<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yusuf Şahin, Hür Fikirler sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hurfikirler.com/author/yusufsahin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hurfikirler.com</link>
	<description>..: Hür Fikirler :..</description>
	<lastBuildDate>Mon, 10 Aug 2015 09:46:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.2</generator>
	<item>
		<title>&#8216;Yaş&#8217;a hürmet de kalmadı!</title>
		<link>https://hurfikirler.com/yasa-hurmet-de-kalmadi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Şahin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2015 09:46:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/yasa-hurmet-de-kalmadi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160;Bu, o kurumun yöneticisine saygısızlık olarak görülmemeli, aksine demokratik kültürün bir gereği olarak değerlendirilmeli. Türkiye&#8217;de semboller oldukça önemli, bunu bilmek gerekir. Bir sembol daha, son YAŞ toplantısıyla ortadan kalktı. *** Geçen sene, Yönetim Bilimi (Trabzon: Murathan Yayıncılık, 2010) kitabımızın ikinci baskısında Türkiye&#8217;deki bürokrasinin temel sorunlarından bahsettiğimiz bölüme, bir de &#8220;asker&#238; vesayet&#8221; başlığını eklemiştik. Özetle şöyle [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/yasa-hurmet-de-kalmadi/">&#8216;Yaş&#8217;a hürmet de kalmadı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&nbsp;Bu, o kurumun yöneticisine saygısızlık olarak görülmemeli, aksine demokratik kültürün bir gereği olarak değerlendirilmeli. </strong></p>
<p><strong>Türkiye&rsquo;de semboller oldukça önemli, bunu bilmek gerekir. Bir sembol daha, son YAŞ toplantısıyla ortadan kalktı.</strong></p>
<p>***</p>
<p>Geçen sene, <em>Yönetim Bilimi</em> (Trabzon: Murathan Yayıncılık,  2010) kitabımızın ikinci baskısında Türkiye&rsquo;deki bürokrasinin temel  sorunlarından bahsettiğimiz bölüme, bir de &ldquo;asker&icirc; vesayet&rdquo; başlığını  eklemiştik. Özetle şöyle demişiz:&nbsp;</p>
<p><em>Türkiye Cumhuriyetini kuran kadrolar asker ve sivil bürokratlardı.  Askeriyede devleti kuran kurum olmaktan kaynaklı bir sahiplenme  duygusunun belirgin olduğu ve bunun asker&icirc; eğitimle pekiştirildiği  görülmektedir. Askeriyeye göre devletin rotasının ne olması gerektiği de  devleti yönetenlerin yoldan sapıp sapmadıkları da kendilerinden  sorulacak meseleler olarak değerlendirilmektedir. Bu düşünce,  demokrasiye geçişten itibaren üç fiili darbe (1960, 1971, 1980) bir  post-modern darbe (1997) ve çok sayıda da darbe girişimine kaynaklık  etmiştir. Son zamanlarda tartışılan askere verilmiş olan devleti koruma  ve kollama görevinin, darbeyi de içerdiği belirtilmiştir. </em></p>
<p><strong><em>Askeriye bu ruh haliyle hazırladığı anayasalara ve ona  dayalı olarak çıkarılmış bulunan yasalara askeri vesayeti sürdürecek  nitelikte hükümler koymuştur.</em></strong><em>Örneğin, 1982  Anayasasında onca değişikliğe rağmen bu vesayetin izlerini tamamen  silmek mümkün olmamıştır. Asker&icirc; vesayetin kamu yönetimi üzerindeki  izlerine dair verilebilecek örneklerden bazıları şunlardır:</em></p>
<p><em>(a) Anayasa Mahkemesi üyelerinden birinin Askeri Yüksek İdare Mahkemesi birinin de Askeri Yargıtay üyesi olması,</em></p>
<p><em>(b) YÖK Denetleme Kurulu üyelerinden birinin Genelkurmay Başkanlığı tarafından seçilmesi,</em></p>
<p><em>(c) Mill&icirc; Güvenlik Kurulunun eski bileşimi ve yine yakın zamana  kadar Mill&icirc; Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinin asker kökenli olması,</em></p>
<p><em>(d) Yüksek Askeri Şura Kararlarının 1977, 1987 ve 2010 dönemi  hariç, büyük ölçüde asker kanadın istekleri doğrultusunda şekillenmiş  olması,</em></p>
<p><em>(e) Kısaca EMASYA Protokolü diye de bilinen protokolle vatandaşın fişlenmesi de d&acirc;hil yetkilerin askeriyeye verilmiş olması,</em></p>
<p><em>(f) Askeriyenin kendine has lojmanlarının, alışveriş merkezlerinin,  mahkemelerinin bulunması; yine, asker birinin sivil mahkemelerde  yargılanmasının zorluğu,</em></p>
<p><em>(g) Protokolde Genelkurmay Başkanının bakanlardan önce gelmesi,</em></p>
<p><strong><em>(h) Yüksek Asker&icirc; Şura Kararları toplantısında başbakanla genelkurmay başkanının yan yana oturması, vb.</em></strong></p>
<p><em>Kuşkusuz, bu listeyi uzatmak mümkündür. Ancak sorunun ortaya konulması bakımından bunlar yeterli olacaktır. </em></p>
<p><em>Askeriyenin sistemin kurucu kadro içinde önemli bir rolünün olduğu doğrudur. Ama <strong>aradan  geçen bunca zaman içinde halkın sisteme sahip çıkamayacağını, sürekli  asker&icirc; bir vesayeti sürdürmenin gerekli olacağını ileri sürmek, Türkiye  Cumhuriyeti vatandaşlarına büyük haksızlık olacaktır. </strong></em></p>
<p><strong><em>Askeriye tarafından halka duyulan bu güvensizlik, halkın  yönetimini esas alan demokrasiye güvensizlik anlamına da gelmiş, asker  içindeki cuntacılığı sürekli beslemiştir.</em></strong><em>Demokratik  tecrübemizin artık zirvede olduğunu ve hiçbir sorunumuzun bulunmadığını  söylemek, ülkemiz gerçeklerini görmemek anlamına gelir. Ama her darbeden  sonra, &ldquo;Artık askeri müdahale istemiyorum, yeter artık, çek elini  üstümüzden!&rdquo; anlamına gelebilecek mesajları ileten halkın sağduyusuna  güvenmek, bir bakıma, sorunları deneme yanılma yoluyla çözmek, asker&icirc;  darbeden medet ummaktan daha mantıklı olacaktır. AB üyelik sürecinde  asker vesayetinin kabul edilebilir bir standart olmadığını belirtmek  bile gereksizdir.</em></p>
<p>***</p>
<p>Asker&icirc; vesayetin izlerinden biri daha silindi; darısı, diğerlerinin  başına. Zira yukarıdaki listenin de gösterdiği gibi, asker&icirc; vesayet  kamusal hayatımızın her alanında aslında. Yaş toplantılarında başbakanla  genelkurmay başkanının yan yana oturmasının sona ermesi, bu  sembollerden sadece bir tanesiydi.</p>
<p>Ayrıca, sembollerin silinmesi, bu sembollere eşlik eden zihniyetin de hemen silineceği anlamına gelmez. &ldquo;<strong>Bu memleketin sahibi askerlerdir, sivillere güven olmaz</strong>&rdquo;  düşüncesinin zihinleri esir aldığı bir yerde, bir sembolün silinmesi,  her şeyin düzeldiğinin bir işareti olarak değerlendirilemez. Olan  biteni, bir zihniyet değişiminin halkalarından biri olarak görmek,  kanaatimizce, daha doğru olacaktır.</p>
<p>Rotahaber, 03.08.2011</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/yasa-hurmet-de-kalmadi/">&#8216;Yaş&#8217;a hürmet de kalmadı!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Abdullah Gül ve Haşim Kılıç: Aynı Gelenekten İki Aday</title>
		<link>https://hurfikirler.com/abdullah-gul-ve-hasim-kilic-ayni-gelenekten-iki-aday/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Şahin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Apr 2014 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/abdullah-gul-ve-hasim-kilic-ayni-gelenekten-iki-aday/</guid>

					<description><![CDATA[<p>17 Aralık 2013 darbesinden bir gün önceki yazımda, seçime doğru bir bilgi-belge savaşı başlatılacağını, Ak Parti ile Cumhurbaşkanı arasının açılmak isteneceğini, bu bloğa Bülent Arınç gibi ılımlı isimlerin de eklenerek Abdullah Gül&#8217;ün etrafında bir muhalefet oluşacağını; ama dershaneler sonrası gelişmelerin bu senaryomu ihtimal dışı bıraktığını belirtmiştim. Yine o yazımda, &#8220;daha bildik&#8221; ve &#8220;tabiatı itibariyle öngörülebilir&#8221; [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/abdullah-gul-ve-hasim-kilic-ayni-gelenekten-iki-aday/">Abdullah Gül ve Haşim Kılıç: Aynı Gelenekten İki Aday</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>17 Aralık 2013 darbesinden bir gün önceki yazımda, seçime doğru bir bilgi-belge savaşı başlatılacağını, Ak Parti ile Cumhurbaşkanı arasının açılmak isteneceğini, bu bloğa Bülent Arınç gibi ılımlı isimlerin de eklenerek Abdullah Gül&rsquo;ün etrafında bir muhalefet oluşacağını; ama dershaneler sonrası gelişmelerin bu senaryomu ihtimal dışı bıraktığını belirtmiştim.</p>
<p>Yine o yazımda, &ldquo;daha bildik&rdquo; ve &ldquo;tabiatı itibariyle öngörülebilir&rdquo; başka bir kişi etrafında bunun deneneceğini iddia etmiştim.</p>
<p>***</p>
<p>Benim bugünkü iddiam şu: Başbakan, Cumhurbaşkanı olmayacak. Bu argümanımın çok sayıda gerekçesi var.</p>
<p>1. Ak Parti, Başbakan olmadan bir arada tutulabilecek bir parti değil. Son seçim sürecinde bir kez daha gördük ki, Ak Parti seçmenini ancak Başbakan bir arada tutabiliyor. Bana göre Cumhurbaşkanımızdan başka, Ak Parti içinde, Başbakandan sonra partiyi götürebilecek bir aday da yok. Peki, Putin-Medvedev formülü uygulanamaz mı? Bence, uygulanamaz.</p>
<p>2. Putin-Medvedev formülü bizim gibi parlamenter bir sistemde uygulanmadı. Ayrıca, orada, birincil kişilik Putin&rsquo;di ve Putin ilk olarak Devlet Başkanlığı yaptı. Bizde ise tersi bir durum var. Cumhurbaşkanımız Başbakan olursa partiyi toparlayabilir mi? Evet, toparlayabilir. Ama ben yine de bunu ihtimal d&acirc;hilinde görmüyorum.</p>
