<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Levent Korkut, Hür Fikirler sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hurfikirler.com/author/leventkorkut/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hurfikirler.com</link>
	<description>..: Hür Fikirler :..</description>
	<lastBuildDate>Fri, 13 May 2016 05:13:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.2</generator>
	<item>
		<title>Kan ve demokrasi</title>
		<link>https://hurfikirler.com/kan-ve-demokrasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Levent Korkut]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 May 2016 05:13:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/kan-ve-demokrasi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>TOPLUM içi çıkar farklılıkları ve çatışmalar kaçınamayacağımız olgular. Aristo insanı ‘politik hayvan’ olarak tanımlarken, stratejik davranma yeteneğinin insan bakımından öneminin altını çizmişti. Demokrasi, çatışmaların barışçıl ortamda yapılmasını sağlayan bir siyasi rejim olarak görülür. Gerçekten de demokrasiler çağında, devletlerarası savaşlar bir yana bırakılacak olursa, demokrasi eşiği yükseldikçe iç gerilimlerim daha fazla barışçıl yollarla görmekteyiz. Son ikiyüz [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/kan-ve-demokrasi/">Kan ve demokrasi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>TOPLUM içi çıkar farklılıkları ve çatışmalar kaçınamayacağımız olgular. Aristo insanı ‘politik hayvan’ olarak tanımlarken, stratejik davranma yeteneğinin insan bakımından öneminin altını çizmişti.</p>
<p>Demokrasi, çatışmaların barışçıl ortamda yapılmasını sağlayan bir siyasi rejim olarak görülür.</p>
<p>Gerçekten de demokrasiler çağında, devletlerarası savaşlar bir yana bırakılacak olursa, demokrasi eşiği yükseldikçe iç gerilimlerim daha fazla barışçıl yollarla görmekteyiz. Son ikiyüz yıldır devletlerin içyapılarında sınıfsal, kültürel, etnik tüm çatışmaların gerilimlere, silahlı mücadelelere dönüşüm olasılığını ciddi şekilde azaltan en önemli faktör demokrasidir.</p>
<p>Birleşik Krallıkta siyasi şiddetin tarihine baktığımızda 17. yüzyılda Cromwell’in iktidarı ele geçirmesi ve kralın idamından bu yana şiddete dayalı bir önemli siyasi gelişme cereyan etmemiştir. Buna karşın 17. Yüzyıldan bu yana Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerinde onlarca padişah, cumhurbaşkanı, başbakan, siyasi aktör ya da aktivist halledildi, öldürüldü, cezaevine konuldu. Bu üç yüz yılda yüzlerce ayaklanma, iç gerginlik ve darbeye tanık olduk.</p>
<p>“Nasıl iştir bu? Onlarca olay hiç kulağımıza küpe olmuyor mu?” diye sorabiliriz. Toplumların siyasi tarihleri içinde elde edilen tecrübeler somut siyasi kurumlara dönüşmedikçe olayların tekrarlaması da kaçınılmazlaşıyor. Bunca yıldır siyasi şiddetin kökünü kurutamadıysak bu bizim olaylardan ders almadığımızı değil, bu şiddeti önleyecek kurumları geliştiremediğimizi ya da demokrasiyi gerektiği şekilde inşa edemediğimizi gösterir.</p>
<p>21. yüzyılın ilk beşte birlik bölümü sona ererken pekişmiş bir demokrasiyi kuramamış olmamız sadece belli bir kesime değil hepimize yönelik bir tehdit. Hiç kimse şu ya da bu özelliğine, ya da konumuna bakarak kendini güvencede saymasın. Bir başbakanını idam etmiş, Genelkurmay Başkanını “terör örgütü” üyeliğinden mahkûm ettirmeye çalışmış, binlerce faili meçhulden birinin bile failini aydınlatamamış bir ülkede bu belirsizlikler hukuk devleti eksikliklerine işaret ettiği kadar ne kadar çatışmacı, intikamcı, uzlaşmaz olduğumuzu da gösteriyor.</p>
