<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Şenol Kaluç, Hür Fikirler sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hurfikirler.com/author/senolkaluc/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hurfikirler.com</link>
	<description>..: Hür Fikirler :..</description>
	<lastBuildDate>Tue, 12 Nov 2024 14:42:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.2</generator>
	<item>
		<title>Akademik Değil Mesleki Eğitime İhtiyacımız Var</title>
		<link>https://hurfikirler.com/akademik-degil-mesleki-egitime-ihtiyacimiz-var-senol-kaluc/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şenol Kaluç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Nov 2024 12:46:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=207835</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçen hafta sonu Liberal Düşünce Topluluğu tarafından düzenlenen ve uzun bir geçmişe sahip olan Liberal Düşünce Kongresi yapıldı. Kongreye geçmişte kongrenin sürekli müdavimlerinden Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin de katıldı. Sayın Bakanın açılışta dediği gibi kongredeki pek çok katılımcı kongreler ile yaş alıp, saçları ağarttı. Topluluk geçmişte kimsenin konuşmaya bile cesaret edemediği konularda cesaretle fikir [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/akademik-degil-mesleki-egitime-ihtiyacimiz-var-senol-kaluc/">Akademik Değil Mesleki Eğitime İhtiyacımız Var</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen hafta sonu Liberal Düşünce Topluluğu tarafından düzenlenen ve uzun bir geçmişe sahip olan Liberal Düşünce Kongresi yapıldı. Kongreye geçmişte kongrenin sürekli müdavimlerinden Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin de katıldı. Sayın Bakanın açılışta dediği gibi kongredeki pek çok katılımcı kongreler ile yaş alıp, saçları ağarttı.</p>
<p>Topluluk geçmişte kimsenin konuşmaya bile cesaret edemediği konularda cesaretle fikir mesaisi yapmış ve doğrudan siyaset yapmadan siyasileri etkileyerek ülkemizin demokratikleşmesi ve özgürleşmesi için mücadele etmişti.</p>
<p>2024 Kongresi de yine kaliteli sunumlarla dolu idi. Tabi bu tür etkinliklerin en büyük artısı oturum aralarında katılımcılar arasındaki etkileşimlerin olduğunu belirtmeden geçmemek lazım. Geçmişte öğrenci olarak bu toplantılara katılan pek çok katılımcının gerek akademik ve gerekse başka alanlarda çok üst seviyelere geldiklerini görmek herhalde topluluk için ayrı bir gururdu.Oturumların her biri birbirinden kıymetli olmakla birlikte özellikle Erzurum’dan Prof. Dr. Yüksel Göktaş’ın Milli Eğitim Politikası oturumunda üniversiteleri konu alan “Tarihsel Dayanıklılık ve Dönüşüm” sunumu oldukça ufuk açıcı idi.</p>
<p>Göktaş, üniversitelerin tarihsel olarak oldukça köklü ama yeni şartlara uyum sağlama yetenekleri de oldukça yüksek kurumlar olmasına rağmen ülkemizde mevcut halleri ile çağa adapte olma ve topluma liderlik yapabilme sorunu yaşadığını, dahası geçmişte “sınıf atlama aracı olma” misyonunu da yitirmeye başladığına dikkatleri çekti.</p>
<p>Değişen çağın ve toplumun talepleri çerçevesinde dijitalleşme, yapay zeka, küresel rekabet ve toplumsal talepler çerçevesinde üniversitelerin rolünün yeniden inşasının ne denli önemli olduğunu vurguladı.</p>
<p>Göktaş’a göre Türkiye’de son yıllarda birçok üniversite açılmasına ve kontenjanların artırılmasına rağmen yükseköğretimde arz ve talep arasındaki fark halen daha yüksek. Bu talebi karşılamak için yükseköğretimde çeşitlilik sağlanarak özellikle mesleki ve teknik eğitimde kapasite artışına ihtiyaç olduğunun altını çizdi. Ülkemizde pek çok sektörde beyaz yakalı fazlalığı varken mavi yakalı kalifiye eleman bulunamamakta ve bu açık sığınmacılar aracılığı ile kapatılmaya çalışılmaktadır.</p>
<p>Göktaş, yine mesleki eğitim ile akademik eğitim arasında da net bir ayrım yaparak mevcut sisteme sert ama haklı eleştiri getirdi. Mesleki eğitim yerine akademik eğitimin yaygın olmasından dolayı mezunların önemli kısmı eğitim aldığı alanlar dışında istihdam edilmektedir Bu durum hem iş gücüne katılımı zorlaştırmakta hem de fazladan eğitim ihtiyacını doğurmaktadır. Bunun yanında da mesleğin gerektirdiği eğitimi almaktan alıkoymaktadır. Ayrıca maalesef bizde mesleki eğitimin sürekli ileri yaşlara ötelenmesi önümüzde diplomalı işsiz sayısının da sürekli artmasının en büyük sebebi. TÜİK verilerine göre eğitim kalitemizdeki düşüklük nedeni ile mezunların alanda istihdam oranı ancak %25 civarında.</p>
<p>Göktaş bu nedenle Yükseköğretimde mesleki ve teknik yükseköğretim hem ortaöğretim adımı ile birlikte kurgulanmalı hem de piyasanın işgücü ihtiyacını karşılayacak çeşitlilik ve yapıya kavuşacak şekilde bütünüyle yeniden yapılandırılması gerektiğine dikkat çekti. Bunun içinde “Öncelikle araştırma üniversitelerinden başlamak üzere MYO’ların üniversitelerden ayrılarak, Sağlık Bilimleri Üniversitesi örneğindeki gibi ayrı bir çatı altında (Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu/Üniversitesi) uygulama ağırlıklı ve merkezi olarak yeniden yapılandırması” gerekliliğini belirtti.</p>
<p>Göktaş’a göre yükseköğretim kurumları yaygın eğitimi daha etkin bir şekilde içerecek şekilde dönüşmelidir. Kısa süreli sertifika programları ile çalışanların kariyer gelişimi üniversiteler tarafından desteklenmelidir. Ayrıca üniversitelerin mezunlarına sürekli eğitim fırsatları sunabilecek şekilde yeniden yapılandırmak gerekmektedir.</p>
<p>Göktaş, öğretim elemanı açığını kapatmak için de bir önerisi var: “Nitelikli öğretim elemanı açığını kapatmak için Mesleki Doktora dereceleri (Sanatta Yeterlik, Tıpta Uzmanlık, Diş Hekimliğinde Uzmanlık vb. gibi) yoluyla kamu ve özel sektörde alanında yetişmiş uzmanlardan yararlanmanın yolları aranmalıdır.”</p>
<p>Zaten kaynaklarımız kıtken Göktaş’ın önerileri son derece önemli. Dünyanın yapay zeka ve dijitalleşmede aldığı yol oldukça korkutucu iken bizim burada temel meseleleri dahi çözememiş olmamız büyük kayıp.</p>
<p>Yapılan çalışmalar gösteriyor ki yakın bir gelecekte yeni teknolojilere uyum sağlayamadan verimli tarımsal üretim bile yapılamayacak. Çok geç olmadan bu yeni çağa ayak uydurmalıyız, Sanayi Devrimini ıskaladık ama bu yeni çağı ıskalamak gibi bir lüksümüz olmamalı!&#8230;</p>
<p>6 Kasım 2024, <a href="https://www.karar.com/yazarlar/senol-kaluc/akademik-degil-mesleki-egitime-ihtiyacimiz-var-1601766">Karar Gazetesi</a></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/akademik-degil-mesleki-egitime-ihtiyacimiz-var-senol-kaluc/">Akademik Değil Mesleki Eğitime İhtiyacımız Var</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Ne Ola ki?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/guclendirilmis-parlamenter-sistem-ne-ola-ki/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şenol Kaluç]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Nov 2021 06:19:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Hükümet Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/guclendirilmis-parlamenter-sistem-ne-ola-ki/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk tipi başkanlık sistemi tasarısı tartışılırken Ak Partililere “Tasarıdaki yetkiler ile Demirtaş ya da Kılıçdaroğlu’nun yarın bir gün başkan olmasını ister misiniz?” diye sorduğumda “olabilir, ne var bunda!..” diyen bir tane bile Allah’ın kulunu görmedim. Bu cevap bile bu hali ile başkanlık sisteminin ülkeye çok da hayır getirmeyeceğini en baştan gösteriyordu ama maalesef o gün [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/guclendirilmis-parlamenter-sistem-ne-ola-ki/">Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Ne Ola ki?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="ParagrafStiliYok">Türk tipi başkanlık sistemi tasarısı tartışılırken Ak Partililere “Tasarıdaki yetkiler ile Demirtaş ya da Kılıçdaroğlu’nun yarın bir gün başkan olmasını ister misiniz?” diye sorduğumda “olabilir, ne var bunda!..” diyen bir tane bile Allah’ın kulunu görmedim. Bu cevap bile bu hali ile başkanlık sisteminin ülkeye çok da hayır getirmeyeceğini en baştan gösteriyordu ama maalesef o gün en aklı başında dediğimiz insanlar bile oralı olmadı. Meclisin de bu hali ile taca atılacağını söylediğimde de kimse inanmamıştı; şimdi ise uygulamalı görüyoruz.</p>
