Beş Büyük Ekonomi Arasına Girmek

Bir gün Türkiye dünyanın en gelişmiş beş ekonomisinden biri olabilir mi? Bu soru, sadece bir hayalin değil, bir milletin özgüven sınavının da özeti bence. Çünkü mesele sadece ekonomik büyüklük değil; zihniyet dönüşümü, kurumsal akıl, sürdürülebilir kalkınma ve toplumsal kalite meselesidir. Cevap ise kısa: Evet, olabiliriz. Ama bugünden farklı bir Türkiye olmadan çok mümkün değil. Ve o seviyeye çıktığımız gün, bu ülkede bildiğimiz her şey değişir.

Beş büyük ekonomi arasına girmek, Türkiye’nin bugün yaşadığı ekonomik dalgalanmaları, politik gerilimleri ve kurumsal zayıflıkları aşmasıyla mümkün olabilir. Bunu başardığımız an; siyasi tartışmaların odağı ekonomi değil, inovasyon kapasitesi olur. Bugün en çok konuştuğumuz “kur”, “faiz”, “enflasyon” gibi konuların yerini “yapay zekâ yatırımları”, “küresel marka stratejileri” ve “bilgi ekonomisi performansı” alır. Çünkü dev ekonomilerin gündemi zaten budur. Enflasyonla boğuşmazlar; verimlilikle yarışırlar. Kur şoklarından korkmazlar; teknoloji devrimlerine yatırım yaparlar. Beş büyük ekonomi olmak aynı zamanda demokratik kalite demektir. Çünkü ekonomi büyüdükçe toplum daha özgürleşir, hukuk daha güçlenir, kurumlar daha özerk hâle gelir. Ekonomisi güçlü ülkelerde adalet tesadüf değil, sistemin ta kendisidir. Ekonomik dünyanın ilk beşine girerken, mahkemelerin bağımsızlığı, bürokrasinin liyakati, medyanın özgürlüğü artık “lüks” değil “mekanik zorunluluk” olur. Zira büyük ekonomiler kaosla değil, kurumsal sadakatle büyür.

Bir başka değişim, toplumsal psikoloji ile olur. Bugün gençlerin en büyük hayali yurtdışında yaşamakken, ilk beş ekonomi arasındaki bir Türkiye’de dünyanın dört bir yanından gençler bu ülkeye gelmek ister. Beyin göçü değil, beyin çekimi yaşanır. Üniversitelerimiz yenilik merkezine dönüşür; bilim insanları sadece makale değil, piyasa değeri yaratan projeler üretir. Türk şirketleri teknoloji satın alan değil, teknoloji ihraç eden bir profile bürünür. Yapay zekâ, biyoteknoloji, kuantum, savunma teknolojileri ve enerji dönüşümünde küresel ligde söz sahibi oluruz.

Beş büyük ekonomi olmak gelir dağılımının iyileşmesi, yoksulluğun yapısal olarak gerilemesi, vatandaşın yaşam kalitesinin yükselmesi anlamına gelir. Bugün lüks sayılan birçok şey sıradanlaşır. Şehirler daha yaşanabilir hâle gelir; ulaşım, enerji ve çevre teknolojileri gündelik hayatın konforunu artırır. İnsanlar geleceğe korkuyla değil, hesapla bakar. Ve belki en önemlisi şu: İlk beş ekonomi arasına giren bir Türkiye, jeopolitik olarak yönlendirilen değil, yön veren bir ülke olur. NATO’da, Türk Dünyası’nda, Orta Doğu’da, Afrika’da ve Avrupa’da oyun kuran bir aktör haline gelir. Ekonomik güç diplomatik ağırlık getirir, askerî kapasiteyi destekler, uluslararası ilişkilerde güven duygusunu pekiştirir. Türkiye, kendi coğrafyasının kaderini belirleyen merkez ülke olur. Kısacası, ilk beş ekonomi arasına girmek bir hayal değil; ama bugünkü alışkanlıklarla ulaşılamayacak kadar yüksek bir hedef. Liyakat devrimi, bilimsel akıl, katılımcı demokrasi, katma değerli üretim, uluslararası entegrasyon ve toplumsal uzlaşı bu hedefin ön koşullarıdır. Bunlar başarılırsa, Türkiye sadece ekonomik lig atlamaz; siyasetinden kültürüne, insanından kurumlarına kadar her şey değişir. Ve işte o zaman tarih bize bir şansı daha verir: Dünyanın gidişatını uzaktan izleyen bir ülke değil, yön veren bir uygarlık merkezi olma şansı…

Bir gün dünyanın en gelişmiş beş ekonomisinden biri olabilir miyiz?
Evet. Ama önce kendimizi büyütmemiz gerekiyor. Çünkü büyük ekonomiler, önce büyük devlet aklıyla başlar.

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et