<p>(a) Abdullah Gül, Cumhurbaşkanlığı yapmış biri olarak, tekrar Başbakanlığa geri dönmeyi istemez. Bundan ziyade, Ak Parti&rsquo;nin adayı olarak Cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmayı daha fazla arzu eder.</p>
<p>(b) Halen Ak Parti içinde Abdullah Gül&rsquo;ün yakın çalışma arkadaşlarından az sayıda isim kaldı. Bunu Cumhurbaşkanı biliyor. Abdullah Gül, Ak Parti&rsquo;nin başına geçtiğinde, mesel&acirc;, önümüzdeki seçimlerde Ak Parti&rsquo;yi kendi ölçülerine göre dizayn etmek isteyecektir. Ama Cumhurbaşkanı olmuş R. Tayyip Erdoğan&rsquo;ın buna kayıtsız kalabileceğini söylemek mümkün mü? Bence değil. Başbakanımız, Ak Parti&rsquo;yle adeta bütünleşmiş durumda. Çankaya&rsquo;ya çıktığında da partiye müdahale etmek isteyecektir. Ancak, Cumhurbaşkanlığı yapmış bir Abdullah Gül&rsquo;ün buna müsaade edeceğini varsaymak, insan tabiatı konusunda aşırı iyimser olmak anlamına gelir. Parti&rsquo;nin başına geri döndüğünde sürekli müdahale gelebileceğini bilebilecek durumda olan Abdullah Gül&rsquo;ün, mutlaka bir şey yapmak isteyecekse, bunu partiye geri dönerek yapmayacak diye iddia ediyorum.</p>
<p>(c) Teknik bir sorun da var: Abdullah Gül Ak Parti&rsquo;nin başına geri dönerse, seçimlere bir yıl var. Milletvekili olmayan birinin Başbakan olması mümkün de değil. O zaman, parti başkanı başka, bir yıl süreyle Başbakan başka biri olacak demektir. Bu kadar çalkantılı bir dönemde bunun sürdürülebilir bir şey olmadığını, bence, her iki lider de bilebilecek durumdadır.</p>
<p>3. Türkiye&rsquo;de geniş kitleleri kucaklayacak bir Cumhurbaşkanı adayının sağ seçmenden de oy alması, üstelik de bu oyun hatırı sayılır bir oy oranına erişmesi, kaçınılmaz gözüküyor. Ana muhalefet, bugün verdiği mesajla, yerel seçimlerde üstü kapalı bir şekilde kurulan ittifakı Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de sürdürmek istediğini ortaya koymuş oldu. Burada akla, Mansur Yavaş gibi bir aday geliyor. Kanaatimce Mansur Yavaş, ana muhalefetin kafasındaki aday değil. Ama belirlenmek istenecek adayın, Mansur Yavaş gibi bir aday olduğu kesin. Sağ seçmenden oy alması muhtemel bir aday bulunması gerekiyor.</p>
<p>4. Bana göre iki tane Cumhurbaşkanı adayı var. Biri, Abdullah Gül; ikincisi de Haşim Kılıç. Benim, dershanelerle ilgili tartışmalardan önceki senaryomda, Abdullah Gül tek adaydı. Ama Abdullah Gül, dershaneler konusunda iktidarın yanında durdu, paralel yapıyla arasına mesafe koydu. 17 ve 25 Aralıkta yaşananları, olağan karşılamadı, paralel yapının kabul edilemez olduğunu vurguladı; en son yaşanan krizde de, ülkenin güvenliğiyle ilgili bir konuda yapılan dinlemenin yanlışlığını vurgulayarak hükümetle aynı yerde durdu. Daha önce de yazmıştım: Ben, Abdullah Gül&rsquo;ün Ak Parti&rsquo;yle çatışan değil uzlaşan bir politika izlediğini görüyorum. Bana göre 17 Aralıktan önce mi, sonra mı, onu tahmin edemiyorum ama Abdullah Gül&rsquo;ün Cumhurbaşkanlığında devam etmesi konusunda bir mutabakata varıldı. En azından benim iddiam bu yönde. Bu, Ak Parti açısından gerekli de:</p>
<p>(a) Abdullah Gül, Ak Parti seçmeninin oylarını alabileceği gibi Cumhurbaşkanlığı makamı açısından &ldquo;daha bildik&rdquo; ve &ldquo;tabiatı itibariyle öngörülebilir&rdquo;&nbsp; olmasından dolayı başka partilerin seçmenlerinden de oy alabilir.</p>
<p>(b) Daha aktif bir kişiliğe sahip olan Başkanımız, hem aktif olmaya devam eder hem de çocuğu gibi büyüttüğü partiyi bir arada tutabilir.</p>
<p>(c) Aşağıda belirtecek olduğum &ldquo;muhalefet adayı&rdquo;nın şansını azaltmış olur.</p>
<p>4. Ana muhalefet partisinin de destek verebileceği bir kişinin sağ seçmenden önemli miktarda oy alması gerekiyor. Mansur Yavaş, Ankara&rsquo;da bunu kısmen başardı. Ama benim aklıma, Türkiye çapında bunu yapabilecek ve tercihen MHP tabanından gelecek bir aday gelmiyor. O zaman, Ak Parti tabanına daha yakın bir isim düşünülme ihtimali var. Bu bir spekülasyon, biliyorum ama benim öngörüme göre bu aday, Haşim Kılıç olacak. Daha önce de yazdım: Abdullah Gül&rsquo;ün bu senaryonun içine çekilmesi ihtimali, bugün itibariyle sıfır. Ama Mustafa Balbay kararıyla başlayan ve memleketin özgürlükle ilgili bütün sorunlarında kurtarıcı rolü üstlenen Anayasa Mahkemesi Başkanı, Cumhurbaşkanlığına çıktığında &ndash;Başbakana göre- &ldquo;daha bildik&rdquo; ve &ldquo;tabiatı itibariyle öngörülebilir&rdquo; bir kişiliğe sahip. Bu iki vasıf bakımından yarışabileceği tek kişi de Abdullah Gül.</p>
<p>Haşim Kılıç ile Cumhurbaşkanı ve Başbakanın dostluklarından hareketle, bu senaryonun çok uçuk kaçık olduğu düşünülebilir. Ama iktidar mücadelesi, en yakın dostları bile birbirine düşürebilir. Peygamberimiz (SAV)&rsquo;den hemen sonra yaşanan tatsız hadiseler, Müslümanlar arasında da iktidar için nelerin yaşanabileceğinin en açık kanıtlarıdır. Son seçim sürecinde Ak Parti ile paralel yapı arasındaki mücadele bunun son kanıtı değil mi?</p>
<p>Sivil Dusunce</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/abdullah-gul-ve-hasim-kilic-ayni-gelenekten-iki-aday/">Abdullah Gül ve Haşim Kılıç: Aynı Gelenekten İki Aday</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Halkın Feraseti</title>
		<link>https://hurfikirler.com/halkin-feraseti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Şahin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Mar 2014 19:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/halkin-feraseti/</guid>

					<description><![CDATA[<p>2014 mahalli idareler seçimlerini geride bıraktık. Ben, ilk defa, 1991 yılında oy kullandım. Buna göre yaklaşık yirmi beş yıldır siyas&#238; hayatımızı izlediğim söylenebilir. Yine, &#8220;sıra dışı&#8221; bir seçime gitmiş olduk. Bu mecrada beni okuyanlar, son gelişmeler karşısındaki kanaatimi merak edebilirler diye, genel tespitler yaparak başlayalım: 17 Aralık ve sonrasında yaşananlar, sivil siyaseti boğma girişimidir. Bunun [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/halkin-feraseti/">Halkın Feraseti</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2014 mahalli idareler seçimlerini geride bıraktık. Ben, ilk defa, 1991 yılında oy kullandım. Buna göre yaklaşık yirmi beş yıldır siyas&icirc; hayatımızı izlediğim söylenebilir. Yine, &ldquo;sıra dışı&rdquo; bir seçime gitmiş olduk.</p>
<p>Bu mecrada beni okuyanlar, son gelişmeler karşısındaki kanaatimi merak edebilirler diye, genel tespitler yaparak başlayalım: 17 Aralık ve sonrasında yaşananlar, sivil siyaseti boğma girişimidir. Bunun bir dizi yolsuzluk dosyasının bir araya getirildiği bir arınma süreci olduğunu iddia edenler, belki sizi ikna edebilirler ama bu iddia, bana göre, bizim zek&acirc;mızla alay etmekten başka bir şey değil.</p>
<p>***</p>
<p>Seçimlerden çıkarabileceğim sonuçlar:</p>
<p><strong>Bir,</strong>&nbsp;sakalımız olmadığı için kimsenin beni dinlemediğini fark ettim. Seçim öncesi süreçte sakal bırakmaya karar verdim ve seçim sonrasında sakallı halimle birlikte artık dinlenme ihtimalimin arttığını düşünüyorum.</p>
<p><strong>İki,</strong>&nbsp;mazotu bir buçuk liraya indirme siyasetinin de, Başbakanı temizlik malzemelerini bir araya getirerek yıkama siyasetinin de hayatta bir karşılığının olmadığını görmüş olduk.</p>
<p><strong>Üç,</strong>&nbsp;Çözüm Süreci, bütün engellemelere rağmen ilerliyor; bunun mesajı verilmiş oldu.</p>
<p><strong>Dört,</strong>&nbsp;yıllardır derslerde tekrarladığım bir tezimin (CHP ile MHP&rsquo;nin aynı yumurta ikizleri olduğu, birincisinin de, ikincisinin de devletçi ve milliyetçi oldukları, tek farkın birincisinin seçmen kitlesinin daha l&acirc;ik, ikincisinin seçmen kitlesinin ise daha dindar muhafazak&acirc;r davrandıkları iddiamın) teyit edildiğini, tahminlerimin ötesinde, bu iki parti arasında bir oy geçişkenliği yaşandığını gördük.</p>
<p><strong>Beş,</strong>&nbsp;muhalefetin olmamasından dolayı Başbakanın sürekli vurguladığı, böyle muhalefete can kurban, cümlesini daha uzun süre duyabileceğimizi fark etmiş olduk.</p>
<p><strong>Altı,</strong>&nbsp;Ak Parti&rsquo;nin İdris Küçükömer&rsquo;in analizlerindeki sol parti tanımına daha yakın durduğunu, CHP&rsquo;nin orta üst ve üst gelir gruplarından oy almaya devam ettiğine bir kez daha şahit olduk.</p>
<p><strong>Yedi,</strong>&nbsp;Ak Parti dışında Türkiye partisi olma eğilimi içinde olan bir partinin bu seçimde de karşımıza çıkmadığını anlamış olduk.</p>
<p><strong>Sekiz,</strong>&nbsp;bıçak sırtında kazanılan yerlerde, alanın da kaybedenin de rahat olmadığını, bir kez daha tecrübe etmiş olduk.</p>
<p><strong>Dokuz,</strong>&nbsp;bedduaya inat dua edenlerin kazandıklarına şahit olduk.</p>
<p><strong>On,</strong>&nbsp;dini cemaatlerin başka alanlardaki başarılarının siyasette de devam edemeyeceğini anladık.</p>
<p><strong>On bir,</strong>&nbsp;bu halkın açık darbecilere boyun eğmedikleri gibi &ldquo;soft-darbe&rdquo; yapanlara da boyun eğmeyeceklerini anlamış olduk.</p>
<p><strong>On iki,</strong>&nbsp;sandığın ne kadar &ldquo;gizemli&rdquo; bir buluş olduğunu bir kez daha gördük.</p>
<p>&hellip;</p>
<p>(Liste uzayıp gidiyor.)</p>