<p class="ParagrafStiliYok">Muhalefet ise uzun bir süredir parlamenter sisteme geçişi konuşuyor ama eskisinin de çok matah olmadığı ortada…</p>
<p class="ParagrafStiliYok">Muhalefetin başkanlık sistemine karşı olduğunu anlıyoruz ama henüz tam olarak nasıl bir sistemi istedikleri konusunda açık ve net bir görüşleri ve ortak bir noktaları yok. Halbuki ülkemizin bir kere daha kervan yolda düzülür mantığı ile 5-10 yılını daha çöpe atacak zamanı yok.</p>
<p class="ParagrafStiliYok">Başkan ile BMM arasında nasıl bir denge kurulacak yoksa toptan eski sisteme mi geçilmek isteniyor, güçlendirilmiş parlamenter sistem ile ne kastediliyor tüm bunların kamuoyuna net bir şekilde anlatılması ve tartışılması gerekiyor.</p>
<p class="ParagrafStiliYok">Ben bu yazıyı kaleme alırken DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın açıklamaları ilk etap için umut verici. En azından şu ifadesi bence çok önemli: “Asla eski sistemin eksik demokrasisi ile yetinmeyeceğiz.”</p>
<p class="ParagrafStiliYok">***</p>
<p class="ParagrafStiliYok">Mesele sadece Erdoğan ve Ak Parti meselesi değildir mesele Türkiye meselesidir ve nasıl bir Türkiye istediğimizdir. Birbirine beş benzemezin tarifi ile yol bulunmaz, öncelikle bir mutabakat tesis edilmeli. Anladığımız o ki muhalefet, eğer seçimi kazanabilirlerse geçiş sürecinde emanetçi bir Cumhurbaşkanı istiyor. En azından Meral Akşener’in açıklamalarından onu çıkarıyoruz.</p>
<p class="ParagrafStiliYok">Ancak, unutmamak gerekir ki seçilecek isme şimdiden emanetçi gömleği giydirmek beklenmedik sonuçlar doğurabilir. Ülkemiz geçmişte atanmış(!) Cumhurbaşkanı ile “sizi o koltuğa biz oturttuk” diyenler arasında havada uçuşan bir anayasa kitapçığı yüzünden büyük bir krize girmiş ve ekonomik alanda yapılan reformların ve içilen acı ilacın kaymağını yemek Ak Parti iktidarına nasip olmuştu. Ki o dönemde sayın Akşener’de aktif siyasetin bir parçası idi.</p>
<p class="ParagrafStiliYok">Bu nedenle muhalefetin kamuoyu ile tamamen eski sisteme dönmek mi yoksa daha farklı bir sistem mi istediği konusunda net bir tavır geliştirmesi ve tasarısını kamuoyunun tartışmasına açması gerekiyor.</p>
<p class="ParagrafStiliYok">Önceden de yazdım, yine yazayım partisiz Cumhurbaşkanı sempatisini bir kenara bırakıp önümüze bakmakta fayda var. ABD örneğinde olduğu gibi Cumhurbaşkanı ile Meclisin görev alanları net şekilde çizilmeli. Başkan’ın mevcut haldeki gibi sınırsız yetki ve sınırsız sorumsuzluk kalkanı ile hemen her alanda tek yetkili olması durumunu dengeleyecek düzenlemeler yapılması gerekiyor ve daha önemlisi bazı bakanlıklar ve uluslararası misyon görevlerine gelecek isimler kesinlikle BMM onayından geçmeli ve meclise karşı sorumlu olmalıdır. Meclis gerekirse bu kişileri huzuruna davet edebilmeli ve hatta görevinden alabilmelidir. Ve yine başkanın kararname çıkarma yetkisi de belli alanların dışında kesinlikle olmamalıdır. Anayasada bu sınırlar net bir şekilde çizilmeli ve belirlenmiş çizgilerin dışına asla çıkılamamalıdır.</p>
<p class="ParagrafStiliYok">Sayıştay ve Danıştay gibi kurumlarında BMM kontrolünde olması düşünülebilir, sonuçta mecliste Başkanı destekleyen partilerde olacağına göre bu kontrolden sanırım kimse rahatsız olmayacaktır.</p>
<p class="ParagrafStiliYok">Kurulacak sistem, tüm ülkenin kaderine tek başına bir kişinin karar vermesine izin vermemelidir. Burada kastettiğimizin vali atamak olmadığı sanırım çok açıktır ve başka bir yerlere çekilmemelidir.</p>
<p class="ParagrafStiliYok">Muhalefetin, eğer iktidarı istiyorsa ne istediğini ve bunu nasıl yapacağını açıkça ortaya koyması gerekiyor. Aksi takdirde korkarım bu iş parti tüzüklerine giren ama ne hikmetse iktidar ya da ortağı olununca unutulan “seçim barajını kaldırma” vaadine dönebilir. Ve o emanetçi sanılan başkanın emanetçi değil de başkanlık sisteminin tüm avantajlarının kullanan bir kişiye dönüşmesine kimse engel olamaz!..</p>
<p>İşe buradan başlamak da fayda var!..</p>
<p>06/10/2021 &#8211; Karar</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/guclendirilmis-parlamenter-sistem-ne-ola-ki/">Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Ne Ola ki?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mescit-i Aksa Nasıl Kurtulur!</title>
		<link>https://hurfikirler.com/mescit-i-aksa-nasil-kurtulur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şenol Kaluç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 May 2021 05:54:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünyadan]]></category>
		<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/mescit-i-aksa-nasil-kurtulur/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bayram gelmiş neyime Kan damlar yüreğime Yaralarım sızlıyor Doktor benim neyime” Çok sevdiğim bir Urfa Türküsü böyle sesleniyor dertli yüreklere. Bugün arife ve yarın bayram, arada sırada karamsarlığa biraz ara verip güzel şeyler de yazmak istiyor insan ama maalesef olmuyor. Sanmayın ki içinde bulunduğum bedbinliğe kızmıyorum. Hayata başladığım yer ile geldiğim yer arasındaki farkı idrak [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/mescit-i-aksa-nasil-kurtulur/">Mescit-i Aksa Nasıl Kurtulur!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bayram gelmiş neyime</p>
<p>Kan damlar yüreğime</p>
<p>Yaralarım sızlıyor</p>
<p>Doktor benim neyime”</p>
<p>Çok sevdiğim bir Urfa Türküsü böyle sesleniyor dertli yüreklere.</p>
<p>Bugün arife ve yarın bayram, arada sırada karamsarlığa biraz ara verip güzel şeyler de yazmak istiyor insan ama maalesef olmuyor. Sanmayın ki içinde bulunduğum bedbinliğe kızmıyorum. Hayata başladığım yer ile geldiğim yer arasındaki farkı idrak edemeyecek kadar da kör değilim ancak işte orada koca bir ama var.</p>
<p>Şu uhreviliğin zirve yapması gereken günlerde ne denli -olumsuz anlamda- dünyevileştiğimizi görmek insanı gerçekten üzüyor. Hayatın gereklerini İslam’ın ve genel ahlakın temel, basit ilkeleri ile buluşturamamanın derin ızdırabı. Güzel sözlerin havada uçuştuğu ama güzel amellerin kök salamadığı bir dünya ürettik. Kendi mutluluğunu, kendi refahını öncelerken başkalarına sabır ve metanet dileyen bir Müslümanlık.</p>
<div class="banner banner-wide">
<div id="dfp-infinity-4" data-google-query-id="CJy3p_rew_ACFTjXEQgdSTkGRg">
<div id="google_ads_iframe_/90851098/karar.com_desktop_haberdetay_arasi1_0__container__">Bu düzen içinde ise gemisini kurtaran kaptanları selamlamaktan başka bir şey gelmiyor elden!</div>
</div>
</div>
<p>“Yaşa, var ol!..”</p>
<p>Ramazan ayı Kur’an ayı ama ne hikmetse okuduğumuz ayetler halimizi değiştirmek için bir vesile ol(a)mıyor. Halbuki içsel bir aydınlanma ve idrak yaşanması gerekmez mi? Orucu sadece açlık olarak görenlere de kızamıyorum çünkü genelde öyle öğretildi. Orucun manasından çok orucu neyin bozup, neyin bozmayacağına odaklandık, tıpkı namazın manasından murat sadece şekilmiş gibi içindekiler ve dışındakiler diye uzun uzun listeler hazırlarken Allah’ın huzuruna hesap verebilir bir şekilde çıkmayı çok da umursamadığımız gibi.</p>
