<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nihat Kaya, Hür Fikirler sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hurfikirler.com/author/nihatkaya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hurfikirler.com</link>
	<description>..: Hür Fikirler :..</description>
	<lastBuildDate>Sat, 03 Sep 2022 13:05:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.2</generator>
	<item>
		<title>Evli Erkeklerle Birliktelik Yaşayan Bekar Kızlar</title>
		<link>https://hurfikirler.com/evli-erkeklerle-birliktelik-yasayan-bekar-kizlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nihat Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 09 May 2021 13:13:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/evli-erkeklerle-birliktelik-yasayan-bekar-kizlar/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hangi nedenlerle bekar ve genç bir kız, evli bir erkekle birlikte olur? Aşk yaşar? İstanbul başta olmak üzere, büyük şehirlerde bu tür ilişkilerde patlama yaşanıyor. Öncelikle, bu tür ilişkiler nasıl ve hangi ortamlarda başlıyor; tarafların rolü nasıl ona bakalım. İlişkinin başladığı ortamlar: &#8211; Sanal (internet) ortamı &#8211; İşyerleri (özellikle patron, yönetici, amirlerle bir alt kademedeki [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/evli-erkeklerle-birliktelik-yasayan-bekar-kizlar/">Evli Erkeklerle Birliktelik Yaşayan Bekar Kızlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hangi nedenlerle bekar ve genç bir kız, evli bir erkekle birlikte olur? Aşk yaşar?</p>
<p>İstanbul başta olmak üzere, büyük şehirlerde bu tür ilişkilerde patlama yaşanıyor.</p>
<p>Öncelikle, bu tür ilişkiler nasıl ve hangi ortamlarda başlıyor; tarafların rolü nasıl ona bakalım.</p>
<p>İlişkinin başladığı ortamlar:</p>
<p>&#8211; Sanal (internet) ortamı</p>
<p>&#8211; İşyerleri (özellikle patron, yönetici, amirlerle bir alt kademedeki elemanların ve çalışma arkadaşlarının ilişkisi)</p>
<p>&#8211; Eş, dost, akraba, arkadaşlık gruplarında</p>
<p>&#8211; Tatil, eğlence yerleri ve bazı tesadüfi ortamlar</p>
<p>İlişkiye başlama nedenleri:</p>
<p>&#8211; Sevgi-aşk arayışı</p>
<p>&#8211; Heyecan-macera arayışı</p>
<p>&#8211; Tesadüfi durumlar</p>
<p>&#8211; Bunalım dönemlerindeki arayışlar</p>
<p>&#8211; Ekonomik nedenler (erkekleri bankamatik olarak görmek isteyen kızların tercihi)</p>
<p>&#8211; Yaşı büyük erkekte baba sevgisi ve şefkati arama</p>
<p>&#8211; Hırslı, rekabetçi, kazanma hırsı olan kişilik (kişinin eşiyle rekabete girme ve onu yenme dürtüsü)</p>
<p>&#8211; Yuva dağıtma dürtüsüne sahip olmak (Kötülükten haz almak )</p>
<p>&#8211; Kandırılarak, aldatılarak ilişkiye başlatılanlar.</p>
<p>Çeşitli arkadaşlık, sohbet, partner bulma siteleri ve sosyal medya gibi sanal ortamlarda tanışmalar yaygınlık kazandı. Evli erkeklerin çoğu, bekar olduklarını yazarlar. Bir kısmı evli olduğunu yazar, fakat çok mutsuz olduklarından, her an boşanacaklarından söz ederler… Bazısı evli olduğunu yazar, amacının dostluk ve paylaşım olduğunu belirtir… Sanal ortam dışındaki “karşılaşmalar”da da evlilik gizlenebiliyorsa, tercih edilir… Değilse klasik “mutsuz evlilik modeli” zaten hazırdır…</p>
<p>Evlilik dışı ilişki yaşayan erkekler; günün birinde “açık verir” ya da kız arkadaşı “bu ilişkinin sonu ne olacak?“ diye sıkıştırınca “itiraf” etmek zorunda kalır.</p>
<p>Kızlar ciddi bir aldatılma ve hayal kırıklığı yaşar. Bu noktada önlerine dört yol çıkar:</p>
<p>1- Derhal “adamı” terk etmek</p>
<p>2- İntikam almak için sevdiği adamın eşini arayıp, her şeyi anlatmak.</p>
<p>3- “Bu ilişkiye çok emek verdim, bir kalemde silip atamam.” Sonuç almalıyım güdüsüyle hareket etmek.</p>
<p>4- Madem erkek beni kandırdı aldatıldım , o halde mücadele edip onu eşinden ayırmalı ve evlenmeliyim.</p>
<ol start="2">
<li>ve 3. madde; başlangıçta evli ve mutsuz olduklarını söyleyen erkeklerle, “kırılma” yaşanınca da kızların gösterdikleri tavırlardandır…</li>
</ol>
<p>Terk edilen adamların bazısı buna “dünden razıdır” ,”kazasız –belasız” atlatmıştır.</p>
<p>Bazısı ise terk edilmeyi hazm edemez. Peşine düşer. Bin bir yalan söylenir. “Seni kaybetmemek için evli olduğumu sakladım. Uygun bir zaman bekliyordum. Eşimle mutlu olsam senin yanında işim ne? Çocuklarım olmazsa bir gün evli kalmam. Ekonomik durumumu toparlayayım hemen boşanacağım…” Kızların bir çoğu bu yalanları “yutarlar”. Zaten “adamlar da” kendilerini “affettirmek” için o kadar alttan alıp, jestler yaparlar ki, çoğu kız buna karşı duramaz. Kızlar bu sefer işi garantiye almak için “evlilik” diye bastırırlar…”adamlar da” sürekli bahanelerle bunu erteleyebildikleri kadar ertelerler…</p>
<p>Sonuçta, çoğunlukla adamlar boşanmaz ve kızlar; ciddi bir sorun yaşadıklarında ; bu sefer gerçekten terk ederler. Ya da 2. 3. maddeye geçerler; 2. Maddede (ilişki yaşadıkları şahsın eşini arama…)</p>
<p>“Adamların eşleri” üç şekilde tepki verir: 1- “kocamdır, erkektir, elinin kiridir. Dönüp dolaşacağı yer evidir. Sel gider kum kalır…” 2- kızdan detayları alıp, kocasının “canına okumak”. Eline geçen kozla ya boşanmak, ki çoğu boşanmaz… Kadınlar arasında “erkeği kapma” yarışı başlamıştır… Ya da kadın bu kozla kocasını sindirip, avantajlı duruma geçer. Bir kısmı da intikam için kocasını aldatır. 3- sessizce dinleyip, yorum yapmamak. Kocasıyla da bu konuyu konuşmamak. Bu kadınlar arasında çok gururlular vardır. “Üzerine getirmek” istemezler. Konuşmazlar. Normal yaşama devam ederler. Kimisi de durumu zaten bildiğinden, kabullendiğinden şaşırmaz…</p>
<p>3. maddede ısrar eden kızların düşünce ve duygu dünyaları; zeka ve kişilikleri çeşitlilik gösterir. Kimisi çok sevdiğinden bırakamaz. Kimi inatçıdır, rekabetçidir elde etmek başarmak ister. Kimi gerçeği bir türlü fark edemez. Kimi gerçekle yüzleşmemek için , “inanmak istediğine inanır”. Kiminin de bağımlılık, mazohistik, yetersiz kişilik özellikleri; kaybetme, yalnız kalma fobileri olabilir… Yani herkesin bir “hikâyesi” vardır…</p>
<p>Bazı kızlar da bilerek; yaşca büyük ve zengin evli erkekleri tercih ederler. Bankamatik olarak kullanırlar… Yedekte birkaç tane genç ve yakışıklı sevgilileri zaten vardır…</p>
<p>Özgürlüğüne aşırı düşkün, sorumluluk alamayan, aşırı bencil, lükse ve eğlenceye düşkün bazı kızlar da evli erkekleri tercih ederler… Bu kızlar çabuk sıkılabilen, aynı insanla ve aynı ortamda uzun süre birlikte olamayan kızlardır. Çoğu “SINIRDA” kişilik bozukluğuna sahiptir… Hep uçlardadırlar. Gri tonlar asla yoktur. Her şeyi aşırı yaşarlar… Tehlike ve macera severler. Ruhları sürekli acı ve ıstırap içerisinde olduklarından; bunu bastırmak için hep devinim halindedirler. Bu kızlar son derece “tehlikeli” kızlardır. Başınıza her türlü “felaketi” getirebilirler.</p>
<p>Erken yaşta babasını kaybeden, anne-babası boşanmış olan, ilgisiz babaya sahip olan kızlar da kendilerinden yaşça büyük ve “baba şefkati” gösteren “tecrübeli” evli erkeklerle birlikte olabiliyorlar. Bu kızların ilişkileri bağımlılık derecesine varabiliyor. Ayrılma durumunda çok ağır depresyonlar yaşıyor, intihara teşebbüs edebiliyorlar…</p>
<p>Bir çok kız; günün birinde sevgilisinin eşinden boşanıp kendisiyle evleneceğine inanır, onun hayalini kurar. Bu hemen hemen İMKANSIZDIR. Evli erkekler; yatırım yaptıkları, düzen kurdukları eşlerini terk etmezler. Sevgisi, cinselliği bitmiş olsa dahi; kurulu düzenini, çocuklarını, toplumsal statüsünü bozmak istemezler. Kızların çoğu bunu anlayamaz. Çünkü kendileri gibi düşünürler. Evli bir kadın başka bir erkeğe aşık olursa, büyük çoğunlukla kurulu düzenini aşkı uğruna bozabilir… Kadınlar aşık olunca erkeklerden daha cesur davranırlar. İşte kızlar bu kadınlık psikolojisiyle hareket ettiklerinden hep yanılır ve hüsrana uğrarlar. Erkeklerse, biten bir ilişkinin ardından yeni sulara yelken açarlar…. Ve bu döngü hep devam eder. Dün de öyleydi, bugün de ve yarın da böyle olacak…</p>
<p>Uz. Dr. Nihat Kaya</p>
<p>Psikiyatrist-Yazar</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/evli-erkeklerle-birliktelik-yasayan-bekar-kizlar/">Evli Erkeklerle Birliktelik Yaşayan Bekar Kızlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zor İnsanlarla Geçinme Sanatı</title>
		<link>https://hurfikirler.com/zor-insanlarla-gecinme-sanati/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nihat Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Feb 2020 04:23:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/zor-insanlarla-gecinme-sanati/</guid>

					<description><![CDATA[<p>1. Ben merkezli, Egosu kabarık ve Narsisistler: Bu insanlar kendi şişik egoları ve narsisizmleriyle ,”iyi ve güzel her şeyi hak ettiklerine” inanırlar. Çevresindeki her bireyin bu ihtiyaçlarını (daha doğrusu HAK ETTİKLERİ(!)) karşılamalarını beklerler. Konuşmaları hal ve hareketlerinde hep kendilerini ön plana çıkartıp, “ değerli” olduklarını hissettirmeye çalışırlar. Bununla eş zamanlı olarak etrafının bu “bulunmaz Hint [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/zor-insanlarla-gecinme-sanati/">Zor İnsanlarla Geçinme Sanatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1. Ben merkezli, Egosu kabarık ve Narsisistler:</p>
<p>Bu insanlar kendi şişik egoları ve narsisizmleriyle ,”iyi ve güzel her şeyi hak ettiklerine” inanırlar.</p>
<p>Çevresindeki her bireyin bu ihtiyaçlarını (daha doğrusu HAK ETTİKLERİ(!)) karşılamalarını beklerler. Konuşmaları hal ve hareketlerinde hep kendilerini ön plana çıkartıp, “ değerli” olduklarını hissettirmeye çalışırlar. Bununla eş zamanlı olarak etrafının bu “bulunmaz Hint Kumaşının” değerini vermelerini ima ederler.</p>
<p>Kendisini böyle görmeyenlere elinden gelen her olumsuz davranışı sergilemekten kaçınmazlar.</p>
<p>Bu tip insanlarla ayni aile içerisinde iseniz işiniz çok zordur. Bu ortamda yaşamak zorundaysanız şunlara dikkat edeceksiniz:</p>
<p>Olumlu ve iyi davranışlarını farkedip onlara övgü yapabilirsiniz (kişiye değil davranışa!)</p>
<p>Onun bencil, narsisist olduğunu söylemekle bir çözüm elde edemezsiniz.</p>
<p>Aynı aile içerisinde her bireyin alması gereken sorumlulukları hatırlatırsınız. Kendi üzerinize düşeni eksiksiz yaparak rol model olursunuz.</p>
<p>Diğer bireylerin eksikliklerini sürekli kapatan taraf olmayın!</p>
<p>Zaman zaman siz de onun taktiklerini uygulayın.</p>
<p>Gerçekten sizde olan pozitif özellikleri ön plana çıkartın.</p>
<p>Pozitif davranışlarınızın fark edilmemesine üzüldüğünüzü  dile getirin.</p>
<p>Zaman zaman mizah yapın;</p>
<p>“ kralımız, paşamız, kraliçemiz emrinize amadeyiz&#8230;”deyin ve bir ikramda da bulunun.</p>
<p>Hem egosunu okşar hem göndermede bulunur hem de “dalga” geçersiniz&#8230;</p>
<p>Buyurgan, kendini beğenmiş, kibirli, bencil tutumlarının tuzağına düşüp, kölesi olmamaya dikkat edin!</p>
<p>Bazen de onun bu beklentilerinin sizi çok yorduğunu, üzüldüğünüzü dile getirin.</p>
<p>Israr ederse, sert çıkışlarla önünü kesin. Bazen bir süre küserek tavır alabilirsiniz.</p>
<p>Bütün yöntemleri uyguladınız ve hiçbir sonuç alamadınız ne yapacaksınız?</p>
<p>Ya onun yörüngesine gireceksiniz, ya çok kararlı bir tutumla tavır alıp kendi doğrularınızı sergileyeceksiniz; ya da başka ortamda yaşamanın yollarını arayacaksınız!&#8230;</p>
<p>Bu kişiler ile aynı çalışma ortamında iseniz, nispeten işiniz daha kolay. Ama yönetici ise işiniz zor.</p>
<p>Ülkemizde genelde bu yöneticilere “yalakalık” yapma yöntemi tercih edilir&#8230;</p>
<p>Yalakalık yapmak istemiyorsanız alt üst ilişkisine son derece dikkat edin. Yönetici ve makama gösterilmesi gereken saygıda kusur etmeyin. İşinizi en iyi şekilde yapmaya gayret edin. Mesafenizi koruyun. Buna rağmen devamlı sorun yasarsanız ya bir üst merciye durumu izah eder, çözüm ararsınız, ya da iş ortamınızı değiştirirsiniz&#8230;</p>
<p>Eğer bu kişiler çalışma arkadaşlarınız ise burada da asgari insanî ve medenî kuralları uygulayın. İşinizi iyi yapın ve bunun görülmesini sağlayın. Mesafeli ve ilkeli olmaya dikkat edin. Ona ait işleri sırtınıza almayın! Sorumlu olduğunuz alanın dışına çıkmayın. Gerçekten, hastalık, kaza vs ciddi durumlarda da ilk yardıma koşun siz olun.</p>
<p>Bütün iyi niyet ve samimiyetinize rağmen arıza oluyorsa; yöneticinizle konuşun, o da çözüm olmuyorsa , departman, oda vs  değiştirin . O da mümkün değilse ve çok mustaripseniz iş yerinizi değiştirin.</p>