<p>Kutuplaşma yaşanan bir ülkede çatışmaların gerilimlere, gerilimlerin şiddete, şiddetin de kana dönüşmesini istemiyorsak, bunun hepimize düşen bir görev olduğunu unutmamalıyız.</p>
<p>Siyasi aktörlerin birbirlerine küsüp konuşmaktan vazgeçmesi, parlamentoda kavgaların, yumruklaşmaların artması, söylemlerin sertleşmesi, kana, şiddete gönderme yapılması hiçbirimizi daha iyi bir duruma getirmediği gibi, tarihte bu türden olayların arttığı dönemler demokrasinin kaybı ya da ağır darbeler alması ile sonuçlanmıştır. Mecliste yaşanan son kavgalar ve Kılıçdaroğlu’nun kana referanslı konuşması “söylemler ve tutumlar daha da sertleşecek mi?” endişesine neden olmaktadır.</p>
<p>Türkiye yine kritik bir dönemden geçiyor. Anayasaya ihtiyaç olduğunu herkes kabul ediyor ama nasıl olup da bir uzlaşma sağlarız diye kafa yormuyoruz. Tarihimizin bize söylediği söylemimizi sertleştirmek, yumruklaşmak, bağırmak, karşı tarafı aşağılamak ya da tehdit etmekle bir adım boyu dahi mesafe alamayacağımız. Eğer bunlar işe yarasaydı şimdiye kadar demokrasi şampiyonu olmamız gerekirdi.</p>
<p>Bir sosyoloji uzmanı toplumda %5’in üzerindeki her grubun ya eğilimin dikkate alınması gerektiğini söyler. Bu oranı dikkate alırsak yasama organındaki dört parti de ziyadesi ile dikkate alınması gereken grupların temsilcisidir. Aralarındaki diyalog toplumun sağlıklı bir demokrasiye ilerlemesinin koşuludur. Başka da bir çare yoktur.</p>
<p><a href="http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/kan-ve-demokrasi-2278" target="_blank" rel="noopener">Yeni Yüzyıl Gazetesi, 13.05.2016</a></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/kan-ve-demokrasi/">Kan ve demokrasi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Durma düşersin!</title>
		<link>https://hurfikirler.com/durma-dusersin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Levent Korkut]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 May 2016 05:12:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Demokratikleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/durma-dusersin/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye gibi vesayet rejimi de dâhil devletçi yönelimleri olan ve demokrasilerini pekiştirememiş devletlerde, demokrasinin güçlü bir şekilde inşası için devlet organlarının ve kamu yönetiminin reforma tabi tutulması en önemli ihtiyaçlardan biridir. Devlet organlarının ve kamu yönetiminin olduğu gibi korunması, temel ilke ve kuralların değiştirilmeden muhafaza edilmesi istenilen demokratikleşmeyi sağlamayacağı gibi, bir geri gidişe, bürokrasinin ve [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/durma-dusersin/">Durma düşersin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye gibi vesayet rejimi de dâhil devletçi yönelimleri olan ve demokrasilerini pekiştirememiş devletlerde, demokrasinin güçlü bir şekilde inşası için devlet organlarının ve kamu yönetiminin reforma tabi tutulması en önemli ihtiyaçlardan biridir.</p>
<p>Devlet organlarının ve kamu yönetiminin olduğu gibi korunması, temel ilke ve kuralların değiştirilmeden muhafaza edilmesi istenilen demokratikleşmeyi sağlamayacağı gibi, bir geri gidişe, bürokrasinin ve vesayet kurumlarının yeniden canlanmasına neden olabilir.</p>