<p>Sakın bunları küçümsediğimi sanmayın, bunlar da çok önemli. Ama dinin ihsan boyutu sanırım bunların hepsinden daha öncelikli. Bu nedenle fıkıh (fıkıhın hukuk olduğunu da bilmeyenler için yazayım) ve kelâm bizi iyi insan yapmaya yetmiyor ama yolu açıyor ve kalabalık kitleler için her ikisi de şart. Ancak burada bile hileyi şeriyeyi üreterek bir şeyi kılıfına uydurmak için harcadığımız gayreti iyilik için harcamıyoruz…</p>
<p>Yazık gerçekten, hukuken suç sayılmayan pek çok şeyin manen suç olduğunu bilsek de umursamıyoruz. Allah bir kavme olan kininiz sizi ele geçirmesin derken biz kinimizi din yapmaktan geri kalmıyoruz. Bizler ve ötekiler var dünyamızda. Halbuki savaş iyilik ve kötülük arasında.</p>
<p>Derin mevzulara girmektense basit mevzulardan gidelim biz.</p>
<p>Kur’an-ı Kerim bize defalarca paylaşmanın-dayanışmanın asaletini tüm ihtişamı ile gözlerimizin önümüze seriyor ama biz sanki bunları hiç duymamış gibi yapıyoruz. Sadaka ve zekat kendi küçük dünyamızdan (akraba-komşu-yolcu-tanımadıklarımız …) dışımızdaki uzak dünyaya doğru halka halka genişleyen bir yol. Uzağı geçtim, yakınımızdan başlasak pek çok sorunu çözebiliriz.</p>
<p>İşçinin alın teri konusunda Müslüman iş adamımız o beğenmediğimiz deist-ateist iş adamlarından daha fazla duyarlı değil…</p>
<p>Komşusu açken tok yatanlardan olmamak için -parayı buldu mu- lüks semtlerde yaşayan bir Müslümanlık icat ettik. Gözden ırak olan gönülden de ırak olurmuş…</p>
<p>Namaz, oruç ve kılık kıyafet arasına sıkıştırılmış bir din, tüccar gibi her şeyin cennete tahvil edildiği ancak bunlarla beraber verilen birçok farzın göz ardı edildiği tuhaf bir din anlayışı…</p>
<p>Halbuki kitap defalarca “Veakîmû-s salâte veâtû-z zekâte” Namazı kılın, zekatı verin diyor. Namaz ve zekat ayrılmaz bir bütün olarak en az 30 ayette birlikte geçiyor.</p>
<p>Muhtemelen Müslümanların en çok okuduğu sure ilk cüzlerde yer aldığı için Bakara suresi olmalı. Bakara suresinde sadaka 6 kez, namaz ve zekat birlikte 5 kez, Allah yolunda malını harcamak yani infak ise 6 kez diğer ayetlerle bağlantılı bir şekilde geçerken, bir müminde olması gereken vasıflar canlı bir şekilde tasvir ediliyor.</p>
<p>Sadece Mâ’ûn suresi bile tek başına bize birçok şey anlatıyor:</p>
<p>“Bismillâhirrahmânirrahîm.</p>
<p>1. Dini yalanlayanı gördün mü?</p>
<p>2. İşte o, yetimi itip kakar;</p>
<p>3. Yoksulu doyurmaya teşvik etmez;</p>
<p>4, 5. Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar.</p>
<p>6, 7. Onlar gösteriş yapanlardır; hayra da mâni olurlar.”</p>
<p>Peki, bu ayetlerin uygulamada karşılığı ne kadar var? Cevabını nefsimize bırakıyorum.</p>
<p>Daha henüz adaletten, hakkaniyetten bahsetmiyorum bile… Biz sanıyoruz ki Kur’an-ı Kerim’de geçmiş ümmetler hakkındaki kıssalar sadece birer hikaye. Halbuki o kıssalarda geçen bozulmaları biz her gün yaşıyor ve o uyarıların muhatapları da yaşayanlar olarak biziz.</p>
<p>O kadar aciziz ki, Mescit-i Aksa için göz yaşı dökerken milyarı aşkın Müslüman olarak halimizi değiştirmek dışında her şeyi yapıyoruz.</p>
<p>Mescit-i Aksa böyle mi kurtulacak!</p>
<p>Karar, 12 Mayıs 2021<br />
https://www.karar.com/yazarlar/senol-kaluc/mescit-i-aksa-nasil-kurtulur-1589416</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/mescit-i-aksa-nasil-kurtulur/">Mescit-i Aksa Nasıl Kurtulur!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Çankaya’nın Şişmanı İşçi Düşmanı”</title>
		<link>https://hurfikirler.com/cankayanin-sismani-isci-dusmani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şenol Kaluç]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Apr 2021 09:17:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/cankayanin-sismani-isci-dusmani/</guid>

					<description><![CDATA[<p>T. Özal’ın vefatının üzerinden tam 28 yıl geçmiş. Türkiye tarihinin nev-i şahsına münhasır liderlerinden biri olarak tartışmasız yaptıkları ve yapamadıkları ile hep özel bir yere sahip olacak. Önemli bir köşe taşı olarak Özal’ı ve Özal dönemini doğru değerlendirebilmek için o devrin serin kanlılıkla ele alınması gerekiyor ama bizde övgü ve yergi arasında denge hemen hiçbir [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/cankayanin-sismani-isci-dusmani/">“Çankaya’nın Şişmanı İşçi Düşmanı”</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="content-heading"></div>
<div class="content-tools flex center between mb-4">
<div class="flex">
<div class="share-block-99">T. Özal’ın vefatının üzerinden tam 28 yıl geçmiş. Türkiye tarihinin nev-i şahsına münhasır liderlerinden biri olarak tartışmasız yaptıkları ve yapamadıkları ile hep özel bir yere sahip olacak. Önemli bir köşe taşı olarak Özal’ı ve Özal dönemini doğru değerlendirebilmek için o devrin serin kanlılıkla ele alınması gerekiyor ama bizde övgü ve yergi arasında denge hemen hiçbir konuda ol(a)madığı gibi bu konuda da yok.</div>
</div>
</div>
<article class="article-content">
<div class="text-content">
<p>Özal’ın bu ülkeye belki en büyük hizmeti serbest piyasayı getirmiş olması ve AB’ye girmeyi hedef olarak göstermesi idi. Eski sosyalist Doğu ülkelerine has fiyat mekanizmasını değiştirmiş ve Batı ile entegrasyon sürecini başlatmıştı. Ancak işte orada kocaman bir ama var.</p>
<div class="banner banner-wide">
<div id="dfp-infinity-4" data-google-query-id="CPTop-LqkfACFRWYewodAFwNlg">
<div id="google_ads_iframe_/90851098/karar.com_desktop_haberdetay_arasi1_0__container__">Özal, Türkiye’ye serbest piyasayı getirirken maalesef bu piyasanın asgari hukuki şartlarını getirmek için hemen hiç çaba harcamadı. Bunun toplumsal maliyetini bugün hep birlikte ödüyoruz. O günlerde Türkiye hızla türedi yeni zenginlerle tanışırken, bu tanışmanın bir de karanlık yüzü vardı. Zaten darbenin yarattığı iklim içinde ekonomik olarak büyük yara almış geniş kitleler kuralsız serbest piyasa uygulamaları içinde ezildikçe ezildi.</div>
</div>
</div>
<p>Darbe sonrası dönemde ekonomik çarklar neredeyse tamamen durmuş ve o dönemde yurt dışına özellikle Arap ülkelerine giden binlerce işçiden biri olarak babam da çalışmak için gitmek zorunda kalmıştı. Özal’ın uygulamaları o dönemin tabiri ile orta direğin sonunu getirirken, alt sınıflar ise daha beter bir duruma düşmüştü. Siyasilerle el ele kol kola gezenler uçarken sıradan halk kitleleri özellikle şehirlerde büyük bir yoklukla imtihan oluyordu.</p>
<p>Üstüne bir de “benim memurum işini bilir” anlayışı rüşveti sıradan bir vaka haline getirmişti. Anayasanın bir kerecik delinmesinden bir şey olmaz anlayışının geldiği yeri ise herhalde söylemeye hacet yok.</p>
<p>Sözün gelişi değil gerçeğin kendisi olarak açlık pek çok aile için sıradan bir hale gelmişti. Ocaklar yanmaz olmuş, sofraya kuru ekmek dahi koyulamayacak hale gelinmişti. Şimdi Özal devri konuşulurken bunların da konuşulması gerek ama bizler hep işin şaşasına bakmaya meyyaliz.</p>
<p>Özal’ın yaptığı pek çok güzel iş de maalesef “Papatya”larının gölgesinde kalmıştı. Hayali ihracat kralları halkın açlığını örtüyordu.</p>
<p>Sevildiği kadar, nefret de edilen bir siyasi lider konumundaydı. Bugün hayırla yadeden siyasi çizginin dünü de ondan farklı sebeplerle hiç ama hiç hoşlanmazdı.</p>
<p>Özal’ın rahmetli olduğu gün Ankara’da Ankaragücü-Beşiktaş maçı vardı ve bende o maçtaydım. Maç saati gelmiş ama bir türlü ilk düdük çalmıyordu. Taraftarlar maçın başlamamasını orta hakem Erman Toroğlu’nun artistliğine bağlarken dakikalar ilerledikçe gerginlik artmış ve protesto sesleri yükseliyordu.</p>
