<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ufuk Coşkun, Hür Fikirler sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hurfikirler.com/author/ufukcoskun/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hurfikirler.com</link>
	<description>..: Hür Fikirler :..</description>
	<lastBuildDate>Fri, 08 Jan 2016 14:04:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.2</generator>
	<item>
		<title>Yeni Anayasa ve Eğitim</title>
		<link>https://hurfikirler.com/yeni-anayasa-ve-egitim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ufuk Coşkun]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2016 14:04:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Anayasa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/yeni-anayasa-ve-egitim/</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Eğitim meselesi bugün ülkenin önemli sorunları arasında yer alıyor” dediğinizde, kimse size itiraz etmeyecektir. Lakin meseleyi “resmi ideolojinin eğitim aracılığıyla aktarılması” sorununa getirdiğinizde, ne yazık ki eğitimde herhangi bir sıkıntı hissetmeyenlerin sayısının bir hayli kabarık olduğunu göreceksiniz. Türkiye’de en iyi eğitimin devlet tekelinde, tek bir ideoloji doğrultunda ve merkeziyetçi bir yöntemle verilebileceğine dair oluşan bir [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/yeni-anayasa-ve-egitim/">Yeni Anayasa ve Eğitim</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Eğitim meselesi bugün ülkenin önemli sorunları arasında yer alıyor” dediğinizde, kimse size itiraz etmeyecektir. Lakin meseleyi “resmi ideolojinin eğitim aracılığıyla aktarılması” sorununa getirdiğinizde, ne yazık ki eğitimde herhangi bir sıkıntı hissetmeyenlerin sayısının bir hayli kabarık olduğunu göreceksiniz. Türkiye’de en iyi eğitimin devlet tekelinde, tek bir ideoloji doğrultunda ve merkeziyetçi bir yöntemle verilebileceğine dair oluşan bir kanaat çok yaygın. Bu çerçevede, örneğin MHP ve CHP gibi muhalefet partileri de mevcut eğitim sisteminin yapısından hiç rahatsız değil. Yıllarımı bu yöntemin yanlışlığını anlatmakla geçirdim. Eğitim, bireysel insan gerçekliği çerçevesinde ele alınması gereken, dolayısıyla aynı zamanda bir insan hakları meselesidir. Ne var ki yapılan bazı önemli reformlara rağmen eğitimin hâlâ temel insan hak ve özgürlükleri çerçevesinde ele alınmadığı gerçeğiyle karşı karşıyayız.</p>
<p>Hakkını yemeyelim; AK Parti hükümet olduğu günden beri eğitimin temel sorunlarına dönük ciddi adımlar attı. 1924 yılından beri okullarda okutulan ve müfredatını TSK’nın hazırladığı, hocalığını da üniformalı subayların yaptığı Milli Güvenlik Bilgisi ders kitaplarını kaldırdı. Aynı şekilde, Mussolini ve Hitler rejimlerinden aşırılarak 1930’lu yıllarda yazılan “Andımız” adlı ultra-ırkçı yemin metni de bu dönemde kaldırıldı. Gayrimüslim okullarına yapılan yardımlar da, 28 Şubat’ta yine askerler marifetiyle sırf imam hatip okullarını engellemek için yürürlüğe sokulan katsayı adaletsizliğinin sona erdirilmesi de bu döneme nasip oldu. Kıyafet düzenlemeleri, başörtüsü serbestliği, Kürtçe seçmeli dersler ve Aleviliğin müfredata girmesi gibi bazı ilkler hep bu dönemde yaşandı.</p>
<p>Öğretmen atamaları, bedava dağıtılan kitaplar, açılan derslikler ve MEB’e ayrılan devâsâ bütçe bu yazının konusu olmadığı için üzerinde durmuyorum. Sorunumuz, resmi ideolojinin toplumun tüm kesimlerine eğitim aracılığıyla dayatılması sorunudur. Geçenlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan “Eğitim ve kültür alanında hedeflediğimiz noktaya ulaşamadığımız için üzgünüm” dedi. 1924 yılında yürürlüğe sokulan Tevhid-i Tedrisat kanunu çerçevesinde tanzim edilen mevcut eğitim sisteminden, açıkçası çok şey beklememek gerekir. Hele 2023’ü hedefleyen ve her geçen gün bölgede daha aktif rol oynamaya başlayan bir Türkiye’ye, böyle bir eğitim sistemi dar gelmekte. Bu bakımdan eğitim meselesine daha geniş bir perspektiften bakmak durumundayız.</p>
<p>Çözüm sürecinin başladığı yıllarda bir kitap kaleme almıştım. Bu kitapta, yıllardır çatışmalı ortamı sona erdirip Türk-Kürt ittifakını/dostluğunu/birlikteliğini tesis etmek için gayret sarf eden bir ülkenin okullarında okutulan ders kitaplarında, Kürt kelimesinin hâlâ tek bir yerde geçtiğini dikkat çekmiştim. Oysa tam tersi olmalıydı… Malazgirt’ten bu yana sürdürülen bin yıllık birlikteliğin, ittifakın ve dostluğun ayrı bir ders kitabı olarak yazılması ve okutulması icap ederdi. Tek Parti döneminde birbirinden uzaklaştırılan farklı kesimlerle yaşanan tarihi dostluklar çocuklara miras olarak aktarılmalıydı. Bu olmadı. Çünkü eğitim 1982 Anayasası’nın 42. maddesinde ifade edildiği gibi, Atatürkçü, milliyetçi ve laik resmi ideolojiyi özümseyip içselleştirmiş ve itaat etmiş bireyler yetiştirmek için işlev gördü. Tam da bu noktada eğitim, anayasal bir sorun olarak karşımızda durmaktadır.</p>
<p>Yeni anayasanın gündeme geldiği şu günlerde, MEB yeni anayasa sürecine ne kadar hazırlıklı diye bir soru sormuştum. Eğitim hayatını 19.yüzyıl dünyasına mahkûm eden bu anlayış yeni anayasada nasıl şekil bulacak?  Milyonlarca öğrenci ve aile bu sorunun cevabını bekliyor.</p>
<p>Bugün eğitim özgürlüğünün önündeki en büyük engelin başta Tek Parti döneminin ürettiği tek tipçi zihniyet olduğu konusunda hemfikir isek, işimiz kolay. Her darbe döneminde yinelenen bu zihniyet, son yıllarda her ne kadar kırılmaya çalışılsa da hâlâ varlığını devam ettiriyor. Mevcut anayasanın eğitim ve öğretim hakkını tanzim eden 42. maddesi “Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz” der. Ve “Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez” diyerek de bitirir. Türkiye’deki temel eğitim anlayışının özetlendiği bu maddelere bakıldığında ilk göze çarpan unsur, eğitimin tek tip bir ideolojiye mahsus olduğudur. Oysa tek tipçi bir düşünce anlayışı bireyin seçme hürriyetini ortadan kaldıran, dolayısıyla bireyi tercihleriyle baş başa bırakmayan bir düşünce biçimidir. Seçme iradesi elinden alınan, tercihlerine, zevklerine, düşüncelerine, inançlarına ve dillerine önem verilmeyen bireyleri bu yollarla teslim alan bir eğitim anlayışında, doğal olarak bireyin özgürlüğü ve özgünlüğü zedelenecektir. Daha da vahimi, çocuklar özgürlüğün değerinin farkına varamadan yetişkin olacaklardır. Bu da ciddi bir insan hakkı ihlalidir ve eğitim özgürlüğünün önünde bir engel teşkil etmektedir.</p>
<p>Türkiye’de eğitim, standart müfredatı ve yöntemi ile tek merkezden yürütülen bir faaliyettir. Devlet merkezli bir eğitim anlayışında bireyler, ne yazık ki tek tip bir düşünceye bağlı ve bağımlı olarak yetiştirilir. Bu bakımdan, eğitim birliğini öngören Tevhid-i Tedrisat yasası bugün eğitim özgürlüğü açısından bir sorun olarak değerlendirilmelidir. Ömer Çaha “Modern Dünyada Eğitim Sorunu” adlı makalesinde Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na göre bir toplumun ihtiyaç hissettiği din adamını, meslek adamını, askerini, sanatçısını, bilim adamını, kültür adamını, kısacası tüm alanlarda ihtiyaç duyduğu insan gücünü sadece Millî Eğitimin yetiştirecek olmasını vahim bir durum olarak değerlendirir. Ve bu yasanın sivil toplumu ve demokratik kültürü zedelediğini ifade eder.</p>
<p><strong>Neler yapılmalı?</strong></p>
<p>Türkiye’de kimsenin mali durumu, görüşü, dini, ırkı, mezhebi vs. dikkate alınmadan herkesten toplanan vergilerle sağlanan eğitim hizmeti, ne yazık ki sadece belirli bir kesimin (Kemalistlerin) işine yarayacak türden bir faaliyet olarak sunulmaktadır. Bir tek görüşün hâkim olduğu ve herkesin aynı potada eritilmeye çalışıldığı bir eğitim sistemi her şeyden evvel insan hakları çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bu anlamda eğitim özgürlüğü adına bazı çalışmaların yapılmasında yarar vardır. Eğitim birliğini öngören Tevhid-i Tedrisat yasası, yüksek teknolojinin hızla geliştiği bir dünyada bu hızı yakalamakta yetersiz kalmaktadır. Bu bakımdan toplumun ihtiyaç hissettiği gerek meslek adamını ve gerekse din adamını kendi bildiği yoldan, kendi açacakları okullarda yetiştirmesinin önü mutlaka açılmalıdır. Ve bu yasa artık kaldırılmalıdır. Eğitimde ebeveynin rolü de üst düzeyde olmalıdır.</p>
<p>Türkiye’de yaşayan herkes bilim, sanat, kültür ve din faaliyetlerinde anadilini kullanma, anadilinde eğitim, öğrenim ve kamu hizmeti görme hakkına sahip olmalıdır. Resmî dilin öğrenilmesi ve öğretilmesi, bu hakkın kullanımına engel olmamalıdır. 1982 Anayasası’nda yasaklanan anadil eğitimi, yeni anayasada mutlaka özgürlükçü bir perspektifle yerini almalıdır. Din eğitiminde de inanç gruplarına serbestlik tanınmalıdır.</p>