<p>2002 yılından sonra Türkiye’nin başına gelenler gelecek için güzel bir örnek oluşturmaktadır. O dönemlerde devlet yapısını farklılaştırmaya çalışan Turgut Özal liderliğindeki ANAP partisi birçok alanda reformlara girişmiş ancak bunların önemli bir kısmını başaramadan etkinliğini yitirmiş, Özal’ın vefatı ile birlikte bu çabalar sonlamıştı.</p>
<p>1993-2000 yılları arasında belki de Cumhuriyet tarihinin en kötü dönemlerinden biri yaşandı. İktisadi krizler, siyasi krizler, terörle mücadele adına halka yaşatılan zulüm ve işkenceler damgasını vurdu bu yıllara. Ama en önemlisi 1997 yılındaki muhtıraydı. Bu muhtıra aslında güçsüzleşen bir sistemin yeniden dirilme çabalarıydı. Aynı zamanda ayrımcılık, hak ihlalleri ve gerilemeyi ifade ediyordu.</p>
<p>2000’li yıllarla birlikte başlayan yeni dönem uluslararası ortamın da görece sakin olmasıyla birlikte Türkiye’nin önüne yeni kapılar araladı. Ortaya çıkan fırsatlar en azından Özal dönemine göre daha güçlüydü.</p>
<p>Türkiye 2002 sonrası dönemde oldukça önemli sayılabilecek kanun ve anayasa reformları gerçekleştirdi. 2007 yılında yaşanan vesayet rejimini yeniden canlandırma siyaseti başarılı olamadı. Ancak, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi ve 2010 yılında yargı sisteminde yapılan değişiklikler dışında bir türlü devlet yapısını değiştirecek hukuki ve idari düzenlemeler yapılamadı.</p>
<p>2011 seçimlerini izleyen dönemde yeni bir anayasa konusunda toplumda mutabakat sağlandı. 2013 yılında Türkiye’nin uzun dönemdir devam eden şiddet sorunu “çözüm süreci” ile halledilmeye çalışıldı. Tam iler yeniden yoluna giriyor derken üst süte gelen toplumsal olaylar, başta Ortadoğu olmak üzere uluslararası alanda artan belirsizlikleri, devlet içindeki örgütlenmelerin yarattığı tahribat ve çözüm sürecinin duvara toslaması umutları azalttı. Umutları azaltmakla kalmadı, Türkiye’nin gerçekleştirmesi gereken reformlardan uzaklaşmasına neden oldu.</p>
<p>Günümüzde Türkiye hala bu olumsuzlukların etkisi altında kalmaya devam ediyor. Şiddet toplumsal hayatımızı ve güvenliğimizi tehdit etmeye devam ederken, başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’da istikrarsızlık daha artmış durumda. Toplumsal kesimler arasındaki güvensizlik ilişkisi de bir kutuplaşma görünümü sunuyor.</p>
<p>Böyle bir ortamın her türlü tehlikeye açık olduğunun bilinmesi gerekir. Daha iyi bir demokrasi ve hukuk devleti yolunda ilerleyen ülkelerde siyasi iktidarların göreli önemi de daha fazladır. Söz konusu tehlikelerin savuşturulabilmesi siyasi iktidarın kararlığına, rasyonelliğine, toplumu kucaklayıcı tutumuna bağlıdır.</p>
<p>“Durma düşersin!” Türkiye konumundaki her ülke için geçerli bir slogan.</p>
<p>Türkiye’nin yaşadığı tüm badireleri atlatabilmesi, ancak demokratik dünyanın tecrübelerinden uzaklaşmadan atacağı adımlarla mümkün olacaktır.</p>
<p>Böylesine kritik bir dönemde hukuki ve siyasi dönüşümün hızlandırılması, kamu reformuna çok boyutlu bir çerçevede devam edilmesi bir fasit daireye düşülmesini engelleyecek en önemli araçtır. Eğer bu fasit daireye girilecek olursa ondan yararlanacak olan sadece eski düzenin savunucuları olacaktır.</p>
<p>Zaten gecikilmiş bir yolda mola için daha fazla zaman harcanmamalıdır.</p>
<p><a href="http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/durma-dusersin-2249" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Yeni Yüzyıl Gazetesi, 10.05.2016</a></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/durma-dusersin/">Durma düşersin!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Laiklik Tartışması</title>