<p>***</p>
<p>Her şeyden de önemlisi, bizi,&nbsp;<strong>BU ÜLKE</strong>&nbsp;insanını &ldquo;salak&rdquo; yerine koyanların bir kez daha boylarının ölçüsünü aldıkları bir seçim yaşadık.</p>
<p>Sivil Düşünce</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/halkin-feraseti/">Halkın Feraseti</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Teşekkür, veda ve vasiyet…</title>
		<link>https://hurfikirler.com/tesekkur-veda-ve-vasiyet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Şahin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Feb 2014 20:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/tesekkur-veda-ve-vasiyet/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rotahaber.com&#8217;da bugüne kadar yüze yakın yazı yazdım.&#160;Gönderdiğim&#160;yazılar, editör tarafından bir sansüre uğramadı. Bu hakkı&#160;teslim&#160;etmeliyim. Yani ne istediysem, onu yazdım. 2010 yılının sonlarıydı. Ünal Tanık Bey, o zamanlar, haber7.com&#8217;um genel yayın&#160;yönetmeniydi. Kendisiyle bir&#160;tanışıklığımız&#160;yoktu. Ancak ona, haber7.com haber&#160;sitesinde&#160;köşe yazarlığı yapmak istediğimi ilettim. Şirinlik olsun diye mi, bilmiyorum; bir de, &#8220;taşradan merkeze yazar olarak sızmanın&#160;zor&#160;olduğunu&#8221; da eklemiştim. O [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/tesekkur-veda-ve-vasiyet/">Teşekkür, veda ve vasiyet…</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Rotahaber.com&rsquo;da bugüne kadar yüze yakın yazı yazdım.&nbsp;</span>Gönderdiğim<span>&nbsp;yazılar, editör tarafından bir sansüre uğramadı. Bu hakkı&nbsp;</span>teslim<span>&nbsp;etmeliyim. Yani ne istediysem, onu yazdım.</span><span></p>
<p></span></p>
<p>2010 yılının sonlarıydı. Ünal Tanık Bey, o zamanlar, haber7.com&rsquo;um genel yayın&nbsp;yönetmeniydi. Kendisiyle bir&nbsp;tanışıklığımız&nbsp;yoktu. Ancak ona, haber7.com haber&nbsp;sitesinde&nbsp;köşe yazarlığı yapmak istediğimi ilettim. Şirinlik olsun diye mi, bilmiyorum; bir de, &ldquo;<strong>taşradan merkeze yazar olarak sızmanın&nbsp;zor&nbsp;olduğunu</strong>&rdquo; da eklemiştim. O da, iyi haberler vereceğini belirtmişti. Kısa bir&nbsp;süre&nbsp;sonra Ünal Beyin haber7.com&rsquo;la&nbsp;yolları&nbsp;ayrıldı. Bu ayrılık üzerine Ünal Beye bir e-posta yazmış ve &ldquo;İyi haber bu muydu?&rdquo; diye&nbsp;sitem&nbsp;etmiştim.</p>
<p>Ünal Bey, daha sonra, kendisinin&nbsp;yeni&nbsp;bir haber&nbsp;sitesi&nbsp;kurduğunu, orada köşe yazarı olabileceğimi belirtmişti. Bunun üzerine kendisine, &ldquo;haber7.com&rsquo;la&nbsp;sorunlu&nbsp;bir&nbsp;şekilde&nbsp;mi ayrıldınız?&rdquo; diye sormuştum. O da, &ldquo;Hayır, artık kendi işimi kurmak istedim&rdquo; mealinde bir&nbsp;cevap&nbsp;yazmıştı.</p>
<p>***</p>
<p>Rotahaber.com&rsquo;da yazmaya başlamadan önce, Ünal Beyin&nbsp;yerine&nbsp;haber7.com&rsquo;da genel yayın&nbsp;yönetmeni&nbsp;yapılan Yaşar İliksiz Beyi aramış, Ünal Beyle ayrılığın mahiyetini sormuştum. O da, bu ayrılığın&nbsp;profesyonelce&nbsp;olduğunu belirtmişti. Daha önce Ünal Beyle yaptığım görüşme ve yazışmaları da&nbsp;hatırlatınca, bana, haber7.com&rsquo;da köşe yazarı olarak yazma&nbsp;imkanı&nbsp;veremeyeceğini, ama eğer istersem rotahaber.com&rsquo;da yazabileceğimi, ilk yazışmaların haber7.com&rsquo;la olmasının kendileri açısından bir mahzur teşkil etmediğini belirtmişti. Bunun üzerine rotahaber.com&rsquo;da yazmaya başladım.</p>
<p>***</p>
<p>Rotahaber.com&rsquo;da bugüne kadar yüze yakın yazı yazdım.&nbsp;Gönderdiğim&nbsp;yazılar, editör tarafından bir sansüre uğramadı. Bu hakkı&nbsp;teslim&nbsp;etmeliyim. Yani ne istediysem, onu yazdım. Aldığım&nbsp;tek&nbsp;(tatlı) uyarı da şu oldu: İlk birkaç yazıdan sonra Ünal Bey, &ldquo;Yazılarını genel okuyucu kitlesinin anlayabileceği bir kıvamda yazman daha iyi olur&rdquo; demişti. Bense ilk yazılarım için, &ldquo;Çok mu&nbsp;basit&nbsp;yazıyorum?&rdquo; diye kendime&nbsp;soruyordum. Zamanla bir üslup oluşturmaya çalıştım. Bunun takdiri tabii ki okuyucularımın olacak.</p>
<p>***</p>
<p><strong>Prof. Dr. Ruşen Keleş</strong>: Kendisiyle&nbsp;dünya&nbsp;görüşlerimiz itibariyle&nbsp;farklı&nbsp;yerlerde&nbsp;duruyoruz. Bunu ben de, saygıdeğer Hocam da biliyor. Ama Ruşen Hocam, benim, bir&nbsp;akademisyen&nbsp;olarak&nbsp;değer&nbsp;verdiğim&nbsp;insanların&nbsp;başında geliyor. Onun&nbsp;yeri&nbsp;çok ayrı. Her şeyden önce,&nbsp;akademisyen&nbsp;olmamda ilham kaynağım. Bu bile onu önemli kılıyor. Çalıştığım&nbsp;alanı&nbsp;belirlememde de yine belirleyici bir&nbsp;yeri&nbsp;var. Aynı&nbsp;alanda&nbsp;çalışınca,&nbsp;doğal&nbsp;olarak, yirmi yılı aşkın birsüredir&nbsp;devam eden&nbsp;bir&nbsp;hukuk&nbsp;ortaya çıkıyor.</p>
<p>***</p>
<p>Hocamın&nbsp;doktora&nbsp;dersleri&nbsp;döneminde&nbsp;hayran kaldığım yanlarından biri de şuydu:&nbsp;Yanına&nbsp;gittiğimizde bize &ldquo;<strong>Gidebilirsiniz</strong>&rdquo; gibi bir cümle kurmazdı. Görüşmenin bir&nbsp;yerinde&nbsp;sadece&nbsp;&ldquo;<strong>Evet arkadaşlar</strong>&rdquo; derdi; bunu derken, &ldquo;evet&rdquo;in ikinci e&rsquo;sini biraz uzatırdı. Bu, kibarca, &ldquo;<strong>Görüşme bitmiştir arkadaşlar, dağılabilirsiniz</strong>&rdquo; demekti. Bunu herkes bilirdi.</p>
<p>(Ben, meslek&nbsp;hayatımda&nbsp;yaptığım görüşmelerde bunu bir türlü başaramadım. Bazen, uzayan görüşmeler yapmak durumunda kaldım.)</p>
<p>***</p>
<p>Ruşen Hocamın bahse konu tavrından hareketle, kendimce, şöyle bir alışkanlık&nbsp;geliştirdim:&nbsp;<strong>Bulunmamın istenmediği veya istenmeyebileceği&nbsp;yerden, kibarca veya değil, kovulmadan veya istenmediğim belirtilmeden, &ldquo;Ben gidiyorum&rdquo; diyebilmek.</strong>&nbsp;Bunun sayısız örneği var. Ama&nbsp;yeri&nbsp;bura değil.</p>
<p>***</p>
<p>İki önceki yazımda da belirttiğim gibi,&nbsp;Türkiye, tam da &ldquo;<strong>Keşke haklı çıkmasaydım</strong>&rdquo; dediğim&nbsp;bilgi-belge&nbsp;savaşına girmiş durumda. Herkes bu savaşta, bir&nbsp;yerlerde&nbsp;saf tutuyor.&nbsp;<strong>Ben, son yazımda, gelişmelerin bir yolsuzluk operasyonu şeklinde takdiminin &ndash;başkalarını bilmem ama en azından- beni &ldquo;salak&rdquo; yerine koyan bir değerlendirme olacağını belirtmiştim. Gelişmeler, görüşümü değiştirmiş de değil.</strong></p>
<p>***</p>
<p>Rotahaber.com, belki makas kırmadı, ama rotasını benim düşüncelerimin aksi istikametine doğru yönlendirdi. En azından benim algım bu.&nbsp;<strong>Ben, helalleşerek ayrılmayı uygun bulanlardanım. Ben &ndash;eğer varsa- bana bu fırsatı veren Ünal Beye ve çalışma arkadaşlarına hakkımı helal ediyorum.</strong></p>
<p><strong>Üç önemli not:</strong>Biri, rotahaber.com çalışanları, biri okuyucularım için, biri de ortaya. Birincisi, yüklü miktarda transfer ücreti aldığım için yazılarıma son veriyor değilim. İkincisi, rotahaber.com&rsquo;dan yazmış olduğum yazılar karşılığında bir ücret almadım. Üçüncüsü ve sonuncusu, çok sevdiğim bir dostumun ifadesiyle, &ldquo;IBAN numarası istenen işler bizi bulmaz&rdquo;.&nbsp;</p>
<p>***</p>
<p><strong>Öyle veya böyle, yazılarımı ve bu vesileyle rotahaber.com&rsquo;u takip eden okuyucular için vasiyetim şudur:</strong>Türkiye&rsquo;deki kavga &ldquo;<strong>devlet</strong>&rdquo; üzerinedir. Ben, yazılarımda hep, liberal bir perspektifle &ldquo;<strong>daha az devlet, daha fazla birey</strong>&rdquo; vurgusunu yaptım.&nbsp;<strong>Üzerinde kavga edilemeyecek kadar önemsiz, sınırlı bir devlet istedim.</strong>&nbsp;Devletin sınırsız olması, yani -Ludvig von Mises&rsquo;ten çevirdiğim bir kitabın başlığındaki gibi- devletin &ldquo;<strong>Kadir-i Mutlak</strong>&rdquo; hale gelmesi; görüldüğü üzere, hem siyasetçilerin, hem de (daha da garip olanı) dini hassasiyetler üzerinden kendisini var ettiğini iddia eden bir grubun iştahını kabartıyor, doğal olarak. &nbsp;</p>
<p>Bugün, benim ideallerimdeki sınırlı devletle sınırsız devlet arasında bir seçim yapmıyoruz.&nbsp;<strong>Siyasetçilerin mi, yoksa memurların mı yönettiği bir devlet olsun arasında bir seçim yapıyoruz.</strong></p>
<p>Bu seçimde benim yerim belli:&nbsp;<strong>Ben siyasetçilerin yönettiği bir devlet olsun istiyorum.&nbsp;</strong>Niçin mi?&nbsp;<strong>Siyasetçilere, hiç değilse, dört yılda bir &ldquo;dokunabiliyoruz&rdquo;.</strong></p>
<p>Ya memurlara? Sami Selçuk&rsquo;un bir vesileyle ifade ettiği gibi, Avrupa&rsquo;da en son Belçika&rsquo;da, 1830&rsquo;larda terk edilmiş zırhla iş gören memurlara kim dokunabilecek?&nbsp;<strong>Sahi, siz siyasetçilerin memurlara dokunabildiklerini mi sanıyorsunuz?</strong>&nbsp;<strong>Örneğin,</strong>&nbsp;<strong>Başbakanlıkta, bakanlıklarda, genel müdürlüklerde bulunan &ldquo;müşavirlik&rdquo; kadrosunda kaç kişi var, bilen var mı?</strong>&nbsp;Kimsenin danışmadığı danışmanlar, bunlar. Bu müşavirler, bütün müktesep haklarıyla işlerine devam ediyor. (Hatta bazı durumlarda işine de devam etmiyor, sadece &ldquo;bankamatik memurluğu&rdquo; yapıyor.)&nbsp;<strong>Kaç tane merkez valisi var, bunu bilen var mı?</strong>&nbsp;(Liste uzar, gider.)</p>