<p>Egoist ve narsistlerle sosyal, kültürel, dinî, ideolojik cemiyetlerde birarada iseniz ne yapacaksınız?</p>
<p>İş yerlerinde olduğu gibi, sınırınızı siz koyacaksınız ve kendi değerinizi koruyacaksınız.</p>
<p>Bulunduğunuz ortamın size uygun gelen kurallarını harfiyen uygulayın. Sorumluluklarınızı yerine getiren örnek birey olmaya gayret edin.</p>
<p>Egoistlerle de temel insanî değer ve iletişim kuralları çerçevesinde ilişkide olun.</p>
<p>2. Sürekli Ön plana Çıkmak, Pohpohlanmak isteyenler:</p>
<p>Bu bireyler histiriyonik, narsistik, kompleksli insanlardır. Bu kişiler ya az çalışıp çok iş yapıyor görüntüsü vererek ya da yaptıkları her şeyi gözünüze sokarak takdir beklerler. Her ortamda dikkatleri üzerlerine çekmek isterler. Daha ilk defa gördükleri biriyle, kırk yıldır tanışıyormuş gibi samimi görüntü verirler. Her şeyleri yapmacık ve göstermeliktir. Usta birer Show insanıdırlar. Çok iyi rol yaparlar. İyi maske takarlar.</p>
<p>Ne yapıp edip sözü kendilerine getirmek isterler. Dikkat ve ilgiyi görmediklerinde huzursuz olup problem yaratabilirler. Kendisine rakip birisi varsa, ilgi ona kayıyorsa çok kıskanıp, kavga çıkarabilirler. O insanı küçük düşürmek için her türlü manipülasyonu yapabilirler.</p>
<p>Cinsel açıdan baştan çıkartıcı ve ayartıcıdırlar.</p>
<p>Ama halk tabiriyle “gösteri yaparak tatmin olan insanlardır”…</p>
<p>Bu insanlarla geçinmek de çok zordur. İnsanı yoran bir kişiliktir. Bu kişilerin iyi ve güzel davranışlarını mutlaka farkedin ve dile getirin. Eleştirinizde çok ölçülü ve insanî bir dil kullanın. Kişiliğine değil de  davranışlarına eleştiri ya da övgü yapın. Bazen yorulduğunuzu belirtin. Onun bu kendisini gösterme ve ilgi çekme ihtiyacını üretime dönüştürme yollarını arayın.</p>
<p>Herhangi bir yeteceği, örneğin resim yapma, enstrüman çalma, şiir yazma, şarkı söyleme, oyunculuk, sportif faaliyetler, dans, edebiyat, sivil toplum kuruluşlarında faaliyet gibi bir alana teşvik edin. Ürettiği eserlerle var oluşuna anlam kazandıracağı gibi gerçek manada ortaya çıkan ürünlerin fark edilmesi, beğeni toplaması, onun ilgi ve beğeni görme duygusunu tatmin edecektir. Böylelikle, sizden  sürekli ilgi övgü beklemesi azalır.</p>
<p>Zamanla  ürettikleriyle kendisini olgunlaştırmaya ve  dengeli davranmaya meyleder&#8230;</p>
<p>3. Her şeye Karışan, Beğenmeyenler, Kusur arayanlar, Eleştirenler, Baskıcı ve Dayatmacılar:</p>
<p>Bunların bir kısmı obsesif tabiatlı, yani takıntılı, kusursuzluk arayan, ayrıntıcı, titiz insanlardır. Mantıksal yönleri ön plandadır. Duygularını pek belli etmez, kontrol altına alırlar. Her şeyde bir mantık, bir gereklilik ararlar. Kuralcıdırlar, esnek değillerdir. Kendi kurallarından o kadar emindirler ki, başkalarının nasıl bu kuralları bilmedikleri veya itiraz ettiklerine “şaşarlar”.</p>
<p>Bu kişiler kendilerince “yanlış” gördükleri her şeyi eleştirir ve beğenmezler. Etrafını bu kurallara uymaya zorlarlar. Aslında söyledikleri ve yapılmasını istedikleri bazı şeyler olması gereken şeylerdir . Örneğin sözünde durmak, randevulara dikkat etmek, işleri zamanında yapmak, düzgün iş yapmak gibi&#8230; Ama bizim toplum “gevşek” bir toplum olduğundan hep çatışma yaşanır.</p>
<p>Obsesif bireyler esneklik kazanabilseler hem kendileri hem de etrafı daha huzurlu olur. Bazı obsesifler sizin sorumluluk alanınıza da girerler. Size ait işlere müdahale ederler. Farkına varmadan sizin sorumluluğunuzu da alırlar. Zamanla bu yük ağır gelir ve de yakınmaya başlarlar. Her şeyi ona “yıktığınızı” sorumluluk almadığınızı söyleyip yakınırlar.</p>
<p>Bilmezler ki, kendileri hep öne çıkıp yapmışlardır. “Aman eksik yaparlar, aman zamanında yapamazlar” kaygılarıyla ve de her şey denetimlerinde olsun diye kendileri bu yolu tercih etmiştir. Bu tarz kişilikte birisiyle yaşıyor veya aynı ortamda çalışıyorsanız şunlara dikkat edin:</p>
<p>Sorumluluklarınızı önemseyip zamanında yerine getirin. Çok gerekmedikçe ondan yardım istemeyin. İhtiyacınız olmadığı halde size destek olmasına teşekkürle karşılık verin. Hayatınıza yön vermesine, karışmasına karşı bir sınır oluşturun.</p>
<p>Her şeye karışan beğenmeyen ve eleştiren bireylerin bir kısmı da tembel, sorumluluk almayan insanlardır. Bazıları da negatif bakışı olan kişiliklerdir. Bunlar (tembeller&#8230;) sizi ve yaptıklarınızı eleştirerek suçluluk duygularından ve sorumluluk almaktan kaçarlar, size “akıl verirler”.</p>
<p>Boşuna dememişler: “tembele iş buyur, sana akıl versin.”</p>
<p>Tembel ve sorumsuz insanlara ait işleri yapmamaya dikkat edin! Yoksa zamanla GÖREVİNİZ olur! Yapmadığınızda bir de suçlanırsınız!&#8230; Diğer yandan, negatif, pesimist bireylere ne yaparsanız yapın bir şeyi beğendirmezsiniz! Bunlara asla yaranmaya ve kendinizi kanıtlamaya çalışmayın! Öz güveninizi sarsarlar! Siz, kendi sorumluluk alanınızda size düşenleri, becerileriniz oranında yaparak iç huzurunuzu koruyun&#8230;</p>
<p>4. Aşırı Kırılgan ve Aşağılık Kompleksi Olanlar:</p>
<p>Sağlıklı bir geçmiş yaşamı olmayan, maddi manevi yoksunluklar yaşayan bazı bireyler; aşırı hassas, alıngan, kırılgan, küsen, giden, kıskanan, pasif agresif davranış gösteren yapıda olabiliyorlar. Bu bireyleri anlamaya çalışmak lazım. Duyarlı olduklarından, konuşmalarımızda bunların hassasiyetlerini gözönünde bulundurmamızda yarar var. Örneğin, erken yaşta anne babasını kaybetmiş böyle birisinin yanında anne baba ile ilgili mutlu anıları ve sevinçleri anlatmamak gibi&#8230; Fakirlik yoksulluk yaşayan birisinin yanında, servetinden lüks yaşamından bahis etmemek gibi&#8230;</p>
<p>Bu kişilerle aynı ortamda bulunmak durumundaysak onların  bu incinebilirlik özelliklerini dikkate  almalıyız. Yalnız şuna da dikkat etmemiz lazım. Bu kişilerden bazıları, çektikleri acıları, alınganlıklarını, hassasiyetlerini kullanıp sizden sürekli sevgi, şefkat ve ilgi beklerler. Bu da sizi yorabilir. Sınırı ve dengeyi iyi koymanız gerekir&#8230;</p>
<ul>
<li>İnatçı, Eleştiriye Kapalı, Sabit Fikirliler:</li>
</ul>
<p>Şunu unutmayın; bu insanlar gelişim ve değişime kapalı, dışarıdan öz güvenli görülseler de, temelde öz güveni eksik insanlardır. Bunların arasından siyasi, sosyal, ideolojik, dinsel, ırksal, mezhepsel aşırı fanatik yobaz insanlar çıkar. Bunlara “kesin inançlılar” denir. Kendi fikir ve davranış kalıplarının doğruluğundan “kesin” emin olduklarından bunu size her yolu kullanarak dayatırlar.</p>
<p>Bu kişilikte olanlarla tartıştığınızda çoğunlukla sizi dinlemezler, bile. İşitme ve idrak etme aygıtları farklı düşüncelere ve seslere kapalıdır. Bunları ikna etmek için kendinizi “paralamayın” başarılı olamazsınız ve sinirleriniz tepenize çıkar. Siz kendi yolunuzdan gidin&#8230; O da kendi yolundan gitsin&#8230;</p>
<p>Sizi kendi yoluna çekmesine asla müsaade etmeyin!</p>
<ul>
<li>Aşırı Cimri İnsanlar:</li>
</ul>
<p>Tutumlu olmak, israftan kaçmak başkadır, cimrilik başkadır. Aşırı beklentisi olanlar da bambaşka bir profil çizerler&#8230; Cimri insanlarla aynı ailede yaşamak çok zordur. İmkânlar olduğu halde, bunları çok çok kısıtlı kullanmak bu insanların özelliğidir. Üstelik üste çıkmak için sizi “müsriflikle” suçlarlar. En iyisi, kendi ihtiyaçlarınızı karşılamak için çalışmanızdır. Evin ortak giderlerine adil şekilde katkı sağladıktan sonra, artanı mutlaka dilediğiniz gibi kullanın. Yoksa ona da  karışırlar!&#8230;</p>
<p>Bir arada olduğunuz ve ortak giderlerinizin olduğu bu insanlarla kavga etmemek için israftan kaçının. Lakin temel ve olması gereken ihtiyaçlarınız için de sonuna kadar direnin&#8230;</p>
<ul>
<li>Aşırı Beklentililer:</li>
</ul>
<p>Aşırı beklentililere gelince gerek aile içerisinde gerek arkadaşlar içerisinde gerek de iş yerlerinde bu tip insanlarla sık muhatap oluruz. Hep kendi öncelikleri, kendi ihtiyaçları, kendi beğenileri ve kendi ihtiyaçlarından söz ederler. Sürekli bu minvaldeki davranışlarıyla sizi psikolojik baskı altına alıp, kendi egolarına hizmet ettirirler&#8230; Bu atmosfere girerseniz enerjinizi çabuk tüketirsiniz. Ya onu dinleyip kendi sorumluluk alanınızla ilgileneceksiniz. Taleplerini karşılamayacaksınız ya da  onun taktikleriyle ona gideceksiniz&#8230;</p>
<p>Diğer türlü etki alanında kalırsanız tükenirsiniz. Ya da sürekli bir kavga hali içerisinde bulursunuz kendinizi…</p>
<p>Not: Makalemi ilk okuyan ve bazı önerilerde bulunan ve bu konuda kitabı olan Prof. Dr. Erol Özmen hocama teşekkür ediyorum.</p>
<p>Dr. Nihat Kaya</p>
<p>Biruni Ün. Tıp Fak. Öğretim Üyesi</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/zor-insanlarla-gecinme-sanati/">Zor İnsanlarla Geçinme Sanatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mutlu Olmak için Beyine Nasıl Format Atmalı?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/mutlu-olmak-icin-beyine-nasil-format-atmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nihat Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Jan 2020 06:50:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/mutlu-olmak-icin-beyine-nasil-format-atmali/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mutluluk Yolunda Beş Adım&#8230; İnsanların en büyük özlemlerinden birisi daha çok mutlu olabilmektir. Her bireyin mutlu olmaktan anladığı farklıdır. Lakin mutluluğa giden yolda ortak bazı beklentiler de yok değildir&#8230; Buradan yola çıkarak, mutluluk icin temel oluşturabilecek bazı hususları belirtmek istiyorum. Bu öneriler, aynı zamanda beynimizin öğrendiği bilgilerin, yeni bilgilerle değişmesi anlamına geliyor. Bir çeşit formatlama [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/mutlu-olmak-icin-beyine-nasil-format-atmali/">Mutlu Olmak için Beyine Nasıl Format Atmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mutluluk Yolunda Beş Adım&#8230;</strong><br />
İnsanların en büyük özlemlerinden birisi daha çok mutlu olabilmektir. Her bireyin mutlu olmaktan anladığı farklıdır.<br />
Lakin mutluluğa giden yolda ortak bazı beklentiler de yok değildir&#8230;<br />
Buradan yola çıkarak, mutluluk icin temel oluşturabilecek bazı hususları belirtmek istiyorum.</p>
<p>Bu öneriler, aynı zamanda beynimizin öğrendiği bilgilerin, yeni bilgilerle değişmesi anlamına geliyor. Bir çeşit formatlama işlemi&#8230;<br />
Peki, mutluluk bir hedef değil de bir yolculuksa bu yolculuğu nereden başlatmak gerek?</p>
<p><strong>1. Başta kendimizi ve diğer sorun yaşadığımız insanları AFFETMEK.</strong><br />
Birçoğumuzun geçmişte bilerek ya da bilmeyerek yaptığı ve pişmanlık, suçluluk duyduğu eylemler vardır. Bunların vicdanımızda ve ruh dünyamızda bıraktığı izleri hep taşırız.<br />
Biz nereye gidersek, onlar da bizimle oraya gelir.<br />
Mutlu olmaya giden yolda; engellerimizden birisi bu suçluluk, pişmanlık ve “ah keşke “ hissiyatlarıdır.<br />
Eğer bu eylemlerimizden dolayı çevremize zararımız dokunmuşsa özür dileyerek telafi edici davranışlar göstermeliyiz. Muhataplarımız, bu iyi niyetimizi karşılıksız bırakırsa biz görevimizi yapmış olmanın vicdanî rahatlığıyla hareket etmeliyiz.<br />
Kendi bedenimize, ruhumuza ve sosyal yaşamımıza verdiğimiz zararlar için de; gerekli dersleri alıp kendi nefsimizi affedip , yeni ve doğru yolda yaşamaya devam edelim!</p>
<p>Muhataplarımızdan dolayı yaralıysak ve bir türlü içimizden atamıyorsak; onların iyi niyetli özür dileme davranışlarını göremiyorsak iki yolumuz var:<br />
a. Onlarla irtibat kurup yaşadığımız duyguyu paylaşmak ve helallik beklentimizi iletmek.<br />
Bu karşılık görmüyorsa yapmamız gereken &#8220;insanlıktan medeniyetten nasibini almamış&#8221; bu insanlardan dolayı üzülmeye, acı çekmeye &#8220;değmez&#8221; ve &#8220;üzülmek onlara hak etmediği değeri verip önemsemektir&#8221; deyip, onları hayatımızdan silip atmaktır&#8230;<br />
b. İkinci yol da bize acı ve elem yükleyen muhataplarımızı zihnimizden ve yaşam alanımızdan uzaklaştırarak YOK sayıp önümüze bakmaktır&#8230;</p>
<p><strong>2. Geçmişin yükünü boşaltmak.</strong><br />
Mutluluk yolunda yürürken, hızımızı yavaşlatan bu yükleri boşaltmak elzemdir.<br />
Geçmişte yaşadığımız ve hep pişmanlık duyduğunuz şeyler olabilir. Sürekli neden yaptım? Neden böyle oldu? Keşke böyle olmasaydı da şöyle olsaydı dediğimiz birçok yaşam yüklerimiz vardır.<br />
