan tavşan çıkarmasını bekliyoruz.</span></p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div class="anagovde fl zorder3">
<div class="govde">
<div class="col-992">
<div class="cms_place col-682 col-r">
<div id="widget_yeni_yazarlar_yazi_detay_5" class="widget yeni_yazarlar_yazi_detay print" data-design-widget-id="4110">
<div class="col-682 col-r">
<div class="col-1000">
<div class="hdetay">
<div id="habericerik_5" class="content fln">
<p class="p3"><span class="s1">Halbuki ortada şapkadan tavşan çıkarmayı gerektirecek bir durum yok<strong>. Sadece gerçeklerle yüzleşememe problemi var. Hemen hiçbir şeyi sağlıklı tartışmıyoruz, yıllarca eğitim şart diye diye geldiğimiz nokta toptan bir eğitimsizlik durumu.</strong></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Düşünsenize, en az 12 yıl okullara hapsettiğimiz öğrencilerimiz doğru düzgün üç beş cümlede derdini anlatıp, yazabilecekleri kadar bile Türkçe öğrenemiyor. Daha düne kadar 4 matematik neti ile mühendislik fakültelerine yerleşen, 4 sosyal neti ile Tarih bölümüne giren gençlerimiz vardı.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Sağcısıyla solcusuyla okulu öylesine fetişleştirdik ki “Bu kadar uzun bir eğitime gerçekten ihtiyacımız var mı?” sorusunu kendimize soramadık. Sınıf geçmenin önündeki tüm barajları 1999’dan itibaren neredeyse tamamen kaldırdık. Zaten çıktısı çok da kaliteli olmayan eğitim sistemimiz bu süreçte iyice çöktü.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1"><strong>28 Şubatçılar İmam Hatipleri, Ak Parti de gelinen noktada maalesef Anadolu Liselerinin kalitesini bitirdi. </strong>Son LGS düzenlemesi ile elde avuçta kalan birkaç iyi Anadolu Lisesi de adrese dayalı hale getirilerek onlara da darbe vuruldu.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">***</span></p>
<p><ins class="adsbygoogle" data-ad-layout="in-article" data-ad-format="fluid" data-ad-client="ca-pub-5668552793696977" data-ad-slot="3524296011" data-adsbygoogle-status="done"><ins id="aswift_1_expand"><ins id="aswift_1_anchor"></ins></ins></ins></p>
<p class="p3"><span class="s1"><strong>Eğitimin iki bariz yönü var birincisi ideolojik bir araç olarak devletin bireyleri şekillendirdiği en önemli alan olması. Dünyadaki hemen hemen bütün devletler okul üzerinden makul bir vatandaş tipi üretme çabası içinde. İkinci yönü ise alt sınıflar için bir sınıf atlama aracı olabilmesi ve maalesef bu özellik Türkiye’de dün çok az çalışıyordu, bugün ise neredeyse yok hükmünde.</strong></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Eğitim fetişizminin bizi getirdiği nokta işsizlik rakamlarında kendini açıkça gösteriyor: Gençler arasındaki işsizlik oranı neredeyse %25. Yani iş piyasasındaki her dört gençten biri resmi olarak işsiz. Kimse bu denli yüksek işsizliğin asıl sebeplerini sorgulamak istemiyor. Varsa yoksa hamaset: Herkes okusun!</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">İyi de herkes okusun demekle iş bitmiyor ki…</span></p>
<p class="p3"><span class="s1"><strong>Bundan 30 yıl öncesine kadar okullar –aradaki zayiatlara rağmen- bir eleme sistematiğine sahipti. Öyle ilkokulun kapısından girdi diye kimse 12 yıl sonra lise diploması alamıyordu. Şimdi utanmasak bu eğitim fetişistliği içinde önce ön lisansı, ardından lisansı, o da olmadı yüksek lisans ve doktorayı mecburi kılacağız.</strong></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Bu eleme ve sınıf tekrarına devlet hep masraf diyerek baktı. Halbuki bu masrafın geri dönüşü maliyetinden daha fazlaydı. Kimse işin bu tarafına bakmadı.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Örgün eğitimden çıkan çocuklar çıraklık sistemi içinde hayatlarını yeniden inşa ediyor ve yeteneklerine göre farklı alanlarda meslek edinme şansını yakalıyorlardı. Ve pek çoğu ekonomik hayatta sınıfları takılmadan geçen ve üniversiteye kadar giden arkadaşlarından daha başarılı oldular.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Anlatılır, kendisine başarılı iş adamı ödülü verilen bir Yahudi iş adamı tören sırasında “Okuma yazma bilmiyorsunuz. Bir de okuma yazma bilseydiniz neler yapmazdınız?” denildiğinde gülerek, çok çarpıcı bir cevap verir: “Okuma yazma biliyor olsaydım hala bir havrada evrak kaydeden bir kâtiptim!”