<p>O sırada zaten çok kötü olan anons sisteminden bir duyuru yapılmaya başlandı ancak yapılan duyuru tribünlerin gürültüsünden yeterince anlaşılamıyordu. Sonra yavaş yavaş mırıldanmalar arasında haber tribünlere yayıldı. Özal’ın hayatını kaybettiği, bu nedenle maçın ileri bir tarihe ertelendiği, seyircilerden de biletlerini saklamaları ile ilgili açıklama yapıldığı anlaşıldı. Tabii o günlerde bilet saklamak kimsenin pek aklına gelmediği için binlerce insan kapılara koşarak bilet koçanları aramaya başlamıştı. Çünkü maç biletleri o günün şartlarında astronomik denecek kadar pahalı idi.</p>
<p>O hengame içinde kimse bu habere inanmıyor ya da inanmak istemiyordu.</p>
<p>Buradaki inanmak istemiyor kısmını büyük bir üzüntü nedeniyle olduğunu düşünmenizi istemiyorum, en azından benim çevremde böyle bir hava yoktu. Statta, yolda, otobüste kimse Özal’ın öldüğü haberine inanmıyor, bazıları bunun bir oyun olduğunu dahi söylüyorlardı. Ben de dahil pek çok insan ancak akşam haberlerinde doktorların açıklamasını dinledikten sonra ikna olmuştuk ölümüne.</p>
<p>Özal dönemi benim için açlık, sefalet ve yokluktan başka bir anlam taşımıyordu o günlerde. Attığı pek çok adımın ekonomik zararlarını birinci derecede evimizde hissediyorduk. Zamların otomatiğe bağlandığı bir dönemden geçiyorduk ve ücretler yerlerde sürünüyordu.</p>
<p>Olayın vahametini belki şu şekilde anlatabilirim. Bütün yaz inşaatlarda amcamın yanında amele olarak çalışmıştım. 30 günlük yevmiyem içerde kalmıştı. Aldığım parayı dershane taksiti yapmış, kalan para ile ise en büyük hayalim bir uydu alıcı almak idi. Ancak amcam paramı altı ay sonra verdiğinde benim 30 yevmiye kuşa dönmüş 3 günlük yevmiye ücretine tekabül eder hale gelmişti.</p>
<p>Özal’ı bugün hayırla yad etmem orta direği yok ettiği gerçeğini ve diğer bazı yanlışlarını da unutmamı gerektirmiyor. Dünü değerlendirirken bunlara da dikkat etmekte fayda var. Yoksa tarih okumanın ne anlamı olabilir ki?</p>
<p>Karar, 21/04/2021</p>
</div>
</article>
<p><a href="https://hurfikirler.com/cankayanin-sismani-isci-dusmani/">“Çankaya’nın Şişmanı İşçi Düşmanı”</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EBA’yı Doğru Kullanıyor muyuz?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/ebayi-dogru-kullaniyor-muyuz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şenol Kaluç]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Sep 2020 18:49:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/ebayi-dogru-kullaniyor-muyuz/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tuhaf bir milletiz vesselam. Bir şeylerin olması gerektiği gibi olabilmesi için ya zor gerekiyor ya da cebimizin yanması. En basiti Türkiye genelinde trafikte pek çok ışıklı noktada insanımız kırmızı ya da yeşili umursamıyor, ta ki oraya EDS (Elektronik Denetleme Sistemi) takılana kadar. Keza hız sınırları için de öyle. Ülkemizde pek çok vergi mükellefi vergi ödememeyi [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ebayi-dogru-kullaniyor-muyuz/">EBA’yı Doğru Kullanıyor muyuz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="spot margin-top-lg">Tuhaf bir milletiz vesselam.</div>
<div id="detail-area" class="text-detail font-size-18 font-weight-5 margin-top-lg">
<p>Bir şeylerin olması gerektiği gibi olabilmesi için ya zor gerekiyor ya da cebimizin yanması. En basiti Türkiye genelinde trafikte pek çok ışıklı noktada insanımız kırmızı ya da yeşili umursamıyor, ta ki oraya EDS (Elektronik Denetleme Sistemi) takılana kadar. Keza hız sınırları için de öyle.</p>
<p>Ülkemizde pek çok vergi mükellefi vergi ödememeyi bir alışkanlık haline getirmiş durumda çünkü sık sık vergi affı çıkıyor. Daha kötüsü ülkemiz adi suçlular için de bir cennet, “vatandaşa karşı işlenen suçu ancak vatandaş affeder” deyip yine af çıkarıyoruz; olan namuslu vatandaşa oluyor.</p>
<div class="adv margin-top-lg">
<div>
<div id="div-gpt-ad-1584260618153-0" data-google-query-id="CO-lwqXf8-sCFeoh0wod9pUN2g">
<div id="google_ads_iframe_/90851098/karar.com_desktop_haberdetay_arasi1_0__container__">Yıllardır eğitimle ilgili yazıp çiziyorum. Hep birlikte birbirimizi kandırdığımız bir sistem icat etmişiz, geçinip gidiyoruz.</div>
</div>
</div>
</div>
<p>Kabul etmek istemesek de okullarımız arasında ilkokuldan liseye uzanan bir kast sistemi var. İlkokul ve ortaokullarımız bulundukları mahallelerin sosyo-ekonomik şartlarına göre şekillenirken liselerimiz de LGS ile ayrışıyor. Son 30 yılın en adil sistemi TEOG’u kaldırarak kast sisteminin ekmeğine yağ sürdük.</p>
<p>Pandemi sürecinin eğitim için büyük bir fırsat olduğunu defaatle söylememize rağmen ufukta henüz bir ışık yok.</p>
<p>EBA üzerinden canlı dersler ve pek çok farklı yolla eğitim-öğretim faaliyetleri sürdürülmeye çalışılıyor. İlkokul kademesinde nispeten imkanlar dahilinde katılım yüksek iken, kademe arttıkça öğrenci ilgisi de ona göre düşüyor.</p>
<p>Bu bilinmeyen bir durum değil ama il ve ilçe M. E. Müdürlükleri taciz düzeyinde bir ısrar ile okulları ve öğretmenleri sıkıştırarak katılımı rakamsal olarak en üst seviyeye çıkarma derdinde. Halbuki sayısal verilere duyulan aşkın gerçekte hiçbir somut değerinin olmadığını herkes biliyor.</p>
<p>EBA canlı ders katılımında A şehrinin birinci sırada olmasının B şehrinin ise son sırada olmasının eğitimin kalitesi ile doğrudan bir ilişkisi yok. Tüm il ve ilçeler aynı oranı yakaladığında ne değişecek?</p>
<p>Kurulu düzen içinde öğrenci-insan davranışlarımızın mahiyetinin aynılığını, kırmızı ışıktaki gibi öğrencilerimizin de büyük kısmının sadece EDS’lere ve zorunluluğa baktığını görmezden gelince sorunlar hallolmuş olmuyor. Onlarda büyüklerinin aynası.</p>
<p>İşin asıl komik tarafı öğrencilerden -çok büyük bir kısmının- yüz yüze iken bile umursamadıkları dersleri uzaktan eğitimde umursamalarını bekliyoruz…</p>
<p>Çocuklar bizi taklit ediyor. Dahası, öğrencilerin çoğu itiraf edemese de şunun çok iyi farkında; bu derslerden alacağı çok fazla bir şey yok çünkü içten içe kapasitesini biliyor ve gittiği okul itibariyle birileri ile yarışamayacağını MEB bilmiyor numarası yapsa da anne-baba bilmezden gelse de kendisi fazlası ile farkında.</p>
<p>Geçen hafta yazdım, bugün için mevcut hali ile eğitim programlarının içeriğinin pek çok yönden lüzumsuz olduğunu pandemi süreci hepimize gösterdi. Temel dersler dışında öğrencilerimizi geleceğe hazırlayacak sertifika programlarının hazırlanması ve eğitimin okul dışına kısmen çıkması şart. Temel dersler dışında ortaokul ve liselerden mezuniyet için bir takım sertifikalar –ama ciddi sınavlardan geçilen- şart olmalı.</p>
<p>Mesela yüzme bilmeden ortaokuldan, ilkyardım bilmeden liseden mezun olunamamalı. Bilgisayar programcılığı, yazılım, kodlama vb. birçok beceri bu şekilde sertifika programlarına bağlanabilir. Spor yapmayı değil seyretmeyi seven bir toplumuz. Öğrencilerimiz için beceri ve yeteneklerine göre en az bir dalda lisanslı sporculuk zorunluluğu getirebiliriz. Belki böylece sadece sporu seyreden bir toplum olmaktan çıkabiliriz. Müzik için de bu geçerli; hemen hiçbir enstrümanı çalamadan bir ömür geçiren bir toplumuz.</p>
<p>Düşünsenize kast sisteminin en tepesindeki okullarda okuyan pek çok gencimiz üniversite sıralarına kadar ne spor ne resim ne de herhangi bir müzik aleti ile mesai harcamadan geliyor. Önlerine konulan tek başarı skalası kaç matematik, fizik, kimya, Türkçe, tarih vs. neti yaptıkları.</p>
<p>Sonrada hep birlikte ortaya çıkan insan tipine ah vah ediyor, kültürel hegemonyalardan bahsediyoruz. Kastın altında ise durum daha fena çünkü bu kez de milyonlarca asgari ücretli modern köle üretiyoruz. Piyasa şartları içinde ne kendi yeteneklerinin farkında ne de kendilerini farklı kılacak bir artıya sahip olabiliyorlar. Dahası yalancı bir değerlilik hali içinde önlerine çıkan hiçbir işi beğenmez oluyorlar. Sonuç milyonların memur olmak için can attığı bir ülke…</p>