		<link>https://hurfikirler.com/laiklik-tartismasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Levent Korkut]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Apr 2016 09:11:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/laiklik-tartismasi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanların kendi maddi ve manevi varlığını gerçekleştirecek özgürlük alanına sahip olması kişiliğin özerkleşmesi anlamına gelir. Günümüzde insan onuru, bireyin özerkliği, özgürlüğü ve ayrım görmeksizin yaşaması şeklinde tanımlanmaktadır. Anayasanın temel işlevlerinden biri kişilerin geniş bir özgürlük alanı içinde nedensiz bir devlet müdahalesine maruz kalmadan yaşamını sürdürmesini sağlamaktır. Devlet müdahalesi istisnai bir alan olarak düzenlenmediği sürece bireyin [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/laiklik-tartismasi/">Laiklik Tartışması</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanların kendi maddi ve manevi varlığını gerçekleştirecek özgürlük alanına sahip olması kişiliğin özerkleşmesi anlamına gelir. Günümüzde insan onuru, bireyin özerkliği, özgürlüğü ve ayrım görmeksizin yaşaması şeklinde tanımlanmaktadır.</p>
<p>Anayasanın temel işlevlerinden biri kişilerin geniş bir özgürlük alanı içinde nedensiz bir devlet müdahalesine maruz kalmadan yaşamını sürdürmesini sağlamaktır.</p>
<p>Devlet müdahalesi istisnai bir alan olarak düzenlenmediği sürece bireyin özgürlüğünden, onuruna yaraşır bir yaşam sürdürdüğünden söz etme olanağımız kalmaz.</p>
<p>Bu bakış açısından hareketle devlet yapılanmasına ait hiçbir anayasal kurum ve kuralın bireylerin özgürlük alanlarına aşırı müdahale edecek şekilde kaleme alınmaması gerekir.</p>
<p>Cumhuriyet temel bir ilkedir. Bununla birlikte demokratik olmayan bir cumhuriyet kişilerin önemli bir kısmının siyasi hareket alanını ortadan kaldıracağı gibi hukukun oluşumundaki rolünü de sıfırlayacaktır.</p>
<p>Demokrasiden vazgeçemeyiz. Ancak, çoğunlukçu bir demokrasi çerçevesinde tercihleri azınlıkta kalanların hak ve özgürlüklerini garantileyemeyen bir demokrasi toplumun tümünü kucaklayamaz.</p>
<p>Benzer şekilde, devletin topluma belli bir dini zorla kabul ettirmeye çalışması, farklı dinlere mensup olanlar arasında ayrımcılık yapması, farklı dinlere inananların ya da herhangi bir dine inanmayanların kendilerini ifade etme ve örgütlenme özgürlüklerini ihlal etmemesi, farklı kesimlerin yaşama tarzlarını engellememesi gerekir.</p>
<p>Öte yandan, din özgürlükleri hem ifade özgürlüğünün kapsadığı bir alan olması hem de bireylerin kendilerini gerçekleştirme özgürlüğünün vazgeçilmez bir unsurunu oluşturması nedenleriyle en geniş şekilde kullanılabilmelidir. Din özgürlüğü, her türlü inanç sahibinin ibadet, serbestçe dinini yayma, dini örgütlenme, dini eğitim alma ve verme özgürlüklerini içerir. Bu özgürlük alanlarında kimse zorlanamayacağı gibi, söz konusu özgürlüklerden herhangi bir dine mensup olmayanlarda eşit bir şekilde yararlanır.</p>
<p>Bu özellikleri içinde barındıran bir anayasa özgürlük alanlarını ve bireyin özerkliğini korur. Böyle bir anayasanın gerektirdiği tüm laik devlet özellikleri önem taşır. Ancak, demokrasisiz cumhuriyet, çoğulcu olmayan, azınlıkta kalanların hak ve özgürlüklerini umursamayan demokrasi örneklerinde olduğu gibi, özgürlüklere sırtını çevirmiş laik devlet hiç birimize gerekli garantileri sağlayamaz.</p>
