<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ömer Çaha, Hür Fikirler sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hurfikirler.com/author/omercaha/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hurfikirler.com</link>
	<description>..: Hür Fikirler :..</description>
	<lastBuildDate>Wed, 10 Aug 2016 04:33:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.2</generator>
	<item>
		<title>Prof Dr. Ömer Çaha &#8211; Gülen’in mankurtları nasıl azgın kurtlara dönüştü?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/prof-dr-omer-caha-gulenin-mankurtlari-nasil-azgin-kurtlara-donustu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer Çaha]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Aug 2016 04:33:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktibas Yazılar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/prof-dr-omer-caha-gulenin-mankurtlari-nasil-azgin-kurtlara-donustu/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Darbe akşamına ait, yüreğimizi burkan ve öfke duygularının kabarmasına yol açan çok sayıda görüntü medyada dönüp dolaşıyor. Beni en çok sarsan karelerden biri, tankların önünde duran bir kadının maruz kaldığı ateşin sonucunda yere kapaklanmasını resmeden görüntü oldu. Kadın, ellerini kaldırarak ölüm makinesine bir şeyler anlatıyor; ancak aldığı cevap, bir azgın kurdun silahının yivli namlusundan çıkan [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/prof-dr-omer-caha-gulenin-mankurtlari-nasil-azgin-kurtlara-donustu/">Prof Dr. Ömer Çaha &#8211; Gülen’in mankurtları nasıl azgın kurtlara dönüştü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="selectionShareable">Darbe akşamına ait, yüreğimizi burkan ve öfke duygularının kabarmasına yol açan çok sayıda görüntü medyada dönüp dolaşıyor. Beni en çok sarsan karelerden biri, tankların önünde duran bir kadının maruz kaldığı ateşin sonucunda yere kapaklanmasını resmeden görüntü oldu. <strong>Kadın, ellerini kaldırarak ölüm makinesine bir şeyler anlatıyor; ancak aldığı cevap, bir azgın kurdun silahının yivli namlusundan çıkan kahredici kurşun oluveriyor.</strong> O görüntüyü seyrettikçe Cengiz Aymatov’un Gün Olur Asra Bedel romanında betimlediği “mankurt” tiplemesine gidiyor aklım.</p>
<p class="selectionShareable"><strong>Mankurt, bir adamın aklıyla, vicdanıyla, tüm insani melekeleriyle bir efendiye teslim oluşunun hikâyesini anlatır. Hikâye kısaca şöyledir:</strong></p>
<p class="selectionShareable">Kaçırılan bir delikanlı, birtakım yöntemler uygulanarak beyni yıkanır ve efendisine mutlak surette teslim olur, kulu kölesi haline gelir, efendisinin dışındaki herkesi düşmanı beller. Çocuğunu kaybeden anne uzun aramalar ve uğraşların sonucunda bir gün oğlunun izini bulur. Oğlu, efendisinin develerini gütme “hizmeti” görmektedir. Anne, anneliğin verdiği hasret duygularıyla kollarını açarak ona doğru koşarken oğlu, onu efendisinin develerine zarar verecek bir varlık olarak algılar ve yaklaşmaması için uyarır. Anne, çocuğunun bir ölüm makinesine dönüşünden habersiz olarak ona doğru koşar. Birkaç adım attıktan sonra oğlu olacak mankurtun silahından fırlayan kurşun yüreğine saplanır, olduğu yere yığılıverir.</p>
<p class="selectionShareable">***</p>
<p class="selectionShareable">Fetullahçı Terör Örgütü’nde yer alan militanlar, Gülen’in öğretisini dinin kutsal kitabı, kendisini peygamberi ve ilahı haline nasıl getirebiliyorlar? <strong>Yaptıklarının, söylediklerinin hiçbirini nasıl olur da hiç sorgulamaz; kendisini bütün dünyaya hükmeden, yanılmaz, yanlış yapmaz masum bir kâinat imamı olarak kabul ederler?</strong></p>
<p class="selectionShareable">Bu soruların cevabı Gülen örgütü içinde yetişen insan tipinde gizlidir. <strong>Gülen örgütü, tavlamak istediği bir insana hayatında görmediği sıcak ilgiyi, sevgiyi, sevecenliği göstererek; ona hak etmediği değeri vererek, gerektiğinde hediyelere boğarak duygu dünyasına hükmeder ve onu zamanla kendi sarmalına alır.</strong> Örgüte entegre ettikten sonra endoktrinasyon süreci devreye girer. Endoktrinasyon, insanın “ben” duygusunu yok etmekle başlar. Kişinin benliği, kişiliği, şahsiyeti “ene” söylemi üzerinden şeytanlaştırılarak yok edilir; onun yerine Gülen’in ve örgütünün kabarık beni yerleşir. Endoktrinasyon süreci tamamlandığında örgüte giren insan sadece kişiliğini kaybetmez; aynı zamanda düşünme ve sorgulama yetisini, beraberinde de adalet, acıma, merhamet ve şefkat duygusunu, hatta ahlaki duyarlılığını da yitirir. Artık tek varlık nedeni örgüte hizmettir. <strong>Hizmetin üç ayağı vardır: Örgüt için durmadan çalışmak, ona maddi kaynak temin etmek ve aynı zamanda bir istihbarat elemanı gibi örgüte başkası veya olup biten hakkında bilgi taşımak. </strong></p>
<p class="selectionShareable">Gülen örgütüne mensup mankurtlar Aymatov’un mankurtu gibi sade, yalın, düz, tek kişilikli robotik insanlar değildir. Aksine çok kişilikli, çok suretli oynak bir yapıdadırlar.<strong>En az iki tane yüzleri vardır. Birisi herkese sahte gülücükler atan, gülümseyen, her kılıfa girebilen “görünür” kişiliktir. Diğeri ise çoğu zaman “ötekine” karşı nefret ve öfkeyle dolu, gerektiğinde canavarlaşan, ölüm makinesine dönüşebilen, “abilerin” dümen suyunda ağdaki balık gibi çırpınan, bin bir çeşit fücur ve fesatla dolu “gizli” kişiliktir.</strong> Bu gizli kişilik, içinde birden fazla Haşhaşi hançeri barındırır. “Yukarı”dan emir aldığında, alır bu hançeri, kol kola gezdiği, birlikte yiyip içtiği, uzun süre beraber yaşadığı, gözünün içine baktığı, yüzüne güldüğü adamın yüreğine saplar. Tıpkı amirlerinin kafasına silah dayayan yaverler gibi…</p>
<p class="selectionShareable"><strong>Kısaca, Fetullahçı Terör Örgütü’ne mensup, ona tam tamına teslim olmuş bir mankurt, insanı her an satmaya hazır kaypak, ilkesiz, kişiliksiz ve omurgasız bir karaktere sahiptir.</strong> Ona asla güvenilmez. Gösterdiği sıcak ilgi ve güler yüzün arkasında bin bir hile, fesat ve fücur saklıdır. Dış dünyasında güler yüz gösterirken, iç dünyasında düşündüğü tek şey muhatabını tavlayıp örgütüne kazandırmak veya farklı yollardan ondan yararlanmaktır. <strong>Gösterdiği gülen yüze güvenip dayandığında bir köpük tabakasına yaslanmış gibi yere yığılıverir insan. </strong></p>
<p class="selectionShareable">***</p>
<p class="selectionShareable">Gülen hareketinin temeli “2Y, 4H” formülüne dayanır. <strong>Y’ler yalan ve yolsuzluğa işaret eder.</strong> Gülen örgütünün en temel değeri yalandır. Her tür faaliyetlerine akla hayale gelmez yalanlarla mistik bir boyut katarak insanları büyülerler. Bununla birlikte örgüt üyeleri, örgütün hasımlarına karşı her tür yalana, iftiraya ve kumpasa başvurmaktan asla çekinmezler.</p>
<p class="selectionShareable"><strong>Yolsuzluğa gelince: Gülen örgütü aynı zamanda para, mülk ve servet devşirme mekanizmasıdır.</strong> Örgüt mensupları bu tür kaynakları toplayıp sorumlu oldukları yere aktarmaktan başka bir şey bilmezler. Bu kaynaklar tamamen kapalı devre bir sistem içinde kullanılır veya değerlendirilir. Açıkgözlü, uyanık “abiler” örgütün kaynaklarını olabildiğine istismar edebilmektedirler.</p>
<p class="selectionShareable"><strong>Örgütün yapısını oluşturan H’ler ise örgütün, “hizmet”, “hikmet”, “himmet” ve “hidayet” gibi dört ayak üzerine oturmuş işleyiş felsefesine işaret eder.</strong> Örgüt mensubunun beynine kazınan şey şudur: Kendini bütün varlığınla hizmete adayacaksın, örgütle ilgili her şeyde bir hikmet göreceksin, örgüte daima himmet toplayacaksın ve sonucunda da hidayete ereceksin! Bu mekanizmalar aynı zamanda örgüt mensuplarının beyin yıkama araçlarıdır. Sorgulayıcı olmamalarının temelinde bunlar yatar.</p>
<p class="selectionShareable">***</p>
<p class="selectionShareable">Kurtların bir özelliği vardır: Ağızları kan gördüğünde ya da kan kokusu aldıklarında azar, gözlerini kan bürür, hiçbir şeyi görmez olurlar. İçlerinden biri yaralanacak olursa dönüp onu parçalar ve yerler.</p>
<p class="selectionShareable"><strong>Gülen örgütünün mankurtlarını azgın kurtlara dönüştüren şey “para” ve “iktidar” oldu. Bunlar kime selam verdilerse “burs” veya “himmet” adı altında para kopardılar. Çoğu zaman aynı okul projesi için onlarca iş adamından para devşirdiler.</strong> Böylece bir okul yapıp, on okulun parasını topladılar. Aynı şekilde kime selam verdilerse “burs” adı altında himmet parası aldılar. Topladıkları bursların yüzde birini bile öğrencilere burs olarak vermediler. Stratejik yerlere yerleştirecekleri çok az öğrencinin dışında hiç kimseye doğru düzgün burs vermedi Gülen örgütü. Yurtlarında veya evlerinde düşük ücretle barındırdıkları öğrencileri de değişik işlere koşturarak onlardan yararlandılar. Ama onlar üzerinden devasa bir rant makinesini ve çarkını döndürdüler.</p>
<p class="selectionShareable"><strong>Gülen örgütünün militanları, 17-25 Aralık sonrasında para muslukları kesilince, bin bir hile ve desiseyle kaptıkları iktidar koltuklarını kaybedince veya daha da kaybedeceğini anlayınca aç kalmış azgın kurtlara dönüştüler.</strong> Mankurtların 15 Temmuz akşamında sergilediği kanlı manzaralar bunun sonucunda ortaya çıktı.</p>
<p class="selectionShareable"><a href="http://www.karar.com/gorusler/gulenin-mankurtlari-213941#" target="_blank" rel="noopener">Karar Gazetesi, 10.08.2016</a></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/prof-dr-omer-caha-gulenin-mankurtlari-nasil-azgin-kurtlara-donustu/">Prof Dr. Ömer Çaha &#8211; Gülen’in mankurtları nasıl azgın kurtlara dönüştü?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vatandaşın dediği olur</title>