</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">***</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">12 yıl artı 2-4 yıl daha çocuklarımızın büyük bir kısmını sıralara mahkum ederek geleceğimizi yok ediyoruz. Buradan geri dönüş fırsatını da maalesef kaçırmış durumdayız<strong>. Yarından sonra hiçbir veliye çocuğunu çırak olarak bir yerlere verme ya da meslek lisesine gönder deme şansımız yok çünkü bu bilinci çoktan yitirdik.</strong></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">80’li yıllarda üniversitede okurken boş vakitlerinde anketörlük yapan bir büyüğümüz anlatmıştı: “Ankara’nın gecekondu semtlerinde insanlarla anket yapıyor ve çocuklarının ne olmasını istediğini soruyorduk. Pek çok anne baba çocukları için sanayide ya da bir dükkanda çıraklık hayal ediyor ve oğlum marangoz, tamirci, berber vs. olsun gibi cevaplar veriyordu. Ve ben bu cevaplar karşısında öfkeleniyor ve niye çocuklarının öğretmen, doktor, avukat, mühendis olmasını istemediklerini düşünüyordum. Ancak yıllar sonra bu insanların olaya ne denli gerçekçi yaklaştıklarını anlayabildim.” Demişti.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1"><strong>Şimdi bizler insanların çocukları için gerçekçi hayaller kurmalarını dahi engellemiş durumdayız.</strong></span></p>
<p class="p3"><span class="s1"><strong>İşte size gerçek bir beka sorunu!</strong></span></p>
<p>Karar, 17 Nisan 2019</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://hurfikirler.com/iste-size-gercek-bir-beka-sorunu/">İşte Size Gerçek Bir Beka Sorunu!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Malımız mı Yağmalanıyor?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/malimiz-mi-yagmalaniyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şenol Kaluç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Apr 2019 10:18:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/malimiz-mi-yagmalaniyor/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yerel seçimlerin üzerinden neredeyse dokuz gün geçti ama henüz tartışmalar bitecek gibi değil ve maalesef bizler oy saymaktan henüz asıl işlerimize dönmüş değiliz. Biz oy sayarken Çinliler, Avrupalılar ve Amerikalılar pek çok alanda yüzlerce yeni patent başvurusu yapmış durumdalar. Geçen hafta sandığa gitmenin aslında çok da fetişleştirilmemesi gerektiğini ima ederek STK’ların pek çok açıdan çok [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/malimiz-mi-yagmalaniyor/">Malımız mı Yağmalanıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="widget_header_3" class="widget header print" data-design-widget-id="3964">
<div id="undefined-sticky-wrapper" class="sticky-wrapper sticky">
<div class="header col-992 stickit">
<div class="or fl">
<div class="sticky_header">
<div class="middle">
<div class="search"></div>
</div>
<div class="bottom2"></div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div class="anagovde fl zorder3">
<div class="govde">
<div class="col-992">
<div class="cms_place col-682 col-r">
<div id="widget_yeni_yazarlar_yazi_detay_5" class="widget yeni_yazarlar_yazi_detay print" data-design-widget-id="4110">
<div class="col-682 col-r">
<div class="col-1000">
<div class="hdetay">
<div class="desc"><span class="s1">Y</span><span class="s1">erel seçimlerin üzerinden neredeyse dokuz gün geçti ama henüz tartışmalar bitecek gibi değil ve maalesef bizler oy saymaktan henüz asıl işlerimize dönmüş değiliz. Biz oy sayarken Çinliler, Avrupalılar ve Amerikalılar pek çok alanda yüzlerce yeni patent başvurusu yapmış durumdalar.</span></div>
<div id="habericerik_5" class="content fln">
<p class="p3"><span class="s1">Geçen hafta sandığa gitmenin aslında çok da fetişleştirilmemesi gerektiğini ima ederek STK’ların pek çok açıdan çok daha önemli olduğunu vurgulamıştım. Özellikle İstanbul tartışmaları maalesef siyasetin asıl rayında gitmediğini açıkça göstermekte. Ne yazık ki bizde siyaset ile hemen her alan bir şekilde birbiri ile bağlantılı.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Osmanlıdan beri bu topraklarda zenginlik de aş da iş de hep büyük oranda devletten geçiyor. Devletle bir şekilde bağlantı kurduğunuzda açamayacağınız kapı yok. Dahası elinizdekini tutabilmek istiyorsanız bir şekilde devletlilerle iyi geçinmeniz gerekiyor. Böyle olduğu için de bir türlü sivil ayağımız gelişemiyor çünkü en sivilimiz bile bir şekilde kendisini devlete beğendirme peşinde. STK’larımızda bu yüzden devletin istediği kadar sivil olabiliyor aksi takdirde yaşamaları çok da mümkün değil. Bir şekilde devleti elinde tutan güç odaklarından bir ya da bir kaçına sırtınızı dayamak zorundasınız.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Maalesef üzülerek görmekteyim ki ülkemizde belediyeler bu tür bir paylaşımın merkezi haline gelmiş durumda.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">***</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Ortalığın tozu dumanı arasında nedense aklıma Osmanlıdaki müsadere uygulaması geldi.</span></p>