<p>Unutulmaması gerekir ki ün salmış diktatörlüklerin ya da totaliter rejimlerin bir kısmı sistemlerinde özgürlüklere duyarsız laik devlet uygulamalarına yer vermişlerdir.</p>
<p>Bireyin özgürlüğünden hareket eden demokratik hukuk devletinin benimseyeceği esas, özgürlüklerin en geniş kapsamda kullanıldığı bir siyasi toplum oluşturmaktır.</p>
<p>BU bağlamda Türkiye’de oldukça soyut düzeyde süregiden laiklik tartışmasını somutlaştırmak, laikliğe değil bugüne kadar laik devlet uygulamalarının nasıl şekillendiğine, temel itirazların neler olduğuna, toplumun tüm kesimlerine yönelik en geniş özgürlük alanının nasıl açılacağına odaklanmalıyız.</p>
<p>Anayasanın kurum ve kuralları bir bütün içinde değerlendirilmelidir.</p>
<p>Anayasada gördüğümüz  “cumhuriyet”, “demokrasi”, “laiklik” gibi kavramlar ancak bütünü içinde anlamlandırılabilir. Bu bütünü görmeden söz konusu kavramlar değerlendirilemez.</p>
<p><a href="http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/laiklik-tartismasi-2150" target="_blank" rel="noopener">Yeni Yüzyıl Gazetesi, 29.04.2016</a></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/laiklik-tartismasi/">Laiklik Tartışması</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni anayasa, yeni kurgu</title>
		<link>https://hurfikirler.com/yeni-anayasa-yeni-kurgu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Levent Korkut]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Apr 2016 03:13:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/yeni-anayasa-yeni-kurgu/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Siyasi toplumlar nasıl kapsayıcı olurlar? Bu sorunun tek bir yanıtı yok. Çağlara, kültürlere, anlayışlara, tarihsel özelliklere göre Farklı toplumsal yapıların siyasi yapılarını pekiştirmeleri ve toplumsal birliklerini sağlamaları farklı yöntemlerle gerçekleşmiş. Ulus devletler çağından önce, imparatorluklar oldukça esnek yapıları içinde refah, güvenlik ya da adalet üzerine inşa ettikleri sistemlerde farklı etnik köken, kültür ve dinden oluşan [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/yeni-anayasa-yeni-kurgu/">Yeni anayasa, yeni kurgu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Siyasi toplumlar nasıl kapsayıcı olurlar? Bu sorunun tek bir yanıtı yok. Çağlara, kültürlere, anlayışlara, tarihsel özelliklere göre Farklı toplumsal yapıların siyasi yapılarını pekiştirmeleri ve toplumsal birliklerini sağlamaları farklı yöntemlerle gerçekleşmiş.</p>
<p>Ulus devletler çağından önce, imparatorluklar oldukça esnek yapıları içinde refah, güvenlik ya da adalet üzerine inşa ettikleri sistemlerde farklı etnik köken, kültür ve dinden oluşan topluluklar içinde bir birliktelik duygusu oluşturabilmişler.</p>
<p>Ulus devletler çağında ise objektif ya da sübjektif tanımlardan hareketle kurgulanan ulus temel birleştirici bağ olmuş. Britanya gibi İmparatorluk mirasına sahip kimi topluluklar etnik benzeşime dayalı bir kurgu yerine ortak refaha dayalı bir düzeni hareket noktası olarak alırlarken, Almanya, İtalya gibi etnik yapı bakımından benzeşen topluluklar bu yapıları içinde etnik referansları olan bir birliktelik kurgusu oluşturmuşlar.</p>