		<link>https://hurfikirler.com/vatandasin-dedigi-olur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer Çaha]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Jun 2011 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/vatandasin-dedigi-olur/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Haziran seçimleri Meclis&#8217;e giren partiler için ne anlam ifade ediyor? AK Parti açısından değerlendirildiğinde söylenebilecek tek şey, bu partinin tarihi bir zafere imza attığı gerçeğidir. AK Parti&#8217;nin üç genel seçimi üst üste oyunu arttırarak kazanması, sadece Türkiye&#8217;nin demokrasi tarihine düşecek tarihi bir not değil, aynı zamanda demokrasi literatürüne de geçecek bir başarı öyküsüdür. AK Parti, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/vatandasin-dedigi-olur/">Vatandaşın dediği olur</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify">Haziran seçimleri Meclis&rsquo;e giren partiler için ne anlam ifade ediyor?</p>
<p style="text-align: justify">AK Parti açısından değerlendirildiğinde söylenebilecek tek şey, bu partinin tarihi bir zafere imza attığı gerçeğidir. AK Parti&rsquo;nin üç genel seçimi üst üste oyunu arttırarak kazanması, sadece Türkiye&rsquo;nin demokrasi tarihine düşecek tarihi bir not değil, aynı zamanda demokrasi literatürüne de geçecek bir başarı öyküsüdür. AK Parti, 2007 seçimlerine göre beş milyon seçmenin daha desteğini yanına alarak, oyunu yüzde 50 gibi, çok partili sistemlerde elde edilmesi mümkün olmayan bir noktaya çekmeyi başarmıştır.</p>
<p style="text-align: justify">AK Parti&rsquo;nin bu başarısında hiç kuşkusuz genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan&rsquo;ın büyük bir payı vardır; ancak bu başarı tek başına ona ait değildir. 2002 genel seçimlerinde AK Parti yeni ortaya çıkan bir parti olmasına rağmen iktidara yürümüştü. O yürüyüş tümüyle olmasa bile büyük ölçüde Erdoğan&rsquo;ın seçmen nezdindeki sempatisine, güvenirliğine ve kredibilitesine bağlıydı. Ancak daha sonraki seçimlerde onunla birlikte partisi de rüştünü ispat etti ve Cumhuriyet tarihinin bazı alanlarda en başarılı politikalarına imza attı. AK Parti&rsquo;nin başarısı bu bakımdan, bir yandan küresel bir lider olarak yükselen Erdoğan&rsquo;ın karizmasına, bir yandan da onun imajına uygun bir performans sergileyen parti kadrolarının icraatlarına bağlanabilir. Seçim zaferi, seçmenin, AK Parti&rsquo;nin politikalarından memnun olduğunu ve bunun devamını istediğini gösteriyor.</p>
<p style="text-align: justify">CHP açısından bakıldığında hem başarı hem de başarısızlıktan söz edebiliriz. CHP&rsquo;nin 1950-2007 dönemleri arasında gerçekleşen 15 seçimdeki oy ortalaması yüzde 31.7 düzeyindedir. Bu yönüyle değerlendirildiğinde CHP&rsquo;nin geleneksel oy potansiyelini bu seçimde de yakalayamadığını, dolayısıyla başarılı olamadığını söyleyebiliriz. Ancak unutmayalım ki CHP, 2000&rsquo;li yıllarda oyunu yüzde 20 bandına oturtmuştur. CHP bu seçimde, son on yılda aşağıya doğru seyreden grafiğinin yönünü ilk kez yukarı çekmiştir. Kılıçdaroğlu ve ekibi partiye dört milyona yakın yeni seçmen desteğini kazandırarak oy oranını önceki seçime göre beş puan arttırmıştır. Son on yıldaki performansını dikkate aldığımızda CHP&rsquo;nin Kılıçdaroğlu ve ekibiyle birlikte belli bir başarı yakaladığını söyleyebiliriz.</p>
<p style="text-align: justify">Bilindiği gibi Kılıçdaroğlu &ldquo;yeni CHP&rdquo; söylemiyle seçimlere girdi. Ancak bu dilin seçime yönelik bir dil mi yoksa yeni bir zihniyetin ve düşüncenin dili mi olduğunu anlamak için zamana ihtiyaç var. Kılıçdaroğlu ve ekibinin samimiyetini esas olarak seçimden sonraki tutumunda göreceğiz. Şayet Türkiye&rsquo;nin demokratikleşme yönündeki adımlarına destek verir, sivil anayasa yapım sürecinde olumlu bir tutum sergilerlerse yeni söylem üzerinden rüştlerini ispat etmiş olacaklar. Bu da seçmen nezdinde karşılıksız kalmayacaktır. Kılıçdaroğlu, önümüzdeki günlerde muhaliflerin baskısı altında CHP&rsquo;nin yönünü eski CHP&rsquo;ye çevirirse kendi siyasi geleceğinin sonunu getireceği gibi CHP&rsquo;ye yönelmiş seçmen kitlesini de yeniden kaybedecektir. Hem kendisinin, hem CHP&rsquo;nin, hem de Türkiye&rsquo;nin geleceği yeni siyaset dilini ısrarlı ve kararlı biçimde korumasında yattığını unutmamak gerekir.</p>
<p style="text-align: justify">eçimleri MHP açısından ise büyük bir başarısızlıkla sonuçlanmıştır. MHP bir önceki seçime göre 500 bin kadar yeni seçmen kazanmasına rağmen hem oyunu hem de milletvekili sayısını düşürdü. On milyon civarındaki yeni seçmen kitlesinden MHP&rsquo;ye fazla yöneliş olmadığı anlaşılıyor. MHP&rsquo;nin başarısızlığını tek başına kaset olayına bağlamak doğru değildir. Şunu unutmamak gerekir ki, Türkiye&rsquo;de aidiyet duygusu her tür ahlaki değerin üzerindedir. İnsanlar, ait oldukları oluşumun hayatiyeti söz konusu olduğunda her tür ahlakı değeri bir kenara rahatlıkla bırakabilmektedirler. Bu MHP seçmeni için de geçerli olan bir durum. Kaset olayı, milliyetçi seçmenin MHP etrafında kenetlenmesine yol açtı. Hatta barajın altında kalması endişesiyle CHP tabanından da MHP&rsquo;ye oy kaydırdı.</p>
<p style="text-align: justify">Milliyetçi söylemde aşırı doz</p>
<p style="text-align: justify">MHP, son yıllarda siyasetini tümüyle Kürt karşıtlığı üzerine bina etmiş durumdadır. Özellikle Ege, Akdeniz ve Marmara bölgelerinde Kürt karşıtı olan seçmenin adresi MHP olmuştur. MHP&rsquo;ye Kürt karşıtlığı üzerinden yöneliş, bir kısım seçmenin doğal bir tercihi olmakla birlikte esas olarak MHP tabanının bizzat bu yönde siyaset üretmesine bağlıdır. MHP kendi muhaliflerini (özellikle AK Partili adayları) Kürt olmakla, Kürtlere yakın durmakla veya Kürtlerle işbirliği içinde olmakla itham eden bir söylem geliştiriyor, bunu kulaktan kulağa fısıldıyor, siyasetini mikro düzeyde bunun üzerine bina ediyor. MHP 12 Haziran seçimlerinde de benzer bir dil kullandı. Yeni anayasa ve demokratik açılım gibi politikalar üzerinden Kürtlere ödün verileceği, bunun da ülkenin bölünmesine zemin hazırlayacağı mesajını açık biçimde seçmene verdi. Yeni anayasa projesi ve kendisiyle ilgili kaset olayını bu dil üzerinden seçmene takdim etti ve böylece barajın altından kurtuldu.</p>
<p style="text-align: justify">Unutmayalım ki MHP&rsquo;nin elde ettiği tablo başarısız bir tablodur. Seçmen MHP&rsquo;ye bu bağlamda bir uyarıda bulunmuştur. Kendisini barajın üzerine çıkararak Meclis&rsquo;e göndermiştir, ancak tehlikeli bir kartı oynadığı mesajını da kendisine vermiştir.&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify">Kürt temsilinin aritmetiği</p>
<p style="text-align: justify">Seçim sonuçlarına BDP açısından bakıldığında hiç kuşkusuz dikkate değer bir başarıdan söz edebiliriz. Bu seçimde oyunu kendi içinde sayısal olarak en fazla arttıran parti BDP&rsquo;dir. Önceki seçimde 1.8 milyon olan oyunu bir milyon arttırarak 2.8 milyona çıkardı. BDP&rsquo;nin başarısında yaptığı geniş ittifakın yanı sıra, Başbakan&rsquo;ın geliştirdiği seçim dilinin de etkili olduğunu söyleyebiliriz. BDP kendi çizgisinde başarılı bir performans elde etmesine rağmen Kürt seçmeninin ancak üçte birlik bir kısmının oyunu alabildiğini unutmamak gerekir. Bölgedeki 18 ilden sadece 6&rsquo;sında birinci parti olmuş, bölgedeki doksan milletvekilinden ancak 30&rsquo;unu alabilmiştir. Kürt seçmeninin yüzde altmış düzeyindeki bir kesimi Başbakan&rsquo;ın milliyetçilik kokan söylemine rağmen hala AK Parti etrafında kümelenmiş durumda. BDP&rsquo;ye yönelen seçmen, Kürt sorununun çözümünde bu partinin devre dışı bırakılmaması, sorunun çözümüne ilişkin adımların onunla birlikte atılması gerektiği mesajını vermiştir.</p>
<p style="text-align: justify">BDP&rsquo;nin önümüzdeki süreçte olumlu rol oynaması için iki şeyden özenle kaçınması gerekir. Birincisi, kendisini geriye çekip Abdullah Öcalan ve örgütünü ön plana çıkarmaması ve müzakere aktörü haline getirmemesi gerekir. Bunu yapması durumunda Kürt sorununun çözümüne değil, çözümsüzlüğüne katkıda bulunmuş olacaktır. İkincisi de tüm Kürtlerin iradesine hükmetme tutumundan kaçınması gerekir. Unutmamalıdır ki, üç Kürt&rsquo;ten ikisi kendi tutumunu benimsememekte, demokrasi içinde kalarak sorununu çözmeye çalışmaktadır. Bunu da büyük ölçüde AK Parti çatısı altında toplanarak yapmaya çalışmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify">Kısaca, şayet partiler seçmenin kendilerine verdiği mesajı iyi okur ve gereğini yaparlarsa bu seçimi Türkiye için önemli bir fırsata ve hatta bir milada dönüştürebilirler. Aksi takdirde, yani her parti kendi ezberini tekrar etmeye çalışırsa hem kendilerine, hem de ülkeye yazık edeceklerdir.&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify">Star,</p>
<p style="text-align: justify">23.06.2011</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/vatandasin-dedigi-olur/">Vatandaşın dediği olur</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Seçim kampanyaları seçmen üzerinde ne kadar etkili?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/secim-kampanyalari-secmen-uzerinde-ne-kadar-etkili/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer Çaha]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 May 2011 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/secim-kampanyalari-secmen-uzerinde-ne-kadar-etkili/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Partilerin seçim kampanyaları tüm renkliliğiyle devam ediyor. Partiler bu seçime özgü sloganlarla ve bunları içeren afişlerle, bayraklarla, pankartlarla meydanları süslemiş durumdalar. Siyasetçiler miting meydanlarında kitlelerle temas kurmanın yanında seçmenle birebir temas kurma yoluna da gidiyorlar. Türkiye&#8217;de Batılı toplumlardan farklı olarak seçim çalışmaları formel yolların yanı sıra enformel yollardan da yürütülmektedir. Enformel seçim çalışmaları daha çok [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/secim-kampanyalari-secmen-uzerinde-ne-kadar-etkili/">Seçim kampanyaları seçmen üzerinde ne kadar etkili?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Partilerin seçim kampanyaları tüm renkliliğiyle devam ediyor. Partiler  bu seçime özgü sloganlarla ve bunları içeren afişlerle, bayraklarla,  pankartlarla meydanları süslemiş durumdalar.</p>