<p>Mevcut finansman yönteminin millî eğitimin amaçlarında da ifade edildiği gibi günümüz finans dünyasının bir hayli gerisinde bir anlayışla temin ediliyor olması da ayrıca problemlidir. Eğitim, iktisadî boyutu ve doğurduğu olumsuz sonuçlar görmezden gelinerek anayasada tanzim edilmemelidir. Çünkü vergi mükellefleri tarafından temin edilen servetin devlet tarafından alınıp dağıtılmasını öngören bu yerleşik finansman yaklaşımı, ne yazık ki dünyanın geldiği bu noktada hiçbir yaraya merhem olmamaktadır. Devlet okullarında kalite düşüşüne neden olduğu gibi, eğitim daha çok zengin ailelere dönük ayrıcalıklı bir hal almaktadır. Çünkü bu alanda yapılan birçok araştırma, üniversite sınavını kazanan öğrencilerin orta ve orta üstü gelir düzeyine sahip ailelerin çocukları olduğunu göstermektedir. Yeni anayasa bu adaletsizliği ortadan kaldıracak bir anlayışla ele alınmalıdır.</p>
<p>Kırtasiyeciliği ve bürokrasiyi ortadan kaldıran, hizmet ve yatırımların zamanında uygulanmasına fırsat tanıyan, toplumun eğitim faaliyetlerine katılımını kolaylaştıran ve karar alma süreçlerinde aktif kılan, aynı zamanda kaliteyi de beraberinde getiren yerinde yönetim mekanizmaları geliştirilmelidir. Bugün Almanya, Kanada ve ABD’de tüm eğitim hizmetleri tek merkezden kumanda edilmez durumdadır. Eğitim sistemi eyaletlere göre farklılık göstermektedir. Fransa, İngiltere, İsveç, İtalya, İspanya, Danimarka, Finlandiya, Hollanda, İrlanda gibi ülkelerde de, ulusal müfredatın içerik belirleyiciliği çerçevesinde, eğitimin yürütülmesinde yerel yönetimler, özellikle belediyeler de derece derece katılımcı ve söz sahibi kılınmıştır. O halde Türkiye’nin de 62 bin okulu Ankara’dan yönetmenin doğurduğu olumsuz sonuçları dikkate alarak şimdiki katı merkeziyetçiliği mümkün mertebe kırması en sağlıklı yol olabilir.</p>
<p>Bilindiği gibi bugün Türkiye’de özellikle eğitimin finansmana ve yönetimine dayalı acil çözüm bekleyen birtakım sorunlar bürokratik yapılanmanın getirdiği hantallığa takılmakta, bu da eğitim kurumlarında çözümü bir hayli güç sorunlarla karşılaşmamıza neden olmaktadır. Bu bakımdan “yerinde yönetim” anlayışını siyasî polemik malzemesi yapmadan tartışmanın faydalı olacağına inanıyorum. Her okulun kendi eğitim modelini, tarzını, yıllık aktivitelerini, etkinliklerini hazırlayıp sunduğu bir eğitim-öğretim ortamının yaygınlaşması, topluma zamanla çok çeşitli ve zengin bir menü sunacaktır.</p>
<p>Bakınız, dünyada incelenen 150 anayasada, içinde isim geçen anayasa sayısı sadece 8’dir. Türkiye’de mevcut anayasa ise içinde en fazla isim geçen anayasaların başında yer almakta. Bunların yarısı da eğitim konusunda geçiyor. Artık eğitim, toplumu dizayn etme aracı olmaktan kurtarılmalıdır. Eğitimin, bireyin doğuştan getirdiği temel haklar doğrultusunda özgürleştirici bir işlevi olmalıdır. Devlet okullarının yanı sıra farklı modelleri ve yöntemleri deneyen alternatif okullar olabilmelidir. Kısacası eğitim, ideolojik olmaktan çıkarılmalıdır.</p>
<p><em>Serbestiyet, 05.01.2016</em></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/yeni-anayasa-ve-egitim/">Yeni Anayasa ve Eğitim</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>#inkilaptarihidersikaldirilsin</title>
		<link>https://hurfikirler.com/inkilaptarihidersikaldirilsin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ufuk Coşkun]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Sep 2014 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/inkilaptarihidersikaldirilsin/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Okullarda zorunlu olarak okutulan İnkılâp Tarihi derslerinin muhtevası, amaçları ve dersin işleniş biçimiyle ilgili olarak yine bu köşede bir yazı kaleme almıştım. Yazımı, bu dersle ilgili bir kampanya başlatmayı planlıyoruz diyerek bitirmiştim. Geçenlerde Liberal Türkiye adına bu dersin kaldırılması için bahsettiğim imza kampanyasını başlattık. İmzacılar arasında Atilla Yayla, Gülay Göktürk, Berat Özipek, Ekrem Saltık, Ceren Kenar, Murat Yılmaz, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/inkilaptarihidersikaldirilsin/">#inkilaptarihidersikaldirilsin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Okullarda zorunlu olarak okutulan İnkılâp Tarihi derslerinin muhtevası, amaçları ve dersin işleniş biçimiyle ilgili olarak yine bu köşede bir yazı kaleme almıştım. Yazımı, bu dersle ilgili bir kampanya başlatmayı planlıyoruz diyerek bitirmiştim. Geçenlerde <strong>Liberal Türkiye</strong> adına bu dersin kaldırılması için bahsettiğim imza kampanyasını başlattık. İmzacılar arasında <strong>Atilla Yayla, Gülay Göktürk, Berat Özipek, Ekrem Saltık, Ceren Kenar, Murat Yılmaz, Cennet Uslu, Bengül Güngörmez,</strong> Adnan Küçük, Mehmet Ali İlkaya, Hasan Yücel Başdemir, Özlem Çağlar Yılmaz, Güldalı Coşkun, Nihat Kaya, Harun Kaban, Mine Atafırat, Hüsamettin Aslan, Ekin Gün, Mustafa Yaşar, Ahmet Duvarcı ve Ercüment Yıldırım gibi ülkenin saygın fikir adamları, yazarları, aktivistleri ve akademisyenleri yer almakta. Kampanyamız devam ediyor.  İmzacı olarak kampanyamıza destek olmak isteyen tüm vicdanlı ve özgürlükçü insanlara açığız.</p>
<p> </p>
<p>Neredeyse son on yıldır zihnimi Türkiye’deki eğitim sorunlarıyla meşgul ediyorum. Bilenler bilir, <strong>Milli Güvenlik Bilgisi</strong> ders kitabını bir TV Kanalında bölüm bölüm okumuş dönemin <strong>Taraf Gazetesi</strong>’nde de hem bu ders hakkında hem de andımızla ilgili ilaveten yazılar kaleme almıştım. O dönem andımızla ilgili bir de kampanya başlatmıştık. Çok şükür sesimizi duyan oldu da eğitim adına bu iki vahim sorundan kurtulmuş olduk. Bana göre eğitim sorunu denilince akla “<strong>çocukların bu yıl okula alışması için veliye düşen görevler</strong>” gelmiyor.<strong>Yüz binlerce eğitimcinin müdürlük makamı için koşuşturmaları da ilgi alanıma girmiyor</strong>. Çocukların ideolojik eğitim kıskacı altında ömürlerinin heba edilmesine gönlüm razı gelmediğinden sorunu bizzat eğitimin sahip olduğu zihniyette görüyorum. Bu yüzden <strong>bana göre eğitim sorunu; bir özgürlük ve demokrasi sorunudur.</strong> Çünkü ben bu ülkenin ayrımsız tüm çocuklarını seviyorum.</p>
<p> </p>
<p>Milyonlarca öğrencinin yolunun zorunlu olarak eğitim kurumlarından geçtiği bir ülkede eğitimi finanse eden vergi mükellefleri olarak ideolojik eğitim sistemini eleştirmemiz ve eğitimin çoğulcu bir anlayışla işlev görmesini talep etmemiz kadar doğal bir şey olamaz. <strong>Ne yazık ki Türkiye’deki mevcut eğitim sistemi eski usul, tekçi bir anlayışla işlev görmektedi</strong>r. Dolayısıyla eğitim sadece Kemalistlerin işine yaramaktadır. İnkılâp Tarihi dersleri bunlardan sadece biri&#8230; <strong>Bu ders CHP’ye özel tahsis edilmiş bir ders gibi durmaktadır.</strong> Tek parti dönemini asr-ı saadet devriymiş gibi sunan bu dersin hem muhtevası hem de yanlı aktarılması pedagojik açıdan da birçok olumsuz sonuçlar doğurmaktadır.</p>
<p> </p>
<p>CHP’nin 15.yıl dönümü vesilesiyle hazırlanan <strong>Şeref Kitabı</strong>’nda yazılanlar o tarihlerde bir liderin öğrencilerin zihin dünyasında nasıl algılandığını göstermesi açısından ibretliktir.Bakınız o dönemde öğrenciler duygu ve düşüncelerini hangi cümlelerle ifade etmişler.. “<strong>Ey Türkün yaratıcısı, Cümhuriyetin yapıcısı, kurucu ve koruyucusu</strong>! Sana yan bakacak bir göz, uzanacak bir el şunu bilsin ki… <strong>Ey Büyük Ata! Ey Tanrının oğlu.</strong>On yedi milyon yetiştirdiğin, yokken varettiğin Türk gençliği senin ve yurdum için her vakit isteyerek canını vermiye hazırdır. Bir milleti şerefe, erkinliğe, saadete kavuşturan sade sevilmez ona tapılır. <strong>Biz de Atamıza öyle bağlıyız ve tapıyoruz</strong>. Vaktile Padişahlar varmış, UIusu onlar sözde idare edermiş. Halbuki onlar yüz yıllarca Türk Ulusunu esir gibi kullanmışlar, bilgisiz bırakmışlar, soymuşlar, parasız aç ve sefil koymuşlar. <strong>Ey gökteki melekler, siz de göklerden inin, Yılda bir borcumuzdur, Cümhuriyete tapmak..</strong>“Görüldüğü gibi bir hayli abartılı, milliyetçilik dozu yüksek ayrıca lideri kutsayan hatta tapınmaya vardıran duygu ve düşünceler.. Öğrencilerin bu tür ifadeler sarf etmesi, kendi varlıklarını liderlerine ve Türklüğe armağan etmeleri o dönem eğitim sisteminin temel amaçlarından biriydi.  <strong>Şeref Kitabı’nda yazılanlar kadar olmasa da benzer örnekleri günümüz Türkiye’sinde de rastlamıyor muyuz?</strong></p>
<p> </p>
<p><strong>Tek partili dönem,  ideolojik yönlendirme ve güdümleme politikasının ders kitapları aracılığıyla yapıldığı bir dönem olmuştur. </strong>O dönem ders kitaplarının ulus devletçi bir anlayışla yazıldığını,  katı bir milliyetçilik anlayışının kitaplar aracılığıyla verilerek tek bir renkten, ırktan, dinden, dilden ve mezhepten yeni bir ulusun inşası hedefleniyordu. Dolayısıyla farklı unsurlar dışlanmış ve ciddi bir asimilasyona tabi tutulmuşlardı. Ne var ki bu zihniyet elbette o dönem kadar olmasa da varlığını günümüz ders kitaplarında da devam ettirmektedir. Çünkü ders kitapların yazımında geçen hafta köşemde değindiğim MEB Temel Kanunu’nun genel amaçları hedeflenmektedir. Bu bakımdan hemen tüm ders kitaplarında hala resmi ideolojinin varlığını hissetmekteyiz. Bakınız İnkılap Tarihi ders kitabından size sadece iki örnek göstereyim.Biri Harf İnkılabı diğeri de Şapka İnkılabı ile ilgili..”<strong>Gazeteler, harf inkılâbını destekleyerek eski harflerle yeni harfleri yan yana basmaya başladılar.</strong> Türk milleti bu yeni alfabeyi kısa zamanda benimsedi. Millet Mekteplerinin uygulaması Türk basınında cehaletle savaş ve tarihin ilk bilgi kültür seferberliği olarak nitelendirildi” şapka kanunundan ise “<strong>bölge halkı büyük bir içtenlikle Atatürk’ün yapmak istediği kılık kıyafet inkılâbını benimsedi.</strong> Atatürk’ün Kastamonu’da verdiği mesajı iyi değerlendiren Türk milleti kısa sürede fes, sarık ve diğer başlıkları terk ederek kendiliğinden şapka giymeye başladı” Kitap o dönemde yapılan hemen tüm düzenlemeleri bu perspektifle ele alıyor.</p>