<p>Siyas&icirc; iktidar için de bir not:&nbsp;<strong>Devlet Memurları Kanunu</strong>&rsquo;na ne zaman sıra gelecek? Ömer Dinçer Hocanın bir zamanlar gündeme getirdiği &ldquo;<strong>üst düzey yönetici</strong>&rdquo; meselesini tekrar gündeme almak gerekmez mi?&nbsp;<strong>Müşavirlerle bürokrasinin üst katmanlarını daha ne kadar şişireceğiz?</strong></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Bilen biliyor: Benim asıl çalışma alanım yerel siyaset. Bir de önümüzdeki seçimlerle ilgili spekülasyon yapayım:&nbsp;<strong>Herkes layık olduğu şekilde yönetilir. Yönetenlere kızanlar, önce kendilerine baksınlar. Ben öyle yapıyorum. Kendime bakınca melek olmadığımı görüyorum. Beni meleklerin yönetmediğini de biliyorum. Beni yönetenlerin yerine melekvari insanların gelmeyeceğinin de farkındayım.</strong></p>
<p><span><a href="http://haber.rotahaber.com/tesekkur-veda-ve-vasiyet_435947.html">Rota Haber</a></p>
<p></span></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/tesekkur-veda-ve-vasiyet/">Teşekkür, veda ve vasiyet…</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cemaat yönlendirmesinde İskenderpaşa tecrübesi</title>
		<link>https://hurfikirler.com/cemaat-yonlendirmesinde-iskenderpasa-tecrubesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Şahin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Dec 2013 20:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/cemaat-yonlendirmesinde-iskenderpasa-tecrubesi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>CHP, MHP ve bilumum istemezükçülerden oluşan bir koalisyon, tabii ki oy getirir. Ama oy da götürür. Söz&#160;gelişi, CHP&#8217;nin&#160;İstanbul&#160;adayı, oy da getirir, oy da götürür. Mesele, hangisinin daha&#160;çok&#160;olacağı meselesidir. Ama şu olmaz: Koalisyona&#160;katılanların&#160;oylarının&#160;toplamı, hiçbir&#160;zaman, sandığa yansımaz. İzmir&#8217;in dağlarında&#160;çiçekler&#160;açar&#8230; Son yazımı bir&#160;hafta&#160;önce yazdım. Ertesi&#160;gün&#160;yazım&#160;internete&#160;girmiş mi, diye baktığımda; korktuğum şeyin başımıza geldiğini gördüm. Bu tür&#160;durumlarda&#160;insanlar&#160;genellikle &#8220;Bak nasıl haklı [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/cemaat-yonlendirmesinde-iskenderpasa-tecrubesi/">Cemaat yönlendirmesinde İskenderpaşa tecrübesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>CHP, MHP ve bilumum istemezükçülerden oluşan bir koalisyon, tabii ki oy getirir. Ama oy da götürür. Söz&nbsp;</span>gelişi<span>, CHP&rsquo;nin&nbsp;</span>İstanbul<span>&nbsp;adayı, oy da getirir, oy da götürür. Mesele, hangisinin daha&nbsp;</span>çok<span>&nbsp;olacağı meselesidir. Ama şu olmaz: Koalisyona&nbsp;</span>katılanların<span>&nbsp;oylarının&nbsp;</span>toplamı<span>, hiçbir&nbsp;</span>zaman<span>, sandığa yansımaz.</span></p>
<p><strong>İzmir&rsquo;in dağlarında&nbsp;çiçekler&nbsp;açar&hellip;</strong></p>
<p>Son yazımı bir&nbsp;hafta&nbsp;önce yazdım. Ertesi&nbsp;gün&nbsp;yazım&nbsp;internete&nbsp;girmiş mi, diye baktığımda; korktuğum şeyin başımıza geldiğini gördüm. Bu tür&nbsp;<span>durumlarda</span>&nbsp;insanlar&nbsp;genellikle &ldquo;<strong>Bak nasıl haklı çıktım?</strong>&rdquo; diye övünürler. Ben bunu yapamadım. Zira başımıza gelen şey, &ldquo;<strong>korktuğum şey</strong>&rdquo;di.</p>
<p>***</p>
<p>Bir&nbsp;hafta&nbsp;boyunca &ldquo;<strong>Aslında ne oldu?</strong>&rdquo;&nbsp;sorusunun&nbsp;cevabına ilişkin yeteri kadar tartışma yapıldı. Bunları özetleyecek değilim.</p>
<p>Kendi adıma şunu söyleyebilirim: Beni tanıyanlar bilirler. Mizaç olarak&nbsp;çok&nbsp;kolay&nbsp;sinirlenmem. Üç&nbsp;hafta&nbsp;önce bir vesileyle,&nbsp;<strong>Hürriyet&nbsp;Akademisi</strong>&nbsp;için Aksaray&rsquo;a gelen&nbsp;arkadaşlar, &ldquo;<strong>Sen hiç sinirlenmez misin?</strong>&rdquo; diye sormuşlardı. O&nbsp;zaman&nbsp;da belirtmiştim.&nbsp;Şimdi&nbsp;de&nbsp;aynısını&nbsp;tekrar etmek istiyorum: Beni &ldquo;<strong>salak</strong>&rdquo;&nbsp;yerine&nbsp;koyanlardan hiç hazzetmem. Bir&nbsp;haftadır, bir kesim, sizi bilmem ama beni &ldquo;<strong>salak</strong>&rdquo;&nbsp;yerine&nbsp;koyarak&nbsp;konuştu, yazdı ve çizdi. Bu yüzden, ikinci yazıyı olayların&nbsp;hemen&nbsp;ertesinde değil de sakin kafayla yazmak istedim.</p>
<p>***</p>
<p>Yıl&nbsp;1991.&nbsp;Yer&nbsp;Refah&nbsp;Partisi&nbsp;Genel&nbsp;Merkezi. Refah&nbsp;Partisi&nbsp;Genel Başkan&nbsp;Yardımcısı&nbsp;(rahmetli) Bahri Zengin&rsquo;inin yanında&nbsp;<span>çalışıyorum</span>.&nbsp;Bize&nbsp;bir görev&nbsp;veriliyor. Bir grup&nbsp;arkadaşla&nbsp;birlikte, bütün&nbsp;<span>seçim</span>&nbsp;çevrelerinde&nbsp;<strong>Refah&nbsp;Partisi</strong>,&nbsp;<strong>Milliyetçi&nbsp;Çalışma&nbsp;Partisi</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>Islahatçı Demokrasi&nbsp;Partisi</strong>&rsquo;nin oylarının&nbsp;toplamından&nbsp;oluşan bir tablo hazırlıyoruz. Daha sonra bu tablolardan&nbsp;hareketle,&nbsp;<strong>İttifak&nbsp;</strong>kuruluyor. İttifak&rsquo;ın lehinde ve aleyhinde olanları hatırlıyorum. Örneğin,&nbsp;<strong>Abdurrahman&nbsp;Dilipak</strong>, bu&nbsp;<strong>İttifak</strong>&rsquo;ın bekleneni vermeyebileceğini ifade etmişti, Demetevler&rsquo;deki bir&nbsp;toplantı&nbsp;öncesinde. Buna&nbsp;karşın,&nbsp;<strong>İttifak</strong>&rsquo;ın ateşli savunucuları da vardı;&nbsp;<strong>Hasan Hüseyin Ceylan</strong>&nbsp;gibi.</p>
<p style="text-align: left">(Seçim&nbsp;sonrası yaptığı bir&nbsp;sohbette&nbsp;<strong>Ömer Vehbi Hatipoğlu</strong>, kendisinin&nbsp;<strong>İttifak</strong>&rsquo;a&nbsp;karşı&nbsp;olduğunu,&nbsp;<strong>Erbakan Hoca</strong>&rsquo;nın kendisini&nbsp;seçim&nbsp;çevresine&nbsp;uğurlarken&nbsp;<strong>İttifak</strong>&rsquo;ın olmayacağı yönünde bir&nbsp;izlenim&nbsp;verdiğini ama sonrasında ne olduysa bir&nbsp;<strong>İttifak</strong>&rsquo;a gidildiğini ve&nbsp;Güneydoğu&nbsp;Anadolu Bölgesi&rsquo;nde&nbsp;<strong>İttifak</strong>&rsquo;tan dolayı önemli kayıplar yaşandığını belirtmişti.)</p>
<p style="text-align: left">Refah&nbsp;Partisi, nispeten birbirine benzeyebilecek üç&nbsp;partiyi&nbsp;tek&nbsp;bir çatı&nbsp;altında&nbsp;seçime&nbsp;götürmeyi&nbsp;hedefliyordu. Kanaatimce,&nbsp;başarılı&nbsp;olamadı. Belki getirisi oldu, ama götürüsü de az değildi.&nbsp;<strong>Özetle, masa başında yapılan&nbsp;hesaplar, sandığa yansımadı.</strong></p>
<p>***</p>
<p>Şimdi, ilginç bir ittifakın oluşmasının şafağındayız. Refah&nbsp;Partisi, belki&nbsp;farklı&nbsp;elma cinsleri arasındaki bir&nbsp;karışım&nbsp;gibiydi. Ama bugünlerde&nbsp;kurulmaya&nbsp;çalışılan&nbsp;ittifak, elmalarla armutların ittifakı şeklindedir. Masa başında ittifaka&nbsp;<span>katılanların</span>&nbsp;oylarını topluyorsunuz, onlar da&nbsp;<span>otomatik</span>&nbsp;olarak&nbsp;seçimlere&nbsp;yansıyor. Bu tür&nbsp;analizlerle&nbsp;seçim&nbsp;ittifakı oluşturmak,&nbsp;siyaset&nbsp;sosyolojisinden&nbsp;hiç&nbsp;anlamamak&nbsp;demektir.</p>
<p>***</p>
<p>Kanaatimce, kendi içinde bir arınma sürecine girerek&nbsp;seçime&nbsp;giden bir Ak&nbsp;Parti, mızıkacılar ekibinden oluşan bir koalisyon&nbsp;karşısında&nbsp;kaybetmez. Ama &ldquo;<strong>Kol kırılır,&nbsp;yen&nbsp;içinde kalır</strong>&rdquo; diyen bir Ak&nbsp;<span>Parti</span>, bu koalisyon olmasaydı da kaybetmeye başlardı.</p>
<p>***</p>
<p>Literatürde&nbsp;karşılığı&nbsp;olan ama burada özetlenmesi&nbsp;uzun&nbsp;yer&nbsp;kaplayacak olan bir kuram var: Ak&nbsp;Parti, kişi başına geliri sekiz-on bin eşiğine çekerek,&nbsp;beklentilerimizi&nbsp;yükseltti. Buna göre; Ak&nbsp;Partinin&nbsp;yerine&nbsp;gelmeyi&nbsp;hedefleyen&nbsp;bir koalisyon,&nbsp;bize, Ak&nbsp;Partinin&nbsp;vaat ettiklerinden daha&nbsp;yüksek&nbsp;bir çıtada vaatte bulunması gerekiyor.</p>
<p>Ama&nbsp;görünen&nbsp;o ki, mızıkacılardan oluşan bir koalisyon,&nbsp;sadece&nbsp;&ldquo;<strong>Ben oynamıyorum işte!</strong>&rdquo; diyen mızıkçı&nbsp;<span>çocuklar</span>&nbsp;gibi olacak. Ludvig von Mises<em>,&nbsp;</em><strong>Anti-Kapitalist&nbsp;Zihniyet</strong>&nbsp;adlı,&nbsp;kısa&nbsp;ama&nbsp;etkileyici&nbsp;eserinin sonunda, bir şey&nbsp;karşıtı&nbsp;hareketin&nbsp;esasında,&nbsp;karşı&nbsp;olduğu şeyin rekl&acirc;mını yapmaktan başka bir işe yaramayacağını belirtir. Bu koalisyon da&nbsp;seçimlerde, sanırım,&nbsp;sadece&nbsp;Ak&nbsp;Parti&rsquo;nin rekl&acirc;mını yapacak. Zira söyleyebilecekleri şeyler, görülebildiği kadarıyla, Ak&nbsp;Parti&rsquo;nin&nbsp;<span>belirlediği</span>&nbsp;çıtanın&nbsp;üstünde&nbsp;olmayacak.</p>
<p>***</p>