<p>EBA’ya giriş demiştik yine savrulduk gittik!</p>
<p>Karar, 16.09.2020</p>
</div>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ebayi-dogru-kullaniyor-muyuz/">EBA’yı Doğru Kullanıyor muyuz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tutarsızlık, Şiddet ve Geleceksizlik!</title>
		<link>https://hurfikirler.com/tutarsizlik-siddet-ve-geleceksizlik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şenol Kaluç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Aug 2020 08:29:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/tutarsizlik-siddet-ve-geleceksizlik/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye ciddi manada bir tutarsızlıklar ülkesi. Kendi küçük çıkarlarımız –tabii ki birileri için de büyük çıkarlar- gereği bu durumdan çoğunlukla rahatsız değiliz. Günlerdir İstanbul Sözleşmesi üzerinden “Aile elden gidiyor!” diye feveran eden ve sözleşmeyi savunanları neredeyse –aslında niyet o- Allah’a isyan ile suçlayan çevreler nedense ülkedeki pek çok hukuksuzluk ve adaletsizliğe hiç ses çıkarmıyor. İçlerinde [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/tutarsizlik-siddet-ve-geleceksizlik/">Tutarsızlık, Şiddet ve Geleceksizlik!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="spot margin-top-lg">Türkiye ciddi manada bir tutarsızlıklar ülkesi. Kendi küçük çıkarlarımız –tabii ki birileri için de büyük çıkarlar- gereği bu durumdan çoğunlukla rahatsız değiliz.</div>
<div id="detail-area" class="text-detail font-size-18 font-weight-5 margin-top-lg">
<p>Günlerdir İstanbul Sözleşmesi üzerinden “Aile elden gidiyor!” diye feveran eden ve sözleşmeyi savunanları neredeyse –aslında niyet o- Allah’a isyan ile suçlayan çevreler nedense ülkedeki pek çok hukuksuzluk ve adaletsizliğe hiç ses çıkarmıyor.</p>
<p>İçlerinde okuduğu belgeyi anlamayıp 3. kişi tabirini grupsal cinsel eylem sanarak(?) karşı propaganda yapan akademisyen titrine sahip alimlerimiz bile var. İnsan üzülerek Türkçe bir metni bile anlama acziyeti yaşayan bu arkadaşların bizlere kadim Arapça ile yazılmış Kur’an yorumları yapmalarına hayıflanıyor. Bir de bilerek yanlış anlayıp yorumluyorlarsa o daha büyük bir ayıp… Seviyenin yerlerde gezdiğini görmek için bu tür, malum nefesi çok kuvvetli birkaç efendi hazretlerinin hurili-nurili bir iki muhabbetini dinlemek kâfi…</p>
<div class="adv margin-top-lg">
<div>
<div id="div-gpt-ad-1584260618153-0" data-google-query-id="CO38_rLquOsCFQ-EgwcdIxkK8A">
<div id="google_ads_iframe_/90851098/karar.com_desktop_haberdetay_arasi1_0__container__">Kâfi diyorum ama bu saçmalıklara canı gönülden inanan azımsanamayacak da bir kitle var.</div>
</div>
</div>
</div>
<p>Böyle bir kitle olması sorun değil, sorun bu kitlenin farklı versiyonlarının hemen her cenahta olması ve bunları alt alta topladığımızda genel nüfusun neredeyse ezici bir yekûnuna tekabül etmesi ve bizi koruyup kollaması gereken kurumlarda da bu neviden insanların devletin görünen yüzü olarak yer bulması.</p>
<p>Ülkece depresyondayız ve şiddet –her türlüsü- gündelik hayatımızın bir parçası haline gelmiş durumda. Buna rağmen kendi halinde bile tek başına suç olan pek çok eylem ancak sosyal medyaya yansırsa görmesi gereken cezayı alma ihtimaline kavuşuyor.</p>
<p>Örneklersem; yakın bir arkadaşım aralarında tartışma yaşadıkları bir kişi tarafından sokak ortasında öldüresiye darp ediliyor. Kolunda kırıklar, kafasında çatlaklarla hastaneye kaldırılıyor ve bir ay yoğun bakımda hayatta kalma mücadelesi veriyor. Peki, o sırada darp eden güzide vatandaşımız ne yapıyor? Adalet mercii tutuksuz yargılanmasına karar veriyor. Bu kararı veren hâkim vatandaşın yoğun bakımdan çıkmasını bile beklemiyor. Nihayet bir yıl sonra 3. duruşmadan sonra beyefendi nezaketen tutuklanıyor.</p>
<p>Durun, öyle hemen heyecanlanmayın. Beyefendinin tutuklanma sebebi bu olay değil. Meğer bu beyefendi daha önce başka bir vatandaşımızı(!) darp etmiş ve bir başka mahkemece verilen cezanın açıklanması benzer bir suç işlenmesine kadar ertelenmiş. Mahkemede UYAP üzerinden bu bilgi gelince beyefendi kerhen tutuklayarak ceza evine gönderiyor… Öldüresiye adam dövmenin cezası da adam ölmediği için topu topu iyi hal indirimi ile 18 ay kadar…</p>
<p>Türkiye’de sokak ortasında buna benzer her gün onlarca darp olayı yaşanıyor. Elde delil olsa bile faillerinin büyük çoğunluğu adliyeden ellerini kollarını sallayarak evlerine gidebiliyor ve sıradaki mağduru beklemeye başlayabiliyor.</p>
<p>Bu tür olaylar ancak sosyal medyaya yansıdığında devletin ilgili kurumları harekete geçme ihtiyacı hissediyor. O da tepkinin büyüklüğüne göre.</p>
<p>Örneğin İstanbul’da hemen her gün belki on, yirmi, otuz kere yaşanan ama kimsenin umursamadığı bir olay geçen hafta yaşandı. Ama bu kez bir trafik magandasının trafikte yol almaya çalışan bir bayana saldırısı kameralar aracılığı ile sosyal medyaya düştü ve hızla yayıldı.</p>
<p>Düşüyor ama ilginç bir şekilde sadece bir vatandaş olarak –cinsiyeti ve diğer özelliklerinden bağımsız- yaşadığı durumun vahameti ortada iken sosyal medyada bir anda başörtülü ve de doktor olduğu ön plana çıkartılıyor. Sanki gündelikçi, temizlikçi ya da işsiz olsa; başörtülü değil de başı açık olsa, kadın değil de erkek olsa olay normalleşecekti…</p>
<p>Bu tür çifte standartlara alışık olmadığımı sanmayın; bu ülkede çifte standart hep vardı ama bu denli ‘Oh olsun’cu bir anlayış yerleşmemişti ve en azından mahalle ayırmaksızın havan mermisi ile ölen Ceylan’ı da PKK’lı teröristlerce hayattan koparılan Ayşe’yi de dert edinip, çocuk gören, ikisinin de acısını yüreğinde hisseden ve tepki koyanlar vardı.</p>
<p>O zamanda bu çocuklar “Yarın büyüyüp … olur!” diyerek umursamayan, Allahtan korkmaz tipler vardı ve bunlar yarında olacak ama bugünkü gibi pervasızca bu arsızlıklarını açığa vuramıyorlardı.</p>
<p>Bireyselleşme dedik ama sanırım biz toplum olarak bireyselleşmeyi fazlası ile yanlış anladık… Bireyselleşmeden çıkıp bir takımın-grubun-ideolojinin-partinin vb. parçası haline gelmeyi insan olmanın önüne koyduk. Şu an bir türlü anlayamadığımız yeni kuşaklar da işte tam burada bocalıyorlar.</p>
<p>Bizlere bakıp gidecek doğru yolu göremiyorlar…</p>
<p>Neyse biz en iyisi Kanarya sevenler derneğinin dertleri ile ilgilenelim… Ne olacak bu Fenerbahçe’nin hali!&#8230;</p>
<p>Karar, 19 Ağustos 2020</p>
</div>
<p><a href="https://hurfikirler.com/tutarsizlik-siddet-ve-geleceksizlik/">Tutarsızlık, Şiddet ve Geleceksizlik!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gazımız demokrasimizi geliştirirse ne âlâ!..</title>
		<link>https://hurfikirler.com/gazimiz-demokrasimizi-gelistirirse-ne-ala/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şenol Kaluç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Aug 2020 08:26:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/gazimiz-demokrasimizi-gelistirirse-ne-ala/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nedense ülkece bir şeylere sevinmeyi doğru düzgün beceremiyoruz! Karadeniz’de ciddi bir doğalgaz rezervinin bulunması haberi ülkece sevinilecek bir gelişme iken iki tarafın trolleri sayesinde yine birbirimizle kapışmaya vesile oldu. Buradaki öncelikli suçlunun kendini iktidar çevrelerine yakın gören bazı kesimlerin olduğunu söylemeliyiz. Çünkü öyle bir hava estiriliyor ki sanırsınız ülkede muhalif olan herkes hain ve ülke [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/gazimiz-demokrasimizi-gelistirirse-ne-ala/">Gazımız demokrasimizi geliştirirse ne âlâ!..</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="title">Nedense ülkece bir şeylere sevinmeyi doğru düzgün beceremiyoruz!</div>