<p><ins class="adsbygoogle" data-ad-layout="in-article" data-ad-format="fluid" data-ad-client="ca-pub-5668552793696977" data-ad-slot="3524296011" data-adsbygoogle-status="done"><ins id="aswift_1_expand"><ins id="aswift_1_anchor"></ins></ins></ins></p>
<p class="p3"><span class="s1">Türk demokrasi tarihinin üç önemli kilometre taşında – Tanzimat ve Islahat Fermanları ve Kanuni Esasi- aynı vaat var: Müsadere uygulamasına son verilmesi.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Müsadere nedir? Yeni nesil pek bilmez, tarih derslerinde duymuşlarsa bile çok da hatırlarında kalmamıştır.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">İslam Ansiklopedisi (İA) müsadereyi şu şekilde tarif ediyor: “Sözlükte “ısrarla istemek” anlamındaki sudûr kökünden türeyen ve “çekip almak” mânasına gelen müsâdere, devlet tarafından hazineye irat kaydetmek veya bir süre koruma altına almak üzere ceza veya tedbir olarak bir mala el konulması tasarrufudur. Özellikle kamu görevlilerinin haksız yollarla elde ettikleri gelir veya emlâkin tamamına ya da bir kısmına devletin el koymasını ifade eder. Uygulamada, hazine açıklarını kapatmak amacıyla kamu görevlilerinin veya sivil kişilerin mallarına el konulması da bu şekilde adlandırılmıştır.”</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Osmanlılardaki uygulamayı ise yine İA’da “Müsâdere usulü, Osmanlı Devleti’nin ilk devirlerinde yalnız devlet malını zimmetine geçirenlerle isyancılar hakkında uygulanan bir ceza türü iken zamanla merkezî yönetime siyasî ve iktisadî menfaat sağlamak amacıyla başvurulan bir vasıta halini almıştır. Devletin kuruluşundan XV. yüzyılın ikinci yarısına kadar devam eden bir buçuk asırlık süreçte keyfî müsâderelere pek rastlanmamışsa da Fâtih Sultan Mehmed döneminden (1451-1481) itibaren Tanzimat Fermanı’nın ilânına kadar yaklaşık dört asır boyunca çeşitli şekillerde uygulanmıştır.” şeklinde açıklıyor. Fatih devrinden itibaren “müsâdere, ulemâ dışındaki devlet görevlilerinden kayda değer mal varlığı bulunan herkese suçlu olup olmadığına bakılmaksızın uygulanan bir gelenek halini aldı. Zira dönemin yönetim anlayışına göre devlet görevlilerinin kullanımına sunulan mal, para ve çeşitli malzeme şahsa değil makama aitti. Bundan dolayı ne kadar hizmeti geçerse geçsin bir devlet adamının vefatı halinde edindiği mallar yeniden devlete intikal ederdi.”</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Ancak iş burada kalmamış XVII. Yüzyıldan itibaren ulema sınıfından Kazaskerlere ve Şeyhülislamlara, Viyana Bozgunundan sonra ise sıradan insanlara kadar uzandığı görülüyor.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Osmanlı bu acımasız görünen döngüde küçük de olsa açık bir kapı bırakmış. Müsadereyi mukadder bir gelecek olarak gören yüksek Osmanlı bürokrasisi Osmanlı vakıf sistemi içinde çok önemli bir yeri olan evladiyelik vakıflar kurarak en azından evlatlarının geleceklerini garanti altına almaya çalışmıştır. Her ne kadar malı müsadere edilen kimsenin evlatlarına bir miktar servet bırakılsa da sanırım kimse bunu yeterli görmemiş. Osmanlıda vakıf mallarına kolay kolay el konulmazdı. Vakıf kurucuları da bunu bildikleri için kurdukları bu vakıfların gelirlerinin bir kısmını vakfın idaresinden sorumlu olacak olan mütevelli heyetine bırakırlardı. Tabii ki mütevelli heyeti de genellikle vakıf kurucusunun evlatları olurdu.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Düşünmeden edemiyorum, acaba belediyeler birilerimizin babasının terekesine mi kayıtlı acaba?</span></p>
<p>Karar, 10 Nisan 2019</p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p><a href="https://hurfikirler.com/malimiz-mi-yagmalaniyor/">Malımız mı Yağmalanıyor?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Keşke Siyaseten Normalleşebilsek!</title>