<p>CHP, MHP ve bilumum istemezükçülerden oluşan bir koalisyon, tabii ki oy getirir. Ama oy da götürür. Söz&nbsp;gelişi, CHP&rsquo;nin&nbsp;İstanbul&nbsp;adayı, oy da getirir, oy da götürür. Mesele, hangisinin daha&nbsp;çok&nbsp;olacağı meselesidir. Ama şu olmaz: Koalisyona&nbsp;katılanların&nbsp;oylarının&nbsp;toplamı, hiçbir&nbsp;zaman, sandığa yansımaz. Örneğin, bir önceki&nbsp;seçimlerde&nbsp;<strong>İskenderpaşa</strong>&nbsp;<strong>cemaati</strong>, Ak&nbsp;Parti&rsquo;ye oy vermeyeceğini deklare etmesine rağmen, benim bu cemaatten tanıdığım hiç kimse MHP&rsquo;ye oy vermedi. Bu da&nbsp;bize, seçmenlerin, bu&nbsp;<span>tarz</span>&nbsp;&ldquo;<strong>makas kırma</strong>&rdquo; olarak görülebilecek&nbsp;tercih&nbsp;değişikliklerine, daha da dirençli olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Haksız çıkma ihtimalim yok mu? Elbette var. Zira&nbsp;sosyal&nbsp;bilimlerde&nbsp;sadece&nbsp;genellemeler yapılabilir. Ama burada yaptığımız&nbsp;analizlerin&nbsp;ötesi, kelimenin tam&nbsp;anlamıyla, &ldquo;<strong>mucize</strong>&rdquo; olur.&nbsp;Mucizeler&nbsp;de bilimin değil ilmin içindedir.</p>
<p>***</p>
<p>Önümüzdeki günlerde, emin olabilirsiniz ki, bir&nbsp;gün&nbsp;&ldquo;<strong>İzmir&rsquo;in dağlarında&nbsp;çiçekler&nbsp;açar</strong>&rdquo;, ertesi&nbsp;gün, &ldquo;<strong>demir ağlarla öreriz yurdu dört baştan</strong>&rdquo; diyebilir; olmadı, &ldquo;<strong>Türk, öğün,&nbsp;çalış,&nbsp;güven</strong>!&rdquo; şeklinde haykırabiliriz.</p>
<p>İçimize&nbsp;karamsarlık&nbsp;çöktüğünde ne yapacağız? Ona da bir çare buluruz, elbet.</p>
<p><a href="http://haber.rotahaber.com/cemaat-yonlendirmesinde-iskenderpasa-tecrubesi_424602.html">Rota Haber</a></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/cemaat-yonlendirmesinde-iskenderpasa-tecrubesi/">Cemaat yönlendirmesinde İskenderpaşa tecrübesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pis bir gerçek, teorimizi berbat eder mi?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/pis-bir-gercek-teorimizi-berbat-eder-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Şahin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Dec 2013 20:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/pis-bir-gercek-teorimizi-berbat-eder-mi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ülkemizin&#160;geleceğine umutla bakmak isteyen&#160;sade&#160;bir insanım. Hükümetin hiç gündeminde yokken, her döneme, başka&#160;sorunların&#160;çözümünün&#160;yanı sıra, Kürt&#160;sorununun&#160;da&#160;bugünkü mecrada&#160;çözülmesi&#160;gerektiğini söylemeye&#160;çalışarak&#160;başlayan&#160;biriyim. Mill&#238;&#160;Eğitim&#160;Bakanımızın bir kitabında, yıllar önce, şöyle bir şey okumuştum:&#160;Pis bir&#160;gerçek&#160;güzelim&#160;teorinizi berbat edebilir. *** Son birkaç&#160;aydır&#160;ilginç şeyler oluyor: Anayasa Mahkemesi,&#160;uzun&#160;tutukluluk sürelerine ilişkin bir karar verdi. Mustafa Balbay,&#160;bu karardan hareketle mahkemeye başvurdu ve tahliye edildi. Mustafa Sarıgül,&#160;CHP&#8217;ye geri döndü. Şimdilerde ise [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/pis-bir-gercek-teorimizi-berbat-eder-mi/">Pis bir gerçek, teorimizi berbat eder mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizin<span>&nbsp;geleceğine umutla bakmak isteyen&nbsp;</span>sade<span>&nbsp;bir insanım. Hükümetin hiç gündeminde yokken, her döneme, başka&nbsp;</span>sorunların<span>&nbsp;</span>çözümünün<span>&nbsp;yanı sıra, Kürt&nbsp;</span>sorununun<span>&nbsp;</span>da<span>&nbsp;bugünkü mecrada&nbsp;</span>çözülmesi<span>&nbsp;gerektiğini söylemeye&nbsp;</span>çalışarak<span>&nbsp;</span>başlayan<span>&nbsp;biriyim.</span></p>
<p>Mill&icirc;&nbsp;Eğitim&nbsp;Bakanımızın bir kitabında, yıllar önce, şöyle bir şey okumuştum:&nbsp;<strong>Pis bir&nbsp;gerçek&nbsp;güzelim&nbsp;teorinizi berbat edebilir.</strong></p>
<p>***</p>
<p>Son birkaç&nbsp;aydır&nbsp;ilginç şeyler oluyor:</p>
<p>Anayasa Mahkemesi,&nbsp;uzun&nbsp;tutukluluk sürelerine ilişkin bir karar verdi.</p>
<p><strong>Mustafa Balbay,&nbsp;</strong>bu karardan hareketle mahkemeye başvurdu ve tahliye edildi.</p>
<p><strong>Mustafa Sarıgül,&nbsp;</strong>CHP&rsquo;ye geri döndü. Şimdilerde ise İstanbul Belediye Başkanı adayı olmayı bekliyor.</p>
<p><strong>Kemal Kılıçdaroğlu,&nbsp;</strong>ABD&rsquo;ye gitti ve bir dizi temasta bulundu.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi&rsquo;nin kararı üzerine mahkemeye başvuran BDP&rsquo;li milletvekilleri hakkında tahliye kararı çıkmadı.</p>
<p>Dershanelerin dönüştürülmesi gündeme geldi ve taraflar birbirine epey şey söyledi.</p>
<p><strong>İdris Bal,&nbsp;</strong>dershane tartışmaları esnasında partisinden istifa etti.</p>
<p>Yine&nbsp;<strong>Hakan Şükür,&nbsp;</strong>dün, partisinden istifa etti. Gerekçe, partisinin dershanelere ilişkin tavrıydı.</p>
<p><strong>Fehmi Koru,&nbsp;</strong>bu aralar oldukça önemli yazılar yazdı.</p>
<p>CHP, Ankara&rsquo;da&nbsp;<strong>Mansur Yavaş</strong>&rsquo;ı, Adana&rsquo;da da&nbsp;<strong>Aytaç Durak</strong>&rsquo;ı aday göstermeye hazırlanıyor.</p>
[Liste uzayıp gidiyor]
<p>***</p>
<p>Yaklaşık iki yıla yakındır temel tezim şu: Yerleşik yapı (ve bu yapıya eklemlenmeye hazır olanlar) Başbakanın Cumhurbaşkanı olmaması için yerel seçimlere doğru belge/dosya savaşı başlatacaklar. Sonrasında oluşacak havada da, Başbakan ile Cumhurbaşkanını karşı karşıya getirecekler; denenmiş bir Cumhurbaşkanını, denenmemiş, üstelik de ne yapacağı belli olmayan, kafasına estiğinde herkesi şaşırtan bir Başbakana tercih edecekler;<strong>Abdullah Gül</strong>&rsquo;ün ikinci kez Cumhurbaşkanı olmasını destekleyecekler. Cumhurbaşkanının yanına, Ak Parti&rsquo;den&nbsp;<strong>Bülent Arınç&nbsp;</strong>gibi bazı isimler de eklemlenecek. (Bu düşüncemin detayları da var. Ama onların burada açıklanması hem gereksiz hem de zor.)</p>
<p>Buna itiraz edenler, genellikle, iki dost siyasetçinin birbirine rakip olamayacağını söylediler hep. Ben de Peygamberimizden sonrasını hatırlattım. Kimsenin melek olmadığını, iktidar mücadelesinin bazen iki dostun arasını da açabileceğini belirttim.</p>
<p>Bugün bu ihtimal belki yine bir ihtimal, ancak, çok küçük bir ihtimal.&nbsp;</p>
<p>Bugün bu ihtimalin&nbsp;<strong>Abdullah Gül&nbsp;</strong>etrafından gerçekleşmesini zayıf görüyorum. Cumhurbaşkanımızın dershaneler üzerine yaptığı bir açıklama, iki eski dostun arasının açılması ihtimalini azaltmış gözüküyor.</p>
<p>***</p>
<p>İlk bölümde özetlediğim ve detaylandırılabilecek gelişmelerden hareketle, &ldquo;<strong>daha bildik</strong>&rdquo; ve &ldquo;<strong>tabiatı itibariyle öngörülebilir</strong>&rdquo; biri etrafında bir kenetlenmenin sağlanmak isteneceğine yönelik düşüncemi muhafaza ediyorum.</p>
<p>Peki, bu isim kim olur? Bu ismin iki özelliğini yukarıda, tırnak içerisinde verdim. Buna uyan,&nbsp;<strong>Abdullah Gül</strong>&rsquo;ün dışında, başka isim bulmak zor değil. (Aklımda elbette biri var. Ama buraya almayı gereksiz buluyorum.)</p>
<p>***</p>
<p>Yukarıda özetlemeye çalıştığım, sadece bir öngörü. Ben k&acirc;hin değilim. Ülkemizin geleceğine umutla bakmak isteyen sade bir insanım. Hükümetin hiç gündeminde yokken, her döneme, başka sorunların çözümünün yanı sıra, Kürt sorununun da bugünkü mecrada çözülmesi gerektiğini söylemeye çalışarak başlayan biriyim.</p>
<p>Bir insanın gözyaşının her şeyden daha önemli olduğunu düşünenlerdenim.</p>
<p>Hiçbir şeyin yaratılmışların en şereflisi insandan ve insana ait değerlerden daha kıymetli olmadığına inananlardanım.</p>
<p>***</p>
<p>Son söz: Bazılarımız erken havaya girdi. Onlara göre;&nbsp;<strong>Türkiye&rsquo;de derin devlet ve derin yapı çökertildi. Bir daha ayağa kalkamayacak durumda.</strong></p>
<p>Soru:&nbsp;<strong>Bugün &ldquo;dönüştü&rdquo; dediğiniz kurumların üst yöneticilerini veya kurul üyelerini kim atıyor? Bu atamalara ilişkin anayasal kurallar ne durumda?&nbsp;</strong>Bu iki soruya vereceğiniz cevap, yukarıdaki tartışmayı daha da anlamlı hale getiriyor.</p>
<p>Ben kötümser miyim? Hayır. Sadece aşırı iyimserliğin bizi rehavete sürükleyeceğini düşünenlerdenim. Kendimi ill&acirc;ki bir şekilde tanımlamam gerekirse, &ldquo;<strong>ihtiyatlı iyimser</strong>&rdquo; olmayı tercih ederdim.</p>
<p>***</p>
<p>Çok yakın bir dostumun ifadesiyle: (Bunu Ak Parti bilerek mi yapıyor, yoksa kader-i il&acirc;h&icirc; mi, bilmiyorum ama) yine &ldquo;<strong>hayat memat meselesi</strong>&rdquo; olarak görülebilecek bir seçime gidiyoruz.</p>
<p>Zira bu seçimlerdeki&nbsp;<strong>psikolojik eşik</strong>, bir sonraki ve ona bağlı olarak bir sonraki seçimleri etkileyecek.</p>
<p><a href="http://haber.rotahaber.com/Pis_bir_gercek_teorimizi_berbat_eder_mi_423333.html">Rota Haber</a></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/pis-bir-gercek-teorimizi-berbat-eder-mi/">Pis bir gerçek, teorimizi berbat eder mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her hastanenin üstüne helikopter pisti yapacağız!</title>