<p> </p>
<p>Ancak tarihçiler bu tür inkılâpların çok çetin geçtiğini de yazmaktadır. Bunun en acı örneği <strong>İskilipli Atıf Hoca</strong>’dır. Ne var ki bu isme ders kitaplarında rastlayamıyoruz. Ayrıca 60 darbesinin anlatıldığı kitaplarda da<strong>Adnan Menderes</strong> ismini göremiyoruz ve elbette rastlayamadığımız çok sayıda bilgi bulunmaktadır. Bakınız sağlıklı bir nesil, özgür bir toplum için bu mesele gerçekten mühim. Ayrıca “Yeni Türkiye” öyle sıradan basit bir slogan değil. Bu işin şakası yok. Sadece bu kitap üzerinden değil eğitim tüm unsurlarıyla özgürleştirilmeden yeni bir ülke inşa etmek zor.. Benden hatırlatması..</p>
<p> </p>
<p>Kampanyamıza destek vermek isteyenler için link:  <a href="http://inkilaptarihidersikaldirilsin.com/">http://inkilaptarihidersikaldirilsin.com/</a></p>
<p> Bu yazı <a href="http://www.milatgazetesi.com/yazarlar.asp?yid=127">Milat Gazetesi&#8217;</a>nde yayınlanmıştır.</p>
<p><strong>twitter.com/sivildemokrat</strong></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/inkilaptarihidersikaldirilsin/">#inkilaptarihidersikaldirilsin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşçileri sömüren ideoloji: Vahşi Sosyalizm</title>
		<link>https://hurfikirler.com/iscileri-somuren-ideoloji-vahsi-sosyalizm/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ufuk Coşkun]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 May 2014 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/iscileri-somuren-ideoloji-vahsi-sosyalizm/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Soma, -Yılmaz Özdil zihniyeti hariç- hepimizin yüreğini yakan vahim bir kazaydı. Şüphesiz üzerinde daha çok şey konuşulacak ve yazılacaktır. Şu ana kadar yapılan analizleri birkaç başlık altında toplamam gerekirse eğer bunlardan ilki ve en can sıkıcı olanı;&#160; -bir önceki yazımda da ifade ettiğim gibi- tekçi, ulusalcı, insan tanımayan İttihat Terakki zihniyetinin ürünü faşist/sosyalist bir kesimin [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/iscileri-somuren-ideoloji-vahsi-sosyalizm/">İşçileri sömüren ideoloji: Vahşi Sosyalizm</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Soma, -Yılmaz Özdil zihniyeti hariç- hepimizin yüreğini yakan vahim bir kazaydı. Şüphesiz üzerinde daha çok şey konuşulacak ve yazılacaktır. Şu ana kadar yapılan analizleri birkaç başlık altında toplamam gerekirse eğer bunlardan ilki ve en can sıkıcı olanı;&nbsp; -bir önceki yazımda da ifade ettiğim gibi- tekçi, ulusalcı, insan tanımayan İttihat Terakki zihniyetinin ürünü faşist/sosyalist bir kesimin bu tür kazaları fırsata çevirme gayretleriydi. Bu kesim ölen insanlarımız üzerinden siyasi rant devşirme derdine düştü. Ancak bunlar münferit hadiseler olarak görülmemelidir. Bu bir zihniyetin yansımasıdır.</p>
<p>&nbsp;1923 yılında CHP mebusu Feridun Fikri Düşünsel; &ldquo;Tüm Avrupa&rsquo;nın faşizmin cihana saldığı emniyet ve neşe ile ona doğru atılırken bunun pek tehlikeli bir şeymiş gibi görülmesi konusunda şaşkın olduğunu ifade ediyordu. CHP&rsquo;li mebus, aslında faşizmin kötü bir şey olmadığını bilakis ondan alınacak önemli derslerin olduğunu ifade ederek faşizmi bir model olarak gösteriyordu. Keza Falih Rıfkı Atay&rsquo;da; &ldquo;Türk yığınların terbiyesi için Moskova&rsquo;nın yığın terbiyesini ve faşizmin metotlarını öneriyordu.Bir dönem<em>&ldquo;</em>Türk&rsquo;e ve Türklüğe riayet etmeyeni ezeceğiz. Memlekete hizmet edenlerden talep edeceğimiz, her şeyden evvel Türk ve Türkçü olmaktır&rdquo; türünden estirilen bir zihniyetle, kendinden olmayanı insan yerine koymayanbir modernleşme sürecine tanıklık etmiştik. İşte bu damar kendini Soma&rsquo;da da gösterdi.</p>
<p>&nbsp;<strong>100 milyon insan öldüren ideoloji;</strong></p>
<p>&nbsp;Diğer taraftan ehl-i vicdan, ahlak ve erdem sahibi insanlar Soma&rsquo;daki elim kaza için gerçekten samimi, içten ve çözüm odaklı bir tavır ortaya koyarlarken bir kesim de her zaman olduğu gibi suçu tamamen &ldquo;vahşi kapitalizme&rdquo; yıkarak yaklaşık 100 milyon insan öldüren ve tarihin en büyük işçi kıyımlarına neden olan &ldquo;vahşi sosyalizmi&rdquo; bir takım ezber ifadelerle aklamaya çalıştı. Ulusalcı, sosyalist ve antikapitalist Müslüman kalemleri saymazsak, muhafazak&acirc;r demokrat bazı yazarlar bile vahşi kapitalizmin peri kılığına girmiş bir düşman olduğunu Soma&rsquo;daki işçilerin ölümlerinde vahşi kapitalizmin ve neoliberal politikaların etkili olduğunu ima eden yazılar kaleme aldılar. Bu tür hadiselerde, buna benzer derinliği olmayan ezber ifadeleri sıklıkla duyarız. Türkiye&rsquo;de Kemalistlerle birlikte sosyalizme toz kondurmayan ağırlıklı bir kesimin olduğu aşik&acirc;r. Ne var ki bu tür ezber ifadeler 100 milyon insan öldüren bir ideolojiyi aklamaya yetmiyor. Bu insanlara göre sosyalizm, zor şartlar altında perişan düşmüş işçileri vahşi kapitalizmin tasallutundan kurtarmaya ant içmiş melek yüzlü bir ideolojidir. Oysa bu kanaat bir safsatadan ibarettir.</p>
<p>&nbsp;Atilla Yayla Hoca, sosyalist rejimlerin açlık, zulüm, tahakküm, eşitsizlik, cinayet ve katliamda dünya rekorlarına sahip olmasına rağmen, sosyalist fikrin itibarından hiçbir şey kaybetmediğini buna mukabil faşizmin ise tam tersi bir akıbete duçar olduğunu ifade eder. Bilindiği gibi bugün faşizm lanetli bir kelimedir, etikettir. Oysa Atilla Yayla&rsquo;ya göre faşizm deyince kastedilen İtalyan faşizmi ve Alman nasyonal sosyalizminin her ikisi de sosyalizmden esinlenen fikir ve eylem öncüleri tarafından geliştirilmiş ve kurulmuştur. Bu gerçeği teslim ettikten sonra bugün sol-sosyalist ideolojiye mensup sendikaların Soma üzerinden ortaya koydukları tavırlardan da yola çıkarak gerçekte sosyalizmin işçi sömürüsü yapan bir ideoloji olduğunu ifade edebiliriz.</p>
<p>&nbsp;Derin Düşünce sitesinin yayınladığı &ldquo;Derin Marx&rdquo; adlı kitapta da ifade edildiği gibi; 1936&rsquo;da Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği totalitarizmin tüm unsurlarını devreye sokmuştu. Ekonomik hayat, kitle iletişim araçları, eğitim, sağlık kısacası insan hayatını yakından ilgilendiren ne varsa devlet kontrolüne alınarak insanlar dış dünyadan yalıtılmış ve tarihin en acımasız kıyımları, hak ihlalleri işlenmeye başlanmıştır.Sosyalist hükümetlerin sözüm ona işçiler lehine sonuçlanacağı ifade dilen devrimlerinde işçilere o kadar baskı ve zulüm yapıldı ki işçiler kaçmasın diye şehirlerin etrafını duvar ve dikenli telle çevirmek zorunda kaldılar. İşçiler sosyalizmden kurtulmak için camlardan atladılar. Elektrikli tellere takılıp can verdiler. Tüneller kazdılar duvarın altından geçebilmek için. İşçilerin sömürülmesine tepki olarak doğmuş bir ideolojiden ve bu ideolojiyi uygulayan&nbsp;Doğu Alman sosyalistleri başka bir ülkenin ordusunu yardıma çağırdı. Sebep: Sömürüye direnen kendi işçilerini ezmek için!</p>
<p>&nbsp;<strong>Halkına inanan ve çok seven! Stalin&nbsp;özel mülkiyetin iptaline ve kolektivist tarım politikalarına direnen sadece Ukrayna bölgesinde tam 8 milyon insanı katletti</strong><strong>.&nbsp;</strong>Keza Çin&rsquo;de de 1958-60 dönemlerinde ciddi&nbsp;katliamlar yapıldı. Proletarya devriminin yaklaşık 30 ila 50 milyon Çinlinin ölümüne neden olduğu ifade ediliyor.&nbsp; Netice itibariyle bu ideolojinin kurbanı olmuş insanların sayısı yaklaşık 100 milyon civarında. Ve bugün 100 milyon cana mal olmuş bir ideolojiyi aklamayı savunan binlerce insan var. Devletçi kapitalizme karşıyım ancak bugün dahi işçiler üzerinden rant devşirme yoluna giden, yüzlerce insanın öldüğü Soma&rsquo;da tutarlı bir tavır ortaya koyamayan ve işçileri unutup ezber laflarla siyasi bir hesap içerisine giren bu zihniyeti bir kenara atıp suçu başkaların üzerine yıkamayız.</p>
<p><a href="http://www.sivildusunce.com/iscileri-somuren-ideoloji-vahsi-sosyalizm.html">sivildusunce.com</a></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/iscileri-somuren-ideoloji-vahsi-sosyalizm/">İşçileri sömüren ideoloji: Vahşi Sosyalizm</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geleceği İnşa Topluluğu</title>