<p>Siyasetçiler miting  meydanlarında kitlelerle temas kurmanın yanında seçmenle birebir temas  kurma yoluna da gidiyorlar. Türkiye&#8217;de Batılı toplumlardan farklı olarak  seçim çalışmaları formel yolların yanı sıra enformel yollardan da  yürütülmektedir. Enformel seçim çalışmaları daha çok ev ve site  ziyaretleri, yüz yüze temaslar, kanaat önderlerini markaja alma gibi  etkinliklerle gerçekleştiriliyor. Enformel çalışmalarda son yirmi yılda  kadınların çok önemli rol oynadığı bilinmektedir. Özellikle Refah  Partisi geleneğinden gelen partilerde kadınlar çok etkin çalışmalar  yapmaktadırlar. 2009 yerel seçimlerini takip eden hafta içinde  yaptığımız bir araştırma, Üsküdarlı seçmenin yarısının evinde ziyaret  edildiğini göstermiştir.    </p>
<p>Parti tercihinde seçim kampanyalarının ne kadar payı var?  Partilerin büyük paralar harcayarak ve tüm güçleriyle asıldıkları  seçimlerde tek belirleyen faktör seçim kampanyası mı? 29 Mart 2009 yerel  seçimlerinin ardından İstanbul&#8217;da 3 bin kişi üzerinde  gerçekleştirdiğimiz araştırmaya göre seçim kampanyalarının seçmen  üzerinde belirgin bir etki oluşturmadığı görülmüştür. Bu araştırmada  partilerin geliştirdikleri seçim sloganlarının, afişlerin, parti  toplantılarının, dağıtılan eşantiyon ve promosyon malzemelerinin, aday  ve liderlerin performanslarının seçmen üzerindeki etkileri ayrıntılı  biçimde ele alınmıştı.</p>
<p>Çalışma sonucunda ortaya çıkan tespitleri  birkaç noktada özetlemek mümkün: Birinci olarak, parti liderlerinin  kişisel performansları, seçmenin zihninde oluşturdukları imaj, seçmene  verdikleri güven seçmen tercihinde büyük rol oynamaktadır. İkinci  olarak, partilerin kadroları, programları, ideolojileri ve icraatları  seçmeni etkileyen diğer bir unsur olarak ön plana çıkmıştır. Seçmen,  partinin programı ve ideolojisinden hareketle partilerle bir özdeşlik  kuruyor ve taraftarı haline geliyor. Türkiye&#8217;deki seçmenin önemli bir  kesiminin bu şekilde partiler etrafında toplandığını söyleyebiliriz.  Partiler etrafındaki yoğunlaşma seçim kampanyasından bağımsız ve önce  oluşan bir şeydir.</p>
<p>KARARSIZLARI NELER ETKİLER?</p>
<p>Araştırmamıza  göre seçmen, partilerin yoğun kampanya bombardımanı karşısında zihinsel  bulanıklık yaşamakta, partilerin geliştirdiği sloganları kısa bir  zamanda unutmaktadır. Seçimden bir hafta sonra gerçekleşen ve üç hafta  içinde tamamlanan bu araştırmada İstanbul seçmeninin yüzde 95&#8217;i CHP&#8217;nin,  yüzde 81&#8217;i de AK Parti&#8217;nin herhangi bir sloganını hatırlamamıştır. Yine  seçmene dağıtılan eşantiyon ve promosyon malzemelerinin beklendiği  ölçüde seçmeni etkilemediği anlaşılmıştır. Araştırmaya göre seçmenin  yüzde 10&#8217;u aldığı promosyon malzemesinin etkisinde kalarak oy verdiğini  belirtirken, yüzde 4&#8217;ü ise promosyon malzemelerinin kendisi üzerinde  olumsuz etki oluşturduğunu, dolayısıyla buna tepki göstererek bu partiye  oy vermediğini belirtmiştir. Bu veriyi esas aldığımızda promosyonların  en fazla yüzde 6&#8217;lık bir seçmen kitlesini etkilediğini varsayabiliriz.</p>
<p>Kısaca,  2009 yerel seçimlerinin ardından gerçekleştirilen bu araştırma  verilerini dikkate aldığımızda, kampanya etkinliğinden çok, partiler  hakkında sahip olunan kanaatlerin seçmen üzerinde daha fazla etkili  olduğunu söyleyebiliriz. Seçim kampanyası, partiler etrafında  yoğunlaşmış seçmen kitlesini burada tutmanın yanında daha çok  kararsızları ve yüzer-gezer seçmen kitlesini etkilemektedir. 12 Haziran  genel seçimlerine giderken partiler etrafında yığılmış seçmen kitlesi ne  kadardı? Değişik firmalar tarafından yapılan kamuoyu yoklamalarına göre  kampanyanın başlangıcında seçmenin yüzde 40&#8217;ı AK Parti, yüzde 22&#8217;si  CHP, yüzde 11&#8217;i MHP, yüzde 5&#8217;i BDP, yüzde en az 5&#8217;i de diğer partiler  etrafında yığılmış durumdaydı. Partiler yanlarına yaklaşık olarak bu  kadar seçmen kitlesinin desteğini alarak seçim kampanyalarına  başladılar. Kampanya boyunca bu partilerden kopacak oy oranları çok  yüksek olmayacaktır; ancak partilere gelecek oy, kararsızlardan ve  yüzer-gezer oylardan dolayı daha yüksek olacaktır.</p>
<p>Bu tabloyu  dikkate aldığımızda seçim kampanyası sürecinde partiler için iki hedef  kitlesinin bulunduğu anlaşılıyor: Bunlardan birincisi kararsız kitledir.  Özellikle muhalefette kalan partiler için en önemli hedef, bu kitleyi  etkileyerek bunların sandık başına gitmesini sağlamaktır. Şayet kararsız  kitlenin tümü sandığa gitmez veya geçersiz oy kullanırsa bu durumda  mevcut tablodan en k&acirc;rlı çıkacak parti AK Parti olur. Kararsızlar  dikkate alınmadan yapılacak bir oy dağılımında AK Parti&#8217;nin oyu yüzde  48&#8217;e, CHP&#8217;nin 26&#8217;ya, MHP&#8217;nin ise 13&#8217;e çıkmaktadır. Unutmayalım ki her  seçimde sandık başına gitmeyen yaklaşık yüzde 15 ile 20 arasında bir  seçmen kitlesi bulunmaktadır. Seçmenin son yıllarda en fazla seçime  odaklandığı 2007 seçimlerinde bile katılım yüzde 84 ile sınırlı kaldı.  Bugünkü tabloya baktığımızda seçmenin 2007 kadar politize olmadığını,  dolayısıyla seçimlere o günkü seçmen kadar ilgi göstermeyeceğini  söyleyebiliriz. Partilerin kararsızlar üzerinde gerekli etkiyi  sağlayarak sandığa götürememeleri veya desteklerini yeterince  alamamaları durumunda yukarıdaki resme yakın bir seçim tablosunun ortaya  çıkacağını tahmin edebiliriz.</p>
<p>Partilerin seçim kampanyası  boyunca ikinci hedef kitlesi, her partinin yumuşak karnı diyebileceğimiz  yüzer-gezer seçmen kitlesidir. Her partinin yüzde 10-20 arasındaki  seçmeninin bu karakterde olduğunu söyleyebiliriz. Partilerin kampanyası  öncelikli olarak bu kitleye yöneliktir. Şayet partiler bu konuda  başarılı bir performans sergileyip rakiplerinin yumuşak karnını çelmeyi  başarabilirse bu durumda en büyük kaybedenin AK Parti olacağını  unutmamak gerekir. Rakipleri etkili bir kampanya ile AK Parti&#8217;ye yüzde  4-8 oranında oy kaybettirebilirler. Tüm kararsızlarla birlikte yumuşak  karnı sayılan seçmeni kazanmaları durumunda AK Parti&#8217;nin oyunu yüzde  32-36 bandına kadar geri çekebilirler. AK Parti ise benzer bir durumda  CHP&#8217;nin oyunu yüzde 18-20, MHP&#8217;ninkini ise ancak 9-10 bandına kadar  geriletebilir.</p>
<p>Bu ihtimalin bugünkü tabloda MHP&#8217;nin dışındaki  partiler için henüz söz konusu olmadığını söyleyebiliriz. Kaset  skandallarının MHP&#8217;nin oyunu ne kadar etkilediğini bugünden kestirmek  zor olsa da yönünü eksiye çevirdiğini tahmin edebiliriz. AK Parti&#8217;yi  sıkıntıya sokacak eylemlerin fitilinin sadece Doğu ve Güneydoğu  bölgesinde değil, aynı zamanda ülkenin kalbi sayılan kentlerde de  ateşlendiğini görüyoruz. Kastamonu&#8217;da gerçekleşen eylem bu yönüyle ciddi  bir uyarı fişeği niteliğindedir. Buna benzer olayların dozajının seçime  kadar daha fazla artacağını tahmin etmek mümkün. Ancak seçmenin bu tür  olaylar konusunda epey deneyimli olduğu gerçeğini dikkate aldığımızda  bunların AK Parti&#8217;ye büyük darbe indirmeyeceğini söyleyebiliriz. Fakat  MHP&#8217;nin seçim barajı altında kalma olasılığı netleşirse, bu durumda  derin güçlerin AK Parti&#8217;yi sarsacak darbelere girişebileceğini unutmamak  gerekir.</p>
<p>Bugün itibarıyla CHP açısından bakıldığında seçmende  ciddi bir heyecan meydana getirdiğini söylemek zor görünüyor. Türkiye&#8217;de  seçmen rasyonalitesinin yirmi-otuz yıl öncesiyle kıyaslanamayacak kadar  arttığı gerçeğini dikkate aldığımızda, popülist söylemlerin seçmenin  ruhunu derinden sarsacak etkilere yol açmayacağını tahmin edebiliriz.  Şimdiye kadar görülen resim de zaten bunu gösteriyor.</p>
<p>Zaman, 26.05.2011</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/secim-kampanyalari-secmen-uzerinde-ne-kadar-etkili/">Seçim kampanyaları seçmen üzerinde ne kadar etkili?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CHP &#8216;Yeni Türkiye&#8217;ye Ayak Uydurabilecek mi?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/chp-yeni-turkiyeye-ayak-uydurabilecek-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer Çaha]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 Nov 2010 20:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/chp-yeni-turkiyeye-ayak-uydurabilecek-mi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Her çağın bir ruhu vardır düşüncesi Alman düşünür Hegel&#8217;den beri siyaset düşüncesinde kendince haklı bir yer işgal etmeye devam ediyor. Gerçekte her çağda yükselen değerler, kurumlar, süreçler ve zihniyet kalıpları vardır. Çağın değerleri, taşkın bir çığ gibi harekete geçtiğinde karşısında sınır tanımaksızın yayılıp gider. Çağın ruhuna karşı direnen toplumlar akıntıya karşı kürek çeken kayıkçılar [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/chp-yeni-turkiyeye-ayak-uydurabilecek-mi/">CHP &#8216;Yeni Türkiye&#8217;ye Ayak Uydurabilecek mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Her çağın bir ruhu vardır düşüncesi Alman düşünür Hegel&rsquo;den beri siyaset düşüncesinde kendince haklı bir yer işgal etmeye devam ediyor. Gerçekte her çağda yükselen değerler, kurumlar, süreçler ve zihniyet kalıpları vardır. Çağın değerleri, taşkın bir çığ gibi harekete geçtiğinde karşısında sınır tanımaksızın yayılıp gider. Çağın ruhuna karşı direnen toplumlar akıntıya karşı kürek çeken kayıkçılar durumuna düşerler. Yükselen değerlere karşı direnç gösterseler bile toplumlar, uluslar belli bir zaman sonra ister istemez yükselen değerleri alıp içselleştirmek zorunda kalırlar.</p>
<p>Baş döndüren çağ</p>
<p>İnsanlık tarihinde bazı çağlar vardır ki, birkaç yüzyıla, birkaç asra eşdeğer değişimler, dönüşümler, inişler ve çıkışları barındırırlar. Cengiz Aymatov&rsquo;un romanında veciz biçimde somutlaşan &ldquo;gün olur asra bedel&rdquo; ifadesi tam da böyle bir duruma işaret eder. Yirminci yüzyıl böyle bir yüzyıl.</p>