Unutmayalım ki geçmişte yaşayan geleceği inşa edemez!<br />
Geçmişin yüküyle geleceğe yürünmez!<br />
Yaşadığımız andaki mutluluğu zehir eden en önemli nedenlerden birisi budur.<br />
Geçmiş geçmiştir. Geçmişte bir şey olmuşa o şartlarda başka türlü olamadığı icin öyle olmuştur&#8230;<br />
Binaenaleyh, geçmişi geriye sarıp , bugün istediğimiz gibi yeniden yasamak mümkün değildir ! Olan olmustur.<br />
Yasam geriye doğru anlaşılır , ama ileriye doğru yaşanır ilkesiyle hareket edelim .<br />
Geçmişin yükünü sürekli sırtımızda taşıyarak mutlu olamayız . Anda kalalım ve anı yaşayalım. Zamanın tekrarı yok!<br />
Geçmişin zehirleriyle bugünümüzü heder etmeyelim<br />
Ömrümüz üç gündür: Dün, bugün ve yarın. Dün akıp gitti. Yarın belirsiz, tek gerçek şu an ve bugündür. Gerçek ömür içinde bulunup nefes aldığımız gündür&#8230;</p>
<p><strong>3. Beklentilerimizi ciddi anlamda azaltmak</strong>.</p>
<p>Mutluluk yürüyüşünde üçüncü adım beklentileri azaltmaktır.<br />
İnsan bir ötekiyle varlığını sürdürebilen bir canlıdır.<br />
Sosyal varlıklarız. İnsan insana muhtaçtır. Sosyal genetiği bunu gerektirmektedir.<br />
Her birimizin ailesel genetiği; bulunduğu sosyoloji, coğrafi ve iklimsel koşullar farklı farklıdır.<br />
Her birey kendisine özgü ve tektir&#8230; Yaşam döngüsü gereği hepimiz değişik alanlarda çalışarak hayata hizmet ediyoruz. Doğal olarak, birbirimizle temas ediyoruz. Maddi manevi etkileşimde bulunuyoruz. Bazen olumlu  bazen olumsuz durumlar ortaya çıkabiliyor. Karşımızdaki insanlardan farklı beklentilere girebiliyoruz.<br />
Farkına varmadan; kendi ihtiyaçlarımızın ve beklentilerimizin  karşı taraflarca anlaşılması ve yerine getirilmesini isteriz. Oysa bizim ihtiyacımız Onun ihtiyacı olmayabilir!</p>
<p>Beklentilerimizi bazen açık açık dile getirir ve karşımızdaki insanları zorlayabiliriz. Bazen de dışa vurmaz ama içten içe kurarız.<br />
Bazen bencillik yaptığımızın farkına dahi varmayız. Kendi kendimizi, haklı olduğumuza öyle inandırırız ki, istediklerimizin olmamasına çok şaşırırız&#8230;<br />
Bunun için, ne kadar az beklenti o kadar çok mutluluk ilkesiyle hareket edelim.</p>
<p><strong>4. Kimseyi değiştirmeye çalışmamak</strong><br />
Mutluluğa giden önemli yollardan birisi de kimseyi değiştirmeye çalışmamaktır.<br />
Değiştirmeyi düşündüğünüz insanlarla asla yola çıkmayın!</p>
<p>Birilerini değiştirme çabası daima çatışma ve mutsuzluk üretir.</p>
<p>Nasıl biz kendimizden memnunsak, başkaları da kendi halinden memnun olabilir. Onun o hali bizi memnun etmeyebilir. Lakin onu değişime zorlayamayız!<br />
Memnuniyetsizliğimizi beyan edebiliriz, kişi değişmiyorsa; ya o haliyle kabul edip olumlu yanlarını görüp yolculuğa devam<br />
edeceksiniz ya da yollarınızı ayıracaksınız&#8230;</p>
<p><strong>5. “Olma yolunda” farkındalık geliştirmek</strong><br />
Mutlu olma hedefinin en önemli unsuru, “olmuş”, olgun insan yolunda ilerlemektir.<br />
İnsanoğlu dünyaya “ham” olarak gönderilir. Her birey kendi var oluşunu gerçekleştirme sınavında bir yolculuğa çıkar.<br />
Evrende her şey zıddıyla kaimdir.<br />
İyilik kötülük, mutluluk mutsuzluk, yardımlaşma bencillik, güzel çirkin gibi&#8230;<br />
İnsan beyni, bir nesneyi , duyguyu veya durumu onun karşıtıyla kavrayabilen bir yapıdadır.<br />
Gelişebilmek, ilerleyebilmek, kendimizi tamamlayabilmek için; bu zıt duyguların önümüze çıktığı sınavlardan geçeriz.<br />
Bu sınavlardan başarıyla çıkmak; “hamdım, yandım piştim, oldum&#8230;” Mevlana felsefesindeki hamlığın olmuş haline dönüşmesidir.<br />
Olmuş insan, alçak gönüllüdür, sevecendir, yardımseverdir, paylaşımcıdır, huzur doludur, diğergamdır, affedicidir, ahlâklı ve adaletlidir.<br />
İnsanlarda kusur aramaz, iyi taraflarını görmeye çalışır. Barışçıl ve özgür ruhludur.<br />
Velhasıl, mutluluk yolunda bütün basamakları başarıyla tırmanıp hedefe varan insana &#8220;olmuş insan&#8221; denir&#8230;<br />
Ne mutlu o insanlara&#8230;<br />
Dr. Nihat Kaya</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/mutlu-olmak-icin-beyine-nasil-format-atmali/">Mutlu Olmak için Beyine Nasıl Format Atmalı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Toplu İntihar Nedenleri</title>
		<link>https://hurfikirler.com/toplu-intihar-nedenleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nihat Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Nov 2019 04:41:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/toplu-intihar-nedenleri/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fatih&#8217;te, 6-11-2019 tarihinde 4 kardeşin toplu intiharı kamuoyunu derinden sarstı. Yakınlarının polisi araması sonucu eve giden polisler kapının üstünde “Dikkat siyanür var, polisi arayın, içeri girmeyin” notuyla karşılaştı. Polis ekipleri kilitli kapıyı açıp içeri girdi. Ekipler, evde hareketsiz yatan Cüneyt (48), Oya (54), Kamuran (60) ve Yaşar Y. (56) isimli dört kardeşin hayatını kaybettiğini belirledi. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/toplu-intihar-nedenleri/">Toplu İntihar Nedenleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fatih&#8217;te, 6-11-2019 tarihinde 4 kardeşin toplu intiharı kamuoyunu derinden sarstı. Yakınlarının polisi araması sonucu eve giden polisler kapının üstünde “Dikkat siyanür var, polisi arayın, içeri girmeyin” notuyla karşılaştı. Polis ekipleri kilitli kapıyı açıp içeri girdi. Ekipler, evde hareketsiz yatan Cüneyt (48), Oya (54), Kamuran (60) ve Yaşar Y. (56) isimli dört kardeşin hayatını kaybettiğini belirledi. Yapılan incelemede kardeşlerin kanında siyanür bulundu.</p>
<p>“Olayın ardından polisin bilgi alışverişinde bulunduğu ve ihbarı yaptığı belirlenen mahalle bakkalı Yusuf Deniz, kendisinden alışveriş yapan yetişkin kardeşleri 15 yıldır tanıdığını belirtti. En son cumartesi günü kardeşlerden müzik öğretmeni olan Oya Yetişkin&#8217;in kendisinden alışveriş yaptığını, salı günü de kendilerini telefonla arayıp cevap alamayan bir arkadaşlarının gelip sorması üzerine de hemen 155 polis imdat hattını aradıklarını söyledi.<br />
Deniz, &#8220;Kendi hallerinde bir yaşam süren dört kardeş de aynı evde yaşıyorlardı. 4&#8217;ü de bekardı. Yalnız sıkıntıları, maddi sıkıntıları vardı. Başka kimseleri yoktu. Kardeşlerden biri müzik öğretmeniydi, erkeklerin küçüğü de kuryelik yapıyordu, diğerleri ise çalışmıyordu. En son müzik öğretmenliği yapan Oya Yetişkin cumartesi alışveriş yapmaya geldiğinde bana &#8216;Maaşıma haciz koydular&#8217; demişti&#8221; şeklinde polise bilgi verdi. Bakkalın yanı sıra apartmandaki komşu ve mahalle sakinlerinden de bilgi alan polis, 4 kardeşin şu ana kadar akrabasına ulaşamazken, son dönemlerde ağır bir ekonomik kriz içerisinde bulundukları ve psikolojik tedavi gördüklerini de tespit etti.”</p>
<p>Fatih’teki 4 kardeşin intiharı, 2011 yılında Kahramanmaraş’ta yaşları 22 ile 33 arasında değişen 2’si kız 4 kardeşin, kendilerini iple tavana asarak intihar etmelerini akıllara getirdi.</p>
<p>Kahramanmaraş’ta 4 kardeş annelerinin ölümünün ardından psikolojik sorunlar yaşadığı için babalarına ait bağevinin farklı odalarında kendilerini tavana asarak intihar etmişti.<br />
Kamuoyunda uzun süre yer alan olayın ardından “anneye hastalık derecesinde düşkünlük” çıkmıştı. Anne ve babaları ayrı yaşayan, sosyal çevreleri olmayan 4 kardeş, “Annemiz ölürse biz de ölürüz” düşüncesiyle hayatlarına son verdiği iddia edilmişti.<br />
Annelerinin ölümünden sonra 2 kez daha toplu intihar girişiminde bulunan kardeşler, avukat babaları Necdet Sağocak’ın kendilerini bağevinin bahçıvanı tarafından takip ettirmesinden rahatsız oluyordu. Olay günü baba Sağocak, “İntihar ederseniz işte o zaman anneniz ölür” diye mesaj atmıştı. Bu mesaja sinirlenen 4 kardeşin, telefonlarını kırıp intihar ettikleri iddia edilmişti.”</p>
<p>Toplu intiharlar, toplumu derinden sarsan, şok etkisi  oluşturan eylemlerdir.<br />
Tarih boyunca toplu intiharlara rastlamak mümkündür.<br />
Savaşlarda düşmana teslim olmamak için, dini, felsefi bir grubun, bir tarikat mensuplarının da çeşitli gerekçelerle toplu intihar ettiklerini biliyoruz&#8230;</p>
<p>Peki, insanlar neden topluca intihar eder?<br />
Öncelikle intihar davranışının dinamiklerine bakmak gerekir.<br />
İntihar kişinin kendi bedenine, bütünlüğüne yönelmiş bir saldırganlık dürtüsüdür.<br />
Her intihar davranışında ölme, öldürülme ve öldürme bileşenleri vardır.<br />
Savaş ortamlarında öldürme ve ölme yaygın olduğundan, intiharlar azalır.<br />
Ekonomik çöküş ve aşırı ekonomik refah dönemlerinde intiharlar artar.<br />
Sosyo ekonomik kültürel düzeyi düşük çevrelerde cinayetler yaygınken eğitim ve refah düzeyi yüksek çevrelerde intihar yaygındır.</p>
<p>Bireysel intiharlar, başta depresyon, şizofreni, alkol ve madde bağımlılığı, gençlik dönemi bunalımları gibi ruhsal sorunlarda sıktır.<br />
Ani, şok edici ve onur kırıcı bir davranışa maruz kalmak, aldatılmak, ticarî bir iflas, başarısızlık gibi bazı durumlarda da intiharlar görülebilir. Herkesin önünde öğrencinin azarlanmasi, dayak atılması, sevgilinin ani terki gibi durumlarda da ani intiharlar olabilir&#8230;<br />
Toplu intiharlar hangi durumlarda ortaya çıkar?</p>
<p>2011&#8217;de Kahramanmaraş’taki 4 kardeşte olduğu gibi aile dağılması, sevgi ve şefkat eksikliği; bu duygusal boşluğun bir ebeveynle veya bir başka obje ile doldurulması, yaşama onunla tutunması ve o objenin “yok” olmasıyla  boşluğa düşen  bireyler topluca intihar edebilir. Sosyal desteklerden mahrum, tamamen birbirine tutunan, adeta simbiyotik yaşam süren bireyler, ani travmalar ve kayıplar karşısında topluca refleks verebilirler&#8230;<br />
Ve de kaybettikleri o sevgi objesiyle birleşmek icin , “onun yanına&#8221; topluca  gitmeyi tercih edebilirler&#8230;<br />
Diğer bir toplu intihar nedeni?<br />
Fatih’teki ailede olduğu gibi; hem çevre yoksunluğu, hem de ciddi işsizlik ve ekonomik yoksunluktur&#8230;<br />
Bu durum, beslenme, barınma, ısınma, sağlıklı olma, dışarı çıkma gibi sosyalleşme imkânlarını ciddi manada kısıtlar.<br />
İçine dönen ve depresif bir atmosfere maruz kalan aile bireyleri, topluca yaşamın anlamını yitirip intihar edebilirler&#8230;</p>
<p>Toplu gibi görünen ve belki de hiç aydınlatılamayan  bazı intihar olgularında da şu neden olabilir:<br />
Aile bireylerinden  biri ya da bir grup mensuplarından biri ya da birkaçı ağır bir depresyona girebilir. Dünya acı ve ıstırap yeri gibi algılanır. Ölümün bu acıya son vereceği düşünülür. Lakin “sevdiklerinin de”  bu acımasız dünyada kalmasına &#8220;Gönülleri el vermez&#8221; bu nedenle onları da “beraberinde kurtuluşa&#8221; götürürler&#8230;<br />
Bu davranış , doğum sonrası ağır depresyon yaşayan annelerde daha çok görülür. Ağır depresyona giren kadın, yaşamdan hiçbir tad alamaz ve aşırı ıstırap ve acı çeker. Evladına da bakamaz. Onun da  bu dünyada acı çekmesini istemediğinden beraberinde  “götürür&#8221;.</p>
<p>Toplu intiharlarda bir başka neden de akıl hastalığı olabilir. Psikoza giren birey ya da psikozu paylaşan gruplar kulaklarına gelen ve intiharın kurtuluş olacağı ya da Allah’ın onları çağırdığı, ya da sevdiği birinin onları yanına çağırdığı şeklinde bir sesle halüsinasyon görerek intihara sürüklenebilirler.</p>
<p>Bir kişi halüsinasyonu ve hezeyanları nedeniyle önce birlikte yaşadıklarını sonra kendisini öldürebilir. Eğer akıl sağlığı bozulmuşsa ve “herkesi” öldürüp sonra da kendisini öldürmesi yönünde  bir “emir alıyorsa”, bunun &#8220;cennete&#8221; gitme aracı olduğu şeklinde bir hezeyanı oluşmuşsa bu da toplu gibi görünen intihar davranışına yol açabilir&#8230;</p>
<p>Bazen de tarikat liderlerinin, farklı bir gezegende yeni bir hayat kurmaları  için, topluca ölmeleri gerektikleri telkini de bu davranışa yol açabilir&#8230;</p>
<p>Neticede, toplu intiharların birden çok dinamiği mevcuttur. Çok yönlü araştırıp incelemek gerekiyor&#8230;</p>
<p>Dr. Nihat Kaya<br />
Psikiyatrist<br />
Biruni Ün . Tıp Fak.Öğ. Görevlisi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/toplu-intihar-nedenleri/">Toplu İntihar Nedenleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Osmanlı’dan 29 Ekim 1923 Cumhuriyetin İlanına</title>