<div id="detail-area" class="text-detail font-size-18 font-weight-5 margin-top-lg">
<p>Karadeniz’de ciddi bir doğalgaz rezervinin bulunması haberi ülkece sevinilecek bir gelişme iken iki tarafın trolleri sayesinde yine birbirimizle kapışmaya vesile oldu.</p>
<p>Buradaki öncelikli suçlunun kendini iktidar çevrelerine yakın gören bazı kesimlerin olduğunu söylemeliyiz. Çünkü öyle bir hava estiriliyor ki sanırsınız ülkede muhalif olan herkes hain ve ülke için iyi bir şeylerin olmasını istemiyor. Hal böyle olunca muhalif çevrelerin tetikçileri de aynı sertlikte cevap veriyor. Olaya mutedil ve aklı başında yaklaşmaya çalışanların sesi de bu kuru gürültüde kaybolup gidiyor.</p>
<div class="adv margin-top-lg">
<div>
<div id="div-gpt-ad-1584260618153-0" data-google-query-id="CJv93u3puOsCFYqDgwcdB3wCvA">
<div id="google_ads_iframe_/90851098/karar.com_desktop_haberdetay_arasi1_0__container__">Ülkece zaten varolan ahlaki problemlerimiz yanında bir de üslup sorunumuz olduğu bir gerçek. Atalarımızın sap yemekle ilgili bir sözü var, ne hikmetse her yerde bu tiplerin sözü duyuluyor. Bu üslup sorununun sadece trollerde olduğunu düşünürsek kendimizi kandırmış oluruz. En tepeden en aşağıya, ezici çoğunluğumuzun ötekisine bakışı nefret ve tiksinti ile karışık bir çizgide geziyor. Aslında işin içine siyaset (dinî-ladinî) girmediğinde çok rahatlıkla anlaşacak olan insanlarımız siyasi bir mevzuya daldıklarında anında kırmızı görmüş boğaya dönüyor ama ortalıkta matador yok.</div>
</div>
</div>
</div>
<p>Hain, Fetöcü, Bölücü, Terörist, İşbirlikçi, Siyonist Uşağı, Tespihçi, Yobaz, İşidci, Pis Kapitalist; bunu da ben ekleyeyim Kapitalist düzenin ayyaş bekçileri vb. birçok laf havada uçuşurken Allah rızası için ortada bir tane fikir kırıntısının bile sesi duyulmuyor.</p>
<p>Tabii burada medya organlarının bile isteye bu tipleri ön plana çıkarmaları da var. Düşünsenize TV ekranlarında aklı başında, işini bilen bir isim görüldüğünde insanlar sosyal medyada o isimler için “Artık bir daha TV’ye çıkarmazlar!” diye konuşuyorsa bu algı gerçek olmasa bile vay halimize.</p>
<p>Böyle olunca muhalefetin gerçek tepkisini iktidara yakın olanlar nasıl tartamıyorsa, muhalif olanlar da aynı şekilde iktidar bloğunun sözlerine hiçbir şekilde inanmama eğilimine giriyor.</p>
<p>300-350 milyar metreküplük bir keşiften bahsediyoruz ve arkasının geleceğine dair de bir umut var. Şu aşamada bu gazın bir günde çıkarılamayacağı ve mevcut teknolojik altyapımızla kendimizce karaya çıkarılarak halkımızın hizmetine sunulamayacağı malum. Bu tür teknik birçok mevzu var ama bizim işin olumlu yanlarına odaklanmamız gerek.</p>
<p>Eğer ulaşıldığı düşünülen rezerv gerçekten verimli bir kaynak ise bunun bize katkısı ne olabilir ona bakmak lazım.</p>
<p>Keşfedilen yatağın bu hali ile uzun vadede direkt doğalgaz fiyatlarını birilerinin dediği gibi bedavaya indirmesini beklemek ancak Nasrettin Hoca’nın kendi yalanına inanmasına benzer. Hoş böyle güzel bir yalana herkes inanmak ister ama biraz akıllı iseniz güler geçersiniz.</p>
<p>Keşfedilen rezerv Türkiye’nin mevcut ihtiyacının 7 yıldan biraz fazlasına denk geliyor. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunan bir ülke olunca da insanlarda mevzuyu tam olarak anlayamıyor. Bu kadar gaz bir seferde karaya taşınamaz. Zaten Türkiye Petrolleri’nin projeksiyonuna göre de bu yataktan çıkacak gaz en az 21 yıllık bir süreçte çıkarılabilecek ve her yıl cari açıkta 5 Milyar Doların üzerinde bir getirisi olacak.</p>
<p>Burada belki şu takip yapılabilir, bu gazı çıkaracak şirket ile nasıl bir pazarlık yapılacağı ve bu şirkete verilecek payın ne olacağı. Bu gazın %10’u mu %20’si mi ya da daha fazlası mı verilecek bu da sizin pazarlık gücünüze bağlı.</p>
<p>Kimse hemen hoplayıp zıplamasın, bugün dünyada kendi gazını kendi petrolünü çıkarıp işleyebilen çok az ülke var. Merak edenler Azerbaycan petrollerini kimin çıkardığını araştırsın.</p>
<p>Geçen yıllarda Irak Kürdistan Özerk Bölgesinde çıkarılacak petrol için çok uluslu şirketlerle anlaşma yapıldığında Türkiye’den giden gazeteciler –her şeyi çok iyi bildikleri için- Enerji Bakanına “Neden yabancı şirketlere bu kadar büyük pay veriyorsunuz?” sorusuna: “Bizim bu petrolü çıkarma ve işleme şansımız yok, onlar gelip çıkarmadığı takdirde o petrolün bize hiçbir faydası olmayacak. Hem onlar kazanacak hem biz kazanacağız!” minvalinde bir cevap vermişti.</p>
<p>Cari açıkta yıllık 5 milyar dolarlık katkıyı küçümsemeyelim, inşallah başka kuyulardan da iyi haberler gelir de Rus gazına ihtiyacımız kalmaz. Böyle bir gelişme Türkiye’nin önünü açabilir.</p>
<p>Tabii ki tek bir şartla, demokratikleşmenin de gerçekleşmesiyle. Yoksa o zaman Allah korusun petrolün olduğu ama özgürlüklerin toprağın altında kaldığı zenginliğin oligarklarca paylaşıldığı ülkelere benzeriz.</p>
<p>Karar, 26 Ağustos 2020</p>
</div>
<p><a href="https://hurfikirler.com/gazimiz-demokrasimizi-gelistirirse-ne-ala/">Gazımız demokrasimizi geliştirirse ne âlâ!..</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Muhalefeti kapatalım gitsin!..</title>
		<link>https://hurfikirler.com/muhalefeti-kapatalim-gitsin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şenol Kaluç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2020 08:21:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/muhalefeti-kapatalim-gitsin/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Pedogojik olarak küçük yaşlarda öğrenilen bilgi ve alışkanlıkların hayatımızı derinden etkilediği bir gerçek. Ve ülkemizdeki yoğun ideolojik(?) eğitim de bizim demokrasi, laiklik, İslam, insan hakları, Cumhuriyet, devlet vb. pek çok konuda sağlıklı düşünüp, konuşmamızı ve anlamak için tartışmamızı engelliyor. Düşünsenize atlattığımız onca badireye rağmen hala mahkemelerimiz bilinmeyen bir dilde ifade alabilmekte, meclisimizde bir milletvekilinin yaka [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/muhalefeti-kapatalim-gitsin/">Muhalefeti kapatalım gitsin!..</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Pedogojik olarak küçük yaşlarda öğrenilen bilgi ve alışkanlıkların hayatımızı derinden etkilediği bir gerçek.<br />
Ve ülkemizdeki yoğun ideolojik(?) eğitim de bizim demokrasi, laiklik, İslam, insan hakları, Cumhuriyet, devlet vb. pek çok konuda sağlıklı düşünüp, konuşmamızı ve anlamak için tartışmamızı engelliyor.</p>
<p>Düşünsenize atlattığımız onca badireye rağmen hala mahkemelerimiz bilinmeyen bir dilde ifade alabilmekte, meclisimizde bir milletvekilinin yaka paça atılması istenebilmekte, 28 Şubat’ta devletin ceberrutluğundan şikayet edenler bugün bir belediyenin halka bedava ekmek dağıtmasını bile paralel devlet yapılanması olarak görebilmektedir.</p>
<p>Dün ile bugün arasında bir insicam kuramayınca böyle oluyor demek ki!</p>
<p>Osmanlıdan Cumhuriyete o kadar çok gelgitlerimiz var ki hiçbirinden ders almamışız ve ders almaya niyetimiz yok. Üstelik bu gelgitlerimiz yaptığımız doğruları da değersizleştiriyor.</p>
<p>***</p>
<p>Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşına maalesef koşar adım girdi ve korkunç bir yenilgiyle çıktı. Bir zamanlar bize öğretildiği gibi “Müttefiklerimiz yenildiği için biz de yenilmiş” sayılmadık.</p>
<p>Padişahın değil ama İttihatçıların büyük boş hayalleri ülkeyi uçuruma itmiş ve bir ölüm kalım mücadelesine düşürmüştü.</p>
<p>İşte bu mücadelede TBMM’nin müstesna bir yeri var.</p>
<p>Ancak, Kemalist ideoloji her şeyi 19 Mayıs’tan başlattığı için Osmanlıdan günümüze uzanan demokratikleşme mücadelesi yokmuş hükmünde sayılıyor.</p>
<p>***</p>
<p>Bugün aklı başında pek çok insan bile TBMM’nin gökten zembille indiğini zannediyor.</p>