		<link>https://hurfikirler.com/gelecegi-insa-toplulugu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ufuk Coşkun]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 May 2014 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/gelecegi-insa-toplulugu/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçen hafta sonu Karatekin Üniversitesi&#8217;nin davetlisi olarak Çankırı&#8217;daydım. Gençlerle birlikte ülkenin eğitim meselelerini masaya yatırdık. AK Parti&#8217;nin eğitim alanında attığı olumlu adımlardan biri de ülkedeki üniversite sayısını arttırmak oldu. Bu tür üniversitelerin son yıllarda ürettikleri projeler hem ülkeye hem de içinde bulundukları şehirlere ciddi katkılar sunuyor. Çankırı Karatekin Üniversitesi de bunlardan biri. Üniversiteli gençler &#8220;Geleceği [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/gelecegi-insa-toplulugu/">Geleceği İnşa Topluluğu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen hafta sonu Karatekin Üniversitesi&rsquo;nin davetlisi olarak Çankırı&rsquo;daydım. Gençlerle birlikte ülkenin eğitim meselelerini masaya yatırdık. AK Parti&rsquo;nin eğitim alanında attığı olumlu adımlardan biri de ülkedeki üniversite sayısını arttırmak oldu. Bu tür üniversitelerin son yıllarda ürettikleri projeler hem ülkeye hem de içinde bulundukları şehirlere ciddi katkılar sunuyor. Çankırı Karatekin Üniversitesi de bunlardan biri. Üniversiteli gençler &ldquo;Geleceği İnşa Topluluğu&rdquo; adında güzide bir topluluk kurarak önemli bir proje yürütüyorlar. Projenin ismi; Geleceği İnşa Et!</p>
<p>Proje, üniversiteli öğrencilerin temel ihtiyaçlarını üç kategori altında topluyor. Mesleki bilgilendirme, mesleki donanım kazandırma ve mesleki yönlendirme. Proje çerçevesinde seçilen 40 kişi için yürütülecek program ise bir hayli ilginç. Birinci aşama; sivil toplum örgütlerinin, akademisyenlerin, özel sektörün, yazarların deneyim ve tecrübelerinden faydalanılarak meslekler hakkında genel bir bilgilendirmenin yapıldığı aşama. Bu konuda öğrencilerde bir farkındalık oluşturulmak isteniyor. İkinci aşamada ise, öğrencilerin yetkinlikleri konusunda bir eğitim paketi hazırlanıyor. Neler yok ki. Çeşitli bölgelerde İngilizce dil kampları düzenleyerek 35 günde advanced seviyesini hedefliyorlar. Bu konuda bir hayli iddialılar. Ayrıca inovatif düşünebilme teknikleri eğitimi, diksiyon ve hitabet eğitimi, proje yazma ve yönetim, yazarlık eğitimi, liderlik ve motivasyon eğitimi gibi farklı başlıklardaki eğitimler de sırada bekliyor. Son aşamada ise öğrencileri çeşitli metotlar ile kazandıkları yetkinlikleri sahada uygulayabilme ve kullanabilme fırsatı sunuyorlar. Yani öğrenciler seçmiş oldukları alanlarda staj yaparak deneyimlerini pekiştirecekler.</p>
<p>Projenin bir önemli amacı da Türkiye&rsquo;de yeni bir eğitim modelinin ortaya çıkmasına zemin hazırlaması. Öğrenciler, ülkedeki çarpık, tekçi, ideolojik eğitim sisteminin diğer birçok olumsuzlukların yanı sıra bireyin mesleki seçiminde de olumsuz bir etki yaptığının farkındalar. Bu bakımdan &ldquo;eğitim sorunu&rdquo; konusunda çok titizler bir o kadar da meselenin çözümü için istekli ve hevesliler. Bu bakımdan ben gelmeden bir gün önce hatta konuşmaya başlamadan bir saat evveline kadar eğitim çalıştayları düzenlemişler. Öyle ki önüme analiz etmem için her biri diğerinden önemli 200&rsquo;den fazla soru ve önerilerden oluşan konu başlıkları getirdiler. Ne var ki vakit darlığından genel bir değerlendirme yapmak durumunda kaldık. Gençlerin büyük bir çoğunluğu bağımsız ve özgürlükçü bir eğitim sisteminin altını çizerek, eğitimde dayatmanın olmaması gerektiğini ifade ediyorlar. Ayrıca eğitimin ülke sorunların çözümüne bir katkı sunmasını, bireyin kendini gerçekleştirmesinde aktif rol oynamasını, mesleki yönlendirmenin küçük yaşlardan itibaren başlaması gerektiğini vurguluyorlar. Kısacası farklı dillerde ders anlatımından, ithal hocalara, düzenli olarak yazarların çağrılmasından, ders aralarında ney sesine ve halkla birlikte proje üretmeye varana kadar eğitim alanında bir yığın görüş ve öneri sundular. Hepsi üzerinde ayrı ayrı durulmaya değer konu başlıklarıydı.</p>
<p>Beni en çok sevindiren ve umutlandıran gençlerin eğitim meselesine olan ilgi ve alakaları oldu. Neticede hepsi çarpık eğitim sisteminin mağdurları. Bu bakımdan artık eğitim meselesinin çözülmesini talep ediyorlar ve daha özgür bir ülkede yaşamanın gerekliliğe inanıyorlar. Haklılar. Çünkü Türkiye artık tek bir eğitim sistemini ve modelini kaldıramayacak kadar demokratik dünya standartlarını yakalamış bir ülkedir. Gençlerimiz de bunun farkında. Geleceği inşa et projesini yürüten yetenekli gençlerden Vedat Karaca, Dicle Aktay, Ayşegül Albayrak, Sevgi Öğütücü, Cemre Yılmaz, Özge Arıcak, Olcay Aymaz ve arkadaşları da bu konuda bir hayli ısrarcı. Onlar arkadaşların kariyer sahibi olmalarını ve daha kaliteli bir ülkede yaşamaları için kıt imk&acirc;nlarla ellerinden geleni yapıyorlar. Gençlerdeki enerji inanılmaz. Öğrenme azimleri, kararlılıkları en önemlisi de nezaket sahibi olmaları insana iyi ki böyle gençlerimiz var dedirtiyor. Allah saylarını arttırsın.</p>
<p>Yıllardır böylesi enerji dolu gençleri, rejimin yılmaz bekçileri gibi görüp, onlar üzerinden planlar yaptılar. Resmi ideolojiye, sadık, uysal, itaatk&acirc;r birer vatandaş olmaları beklendi kendilerinden. Onlar bekçi rolünü üstlendikleri oranda kendilerine değer kıymet verilen insanlardı. Bu yüzden eleştirel düşünceden uzak, pasif bir gençlik arzu edildi. Çok şükür son yıllarda -Anadolu&rsquo;nun bu güzel ilinde de olduğu gibi- gençlerimiz ülkede değişen iklimden nasibi aldılar ve deyim yerindeyse kendilerini buldular. Onlar şimdi daha çok cesaretlendirilmeli, ürettikleri projelere destek olunmalı ve onlara değer-kıymet verilmelidir. Çünkü gençlere sahip çıkmak aynı zamanda ülke demokrasisine de sahip çıkmak demektir. Çankırı&rsquo;daki gençler bu anlamda şanslı. Çünkü kendilerine başta valinin, belediye başkanın ve üniversite rektörünün destek olduklarını ifade ediyorlar. Ben de kendilerini tebrik ederim. Çankırı&rsquo;da öğrenim gören tüm Karatekin öğrencilerine ayrı ayrı tebrik eder, başarılar dilerim..</p>
<p><a href="http://www.sivildusunce.com/gelecegi-insa-toplulugu.html">sivildüşünce</a></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/gelecegi-insa-toplulugu/">Geleceği İnşa Topluluğu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnkılâp Tarihi dersleri ne işe yarar?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/inkilap-tarihi-dersleri-ne-ise-yarar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ufuk Coşkun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 May 2014 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/inkilap-tarihi-dersleri-ne-ise-yarar/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk eğitim sisteminin olmazsa olmazlarından olan İnkılâp Tarihi dersleri, cumhuriyet döneminden beri okutulan bir derstir. Kısaca özetlemek gerekirse; Tarihi Adliye Vekili olan Mahmut Esat Bozkurt ve Cemil Bilsel’in teklifleri doğrultusunda 1925 yılında “İhtilâller Tarihi” adıyla Ankara Adliye Hukuk Mektebi’nde (bugünkü Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi) okutulmaya başlanan bu ders, 1933 tarihli Üniversite Reformu sırasında bir düzenlemeye [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/inkilap-tarihi-dersleri-ne-ise-yarar/">İnkılâp Tarihi dersleri ne işe yarar?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk eğitim sisteminin olmazsa olmazlarından olan İnkılâp Tarihi dersleri, cumhuriyet döneminden beri okutulan bir derstir. Kısaca özetlemek gerekirse; Tarihi Adliye Vekili olan Mahmut Esat Bozkurt ve Cemil Bilsel’in teklifleri doğrultusunda 1925 yılında “İhtilâller Tarihi” adıyla Ankara Adliye Hukuk Mektebi’nde (bugünkü Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi) okutulmaya başlanan bu ders, 1933 tarihli Üniversite Reformu sırasında bir düzenlemeye tabi tutuldu. Bu düzenleme ve dönemin Milli Eğitim Bakanı Yusuf Hikmet Bayur’un verdiği konferansın ardından 20 Mart 1934’te Ankara’da Başbakan İsmet İnönü tarafından verilen ilk “İnkılâp Tarihi” dersiyle düzenli olarak okutulmaya başlandı. 27 Mayıs 1960’dan sonra “Türk İnkılâp Tarihi ve Türkiye Cumhuriyeti Rejimi” adını alan dersin bütün fakülte ve yüksek okullarda iki yarıyıl boyunca okutulması kararlaştırıldı. 6 Kasım 1981 tarih ve 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu uyarınca “Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi” adını alarak günümüzdeki son şeklini almıştır.</p>
<p><strong>Dersin amaçları</strong>;</p>
<p>İnkılâp Tarihi dersinin(8.sınıflar) genel amaçları arasında; Atatürk’ün dünya görüşünü ve düşüncelerini benimseyerek Atatürkçü düşünce sisteminin bir savunucusu olur.Ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütün olan Türkiye Cumhuriyeti’nin dinamik temelini Atatürk İlke ve İnkılâplarının oluşturduğunun bilincine varır. Günümüzün ve geleceğin sorunlarına Atatürkçü bir yaklaşımla çözümler getirebilecek tutum, davranış ve beceriler kazanır gibi maddeler yer almaktadır. Dersin eğitim ve öğretiminde gözetilmesi gereken bazı maddeler de şunlardır; Atatürk’ün kişilik özellikleri (vatanseverliği, idealistliği, yaratıcı zihniyeti, komutanlık ve devlet adamlığı, sabır ve disiplin anlayışı, ileri görüşlülüğü, açık sözlülüğü, insan ve millet sevgisi, planlı çalışması, azimli ve kararlı oluşu, mücadeleci, birleştirici ve bütünleştirici oluşu, akılcılığa ve bilime önem vermesi, mantıklı ve gerçekçi oluşu, çok yönlülüğü) ünitelerde uygun yerlerde işlenmelidir. Öğretmen, güncellik ilkesi gereği Ermeni iddialarını ele almalı, bu iddiaların tarihî gerçeklerle bağdaşmayan iddialar olduğunu açıklamalıdır. Onuncu Yıl Nutku’ndan hareketle yapılan inkılâpları, Atatürk’ün geleceğe yönelik hedeflerini ve Türk milletinin özelliklerini değerlendirir vs..</p>