		<link>https://hurfikirler.com/osmanlidan-29-ekim-1923-cumhuriyetin-ilanina/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nihat Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Oct 2019 10:20:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/osmanlidan-29-ekim-1923-cumhuriyetin-ilanina/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cumhuriyet Türkiye kurulunca mı akla geldi? Osmanlı son dönemlerinde modernleşme çabaları Tanzimat Fermanı (3 Kasım 1839) ile Cumhuriyetin ilk temelleri mi atıldı? Türklerin ilk Anayasası (1876) Kanuni Esasi 29 Ekim 1923 Cumhuriyetin kurulması&#8230; “Türkiye’nin modernleşme süreci yaklaşık iki yüzyılı aşkın bir süreci kapsamaktadır. Tanzimat (3 Kasım 1839 ) ile resmen başlayan bu süreç siyasî, hukukî, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/osmanlidan-29-ekim-1923-cumhuriyetin-ilanina/">Osmanlı’dan 29 Ekim 1923 Cumhuriyetin İlanına</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyet Türkiye kurulunca mı akla geldi?</p>
<p>Osmanlı son dönemlerinde modernleşme çabaları</p>
<p>Tanzimat Fermanı (3 Kasım 1839) ile Cumhuriyetin ilk temelleri mi atıldı?</p>
<p>Türklerin ilk Anayasası (1876) Kanuni Esasi</p>
<p>29 Ekim 1923 Cumhuriyetin kurulması&#8230;</p>
<p>“Türkiye’nin modernleşme süreci yaklaşık iki yüzyılı aşkın bir süreci kapsamaktadır. Tanzimat (3 Kasım 1839 ) ile resmen başlayan bu süreç siyasî, hukukî, ekonomik ve kültürel birçok yeniliği beraberinde getirmiştir. “Osmanlı’nın son dönemlerinde yaşanan yenilik hareketleri aslında Avrupa’da hâkim olmaya başlayan ve Fransız Devrimi’nin (1789) rüzgarıyla; modern ulus-devlet formatının örnek alınmasıydı. Bir yandan yaşanan dinin siyasal ve sosyal alandaki rolünün sınırlandırılması öte yandan ülkede yaşayanların bir kimlik etrafında tanımlanma çabası modernleşme sürecinin ana eksenini oluşturmuştur. İttihat ve Terakki Cemiyeti döneminde (1889) ivme kazanan değişimlerin birçoğu bu iki alanda gerçekleşmiştir. Aynı şekilde Cumhuriyetin kurulması ile gelen bir dizi reform ve inkılaplar dinin siyasal ve hukukî alandaki rolünü sınırlandırırken vatandaşlık Türk kimliği etrafında tanımlanmıştır.”</p>
<p>Osmanlı İmparatorluğu’nun 17. yüzyılın sonlarından itibaren Hıristiyan olarak nitelediği Avrupa karşısında gerilemeye başlaması, üzerinde önemle durulması gereken bir husustur. Askeri yenilgiler ve toprak kayıplarının artması ile paralel gelişen ekonomik gerileme imparatorluğu olumsuz etkilemiştir. Bir dizi aşamadan sonra (16. Yy Rönesans, Reform ve Sanayi Devrimleri 18. Yy) Avrupa devletleri siyasal istikrarlarını sağlayarak kalkınırken Osmanlı İmparatorluğu’nun gerilemeye başlaması sadece ülke için değil aynı zamanda İslam dünyası için yaşanacak kırılmaların bir habercisi olmuştur.”</p>
<p>Osmanlı entelektüelleri, bazı yenilikçi paşalar, bürokratlar Osmanlı’nın yeniden ihyası için arayışlara girmişlerdir&#8230; Tanzimat Fermanı’nın hazırlanışı bu çabaların ürünüdür. Temelleri II. Mahmut dönemine dayanmaktadır. Bilindiği üzere Osmanlı padişahı olan II. Mahmut birçok ıslahat yapmış ve düzenleme getirmiştir. Fakat hazırlamış olduğu fermanı bir türlü ilan edememiştir. Sonrasında tahta geçen Abdülmecid fermanı imzalamıştır.  1839 yılında Kavalalı Mehmet Ali paşanın yönettiği Mısır ile yapılan savaşın yenilgiyle sonuçlanması Mısır’ın büyük bir tehdit olarak Osmanlının karşısına geçmesine sebep olmuştur. Ruslardan  alınan yardımlarla  Osmanlı yıkılmaktan kurtulmuştur.</p>
<p>Bu yüzden II. Mahmud birçok yeniliği pratiğe tam aktaramamış  ve geleceğe tohum atmıştır&#8230;</p>
<p>Pantolon giyen, resmi dairelere kendi fotoğrafını astıran II. Mahmut’a “gavur padişah” lakabı verilmiştir.</p>
<p>II. Mahmud’un içki içmesi de onun böyle bir ithama maruz kalmasında rol oynayan önemli etkenlerdendi. Onun döneminde kadınlar bakkal ve dondurmacılara gitmeye başlamıştır. Kadın mağazaları açılmıştır. Yeniçeri ocağı kapatılmış, ilmiye sınıfının imtiyazları elinden alınmış, Bektaşi tekkeleri kapatılmıştır.</p>
<p>1829 yılında atılan radikal adımlarla fes, pantolon, ceket gibi yeni kıyafetlerin benimsenmesi, onun ciddi bir biçimde eleştirilmesine neden olmuştur. II. Mahmut’un günümüzde genellikle “Osmanlı’nın hoşgörü anlayışının ifadesi” olarak zikredilen “Ben tebaamın Müslüman olanını camide, Hristiyanları kilisede ve Yahudileri de havrada fark ederim. Aralarında başka bir fark yoktur” şeklindeki meşhur sözü aslında klasik millet sisteminden vazgeçme ve eşit vatandaşlık hukuku oluşturmaya yönelik bir niyet beyanıydı.</p>
<p>O dönemde İmparatorluk nüfusunun neredeyse yarısını oluşturan Hristiyan tebaanın Avrupalı güçlerin müdahale ve manipülasyonlarından korunabilmesi için de gerekli görüldüğü için II. Mahmut’un takipçileri bu konuda cesur adımlar attılar.</p>
<p>II. Mahmut un başlattığı yenilikler; genişletilerek ve “tebaa hukuku”ndan “vatandaşlık hukuku”na geçişin ilk adımları I. Abdülmecid  devrinde  Tanzimat Fermanıyla resmiyet kazanmıştır.</p>
<p>Tanzimat Fermanı Maddeleri (Tam Metin)</p>
<p>Tanzimat fermanı ile gelen yeni hükümler genel hatlarıyla şu şekildedir:</p>
<ul>
<li>Herkesin can emniyeti sağlanacaktır.</li>
<li>Herkesin mal, ırz ve namusunun korunması ve diğerleri tarafından bu değerlerine saygı duyulması sağlanacaktır.</li>
<li>Herkes gelirine göre vergiye tabi tutulacaktır.</li>
<li>Herkes kanun önünde eşit görülecektir.</li>
<li>Özel mülkiyet hakkı tanınacaktır.</li>
<li>Her yerleşim yerinden lüzumunca ve oradaki gidişatı bozmayacak şekilde asker alınacak ve dört veya beş sene içerisinde askerler görevlerini tamamlayıp yenileriyle değişecek şekilde bir sistem uygulanacaktır.</li>
<li>İşkence, dayak, rüşvet ve kayırma ortadan kaldırılacaktır.</li>
</ul>
<p>Son üç asırdan beri tahta çıkan her Padişah, tebaasına adil bir yönetim vaad eden ve ‘adaletname’ adı verilen benzeri hatt-ı hümayunlar ilan etmişti. Fakat Tanzimat Fermanı öyle yeni esaslar getirmekte idi ki, bunlar devlet idaresinde kökten değişiklikler yapacak mahiyette idi. İçerdiği bu radikal hükümler dolayısıyla Tanzimat Fermanı’nın Osmanlı coğrafyasının modernleşmesindeki yeri büyüktür. Bu sebepledir ki, fermanın ilanından Birinci Meşrutiyet’in ilanına kadar olan ve 1839-1876 yıllarını kapsayan bu döneme “Tanzimat Dönemi” denilmektedir. Fermanın içerdiği hükümlerden hareketle anlaşılmaktadır ki mutlak monarşi, yetkilerinin bir kısmını bazı hukuk ilke ve yasalarına teslim etmiştir. Bu kararın alınmasında batı ülkelerinin etkisi yadsınamaz; çünkü fermanın öncelikli amacı, bu ülkelerin Osmanlı’nın bulunduğu vaziyetle ilgili memnuniyetlerini sağlayıp ülke üzerindeki etkilerini azaltmaktır. Bu amaç bir müddet sağlanmıştır da. Tanzimat Fermanı, ilk anayasanın da  temelini atmıştır&#8230;</p>
<p>Ülkemizdeki anayasacılık hareketlerinin, ilk olarak 19. Yüzyılın ilk yarısında ortaya çıktığı kabul edilmektedir. 1808 tarihli Sened-i İttifak, 1839 tarihli Tanzimat Fermanı ve 1856 tarihli Islahat Fermanı gibi belgeler, birer anayasa özelliği taşımamakla birlikte, ileride ortaya çıkacak gerçek anayasacılık hareketlerinin ilk aşamalarını oluşturmuştur. II. Abdülhamid  döneminde 23 Aralık 1876 tarihinde kabul edilen Kanun-ı Esasi, ilk anayasamız olarak tarihteki yerini almış ve siyasî hayatta ilk defa anayasa ile kurulan parlamentolu bir dönem başlamıştır.</p>
<p>I. Abdülhamid tahta çıktıktan sonra Mithat Paşa’nın zorlaması ile anayasa hazırlamak üzere komisyon kurulmuştur. Mithat Paşa’nın etkisinde çalışan Komisyon, 1875 tarihli Fransa Anayasası ile 1831 Belçika Anayasalarından esinlenerek bir anayasa taslağı kaleme almış ve Padişaha sunmuştur. Padişah, aralarında tarihçi Ahmet Cevdet Paşa, Mabeyn Müşiri Eğinli İngiliz Sait Paşa, zamanın fıkıh uzmanı olan Uzun Etek Rıza Bey gibi alanlarında tanınmış kişilerden oluşan yeni bir komisyona yaptırdığı inceleme sonucunda önceki taslağa yeniden şekil verdirmiştir. II. Abdülhamid, kendi yetkilerin arttırmak üzere bazı değişiklikler yapmış ve gerektiğinde ülkeden uzaklaştırma (sürgün) yetkisini Padişaha veren bir hükmün anayasaya girmesini sağlamıştır.</p>
<p>Osmanlı Devleti&#8217;nde 23 Aralık 1876’da I. Meşrutiyet ilan edilerek Türk tarihinin ilk anayasal özelliğini taşıyan Kanun-i Esasi kabul edildi. Böylece halk ilk defa padişahın yanında yönetime ortak oldu. Seçme, seçilme ve temsil hakkını kullandı. Kişi hakları anayasanın güvencesi altına alındı.</p>
<p>1876 Kânun-i Esasî&#8217;si bağımsız bir İslam ülkesinde yürürlüğe giren Batılı anlamda ilk yazılı anayasadır. (1866&#8217;da tevcih edilen Mısır fermanı modern bir anayasa niteliğinde olduğu halde, Mısır bu tarihte teorik olarak bir Osmanlı vilayeti olduğu için, Osmanlı padişahı adına yayınlanmıştır.)</p>
<p>Kanun-i Esasideki maddelerden bazıları</p>
<p>* Osmanlı sınırlarındaki herkes kişisel hürriyete sahiptir. Hiç kimse başkalarının hürriyetine zarar veremez.</p>
<p>* Bir kanuna dayalı olmadığı sürece hiç kimseden vergi ve buna benzer paralar alınamaz.</p>
<p>* İşkence ve her türlü eziyet kesinlikle ve tamamen yasaktır.</p>
<p>* Mahkemeler her türlü müdahaleden uzaktır.</p>
<p>* Osmanlı sınırları içerisindeki herkes özel mülkiyet sınırları içindeki her türlü saldırıdan korunmuştur.</p>
<p>* Kanunda olmayan bir sebepten dolayı kimsenin özel mülküne zorla girilemez.</p>
<p>1876 Anayasası ve Özellikleri (Kanun-i Esasi)</p>
<ol>
<li>Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk ve tek anayasasıdır.</li>
<li>İki meclisli bir anayasadır. (Meclis-i Ayan ve Meclisi Mebusan)</li>
<li>Heyeti Ayan üyelerini Padişah seçer.</li>
<li>Meclisi feshetme yetkisi Padişaha aittir.</li>
<li>1908 yılında II. Meşrutiyet’in ilanıyla yeniden anayasa ilan edilmiştir.</li>
<li>1909’da bu anayasa da değişikliğe uğramıştır.</li>
<li>Türkler ilk defa bu anayasa ile seçme ve seçilme hakkını elde ettiler.</li>
<li>Yasama ve Yürütme yetkileri Padişah’ın elinde toplandı. Yasama organı Ayan ve Mebusan Meclisidir. Yürütme organı ise Bakanlar kurulundan oluşmaktadır. Yürütmenin başında Padişah bulunur.</li>
<li>Bakanlar kurulunu atama ve görevine son verme yetkisi Padişah’a verildi.</li>
<li>Sürgün yetkisi padişaha verildi.</li>
</ol>
<p>Uygulama ve anayasanın askıya alınması 1877 Şubatında ülke çapında genel seçimlerin yapılmasından sonra oluşturulan Meclis-i Umumi 19 Mart 1877’de açıldı. İlk toplantı Dolmabahçe Sarayı&#8217;nın Muayede Salonunda yapıldı. (Daha sonra meclis Ayasofya bitişiğindeki eski Darülfünun binasına taşındı.) Mecliste 69 müslim ve 46 gayrimüslim mebus vardı. Meclis başkanlığına Ahmet Vefik Paşa atandı.</p>
<p>24 Nisan 1877&#8217;de çıkan Osmanlı-Rus Savaşı (&#8220;93 Harbi&#8221; olarak bilinir) bir yıl boyunca meclis müzakerelerini gölgeledi. Osmanlı ordusunun yenilgiye uğraması ve Rus ordusunun İstanbul kapılarına dayanması üzerine 31 Ocak 1878&#8217;de Edirne Mütarekesi imzalandı. Bu olaydan 13 gün sonra 13 Şubat 1878&#8217;de II. Abdülhamit meclisi süresiz olarak tatil etti.</p>
<p>1878-1908 arasında süren &#8220;İstibdat&#8221; döneminde anayasanın temel hükümleri uygulanmadı. Buna karşılık Kanun-i Esasî resmen yürürlükte kaldı. Her yıl çıkarılan devlet Salnamelerinde Kanun-i Esasî metni düzenli olarak yayımlandı. Ayan Meclisi bir daha toplanmadı ise de, Ayan üyelerine ölünceye kadar düzenli maaşları ödendi.</p>
<p>Bu arada  Osmanlı’nın  dağılma ve yıkılma ( Ermeni tehciri, I. Dünya Savaşı, Abdülhamid’in tahtan indirilmesi , Balkan savaşları&#8230;) süreçlerinde etkinliği olan “İttihat Terakki “ cemiyetinin  rolünü de unutmamak gerekir .İttihat Terakki Fırkası 1889 yılında kurulmuş bir siyasal hareket ve iktidar partisidir.</p>
<p>(Kuruluş tarihi: 1889, İstanbul Genel merkezi: İstanbul Çalışmalarına son verdiği tarih: 1 Kasım 1918 Kurucuları: İbrahim Temo, Abdullah Cevdet, Hüseyinzade Ali Turan, İshak Sükuti’dir)</p>
<p><strong>1908 Devrimi ve Anayasanın Yeniden İlanı</strong></p>