<p>İnsanlık tarihinde ortaya çıkan düşüncelerin, ideolojilerin, ütopyaların, hayallerin hayata geçtiği, yıkıldığı, dalgalandığı, kırıldığı ya da tutunduğu koskoca bir yüzyıl! Nereden bakılırsa bakılsın içinde en az üç dönem, üç devir barındıran bir yüzyıldır yirminci yüzyıl.</p>
<p>Birinci dönem yüzyılın başındaki otuz kırk yıla sığan o uzunca dönemdir. İmparatorlukların çözüldüğü, ulus devletlerin tarih sahnesine çıktığı, devletlerin ölüm makinesine, yöneticilerin ölüm kusan siyasi tanrılara dönüştüğü koskoca bir çağa, hatta birkaç çağa eşdeğer yıllardır bu yıllar. Kırk yıla sığan her acılı, inişli çıkışlı günün içinde koskoca yıllar uzayıp gitmiştir. Birinci ve ikinci dünya savaşları bu dönemde yaşanmış, insanlık tarihi boyunca savaşlarda ölen insanların sayısından daha fazla insan bu dönemde öldürülmüş, insanlığın en vahşi durumu olan soykırımlar bu dönemde sahnelenmişti.</p>
<p>80&rsquo;li yılların hızı</p>
<p>İkinci dönem, insanlığın İkinci Dünya Savaşı&rsquo;ndaki barbarlığına karşı uyandığı bir devirdir. İnsanın metalaştığı, makineleştiği, gaz odalarında buharlaştığı bir çağın utancından kurtulmak için insanlık, insan hakları beyannameleri, milletlerin ve devletlerin iradelerini sınırlayan uluslar arası üst kuruluşlar, anlaşmalar, sözleşmeler, Avrupa Birliği gibi ittifak projeleriyle günahından sıyrılmaya, utancından kurtulmaya çalışmıştır.</p>
<p>Demokrasinin, hasta yatağından çıkışının yaşandığı bir dönemdir bu dönem. Sömürgelerin çözüldüğü, otoriter rejimlerin yıkıldığı, demokrasilerin yükseldiği bu süreç seksenli yıllara kadar yer yer büyük ivmelerle, yer yer de inişler ve çıkışlarla devam etmiştir. Latin Amerika&rsquo;da, Orta Doğu&rsquo;da, Afrika&rsquo;da ortaya çıkan askeri darbeler bu dönemde yükselişe geçen ruhun istisnai sayfaları oldular.</p>
<p>Yirminci yüzyılın üçüncü belki de insanlık tarihinin en uzun çağı seksenli yıllardan sonra gelişmiştir. İnsanlık yepyeni ufuklara doğru yelken saldı, kendisini esaret altında tutan ideolojik prangalarından kurtulmaya çalıştı bu dönemde.</p>
<p>&lsquo;Ceberrut devlet&rsquo;e veda</p>
<p>Sağ tarafı İkinci Dünya Savaşı&rsquo;nın sonunda çöken faşizmin sol yanı da bu upuzun çağda yerle bir oldu. Küreselleşme dalgaları üste dalya yaptı, aşkın ceberut devletler irtifa kaybetti, insanı çepeçevre kuşatan sınırlar bir bir sökün etti. Önce mal, para ve teknolojinin üzerindeki ulusal barikatlar çözüldü; &nbsp;ardından da bilginin, enformasyonun, düşüncenin, haberin, inancın, insanın üzerindeki ulusal tahakküm sınırları çözülmeye yüz tuttu. Tüm insanlık tarihine eşdeğer değişimler ve dönüşümler seksen sonrasındaki yirmi otuz yıllık süre içinde gerçekleşti. Bu bakımdan seksen sonrasındaki yirmi otuz yıllık sürenin insanlık tarihindeki birkaç yüzyıla, asra eşdeğer olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.</p>
<p>Peki, Türkiye bu koskoca yüzyılı nasıl karşıladı? Yüzyıldaki değişimlere, dönüşümlere hangi ölçüde ayak uydurdu? Unutmamak lazım ki, hiçbir ülkenin tarihi insanlığın genel tarihinin dışında değildir. Türkiye&rsquo;nin de öyle. Dünya tarihinin nabzının attığı Avrupa hinterlandında yer alan Türkiye Avrupa semalarında yükselen havaya bigane kalmamış, bu havayı bazen geriden, ama bazen de önden teneffüs eder olmuştur. 1930&rsquo;larda Avrupa&rsquo;da yükselen havayı önden teneffüs etti; Avrupa&rsquo;daki faşist rejimlerin havasına fazlasıyla kapılarak buraya doğru hızla yol aldı. Bu tarihlerde Avrupa&rsquo;da hangi değerler, düşünceler, zihniyetler yükselişte olmuşsa Türkiye onların yanında yerini almaktan geri kalmadı.</p>
<p>Türkiye&rsquo;nin İkinci Dünya Savaşı&rsquo;ndan sonraki yeri otoriter rejimlerle demokratik rejimler arasında gidip gelen bir sarkacın fay hattı oldu. Zaman zaman demokratik kurumları ve süreçleri hayata geçirdi; ama zaman zaman da demokrasinin asker postalı altında yerlerde süründüğü bir süreç yaşadı. Türkiye, seksenlere kadar siyasetçisiyle, aydınıyla, askeriyle, bürokratıyla, işadamıyla büyük bir kafa karışıklığı yaşamıştır. Aydınları demokrasi ve özgürlük adına otoriterliği, öğrencileri sosyalizmi, işadamları devletçi ekonomiyi, siyasetçileri makyavelist iktidar anlayışını, askerleri darbeciliği savunur olmuştur.</p>
<p>Talihsiz bir seçim arefesi</p>
<p>Seksenli yıllar Türkiye açısından kafa bulanıklığının giderildiği, zihinlerin berraklaştığı, her şeyin yerli yerine oturmaya başladığı bir dönem oldu. Tümü olmasa bile bazı aydınlarımız ve siyasetçilerimiz faşizmin, otoriteryanizmin, despotizmin, sosyalizmin demokrasi olmadığını; liberalizmin, demokrasinin sadece özgürlük ve insan haklarını getirmediğini, aynı zamanda ekonomik refah getirdiğini öğrendiler. Yine tümü olmamakla birlikte bazı siyasetçilerimiz piyasa ekonomisinin zenginlik, refah, yatırım, istihdam ve gelir yarattığını idrak ettiler. Bunları anlamayan, anlamakta zorlanan diğer bazıları bu dönemde önemsizleştiler. Kah çağın ruhunun yarattığı o coşkun havanın içinde boğulup gitti sesleri, kah bocaladılar, kah çağın ruhuna çomak sokmaya çalıştılar kendilerince. Her defasında tokat yediler. Bu tür sularda dolaşan ekonomik aktörler küçüldü, aydınlar marjinalleşti, siyasi partiler toplum nezdinde itibar görmekten hızla uzaklaştılar.</p>
<p>Türkiye&rsquo;de çağın ruhunu yakalayan aktörler, ülkeyi kendi içine kapalı, korku duvarları arasında hapsolmuş, militarist, otoriter bir zihniyetten; dünyaya açılan, etrafındaki sınırları barış koridorlarına dönüştürmeye çalışan, modern siyasi ve ekonomik değerleri ülkeye transfer eden, dünya ekonomisinde merkezi bir konuma doğru tırmanan bir noktaya doğru götürüyor. Türkiye&rsquo;yi çağın merkezine taşıyan aktörler kimlerdir? Bu aktörler çağın ruhunun özgürlükler üzerine kurulu olduğunu anlayan siyasetçiler, dünyaya açılmanın güç olduğunu kavrayan girişimciler, sınırların ötesine uzanmanın dünya barışına hizmet ve ülkeyi dünya sahnesine çıkarmak olduğunu kavrayan cemaatler, liberalizmin, özgürlüğün, insan haklarının insanın vazgeçilmezi olduğunu kavrayan aydınlardır. Son otuz yıldır toplum nezdinde rağbet gören de bu aktörlerdir.</p>
<p>İktidar dediğin nedir ki!</p>
<p>AK Parti&rsquo;nin üçüncü iktidar dönemine hazırlanmasının sırrı burada. CHP&rsquo;nin de yeni bir seçim yenilgisine hazırlanmasının nedeni çağın ruhundan giderek uzaklaşması, statükocu bir noktada ısrar etmesi, otoriter zihniyeti muhafaza etmesi, militarist bir toplum özlemine sıkı sıkıya sarılması. Bugün CHP&rsquo;de baş gösteren ayrışmada, çağın ruhundan, özgürlüklerden, anti-militarizmden, toplumun egemenliğinden, dini özgürlüklerden söz eden bir söylem geliştiren birileri var mı? CHP&rsquo;de umut bağlanan Kılıçdaroğlu yatıp kalkıp iktidara gelmekten söz ediyor. Bir zihniyet, bir düşünce, bir siyaset geliştirmek yerine iktidara gelmek! İktidara gelmeyi yeni bir siyasetin, yeni bir düşünce ve zihniyetin, yeni bir paradigmanın önüne koymak&#8230; Bunu yaparken de çağın değerlerinden hızla uzaklaşan yelkenlere rüzgar taşımaya devam etmek!</p>
<p>CHP Çankaya Köşkü&rsquo;ndeki resepsiyonda takındığı tavırla çağın neresinde durduğunu bir kez daha gösterdi. Sözüm ona özgürlüklerden söz eden, başörtüsü sorununu çözeceğini vadeden Kılıçdaroğlu&rsquo;suyla, güya yeni siyasetçileriyle, kısaca zerzevatlarıyla gösterdi. Kadına posta koyarak, Çankaya&rsquo;da Yasin Aktay&rsquo;ın ifadesiyle haremlik selamlık talep ederek çağın ruhundan ne kadar uzaklaştığını, ne kadar uzaklara savrulduğunu bir kez daha gösterdi. Onuncu yıl marşı eşliğinde 1930&rsquo;lu yılların dünyasında dolaşarak, o dünyanın özlemiyle yanıp tutuşarak gösterdi, göstermeye de devam ediyor. Bunu gösterdikçe de yokuş aşağı doğru sürükleniyor. Çünkü toplumlar yatağına akan ırmaklar gibi çağın ruhuna doğru akıp gider, akıp giderler. Tıpkı Türkiye&rsquo;nin akıp gittiği gibi. Buna ayak uyduramayanlar da yerinde sayar ya da geriye doğru yol alırlar. Tıpkı CHP&rsquo;nin aldığı gibi&#8230; &nbsp; &nbsp;</p>
<p>Star-AçıkGörüş</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/chp-yeni-turkiyeye-ayak-uydurabilecek-mi/">CHP &#8216;Yeni Türkiye&#8217;ye Ayak Uydurabilecek mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CHP&#8217;deki savaşın seçmen davranışına etkisi ne olur?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/chpdeki-savasin-secmen-davranisina-etkisi-ne-olur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer Çaha]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Nov 2010 20:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/chpdeki-savasin-secmen-davranisina-etkisi-ne-olur/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yönetimdeki bölünmeyle birlikte CHP içinde beklenen hesaplaşmanın adımlarından biri atılmış oldu. Bilindiği gibi Kemal Kılıçdaroğlu, Deniz Baykal&#8217;ın kaset skandalının ardından bir oldu-bittiyle genel başkanlık koltuğuna oturmuştu. Kılıçdaroğlu, kaset skandalı patlak verdiğinde genel başkanlığa aday olmayacağı yolunda açıklamalar yapmasına rağmen, delegelerin tam da Baykal&#8217;ı göreve çağıracağı sırada Önder Sav&#8217;ın bir operasyonuyla genel başkanlık koltuğuna oturuverdi. Kılıçdaroğlu&#8217;nun [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/chpdeki-savasin-secmen-davranisina-etkisi-ne-olur/">CHP&#8217;deki savaşın seçmen davranışına etkisi ne olur?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yönetimdeki bölünmeyle birlikte CHP içinde beklenen hesaplaşmanın adımlarından biri atılmış oldu. Bilindiği gibi Kemal Kılıçdaroğlu, Deniz Baykal&#8217;ın kaset skandalının ardından bir oldu-bittiyle genel başkanlık koltuğuna oturmuştu.</p>
<p>Kılıçdaroğlu, kaset skandalı patlak verdiğinde genel başkanlığa aday olmayacağı yolunda açıklamalar yapmasına rağmen, delegelerin tam da Baykal&#8217;ı göreve çağıracağı sırada Önder Sav&#8217;ın bir operasyonuyla genel başkanlık koltuğuna oturuverdi. Kılıçdaroğlu&#8217;nun böyle bir yoldan genel başkanlığa gelişi ileride olacakların da habercisiydi. Bu, Kılıçdaroğlu&#8217;nu en az iki hesaplaşmanın beklediği anlamına geliyordu. Birinci hesaplaşmayı gölgesinde kaldığı Önder Sav&#8217;la, ikincisini de yaralı cesedi üzerinden koltuğuna uzandığı Deniz Baykal&#8217;la yaşaması kaçınılmazdı.</p>