		<link>https://hurfikirler.com/keske-siyaseten-normallesebilsek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şenol Kaluç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Apr 2019 06:53:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/keske-siyaseten-normallesebilsek/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gelişmiş demokrasilerde halkın seçimlere katılım ve siyasete angaje olma oranları oldukça düşükken tersine Sivil Toplum Örgütlerine (STÖ) yönelimin daha fazla olduğu görülüyor. Bunda siyasetin ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı havasının insanların çoğunluğuna STÖ’lerde harcanan emek ve mesainin verdiği haz ve huzuru verememesi oldukça etkili. Tabii ki işin özünde bu ülkelerde –iç siyasayı kastediyorum- yerleşmiş bir demokrasi kültürünün [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/keske-siyaseten-normallesebilsek/">Keşke Siyaseten Normalleşebilsek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="widget_yeni_yazarlar_detay_6" class="module yeni_yazarlar_detay cms_widget" data-layout-id="0" data-widget="yeni_yazarlar_detay">
<div class="col-682 col-r">
<div class="col-1000">
<div id="yazarslayt_6" class="yazarslayt">
<div class="yazar_detay"><span class="s1">G</span><span class="s1">elişmiş demokrasilerde halkın seçimlere katılım ve siyasete angaje olma oranları oldukça düşükken tersine Sivil Toplum Örgütlerine (STÖ) yönelimin daha fazla olduğu görülüyor. Bunda siyasetin ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı havasının insanların çoğunluğuna STÖ’lerde harcanan emek ve mesainin verdiği haz ve huzuru verememesi oldukça etkili.</span></div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div class="hdetay">
<div id="habericerik_5" class="content fln">
<p class="p3"><span class="s1">Tabii ki işin özünde bu ülkelerde –iç siyasayı kastediyorum- yerleşmiş bir demokrasi kültürünün olması yatıyor. İçeride demokratik çizgiler zorlandığında buna tepki verecek bir sistemin varlığı çok önemli ve bu ülkelerde kamudan sivile anti demokratik uygulamalara anında tepki verebilecek ve inisiyatif alabilecek pek çok birey ve kurum var.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Bireyler en azından şunun bilincindedir: bazı temel hak ve özgürlüklere kimse kolay kolay dokunamaz, tabii ki istisnalar genel kaideyi bozmaz. Demokratik kurallar partiler içinde belli sınırlar çizdiği için siyasi partilerin hareket alanları da dardır, öyle her iş siyasetten geçmez.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Her iş siyasetten geçmeyince de bizdeki gibi insanlar koşa koşa sandık başına gitmez. Kimse yanlış anlamasın sandığa gitmek ve irade beyanında bulunmak oldukça değerli ancak bizdeki sandığa gitme motivasyonu ile gelişmiş demokrasilerdeki sandıktan uzak durma motivasyonları oldukça farklı.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Orada insanlar sandıktan uzak dururken en büyük güvenceleri kim gelirse gelsin hayatlarında çok fazla değişiklik olmayacağıdır. Tabii hemen Trump diyenler çıkabilir. Trump oldukça sıradışı bir örnek ve bize dışarıdan oldukça itici gelmekte, eminim Amerikalıların bir kısmına da öyle geliyordur ama iç siyasette Trump’ın çok da etkili olamadığı görülüyor. Mesela aldığı pek çok karar kamu görevlilerince rahatlıkla yok hükmünde sayılabiliyor, neden?</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Çünkü bizde olmayan bir siyasi kültür var orada. Bizde at sahibine göre kişner, kamu görevlileri de kendilerini kanundan çok iktidarla ve devletle özdeşleştirirler. Halı sahadaki öğretmenleri toplayan savcı muhtemelen bunu kendisi için bir hak olarak görüyordu.</span></p>
<p><ins class="adsbygoogle" data-ad-layout="in-article" data-ad-format="fluid" data-ad-client="ca-pub-5668552793696977" data-ad-slot="3524296011" data-adsbygoogle-status="done"><ins id="aswift_1_expand"><ins id="aswift_1_anchor"></ins></ins></ins></p>