<p>Kürt ismi sadece bu kitapta o da zararlı cemiyetler arasında geçmektedir. Kitapta ağırlıklı olarak her inkılâbın halk tarafından kolaylıkla benimsendiği ve içselleştirildiği işlenmektedir. Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliğinin öğrencilerin uyacakları kurallar ve öğrencilerden beklenen davranışlarla ilgili bölümün bir maddesi<strong>;</strong> Atatürk inkılâp ve ilkelerine bağlı kalmaları ve bunları korumaları şeklindedir. Oysa çocuklardan  Atatürk ilke ve inkılâpları doğrultusunda milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, şapka inkılâbı, harf inkılâbı vb. inkılâplarla bağ kurmasını ve bunların aksine bir davranış geliştirmemelerini beklemek, özgür bireyleri bir asır önce yaşanan bir olağanüstü hal vizyonuna saplamaktan başka bir şey değildir. Aynı zamanda özgürlükçü eğitim pedagojisiyle de bağdaşmayan bu kısır beklenti doğrultusunda verilmekte olan Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihidersi, tek etnik kimliği öne çıkardığı ve bu etnik kimliğin lütfuyla elde edilmiş bir özgürlük kurgusu yaptığı için geçmişe haksızlık ederken geleceği kurabilecek bir vizyon da geliştirememektedir.</p>
<p><strong>Yakın tarih nesnel kaynaklarla verilmeli;</strong></p>
<p>Bu zeminde, yakın tarihi ve özellikle de Anadolu coğrafyasını zaman ve mekândaki derinliğinden koparan, kimlik ve kişilikleri görmezden gelen bu ders, bireylere tek bir ideolojiyi dayatmakta, çoğulcu, eleştirel ve nesnel düşünme becerilerini köreltmektedir. Geçmişteki yaşanmışlıkların hakkını vermeyen, farklılıkları görmezden gelen bir anlayışa sahip olan <em>Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi </em>dersinin de artık kendisi gibi geçmişe gömülmesi gerekmektedir.</p>
<p>Türkiye’deki her yurttaş yakın tarihi, tıpkı gelişmiş diğer demokrasilerdeki gibi özgün ve nesnel kaynaklardan okuma hakkına sahip olmalı, bu konuda tek tipçi bir bakış açısına sahip olan zorunlu dersler ve ders kitaplarına maruz bırakılmamalıdır. Geçmişi, nesnel bir geçmiş zaman muhasebesi olarak ele alan bir yaklaşım, özgür bireylerde barışın ve insan haklarının gelişimini sağlayacak bir bilincin doğmasına ortam hazırlayarak ülke ve insanlığın ortak huzuruna da katkı sağlayacaktır. Örneğin bu dersin yerine daha nesnel bilgilerle hazırlanacak olan <em>Yakın Türkiye Tarihi</em> ya da “<em>İmparatorluktan Cumhuriyete Yakın Tarih Dersi”</em>okutulabilir<em>.</em>Bu formata sahip olan bir yakın tarih dersi, Türkiye’nin de altına imzasını koyduğu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS), <em>&#8220;devlet velinin inanç ve felsefi düşüncesine aykırı eğitim veremez&#8221; </em>ilkesiyle de uyumlu olacak, bu anlamda Türkiye’nin demokratik ülkeler arasındaki özgürlükçü duruşuna da pekiştirecektir. Yakında bu dersle ilgili bir kampanya başlatacağımızı da duyurarak yazımı bitireyim.</p>
<p>Milat, 5 Mayıs 2014</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/inkilap-tarihi-dersleri-ne-ise-yarar/">İnkılâp Tarihi dersleri ne işe yarar?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fanatikler ölümden daha çok özgürlükten korkar</title>
		<link>https://hurfikirler.com/fanatikler-olumden-daha-cok-ozgurlukten-korkar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ufuk Coşkun]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Apr 2014 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/fanatikler-olumden-daha-cok-ozgurlukten-korkar/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün, Haşim Kılıç&#8217;ın hükümeti eleştiri yağmuruna tutmasına değinmeyeceğim. Bunlar artık modası geçmiş eski Türkiye&#8217;ye ait görüntüler&#8230;TBMM&#8217;de 411oyla kabul edilmiş bir insan hakkı meselesini bile reddeden AYM, sürekli seçilmişleri eleştireceğine bir kez olsun özeleştiri yapsın. Eğer yapmayacaklarsa siyaset sahnesine buyursunlar!Bugün, Türkiye&#8217;de ahlak, erdem, vicdan sahibi insanların gayretleriyle yaşanan alışılmadık gelişmelerden bahsetmek istiyorum. Başından beri ezber bozan [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/fanatikler-olumden-daha-cok-ozgurlukten-korkar/">Fanatikler ölümden daha çok özgürlükten korkar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün, Haşim Kılıç&rsquo;ın hükümeti eleştiri yağmuruna tutmasına değinmeyeceğim. Bunlar artık modası geçmiş eski Türkiye&rsquo;ye ait görüntüler&hellip;TBMM&rsquo;de 411oyla kabul edilmiş bir insan hakkı meselesini bile reddeden AYM, sürekli seçilmişleri eleştireceğine bir kez olsun özeleştiri yapsın. Eğer yapmayacaklarsa siyaset sahnesine buyursunlar!Bugün, Türkiye&rsquo;de ahlak, erdem, vicdan sahibi insanların gayretleriyle yaşanan alışılmadık gelişmelerden bahsetmek istiyorum. Başından beri ezber bozan ve ülkenin demokratikleşmesi uğruna ciddi çabalar sarf eden Sayın Başbakan; &ldquo;20. yüzyılın başındaki koşullarda hayatlarını kaybeden Ermenilerin huzur içinde yatmalarını diliyor, torunlarına taziyelerimizi iletiyoruz&rdquo; diyerek yine kendine yakışanı yaptı ve yüzyıllık bir tabuyu yıktı.</p>
<p>Bir taraftan; hak ve özgürlükleri, totaliter zihniyetli insanların ihlalinden korumak için ciddi çabalar sarf edilirken; diğer taraftan, kendilerini hala ülkenin sahibi olarak gören kesimler, mevcut eski düzeni korumak ve onu daha da güçlendirmenin yollarını aramakta.Oysa öncülüğünü AK Parti&rsquo;nin yaptığı bu insan eksenli dalgalanma aslında dipten gelen bir dalgalanmadır. Öncelikle kendi güç ve nüfuzunu düşünen bir kısım çıkarcı, statükocu insandan başka kimse bu değişim dalgasına karşı değil.&nbsp; Bundan böyle Türkiye özgürleştikçe buna karşı sert tutum ve tavır geliştiren bu kesimler marjinalleşecektir.</p>
<p>Evet, bu yeni dönemde de her zaman olduğu gibi yersiz korkularını, endişelerini, özgürlük karşıtı söylemlerini hatta tehditlerini dillendirmeye devam edeceklerdir. Çünkü Renan&rsquo;ın da ifade ettiği gibi &ldquo;Fanatikler ölümden daha çok özgürlükten korkarlar.&rdquo; Ne var ki antidemokratik söylemler artık toplum tarafından kabul görmemektedir. Çünkü toplum her defasında değişimden, yenilikten ve özgürleşmekten yana tavır belirliyor. AK Parti toplumdaki bu değişime yani halkın taleplerine, ihtiyaçlarına ve geldiği düşünce olgunluğuna cevap verebildiği için başarılıdır. 19. yüzyıl paradigmasıyla siyaset üreten muhalefet ise bu katı-dar, fanatik tutumuyla hala halkın gerisinden gelmektedir. İnsanlar kendilerine hangi yönetim anlayışının değer verip vermediğini özgürleştikçe daha iyi anlıyor. Şu sıralar; insan hak ve özgürlüklerinin yasalarla güvence altına alındığı, herkesin kanun önünde eşit sayıldığı, kimsenin bir diğerinin inancına,düşüncesine ve yaşam anlayışına müdahale etmediği, kınamadığı, huzurlu ve barış dolu bir ülkede yaşamak isteyenlerle buna şiddetle &ldquo;hayır&rdquo; diyenlerin net bir biçimde ayrıldığı bir dönemden geçmekteyiz.</p>
<p>Bu ülkede İttihat ve Terakki zihniyetinin ürettiği tekçi, darbeci, baskıcı, ötekileştirici ideolojinintesiriyle yıllarca kimsenin ırkına, diline, inancına ve mezhebine bakılmaksızın özgürleşmesi yani insanlaşması engellendi. Bu&nbsp;ülkenin&nbsp;Ermenilerini, Alevilerini, Müslümanlarını, Kürtlerini vs. dışlayan, yasak getiren ve yok sayan zihniyet aynı zihniyettir. Markar Esayan&rsquo;ın da dediği gibi;&nbsp;İskilipli Atıf Hoca ile Mebus Krikor Zohrab&rsquo;ı öldüren aynı zihniyettir.Hepimizi dışlayan, dilini ve inancını yok sayan, yasaklayan, bizlere yani halka basit, sıradan insan yığınları muamelesi yapan antidemokratik ve özgürlük karşıtı bir kesim vardı. Hepimiz bu zihniyet tarafından mağdur edildik. Ancak son zamanlarda özgürlükçü kesimin, inançlı, dindar ve cesur insanların gösterdiği gayretler sonucu bu antidemokratik, özgürlük karşıtı darbeci kesimin maskesi düştü. Tüm engellemelere rağmen, paralel yapının, uluslararası bağlantıların ve içerideki vicdan yoksunu seviyesiz muhalefetin operasyonlarına rağmen Türkiye her geçen gün gelişmekte, özgürleşmekte ve farklılıklarıyla birlikte huzur içinde bir yaşamın yollarını aramaktadır.</p>
<p>Bugün, insanlık adına tüm kavramları yerli yerine oturtuyor ve başta kendimiz olmak üzere her türlü olumsuz düşünce ve sistemle yüzleşiyoruz. Yüzleştikçe onurumuz ve şerefimiz artıyor. Kendimize olan güven artıyor. Geleceğe umutla bakıyoruz. Çocuklarımız adına seviniyor, farklı kültür, inanç, dil ve mezhepten olanlarla bir arada yaşamanın hazzını daha şimdiden tatmaya başlıyoruz. Hiçbir sistemin insanı atlayarak ve onun en temel varlık nedenlerini yok sayarak ayakta kalması mümkün değildir. Eğer bir siyasi anlayış, insana rağmen onun en temel varlık nedenlerini yok sayarak işletilmeye çalışılıyorsa bilinmelidir ki bunun hayat bulma şansı artık kalmamıştır.</p>