<p>Tüzük tartışmaları münasebetiyle patlak veren parti yönetimindeki bölünme süreci ilk hesaplaşmanın fitilini ateşleyen olay oldu. Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturduğundan beri Önder Sav&#8217;ın gölgesinde kalmaktan kurtulamadı. Sav&#8217;ın gölgesinde kaldığı görüntüsü birçok olay vesilesiyle kamuoyuna yansıdı. Bu, nereden bakılırsa bakılsın bir lider için kabul edilemez bir durumdur. Bir liderin parti örgütüne ve seçmene güven vermesi için parti yönetimine hakim olduğu imajını uyandırması; bunun üzerinden partisine ve kendisine karşı teveccüh kazanması gerekir. Parti yönetimine tam olarak hakim olamayan, altındakilere söz geçiremeyen silik ve sönük bir lider imajı doğal olarak seçmen nezdinde kabul görmez. Böyle bir örnek Türk siyasi hayatında yoktur. Çok partili sistemi bir yana bırakın, tek partili sistemde bile seçmeni peşinden sürükleyen şey güçlü lider imajı olagelmiştir. Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye&#8217;de partilerini iktidara taşıyanlar hep güçlü liderler olmuşlardır.</p>
<p>Kılıçdaroğlu, genel başkanlık koltuğuna oturduğundan beri oy kaybediyordu. Referandumda ortaya çıkan sonuç, Kılıçdaroğlu&#8217;nun aşınan kredisini ortaya koyan bir tabloydu. Referandumda hayır yönünde tavır belirleyen partilerin toplam oyu 2007 genel seçimlerinde yüzde 48 olmasına rağmen, bu partiler referandumdan ancak yüzde 42 düzeyinde bir destek çıkarabildiler. Bu tablo, CHP&#8217;nin Kılıçdaroğlu öncesindeki oy oranı düzeyinde dolaştığını ortaya koyan bir resimdir. Referandum sonucunda oluşan resmi bu şekilde okuyanlar referandumdan sonra Deniz Baykal&#8217;ın liderliğini yeniden seslendirmeye başladılar. Baykal&#8217;ın medyada boy göstermeye başlamasının bununla bağlantılı olduğunu tahmin etmek güç değildir.</p>
<p>Medyada yükselen Baykal seslerinin Kılıçdaroğlu&#8217;nu bekleyen ikinci hesaplaşmanın da işaret fişekleri olduğunu unutmayalım. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi Deniz Baykal&#8217;ın kaset skandalında aldığı ağır yaradan kurtulması için partisinin kendisine sahip çıkması ve onun etrafında kenetlenmesi gerekirken, Kılıçdaroğlu fırsatçılık yapıp Baykal&#8217;ı aldığı yarayla baş başa bırakarak onun koltuğuna kuruluverdi. Aslında Kılıçdaroğlu daha o zaman Baykal ile Sav arasındaki gizli çatışmanın manevra alanı haline gelerek kendi siyasi geleceğini tehlikeye attı. Önder Sav onun üzerinden Baykal&#8217;ı tasfiye etmeye çalışmış, Baykal da bunu gördüğü için Kılıçdaroğlu&#8217;nu kerhen destekleyerek bir bakıma onun gölgesinde mevzilenmek zorunda kalmıştı. Bu, nereden bakılırsa bakılsın Kılıçdaroğlu&#8217;nun öngörü yoksunluğunu ortaya koyan bir şeydir. Şayet Kılıçdaroğlu bundan sonra Önder Sav&#8217;ın tasallutundan kurtulacak olursa bu kez de Baykal&#8217;ın nefesini ve gölgesini ensesinde hissedecektir. Onun da gölgesinden kurtulması için yeni bir hesaplaşmaya daha girişmesi kaçınılmazdır. Bu hesaplaşmanın seçimlerden sonra ortaya çıkacağını tahmin etmek zor değildir. Kılıçdaroğlu&#8217;nun Baykal için basit bir yem olduğunu unutmamak gerekir. Baykal&#8217;la girişeceği mücadeleyi kazanması için Kılıçdaroğlu&#8217;nun yaklaşan seçimlerden büyük bir başarıyla çıkması gerekir. Ancak bu haliyle bunun pek mümkün olmayacağı ortadadır.</p>
<p>CHP bu haliyle seçimde ne yapabilir?</p>
<p>Bilindiği gibi Türkiye referandumdan sonra fiil&icirc; olarak seçim sathı mailine girmiş bulunmaktadır. Kılıçdaroğlu CHP genel başkanlığına geldiğinde demokratikleşme yönünde adımlar atarak partisini iktidara taşıyacağına ilişkin bir beklenti doğmuştu. Ne var ki Kılıçdaroğlu referandum sürecinde çok kötü bir sınav vererek partisini demokrasi karşıtı bir noktada konumlandırdı ve demokratik açılımı ifade eden anayasa referandumunun karşısında yer alarak bu beklentiyi boşa çıkardı. Referandum sadece CHP&#8217;nin yenilgisiyle değil, aynı zamanda Kılıçdaroğlu&#8217;nun güven kaybıyla ve yarattığı hayal kırıklığıyla sonuçlanmış oldu.</p>
<p>Kılıçdaroğlu&#8217;nun demokratik açılımın lokomotif gücünü oluşturan bir lider imajını yeniden kazanması için köklü ve radikal adımlar atarak kaybettiği güveni yeniden kazanması gerekir. Önder Sav&#8217;ı ve ekibini tasfiye etmesi, kendisiyle özdeşleşmiş olan silik ve sönük lider imajını kısmen silebilir; ancak bu, demokrat, reformcu, yenilikçi, çağın ruhuna uygun bir lider imajını seçmen nezdinde kazanması için yeterli değildir. Kılıçdaroğlu&#8217;nun kitlelerde heyecan uyandıran bir lider imajını kazanması için yukarıda ifade ettiğimiz köklü ve radikal adımları demokratik açılımlar, insan hakları ve özgürlükler üzerinden atması gerekir. Bunu da seçimden önceki süreçte yapması lazım. Ancak, bir yandan yaklaşmakta olan seçim baskısından, bir yandan da CHP yönetiminde, örgütsel yapısında ve tabanında kemikleşmiş olan otoriter eğilimlerden dolayı bu adımları kısa zamanda atmasının şansı ne yazık ki yoktur.</p>
<p>Yönetimdeki bölünmeyle birlikte CHP içinde beklenen hesaplaşmanın adımlarından biri atılmış oldu. Bilindiği gibi Kemal Kılıçdaroğlu, Deniz Baykal&#8217;ın kaset skandalının ardından bir oldu-bittiyle genel başkanlık koltuğuna oturmuştu.</p>
<p>CHP ve lideri büyük bir yara almış olarak seçime girecektir. Partinin genel başkanı partisini bölmüş zayıf ve silik bir lider imajıyla; partisi de bölünmüşlük görüntüsüyle seçimi göğüslemek zorunda kalacaktır. Şayet Kılıçdaroğlu keskin bir manevrayla Önder Sav ve ekibini parti içinde tutmayı başaramazsa bu, partinin fiilen ikiye bölünmesi anlamına gelecektir. Partinin bölünmesinin sorumlusunun da yine Kılıçdaroğlu olacağını unutmamak gerekir. Kılıçdaroğlu, Sav ve ekibini tasfiye ederek bir kamburdan kurtulayım derken, partisini bölmüş bir genel başkan konumuna düşecek; dolayısıyla partisine hakim olamayan zayıf ve silik lider görüntüsünü pekiştirmiş olacaktır. Tabloya bu yönüyle baktığımızda ayrışma olayının Kılıçdaroğlu&#8217;nu güçlendirmek yerine zayıflatacağını söyleyebiliriz. Bu da pusuda bekleyen Baykal&#8217;ın elini güçlendirecektir. Kılıçdaroğlu, ikinci hesaplaşma sürecine böylece zayıflamış olarak girecektir. Baykal&#8217;ın öteden beri, CHP genel başkanının partiyi bir arada tutacak nitelikte biri olması gerektiği yönündeki mesajlarını dikkate aldığımızda, partiyi bölen biri olmanın Kılıçdaroğlu için ne anlama geleceğini ve Baykal&#8217;a nasıl yeniden yol açacağını tahmin edebiliriz.</p>
<p>CHP, yukarıda ifade ettiğimiz gibi hem parti, hem de lideri düzeyinde büyük bir yara almış olarak seçime giriyor. Bu parti bundan sonra ortalama seçmenin desteği bir yana, kendisine yakın duran seçmenin desteğini bile tam olarak alamayacaktır. Türkiye&#8217;de genel bir kural olarak bir lider yeni ortaya çıktığında toplum ona prim verir. Seçmen kitlesi yeni ortaya çıkan lideri denemek için onun partisine yönelir, ancak başarısız olduğunda da desteğini geri çeker. Bugün siyaset sahnesinin içinde ve dışında yer alan liderlerin önemli bir kısmı bu süreçten geçmiştir.</p>
<p>Kılıçdaroğlu, yolsuzluk iddialarını içeren dosyalarla ortaya çıktığında kamuoyunda büyük bir prestij kazanarak İstanbul&#8217;da belediye başkanlığına aday olmuş, o seçimde CHP&#8217;nin oy oranını yaklaşık on puan artırarak halkın teveccühünü kazanmıştı. Ne var ki, Baykal&#8217;ın kaset skandalıyla birlikte çok kötü bir sınav vererek deyim yerindeyse pişmemiş aşın suyu oluverdi. Normal süreçleri takip ederek, toplumda kendisiyle ilgili beklentilerin olgunlaşmasını bekleyerek, partisini kendi liderliğine hazırlayarak genel başkanlığa gelmek yerine; medyanın ve parti içindeki hiziplerin dolduruşuna gelerek bir oldu-bittiyle genel başkanlık koltuğuna oturdu ve kendisiyle ilgili beklentileri bir çırpıda yerle bir etti.</p>
<p>İKTİDARA MI İÇ HESAPLAŞMAYA MI HAZIRLANIYORLAR?</p>
<p>CHP&#8217;de olup bitenler, bir yandan bu partinin yeni bir seçim yenilgisine, bir yandan da bir liderin sönüşüne işaret ediyor. Kılıçdaroğlu genel başkanlığa geldiğinden beri siyasete yeni bir ufuk kazandıracak, yeni bir açılım sağlayacak herhangi bir söylem ya da proje geliştiremedi. Başından beri vurguladığı şey CHP&#8217;yi iktidara taşımak oldu. Bir bakıma iktidar vaadiyle ve beklentisiyle parti tabanına hitap ediyor ve kendisini onlara bu taahhüt üzerinden kabul ettirmeye çalışıyor. Şayet seçimlerden iktidara uzanacak bir tablosu çıkmazsa bu doğal olarak onun söyleminin ve genel başkan olarak varoluş zemininin sonu anlamına gelecektir.</p>
<p>Görünen köy kılavuz istemez. CHP bu tabloyla bırakın iktidara uzanmayı, önceki seçimde elde ettiği oy oranını bile korumakta zorlanacaktır. Kılıçdaroğlu ile birlikte CHP tabanında uyanan iktidar beklentisi yine Kılıçdaroğlu ile birlikte tepetaklak oluyor. CHP&#8217;yi bundan sonra iktidar değil, derin iç hesaplaşma bekliyor. Şimdiye kadar hiçbir sözünün arkasında durmamış, her çıkışından sonra çark etmiş, zayıf, silik ve aynı zamanda partisini bölen bir lider bırakın ortalama vatandaşa, bundan sonra CHP&#8217;li seçmene bile güven telkin edemeyecektir.</p>
<p>Zaman, 05.11.2010</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/chpdeki-savasin-secmen-davranisina-etkisi-ne-olur/">CHP&#8217;deki savaşın seçmen davranışına etkisi ne olur?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Seçimler için bir ara yol önerisi: İkinci tercih sistemi</title>