<p class="p3"><span class="s1">Bu nedenle ülkemizdeki suç kavramı –siyasette- keyfi olarak devletin tutumuna göre değişebilmektedir. Beş yıl önce suç kabul edilmeyen hatta devletçe sırtınızın sıvazlanabildiği bir eylem beş sene sonra suç olabilir. Hatta bunun için iktidarların değişmesine de lüzum yoktur, tek olması gereken devletin fikir değiştirmesidir. Nitekim seçim sürecinde yayınlanan GBT kayıtları buna güzel örnek.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">***</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Yerel seçimin siyaseten ne getirip ne götüreceğini şimdiden kestirmek pek mümkün değil ama yine de demokrasimizin gelişimine bir katkı vereceği kesin.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Bence seçim süreci içinde çok fazla kriminalize edilen CHP HDP yakınlaşması böyle bir ittifakın varlığından bağımsız belki de CHP’nin Kürt antipatisini yenmesine ve de siyasi tabanını genişletmesine yol açabilir. Bugün nasıl muhafazakar Kürtlerin önemli bir kısmı Ak Partide toplanmışsa laik ve sol söyleme yakın Kürtler de CHP’de toplanabilir. Tabii ki burada CHP’nin kendini değiştirme ve sosyal demokrat bir çizgiye kayma iradesi gösterip gösteremeyeceği çok önemli. Kim bilir belki de İmamoğlu bunu başarabilir.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Biz ana konuya dönecek olursak, siyaseti gündelik hayatımızdan bir nebze uzak tutmak hepimizin ruh sağlığı için iyi olacak.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Seçim sonuçlarına baktığımızda hemen herkesin kazandığını iddia edebileceği bir noktadayız ama bu tabloda Ak Patinin kaybeden olduğunu iddia etmek çok zor. Ankara ve İstanbul’da Büyükşehir Başkanlıkları kaybedilmiş gözükse de ilçelerde ezici bir Ak Parti üstünlüğü var ve yine belediye meclislerinde de çoğunluk Ak Parti’de. Ak Partinin bu gücünü başkanları etkisizleştirme yerine birlikte çalışma ve doğru işlere imza atma tavrını benimseyeceğini umut ediyorum.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Bu umuda da aslında çok alakasız bir yerden varıyorum. Bugün Türkiye’de siyaseten ez zıt partilerin dahi belediye meclislerinde özellikle söz konusu imar ise çok kolay uzlaştıklarını cümle alem biliyor. İnşallah bu birliktelik önümüzdeki beş yılda halka hizmet konusunda da olur.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Çok mu zor? Zor da olsa bizim de böyle bir kültüre evrilmemiz gerekiyor. Lütfen mevsime göre kıyafet değiştirir gibi tavır değiştiren bir siyaseti artık bırakalım. Beka sorunu diyorduk ya, işte bizim en büyük beka sorunlarımızdan birisi de bu; her şeye konjonktürel bakma hastalığı.</span></p>
<p>Karar, 3 Nisan 2019</p>
</div>
</div>
<p><a href="https://hurfikirler.com/keske-siyaseten-normallesebilsek/">Keşke Siyaseten Normalleşebilsek!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Suçlu Sizsiniz!</title>
		<link>https://hurfikirler.com/suclu-sizsiniz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şenol Kaluç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Mar 2019 06:00:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/suclu-sizsiniz/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye siyasetinin tek ayaklı ve topal olmasının suçlusu maalesef sizsiniz, ey kendini çok çağdaş,  demokrat ve laik gören Sol-Kemalist-Marksist çevreler. Hiç suçu başka yerlerde aramayın. Vakti zamanında AK Parti ve muhafazakârları bu denli ötekileştirip kendinize yabancılaştırmasaydınız bugün şikayet ettiğiniz pek çok konuda o makarnacı diye suçladığınız halk, emin olun sizin yanınızda olurdu. Ama dedim ya, siz [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/suclu-sizsiniz/">Suçlu Sizsiniz!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1">T</span><span class="s1">ürkiye siyasetinin tek ayaklı ve topal olmasının suçlusu maalesef sizsiniz, ey kendini çok çağdaş,<span class="Apple-converted-space">  </span>demokrat ve laik gören Sol-Kemalist-Marksist çevreler. Hiç suçu başka yerlerde aramayın.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Vakti zamanında AK Parti ve muhafazakârları bu denli ötekileştirip kendinize yabancılaştırmasaydınız bugün şikayet ettiğiniz pek çok konuda o makarnacı diye suçladığınız halk, emin olun sizin yanınızda olurdu.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Ama dedim ya, siz o denli kibrinize boğulup, kendi yaşam tarzı ve düşüncelerinizi vazgeçilmez doğrular olarak görüp, halka giydirme telaşına düştünüz ki içinizde sizleri uyaranları, itidale çağıranları bile düşman bellediniz ve Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki en büyük engel oldunuz.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Ve hâlâ da akıllanmadığınızı, bulduğunuz her fırsatta “Yetmez ama evet”çilere kustuğunuz nefretle de gösteriyorsunuz.