<p>Farklı renkler, inançlar, ırklar ve mezhepler ancak demokrasiyle ve hukukun üstün olduğu evrensel insani değerlerle bir arada çatışmadan huzur içinde yaşayabilirler. Bu anlamda Türkiye, önümüzdeki yıllarda daha birçok ezberin bozulacağı yeni bir döneme giriyor. Hepimizin içine kin ve nefret tohumları atan resmi tarih her geçen gün sorgulanacak ve deşifre edilecektir. Muhakkak yeni bir anayasa yapacağız, Kürt, Ermeni, Alevi ve Eğitim gibi köklü sorunlarımızda tahmin bile edemeyeceğiniz yeni gelişmeler yaşanacak. Bu bakımdan Sayın Başbakanın Devlet Başkan&rsquo;ı olması elzemdir.</p>
<p>http://www.milatgazetesi.com/Fanatikler-olumden-daha-cok-ozgurlukten-korkar/55251#.U1d7woGyHDs</p>
<p>30 Nisan 2014</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/fanatikler-olumden-daha-cok-ozgurlukten-korkar/">Fanatikler ölümden daha çok özgürlükten korkar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okul bir kontrol mekanizması olmaktan çıkarılmalıdır</title>
		<link>https://hurfikirler.com/okul-bir-kontrol-mekanizmasi-olmaktan-cikarilmalidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ufuk Coşkun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 27 Apr 2014 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/okul-bir-kontrol-mekanizmasi-olmaktan-cikarilmalidir/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Onları her gün sıraya diziyoruz. Tek sıra halinde sınıflarına giderlerken kıyafetlerini kontrol ediyor ve hemen her gün enselerine bakıyoruz. Sıralarında dik oturmaları ve dikkat kesilmeleri gerekiyor. Eğer izin almadan konuşurlarsa haklılığı ispat edilene kadar suçlu duruma düşüyorlar. Onlar tuvalete gitmek için bile parmaklarını kaldırıp izin almak zorundalar. Tüm aktivitelerini bir zil vasıtasıyla yapıyorlar. Zil çaldığında [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/okul-bir-kontrol-mekanizmasi-olmaktan-cikarilmalidir/">Okul bir kontrol mekanizması olmaktan çıkarılmalıdır</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Onları her gün sıraya diziyoruz. Tek sıra halinde sınıflarına giderlerken kıyafetlerini kontrol ediyor ve hemen her gün enselerine bakıyoruz. Sıralarında dik oturmaları ve dikkat kesilmeleri gerekiyor. Eğer izin almadan konuşurlarsa haklılığı ispat edilene kadar suçlu duruma düşüyorlar. Onlar tuvalete gitmek için bile parmaklarını kaldırıp izin almak zorundalar. Tüm aktivitelerini bir zil vasıtasıyla yapıyorlar. Zil çaldığında defterlerini kapatıyorlar diğer zil çaldığında ise başka bir kitabı açmaları gerekiyor. Okulda nöbet tutuyorlar. Bayram törenlerinde bir başkasının tercih ettiği şiirleri okuyorlar, sınırlarını öğretmenlerinin belirlediği resimler çiziyorlar ve beden eğitimi derslerinde de uygun adım marşta yürüyorlar. Güçlü ya da zayıf yönlerini tespit etmek için 100 üzerinden belirlenmiş bir takım moral bozucu rakamlara ihtiyaç duyuluyor. Katı-milliyetçi, tekçi, ideolojik, Kemalist eğitim dayatmasını saymıyorum bile! Evet, günde ortalama altı, haftada ise otuz saatlerini okul duvarları içerisinde geçiren ve okul hayatlarını, disiplin yönetmeliklerin, kuralların ve tek saygı duyulması gereken öğretmenlerin belirlediği sıradan bir kamu okulundan bahsediyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Oysa&nbsp;<strong>Grace Llewellyn</strong>&rsquo;in ifadesiyle bir birey ne kadar çok başkalarının dikte ettiği hayatı yaşıyorsa o kadar çok yaşamıyor demektir. Çünkü tercih yapmak hayatın özüdür.</p>
<p>&nbsp;Bir bireyin tam bir insana dönüşmesi için gerekli olan şey; özgürlüktür. Ne var ki okul bu anlamda tam bir kontrol mekanizmasıdır. Ne düşüneceğimizi, nasıl davranacağımızı, neyi okuyacağımızı, nasıl giyineceğimizi ve hatta nasıl yürümemiz gerektiğine varana kadar bireyi kontrol altında tutan bir mekanizmadan bahsediyorum.<strong>John Holt</strong>; Yaşama hakkının yanında en temel insan haklarından birinin de aklımızı ve düşüncelerimizi kontrol etme hakkı olduğunu ifade eder. Bunun anlamı, çevremizdeki dünyayı nasıl keşfedeceğimize karar vermek, düşünmek, tercihte bulunmak, hayatı anlamlandırabilmek ve insanlığımızı gerçekleştirmektir. Klasik eğitim düzeneği bu hakkı elimizden alarak bizi bir diğerine bağımlı kılmayı zorlamaktadır. Bu yüzden bireyin ne düşüneceğine, ne tür kararlar alması gerektiğine, neyi inanacağına ve hayal edeceğine başkaları planlıyor. Ne yazık ki bu tür bir eğitim anlayışı bireyin benliğinde kalıcı hasarlara neden olmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Özgür okul ortamı;</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu bakımdan önce insan ve değerlerini öne çekmek ve onun kişisel iradesine, tercihlerine saygı duymak kısacası özgürleşmesine katkı sunmak durumundayız. Eğitim hayatı başta olmak üzere bireyin kendi yolunu kendi bildiği gibi çizmesine, tercih yapabilmesine, neyin doğru veya yanlış olduğuna kendisinin karar vermesine gerektirecek özgür ortamların tesis edilmesinin yollarını aramalıyız.&nbsp;<strong>Russell&rsquo;</strong>in dediği gibi;&ldquo;Eğer bir çocuğa düşünmeyi öğretmek istiyorsanız ona küçüklükten itibaren saygı duymalı, onunla samimiyetle konuşmalı ve mahremiyetine kabul etmelidir.Bu bakımdan evvela Türkiye&rsquo;deki okulların bireyin başta kendisini gerçekleştirmesinde ne kadar aktif rol oynadıklarını sorgulamamız gerekiyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Eğitim bireyi özgürleştirici bir süreç olmaktan asla çıkarılmamalıdır Eğitimin sadece &ldquo;devletokullarında&rdquo;, belirlenen standart bir müfredatla verilmesinin en doğru seçenek olduğu noktasında oluşturulan yaygın ama tartışılması gereken bir kanaat h&acirc;kimdir. Buna eğitimin sadece devlet eliyle yürütülmesi, finanse edilmesi ve denetlenmesine dönük çıkartılan kanun ve yönetmelikleri de eklersek (Tevhid-i Tedrisat gibi) ülkede gerek sivil toplum örgütleri gerekse eğitim bilimiyle uğraşanlar tarafından alternatif eğitim modelleri üzerine neden yeterince düşünülmediğini daha iyi anlayabiliriz. Oysa demokratik ülkelerde alternatif eğitim modelleri üzerine çok sayıda çalışmalar yapılmaktadır. Bununla birlikte yalnızca alternatif eğitim modelleri ve farklı okul türleri üzerine kurulan ve çalışma yapan binlerce dernek ve sivil toplum örgütü de bulunmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Farklı okul türleri;</strong></p>
<p>Demokratik ülkeler çıkardıkları yasalar ile bu alanda yapılan çalışmalara destek verdiği gibi esnek eğim modellerinin de önünü açmaktadır. ABD, Kanada, İngiltere, Almanya ve Finlandiya gibi ülkelerde yıllardır ciddi eğitim tartışmaları yaşanır. Devlet okulları, özel okullar ya da farklı kesimlerin açtıkları okulların da d&acirc;hil edildiği bu tartışmaların ana konusunu başlı başına &ldquo;okul&rdquo; oluşturmaktadır. Demokratik dünyada gerek veliler gerekse eğitim uzmanları artık okulun çocukların doğal gelişimini olumsuz yönde etkilediğini dolayısıyla çocukların naturasını bozduğunu dillendirmeye başladılar. Bu yüzden esnek eğitim modelleri üzerinde kafa yorarak farklı projeler üretiyorlar. Biz de tartışmalıyız. Farklı okul türleri ve okul ortamları üzerine alternatif modeller geliştirmeliyiz. Bugün dershane sektörünün ve paralel yapının en rahatsız olacağı şeyi yapmalısınız. Eğitimde çeşitliliğin önünü açın, okulları özgürleştirin.&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.milatgazetesi.com/okul-bir-kontrol-mekanizmasi-olmaktan-cikarilmalidir/55161/#.U19yvPmrFPe">milatgazetesi</a></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/okul-bir-kontrol-mekanizmasi-olmaktan-cikarilmalidir/">Okul bir kontrol mekanizması olmaktan çıkarılmalıdır</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>24 Nisan: Biz birbirimizin ilacıyız</title>
		<link>https://hurfikirler.com/24-nisan-biz-birbirimizin-ilaciyiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ufuk Coşkun]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Apr 2014 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<category><![CDATA[Demokratikleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/24-nisan-biz-birbirimizin-ilaciyiz/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sayın Başbakan, &#8220;beklenen&#8221; ve &#8220;kendine yakışan&#8221; o açıklamayı yaptı. &#8220;20. yüzyılın başındaki koşullarda hayatlarını kaybeden Ermenilerin huzur içinde yatmalarını diliyor, torunlarına taziyelerimizi iletiyoruz..&#8221; diyerek yine bir ilke imza attı.Ben kendi adıma böyle bir başbakanı ancak saygı duyarım.Dile kolay.Yüzyıllık kin ve nefretle yoğrulmuş bir meseleden bahsediyoruz. Türkiye&#8217;de insanlar İttihat ve Terakki zihniyetinin ürettiği tekçi ideolojinin tesiriyle [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/24-nisan-biz-birbirimizin-ilaciyiz/">24 Nisan: Biz birbirimizin ilacıyız</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Sayın Başbakan, &ldquo;beklenen&rdquo; ve &ldquo;kendine yakışan&rdquo; o açıklamayı yaptı. &ldquo;20. yüzyılın başındaki koşullarda hayatlarını kaybeden Ermenilerin huzur içinde yatmalarını diliyor, torunlarına taziyelerimizi iletiyoruz..&#8221; diyerek yine bir ilke imza attı.Ben kendi adıma böyle bir başbakanı ancak saygı duyarım.Dile kolay.Yüzyıllık kin ve nefretle yoğrulmuş bir meseleden bahsediyoruz. Türkiye&rsquo;de insanlar İttihat ve Terakki zihniyetinin ürettiği tekçi ideolojinin tesiriyle yıllardır ötekine karşı acımasız bir tavır geliştirdiler. Bilhassa Ermenileri ve Kürtleri dışladılar ve onları yok saydılar. Türkiye yeri geldiğinde kendi ülkesinde kendinden olanı bile acımadan harcayan, öldüren bir politikanın üretildiği bir ülke durumundaydı.</span></p>