		<link>https://hurfikirler.com/secimler-icin-bir-ara-yol-onerisi-ikinci-tercih-sistemi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer Çaha]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Oct 2010 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/secimler-icin-bir-ara-yol-onerisi-ikinci-tercih-sistemi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye, seçim sistemi bakımından yoğun bir tartışma ortamına yeniden gelmiş bulunuyor. Seçim barajının düşürülmesi talepleriyle birlikte iki seçenek arasında tercih yapma durumuyla karşı karşıyayız. &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; Birincisi, seçim barajını düşürerek temsilde hakkaniyet ve adaleti sağlayacak bir sisteme geçiştir. Bu sistem aynı zamanda koalisyonlara yol açacağı için partiler arasındaki uzlaşmaya da hizmet edecektir. Ülkede yaşanan gerilimin aşılmasında [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/secimler-icin-bir-ara-yol-onerisi-ikinci-tercih-sistemi/">Seçimler için bir ara yol önerisi: İkinci tercih sistemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye, seçim sistemi bakımından yoğun bir tartışma ortamına yeniden gelmiş bulunuyor. Seçim barajının düşürülmesi talepleriyle birlikte iki seçenek arasında tercih yapma durumuyla karşı karşıyayız.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>Birincisi, seçim barajını düşürerek temsilde hakkaniyet ve adaleti sağlayacak bir sisteme geçiştir. Bu sistem aynı zamanda koalisyonlara yol açacağı için partiler arasındaki uzlaşmaya da hizmet edecektir. Ülkede yaşanan gerilimin aşılmasında bu sistemin katkısı olacaktır kuşkusuz. Ancak unutmayalım ki; Türkiye, şimdiye kadar hiçbir koalisyon modeliyle başarılı olamamıştır. 1960&#8217;lardan bu yana ortaya çıkan koalisyon hükümetlerinin ömürleri kısa olduğu gibi, çoğu da ülkede büyük bir istikrarsızlığa ve durağanlığa yol açtı. Bunun en bariz örneğini 2001-2002 yılları arasındaki on yıllık bir süredeki koalisyon hükümetlerinde görüyoruz. On yıllık bu süre içinde tam on tane hükümet kurulmuştur. Her hükümetin ortalama ömrü bir yıl olmuştur. 1991-2002 yılları arasındaki on yılın Türkiye&#8217;nin kayıp yılları olduğunu unutmayalım. Bunun en önemli nedeni, koalisyonlardan kaynaklanan zayıf ve istikrarsız hükümet modelleridir.</p>
<p>İkinci model güçlü hükümetlerin, bunun yanında da güçlü muhalefetlerin ortaya çıkarılmasını sağlayacak olan iki partili sistemdir. İki partili modele başkanlık sistemi, çoğunlukçu seçim sistemi veya iki turlu seçim sistemiyle ulaşılabilir. Türkiye, 1950-60 yılları arasında çoğunlukçu sistemle fiili olarak iki partili sistemi hayata geçirmiş, Demokrat Parti örneğinde görüldüğü gibi güçlü hükümetler ortaya çıkarmış, çok da başarılı olmuştur. Ne var ki, 27 Mayıs darbesinden sonra kabul edilen nispi temsil sistemine, 12 Eylül darbesinden sonra yüzde 10&#8217;luk ülke barajı ilave edilerek bugün uygulanan model ortaya çıkmış oldu.</p>
<p>Türkiye, bugün için yirmi otuz partiye dayanan çok partili bir sisteme sahiptir. Her seçimde yaklaşık yirmi farklı partiyle seçime giriyoruz. Bu bakımdan yeniden iki partili sisteme dönüş oldukça güçtür. Burada önerdiğimiz &#8216;İkinci Tercih Sistemi&#8217; iki modeli bir arada tutan bir ara yoldur. Pratikte iki modeli bir arada tutacak olan bu yeni model hem temsilde adalet sistemine hizmet edebilir hem de güçlü ittifakların, dolayısıyla güçlü hükümet ve muhalefetlerin oluşmasına yol açabilir.</p>
<p>PEKİ SİSTEM NASIL İŞLEYECEK?</p>
<p>İkinci parti tercihine dayalı olan bu sistem kısaca şu şekilde işleyecektir: Seçmene, oy pusulasında tüm partilerin yer aldığı bitişik iki liste sunulacaktır. Bu listeden biri &#8220;birinci tercih&#8221; diğeri de &#8220;ikinci tercih&#8221; listesi olacaktır. Seçmen birinci tercih listesinde hangi partiyi tercih etmişse oyunu o partiye verecektir. Ancak isterse ikinci tercih listesinden bir partiye daha oy verebilir. Birinci tercihte oy verdiği parti seçim barajını aşamazsa bu durumda oyu ikinci tercih olarak oy verdiği partiye gidecektir. Bunu bir örnekle açalım: Sözgelimi İzmir&#8217;de seçmen birinci tercih olarak DSP&#8217;ye, ikinci tercih olarak da CHP&#8217;ye oy vermiş olsun. DSP&#8217;nin barajı aşamaması durumunda oyları CHP&#8217;nin oylarına ilave edilecek. İzmir&#8217;deki milletvekili dağılımı partilerin nihai oyları belirlendikten sonra yapılacaktır. DSP böylece seçmen üzerinden CHP ile dolaylı bir ittifak kurarak onun üzerinden Meclis&#8217;e milletvekili göndermiş olacaktır. Bu sistem tüm partiler için geçerli olacağı için küçük partilerin yanı sıra büyük partilere de yarayacaktır.</p>
<p>Bu sistemin birçok faydası olacaktır. Birkaç tanesini kısaca şu şekilde zikredebiliriz: Her şeyden önce böyle bir sistem partiler arasında ön ittifakların sağlanmasına yol açacaktır. Bu ittifaklar baraj engeline takılma tehlikesi yaşayan partiler arasında olabileceği gibi, zayıf partilerle güçlü partiler arasında da olabilir. İkinci olarak böyle bir sistem temsilde adaleti getirebilecektir. Baraj engeline takılan partiler güçlü partiler aracılığıyla milletvekili çıkararak Meclis&#8217;te temsil edilmiş olacaktır. Üçüncü olarak seçmen böyle bir sistem üzerinden birkaç parti etrafında yoğunlaşacaktır. Seçmen, partiler arasında ittifak olmaksızın da oyunu ikinci tercih olarak güçlü partilere verebilecektir. Bu da güçlü iktidarların yanı sıra güçlü muhalefetlerin de oluşmasına yol açacaktır.</p>
<p>Böyle bir sistemde zayıf partiler muhtemelen kendilerine yakın gördükleri güçlü partiler etrafında yoğunlaşacaklardır. Tıpkı anayasa referandumunda olduğu gibi aynı hassasiyetleri paylaşan partiler arasında ittifaklar oluşacak, ancak güçlü partiler burada lokomotif güç rolünü üstlenecektir. Tüm partileri ilgilendiren böylesi yaygın bir ittifak doğal olarak partiler arasındaki duvarları kaldırarak, partilerin ılımlı adaylar üzerinden ittifaka girişini kolaylaştıracaktır. Bu da genel olarak seçmeni ya da müttefikleri rahatsız edecek sert ve hırçın siyasetçilerin ikinci planda kalmasını; uyumlu, uzlaşmacı simalarınsa ön plana çıkmasını sağlayacaktır. Dolayısıyla İkinci Tercih Sistemi, aynı zamanda siyasetin yumuşamasını da beraberinde getirecektir.</p>
<p>Bilindiği gibi mevcut haliyle de partiler kendi aralarında ittifak yaparak seçime girebilmektedirler. Bunun birçok örneğini önceki seçimlerde gördük. Ancak unutmayalım ki, bu tür ittifaklar partilerin kurumsal kimliğinin erozyona uğramasını beraberinde getirmektedir. Bir parti başka bir partinin çatısı altında seçime girdiği için kendi kurumsal kimliği büyük darbe alıyor. Bununla birlikte mevcut sistemde bir parti seçime girmemişse bir dahaki seçime girmek zorundadır. Oysa burada önerdiğimiz modelde partiler bir yandan kendi kurumsal kimlikleriyle ve kendi kadrolarıyla seçime girerken, bir yandan da başka partilerle ittifak yapabilmektedir. Dolayısıyla seçim ittifakı, bir partinin kurumsal kimliğine zarar vermeyecek niteliktedir. Her partinin kendi programı, kadrosu ve lideriyle seçime girmesi partiler için son derece önemlidir. Özellikle siyaset sahnesine yeni çıkmış partilerin kendi rüştlerini ispat etmeleri için bu son derece büyük önem arz eder.</p>
<p>İkinci Tercih Sistemi&#8217;nde seçmene iki alternatif sunulmuş olacaktır. Bu da ittifakların partilerden çok seçmenler arasında oluşmasına yol açacaktır. Bu konuda seçmene şans verildiği için seçmen partileri belli koalisyonlara zorlayacaktır veya kendisi uygun gördüğü partiler etrafında yığılarak partisini peşinden oraya götürecektir. Bu hususu dikkate aldığımızda sistemin, partileri birbirine yaklaştırdığı gibi, seçmen kitlesini de birbirine yaklaştıracağını söyleyebiliriz.</p>
<p>Önerilen bu model küçük partileri Meclis&#8217;e taşıyacağı gibi, seçmenin ikinci tercih olarak güçlü, başka bir ifadeyle iktidara yakın partiler etrafında yoğunlaşmasına da yol açacaktır. Dolayısıyla sistem, çok sayıda partinin kendi kurumsal kimliğiyle seçimlere girişine, ancak seçimden birkaç parti etrafında kümelenmiş olarak çıkışına hizmet edecektir. Seçim sonrasında özellikle iktidar çoğunluğunu elde eden parti ya da blok doğal olarak bütünlüğünü muhafaza etme eğiliminde olacaktır. İkinci Tercih Sistemi, görünürde baraj engeline takılma tehlikesi yaşayan partilere hizmet edecek gibi durmaktadır. Ancak sistem, partilerden çok seçmen üzerine bina edildiği için, seçmenin büyük partiler etrafında yoğunlaşmasına yol açacaktır. Partiler arasında ittifak oluşmaksızın da seçmen ikinci tercih olarak oyunu güçlü bir partiye verebilir. Bu da güçlü hükümetlerin ortaya çıkışına ve istikrarlı bir siyasal zeminin oluşmasına hizmet edecektir.</p>
<p>Zaman-Yorum, 08.10.2010</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/secimler-icin-bir-ara-yol-onerisi-ikinci-tercih-sistemi/">Seçimler için bir ara yol önerisi: İkinci tercih sistemi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Cahil halk’ argümanı arkaik CHP tercihi ‘babadan kalma’</title>
		<link>https://hurfikirler.com/cahil-halk-argumani-arkaik-chp-tercihi-babadan-kalma/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer Çaha]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Sep 2010 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/cahil-halk-argumani-arkaik-chp-tercihi-babadan-kalma/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anayasa referandumu sonrasında medyada boy gösteren yorumcuların neredeyse tümü sosyo-ekonomik açıdan gelişmiş, eğitim düzeyi yüksek seçmen kitlesinin CHP&#8217;yi tercih ettiği, düşük eğitimli, sosyo-ekonomik açıdan fazla gelişmemiş seçmen kitlesinin ise AK Parti etrafında yoğunlaştığını, dolayısıyla evetle hayır tercihlerinin de bu istikamette ortaya çıktığını ifade etmektedirler. Oysa bu düşüncenin, kalıplaşmış bir ezbere dayandığını ve bilimsel bir temelden [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/cahil-halk-argumani-arkaik-chp-tercihi-babadan-kalma/">‘Cahil halk’ argümanı arkaik CHP tercihi ‘babadan kalma’</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Anayasa referandumu sonrasında medyada boy gösteren yorumcuların neredeyse tümü sosyo-ekonomik açıdan gelişmiş, eğitim düzeyi yüksek seçmen kitlesinin CHP&rsquo;yi tercih ettiği, düşük eğitimli, sosyo-ekonomik açıdan fazla gelişmemiş seçmen kitlesinin ise AK Parti etrafında yoğunlaştığını, dolayısıyla evetle hayır tercihlerinin de bu istikamette ortaya çıktığını ifade etmektedirler. Oysa bu düşüncenin, kalıplaşmış bir ezbere dayandığını ve bilimsel bir temelden yoksun olduğunu söylemek gerekir. Devlet Planlama Teşkilatı ile Türkiye İstatistik Kurumu&rsquo;nun verileri esas alınarak basit bir analiz yapıldığında bile bu varsayımın ne kadar yanlış olduğu açıkça ortaya çıkar.</p>