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Halkı, halkçılık yaparak küçümsediniz. İçinizde öyle pespayeleri vardı ki viski içmek yerine rakı içmeyi halkçılık sandı. Toplumun dini hassaasiyetlerini her fırsatta küçümsediniz, önemsemediniz. O küçümsediğiniz ve önemsemediğiniz değerlerin yerine bir başka din ‘çağdaşlık(?)’ dini ihdas etmeye çalıştınız.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Ve siz sadece Fakir Baykurt’un hikayelerinde halkı sevdiniz.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">AK Parti’nin, AB sürecini arkasına aldığı ve demokratikleşme adımlarını hızla attığı günlerde, atılan adımları hep “gizli ajandaları var” diyerek değersizleştirdiniz. Açılım süreçlerini en önce siz baltaladınız. Halbuki sizler bu adımlara, AK Parti’den daha fazla sahip çıkabilseydiniz ve AK Parti’yi bu adımlarında cesaretlendirseydiniz belki de bugün şikayet ettiğiniz pek çok şey gerçekleşmeyecek ve sizden ürken ve çekinen milyonlar AK Parti’ye bunca yanlışa rağmen bu denli sarılıp, destek vermeyecekti. Ve sizin ikazlarınıza bile gerek kalmadan halk gerekli uyarıları sandıkta bugüne kadar yapmış olacaktı. Ama siz hep rövanş peşinde koştunuz. AK Parti ve temsil ettiğini düşündüğünüz her şeye karşı çıktınız. Bu karşı çıkışlarınızda o denli banalleştiniz ki bu gün söylediğiniz doğrular bile artık halkta yankı bulmaz oldu. Dahası muhafazakar muhaliflerin bile susturulmasına vesile oldunuz.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">***</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">İnsanlar sizin gerçekte bir alternatif olduğunuza inanmıyor, öyle ki normal demokrasilerde marjinal olması gereken partilerin oyları bile sizin oylarınızdan fazla. Milliyetçilikle maruf partilerin oyları bu ülke de yüzde 30’un üzerinde gezebiliyorsa sizin oturup kırk kere düşünmeniz gerek, neden böyle diye!..</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Ama maalesef çoğunuzda bu gerçeği ne görecek göz ne de izan var. İçinizde bu açmazı görenlerin gözlerini de zaten önce kendiniz oyuyorsunuz.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Ekşi sözlük vb. mecralarda sökün eden okumuş yazmış tayfanızda demokrasi adı altında, doğru eleştirilerini dahi faşizanca ifadelerle sağa-sola boca ederken halkın aydınlanacağını sanıyor.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Üzülmeyin bu konuda yalnız değilsiniz. Siz ne denli başarılı iseniz düşmanlıkta, Ak troller ve benzerleri de o denli başarılılar bu işte. Körler, sağırlar birbirini ağırlıyor.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Birbirinizi adil birer rakip olarak değil birer hasım olarak görüyor ve maalesef düşmanlık güdüyorsunuz. Herkes kazanılmış (?) mevkilerine sımsıkı sarılmış durumda.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Ve dahası her tarafımız fobilerle dolu. Yeni Zelanda’daki hain teröriste kızıyor ve dünyada yükselen İslamofobi-İslam düşmanlığından dem vuruyoruz ama evimizin içine bakmak hiç aklımıza gelmiyor. Ülkemizde insanlarımızın o kadar çok fobisi var ki, insan bu ülkenin bu kadar fobi ile nasıl ayakta durabildiğine hayret ediyor bazen.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Emin olun, ülkemizdeki İslamofobi sahibi insanların oranı Batı ülkelerinden daha az değil. İslamofobi sahiplerimizin yanında bir o kadar da Alevifobicilerimiz, Kürtfobicilerimiz, Laikfobicilerimiz, Azınlıkfobicilerimiz… fobicilerimiz var bu topraklarda ve tüm bu fobileri besleyen bir de siyasal dil. Böyle bir siyasal dil olmasa hemen her seçim beka tartışmaları arasında cereyan eder miydi?</span></p>
<p class="p3"><span class="s1"><strong>Siyasi liderler birbirlerine bodoslama giderken adayların mutedilliği belki de bu yüzden kimseyi etkilemiyor. Ne İmamoğlu’nun okuduğu Yasin ne de Yıldırım’ın adındaki Ali ötekilere samimi geliyor.</strong></span></p>
<p>Karar, 20 Mart 2019</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/suclu-sizsiniz/">Suçlu Sizsiniz!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Burakhan Çalışkan &#8211; Atilla Yayla ve Muhalif Olmanın Haklılığı</title>