		<link>https://hurfikirler.com/her-hastanenin-ustune-helikopter-pisti-yapacagiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Şahin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Oct 2013 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/her-hastanenin-ustune-helikopter-pisti-yapacagiz/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ak Parti&#8217;nin Türkiye&#8217;deki siyas&#238; kültüre belki de en önemli katkısı, seçmenlerin beklentisini yukarıya çekmek oldu. Şu saatten sonra bir siyas&#238; partinin &#8220;Size duble yol yapacağız&#8221;, &#8220;Hastanede sıra beklemeyeceksiniz&#8221;, &#8220;Üniversitesiz il kalmayacak&#8221;, vs. gibi vaatlerde bulunmasının hiçbir anlamı yok. Bunun ötesinde bir şeyler vaat etmesi gerekiyor: Bir önceki&#160;yazımda, &#8220;CHP veya başka bir parti, fark etmez. Kanaatimce, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/her-hastanenin-ustune-helikopter-pisti-yapacagiz/">Her hastanenin üstüne helikopter pisti yapacağız!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Ak Parti&rsquo;nin Türkiye&rsquo;deki siyas&icirc; kültüre belki de en önemli katkısı, seçmenlerin beklentisini yukarıya çekmek oldu. Şu saatten sonra bir siyas&icirc; partinin &ldquo;Size duble yol yapacağız&rdquo;, &ldquo;Hastanede sıra beklemeyeceksiniz&rdquo;, &ldquo;Üniversitesiz il kalmayacak&rdquo;, vs. gibi vaatlerde bulunmasının hiçbir anlamı yok. Bunun ötesinde bir şeyler vaat etmesi gerekiyor:</span><span></p>
<p></span></p>
<p>Bir önceki&nbsp;<strong>yazımda</strong>, &ldquo;CHP veya başka bir parti, fark etmez. Kanaatimce, bir Ak Parti iktidarında, iktidara oynamanın iki şartı var. Bir:&nbsp;Kürt sorunu konusunda Ak Partiden daha cesur adımlar atabilmek. Şu aşamada Ak Partinin attığı adımdan ötesi yok, zaten. Yani bu yol kapalı artık. İki: Sünn&icirc;-Alev&icirc; dindar kitlenin taleplerini karşılama konusunda Ak Partinin önerdiğinden-yaptığından daha fazlasını bu kitlelere inandırıcı bir biçimde takdim etmek.&rdquo; Bu tespitimden sonra, &ldquo;CHP bunu yapabilir mi?&rdquo; diye sormuş, &ldquo;Kanaatimce yapamaz&rdquo; demiştim. &ldquo;Niçin?&rdquo; diye sorabilecek olanlara da, &ldquo;Zira CHP&rsquo;nin muhalefet yaptığı filan yok&rdquo; cevabını vermiştim. Devamında, &ldquo;Peki, öyleyse bu parti ne yapıyor? Veya ne yapmak istiyor?&rdquo; diye bir soru daha sormuş, &ldquo;Sizi bilmem ama bana öyle geliyor ki, CHP &lsquo;<strong>muhalefet yapıyormuş gibi yapıyor&rsquo;</strong>. Siz isterseniz buna &lsquo;<strong>ot yoluyormuş gibi yapmak&rsquo;</strong>, daha açıkçası &lsquo;<strong>hiçbir şey yapmamak&rsquo;</strong>&nbsp;da diyebilirsiniz&rdquo; değerlendirmesinde bulunmuştum. &ldquo;Askerle bu kadar içli dışlı olunca, asker&icirc; kültür bu şekilde içinize siniyor, kurtulmak isteseniz de kurtulamıyorsunuz&rdquo; diyerek de yazımı bitirmiştim.</p>
<p>***</p>
<p>Ak Parti&rsquo;nin Türkiye&rsquo;deki siyas&icirc; kültüre belki de en önemli katkısı, seçmenlerin beklentisini yukarıya çekmek oldu. Şu saatten sonra bir siyas&icirc; partinin &ldquo;Size duble yol yapacağız&rdquo;, &ldquo;Hastanede sıra beklemeyeceksiniz&rdquo;, &ldquo;Üniversitesiz il kalmayacak&rdquo;, vs. gibi vaatlerde bulunmasının hiçbir anlamı yok. Bunun ötesinde bir şeyler vaat etmesi gerekiyor: &ldquo;İller arasında hızı 300 km olan hızlı tren yolları yapacağız&rdquo;, &ldquo;Her hastanenin üst katı aynı zamanda helikopter pisti olacak&rdquo;, &ldquo;Matematik, Fizik, Kimya, Biyoloji olmadan bilim olmaz, bu bölümlerin sorununu çözüyoruz&rdquo;, &ldquo;dünyanın en iyi beyinlerini ülkemize çekmek için şu müşevvikleri harekete geçiriyoruz&rdquo;, vb gibi.</p>
<p>Yine, bir önceki seçimler öncesinde Ak Parti, Balkanlardan Ortadoğu&rsquo;ya Afrika&rsquo;dan Uzakdoğu&rsquo;ya bir vizyonla seçime girmişti. Bu, dış politikada çıtasının ülke sınırlarının dışına taştığı anlamına geliyordu. Dolayısıyla şu saatten sonra bir partinin çıkıp &ldquo;Bu ülkede&hellip;&rdquo; diye cümleye başlayıp dış politika önerilerinde bulunması, seçmenin gözünde hiçbir şey ifade etmeyecektir.</p>
<p>***</p>
<p>Türkiye gibi imparatorluk bakiyesi bir ülkede Milliyetçi Hareket Partisi gibi Türklük vurgusunu bir türlü aşamamış bir partinin iktidar olma şansı, kanaatimce, sıfır. Ama belirli kesimlerin gazını almak bakımından, belki, bir gereklilik de. Ama sadece o kadar. Bu partinin h&acirc;lihazırdaki dünya ve Türkiye şartlarında hayatın dışında kaldığını söylemek mümkündür. Mesel&acirc;, iki gün önce Başbakanın açıkladığı demokratikleşme paketinden &ldquo;Bu bizi böler&rdquo; veya &ldquo;Andımızı kaldırtmayız&rdquo; tarzında sonuçlar çıkarabilmek, yukarıda yaptığım tespitin sadece iki tane gerekçesi olabilir.</p>
<p>(Hakkını yemeyelim. Türkiye bu kadar önemli adımlar atarken, MHP&rsquo;nin muhalefet tarzını şiddet içermeyen bir zeminde tutması, yine de takdire şayan bir durum. Hatta dedikodu düzeyinde de olsa, bir görüşe göre MHP, bu açılımlara destek veriyor, milliyetçi kesimin gazı alacak şekilde tutumunu belirliyor. Bu görüşün doğruluğunu veya yanlışlığını ancak ileriki yıllarda görme imk&acirc;nımız olacak.)</p>
<p>***</p>
<p>Cumhuriyet Halk Partisi: Bu köşede hakkında en çok yazı yazdığım parti. Onlara göre &ldquo;sosyal demokrat&rdquo; bir çizginin temsilcisi. Yeni demokratikleşme paketine verilen tepkiden hareketle, diyebilirim ki, CHP, hayatın bu hızlı akışı karşısında bir kez daha ofsaytta kaldı. Siyasetin oyun sahasında yapıldığının farkında olmayarak, oyun çizgisinin dışında kalarak, üstelik de seyircinin oyunun dışındaki futbolculara hiç mi hiç odaklanmadığını bilmeden, oyuna devam etmeye çalışacak. Yazık!</p>
<p>***</p>
<p>Hazine yardımı diye bir şey var. Bu kurum niye ortaya çıktı biliyor musunuz? (Okuyucularımızın bir kısmı bunu bilmeyebilir.) Şunun için: Muhalefet, parası olmadığı için iktidarı frenleme konusunda yetersiz kalabilir. Hiçbir endişe duymadan iktidarı eleştirebilsin, onu frenleyebilsin, yapıcı olabilsin diye bu kurum İngiltere&rsquo;de ortaya çıkıyor. Bu, demokrasilerde muhalefetin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Zira &ldquo;iktidar bozuyor, mutlak iktidar mutlaka bozuyor&rdquo;. İktidarın frenlenmesi bakımından, muhalefet önemli bir işlev görüyor.</p>
<p>Başbakanımızın yer yer söylediği gibi: &ldquo;Böyle muhalefete can kurban.&rdquo; Ak Parti, çıtayı bu kadar yukarıya çıkarmışken, muhalefetin tepki biçimi bu olmamalıydı. Eğer tepkileri buysa? O zaman, Ak Parti&rsquo;nin güle oynaya önümüzdeki seçimlere gireceğini söylemek mümkün.</p>
<p>***</p>
<p>Ak Parti&rsquo;nin demokratikleşme paketi, beklediğimden daha dolu, bunu belirtmem gerekir. İtirazlarım yok mu? Var. Mesel&acirc;, polis, asker, h&acirc;kim ve savcı gibi memurların diğer memurlardan farklı olduğunu ileri sürmek mümkün değil. Pakette bu şekilde bir yol izlenmesinin bir mantığı var mı? Anladığım kadarıyla siyas&icirc; iktidar, yumuşak bir geçiş yapmak istiyor. Dolayısıyla bu şekilde memurlar arasında ayrım yapmanın bir mantığı var. Ama yine de&nbsp;<strong>özgürlükler katı l&acirc;iklik anlayışının mantığına kurban edilmemelidir.</strong></p>
<p><span><a href="http://haber.rotahaber.com/her-hastanenin-ustune-helikopter-pisti-yapacagiz_404397.html">Rota Haber</a></span></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/her-hastanenin-ustune-helikopter-pisti-yapacagiz/">Her hastanenin üstüne helikopter pisti yapacağız!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İngilizce eğitimi yeniden ele alınmalı</title>
		<link>https://hurfikirler.com/ingilizce-egitimi-yeniden-ele-alinmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Şahin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Jan 2013 20:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/ingilizce-egitimi-yeniden-ele-alinmali/</guid>

					<description><![CDATA[<p>What is this? This is a pencil. Eğitimin zorunlu olması,&#160;büyük&#160;bir sorun. Bunu daha önce yazdım. Hadi, zorunlu bir eğitim var. Bunu 8 yıldan 12 yıla çıkarmak, bu daha&#160;büyük&#160;bir sorun. Bunu da yazdım. Geçmişte, işin &#8220;zorunlu&#8221; olmasının yanı sıra, başka yönlerden de eğitim sistemimizi eleştiriye tuttum. Bunlardan biri de dil eğitimiydi. Şu kadar yıl İngilizce dersi [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ingilizce-egitimi-yeniden-ele-alinmali/">İngilizce eğitimi yeniden ele alınmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><p><strong>What is this? This is a pencil.</strong></p>
<p>Eğitimin zorunlu olması,&nbsp;büyük&nbsp;bir sorun. Bunu daha önce yazdım. Hadi, zorunlu bir eğitim var. Bunu 8 yıldan 12 yıla çıkarmak, bu daha&nbsp;büyük&nbsp;bir sorun. Bunu da yazdım. Geçmişte, işin &ldquo;<strong>zorunlu</strong>&rdquo; olmasının yanı sıra, başka yönlerden de eğitim sistemimizi eleştiriye tuttum. Bunlardan biri de dil eğitimiydi.</p>
<p>Şu kadar yıl İngilizce dersi verdiğimiz öğrenciler, üniversiteye de geldiğinde h&acirc;l&acirc; &ldquo;<strong>What is this?</strong>&rdquo;, &ldquo;<strong>This is a pencil</strong>&rdquo; düzeyinde ilerliyor. Tek&nbsp;kelimeyle, yazık, demiştim.</p>
<p>***</p>
<p>Yıllardır, bazı üniversitelerimizde&nbsp;programların&nbsp;bir kısmında %30&nbsp;yabancı&nbsp;dille eğitim diye bir şey var. Tam bir komedi.</p>
<p>Buna göre, %30 İngilizce eğitim verilen bölümü&nbsp;kazanan&nbsp;öğrenciler, önce bir yıl hazırlık okuyorlar. Sonra, bu öğrencilerin bazı dersleri İngilizce alması bekleniyor.</p>