<p>Devlet Planlama Teşkilatı&rsquo;nın çalışmasına göre 2010 yılının sosyo-ekonomik bakımdan en fazla gelişmiş on ili sırasıyla İzmir, Ankara, Eskişehir, Bursa, Kocaeli, İstanbul, Çanakkale, Denizli, Isparta ve Muğla&rsquo;dır. Bu illerin beşinde &ldquo;evet&rdquo; tercihi önde çıkarken, beşinde de &ldquo;hayır&rdquo; tercihleri önde çıkmıştır. Evetlerin önde çıktığı Ankara ve İstanbul gibi illerin barındırdığı nüfus, hayır tercihini barındıran illerin nüfusundan çok daha fazladır. Listeyi yirmi ile kadar genişlettiğimiz zaman da benzer bir tablo ortaya çıkıyor. En fazla gelişmiş yirmi il içinde tercihini evet yönünde yapan seçmen sayısı hayır yönünde kullanan seçmen sayısından daha fazladır. Dolayısıyla sosyo-ekonomik açıdan gelişmiş illerin CHP&rsquo;den yana tercihte bulunduğu tezi her halükarda doğru bir tez değildir. Bu varsayımı doğru kabul edersek hayır oylarının, Tunceli gibi az gelişmiş bir ilde neden yüzde 80&rsquo;ler düzeyinde olduğunu açıklayamayız. Benzer biçimde CHP&rsquo;nin Kadıköy&rsquo;ün Fikirtepe, Eğitim ve Dumlupınar gibi gecekondu bölgeleriyle Çankaya&rsquo;nın varoşlarından yüzde 50&rsquo;lere varan oranlarda oy alışını bu varsayıma dayanak açıklamamız mümkün değildir.</p>
<p>Benzer biçimde yüksek eğitimlilerin CHP&rsquo;den, düşük eğitimlilerin de AK Parti&rsquo;den yana tercihte bulunduğu tezi de doğru değildir. TÜİK&rsquo;in 2009 eğitim verilerini esas alarak birkaç il üzerinde yapacağımız basit bir analiz bile bu tezin geçersizliğini ortaya koymaya yeter. Mesela yüksek oranda hayır diyen ve artık neredeyse CHP&rsquo;nin kalesi haline gelen İzmir nüfusunun yüzde 6&rsquo;sı okuma yazma bilmiyor, yüzde 41&rsquo;i ilkokul, yüzde 5&rsquo;i ortaokul, yüzde 19&rsquo;u lise, yüzde 10&rsquo;u üniversite mezunu. Bu veriler yüksek oranda hayır oyu çıkan Çanakkale, Edirne ve Muğla için de aşağı yukarı aynı. Buralarda üniversite mezunu nüfusun oranı İzmir&rsquo;den yüzde 3 kadar az. Buna benzer bir tabloyu, evet oylarının büyük oranda çıktığı, neredeyse Ak Parti&rsquo;nin bir kalesi olarak kabul gören Konya&rsquo;da da görüyoruz. Okuma yazma bilmeyenler Konya nüfusunun yüzde 6&rsquo;sını, ilkokul mezunları 49&rsquo;nu, ortaokul mezunları yüzde 4&rsquo;nü,&nbsp; lise mezunları yüzde 13&rsquo;nü, üniversite mezunları ise yüzde 7&rsquo;sini oluşturmaktadır. Evet oylarının yüzde 60&rsquo;lar düzeyinde çıktığı ve Ak Parti&rsquo;nin üs üste seçim kazandığı Kayseri, Kocaeli ve Sakarya illerinin eğitim düzeyi Konya&rsquo;ya göre biraz daha yüksektir.</p>
<p>Rakamlar gerçek, iddia ezber</p>
<p>Bu verileri esas alarak bir analiz yaptığımızda &ldquo;hayır&rdquo; oylarının yüksek eğitimlilerden geldiği tezinin tümüyle doğru olmadığı anlaşılır. &ldquo;Hayır&rdquo; oylarının oranı İzmir&rsquo;de yüzde 64 düzeyindedir. Tüm üniversite mezunları ile lise mezunlarının hayır yönünde oy kullandığını varsaysak bile bu yönde oy kullanan seçmenin yüzde 35&rsquo;i ilkokul ve altında bir eğitim düzeyine sahiptir veya okuma yazma bilmemektedir. Bu tablo, eğitim düzeyi İzmir&rsquo;den düşük olan illerde çok daha çarpıcıdır. Edirne&rsquo;de söz gelimi &ldquo;hayır&rdquo; yönünde oy kullanan seçmen oranı yüzde 74 düzeyindedir. Aynı Edirne&rsquo;li seçmenin yüzde 6&rsquo;sı okuma yazma bilmemekte, yüzde 46&rsquo;sı ilkokul mezunu, yüzde 15&rsquo;i ise okuma yazma bilmekte ama herhangi bir okul bitirmemiştir. Bu da nereden bakılırsa bakılsın hayır oyu veren seçmenin en az yüzde 50&rsquo;sinin bu kitle içinde yer aldığı anlamına gelir. Unutmayalım ki, Edirne&rsquo;de CHP öteden beri orada yaşayan yüksek miktardaki Roman vatandaşların oyunu silme almaktadır. CHP&rsquo;nin her defasında yerel seçimleri kazanmasının nedeni Roman oylarının topluca bu partiye gitmesidir. Roman vatandaşların genel olarak düşük eğitime sahip olduğu bir gerçektir. Unutmayalım ki,&nbsp; bugün üniversite mezunu ile yüksek lisans veya doktorasını tamamlayan nüfusun toplam nüfus içindeki oranı yüzde 7.2 düzeyindedir. Bu basit veri bile CHP&rsquo;li seçmenin yüksek eğitimli seçmen kitlesinden oluştuğu tezini çürütmektedir.&nbsp;</p>
<p>Eğitim ve soysa-ekonomik gelişmişlik düzeyiyle ilgili resmi verileri esas aldığımızda, yaygın bir kanaat olan &ldquo;eğitim düzeyi yüksek ve sosyo-ekonomik açıdan gelişmiş&rdquo; seçmenlerin ya da bölgelerin CHP&rsquo;den yana tercihte bulunduğu tezinin temelsiz olduğu anlaşılıyor. Bu yaklaşım basit ve yüzeysel bir tespit olmaktan öte bir anlam ifade etmez. Sonuçları daha sağlıklı biçimde okumak, seçmen davranışını anlamak için derinlemesine sosyolojik, kültürel, antropolojik, psikolojik ve psiko-sosyolojik araştırmalara ihtiyaç vardır. Yoksa düşüncelerimiz yaygın kanaatlere dönüşebilir, bu kanaatler bilimsel temellerden yoksun olduğu için bizi sağlıklı sonuçlara götürmekte yetersiz kalır.</p>
<p>İtalyan bir meslektaşımla birlikte Mart 2009 yerel seçimleriyle ilgili yaptığımız araştırmaların sonucu yukarıdaki resmi verileri doğrulayıcı niteliktedir. İtalyan meslektaşımla İstanbul&rsquo;un Kadıköy, Küçükçekmece ve Üsküdar ilçelerinde seçimlerden üç ay önce sahaya inip seçim kampanyalarını izlemiş, seçimden sonra da kapsamlı bir anket çalışmasıyla seçmen tercihi ve partilerin kampanya etkinliğini anlamaya çalışmıştık. 3000 kişilik bir örneklem kitlesi üzerinde gerçekleşen o araştırmaya göre yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi ve gelir bakımından CHP ile AK Parti seçmeni arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yoktur.</p>
<p>O halde iki partiyi tercih etme farklılığı nereden kaynaklanıyor? Araştırmamıza göre iki parti seçmeni arasındaki temel farklılık bölgesel arka plan, kimlik ve yaşam biçimiyle bağlantılıdır. Genel olarak İstanbul&rsquo;daki seçmenler içinden Ege ve Akdeniz kökenli olanların CHP&rsquo;yi, Orta Anadolu ve Karadeniz kökenli olanların ise AK Parti&rsquo;yi desteklediği anlaşılıyor. Kimlik düzeyinde yaptığımız analizlerde de kendisini &lsquo;sağcı&rsquo;, &lsquo;milliyetçi&rsquo;, &lsquo;demokrat&rsquo; veya &lsquo;liberal&rsquo; kimliklerinden biriyle tanımlayanların büyük ölçüde AK Parti&rsquo;yi; &lsquo;laik&rsquo;, &lsquo;Atatürkçü&rsquo;, &lsquo;solcu&rsquo; veya &lsquo;devletçi&rsquo; olarak tanımlayanlarınsa büyük ölçüde CHP&rsquo;yi seçtiği görüldü.</p>
<p>İki parti arasındaki farklılığı sağlayan &lsquo;bölge&rsquo; ve &lsquo;kimlik&rsquo; değişkenlerinin kuşkusuz &lsquo;yaşam biçimi&rsquo; ile yakından bağlantısı vardır. Bu konuyla ilgili ayrıntılı bir sorgulama yaptığımızda &lsquo;sinema&rsquo; ve &lsquo;tiyatro&rsquo;ya gitmekle &lsquo;sigara içme&rsquo; konusunda CHP&rsquo;li seçmenle AK Partili seçmen arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yoktur. İki parti seçmeni de yaklaşık olarak benzer düzeyde sinema ve tiyatroya gitmekte ve sigara içmektedir. Üç konuda da CHP&rsquo;li seçmenin oranı AK Partili seçmenin oranından biraz daha fazladır, ama istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık ortaya koymamaktadır. CHP&rsquo;li seçmenle AK Partili seçmen arasındaki esas farklılık &lsquo;Cuma namazı&rsquo;, &lsquo;beş vakit namaz&rsquo;, &lsquo;Ramazan&rsquo;da oruç&rsquo; ve &lsquo;içki içme&rsquo; alışkanlıklarında yatıyor. AK Parti&rsquo;ye oy verenler genel olarak namaz ve oruç konusunda yüksek hassasiyet sergilerken, CHP&rsquo;li seçmen daha düşük bir eğilim göstermektedir. İçki konusunda ise tersi bir durum söz konusu. Araştırmamıza göre CHP&rsquo;ye oy veren seçmenin yüzde 50&rsquo;si düzenli veya arada bir içki içerken, bu oran AK Partili seçmende yüzde 15 düzeyindedir.</p>
<p>Babadan miras tercihin irrasyonalitesi</p>
<p>Kendi araştırmamızdan hareketle şu tespiti yapabiliriz: AK Partili seçmenle CHP&rsquo;li seçmen arasındaki esas farklılık tüketim alışkanlığı ile yaşam biçiminden kaynaklanıyor. Bölge ve kimlik düzeyindeki farklılığın da bununla bağlantılı olduğunu söyleyebiliriz. Ancak yaşam biçiminin gelir ve eğitim düzeyiyle doğrudan bağlantılı olduğunu söylememiz her halükarda doğru olmaz. Söz gelimi CHP&rsquo;li seçmen içinde düzenli olarak içki içtiğini söyleyenlerin içinde düşük eğitimliler yüksek eğitimlilerden daha fazladır.</p>
<p>Araştırmamızın önemli bulgularından biri de iki parti arasındaki aidiyet vurgusundaki farklılık olmuştur. Yüzlerce kişiyle yüz yüze yaptığımız mülakatlarda CHP&rsquo;lilerin kendilerini genel olarak &lsquo;babadan kalma CHP&rsquo;li&rsquo; olarak tanımladıkları; AK Partililerinse bu partiyi herhangi bir nedenden dolayı tercih ettikleri görülmüştür. Babadan kalma bir partili olmak, herhalükarda belli bir irrasyonaliteye, körü körüne bir tercihe, hatta bir saplantıya işaret sayılır. O halde CHP&rsquo;li seçmenin yüksek eğitimli olduğu, dolayısıyla daha rasyonel tercihlerde bulunduğu tespiti doğru değildir. Parti tercihleriyle ilgili yazıp çizip ya da yorum yaparken yüksek eğitim ve sosyo-ekonomik gelişmişlik konusundaki ezberlerimizi bir kenara bırakmamız gerekir. Toplumun yaklaşık yüzde 20&rsquo;lik bir kesimi neden babadan kalma CHP&rsquo;li ve neden bu partiye oy veriyor, bu partinin icraatlarına, kadrosuna, programına, liderine ve başarısına bakmaksızın bu partinin peşinden sürüklenip gidiyor sorusu çok daha derin ve ayrıntılı sosyolojik, antropolojik ve psikolojik araştırmaları gerektiren bir sorudur.</p>