<p>Selanik&#8217;te baş gösteren ihtilâl üzerine II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908&#8217;de yayımladığı bir tebliğle 1876 Anayasası&#8217;nı yeniden yürürlüğe soktu. Hürriyetin İlanı adıyla anılan bu olayın yıldönümleri, 1930&#8217;lu yıllara dek Türkiye&#8217;de resmi bayram olarak kutlandı. Büyük bir heyecan ve özgürlük ortamında yapılan genel seçimlerden sonra 17 Aralık 1908&#8217;de Meclis-i Mebusan toplandı. Mecliste çoğunluğu oluşturan İttihat ve Terakki Cemiyeti yanlısı mebuslar, 13 Şubat 1909&#8217;da Kâmil Paşa hükümetini istifaya zorlayarak, Hüseyin Hilmi Paşa başbakanlığında Osmanlı tarihinin ilk parlamenter tabanlı hükümetinin kurulmasını sağladılar.</p>
<p>“13 Nisan 1909&#8217;daki, tarihe, &#8220;31 Mart Vak&#8217;ası&#8221; diye geçen hadiseler Abdülhamid Han&#8217;ın idaresini sarsan en mühim hadiselerdendir. Başıbozuk bir güruhun (şeriat isteriz nidalarıyla) başlatıp devam ettirdikleri hadiseler padişah&#8217;ın kardeş kanının dökülmesi endişesi yüzünden bir müddet bastırılamamıştır&#8230; Neticede İstanbul günlerce hadiselerle çalkalanmıştır.&#8221;</p>
<p>İttihatçılardan Mahmut Şevket Paşa, üç-beş bin kişilik &#8220;Hareket Ordusu&#8221; adı altındaki orduyla İstanbul&#8217;a gelip hadiseleri bastırmak istediğini Padişah&#8217;a bildirmiştir. Esas gayesi İstanbul&#8217;a gelip Padişah&#8217;ı tahttan indirmek olan bu Paşa&#8217;nın arzusuna mani olunmamıştır. Hatta bazı devlet ricali Padişaha hareket ordusu namındaki, Yahudi ve Rumların ekseriyette bulunduğu askeri birliği , I. Ordu ile dağıtılması için emir verilmesini Padişah&#8217;tan istemişler, fakat padişah bu teklifi kabul etmemiştir.</p>
<p>Neticede hareket ordusu İstanbul&#8217;a gelmiş, Meclis&#8217;i Mebusan’a baskı yaparak Padişah&#8217;ın hal&#8217;i için karar çıkartmıştır. Abdülhamid Han 27 Nisan 1909&#8217;da hal&#8217;edilmiştir&#8230; (Tahtan indirildi).</p>
<p>31 Mart ayaklanmasıyla tahttan indirilen Sultan II. Abdülhamid&#8217;in yerine Sultan V. Mehmed Reşat getirilmiştir. 1918 se vefat edince yerine Mehmet Vahdeddin gelmiştir. (1918-1922)</p>
<p>Kanun-i Esasî Tadil Komisyonu&#8217;nun hazırladığı anayasa değişiklikleri 8 Ağustos 1909&#8217;da saat 10:30 da kabul edildi. Yapılan değişikliklerle padişahın tahta geçişinde &#8220;vatan ve millete sadakat&#8221; yemini etmesi zorunluğu kondu, padişaha yargısız sürgün hakkı veren 113. madde değiştirilerek &#8220;Hiç kimse yasanın belirlediği sebep ve suretten başka bir bahane ile tutuklanamaz ve cezalandırılamaz&#8221; hükmü kondu, basından sansür kaldırıldı, sadrazamın yetkileri artırıldı, meclisin güvensizlik oyu ile hükümeti düşürme yetkisi tanındı, padişah tarafından veto edilen kanunların mecliste üçte iki çoğunlukla yeniden kabulü ilkesi benimsendi, posta evrakının mahkeme kararı olmadan denetlenemeyeceği kabul edildi.</p>
<p>1913&#8217;te İttihat ve Terakki diktatörlüğünün kurulmasından sonra Kanun-i Esasî&#8217;de 1914 yılında iki, 1916&#8217;da üç ve 1918&#8217;de bir kez olmak üzere toplam 6 kez değişiklik yapıldı. Değişikliklerin çoğu hükümet kararıyla seçimlerin yenilenmesi ve ertelenmesine ve Meclisin feshi usulüne ilişkin idi.</p>
<p><strong>Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluşu</strong></p>
<p>Yukarıdaki kronoloijide görüldüğü gibi, Cumhuriyet  200 yıllık bir mücadele ve birikim sonucu  oluşmuş ve hayata geçmiştir. Birinci Dünya harbinden yenik çıkan ve işgal edilen Osmanlı toprakları; Mustafa Kemal önderliğinde başlatılan, kurtuluş mücadelesi ile kısmen kurtarılmış ve Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur.</p>
<p>Kuruluşa giden yol; bütün vatan sathında direnme, düşmanı söküp atma ve Osmanlı yerine yeni bir devlet inşa etmekti. Bunun için M. Kemal önderliğinde ciddi bir ekip çalışması yapıldı. Savaş kazanma sürecinde TBMM’nin açılması, Cumhuriyete giden yolun temelini atmıştı.</p>
<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara&#8217;da kurulmuştur. Osmanlı Devleti&#8217;nin İtilaf Devletleri&#8217;nce işgali sırasında direniş gösteren  Milletin oluşturduğu irade ile kurulan TBMM, Türk Milletinin anayasa ile verdiği yetki ile yasama görevi yapan Türkiye Cumhuriyeti anayasal devlet organıdır. &#8220;Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir&#8221; ilkesi Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nin varoluşunun temel dayanağını oluşturur.</p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk önceden beri Meclis-i Mebusan&#8217;ın İstanbul&#8217;da değil, Anadolu&#8217;da toplanmasını istemekteydi. İşgal altındaki İstanbul&#8217;da meclisin tehlikede olduğu savunuyordu. Atatürk&#8217;ün bu düşüncesine karşın Heyet-i Temsiliye&#8217;nin yaptığı toplantılarda meclisin İstanbul&#8217;da toplanması fikri ağır bastı. Meclisi Mebusan üyelerini belirlemek için Ali Rıza Paşa hükûmeti döneminde seçimler yapıldı.</p>
<p>Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üyeleri seçimlerde başarılı oldu. Heyet-i Temsiliye&#8217;nin başkanı olan Atatürk, kendisinin Meclis-i Mebusan&#8217;ın başkanı seçilmesini ve Anadolu&#8217;da süren hareketin yasal olarak tanınmasını istiyordu. Ancak 18 Mart 1920&#8217;de İngiliz işgal kuvvetleri Meclis-i Mebusan&#8217;daki Heyeti Temsiliye milletvekillerini tutukladı ve sürgüne gönderdi. Bu tutuklamalardan sonra 18 Mart 1920&#8217;de Meclis-i Mebusan kapandı.</p>
<p>Atatürk, bunun üzerine Heyet-i Temsiliye&#8217;yi temsilen meclisi Ankara&#8217;da toplanmaya çağırdı ve 21 Nisan 1920&#8217;de yayınladığı bir bildiri ile meclisin 23 Nisan 1920&#8217;de toplanacağını duyurdu. 23 Nisan Cuma günü Hacı Bayram Camii&#8217;nde kılınan Cuma namazının ardından dualar ile meclis açıldı.</p>
<p>Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ve Meclis-i Mebusan üyelerinden oluşan 324 milletvekili ile kurulan meclis, zorluklar nedeniyle 115 milletvekili ile açıldı. Aynı gün gerçekleşen toplantıda meclis adının &#8220;Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8221; olmasına karar verildi. 23 Nisan 1920 tarihinde, parlamento geleneklerine göre, en yaşlı üye olan Sinop Milletvekili Şerif Bey (d. 1845), Başkanlık kürsüsüne çıktı ve konuşma yaparak Meclis&#8217;in ilk toplantısını açtı.</p>
<p>TBMM, 24 Nisan 1920 günü yaptığı ikinci toplantısında Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ü meclis başkanlığına seçti. Atatürk, kendi öncülüğünde kurulan TBMM&#8217;nin başkanlığını Cumhurbaşkanı seçildiği gün olan 29 Ekim 1923 tarihine kadar sürdürdü.</p>
<p>Kurtuluş Savaşının  zaferle sonuçlanmasının ardından TBMM 1 Kasım 1922&#8217;de saltanatı kaldırdı. Ancak mebusların ve Atatürk’ün bazı yol arkadaşları Padişahlığın kaldırılmasına karşıydı&#8230; 24 Temmuz 1923&#8217;te Lozan Barış Antlaşması imzalandı ve böylece yeni bir devletin temelleri atıldı. Fakat devletin yönetim biçimi henüz belirlenmemişti. 13Ekim 1923&#8217;te Ankara, başkent ilan edildi. 29 Ekim günü Atatürk&#8217;ün, milletvekilleri ile görüştükten sonra TBMM&#8217;ye sunduğu &#8220;Cumhuriyet&#8221; önergesi kabul edildi. Böylece devletin yönetim biçimi Cumhuriyet, ismi ise &#8220;Türkiye Cumhuriyeti Devleti&#8221; oldu. Atatürk, kurulan Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin ilk cumhurbaşkanı oldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yararlanılan Kaynaklar:</p>
<p>tarihiolaylar.com</p>
<p>diken.com</p>
<p>Seyfettin Aslan, Mehmet Alkış, &#8220;Osmanlı’dan Cumhuriyete Geçişte Türkiye’nin Modernleşme Süreci:<br />
Laikleşme ve Ulusal Kimlik İnşası&#8221;, <em>Akademik Yaklaşımlar Dergisi</em>, İlkbahar 2015, Cilt 6, Sayı: 1, ss. 18-33.<br />
derstarih.com</p>
<p>https://anayasa.tbmm.gov.tr/1876.aspx</p>
<p>http://kanun-i-esasi.nedir.org/</p>
<p>https://www.tarihsayfasi.com/node/1746</p>
<p>yeniakit.com</p>
<p>hürriyet.com</p>
<p><a href="https://www.internethaber.com/amp/cumhuriyet-nasil-ilan-edildi-foto-galerisi-1818919.htm?page=3">https://www.internethaber.com/amp/cumhuriyet-nasil-ilan-edildi-foto-galerisi-1818919.htm?page=3</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/osmanlidan-29-ekim-1923-cumhuriyetin-ilanina/">Osmanlı’dan 29 Ekim 1923 Cumhuriyetin İlanına</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Şehit Alevi Olunca&#8230;”</title>
		<link>https://hurfikirler.com/sehit-alevi-olunca/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nihat Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Oct 2019 06:09:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Demokratikleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/sehit-alevi-olunca/</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Kenan Ceylan, üç gün önce Hakkâri Şemdinli’de şehit oldu. Tokatlı Alevi çocuğuydu. Önceki gün iki ayrı cenaze töreniyle uğurlandı. İlki inançlarına uygun olarak cemevinde yapıldı. Ama askeri ve mülki erkân cemevine gelemezdi. Onun için daha sonra kaymakamlığın önünde “resmi tören” düzenlendi. Bu ilk değildi&#8230;”  Kaynak: www.cnnturk. com Çok üzücü bir durum. Dijital devrimin yaşandığı, uzayda [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/sehit-alevi-olunca/">“Şehit Alevi Olunca&#8230;”</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Kenan Ceylan, üç gün önce Hakkâri Şemdinli’de şehit oldu. Tokatlı Alevi çocuğuydu. Önceki gün iki ayrı cenaze töreniyle uğurlandı. İlki inançlarına uygun olarak cemevinde yapıldı. Ama askeri ve mülki erkân cemevine gelemezdi. Onun için daha sonra kaymakamlığın önünde “resmi tören” düzenlendi. Bu ilk değildi&#8230;”  Kaynak: www.cnnturk. com</p>
<p>Çok üzücü bir durum.</p>
<p>Dijital devrimin yaşandığı, uzayda insan kolonisi çalışmalarının yapıldığı, yapay insan oluşturma çabalarının olduğu bir dünyada, biz hâlâ insanların inancına saygı göstermeyi öğrenemedik.</p>
<p>Hep söylerim, bu ülke gerçek manada hiçbir zaman laik olamadı. TC kurulurken halifelik kaldırıldı. Yerine devletin kontrolünde, sünni İslam geleneğini temsil eden Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu.</p>
<p>Devleti yönetenler, kendi egemenliklerini sürdürmek için; kendi anlayışlarına göre bir din geliştirdiler. İktidarlar değiştikçe bu anlayış nüanslarla hep devam etti&#8230;</p>
<p>Yani, devletin “resmî dini” vardı. Müslümanım diyen yurttaşların bu resmî din çerçevesinde  Müslüman olmaları öngörülmüştü&#8230;</p>
<p>Diğer mezheplere ve farklı İslam yorumlarına sahip yurttaşlar “makbul vatandaş” statüsünden çıkarılmıştı&#8230; Türkiye Cumhuriyetinde gerek Türk, gerekse Kürt Alevilerin, toplamda 20 milyon civarında olduğu tahmin ediliyor.</p>
<p>Bu vatandaşlarımız TC yasalarının kendilerinden beklediği her türlü görevi yerine getiriyorlar, VERGi VERİYORLAR, ASKERE GİDİYORLAR, DEVLET ÖL DERSE ÖLÜYORLAR!</p>
<p>Ama “şehit” olduklarında, kendi İnançlarına göre Cemevindeki cenaze merasimlerine devlet erkân’ı katılmıyor! Bu nasıl bir laiklik? Bu nasıl eşit vatandaşlık hukuku?</p>
<p>Çağdaş dünyanın kabul ettiği laiklik, bütün inançlara eşit mesafede olmak ve onların inançları doğrultusunda yaşamlarını kolaylaştırmak değil mi?</p>
<p>Söylemde ülkemizde de çağdaş laiklik var. Ama hiçbir dönem gerçek çağdaş laiklik olmadı.</p>
<p>Tıpkı demokrasi var denip, hiçbir zaman tam anlamıyla demokrasinin olmadığı gibi&#8230;</p>
<p>Her iktidar döneminde, kurumlar üzerindeki vesayetler el değiştiriyor. Örneğin TC kurulduğundan beri Yargıyı ele alalım. Uzun yıllar Kemalist, resmî ideoloji sisteminin vesayetinde idi. Sonra darbeler döneminde darbecilerin vesayetine, AKP iktidar destekli Fetö döneminde Fetö vesayetine, şimdi ise Tek Adam ve Parti devleti sisteminin vesayetine geçti.</p>
<p>Velhasılı, devletimizin çağdaş demokratik, hukukun üstün olduğu, gerçek laik bir cumhuriyete evrilmesi zamanı geldi de geçti&#8230;</p>
<p>Aleviler nerede ibadet ediyor ve nerede mutlu oluyorsalar bu onların en doğal hakkıdır.</p>
<p>Biz Sünniler de onlara saygı göstermeyi öğrenmeliyiz. Eşit olmayı kabullenmeliyiz.</p>
<p>Cemevleri resmî dinî kurum, ibadethane olarak kabul edilmeli. Alevilerden alınan vergilerle, Diyanet personeline maaş verilmemeli&#8230; Diyanet Devlet’in kontrolünden çıkarılarak sivilleşmeli ve özgürleşmelidir.</p>
<p>Diyanetin bütçesini halk karşılamalı. İslam dinine inanan bireylerden, onlara sorularak, onlardan diyanet için alınan “gönüllü din vergisi” ile finanse edilmeli. Farklı din ve mezhebe inanan bireylerden alınan vergilerle Diyanetin finansı insan haklarına aykırıdır.</p>
<p>Aleviler de kendi Cemevlerinin ve dedelerinin finanslarını kendileri karşılamalıdır.</p>