		<link>https://hurfikirler.com/burakhan-caliskan-atilla-yayla-ve-muhalif-olmanin-hakliligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hür Fikirler]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Mar 2019 05:11:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/burakhan-caliskan-atilla-yayla-ve-muhalif-olmanin-hakliligi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hukuk, demokrasi ve özgürlükler söz konusu olunca eleştiri genellikle ve doğal olarak iktidara yöneltilir. Ne var ki demokrasi ve özgürlüklerin karşısında -çoğu zaman öyle olsa da- her zaman yalnızca iktidar olmaz. Pekala bir ülkede muhalefet partileri ya da muhalefet seçmeni de özgürlüklerin kısıtlanmasını isteyebilir, demokrasinin bize fazla geldiğini düşünebilir. Bunu fark etmek için her zamankinden [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/burakhan-caliskan-atilla-yayla-ve-muhalif-olmanin-hakliligi/">Burakhan Çalışkan &#8211; Atilla Yayla ve Muhalif Olmanın Haklılığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p id="8ca0" class="graf graf--p graf-after--h3">Hukuk, demokrasi ve özgürlükler söz konusu olunca eleştiri genellikle ve doğal olarak iktidara yöneltilir. Ne var ki demokrasi ve özgürlüklerin karşısında -çoğu zaman öyle olsa da- her zaman yalnızca iktidar olmaz. Pekala bir ülkede muhalefet partileri ya da muhalefet seçmeni de özgürlüklerin kısıtlanmasını isteyebilir, demokrasinin bize fazla geldiğini düşünebilir. Bunu fark etmek için her zamankinden daha dikkatli olmak gerekir. Bir iktidar partisinin ya da seçmeninin hukuka aykırı hareketi ya da devletçi söylemi daha kolay anlaşılmaktadır zira icra kısmında da söz sahibidir. Ancak muhalefet genelde eleştiren ve yalnızca konuşan pozisyonda olduğu için gerçeklikten uzak bir şekilde özgürlükçü zannedilir.</p>
<p id="34db" class="graf graf--p graf-after--p">Maalesef bugün Türkiye’de de yaşanan da aşağı yukarı bundan ibaret. Beklenen odur ki muhalefet partileri en azından iktidara gelene dek özgürlükçü söylemler geliştirir ya da en basit tabirle bunun taklidini yapar. İktidara gelince de bir anlamda özlerine döner ve devletçi, otoriter uygulamaları yürürlüğe koyarlar. Ne var ki bizim ülkemizde muhalefet partileri bunu dahi yapamıyor. Bunun bence en önemli nedeni özgürlükçü taklidi yapamayacak kadar otoriter olmaları. Burada elbette büyük bir genelleme yapmak doğru değildir. Teker teker muhalefet partilerinin vekilleri ya da mensupları arasında özgürlükçü insanlar olabilir. Onlar da zaten Türkiye siyasetine renk katan siyasetçilerdir. Ancak bununla birlikte gerek parti politikaları gerekse de seçmen davranışları itibariyle maalesef amaçlanan genel itibariyle iktidarı daha özgürlükçü ve adil bir politika yapmaya zorlamak ya da iktidara gelip bütün bu sorunları çözmektense intikam almak ve kadroları kendi mensuplarıyla doldurmaktan ibaret.</p>
<p id="c7aa" class="graf graf--p graf-after--p">Burada parti politikaları ya da teşkilat mensupları yeterince açık olmayabiliyor, ne var ki seçmen davranışları özellikle sosyal medyada bize epey bir veri sunuyor. Örneğin X partisinin lideri Suriyeli mülteciler hakkında menfi yorumlar yaparken daha dikkatli oluyor ancak aynı X partisinin seçmeni sosyal medyada –hele de anonimse- nefret suçu diyebileceğimiz davranışlarda bulunabiliyor.</p>
<p id="959b" class="graf graf--p graf-after--p">Elbette aynı şey iktidar partisi için de geçerli. Onları destekleyen ve kimi zaman anonim olarak paylaşım yapan insanlar sosyal medyada dengeyi tutturamayabiliyor. Ancak burada ele aldığımız asıl mesele iktidarı demokrasi ve özgürlük noktasından eleştirip bizzat demokrasi ve özgürlük karşıtı söylemlerde bulunmak. Bu üzücüdür ki yıllar gittikçe daha da vahim bir hal alıyor. Son örneği ise Prof. Dr. Atilla Yayla’nın Twitter hesabından yaptığı paylaşım ve altına gelen yanıtlar.</p>
<p id="141e" class="graf graf--p graf-after--p">Atilla Yayla ne yazmıştı?</p>
<p id="84e8" class="graf graf--p graf-after--p"><strong class="markup--strong markup--p-strong">Haksız ve hukuksuz şekilde beni işten uzaklaştıran Haliç Üniversitesi’ne karşı iş mahkemesinde açtığım davayı Yargıtay kararı ile kaybettim. Yargıtay bir de davalı lehine vekalet ücreti çıkartmış. Haliç Üniversitesi ise hakkımda icra takibi başlatmış. Nerede kalmıştık?</strong></p>
<p id="514f" class="graf graf--p graf-after--p">Burada Yargıtay’ın Atilla Yayla ile ilgili vermiş olduğu bir kararın eleştirisi var. Ben meseleye hakim değilim ve bu yüzden içerik ile ilgili tartışmaya girmiyorum bile. Zaten asıl ilgi çekici olan gelen cevaplar. Bunları biraz olsun okuduğumuzda şunu görüyoruz. Kendilerinden olmayanın uğradığı / uğradığını iddia ettiği haksızlık pekala karşı taraftakileri sevindirebiliyor. İlk iş olarak arşivden makaleler ve röportajlar çıkartılıyor ve deyim yerindeyse zaten hak etmişti deniliyor.</p>