<p>Günümüzde, küreselleşen dünya, toplumların dokusunu, sosyal ve iktisadi ilişkilerde eşi benzeri görülmeyen hareketlilik ve göç gibi nedenlerle yeniden şekillendiriyor. Öte yandan, artık ulus devletler birlikler oluşturmak suretiyle daha geniş bir coğrafyaya, dolayısıyla da çeşitliliğe dayalı siyasi yapılar kurma yoluna gidiyor. Bu gelişmeler, özellikle etnik homojenliği ön plana çıkaran siyasi toplulukların bocalamasına neden oluyor. Batı toplumlarının bir kısmında gözlemlediğimiz içe kapanma, yabancı düşmanlığı, geçmişe özlem gibi sosyal psikolojik tepkiler bu alışamama durumunu iyi yansıtan göstergeler.</p>
<p>Siyasi toplulukların birliklerini oluşturma felsefeleri toplumsal doku, kültür ve zaman üçgeninde şekillenmeye devam ediyor.</p>
<p>Acaba bu tablo içinde Türkiye nerede durmakta?</p>
<p>Bir imparatorluk mirasına sahip olan Türkiye kendi siyasi toplumunu inşa ederken iki düşünce arasında sıkışmıştır. Kurtuluş Savaşı boyunca hâkim olan görüş, farklı etnik, dini ve kültürel yapıları daha ademi-merkeziyetçi bir şekilde bir birlikteliğe kavuşturmak iken, 1924 Anayasası homojen bir ulus kurgusunu esas almıştır. Cumhuriyet tarihi boyunca devlet, kendi mirası ile uyumlu olmayan bir siyasi toplum kurgusunu topluma hiyerarşik olarak kabul ettirmeye çalışmış, bu amaçla geniş toplum kesimlerini dışlamaktan çekinmemiştir.</p>
<p>Benzer örnekleri başka ülkelerde de bulmak mümkün. Örneğin Arap devletlerinin çoğu, toplumun çoğulcu yapısından değil, çok dar bir Arap milliyetçiliği üzerinden siyasi toplumlarını inşa yoluna gitmişlerdir.</p>
<p>Ulus inşa kurguları incelenecek olursa, ortak refahı vurgulayan örnekler daha az dışlayıcı oldukları gibi, bu anlayış etnik, kültürel ve dini bakımlardan tarihsel olarak çeşitliğe sahip toplumsal yapıların modern devlet sistemlerine geçişini kolaylaştıran bir olgudur.</p>
<p>Türkiye geleceğine bakarken doksan yıllık uygulamasını olumlu ve olumsuz yönleriyle değerlendirmelidir. Demokrasi, hukuk devleti gibi Cumhuriyetin önemli kazanımları muhafaza edilir ve daha da pekiştirilirken, dışlayıcı, çoğulculuğu reddeden, kendi mirasını görmezden gelen anlayış ve uygulamalar sorgulanmalıdır.</p>
<p>Eğer bugün yeni bir anayasadan bahsediyorsak, bu anayasanın sadece sivil güçlerin ve demokratik yöntemlerin ürünü olmasını değil, felsefesini, dışlanmış tüm toplum kesimlerini yeni bir uzlaşı etrafında toplayabilmek için hangi ilke ve kuralları içereceğini de konuşmalıyız. Aksi halde, geçmişin demokratik olmayan izlerini şeklen silerken, özdeki anlayışı ortadan kaldırmamış, gölgesini üzerimizden atmamış oluruz.</p>
<p>Yeni anayasa içeriği ile de toplumun tüm kesimlerinin özlem duyduğu özgürlüğe alan açmalı, geleceğe ışık tutmalı, daha güçlü bir siyasi birlikteliğin müjdecisi olmalıdır.</p>
<p><a href="http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/yeni-anayasa-yeni-kurgu-2122" target="_blank" rel="noopener"><em>Yeni Yüzyıl</em></a>, 23.04.2016</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/yeni-anayasa-yeni-kurgu/">Yeni anayasa, yeni kurgu</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşanmışlık hissi</title>
		<link>https://hurfikirler.com/yasanmislik-hissi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Levent Korkut]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Apr 2016 10:04:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/yasanmislik-hissi/</guid>