<p><span>Türk halkının bilinçaltında yer eden &ldquo;kötü Ermeni&rdquo; &ldquo;muhteşem Türk&rdquo; takıntısı bugün başbakanın taziyesine tepki koyanların marifetiydi&#8230; Onlara göre bir Türk, bir Ermeni&rsquo;yle aynı masada oturmaktansa domuz postuna bürünüp uyumayı tercih etmelidir! Abdullah Öcalan&rsquo;a duyduğu kini ve öfkeyi açık etmek için bile ona &ldquo;Ermeni dölü&rdquo; ya da &ldquo;Ermeni piçi&rdquo; demiştir. Onlara göre bir insanı karalamanın, dışlamanın, yok etmenin, silmenin en kestirme yolu şeceresinde bir Ermeni olup olmadığına bakmaktan geçer. Ders kitaplarında bile Ermenileri katil gibi gösterdiler..</span></p>
<p><span>Örneğin bir ders kitabında Ermeni meselesi şu şekilde anlatılıyordu; &ldquo;Ermeniler, Osmanlı Devleti&rsquo;nin I. Dünya Savaşı&rsquo;na katılmasını fırsat olarak görmüşlerdi. Hınçak ve Taşnak komitelerinin öncülüğünde Anadolu&rsquo;nun birçok yerinde isyan başlattılar ve Rusların işgal ettiği bölgelerde masum halka karşı katliama giriştiler. Kendilerine katılmayan Ermenileri bile öldürmekten çekinmediler. Ermeni komitelerinin &lsquo;Kurtulmak istiyorsan önce komşunu yok et&rsquo; talimatı üzerine isyancı Ermeniler, eli silah tutan Türk erkeklerinin cephelerde bulunması ile savunmasız kalan Türk köylerine saldırarak katliam yaptılar. Van&rsquo;ın Zeve köyünde olduğu gibi birçok köyün halkını çoluk çocuk demeden katlettiler. Kayseri&rsquo;de, Maraş&rsquo;ta, Muş&rsquo;ta, Bitlis&rsquo;te, Diyarbakır&rsquo;da, Elazığ&rsquo;da ve Van&rsquo;da isyan ederek katliamda bulundular. Ayrıca Osmanlı kuvvetlerini arkadan vuran Ermeniler, Osmanlı birliklerinin harek&acirc;tını engellemiş, ikmal yollarını kesmiş, köprü ve yolları imha etmiş, Rusya&rsquo;ya casusluk yapmış ve bulundukları şehirlerde isyan ederek Rus işgalini dek olaylaştırmışlardır&rdquo;</span></p>
<p><span>Ermenilerin ders kitaplarında bu şekilde aktarıldığı ve akabinde sıklıkla dar bir milliyetçilik anlayışının verildiği bir eğitim anlayışında pek tabiidir ki bazı öğretmenler Hrant Dink&rsquo;in öldürüldüğü sıralarda şu mısraları yazdı. &ldquo;Vatan benim, adı Türkiye. Sahibi benim, adım Türk biline. Sakın yan bakmayın Türk iline. Söz söylenirse Türklüğüme, gözüm karadır benzerim şahine. Bu millet kıymaz bildiğin gibi bülbüle de ürkek güvercine de. Türklüğüm söz konusu olunca, dayanamam kara karga sesine..&rdquo;. Böyle eğitiliyorduk. Ermenilere karşı içimizde sürekli kin ve nefret biriktirmemiz isteniyordu. Hrant Dink ise her defasında Türklüğe hakaret etmediğini, bilakis Türklerle yaşamayı kendisi için bir şans saydığını ifade etmekteydi ve Ermenilerin ve Türklerin içindeki önyargıların ancak bir arada yaşamakla geçebileceğini ifade ediyordu. Bu yüzden her defasında ısrarla&ldquo;biz birbirimizin ilacıyız&rdquo; demekteydi. Ne var ki içimize atılan nefret tohumları yüzünden bu bilge insan anlaşılamadı.</span></p>
<p><span>Ama bugün bir başbakan çıkıp,&rdquo;1915 olaylarına ilişkin farklı görüş ve düşüncelerin serbestçe ifade edilmesi; çoğulcu bir bakış açısının, demokrasi kültürünün ve çağdaşlığın gereğidir&rdquo; Acımasız ırkçılığın, faşistliğin dibe vurduğu bir ülkede yükselen bu erdemli sese artık kulak verilmesi gerekmektedir.. Ulus devlet inşa etme sürecinde İttihat ve Terakki&rsquo;nin yaptığı her türlü edepsizliği savunacak durumda değiliz. Bu ülkede artık barış ve huzur ortamı istiyoruz. Tüm farklılıklarımızla birlikte özgürce ve dostça yaşamanın yolarlını aramalıyız. Ben bu taziyeyi bir milat olarak kabul ediyorum. Hrant&rsquo;ın ifadesiyle &ldquo;bu iki hastalıklı toplumun birbirini sevmesi şarttır.&rdquo;Ve öyle de yapacağız..Bu ülkede herkesimden insana yer var. AK Parti bu kapıyı araladı..Ya diğerleri..Onlar bir taraftan 19.yüzyıl ideolojileriyle siyasi bir anlayış geliştirmeye devam edip diğer taraftan da bu özgürlükçü insana &ldquo;diktatör&rdquo; demeye devam edeceklerdir.Neticede herkes işini yapıyor!</span></p>
<p><a href="http://www.timeturk.com/tr/makale/ufuk-coskun/24-nisan-biz-birbirimizin-ilaciyiz.html#.U1oxv_mrFPe">timeturk</a></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/24-nisan-biz-birbirimizin-ilaciyiz/">24 Nisan: Biz birbirimizin ilacıyız</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>1 Mayıs: Yılda bir kez ortaya çıkarlar</title>
		<link>https://hurfikirler.com/1-mayis-yilda-bir-kez-ortaya-cikarlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ufuk Coşkun]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Apr 2014 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/1-mayis-yilda-bir-kez-ortaya-cikarlar/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sendikaların insan hakları ve özgürlükler alanında mevcut hükümetin gerisine düştükleri bir ülkede yaşamaktayız. Oysa tersi olması beklenirdi. Türkiye&#8217;de bağımsız, insan hakları konusunda ısrarcı, toplumsal meselelere özgürlükçü bir perspektiften bakabilen, bu alanda projeler üreten ve sahici çözüm önerileri sunabilen bir sendikal anlayış üretilemedi. Ne yapalım, elimizdeki malzeme bu kadar! Oysa sendikalardan beklenen; insan haklarının hiçbir gerekçeyle [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/1-mayis-yilda-bir-kez-ortaya-cikarlar/">1 Mayıs: Yılda bir kez ortaya çıkarlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Sendikaların insan hakları ve özgürlükler alanında mevcut hükümetin gerisine düştükleri bir ülkede yaşamaktayız. Oysa tersi olması beklenirdi. Türkiye&rsquo;de bağımsız, insan hakları konusunda ısrarcı, toplumsal meselelere özgürlükçü bir perspektiften bakabilen, bu alanda projeler üreten ve sahici çözüm önerileri sunabilen bir sendikal anlayış üretilemedi. Ne yapalım, elimizdeki malzeme bu kadar!</span></p>
<p>Oysa sendikalardan beklenen; insan haklarının hiçbir gerekçeyle ihlal edilemeyeceğini ve insanların sahip olduğu onurun, inancın, kimliğin, değerlerin ve hayat tarzlarının hiçbir irade, ideoloji ya da otorite tarafından yok sayılamayacağını ve baskı altına alınamayacağına dönük geniş bir vizyon sahibi olmalarıydı. Ne var ki&nbsp;onlar daha çok &ldquo;devrimin şanlı yolunda&rdquo; ilerlemeyi şiar edindiler. Evet, başından beri her yıl olduğu gibi yine Taksim&rsquo;de ısrar eden Türk solunun, laikçi, ilerlemeci, ulusalcı, Gezici, kesimin sendikal anlayışından bahsediyorum. En ciddi faaliyetleri, yılda bir gün için yürüyüş tertiplemeleri. 1 Mayıs olmasa varlıklarından haberdar olamayacağız. E tabi, bir de statüko denilince akla onlar gelir!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türkiye&rsquo;de çok şükür son bir yıldır tek bir kurşunun bile atılmadığı güzel bir barış ortamı yakaladık, öyle değil mi? Ancak anaların gözyaşlarının dindiği bu zorlu barış sürecinde onların sesini gür bir şekilde duyamadık. Bırakın onu, bir sendika Cumhuriyet&#8217;in temel ilkelerine, devletin üniter yapısına ters olduğu, toplumumuzda kargaşa ve karışıklığa neden olacağı&#8221; gerekçesiyle TRT Şeş&#8217;in yayınının durdurulmasına dönük dava bile açmıştı. En temel insan haklarından biri olan başörtüsü yasağına destek verenleri, generallerin marifetiyle çıkarılan ve binlerce meslek lisesi öğrencisini mağdur eden katsayı uygulamasını savunanları, 80 yıldır küçücük çocuklara askeri komutlarla ezberlettirilen andımız adlı militarist bir uygulamanın kaldırılmasına tepki verenleri, darbe övgüsü yapanları, destekleyenleri, isyan naralarını vs saymıyorum bile.</p>
<p>Bakınız son bir yıldır Türkiye, paralel yapının sivil iktidara dönük müdahalesiyle yine zorlu bir süreçten geçti. Ülkenin en gizli bilgileri yabancılara servis edildi. Hemen hepimiz büyük bir tehlike atlattık. Daha ilk gün yazdığım bir yazımda da ifade ettiğim gibi yaşananlar düpedüz bir darbe teşebbüsü idi. Tüm bunlar yaşanırken bırakınız tepki koymayı, paralel yapının değirmenine su taşıyan sendikalar, 1Mayıs günü Taksim&rsquo;de bayram kutlaması yapacakmış! Maksatlarının üzüm yemek olmadığı aşik&acirc;r. Belki buradan ikinci bir Gezi kalkışması çıkarabilirler mi onun derdindeler.</p>