<p id="0474" class="graf graf--p graf-after--p">Daha da ileriye gidilirse iktidarı ve yargıyı eleştirenler bu karardan sonra adeta yargının tekrar iyi bir şekilde (istedikleri şekilde?) çalıştığını düşünerek mahkemeyi öven ifadeler kullanabiliyor. Ya da benzer şekilde misliye ödenmesi gerektiği söylenebiliyor.</p>
<p id="9774" class="graf graf--p graf-after--p">Yine bir başka eleştiride ise tweet sahibinin yalnızca kendisiyle ilgili bir davada mahkemeyi eleştirdiği rahatlıkla söylenebiliyor. Peki kısa bir arşiv taramasıyla bunun yanlışlığı ispatlanabilecekken neden böyle diyorlar? Çünkü muhalif olmanın verdiği bir konfor var ve her söylem haklılık içeriyor.</p>
<p id="e851" class="graf graf--p graf-after--p">Örneğin henüz geçtiğimiz günlerde Atilla Yayla Kavala İddianamesi başlıklı <a class="markup--anchor markup--p-anchor" href="http://www.gazeteyeniyuzyil.com/kavala-iddianamesi-makale,222.html" target="_blank" rel="nofollow noopener noreferrer" data-href="http://www.gazeteyeniyuzyil.com/kavala-iddianamesi-makale,222.html">yazısında </a>yargının son durumu üzerine esaslı bir eleştiri getirmişti;</p>
<blockquote id="1185" class="graf graf--blockquote graf-after--p"><p>Türkiye’de yargısal sorunların bir bölümü iddianameler aracılığıyla doğuyor. İddianamelerde karşımıza çıkan ana problemler şöyle sıralanabilir:</p></blockquote>
<blockquote id="0f4e" class="graf graf--blockquote graf-after--blockquote"><p>1. İddianameler çok geç hazırlanıyor. Bazı davalarda iddianameler hazırlanırken sanıklar içerde tutuluyor. Uzatılan tutukluluklar hüküm tesis edilmeden cezalandırmaya dönüşebiliyor</p></blockquote>
<blockquote id="ff95" class="graf graf--blockquote graf-after--blockquote"><p>2. İddianamelere yeterli özen gösterilmiyor. İlk başta dilde özensizlik dikkat çekiyor. İddianamelerde anlamsız ifadelere rastlamak sürpriz olmaktan çıktı. Metinlerde mantıksal ve hukukî tutarlılık da yeterince güçlü olmayabiliyor.</p></blockquote>
<blockquote id="65dc" class="graf graf--blockquote graf-after--blockquote"><p>3. İddianamelerin somut delillere dayanması ve deliller üzerinden suç tespitine gidilmesi gerekirken bazen yorumların ağırlıklı olduğu ve bu yorumlardan suç ve suç delili üretmeye çalışıldığı görülüyor. Oysa suçların ceza kanunda sayılmış ve yoruma yer bırakmayacak kadar açık şekilde tanımlanmış olması gerekiyor.</p></blockquote>
<blockquote id="503c" class="graf graf--blockquote graf-after--blockquote"><p>Topluca bakıldığında birçok yargılamanın zayıf, hatta tamamen temelsiz iddianamelere dayandırıldığı anlaşılıyor. Bu durum sadece yargılanan insanları ve ailelerini hırpalamıyor, Türkiye’deki hukuk sistemine ve demokrasiye de büyük zarar veriyor. Bu yüzden, iddianamelerin daha kısa sürede ve hukukî düzenlemelere, standartlara ve ölçülere daha fazla uyarak hazırlanması lâzım. Bence Adalet Bakanlığı bu konuya özel olarak eğilmeli…</p></blockquote>
<blockquote id="527a" class="graf graf--blockquote graf-after--blockquote"><p>Osman Kavala yaklaşık 15 aydır içerde. Aylardır kendisine isnat edilen suçlarla ilgili iddianamenin hazırlanmasını ve yargılamanın başlamasını bekliyordu. Sonunda iddianame açılandı. İddianame Kavala ve başka bazı kimseler hakkında ağır cezalar talep etmekte. Ne yazık ki, benim görebildiğim kadarıyla, Kavala iddianamesi de yukarda işaret ettiğim kusurlarla malul.</p></blockquote>
<p id="7d74" class="graf graf--p graf-after--p graf--trailing">Ne var ki birileri için bunlar eleştiriden sayılmıyor. Zira bugün iktidarı eleştirmek için en azından içinde diktatör, siyasal islam, faşizm kelimeleri geçen ve birkaç kişiye veya kuruma küfredilen siyasi analizler yapılmalı. Aksini yaparak itidalli bir yaklaşımla olayları ele almak, iktidara ve muhalefete hakkaniyetli eleştiriler getirmek en basit haliyle bugün eleştiriden sayılmıyor. İlginçtir ki bu şekildeki eleştirileri eleştiriden saymayanlar daha sonra ülkedeki kutuplaşmadan şikayet edebiliyor. Ne diyelim, muhalif olmanın haklılığı…</p>
<p>15 Mart 2019</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/burakhan-caliskan-atilla-yayla-ve-muhalif-olmanin-hakliligi/">Burakhan Çalışkan &#8211; Atilla Yayla ve Muhalif Olmanın Haklılığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