<p>Peki, hazırlıktan sonra dil bilgimiz İngilizce ders almaya yeterli hale geliyor mu? Hayır. Diyelim ki, öğrenci yeterli; bu öğrencilere ders verecek hocamız var mı? Genellikle, bu nitelikleri haiz hocamız da yok.</p>
<p>Şu halde bu sistem niçin sürdürülmek isteniyor? Bu, ancak psikologların karar verebilecekleri bir durum. İd, ego, süperego gibi bir takım kavramlar devreye&nbsp;sokulmalı, belki. Yani burası, anlayabildiğim ve kavrayabildiğim bir alan değil.</p>
<p>Programlarında&nbsp;%30 İngilizce ders anlatılan bölümler olmasının hiç mi yararı yok? Var. O da, bu bölümlere gelen öğrencilerin giriş puanlarının diğerlerinden birkaç puan daha yüksek olması. Ama o kadar, daha fazlası değil.</p>
<p>***</p>
<p>Bir de tabii ki ODTÜ, Boğaziçi ve Bilkent gibi öteden beri tamamen İngilizce eğitim veren yükseköğretim kurumları var. Bir de, son zamanlarda, bunlara özenenler.</p>
<p>Ben, lisans eğitimim esnasında, ikinci&nbsp;sınıfta&nbsp;&ndash;yedi yıllık İngilizce eğitiminden sonra- İngilizceden kalan ve ondan sonra bu dili öğrenmeye karar veren biriyim. Bu dile ne kadar h&acirc;kim olduğum, tartışmalı. Yüksek lisansımı ODTÜ&rsquo;de yaptım. Amacım, dilimi biraz daha ilerletmekti.&nbsp;Türkiye&nbsp;şartlarında fena sayılmayacak nitelikte bir de tez yazdım. Üstelik de İngilizce.&nbsp;</p>
<p>1998 yılında da İngilizceden çeviri yapmaya başladım. Bugüne kadar tek başıma üç kitap (L. von Mises,&nbsp;<em>Anti Kapitalist Zihniyet,</em>&nbsp;Ankara: Liberte&nbsp;Yayınları, 2004; L. von Mises,&nbsp;<em>Sosyalizm,</em>&nbsp;Ankara: Liberte&nbsp;Yayınları, 2007; L. von Mises, Kadir-i Mutlak Devlet: Totaliter Devlet ve Topyek&ucirc;n Savaşın Yükselişi, Ankara: LiberteYayınları, 2010), Prof. Dr. Mustafa Erdoğan Hocamla ortaklaşa bir kitap (N. P. Barry,&nbsp;<em>Modern Siyaset Teorisi,</em>Ankara: Liberte Yayınları, 2013) ve otuza yakın da makale çevirdim. (Bu çevirilerde Prof. Dr. Atilla Yayla Hocamın moral desteklerini belirtmem gerekir.)</p>
<p>***</p>
<p>Dil, bir uygarlığın sahip olduğu birikime nüfuz edebilmek için oldukça önemli, bunu burada tartışacak değilim. Bu açıdan, mesel&acirc;, çeviri faaliyetleri uygarlıkların sıçramalı olarak ilerlemesi bakımından kayda değer çabalar, bunu biliyorum. Yani, özetle, dilin, dil öğrenmenin önemsiz olmadığını biliyorum. Bunu bugüne kadar yapıp ettiklerimle de ortaya koydum zaten.</p>
<p><strong>Bilemediğim ve anlayamadığım şey, dilin, hemen her aşamada bu toplumun geleceğini inşa edecek kuşaklarının önüne, bir engel olarak koyulması.</strong>Bunun geçmişte yapılmasını anlayabiliyorum. Zira İngilizce (veya başka bir dil) Anadolu&rsquo;dan gelen geniş kitlelerin daha baştan sistemin dışına itilmesi için önemli bir gerekçe oluşturuyordu. Ya bugün?</p>
<p>Mehmet Sağlam, kendisiyle yapılan bir röportajda, yıllar önce, -mealen- şunları diyordu:&nbsp;<strong>Eğer yurt dışına gönderilecek öğrencilerde dil şartını arasaydık, Anadolu&rsquo;dan kimse yurt dışına gidemezdi.</strong></p>
<p><strong>Eskiden yabancı dil duvarını örenler, tek parti döneminin elitleriydi. Şimdilerde ise bunu çevreden merkeze bir şekilde gelebilmeyi başaranlar yapıyor.</strong></p>
<p>İnsan üzülüyor.</p>
<p>***</p>
<p>Devlet, dille ilgili illa bir şey yapmak istiyorsa bence şunu yapması daha hayırlı olur:&nbsp;<strong>Üniversitelerin hazırlık programları için ayrılan kaynakları kendini ispat etmiş yayınevlerine teşvik olarak verebilir ve Hasan &Acirc;li Yücel&rsquo;in başlattığı ama yarım kalan tercüme faaliyetlerini devam ettirebilir.</strong></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Bir de tabii ki üniversitelerde yükselmek için İngilizce yayın şartı var. Evet, artık pek çok akademisyenimizin İngilizcesi var; ortalık da İngilizce yayından geçilmiyor. Ama bir de bu yayınların &ldquo;<strong>niteliği</strong>&rdquo; diye bir sorun var. Zira artık üniversitelerimizde iş &ndash;amiyane tabirle- &ldquo;<strong>Yürü, kaç yabancı yayının var, onu görelim</strong>&rdquo;e dönüşmüş durumda.</p>
<p>Bu yayınların kaçı sadra şifa yayınlar? Kimse bunu sorgulamıyor.</p>
<p>Birileri bu İngilizce saplantısına &ldquo;<strong>Dur</strong>&rdquo; desin, lütfen.</p>
<p>RotaHaber, 15.01.2013</p></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ingilizce-egitimi-yeniden-ele-alinmali/">İngilizce eğitimi yeniden ele alınmalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dershanecilik ve gizli el</title>
		<link>https://hurfikirler.com/dershanecilik-ve-gizli-el/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Şahin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Nov 2012 20:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/dershanecilik-ve-gizli-el/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Başbakanımız,&#160;yakın&#160;bir zamanda, dershanelerin kaldırılacağını ifade etti. Buralara fakirlerinçocuklarının&#160;gidemediklerini söyledi. Buna katılmıyorum. Dershanelerin olmadığı bir sistem güzel olurdu. Ama bugünkü şartlarda dershaneleri kaldırmak, ne yazık ki, mümkün değil. Yıl 1990. O zamanlar henüz dershanecilik bugünkü kadar gelişmiş değildi. Mesel&#226; bizim orada iki tane dershane vardı, üçüncüsü ise o sene açılmıştı. Bizim okuldan da, bizim sınıftan da [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/dershanecilik-ve-gizli-el/">Dershanecilik ve gizli el</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><div>Başbakanımız,&nbsp;yakın&nbsp;bir zamanda, dershanelerin kaldırılacağını ifade etti. Buralara fakirlerin<span>çocuklarının</span>&nbsp;gidemediklerini söyledi. Buna katılmıyorum. Dershanelerin olmadığı bir sistem güzel olurdu. Ama bugünkü şartlarda dershaneleri kaldırmak, ne yazık ki, mümkün değil.</div>
<p>Yıl 1990. O zamanlar henüz dershanecilik bugünkü kadar gelişmiş değildi. Mesel&acirc; bizim orada iki tane dershane vardı, üçüncüsü ise o sene açılmıştı. Bizim okuldan da, bizim sınıftan da dershaneye giden çok sayıda&nbsp;<span>arkadaş</span>&nbsp;vardı. Dershaneye giden öğrencilere imrendiğimi, &ldquo;<strong>Keşke ben de gidebilseydim</strong>&rdquo; dediğimi hatırlıyorum.</p>
<p>***</p>
<p>Yatılı olarak okuyordum. Sınava girecek olduğumuz dönemin ortasında, yatılıda kalan ama aynı zamanda dershaneye gidenarkadaşlar, gittikleri dershanede bir deneme sınavı yapılacağını belirttiler. Bu benim de ilgimi çekti.</p>
<p>Bir Cumartesi günüydü. O&nbsp;<strong>zamanlar bugünkü gibi &ldquo;sürekli sınav&rdquo;&nbsp;durumu&nbsp;yoktu.&nbsp;</strong>İlk defa optik okuyucuların okuyacağı tarzda sınava giriyordum. Sınavın ilk on&nbsp;<span>dakikasında</span>&nbsp;heyecanımı bir türlü yenemedim. İşaretlemelerde kalem bir o yana, bir bu yana gidiyordu. Buna mani olmak için&nbsp;diğer&nbsp;elimi kalemin dibine koyuyor, kalemin oynamasını engellemeye çalışıyordum.</p>
<p>***</p>
<p>Sınav bitti. Ve il bazında yapılan o sınavda il dokuzuncusu oldum. Daha sonra, söz&nbsp;konusu&nbsp;dershane bana bir davette bulundu. Görüşmeye gittiğimde, karşımda dershanenin&nbsp;sosyal&nbsp;bilgiler öğretmeni Selim Beyi buldum. Bana, &ldquo;<strong>Niçin dershaneye gelmiyorsun?</strong>&rdquo; diye sordu. Ben de, esasında gelmek istediğimi ama imk&acirc;nım olmadığı için gelemediğimi belirttim. O da, &ldquo;<strong>Her hocanın bir öğrenciyi bedava okutma hakkı var, bu hakkımı sizden yana&nbsp;<span>kullanabilir</span>&nbsp;miyim?</strong>&rdquo; diye sordu. Ben de, &ldquo;<strong>Niye olmasın, çok&nbsp;<span>memnun</span>olurum</strong>&rdquo; dedim. Selim Bey, daha sonra beni üst kattaki bir sınıfa yönlendirdi.</p>
<p>***</p>
<p>İlk ders Geometri dersiydi. Dersin Hocası, hiç not tutturmuyor, sürekli soru çözüyordu. Yanlış hatırlamıyorsam, bir derste yirmi sekiz soru çözmüştük. Konu, çemberlerdi. O soruyor, ben cevaplıyordum. Bir süre sonra&nbsp;dikkatini&nbsp;çekti, &ldquo;<strong>Sen de kimsin?</strong>&rdquo; diye sordu. Ben de bu sınıfa&nbsp;<span>yeni</span>&nbsp;geldiğimi anlattım. &ldquo;<strong>Dersten sonra görüşelim</strong>&rdquo; dedi.</p>
<p><span>Ara</span>&nbsp;olunca geometrici benimle tanıştı. Ben de onu tanımış oldum. Bu kişi dershanenin sahibiydi. Yani iyi bir başlangıç yapmıştım. Ben dershaneyi sevmiştim, dershanenin sahibi de beni.</p>
<p>***</p>
<p>O sınıfta 36 kişi vardı ve hepsi de parayla kaydını yaptırmışlardı. Ben otuz yedinci kişiydim. Parasız olarak o sınıftaki derslere katılan tek kişi bendim.</p>
<p>Bu sınıftan dört yıllık bölüm&nbsp;<span>kazanan</span>&nbsp;tek kişi ben oldum. Onlar benimle hep gurur duydular. Reklam afişlerinde bana da yer verdiler ama ben de onların da katkısıyla üniversiteyi&nbsp;kazanmıştım&nbsp;ve bu yüzden onlarla hep gurur duydum. Bu dershanenin müdürünü&nbsp;<span>fırsat</span>&nbsp;bulduğumda ziyaret etmeye çalıştım. O da beni sürekli ayakta karşıladı. Onlara&nbsp;büyük&nbsp;bir minnettarlık duyuyorum. (Bu vesileyle, T. Cinel Hocama saygılarımı iletmek isterim.)</p>
<p>***</p>