<p>İşgallerin en cafcaflı günlerinde, bir çağrı ile halk -örgütlenmenin çapı tartışılabilir olsa da- Ankara’ya temsilciler göndermiştir. Hemen öncesinde gerçekleştirilen kongreleri de göz önüne aldığımızda bunun için halkın yönetime az-çok katılma gibi bir alışkanlığı olması gerektiği çok açık.</p>
<p>Yoksa bu çağrı karşılık bulabilir miydi?</p>
<p>Benzer durum Kemalistlerin yaptığı diğer inkılaplar içinde geçerli. Hemen hepsinin kökleri Osmanlıya uzanıyor. Kemalistlerin Osmanlı muktedirlerinden farkı işi kestirip atmaları, Jakobence bir tavır geliştirmelerinde idi.</p>
<p>Türkiye’de demokratikleşme hareketlerini inceleyen tüm eserler başlangıcı 1839 Tanzimat Fermanı ile başlatılır ama Senedi İtitfak’a da atıf yapılmadan geçmez.</p>
<p>Tanzimat Osmanlı taşra sistemini yeniden düzenlemiş; vilayetler sancaklara, sancaklar kazalara, kazalar nahiyelere bölünmüş, nahiyelerin altında da köy ve mahalleler oluşturulmuştur.</p>
<p>Tanzimat, köy ve mahallelerin yönetimini HALK TARAFINDAN SEÇİLMİŞ muhtarlara ve ihtiyar heyetlerine bırakmıştı. Ve daha da önemlisi yukarıya doğru hemen her birimde atanmışlar ve halk tarafından seçilmiş heyetler işin içine sokuldu. “Onların içinde kimileri, bir mahkeme olarak görev yapar ve, kadıların başkanlığında, yeni kanunları uygular. Ötekiler de, vergileri toplama, yol yapma olsun, ya da örneğin eşkıyalığı dizginleme için alınacak önlemler olsun, yerel sorunları tartışırlar ve gerektiğinde İstanbul’a yollanacak öneriler hazırlarlar. 1864 tarihli kanun, bu mercilerin çoğunda … halkın bütün öğelerinin temsil edilebilmeleri amacıyla, belli sayıda Müslüman olmayanların da katılmalarını öngördü. Özellikle İl Genel Meclislerinde (meclis-i umum-u vilayet) işler böyle yürür ve, bu meclislere, sancaklarca seçilen eşit sayıda Müslüman ve azınlıklardan insanlar katılırlar.” (Osmanlı İmparatorluğu Tarihi II, Editör R. Mantran, s.91-92)</p>
<p>***</p>
<p>Her ne kadar İ. Ortaylı bu meclislerin yok hükmünde olduğunu ve birkaç vilayet dışında pek çalışmadıklarını belirtse de 1877 Kanunu ile daha da yaygınlaşmış ve 1880’lere gelindiğinde belediye idareleri az ya da çok kendini gösterir hale gelmiştir.</p>
<p>Kısa da olsa yaşanan ilk Mebusan Meclisi deneyimi Osmanlı aydınlarını fazlası ile etkilemiş ve II. Abdülhamit’e muhalefet de hep bu tecrübenin tekrar yaşanabilmesi üzerine kurulmuştu. 1908 sonrası ise hemen her alanda bir patlama yaşanmıştır. Partiler, sendikalar, kadın hareketleri, basın zirve yapmıştır.</p>
<p>Yani görülüyor ki Osmanlı toplumu az ya da çok bir demokratikleşme tecrübesini 1920’den çok daha önce yaşamış ve az-çok içselleştirmişti.</p>
<p>Ve yine İttihatçılar tüm baskınlıklarına rağmen muhalefeti kökten kaldırmayı hiç düşünmezken Kemalistler ise bunu ilk fırsatta yaptılar. Bu açıdan 1878-1908 Abdülhamit idaresi ile 1925-1945 Tek Parti idaresinin birbirinden çok da farkı yok aslında.</p>
<p>Ve maalesef bugün iştiyakla desteklenen bazı gelişmeler de Muhafazakar-Milliyetçi-İslamcı çevrelerin geçmişten ve dünyadan hiç ders almadıklarını bize gösteriyor.</p>
<p>Aynı nehirde bir kez daha yıkanacak mıyız acaba? Kim bilebilir ki, burası Türkiye…</p>
<p>Karar, 22 Nisan 2020</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/muhalefeti-kapatalim-gitsin/">Muhalefeti kapatalım gitsin!..</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fırsat Gelmişken Eğitime Bir El Atalım!</title>
		<link>https://hurfikirler.com/firsat-gelmisken-egitime-bir-el-atalim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şenol Kaluç]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Apr 2020 04:14:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/firsat-gelmisken-egitime-bir-el-atalim/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Korona günlerinde, “dünya artık eskisi gibi olmayacak!” diye beylik laflar etmek yerine eğitimde kalıcı ve doğru adımlar atmak için önümüze bir fırsat doğdu. Daha önce yazdığım gibi veliler bu kadar uzun süre ve ders yükü içinde çocukları ile baş başa kaldıkları için bazı gerçeklerle ilk kez yüzleşti. Pek çok öğrenci okul alışkanlıklarını evde de devam [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/firsat-gelmisken-egitime-bir-el-atalim/">Fırsat Gelmişken Eğitime Bir El Atalım!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="spot margin-top-lg">Korona günlerinde, “dünya artık eskisi gibi olmayacak!” diye beylik laflar etmek yerine eğitimde kalıcı ve doğru adımlar atmak için önümüze bir fırsat doğdu.</div>
<div id="detail-area" class="text-detail font-size-18 font-weight-5 margin-top-lg">
<p>Daha önce yazdığım gibi veliler bu kadar uzun süre ve ders yükü içinde çocukları ile baş başa kaldıkları için bazı gerçeklerle ilk kez yüzleşti. Pek çok öğrenci okul alışkanlıklarını evde de devam ettirirken önemli bir kısmı da okulla ilişkilerinin sadece bedenen orada bulunmak ve sosyalleşmekten ibaret olduğunu açıkça ailelere gösterdi.</p>
<p>Ne acıdır ki öğrencilerimiz -özellikle de kızlar- için okul geleceğe hazırlamaktan çok ev, aile ve çevre baskısından bir kaçış ve sosyal ilişkiler kurmak için bir araç durumunda.</p>
<p>Okullarımızda, özellikle lise kademesinde hedefsiz çok büyük bir kitle var ve bunun suçlusu da bu çocuklar değil. Bu çocuklara temel ahlaki değerleri kazandıramayan, sorumluluk ve bedel ödeme gibi kavramları öğretemeyen sistem ve bu sistemin bu şekilde uygulanmasına rıza gösteren veli-öğretmen-okul-MEB-siyaset ve tabii ki başta devlet olmak üzere herkes suçlu.</p>
<p>Eğitim konusunda el ele vererek birbirimizi, kendimizi ve de en önemlisi çocuklarımızı kandırmakta bir beis görmüyoruz. Lise ve üniversite çağına gelindiğinde çocuklar da bu yalanın bir parçası haline geliyorlar.</p>
<p>Bugün üniversitelerde 7 milyondan fazla öğrenci var ve bunların %80’i al(ama)dıkları eğitimin kendilerine kuru bir diplomadan başka bir şey vermeyeceğinin farkında. Biliyorlar ama okumaktan -zaman kaybetmekten- başka da bir seçenekleri yok gibi davranıyor-davranıyoruz.</p>
<p>Devlet için resmi işsizler ordusuna ne kadar geç katılırlarsa o kadar iyi.</p>
<p>Bu nedenle mevcut krizi fırsata çevirip, bugün ilkokul çağında olan çocuklarımızı kurtarmak için bir yol açabiliriz. Bunun yolu da o kadar da zor değil. En azından sistemde ciddi reformlar yapamasak bile küçük bir iki dokunuşla çok şeyi değiştirebilir.</p>
<p>Ve bu adımları MEB’in en tepesinden en altına herkes biliyor ama kimsede bu adımları atacak cesaret yok ve üzücü olan ne devletin ne de toplumun gerçekte böyle bir talebi yok.</p>
<p>***</p>
<p>“Yapılabilir olan ama yapılmayanlar nedir?” dersek:</p>
<p>&#8211; Öncelikle sınıf tekrarı uygulaması en azından ortaokuldan itibaren acilen gelmeli; belli yeterliliğe sahip olmayan çocuklar kesinlikle bir üst sınıfa geç(e)memeli.</p>
<p>Adalet, hakkaniyet, eşitlik vb kavramların pekiştirilebilmesi için öğrencilerin her şeyden önce sorumluluklarını yerine getirmeleri gerektiğini önce okullarda öğrenmeli. Çalışan, emek harcayan ile hiçbir şey yapmayanın aynı kefeye konduğu bir sistem sadece ahlaksızlık üretir.</p>
<p>&#8211; Kaynaştırmalı eğitim ve akran eğitimi düşünceleri, her ne kadar güzel bir fikir olsa da uygulamada sorunludur. Bu duruma başka bir çözüm bulunmalı.</p>
<p>&#8211; Okulların bugün için en acil çözülmesi gereken sorunlarından biri de disiplinsizlik. Veli-öğrenci profili inanılmaz derecede saldırgan ve mütecaviz. Geçmişte öğretmen baskısından şikayet ediyorduk şimdi ise tersi bir durum var ve acilen bir orta yol bulunmalı.</p>
<p>&#8211; Lise eğitimi için kesinlikle baraj sınıfı olmalı ve bu baraj sınıfından itibaren öğrencilerin hangi tür okullara gidebilecekleri ile ilgili kesin sınırlar çizilmeli. Bu yapılırken de velilerin okula-öğretmene baskı yapmalarının önüne geçecek bir sistem oluşturulmalıdır.</p>