<p>Ne var ki Türkiye&rsquo;de &rdquo;gösteri yürüyüşü yapma&rsquo; ve &lsquo;protesto etme hakkı&rdquo; denilince akan sular duruyor. Bunlar sihirli cümlelerimiz. Elbette hafife almıyorum. Ancak gösteri yürüyüşü adı altında yapılanları da görüyoruz. Halkın yararlandığı birtakım kamu mallarına zarar vermek, bu ülkenin seçilmiş başbakanına ve ailesine küfür etmek, yakıp-yıkmak, yağmalamak gibi.Ayrıca neden Taksim&rsquo;de bu kadar ısrar ediyorlar? Taksim&rsquo;i kutsal kılan nedir?<strong>Dr. Bengül Güngörmez&nbsp;</strong>hocanın<strong>&ldquo;</strong>Din-politika ilişkisi çerçevesinde, modern devrimci hareketlerin dinsel boyutundan hareketle&nbsp;Gezi olaylarını değerlendirdiği bir yazısında da ifade ettiği gibi; Taksim, politik kurtarıcılarımızın, yani Türk solunun ve laikçi ulusalcı kesimin Türkiye&rsquo;deki Kudüs&rsquo;üdür.&rdquo; &nbsp;Dolayısıyla her yıl 1 Mayıs&rsquo;ta sembolleriyle, ritüelleriyle, devrimci sloganlarıyla boy gösteren sendikaların Taksim ısrarının dinsel boyutu da atlanmaması gereken bir ayrıntıdır.Yazıyı meraklılarına tavsiye ederim..</p>
<p><strong>Memur-sen&rsquo;i tebrik ederim;</strong></p>
<p>Diğer taraftan 1 Mayıs Bayramı&rsquo;nı Diyarbakır&rsquo;da kutlama kararı alan Memur-sen&rsquo;i tebrik ediyorum. Gönül isterdi ki bu bayramda tüm sendikalar birlik olup barış sürecine destek vurgusu yapsınlar, daha fazla özgürlük talep etsinler ve Yeni Anayasa desinler. Ne yazık ki böyle bir dertleri yok. Memur-sen ise barış sürecine verdiği yoğun destekle, başörtüsü yasağının kalkması için topladığı imzalarla ve ayrıca kutlama için Diyarbakır&rsquo;ı seçmiş olması nedeniyle maksadının üzüm yemek olduğunu göstermiştir.</p>
<p><strong>Biz de bıktık usandık;</strong></p>
<p>Halil Berktay 1977&prime;deki &#8216;Kanlı 1 Mayıs&#8217;ın arkasında derin devlet yapılanmasının olmadığını aslında bunun sol içi bir çatışma olduğunu iddia ettiğinde yer yerinden oynamıştı. Umarım bu süreçte tekrar gündeme gelir ve bir maske daha düşmüş olur. Yazımı yine Berktay hocanın Gezi sürecinde sarf ettiği ifadelerle noktalamak istiyorum.<em>Ben bıktım artık. Bir solcu ve bir demokrat olarak, on yıllardır sol adına söylenen yalanlardan bıktım. &#8220;Kol kırılır yen içinde&#8221; anlayışından bıktım. Bütün oportünist faydacılıklardan bıktım.&rdquo;Vallahi hocam biz de bıktık, usandık.</em>&nbsp;Halkın iradesine saygı duyulduğu, bireysel hak ve özgürlüklerin tesis edildiği, tüm farklılıklarımızla barış ve huzur içinde yaşayacağımız özgür ve demokratik bir ülke adına yeni projeler üretmeleri gerekirken hala 1900&rsquo;lü yıllardan kalma bir kafa yapısına sahipler.</p>
<p>Milat, 23 Nisan 2014</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/1-mayis-yilda-bir-kez-ortaya-cikarlar/">1 Mayıs: Yılda bir kez ortaya çıkarlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İdeolojik eğitim insan tabiatına aykırıdır</title>
		<link>https://hurfikirler.com/ideolojik-egitim-insan-tabiatina-aykiridir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ufuk Coşkun]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Apr 2014 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/ideolojik-egitim-insan-tabiatina-aykiridir/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eğitim bana göre bugün Türkiye&#8217;nin en önemli sorun alanlarından biridir. Dolayısıyla bir özgürlük ve insan hakları meselesi olarak karşımızda hala sorun olarak durmaktadır. Bilindiği gibi Türkiye&#8217;de eğitim, 90 yıllık bir kanun olan Tevhid-i Tedrisat çerçevesinde tanzim edilmektedir. Bu aynı zamanda yıllardır eğitim aracılığıyla bireylerin tek bir anlayışa mahk&#251;m bırakılmaları anlamına geliyor. İdeolojik, tekçi, Kemalist, milliyetçi [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ideolojik-egitim-insan-tabiatina-aykiridir/">İdeolojik eğitim insan tabiatına aykırıdır</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Eğitim bana göre bugün Türkiye&rsquo;nin en önemli sorun alanlarından biridir. Dolayısıyla bir özgürlük ve insan hakları meselesi olarak karşımızda hala sorun olarak durmaktadır. Bilindiği gibi Türkiye&rsquo;de eğitim, 90 yıllık bir kanun olan Tevhid-i Tedrisat çerçevesinde tanzim edilmektedir. Bu aynı zamanda yıllardır eğitim aracılığıyla bireylerin tek bir anlayışa mahk&ucirc;m bırakılmaları anlamına geliyor.</span></p>
<p>İdeolojik, tekçi, Kemalist, milliyetçi ve merkeziyetçi eğitim anlayışı, kişinin kendini tanımasına, keşfetmesine, kendi içine doğru bir seyahat yapmasına imk&acirc;n tanımayan bir eğitim anlayışı ve modelidir. Ne var ki bu ülkede yaşayan insanlara bilhassa &ldquo;tek parti&rdquo; marifetiyle sadece belirli bir ideolojinin kusursuz olduğu öğretildi.Oysa bu kadar farklı bilgilerin, inançların, dünya görüşlerin çeşitliliği arasında sadece birinin en doğru hakikatmiş gibi alınıp eğitim anlayışı olarak topluma dayatılması her şeyden evvel bir insan hakları ihlalidir. Herkesten toplanan vergilerle finanse edilen eğitimin toplumda sadece bilirli bir kesimin menfaatleri doğrultusunda işlev görmesi de aycıca gayr-i adil bir uygulamadır.Geçenlerde bir beyin cerrahından dinlemiştim &ldquo;her insanın beyin yapısı parmak izleri gibi diğerlerinden farklıdır&rdquo; diyordu. Bu denli farklı özelliklere sahip olan insanları tek bir anlayışa mahk&ucirc;m bırakmak/dayatmak aynı zamanda insan tabiatına yapılmış ciddi bir müdahaledir.</p>
<p>Bakıldığında bugün başta eğitim olmak üzere sosyal ve siyasi alanlarda yaşadığımız sorunların temelinde; CHP zihniyetinin cumhuriyet dönemi boyunca tek bir renkten, inançtan, dilden ve mezhepten yeni bir ulus meydana getirmek adına özellikle eğitimi ve eğitim kurumlarını birer araç olarak kullanması yatmaktadır. Çünküeğitimle yıllardır laik, Sünni ve Türk olmayan herkesin birer tehdit unsuru olduğu gerçeği işlenmiştir.Daha çok devleti koruyan bir anlayışta,resmi ideoloji bağımlısı, itaatk&acirc;r vatandaş yetiştirme yolu benimsenmiştir.Kanun ve yönetmeliklere, ders kitaplarının içeriğine ve birtakım militarist içerikli uygulamalara bakıldığında bunu daha net bir biçimde görebiliyoruz.Bu yüzden bugüne kadar birçok sorunumuzu çözmekte zorlandık. Çok şükür ki bu katı tutum son yıllarda değişmeye başladı.Bazı kesimler ısrarla kabullenemeseler de Türkiye AK Parti dönemi boyunca ciddi bir normalleşme sürecine girdi ve topluma eskiye oranla daha özgür ve demokratik bir ortam sunulmaya başlandı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Özellikle eğitim alanında atılan adımlar eğitimin köklü sorunlarına temas etmesi açısından çok önemlidir. Sayın Ömer Dinçer döneminde 1926 yılından beri var olan ve içeriğini askerlerin belirlediği Milli Güvenlik Bilgisi Derslerinin kaldırılması, resmigeçit törenlerinde yapılan düzenlemeler, MEB Teşkilat Kanunu&rsquo;ndaki değişiklikler, eksik olmasına rağmen kıyafet serbestliği, seçmeli dersler, 80 yıllık militarist bir uygulama olan ve benim de öncesinde kampanyalar yürüttüğüm andımızın kaldırılması, başörtüsü serbestliği, özel okullarda farklı dil ve lehçelerde eğitimin önünün açılması, Fatih Projesi gibi sayabileceğim bazı reformlar yapıldı..Ne var ki eğitim alanında atılması gereken daha çok adım var.Bu adımların neler olması gerektiğini ileriki günlerde tek tek ele alacağım..Çünkü eğitim sistemi hala &ldquo;milli&rdquo; tek bir ideolojinin ve modelin etrafında çekip çevrilen, merkeziyetçi bir yapıda &nbsp;işlev görmektedir.</p>
<p>Bazı dostlar neden eğitimi bu denli sert eleştiriyorsun diye soruyorlar. Çünkü bu ülkenin Kürt, Laz, Çerkez, Ermeni, Arap, Alevi vs fark etmez tüm çocuklarını çok seviyorum. Onların çok iyi eğitim almalarını, kendilerini keşfetmelerini, özgür ve kaliteli bireyler olmalarını istiyorum. Bu bakımdan ısrarla, tekçi, bir diğerini dışlayan, bireyin yeteneklerini körelten bir eğitim anlayışının asla bu coğrafyaya uygun düşmeyen bir eğitim anlayışı olduğunu ifade ediyorum.</p>
<p>Türkiye artık tek bir eğitim sistemine ve modeline mahk&ucirc;m bırakılmamalıdır. Bu bakımdan eğitim, anlayış olarak insan ve değerlerini öne çeken, ahlak, erdem, vicdan ve şahsiyet sahibi bireyler yetiştirmeyi hedef yapan bir anlayışa hizmet etmelidir. Bireyde yüzeysel duyguların oluşmasına sebep olan mevcut eğitim anlayışının aksine eğitim daha derinlikli, tutarlı(özü, sözü bir), karakter sahibi, nazik, estetik sahibi, merhametli ve en önemlisi de insana kıymet veren özgür bireyler yetiştirmeyi hedeflemelidir. Bunun için mevcut eğitim sisteminin evvela sıfırlanması ve yeni bir eğitim sisteminin tesis edilmesi elzem. Çocuk Bayramı&rsquo;nda çocuklara verilecek en güzel hediye; onları kendilerine bırakmak ve aileleriyle birlikte tercih edebilecekleri özgür ve kaliteli bir eğitim sistemini devreye sokmaktır.Haftaya devam ederiz.</p>
<p>Milat Gazetesi, 21.04.2014</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ideolojik-egitim-insan-tabiatina-aykiridir/">İdeolojik eğitim insan tabiatına aykırıdır</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