<p>Açık Görüş, Star, 19.09.2010</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/cahil-halk-argumani-arkaik-chp-tercihi-babadan-kalma/">‘Cahil halk’ argümanı arkaik CHP tercihi ‘babadan kalma’</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dersim CHP’nin Prag Baharı mı?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/dersim-chpnin-prag-bahari-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer Çaha]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 06 Dec 2009 20:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/dersim-chpnin-prag-bahari-mi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Onur Öymen&#8217;in demokratik açılım paketi münasebetiyle Meclis&#8217;te yaptığı konuşma CHP&#8217;nin zihniyetini ve &#8216;ideolojik öz&#8217;ünü net biçimde ortaya koyan bir konuşmaydı. CHP adına yapılan bu konuşmada Öymen sorun çözme yöntemi olarak Şeyh Said ayaklanmasıyla Dersim olayları esnasında kullanılan yöntemi önermiştir. Bu yöntem üç beş kişinin kalkışması yüzünden kentleri, köyleri yakıp yıkmayı; çoluk çocuk demeden masum insanları [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/dersim-chpnin-prag-bahari-mi/">Dersim CHP’nin Prag Baharı mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Onur Öymen&rsquo;in demokratik açılım paketi münasebetiyle Meclis&rsquo;te yaptığı konuşma CHP&rsquo;nin zihniyetini ve &lsquo;ideolojik öz&rsquo;ünü net biçimde ortaya koyan bir konuşmaydı. CHP adına yapılan bu konuşmada Öymen sorun çözme yöntemi olarak Şeyh Said ayaklanmasıyla Dersim olayları esnasında kullanılan yöntemi önermiştir. Bu yöntem üç beş kişinin kalkışması yüzünden kentleri, köyleri yakıp yıkmayı; çoluk çocuk demeden masum insanları kitleler halinde öldürmeyi, sürmeyi, sindirmeyi, kısaca dehşet saçmayı öngören bir yöntemdir.</p>
<p>Bu yöntem, Şeyh Said, Dersim, Menemen, Ağrı başta olmak üzere, yurdun dört bir yanında bazen devrimlere tepki yüzünden, bazen de yöneticilerin baskı ve zulmü yüzünden meydana gelen olaylar kaşsında devlet tarafından kullanılan bir yöntem olmuştur. Bu tür olayların çoğunda birkaç kişinin yol açtığı densizlikler yüzünden binlerce suçsuz ve masum insan kıyımdan geçirilmiş, yurdundan sürülmüş, bastırılmış ve susturulmuştur.</p>
<p>Faşizmin altın çağı</p>
<p>Bu yöntem, 1920&rsquo;ler ve 30&rsquo;lar dünyasının genel olarak takip ettiği bir yöntemdi. Bu dönemin, faşist rejimlerin dünyadaki altın çağı olduğunu unutmamalıyız. 1917&rsquo;de Rusya&rsquo;da gerçekleşen sosyalist devrim Türkiye&rsquo;nin doğu yakasını tek parti diktatoryasına dayalı Lenin-Stalin tarzı faşist bir yönetimin ablukası altına aldı. Mussolini&rsquo;nin 1922 yılında İtalya&rsquo;da iktidara gelmesi, Hitler&rsquo;in de 1926 yılından itibaren iktidara yürüyüşü sonucunda Türkiye hem doğudan, hem de batıdan faşist rejimler tarafından kuşatılan bir ülke haline geldi. Faşist rejimler kısa bir süre içinde egemenlik alanlarını Avrupa, Afrika ve Asya&rsquo;nın bir kısmına kadar götürdüler ve faşizmin ön gördüğü kıyım ve dehşeti bir yöntem olarak bu dünyada yaygınlaştırdılar. Hitler, Avrupa&rsquo;yı kıta içlerinden doğu yakasına kadar kana bulayıp milyonlarca insanı katlederken; Mussolini, Afrika steplerinde yüz binlerce insanın kıyımıyla sonuçlanan bir dehşete imza atmıştır.</p>
<p>1920&rsquo;lerden itibaren İkinci Dünya Savaşı&rsquo;nın sonuna kadar Avrupa kıtasında bir boydan bir boya yayılan üç değer, &lsquo;devletin üstünlüğü&rsquo;, &lsquo;ırkın üstünlüğü&rsquo; ve &lsquo;ideolojinin üstünlüğü&rsquo; değerleridir. Bu modelin üç aktörü olan İtalya, Almanya ve Rusya&rsquo;nın öncülüğünde bu değerler piyasa yapmış, demokrasi ve liberal dünya görüşü rafa kaldırılmıştır. Kendisini demokrat görenler vatan hainliği gibi ağır ithamlar altında kalmıştır birçok yerde.</p>
<p>Bunu Mussolini her vesileyle konuşmalarında ağzı köpürerek haykırırdı. Avrupa&rsquo;nın hinterlandı dışında kalan dünyanın da güllük gülistanlık olduğunu düşünmeyelim. Demokrasinin mabedi konumundaki Amerika&rsquo;da da farklı bir durum yoktu bu tarihlerde. Faşist rejimler buraya uğramamış olmakla birlikte, demokrasinin bugünkü değerleriyle henüz tanışmamıştı Amerikan toplumu. Zenciler, göçmenler, Yahudiler, Katolikler henüz beyaz Protestan Amerikanlılarla aynı haklara kavuşmuş değillerdi. Ayrıcalıklı kesimin diğerlerini köleleştirme anlayışı burada da devam etmekteydi.</p>
<p>Türkiye 1930&rsquo;larda hızla devletin üstünlüğü, ırkın üstünlüğü ve ideolojinin üstünlüğü düşüncesinin ablukası altına alınmıştır. Türkiye&rsquo;nin modernleşme anlayışı, yasal normları ve siyasal değerleri bu parametre içinde şekillenmiştir. Bu modelde insan hakları, hukukun üstünlüğü, tartışma, müzakere, uzlaşma, konuşma, itiraz etme, gösteri yapma, protesto, örgütlenme, muhalefet, suçun şahsiliği gibi değerler yoktur. Masum talepler ve itirazlar isyan sayılırdı bu modelde.</p>
<p>Bu haklardan yoksun oldukları için bazı insanların tepesi atar, artık &ldquo;nereden inceyse oradan kırılsın&rdquo; mantığıyla hareket ederek isyana kalkışırlardı. Bu onlar için bile bile ölüme atılmak anlamına gelirdi. Kendilerini ifade edememenin onlara bıraktığı tek seçenek buydu çünkü. Ne var ki, bu insanların kalkışması sadece onların ölümüyle sonuçlanmazdı; binlerce masum insan da o tarihlerde ölüm makinesi anlamına gelen devletin gazabına uğrardı. Bu tarihlerde devlet &lsquo;sınırsız&rsquo; bir güç olduğu için her şeyi yapma kudretine sahipti. Bu kudret devleti bazen Dersim&rsquo;de ya da Ağrı&rsquo;da olduğu gibi bir ölüm makinesine rahatlıkla dönüştürebiliyordu.&nbsp;</p>
<p>1930&rsquo;lara özenme</p>
<p>Bugünkü dünyada artık 1930&rsquo;ların dünyasından eser kalmamıştır. Faşist rejimlerin İkinci Dünya Savaşı&rsquo;nın bitimiyle birlikte tarihin çöp sepetine atıldığını biliyoruz. Faşizmin kardeş ideolojisi olan Sovyet sosyalizmi de 1968 Prag Baharı ile bitmiştir. Sovyetler, Prag Meydanı&rsquo;na dökülüp, demokratik toplumlarda temel hak olan itiraz ve protesto haklarını kullanan on binlerce insanın üzerine tam da Onur Öymen&rsquo;in altını çizdiği tarzda tanklarını ve toplarını gönderdiklerinde Avrupa&rsquo;da aklı başında birçok kişi &ldquo;socialism is dead&rdquo;, yani sosyalizm artık ölmüştür diye yazıp çizdi. Sosyalizme hayranlık duyan romantik Avrupa gençliği de yüzünü ölüm makinesine dönüşen bu ideolojiden çevirdi, ondan tiksinir hale geldi. Siyasi projeler, değerler, inançlar devletlerin zoruyla ayakta tutulmaya çalışılsa da aslında insanların vicdanında bittikleri an bitmiş olurlar. İşte Sovyet faşizmi de öyle olmuştur. Prag Baharı&rsquo;yla insanların vicdanlarında bitti; ancak devletlerin baskı aygıtlarıyla yirmi yıl daha ayakta kalabildi. Sonuçta tarihin çöp sepetine, faşist rejimlerin yanına o da gitmek zorunda kalmıştır.</p>
<p>Bugünün dünyasının 1930&rsquo;ların dünyasıyla bir benzerliği var mı? Değerler, kurumlar, siyasal yapılar ve süreçler bakımından karşılaştırıldığında arada zerre kadar ortak noktanın kalmadığı görülür. Bugünün dünyasında insan haklarını esas alan liberalizm ve demokrasi, siyasal değerleri, zihniyet dünyasını, devlet birey ilişkisini, sorun çözme yöntemini oluşturan temel referans haline gelmiş, tüm dünyada yaygınlaşmıştır.</p>
<p>CHP&rsquo;nin ideolojik özü</p>
<p>Totaliter ve otoriter rejimler dünya düzeyinde yaygınlaşmakta olan bu değerlerin karşısında tek tek dökülüyor artık. Bugünün dünyasında yükselen değerler insan hakları, hukukun üstünlüğü, sınırlı devlet, müzakere, tartışma, gösteri, katılım, muhalefet, özgürlük gibi değerlerdir. Bugünün değerlerine göre insanlar kitleler halinde sokaklarda boy gösterdiklerinde bu isyan sayılıp üzerlerine tanklar, toplar, savaş uçakları gönderilmez. Seslerine kulak verilir, oturulup sorunları dinlenir, sorunlarının giderilmesine çalışılır. İnsanlar eline silah alıp suça yönelmişse bile devlet &ldquo;kolektif aklın&rdquo; temsilcisi olarak olayın üstüne akıl ve sağduyu yoluyla gider ve sorunu, bu yöntemleri kullanarak çözmeye çalışır. Bugünün dünyasında &lsquo;gurur&rsquo; devletlerin değil, insanların hayvani tarafını ifade eden bir değerdir. Devletler gururla değil, kolektif akılla hareket eder ve sorunlarını onun yardımıyla çözerler.</p>
<p>Cumhuriyet Halk Partisi, Onur Öymen&rsquo;in ağzından işte böyle bir dünyada bize 1930&rsquo;ların şiddet, tedhiş ve kıyımı öngören yöntemlerini önermekte, sorunlarımızı bu yöntemle çözmemizi salık vermektedir. Bunu &lsquo;ideolojik öz&rsquo;ünün bir gereği olarak yapmaktadır. Şunu unutmayalım ki, bugünün dünyasında şiddetin, tedhişin ve kıyımın yanına hangi ismi, hangi ideolojiyi, hangi referansı, hangi inancı yerleştirirseniz onu insanların vicdanında bitirir ve itibar kaybına uğratırsınız. İnsanların vicdanında biten bir değeri devlet zoruyla daha fazla ayakta tutamazsınız. Şiddet içeren bir yöntemi Atatürk adına savunmanın, en fazla da Atatürk&rsquo;ün kendisine zarar vereceğini unutmamak gerekir.</p>
<p>CHP, &ldquo;ideolojik öz&rdquo;ünün öngördüğü şiddet yöntemini toplumumuzun genişçe bir kesiminin hassas olduğu bir sembol üzerinden, yani Dersim üzerinden önümüze koydu. Toplumların hayatında bazı olaylar vardır ki toplumun vicdanına, muhakeme tarzına, olayları değerlendirme biçimine karşı bir ayna işlevi görür. Toplum bu ayna üzerinden kendisiyle hesaplaşır ve yanlışlarından arınır.</p>
<p>Dersim, CHP açısından bir yönüyle böyle bir işleve sahip olabilir; yani sağduyulu CHP&rsquo;lilerin çağdaş dünyanın neresinde olduklarını muhakeme etmelerinin aynasına dönüşebilir. Ama bir yönüyle de CHP&rsquo;nin Prag Baharı&rsquo;na dönüşebilir Dersim. CHP&rsquo;nin ideolojik özünün 2000&rsquo;lı yılların dünyasında artık &ldquo;dead&rdquo; olduğu, yani noktalandığı ve bu partinin modern dünyanın değerlerine yelken açtığı bir bahara&#8230;</p>
<p>Açık Görüş, Star, 06.12.2009</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/dersim-chpnin-prag-bahari-mi/">Dersim CHP’nin Prag Baharı mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