<p>Eşitlik, adalet , özgürlük, eşit yurttaşlık  Ve gerçek Laiklik böyle inşa edilebilir&#8230;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/sehit-alevi-olunca/">“Şehit Alevi Olunca&#8230;”</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diyarbakır Anneleri</title>
		<link>https://hurfikirler.com/diyarbakir-anneleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nihat Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Sep 2019 04:35:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Demokratikleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/diyarbakir-anneleri/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hacire ananın Diyarbakır HDP binası önünde başlattığı eylem gündemin baş konularından biri oldu. Hükümet ve çevresindeki ortakları bu eylemi ciddi anlamda destekleyip HDP&#8217;yi sıkıştırdıkları köşeden, siyaset oyun sahasından atmak istiyorlar. HDP, CHP, İYİ Parti ve bazı sosyalist ve bazı liberal çevreler ise bu olayın HDP oylarıyla kaybedilen büyük şehirlerin intikamını almak, kayyım olayına duyulan tepkinin [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/diyarbakir-anneleri/">Diyarbakır Anneleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hacire ananın Diyarbakır HDP binası önünde başlattığı eylem gündemin baş konularından biri oldu.<br />
Hükümet ve çevresindeki ortakları bu eylemi ciddi anlamda destekleyip HDP&#8217;yi sıkıştırdıkları köşeden, siyaset oyun sahasından atmak istiyorlar.<br />
HDP, CHP, İYİ Parti ve bazı sosyalist ve bazı liberal çevreler ise bu olayın HDP oylarıyla kaybedilen büyük şehirlerin intikamını almak, kayyım olayına duyulan tepkinin azaltılması ve kayyıma meşruiyet kazandırma operasyonu olduğunu dillendiriyorlar&#8230;</p>
<p>Bütün HDP binaları ve yöneticileri, özellikle Diyarbakır HDP binası 24 saat giren çıkanıyla, en küçük bir hareketiyle emniyet tarafından izlenen bir yer.<br />
Kürt siyasi hareketinin merkezinde devletin bu gözlem ve izlemi yapması beklenen, olağan bir durumdur.<br />
Binaenaleyh, oraya giren her çocuk ve diğer insanların kaydı devletin ilgili birimlerinin elinde olmalı. Eğer HDP binalarına bazı çocuklar girip çıkmıyorsa bu nasıl bir takiptir?&#8230;<br />
Devlete ait bir görevi , bir siyasi partiye devretmek zaafiyettir. Kayıp çocukları devlet bulmalıdır . Tıpkı 12 Eylül 1980&#8217;de 1990&#8217;larda Toroslarla götürülüp göz altında kaybolan (kaybettirilen) gençlerin cesetlerinin bulunması, faillerinin saptanması gibi&#8230; PKK saflarına giden gençleri de engellemek ve bulmak devletin görevidir.</p>
<p>“Kayıp çocuklar” meselesi 1980 ihtilaliyle başladı.<br />
Cumartesi anneleri hareketi bu ihtiyaçtan doğmuştu. Gelinen noktada, &#8220;devlet aklı&#8221;, genel bir hükümle, bütün Cumartesi annelerini PKK&#8217;li ilan edip coplarla, gazlarla sindirme ve çocuklarının &#8220;kemiklerini&#8221; Galatasaray Lisesi önünde arama eylemlerine yasak getirdi.<br />
Bu anaların çocukları da PKK&#8217;li ise, bu analar da tıpkı Diyarbakırlı PKK&#8217;li çocukların anaları gibi çocuklarını arıyorsalar niye bu çelişkili tavır?<br />
Şehit anasının, PKK&#8217;li ve Cumartesi annelerinin de yürek acısı aynı ve göz yaşı da aynıdır<br />
Anne ayırımı yapmak vicdansızlıktır.<br />
Evet, benim kanaatim odur ki dağa çıkan ya da çıkarılan çocukların bir kısmı, HDP gençlik faaliyetleri çerçevesinde, özendirilerek çıkarılıyor olabilir. Çünkü tabanları ortak, iç içe. Ama ekseriyetinin yaşanan olaylar neticesinde tepkisel olarak gittiğini düşünüyorum. Bu dönemde zorla dağa kaçırma eylemi absurd geliyor bana. Şu anda alana tamamen devlet hakim&#8230; Diğer yandan, Pkk&#8217;nin de uluslararası bir teşkilat kurduğunu unutmayalım. Kendi argümanlarıyla 40 yıldır propaganda yapıyor. Milyonları sürükleyen bir harekete katılımın olması olağan bir psikolojik, sosyal, politik bir olgudur. Şunun da altını çizmek yerinde olur. PKK&#8217;nin sahaya hakim olduğu yıllarda, “zorunlu askerlik &#8211; militan” götürdüğü de sır değildir. Ama bugün gidenler tamamen kendi rızalarıyla gidiyorlar.<br />
Ha, özellikle 18 yaş altı çocukların “rızası” ne kadar “rızadır?” bu tartışılabilir&#8230;<br />
Bu nedenle, reşit olmayan ve reşit olan insanların niçin “dağa” çıktıklarını anlamak gerekiyor.<br />
Bazı insanlar dağa niye çıkıyorlar? Birçok farklı dinamik rol oynuyor.<br />
1- Bir yakını devlet tarafından öldürülmüş, evi barkı yakılmışsa veya kötü muameleye tabi tutulmuşsa, (özellikle 90&#8217;lı yıllarda&#8230;)<br />
2-Eğitimsiz, işsiz güçsüz ve bunalımdaysa, yani gençlik krizi yasıyorsa bir kaçış ve kimlik bulma aracı olarak “dağ” cazip geliyor olabilir.<br />
3- PKK&#8217;ye sempati duyan bir kültürel iklimde yaşıyorsa ve “Dağ” &#8220;kahramanlık öyküleri&#8221;  dinliyorsa , kendisi de öykülerden birisinin kahramanı olmak isteyebilir. Sosyo kültürel seviyesi düşük bir genç icin kısa yoldan kahraman olmak çok cazip gelebilir.<br />
4- HDP&#8217;nin ve &#8220;sivil&#8221; yan kuruluşlarının yaptığı gençlik faaliyetleri içerisinde alt yapı oluşturulup gönderilebilir.<br />
5- Ağır bir ruhsal bunalım yasıyor olabilir. İntihar etme dürtüsü varsa bunu, “kutsal bir dava”ya katılarak (ki IŞİD&#8217;e katılanlarda da bu çokça var&#8230;), orada ölerek ya da öldürerek realize edebilir.<br />
6-Bir diğer faktör de geçmişten beri Kürtler aleyhinde gelişen hadiselere karşı ulusal bir bilinçlenme ve bunu temsil ettiğine inandığı silahlı örgüte katılarak ulusal mücadeleye katkı sunmak inancı olabilir.</p>
<p>Neticede birçok farklı sosyal kültürel, psikolojik, ekonomik, politik nedenle gençler dağa gidebiliyor.</p>
<p>Burada asıl görev topyekün toplumun ve yönetimindir. İşin kolayına kaçıp; siyasi partileri, emperyalizmi suçlamak sorunumuzu çözmüyor. Neden bu gençler dağa ve ölüme gidiyor (dağda ortalama yaşam süresi 3-6 yıl arasıymış) diye ciddi bilimsel araştırmalar yapıp bunları engelleyecek tedbirler almalıdır.<br />
Kürt meselesini tamamen dış güçlerin çıkarıp manipüle ettiği iddiaları yaygındır. HDP&#8217;nin de PKK&#8217;ye eşit olduğu savları da dillendiriliyor.<br />
Gerçek nedir?</p>
<p>1- İçte bir zemin yoksa hiçbir dış güç, sizde ciddi bir problem oluşturamaz. Bu eşyanın tabiatı ve sosyolojinin gereğidir.<br />
2- Hepimizin şu soruya cevap vermesi gerekmiyor mu? HDP bu kadar terör destekçisi, hatta terörün ta kendisi bir partiyse,<br />
A- 6 milyon vatandaş ki aileleriyle 10 milyonu aşar, neden HDP&#8217;ye oy veriyor? Halk terörist mi? Terörü mü destekliyor?<br />
B- Yasalar HDP&#8217;nin bazı faaliyetlerini terör suçu kabul ediyorsa yönetim neden HDP&#8217;ye yaşam hakkı tanıyor?<br />
Niye partiyi kapatmıyor?<br />
Acaba HDP üzerinden siyasi ve sosyal rant mı devşiriliyor soruları akla geliyor.<br />
Peki çözüm nerede aranmalı?<br />
Çocukların dağa gitmemesi, dağdakilerin “düz ovaya” inmesi nasıl sağlanmalı?<br />
Aklın mantığın, diplomasinin gereği, kiminle çatışıyorsan, kiminle sorun yaşıyorsan onunla masaya oturacaksın.<br />
Geçmişte, Devlet ve Ak Parti bırakın HDP&#8217;yi, direkt Öcalan, Avrupa ve Kandil PKK&#8217;sı ve de Suriye YPG sorumlusu Salih Müslüm’le görüştü. İttifak yolları arandı. Barış süreci başlatıldı. Devlet ve Ak Parti terörü mü desteklemiş oldu?<br />
Kiminle problem yaşıyorsanız , onunla müzakere etmeyip de kiminle yapacaksınız?<br />
Bu müzakereleri sağlıklı yapmadığımız icin bugün ABD, RUSYA, AB, İran, Çin vs konuya müdahil oldu. Mesele bizim olmaktan çıktı. Artık Kürt sorunu uluslararası bir seviyededir. Bunun sorumlusu beceriksiz Ortadoğu politikasıdır. Ama hâlâ vakit tam geçmiş değildir.<br />
Türkiye Osmanlı bakiyesi coğrafyada Suriye, Irak, İran ve Türkiye’deki Kürt’leri yanına alıp, Ortadoğu’nun en büyük gücü olabilir.</p>
<p>Neticede, kayyum olayları ertesinde başlatılan bu anneler eylemi masum ve meşru olarak başlamış fakat devlet tarafından desteklenip manipüle edilmiştir. Kayyuma duyulan öfkeyi yumuşatma atağıdır. Bir algı operasyonudur. HDP&#8217;yi kriminalize etmenin bir yoludur. HDP teröre bulaşıyorsa ve delil varsa yasalar işletilip kapatılmalıdır. Delil yoksa bu tarz operasyonlar 6 milyon oy veren halkın iradesini yok saymaktır antidemokratiktir. Annelerimizin devlete hesap sorması daha yerinde olur. İster HDP ister PKK veya başka saiklerle dağa çıkılıyorsa; bunun nedenlerini saptamak ve çözüm üretmek devletimizin görevidir.<br />
Gerek PKK gerekse devlet annelerimizin göz yaşlarını istismar etmemelidir.<br />
Ve Türkiye&#8217;de garip bir ilk de yaşanıyor. Sorunu çözmesi gereken devletin bakanları HDP önüne gidip oturma eylemi yapıp, konuşma yaptılar. Devletimizin saygınlığı ve ciddiyeti açısından üzücü bir resim olduğu kanaatindeyim.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/diyarbakir-anneleri/">Diyarbakır Anneleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşsizliğin Psikolojik ve Toplumsal Yansımaları</title>
		<link>https://hurfikirler.com/issizligin-psikolojik-ve-toplumsal-yansimalari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nihat Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Jul 2019 11:00:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/issizligin-psikolojik-ve-toplumsal-yansimalari/</guid>

					<description><![CDATA[<p>“TÜİK’in 2019 Ocak tarihli verilerine göre işsizlik rakamları yüzde 3.9 oranında artarak yüzde 14.7’ye yükseldi. Bu demek oluyor ki, işsiz sayısında geçen yıla göre 1 milyon 259 bin kişilik bir artış var. Üniversite mezunları arasında ise işsizlik yüzde 30’larda seyrediyor. Özetle diyebiliriz ki, Türkiye’de 4 milyon 668 bin işsiz var ve genç işsizlik oranı çok [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/issizligin-psikolojik-ve-toplumsal-yansimalari/">İşsizliğin Psikolojik ve Toplumsal Yansımaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“TÜİK’in 2019 Ocak tarihli verilerine göre işsizlik rakamları yüzde 3.9 oranında artarak yüzde 14.7’ye yükseldi.<br />
Bu demek oluyor ki, işsiz sayısında geçen yıla göre 1 milyon 259 bin kişilik bir artış var. Üniversite mezunları arasında ise işsizlik yüzde 30’larda seyrediyor. Özetle diyebiliriz ki, Türkiye’de 4 milyon 668 bin işsiz var ve genç işsizlik oranı çok yüksek&#8230;.” Özlem Albayrak, <em>Yeni Şafak</em></p>
<p>Türkiye toplumu sosyal kültürel aidiyetlerin ve bağların yoğun olduğu bir dokuya sahip. Bu nedenle artan işsizlik ve ekonomik kriz, sosyal patlamalara şimdilik yol açmıyor. Ailenin çalışan diğer bireyleri, işsiz olan aile ferdine de “bakıyor&#8221;.<br />
Lakin artan işsizlik oranı başta mezun olup da iş bulamayan bireyi, sonra ailesini ve sonra da toplumun kimyasını bozmaya başlar. İşten çıkarılan insan ise “neden diğerleri değil de ben” sorusunu sormaya başlar&#8230;<br />
Kenarda kıyıda bir &#8220;yedek akçesi” veya yatırımı yoksa, geleceğiyle ilgili ciddi kaygılar baş gösterir. Tekrar işe girmek icin müracatlarda bulunur. İş bulamadıkça umutları tükenir ve içine kapanabilir. Uzun süren depresyonlar intiharla sonuçlanabilir.<br />
Bir süre ortalıkta görünmemeye çalışır. Kendisini uzun süre izole eden birey depresyona girebilir.<br />
İşsiz olan bireyin evdeki varlığı, evin alışık düzenini de bozduğundan evde çatışma çıkabilir. Bazı bireyler evdeki işlere ve düzene müdahale ederek kendisine “iş çıkarır&#8221;. Bu durum evin huzurunu kaçırır. Gerek bir okuldan mezun olup iş bulamayan gerekse mevcut işinden çıkarılan bireyler iş bulamadıkça kendilerini değersiz ve işe yaramaz hissedebilirler. Süreç uzadıkça ülkesine, yönetime öfkesi artar.<br />
Bazı bireyler alkole, uyuşturucuya alışabilir. Kumar ve sanal ortamdaki paralı oyunlara, kumara tutulabilir. İnternet ve sosyal medya bağımlısı olabilir.<br />
Geceleri uyumayıp günduz uyumaya başlar ve evin düzenini alt üst ederler.<br />
Bazıları sanal ortamda evlilik dışı iliskilere başlarlar.<br />
Dolandırıcıların tuzağına düşebilirler. Özellikle kumar bağımlılığına düçar olanlar, etrafından borç para alarak kredi çekerek, olmadı hatta hırsızlık, dolandırıcılık yaparak para bulmaya çalışırlar. Diğer yandan, işsizliğin getirdiği kızgınlık ve öfke ile; aşırı marjinal ideolojik gruplara ya da dini tarikatlara katılabilir.<br />