<p>&#8211; Liseler kendi içinde üç gruba ayrılmalı; akademik eğitim, yarı akademik yarı mesleki eğitim ve tamamen mesleki eğitime göre planlanmalıdır.</p>
<p>&#8211; Akademik eğitim verecek okullara girişler kesinlikle esnetilmemeli ve bu okulların öğrenci kaliteleri asla aşağı çekilmemelidir.</p>
<p>&#8211; Belli bir akademik yeterliliğe sahip olmayan öğrenciler kesin bir şekilde mesleki eğitime yönlendirilmeli, bu konu seçimli olmamalıdır.</p>
<p>&#8211; Bu konuda devlet okullarına girişler kesin çizgilerle belirlenirken özel eğitim kurumları istisna dışı tutulmalıdır. Bu kurumlar kendi öğrenci havuzlarını kendileri belirlemeli, veliler de çocukları için bu havuzu kendi şartları dahilinde kullanabilmelidir.</p>
<p>&#8211; Üniversite sınavları herkese açık olmakla birlikte özellikle uygulamalı alanlarda mesleki eğitim kökenli öğrenciler için ayrı sınavlar düzenlenmeli ve çekirdekten yetişme ve başarılı öğrencilerin önü açılmalıdır…</p>
<p>***</p>
<p>Söylenecek çok şey var ancak iki basit konuyu Sayın Bakanımız Ziya Selçuk’a hatırlatarak nokta koyalım:</p>
<p>1- Japonya’da olduğu gibi okullarımızın temizlik faaliyetlerine artık öğrencilerimiz de katılmalı. Bu, yaşadığı çevreyi içselleştirme ve farketme açısından çok önemli.</p>
<p>2- Çocukları sınıf içi aşırı ders yükü ve gereksiz konulardan kurtarmak için verdiğimiz sözü de tutalım.</p>
<p>Karar, 15 Nisan 2020</p>
</div>
<p><a href="https://hurfikirler.com/firsat-gelmisken-egitime-bir-el-atalim/">Fırsat Gelmişken Eğitime Bir El Atalım!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Demokrasiden Vaz mı Geçeceğiz?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/demokrasiden-vaz-mi-gececegiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şenol Kaluç]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Apr 2020 05:11:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Demokratikleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/demokrasiden-vaz-mi-gececegiz/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu günah ve acı dolu dünyada pek çok yönetim biçimi denendi ve denenecek. Demokrasinin kusursuz ya da tamamıyla bilgece olduğunu kimse iddia etmiyor. Aslında, zaman zaman denenmiş olan tüm diğer biçimler dışında, demokrasinin en kötü yönetim biçimi olduğu söylenmektedir.” Winston Churchill Geçmişi hakkıyla anlamak için karşılaştırmalı bir kronolojiye ve bilgiye ihtiyaç var. Bugün artık coğrafya [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/demokrasiden-vaz-mi-gececegiz/">Demokrasiden Vaz mı Geçeceğiz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="spot margin-top-lg">Bu günah ve acı dolu dünyada pek çok yönetim biçimi denendi ve denenecek. Demokrasinin kusursuz ya da tamamıyla bilgece olduğunu kimse iddia etmiyor.</div>
<div id="detail-area" class="text-detail font-size-18 font-weight-5 margin-top-lg">
<p>Aslında, zaman zaman denenmiş olan tüm diğer biçimler dışında, demokrasinin en kötü yönetim biçimi olduğu söylenmektedir.” Winston Churchill</p>
<p>Geçmişi hakkıyla anlamak için karşılaştırmalı bir kronolojiye ve bilgiye ihtiyaç var. Bugün artık coğrafya dünkü gibi kader olmasa da, Doğu ile Batı arasındaki farkı anlamak için karşılaştırmalı tarih okumaları yapmak ve farklı disiplinlerden yardım almak gerekiyor:  Siyaset, hukuk, coğrafya…  Ve bu durum bugün için de geçerli.</p>
<p>Örneğin Osmanlı Devletinin yükselişi sadece iç dinamiklerle anlatılamaz, Doğu ve Batı’nın içinde bulunduğu sosyo-kültürel-siyasi durumu da bilmek gerekiyor.</p>
<p>Bugün yaşanan krizi belki 1929 Ekonomik Buhranı sonrası döneme benzetilebilir. Batı’nın sanayileşmiş toplumları büyük bir krize girmişti.</p>
<p>Genelde totaliter rejimlerin bu süreçte yükseldiği sanılır. Aslında yükselişin kökleri çok daha eskiye 1. Dünya Savaşı öncesine kadar gidiyor. Rusya Bolşevik İhtilali, İtalya Mussolini, Türkiye Kemalizm ile otoriter-totaliter geçişi çoktan tamamlamıştı.</p>
<p>Almanya, Prusya geleneğinin devamı olarak zaten bu tür bir geleneğe aşina idi, ancak Avrupa’da belki en geç onlar teslim oldu. Weimar Cumhuriyet’inin başarısızlıkları Hitler’in yolunu açtı.<br />
İmparatorluklar çağının sonunda dünyanın ekserisi hızlı kalkınmanın yolunu totaliter-otoriter yönelimde görmüştü. Tek merkezden ve koordineli bir şekilde tüm kaynakların aynı amaç için kullanılması çok daha pratik ve kullanışlı görünüyordu.</p>
<p>Ancak, bu konuda asıl başarıyı -zaten güçlü bir altyapıya sahipti- ekonomik anlamda Nazi Yönetimi gösterdi. 29 Buhranı’nın etkileri hala Avrupa’yı ve ABD’ni etkilerken Almanya otoriter-totaliter yapının verdiği ivme ile ışıltılı bir gösteri sundu dünyaya. Benzer bir yükseliş Japonya’da da yaşanmıştı.</p>
<p>Ancak, bu başarının sürdürülebilirliği tartışmalıdır. Savaşın çıktığı tarihte bile Almanya’da ciddi sorunlar vardı ve insanların büyük bir kısmı ağır şartlar altında yaşıyordu. Naziler savaş sayesinde halkı bir süre daha manipüle etmeyi başardılar.</p>
<p>Naziler ve Japonya belki SSCB deneyimi gibi kendiliğinden çökecekti ama savaş böyle bir çöküşü engelledi.<br />
1940’lara gelindiğinde hemen tüm dünyada Nazilere karşı büyük bir hayranlık vardı. İngiltere gibi kapitalizmin merkezinde dahi Nazi hayranlığı zirve yapmıştı. Kapitalizm ağır bir şekilde eleştirilirken ekonomik krizlere çare bulamadığı fikri revaçtaydı. O günlerde Hayek gibi çok az düşünür bunun sadece bir yanılsamadan ibaret olduğunu ısrarla yazıp çiziyordu.<br />
Kapitalizm o günden sonra pek çok krizden başarı ile çıktığını gördük ama herhalde ilk kez böyle bir kriz yaşıyoruz. Sağlık üzerinden yaşanan bu kriz daha şimdiden devletlerin elindeki kaynakları tükenmiş görünüyor. Ve dünya ekonomisi kaçınılmaz bir şekilde küçülecek. Pek çok ülke ekonomisinin kısa vadede kendisini toparlayamayacağı da açık.</p>
<p>Buradaki büyük oyunun ne olduğu üzerine birçok senaryo üretiliyor. Komplo teorilerini bir yana Dünyadaki son 10 yıllık eğilimi göz önüne aldığımızda yeni bir despotikleşme çağına doğru ilerlediğimiz ve krizinde bunu körüklediği görülüyor.</p>
<p>Önemli olan bizim bu gidişatta nerede durmayı tercih edeceğimiz.</p>
<p>Yaşananlar kara mizahın da ötesine geçti ve bilim kurgu filmleri tadında korkutucu bir dünyaya hızla yol alıyoruz. Teknoloji vasıtası ile yeryüzünde yaşayan her bir bireyin her anının artık devlet ya da başka güçlerce takip edilebileceği bir çağa adım atmış durumdayız.</p>
<p>Bunun özgürlükler açısından ağır bir bedeli olacağı çok açık. Bu denli bir “bilgi data”sı (büyük veri) çok rahatlıkla “Azınlık Raporu” filminin senaryosunu gerçek hayata aktarabilir. Nitekim pek çok devlet ve yasa dışı yapılar bu şekilde sahte belge üretmeyi zaten yapıyordu. Bu üretimin ne boyutlara ulaşabileceğini FETÖ’cüler uygulamalı göstermişti.</p>
<p>Çin’in bugün neredeyse tüm halkını cep telefonları üzerinden takip ettiği bilgileri geliyor. Big Brother gerçekten bizi izliyor.</p>
<p>Bu gidişin bizi de etkilememesi mümkün değil. 200 yıla dayanan demokratikleşme maceramızda hala özgürlüklere yeterince alan kazandırabilmiş ve bunu toplumumuza içselleştirebilmiş değil. Asıl korkmamız gereken konu bu olmalı.</p>
<p>Bugünlerde Çin’e öykünenlere Nazi rejiminin, SSCB deneyiminin, Japon Despotizminin, faşizan rejimler vb.nin insanlığa yaşattıklarının tekrar tekrar hatırlatılmasında fayda var.</p>
<p>Karar, 8 Nisan 2020</p>
</div>
<p><a href="https://hurfikirler.com/demokrasiden-vaz-mi-gececegiz/">Demokrasiden Vaz mı Geçeceğiz?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