<p>Daha sonraki yıllarda dershanecilik epey gelişti ve neredeyse mevcut eğitim sistemine paralel bir eğitim sistemi haline geldi. Bugün artık üniversiteye veya başka sınavlara&nbsp;hazırlık, ancak dershaneler&nbsp;<span>yardımıyla</span>yapılabilir hale geldi. Hatta&nbsp;<span>iş</span>&nbsp;öyle bir noktaya geldi ki:&nbsp;<strong>Çocuklarımız, ev, okul ve dershane üçgeninde sıkışıp kaldı.&nbsp;</strong>Daha önce bir yazımda da ifade ettiğim gibi:&nbsp;<strong>Adeta çıldırdık ve sanki&nbsp;yakın&nbsp;bir gelecekte anaokullarına&nbsp;hazırlık&nbsp;derslerinin verildiği dershanelerin açılması an meselesi.</strong></p>
<p>Dershaneler,&nbsp;çocukların&nbsp;da&nbsp;annelerin&nbsp;de psikolojisini&nbsp;etkiler&nbsp;hale geldi.&nbsp;<span>Aileler</span>, dershaneye gitmeyeçocukların&nbsp;başarılı olamayacağına inanmaya başladılar. Bu yüzden, varını yoğunu&nbsp;çocukları&nbsp;için seferber etmekteler.</p>
<p>Kabul edelim ki,&nbsp;<strong>eğitim h&acirc;l&acirc; bu toplumdaki sınıf değiştirmenin en önemli aracıdır. Bu da ailelerin eğitim için her şeyini feda etmelerinde etkili oluyor.</strong></p>
<p>***</p>
<p>Başbakanımız, yakın bir zamanda, dershanelerin kaldırılacağını ifade etti. Buralara fakirlerin çocuklarının gidemediklerini söyledi. Buna katılmıyorum.&nbsp;<strong>Dershanelerin olmadığı bir sistem güzel olurdu. Ama bugünkü şartlarda dershaneleri kaldırmak, ne yazık ki, mümkün değil.</strong></p>
<p>Fakirleri korumak ve kollamak adına dershaneleri kapatmak ise gerçekleri görmemek anlamına gelir. Hem kendimden hem de daha sonra değişik dershanelere yazdırdığım yakınlarımdan hareketle, şunu söyleyebilirim: Dershaneler, bir ışık gördükleri fakir çocukların elinden tutuyorlar.</p>
<p>Bunu, evet, çoğu kere rekl&acirc;m için yapıyorlar. Ama piyasa ekonomisi zaten böyle bir şey değil mi?&nbsp;<strong>Gece ekmek pişirmek için kalkan fırıncı, bizim kaşımızı, gözümüzü sevdiği için mi ekmek yapıyor?</strong>&nbsp;Öğlen yemek yemeye gittiğimiz lokantanın sahibi, &ldquo;<strong>Ben bir hazırlık yapmazsan müşterilerim açlıktan ölür</strong>&rdquo; diye mi masaları donatıyor? Aynı şey dershaneler için de geçerli. Onlar, &ldquo;<strong>Bakın ilin şampiyonlarını biz çıkardık</strong>&rdquo; demek için fakirleri dershanelerine kaydettiriyorlar ama gizli bir el, buradan kamusal bir yararın doğmasına yol açıyor.</p>
<p>Bunu hatırlatmak istedim.</p>
<p><strong>RotaHaber.com</strong></p></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/dershanecilik-ve-gizli-el/">Dershanecilik ve gizli el</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bay Tuvalet (Jack Sim) ve Dünya Tuvalet Günü</title>
		<link>https://hurfikirler.com/bay-tuvalet-jack-sim-ve-dunya-tuvalet-gunu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusuf Şahin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Nov 2012 20:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/bay-tuvalet-jack-sim-ve-dunya-tuvalet-gunu/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Jack Sim. Bay tuvaletolarak da bilinen Sim, Dünya Tuvalet Organizasyonu kurucusu. Geçtiğimiz yıl Asya&#8217;da yılın girişimcisi seçildi. Ona göre, hijyen için harcanan her 1 dolar, insanların sağlıklı kalmasını sağlayarak 5 dolarlık iş gücü olarak geri dönüyor. Namaz, bir Müslüman için en önemli ibadetlerden biri. Namazın farzları arasında temizliğin ayrı bir yeri var. Bu yüzden, İsl&#226;m [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/bay-tuvalet-jack-sim-ve-dunya-tuvalet-gunu/">Bay Tuvalet (Jack Sim) ve Dünya Tuvalet Günü</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><p>Jack Sim. Bay tuvaletolarak da bilinen Sim, Dünya Tuvalet Organizasyonu kurucusu. Geçtiğimiz yıl Asya&rsquo;da yılın girişimcisi seçildi. Ona göre, hijyen için harcanan her 1 dolar, insanların sağlıklı kalmasını sağlayarak 5 dolarlık iş gücü olarak geri dönüyor.</p>
<p>Namaz, bir Müslüman için en önemli ibadetlerden biri. Namazın farzları arasında temizliğin ayrı bir yeri var. Bu yüzden, İsl&acirc;m medeniyeti temizliğe büyük önem vermiştir. Peygamberimiz (SAV), bir hadisinde, temizliği imandan saymıştır. Biz, temizliğe verdiğimiz önemle haklı olarak hep övünmüşüz.</p>
<p>Namaz deyince ilk akla gelen mek&acirc;nlar camilerimizdir. Camilerin ayrılmaz unsurlarından biri de namaza hazırlık yaptığımız tuvaletler ve şadırvanlardır. Ama camilerimizin tuvaletlerinin pek çoğu bugün hiç de övünülecek ölçülerde değil.</p>
<p>Bu tuvaletlerin genel olarak temizlik sorunları var. Tuvaletlerin bir kısmı özürlülerin kullanımına uygun değil. Çocuklu kadınların cami tuvaletlerinden yararlanması neredeyse imk&acirc;nsız durumdadır. Tuvaletlerin giriş ve çıkış merdivenleri, yaşlıların kullanımını zorlaştırıyor. Ve cami tuvaletlerimiz daha pek çok sorunla malul.</p>
<p>***</p>
<p>Jack Sim. Bay tuvaletolarak da bilinen Sim, Dünya Tuvalet Organizasyonu kurucusu. Geçtiğimiz yıl Asya&rsquo;da yılın girişimcisi seçildi. Ona göre, hijyen için harcanan her 1 dolar, insanların sağlıklı kalmasını sağlayarak 5 dolarlık iş gücü olarak geri dönüyor.</p>
<p>Dünya nüfusunun % 40&rsquo;nın hijyenik tuvalet kullanmadığını belirten Sim, Türkiye&rsquo;ye yaptığı bir ziyarette, &ldquo;İnsanların hastalanarak işlerinden ayrı kalmasına neden olan pek çok bulaşıcı hastalık hijyenik olmayan tuvaletler yüzünden yayılıyor.</p>
<p>Hijyenik tuvaletler icat edildiğinden bu yana, insan hayatı 20 yıl uzadı. Doktorlar, son 200 yılda en önemli medikal buluşun hijyenik tuvalet olduğunu, hiç bir buluşun insan hayatını bu kadar uzatmadığını söylüyor.&rdquo; (bkz. http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/21926670.asp) diye konuştu.</p>
<p>***</p>
<p>2000 yılında, kalkınmanın önündeki en önemli sorunlardan biri olan tuvalet sorununu çözmek için uluslararası topluluk tarafından bir teşkil&acirc;tlanmaya gidildi: Dünya Tuvalet Teşkil&acirc;tı (bkz. http://www.worldtoilet.org). &nbsp;Ama bu Teşkil&acirc;t, henüz, dünyanın dikkatini bu konuya çekebilmek konusunda başarılı olabilmiş değil.</p>
<p>Yine de bu konuya dikkat çekecek bazı faaliyetler yapılıyor. Mesel&acirc;, her yıl, 19 Kasımtarihinde, Dünya Tuvalet Gününedeniyle çeşitli etkinlikler düzenlenmekte, en temel ihtiyaçlardan biri olan tuvaletten yoksun ülkeler için yardım toplanmakta, insanlar tuvalet temizliği konusunda bilinçlendirilmeye çalışılmaktadır (Dünya Tuvalet Teşkil&acirc;tı&rsquo;nın tanıtım filmleri için bkz.: http://www.youtube.com/channel/UCcHvMjOpWw-tf7F8p6B7O_Q).</p>
<p>***</p>
<p>Türkiye, geliştikçe şehirleşiyor. Şehirleştikçe kamusal tuvaletlerin önemi bir kat daha artıyor.</p>
<p>Kamusal tuvaletler, bir sistem olarak düşünülmelidir. Bu sistem, pek çok noktayı dikkate alınarak yeniden kurgulanmalıdır. Buna camilerin etrafından tuvaletler de d&acirc;hildir. Artık insanlar kendilerini tuvaletlerin içinde güvende hissetmelidir.</p>
<p>Tuvaletlere yapılan ödemeler makul olmalıdır. Tuvaletlerdeki temizlik sorunu acilen çözülmelidir. Tuvaletler, özürlülerin, yaşlıların, kadınların ve çocukların yararlanmasına uygun bir şekilde yeniden tasarlanmalıdır. Dışarıdan bakıldığında ise tuvaletler, fark edilebilir işaretlerle kolayca bulunabilmelidir. Tuvaletlere erişim kolay olmalıdır. Tuvaletlerin şehirdeki konumları insanların yoğun olarak bulundukları yerler olmalıdır. Ayrıca tuvaletler, dış görünümü itibariyle de itici bulunmamalıdır.</p>
<p>***</p>
<p>Daha sağlıklı bir dünyada yaşamak için başta şehir idarelerimiz olmak üzere kamusal tuvaletleri inşa eden ve işletenlerin dünya standartlarında bu hizmeti sunabilmeleri, biraz da bizim duyarlılıklarımızdaki değişime bağlı.</p>
<p>Yarın, 19 Kasım: Dünya Tuvalet Günü. Adlandırma itici bulunabilir. Ama sorun; yaşlılar, kadınlar, özürlüler ve özellikle tuvalete sık gitmeyi gerektiren hastalıklardan muzdarip olanlar için çok yakıcı bir sorundur.</p>
<p>Türkiye, hemen her gün devasa sorunları tartışır, konuşur. Genel olarak kamusal ve özelde de camilerin etrafındaki tuvaletlerin durumu, hayata dair önemli bir sorun olmasına rağmen, tartışma konularımızın arasında yer almaz. Oysa sıkışan ve tuvalet arayan biri için, mesel&acirc;, Esed sonrası veya önümüzdeki seçimleri kimin kazanacağı veyahut da idam cezasının gerekip gerekmediği hiç de önemli olmayacaktır. Bunu da biliyoruz.</p>
<p>Konu mide bulandırıcı ama kesinlikle önemsiz değil. Meramım, bu konudaki duyarlılıklarımızı gözden geçirmek ve hassaten özürlülerin bir başka sorununa daha dikkat çekmek.</p>
<p>Evinden çıkamayan, çıksa bile şehirde rahatça dolaşamayan, dolaşsa bile tuvalet ihtiyacını karşılayamayan ve ibadetini yapamayan özürlüler var.</p>
<p>Ve son söz:</p>
<p>Bütün yetkililere; Özürlüler Kanunu&rsquo;yla ilgili yükümlülüklerinizi yerine getirmeniz için sekiz ayınız kaldığını bir kez daha hatırlatmak istiyorum.Dünya Tuvalet Günü, en azından, kamusal tuvaletlerle ilgili sorumluluklarını hatırlatan bir gün olur, diye temenni ediyorum.</p>
<p>RotaHaber.com</p></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/bay-tuvalet-jack-sim-ve-dunya-tuvalet-gunu/">Bay Tuvalet (Jack Sim) ve Dünya Tuvalet Günü</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