En ön saflarda &#8220;azılı militan” olabilirler.<br />
Gittikçe umutları tükenen işsizler agresif, mutsuz ve geçimsiz olabilirler. Trafikte veya başka alanlarda sabırsız ve kavgacı bir dil kullanabilirler.<br />
Aile bireylerimin de maddi manevi enerjileri tükenince aile içerisinde de ciddi çatismalar ve huzursuzluklar hatta fiziksel şiddete dönüşen davranışlar baş gösterir.<br />
Temel ihtiyaçlarını karşılayamayan işsiz bireyler mutsuz ve sıkıntılı olurlar. Ailenin diğer bireylerinden para istemek “onurlarına&#8221; dokunur. Bazen hiçbir talepte bulunmayıp kendilerini ortamın akışına teslim ederler&#8230;<br />
Bazı bireyler yurt dışına gidip yeni bir yaşamın peşinde koştururlar&#8230;<br />
Neticede işsizlik, bireysel, ailesel ve toplumsal ciddi bir problemdir. Biyolojik, psikolojik ve sosyal ağır sorunlara yol açabilme potansiyeli yüksek bir vakıadır.<br />
İmkanları efektif kullanıp, yolsuzlukları önleyerek istihdamı artırarak işsizliği azaltmak hepimizin ve ülkemizin hayrınadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/issizligin-psikolojik-ve-toplumsal-yansimalari/">İşsizliğin Psikolojik ve Toplumsal Yansımaları</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>23 Haziran İstanbul Seçimi Sonucu Ne Mesajlar Verdi</title>
		<link>https://hurfikirler.com/23-haziran-istanbul-secimi-sonucu-ne-mesajlar-verdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nihat Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jul 2019 09:46:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/23-haziran-istanbul-secimi-sonucu-ne-mesajlar-verdi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Seçimin üzerinden 9 gün geçti. Gerek siyasi partiler, gerekse toplumun değişik kesimleri farklı farklı yorumlar ve analizler yaptı. Her kesimden insanla konuşma ve onları dinleme fırsatım oldu.  Sosyal medyadaki yorum ve ifadeleri inceledim. TV’lerdeki tartışma programlarını takip ettim&#8230; Ben, yorum yapmayacaktım. Lakin, her önemli seçim sonrası yorum yapmama alışık dostlardan çok ısrar geldi. “Senin fikrin [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/23-haziran-istanbul-secimi-sonucu-ne-mesajlar-verdi/">23 Haziran İstanbul Seçimi Sonucu Ne Mesajlar Verdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Seçimin üzerinden 9 gün geçti.</p>
<p>Gerek siyasi partiler, gerekse toplumun değişik kesimleri farklı farklı yorumlar ve analizler yaptı.</p>
<p>Her kesimden insanla konuşma ve onları dinleme fırsatım oldu.  Sosyal medyadaki yorum ve ifadeleri inceledim. TV’lerdeki tartışma programlarını takip ettim&#8230;</p>
<p>Ben, yorum yapmayacaktım. Lakin, her önemli seçim sonrası yorum yapmama alışık dostlardan çok ısrar geldi. “Senin fikrin nedir? Sandıktan çıkan mesaj ne anlama geliyor?”</p>
<p>Analizlerimi ve yorumlarımı şöyle ifade etmek isterim:</p>
<p>1. <strong>İstanbul Seçiminin Genel Seçim havasına büründürülmesi:</strong> İstanbul seçimi, hem iktidar hem de muhalefet tarafından Türkiye genel seçimi atmosferinde yapıldı.31 Mart öncesi beka argümanı en başat mevzu idi.23 Haziran’da gündeme getirilmedi. Bu durum sorgulamalara ve bazı seçmenlerde tercih değişikliğine yol açtı.</p>
<p>Cumhur ittifakının liderlerinin “İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder. İstanbul, Ankara Millet İttifakına geçerse, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi tartışmaya açılır&#8230;” minvalindeki konuşmaları  her iki cenahta da yarışı kızıştırdı. Her iki ittifak da taraftarlarını bu argümanla motive etmeye çalıştı.</p>
<p>Özellikle muhalefet, 31 Mart’ta elde ettiği başarılı çıkışı, 23 Haziran’da perçinlemek istedi.  Sonraki satırlarda yazacağım başka saiklerle de seçimi yüzde 9’luk gibi ciddi bir farkla kazandı.</p>
<p>2. <strong>Ekonomik Faktör:</strong> Son iki yıldır giderek daralan ekonomik hayat; yani mutfaktaki tencerenin daha az kaynaması; kış aylarındaki soğan, patates, biber fiyatlarındaki anormal artışlar; tanzim kuyrukları ve bunların “varlık kuyruğu” gibi lanse edilmesi; konut sektörünün durma noktasına gelmesi, bazı fabrikaların üretimi  durdurması, konkordatolar, işten çıkarılmalar, enflasyonun yüzde 20’lere çıkması, işsizliğin  yüzde 15’leri aşması, faizlerin yüzde yirmileri bulması, çek ve senetlerin dönmesi, zamların artması toplumda ciddi bir sorgulama ve tepkiye neden oldu. Rahmetli Demirel’in  “Boş tencere iktidarı götürür&#8230;” mealindeki sözünde olduğu gibi ekonomik faktörler bazı vatandaşların tercihlerini değiştirmesine sebep olmuştur.</p>
<p>3. <strong>YSK kararına Tepki</strong>: 31 Mart’taki seçim sonuçlarına iktidarın yaptığı itiraz ve ileri sürdüğü gerekçeler; 6 Mayıs YSK Kararı toplumun yüzde 54’ünce haksız bulundu. Halk tepkisini sandıkta gösterdi. 13 bin oy farkını 808 bine çıkarttı.</p>
<p>4. <strong>İstanbul’un yeşil alanlarının</strong> rantçılıkla; kaba, çirkin betonlaşma ile tahrip edilmesi maşeri vicdanı rahatsız etti. Hatta Sayın Erdoğan dahi “yanlış yaptık, İstanbul’a ihanet ettik” demek durumunda kaldı.  Özeleştiri yaptı. Fakat vatandaş, deprem toplanma alanlarının dahi konut, AVM yapılmasına çok öfkeliydi. Bunu sandığa yansıttı.</p>
<p>5. <strong>EYT Faktörü</strong>: (Emeklilikte yaşa takılanlar) yaklaşık 700 bin kişi emekli olduğu halde, çıkarılan yasalar gereği, yaşları dolmadığından emeklilik maaşı alamıyor ve sağlık haklarından yararlanamıyor. Aileleriyle beraber 2-3 milyon insan bu durumdan etkileniyor. Bu seçmenlerin çoğu da iktidara tepkisini oylarıyla gösterdi.</p>
<p>6. <strong>HDP Faktörü</strong>: Çözüm sürecinin bitmesi; Cumhur ittifakının Kürt meselesine yaklaşımı ve Ortadoğu’da gelişen yeni dengeler neticesi sert güvenlikçi politikalar uygulandı. HDP’nin eş genel başkanları dahil olmak üzere, çoğu il, ilçe yönetimi göz altına alındı. Milletvekillerinin vekilliği düşürüldü ve yargılandı. HDP’li belediyelere Kayyum atandı. Gerek HDP yönetimi gerekse tabanı iktidara ve Cumhur ittifakına tepkisini sandık yoluyla göstermek istedi. Adana, Mersin, Antalya, Ankara ve İstanbul’da aday çıkarmayarak Millet ittifakı adaylarına oy vererek seçilmelerinde başat rol oynadı.</p>
<p>31 Mart öncesi “ &#8230; Kürdistan isteyen defolup İrak Kürdistan’ına gitsin&#8230;” mealindeki söylem AKP’li muhafazakâr Kürt’leri de incitti. Onların bir kısmı da 23 Haziran’da İmamoğlu’na  oy verdi. Böylelikle demokrasinin Kürt’ler olmadan inşa edilemeyeceği  mesajı verilmek istendi&#8230;</p>
<p>7. <strong>Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemine duyulan tepki</strong>: Halkımızın hatırı sayılır bir kısmı; hem parti başkanı hem de Cumhurbaşkanı şapkasının bir kişide olmasını yadırgadı. Bu sistem Cumhuriyetin kurulduğu 1923’ten 1946’ya kadar uygulanmıştı. Ve TC parti devleti mantığıyla yönetilmişti. Demokrasiden eser yoktu.</p>
<p>Türkiye halkı, devletin başındaki cumhurbaşkanının, tarafsız ve adil olarak “ herkesin Cumhurbaşkanı” olmasına alışıktır. Yönetimlerle başı derde giren birey ve değişik toplum kesimleri soluğu Çankaya Köşkü’nde alırdı. Böyle bir mercinin kalkması; halkta bir sahipsizlik ve güvensizlik duygusu yarattı. Cumhurbaşkanı’nın, muhaliflere ve muhalefete yaptığı eleştirilere alışılamadı. Ak Parti tabanında da bu sistemden ciddi rahatsız olan bir kitlenin mevcut olduğunu anket şirketleri söylüyor.</p>
<p>Binaenaleyh, bu sistemin mağdurları ve bu sisteme alışamayan ciddi bir kitle de oyunu İmamoğlu’ndan yana kullandı.</p>
<p>8. <strong>KHK Mağdurlarının rolü</strong>: 15 Temmuz hain darbe teşebbüsü sonrası, hem yönetimde hem de toplumda ciddi bir travma yaşandı.</p>
<p>İlk “korunma ve savunma refleksleri” ile yaş kuru demeden, “FETÖ’nün semtinden geçen “ birçok insan içeri tıkıldı. İşinden aşından, makamından, servetinden ve toplumsal itibarından mahrum binlerce insan ve aile ortaya çıktı.</p>
<p>KHK’nın diğer bir mağdur cephesi de HDP ve sosyalist cenah oldu. Her barış ve özgürlük talebi “teröre destek” gibi algılanıp, şiddetle bastırıldı. Muhalif aydınlar, gazeteciler, iş insanları gözaltına alındı.</p>
<p>Özensiz izansız ve tamamen korku, panik  ve kendini koruma kaynaklı bu operasyonlarda çok çok dramatik olaylar yaşandı. İnsanlar açlığa, sefalete, fuhuşa, hırsızlığa, teröre, intihara yöneldi.</p>
<p>Mahkeme süreçlerinde suçsuz olduğu kanıtlanan bireylerin; kişilik ve toplumsal hakları iade edilmedi. Çoğu insan vebalı gibi damgalandı. İşe geri alınmadılar. Öğretim görevlilerin inşaatlarda amelelik, pazarda limon sattığına şahit olduk&#8230; Maaşı, emekliliği, sağlık güvencesi, iş imkânı kalmayan bu insanlar “ yaşayan birer cenaze”ye dönüştü.</p>
<p>“FETÖ Borsası “ ile “parayı bastıranın”  “içeriden çıkması ya da hiç içeri girmemesi” adalet duygusuna ağır darbe indirdi. Aileleriyle beraber milyonları bulan bu mağdurlar da tepkilerini sandıkta gösterdi&#8230; KHK lıların uğradığı zülumleri dile getirenler de Fetöye, teröre destekle suçlandı. Her muhalif ses FETÖ PKK diye bastırıldı, içeri tıkıldı. Halkın elinde sadece sandık kaldı&#8230;</p>
<p>9. <strong>Ak Parti yenilmez imajının 31 Mart’ta yıkılması motivasyonu</strong>: 7 Haziran 2015 genel seçimi hariç, Ak Parti her seçimde iktidar olarak çıkmıştır. İzmir hariç büyük belediyeleri de genelde elinde turmuştur.31 Mart 2019’da özellikle Ankara İstanbul, Adana, Antalya, Mersin gibi önemli şehirlerin Belediye başkanlıklarının, HDP desteğiyle Millet İttifakına geçmesi muhalefette büyük sevinç ve coşku yarattı. Muhalefete hâkim olan umutsuzluk, karamsarlık ve çaresizlik duyguları; yerini sevince, umuda ve başarıya bıraktı.</p>
<p>İstanbul seçiminin iktidar baskısıyla yenilenmesi; muhalefeti daha da hırslandırdı. YSK’ya yapılan siyasi baskıları yanlış bulan Ak Partili, MHP’li ve diğer partilere mensup bazı seçmenler de 23 Haziran’da İmamoğlu’na destek verdi. Nitekim Ak Partinin kalesi Üsküdar, Fatih, Eyüp gibi ilçelerde bile İmamoğlu Ak Parti’nin önüne geçti.</p>
<p>İmamoğlu’nun mağdur olduğu inancı seçmenin çoğunda makes buldu.</p>
<p>10. <strong>İmamoğlu’nun kişiliği ve yürüttüğü pozitif kampanyanın başarısı</strong>: Türkiye toplumu, uzun bir süredir siyasilerin kullandığı dışlayıcı, ötekileştirici, düşmanlaştırıcı ve nefret söylemini rafa kaldırdı.</p>
<p>16 milyon İstanbulluyu kucaklayıcı, bütünleştirici bir dil kulandı. Barışa, sevgiye, adil bölüşüme, adalete, kardeşliğe vurgu yaptı. Şeffaf yönetimden, ehliyet liyakatten bahsetti&#8230; İptal edilen ilk Mazbatasını aldığında ve göreve başladığında, belediye meclis toplantısında Ak Parti sıralarında oturdu. “Biz ve onlar” ayırımını tedavülden kaldırdı. Cumhurbaşkanıyla uyum içerisinde çalışacağının altını çizdi. İstanbul’u partiler üstü bir anlayışla yöneteceğine toplumu ikna etti&#8230; Muhaliflerine saldırmadı. Yapacağı icraatları anlatmayı tercih etti.</p>
<p>Muhafazakâr camiaya sıcak mesaj ve görüntüler verdi. Namaz kılması, Cuma’ya gitmesi, Arapça Kuran’dan Yasin okuması, sık sık manevi değerlere atıfta bulunması, muhafazakar camiadaki CHP imajının tersi davranışlardı.</p>
<p>Seçilirse Belediye sosyal tesislerinde mevcut uygulamaların geçerli olacağı ve alkol olmayacağını deklare etmesi, kadın havuzları açacağını söylemesi Ak Parti seçmeninden de oy almasını sağladı.</p>
<p>Toplumun yumuşak, birleştirici ve barışçıl dile desteği yüksek oldu.</p>
<p>11. <strong>Cumhur İttifakının Apo Mektubu, Osman Öcalan ile TRT 6 röportajı, Neçirvan Barzani TC Ziyareti ve Kürt Meleler Kartının geri tepmesi</strong>: 31 Mart öncesi yerel seçim kampanyası Beka Meselesi ekseninde yürütüldü. Kürtlerle alâkalı negatif dilin İstanbul’u kaybettirdiğini gören Cumhur ittifakı; Sayın B. Yıldırım’ı Diyarbakır’a gönderip şöyle konuşmasına olanak tanıdı:</p>
<p>“Birinci Meclis’te Kürdistan mebusları vardı. Kürtlüğünüzle gurur duyun&#8230;” oysa 31 Mart öncesi “Kürdistan yoktur, İsteyen defolup Irak’ta var olan Kürdistan’a gitsin” denmişti.</p>
<p>Suriye’deki YPG varlığı beka meselesi olarak hep öne çıkarılmıştı. YPG’yi talimatıyla kurdurtan Abdullah Öcalan’dır.</p>
<p>HDP seçmenine “tarafsız” kalın dediği iddia edilen Öcalan’a ait mektup devletin AA ile kamuoyuna duyuruldu. Apo’nun kardeşi ve kırmızı listede olan Osman Öcalan TRT Kürdi de Cumhur ittifakına yarayacak söylemlerde bulundu.</p>
<p>Özellikle MHP kanadından ve Milliyetçi Ak Parti mensuplarından çok büyük bir reaksiyon geldi. Haklı olarak şu soruyu sordular: “hani beka meselemiz vardı? Bekamizi tehdit eden Öcalan’ın PKK’sı değil mi?</p>
<p>Üstelik Erdoğan ve Bahçeli’nin HDP’lilere yönelik: “neden Öcalan’ı dinlemiyorsunuz? Tarafsız kalmıyorsunuz?” eleştirileri bardağı taşıran damla oldu&#8230; Öcalan’dan bile medet umar hale gelen Cumhur ittifakının İstanbul’u “ almak” için her yola tevessül ettiği imajı  seçmende güvensizlik ve öfke yarattı.</p>
<p>12- <strong>Ak Parti’nin kuruluş kodlarından hayli uzaklaştığı ve çok eleştirdiği ceberut devlet geleneğiyle  bütünleştiği inancı</strong>: TC’nin kuruluşundaki resmî ideoloji yıllarca dindarlara, Kürt’lere, Alevilere, gayri müslimlere , solculara ve diğer muhaliflere ceza üstüne ceza kesti. Gerek FETÖ gerek PKK örgütleri bu sistemin despotizminin birer sonucuydu. ABD de bu kartları çok iyi kullandı ve kullanıyor.</p>
<p>Ak Parti’nin ilk yılları TC’nin vesayet kurumlarıyla mücadeleyle geçti ve ciddi demokratik özgürlükçü adımlar atıldı. Lakin tek adam rejimi ve darbe, Suriye olayları sonucu; demokrasimiz irtifa kaybetti.</p>
<p>Geniş halk kesimlerinden mağdurlar oluştu. Bu kesimler de İstanbul seçimini iktidara bir kırmızı kart gösterme vesilesi kıldı&#8230;</p>
<p>Neticede halkımız bilinçli, makul bir tercihle; makamların sandıkla, oyla değişebileceği inancımızı pekiştirdi. Demokrasimiz güç kazandı. Ülke imajımız tekrar yenilendi.</p>
<p>Halkımız her daim doğru karar verdiğini bir kez daha ispatladı. “Makarnaya, kömüre iradesini satmadığını gösterdi. Kendisine yapılan ithamları çürüttü. Okumuş ama halkı anlamayan kesime de iyi bir ders verdi.</p>
<p>Dr. Nihat Kaya</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/23-haziran-istanbul-secimi-sonucu-ne-mesajlar-verdi/">23 Haziran İstanbul Seçimi Sonucu Ne Mesajlar Verdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güney Afrika Turundan Arta Kalanlar</title>
		<link>https://hurfikirler.com/guney-afrika-turundan-arta-kalanlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nihat Kaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Jun 2019 08:05:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünyadan]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/guney-afrika-turundan-arta-kalanlar/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Güney Afrika Güney kutbuna yakın bir Afrika ülkesi. Afrika’nın son noktası Ümit burnu bu ülkede. Bizde yaz olurken burası kış. Antarktika’ya yakın olduğundan deniz suyu yaz kış hep13-18 derece arası. Bu ülke nasıl keşfedildi? Ülkenin başından neler geçti? Gelin hep beraber bir yolculuğa çıkalım&#8230; Ortaçağın son yıllarıydı&#8230; Fatih Sultan 1453’te İstanbul’u Osmanlı’nın sınırlarına katarak Dünyada [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/guney-afrika-turundan-arta-kalanlar/">Güney Afrika Turundan Arta Kalanlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Güney Afrika Güney kutbuna yakın bir Afrika ülkesi. Afrika’nın son noktası Ümit burnu bu ülkede. Bizde yaz olurken burası kış. Antarktika’ya yakın olduğundan deniz suyu yaz kış hep13-18 derece arası.</p>
<p>Bu ülke nasıl keşfedildi? Ülkenin başından neler geçti? Gelin hep beraber bir yolculuğa çıkalım&#8230;</p>
<p>Ortaçağın son yıllarıydı&#8230;</p>
<p>Fatih Sultan 1453’te İstanbul’u Osmanlı’nın sınırlarına katarak Dünyada çok önemli değişimlerin fitilini ateşledi&#8230;</p>
<p>Avrupalıların Uzak Asya’ya, Hindistan’a giden İpek Yolu’nun kontrolü büyük oranda Osmanlı’nın eline geçmişti.</p>
<p>Denizcilikte çok başarılı olan Portekiz, İspanya, Danimarka, Hollanda, İngilizler yeni arayışlara girdi.</p>
<p>1488 de Portekizliler Atlantik boyunca Batı Afrika kıyılarından Güney’e doğru ilerlemeye başladılar. Güney Afrika’da Ümit Burnu’nu ve kıyılardaki tarıma elverişli arazileri keşfettiler. Altın ve fildişi arama satma düşünceleri de vardı.</p>
<p>Hindistan’a gidip gelirken Güney Afrika’yı bir mola ve ikmal yeri olarak işaretlediler.</p>
<p>Portekizlileri tarım arazileri çok yetersiz olan Hollandalılar takip etti. Hollandalılar kendi çiftçilerini getirerek Güney Afrika kıyılarına yerleştirmeye başladı. Burada yaşayan başta Zulu ve diğer kabilelerle savaşa giriştiler. Ateşli silahlardan mahrum kabileleri kuzeye doğru sürdüler. Vahşi katliamlar yaptılar. Afrikalıların bir kısmını köle olarak alıp sattılar. Bazılarını kendi işlerinde çalıştırdılar. Onları Avrupa’ya kafesler içerisinde götürüp, halka teşhir edip para kazandılar .</p>
<p>Bu arada Portekizlileri yenerek büyük oranda Güney Afrika’nın hâkimi oldular. Sömürgeleri olan Endonezya ve diğer uzak doğu Asya adalarından getirdikleri müslümanları da burada kendi amaçları için çalıştırdılar. Bugünkü yüzde 6 Müslüman nüfus o dönemki atalarının torunlarıdır.</p>
<p>Altın ve elmasın 1888’de keşfiyle en kalabalık 6 milyonluk şehri olan Johannesburg’da kısıtlı zamanda 4-5 cami gördük.</p>
<p>Yönetim başkenti Cape Town’da da çok renkli evlere sahip Müslüman mahallesi var.</p>
<p>İngilizler, sömürgesi olan Hindistan’a gidip gelirken Güney Afrika’yı uğrak, mola yeri yaptılar. İngilizler 17. yüzyıldan itibaren buraya yerleşmeye başlamış, koloniler oluşturmuş ve Hollandalılarla savaşlara tutuşmuşlar. Altın ve elmasın 1880’lerde keşfi İngiliz vahşi sömürgeciliğinin iştahını kabartmış. Güney Afrika’nın hâkimiyetini tamamen ele alıp Hollandalıları kuzeye doğru sürmüşler. 1963’e kadar Güney Afrika tamamen İngiltere’ye bağlı bir sömürge ülkesi olmuş. Zalim ve kibirli sömürgeci İngilizler buranın halkına ait olan bütün madenlerini bu halkı çalıştırarak emeklerini sömürerek kendi ülkesine taşımış. Ciddi bir ırk ayırımcılığı ve kölelik sistemi kurmuş. Siyahların oturduğu yerler, tren istasyonlarında beklediği banklar ve vagonlar beyazlardan ayrı tutulmuş. Okulları ayrı yapılmış. Asla siyah beyaz aşklarına ve evliliklerine müsaade edilmemiş. Bugün hâlâ bunun etkisi devam ediyor .</p>
<p>Buraya yerleşip Afrikalıların zenginliklerini hırsızlayıp güç kazanan İngilizler Birleşik Krallık’a baş kaldırıp 1963’te bağımsızlık ilan etmiş. Tabiî ki bu, bir avuç beyaz azınlığın bağımsızlığı manasına geliyordu.</p>
<p>1963’ten 1994’e kadar çok çok aşağılık ve kati bir ayırımcı politika güdüyorlar. Zaman içerisinde yerli halktan isyanlar, başkaldırılar olsa da kanlı bir şekilde bastırılıyor. Siyahî işçiler grevler, gösteriler yapıyor. Her ulus kendi önderlerini ortaya çıkarır. Mandela da böyle bir ortamda doğmuş.</p>
<p><strong>Irkçılığa karşı adanmış bir hayat: Nelson Mandela</strong></p>
<p>Güney Afrika&#8217;da &#8220;ulusun babası&#8221; ve &#8220;ulusun kurtarıcısı&#8221; olarak adlandırılan Nelson Mandela, ırkçılık ve ayrımcılığa karşı verdiği mücadeleyle sadece Güney Afrika&#8217;da değil tüm dünyada tarihe geçen en önemli aktivist ve politikacılar arasında yeralmaktadır.</p>
<p>Apartheid Afrika dilinde &#8220;ayrılık&#8221; anlamına gelmektedir. Apartheid rejimi Afrika&#8217;nın güneyinde bulunan Güney Afrika Cumhuriyeti&#8217;nde 1948 &#8211; 1994 yılları arasında resmî devlet politikası olarak iktidarda bulunan Ulusal Parti hükûmeti tarafından uygulanan ve bu doğrultuda da yasalar çıkartan ırkçı ayrımcılık sistemidir. Bu sistemde siyah derili insanlar beyazlardan ayrı yerlerde oturur, aynı mekânları paylaşmazdı. Aynı vasıtaya binemezdi. Medenî hakları beyazların çok çok altında idi.</p>
<p>Yönetim sömürgeci zalim Batılı faşistlerde idi&#8230;  Mandela, ömrünün sonuna kadar hukukî ve siyasî alanda mücadele eden Güney Afrikalı liderdir. Hukuk eğitimi sonrası 1942&#8217;de Güney Afrika tarihinin ilk siyahî avukatı oldu. Afrika&#8217;nın ırkçılığa karşı dönemin en etkin kuruluşlarından biri olan Afrika Ulusal Kongresi&#8217;ne (AUK) katılarak siyasî mücadele alanına adım atan Mandela, burada kısa zamanda yükselerek konseyin gençlik örgütlenmesi olan Gençlik Birliği’nde Genel Sekreter görevini üstlendi.</p>
<p>Birliğin en büyük hedefi sömürge yönetimine karşı pasif bir hareket başlatmak ve siyahiler arasındaki tepkileri daha etkin hale getirmekti. 1950&#8217;de patlak veren işçi grevlerine liderlik eden Mandela, İngiliz sömürge rejiminin tüm baskılarına rağmen pasif direniş hareketini yıllarca yönetti.</p>
<p>Apartheid rejiminin siyasî, hukukî ve sosyal alanda son bulması için mücadele eden Mandela, bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinde 27 yıl hapishanede kaldı.</p>
<p>Mandela, bütün dünyanın ırkçı beyaz Güney Afrika yönetimine baskı yapması sonucu 1990&#8217;da serbest bırakıldı. 1994&#8217;de seçimleri kazanarak Güney Afrika&#8217;nın ilk seçilmiş başkanı oldu ve 5 yıl kaldığı görevden kendi isteği ile ayrılarak kurduğu Nelson Mandela Vakfı&#8217;nda aktif rol almaya başladı.</p>
<p>Afrika&#8217;da yoksulluk, insan hakları, kadın hakları ve salgın hastalıklar alanında çalışmalar yürüten vakıfta ölene kadar emek veren Mandela, 1993&#8217;te Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü.</p>
<p>Güney Afrika&#8217;nın ve tüm dünya ülkelerinin ayrımcılığa karşı verdiği mücadelede adını tarihe kazıyan lider 5 Aralık 2013&#8217;te hayatını kaybetti. Allah rahmet etsin.</p>
<p>Lakin sömürgeciler yönetimi siyahlara bırakmakla beraber; kurdukları çok uluslu şirketlerle sömürüye devam etmekte. Nüfusun yüzde onu servetin yüzde 90’ına hükmetmektedir. Halkın yüzde 90 ı geri kalan yüzde onla “ idare” etmek zorunda.</p>
<p>Bu nedenle, ciddi yoksulluk, sefalet var. Suç oranları çok yüksek. Sokaklarda  gece yalnız dolaşılmıyor, her an yankesicilik benzeri durumlarla karşılaşabilirsiniz. Grup halinde gezmek zorundasınız.  Sokaklar bu yüzden ıssız. Yerel halkın zenginleri ve beyaz zenginler de yüksek güvenlikli evler ve sitelerde oturuyor. Şehir merkezlerinde bile benzer güvenlik tedbirleri hâkim. Her taraf elektrikli teller ve duvarlarla çevrili. Çok üzücü bir durum. Mazlum Afrika halklarının bu zillet ve sefaletten kurtulması gerek. İnsanlık ciddi bir sınavla karşı karşıya. Siz tokken diğerlerinin aç olması sizi güvende kılmıyor ve huzurunuzu kaçırıyor .</p>
<p>Güney Afrika Cumhuriyeti, Afrika’nın 2. dünyanın 31. ekonomisine sahip. Zenginliği altın elmas ve diğer değerli madenlerden geliyor. Ayrıca şarapçılık ve turizm de önemli gelir kaynakları arasında. Enflasyon yüzde 6 civarı. Siyah ırk arasında işsizlik oranı yüzde 30’larda. Hırsızlık ve kriminal olaylar kaygı verici&#8230;</p>
<p>Şehirler tam bir Amerika ve Batı ülkelerinin şehirleri gibi düzenli, modern.</p>
<p>Gariban yoksul halk ki nüfusun yüzde 80 ini oluşturuyor, iki göz, tenekeden, plastikten oluşan baraka evlerde yaşıyorlar. Bu semtlere ve evlere “Langa” deniyor. İnsanlığın ortak ayıbı ve yüz karası bu evlerde: Su ve kanalizasyon, atık madde problemleri had safhada. Doğada çadırlarında yaşayan kabileler daha şanslı&#8230;</p>
<p>Bu yüzden siyahların ömrü 50-60 sene arası. Beyazlarda ise ömür uzuyor. Sahillerde spor yapıyor beyazlar. Siyahlar ise çalışıyor. Langalarda  bir tane beyaz aile bulamazsınız.</p>
<p>Irkçılık, ayırımcılık yasal olarak kalksa da, zihinlerde tam kalkmamış. Beyazlar siyahlarla evlilik yapmıyorlar. Bir siyahın bir beyazla evlenmesi ise statü atlama sebebi oluyor. Okullarda, lüks semtlerde çok az beyaz barındırılıyor.</p>
<p>Beyazlarla siyahlar arasında arkadaşlıklar iyi. Hoşgörü hâkim. Dinsel inanışlar ve dinsizler arasında saygılı bir iletişim var. Cinsel tercihler hoşgörü ile karşılanıyor.  Geyler fuhuş yapmadan  her işte çalışabiliyor. İnsanların cinsel tercihine, inancına bakılmıyor. Yaptığı işteki ehliyet ve liyakate bakılıyor. Cape Town’un en iyi semtlerinde çok kaliteli ve zarif evlerde oturuyorlar. Hint keneviri yetiştirmek ve esrar içmek serbest, ama satmak yasak.</p>
<p>Güney Afrika görülmesi gereken bir destinasyon . Zengin  doğası- habitatı; kültürel- folklorik özellikleri; geçmiş sömürge tarihi açısında ibretler alınacak bir gezi&#8230;</p>
<p><strong><br />
</strong>Dr. Nihat Kaya<strong>, </strong>13 Haziran 2019</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/guney-afrika-turundan-arta-kalanlar/">Güney Afrika Turundan Arta Kalanlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