					<description><![CDATA[<p> Türkiye’nin geleceğe bakabilmesi, geçmişi iyi bilmesi ve geçmişten dersler çıkartabilmesine bağlı. Geçmiş hataları tekrarlama, geçmişin başarısızlığı ispatlanmış siyasetini ve yöntemlerini tekrar tekrar ve sonuç vermeyeceğini bilerek kullanma tuzağına düşülmemeli. Kısacası patinaj yapmamalı sistem. Milletvekili dokunulmazlıklarının tartışıldığı şu günlerde, 1990’lı yılların başına gidiyor, o dönemde Kürt milletvekillerinin TBMM’den nasıl götürüldüklerini hatırlıyoruz. 90’lı yıllarda milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/yasanmislik-hissi/">Yaşanmışlık hissi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong>Türkiye’nin geleceğe bakabilmesi, geçmişi iyi bilmesi ve geçmişten dersler çıkartabilmesine bağlı. Geçmiş hataları tekrarlama, geçmişin başarısızlığı ispatlanmış siyasetini ve yöntemlerini tekrar tekrar ve sonuç vermeyeceğini bilerek kullanma tuzağına düşülmemeli. Kısacası patinaj yapmamalı sistem.</p>
<p>Milletvekili dokunulmazlıklarının tartışıldığı şu günlerde, 1990’lı yılların başına gidiyor, o dönemde Kürt milletvekillerinin TBMM’den nasıl götürüldüklerini hatırlıyoruz. 90’lı yıllarda milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması o dönemde sorunların çözülmesi için hiçbir çözüm sunmadığı gibi, Kürtler arasında dışlanmışlık duygusunu daha da fazlalaştırdığı artık herkesin kabul ettiği bir gerçek. Leyla Zana, Orhan Doğan ve diğer milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması hiçbir olumlu sonuç doğurmayan, karamsarlığı artırmak dışında işlevi olmayan bir girişimdi.</p>
<p>Bu olgu karşımızda dururken Türkiye’yi aynı sonuçlara götürecek bir yola girilmesi ne kadar doğrudur?</p>
<p>Hemen belirtilmesi gereken bir nokta günümüz dünyasında demokratik sistemlerin dokunulmazlıkları giderek daha sınırlı bir hale getirdikleridir. Artık dünyada kürsü dokunulmazlığı, yani söz ve ifadeler dışında kalan alanlarda, milletvekillerine vatandaşlardan farklı geniş imtiyazlar tanınmasına sıcak bakılmıyor.</p>
<p>Ancak Türkiye’deki durum biraz farklı. Yakın tarihimiz boyunca dokunulmazlıklar milletvekilleri ile vatandaşlar arasında oluşturulan farklılıklar üzerinden tartışılmadı. Dokunulmazlıkların kaldırılması da bir anayasal ilke olarak değil, siyasi gelişmelerin ortaya çıkardığı özel gündemler çerçevesinde bir tepki, cezalandırma hatta güvenlik tedbiri olarak düşünüldü.</p>
<p>Son yıllardaki uygulamalara bakıldığında milletvekilleri hakkında düzenlenen yüzlerce ve hatta binlerce fezlekenin yasama organının gündemine hiç getirilmemesi siyasi partilerin üstünde uzlaştıkları bir görünmez kurala dönüştü. Bu görünmez kural sadece ülke siyasi çıkmazlara girdiğinde, bu siyasi çıkmazları aşmak amacıyla gözardı edildi.</p>
<p>Bu anlatılanlar ışığında dokunulmazlıkların kaldırılmasını ele aldığımızda Türkiye’de bu kurumun siyasi cezalandırma amacıyla kullanıldığı bir kültüre sahip olduğumuzu söylemek yanlış olmayacaktır. Dolayısıyla, dokunulmazlıkları kaldırılan milletvekilleri bazı vatandaşların gözünde, sadece ceza yasalarını ihlal eden kişiler gözüyle değil, siyaseten cezalandırılması gerekenler olarak değerlendirilmekte, ama bazı başka vatandaşların gözünde ise haksızlığa uğramış seçilmiş temsilciler olarak algılanmaktadır.</p>
<p>Geçmiş dönemlerde, milletvekilleri dokunulmazlıkları kaldırıldıktan sonra halk nazarında prestij yitirmedikleri gibi bazı durumlarda mağdur olarak değerlendirildikleri için siyaseten daha güçlü figürler olarak siyasi yaşamlarını sürdürmüşlerdir.</p>
<p>Öte yandan, bugüne kadar Kürtler tarafından kurulan siyasi partilerin gerek kapatılması gerekse bu parti mensuplarının dokunulmazlıklarının kaldırılması süregiden şiddeti ortadan kaldırmanın bir aracı olarak düşünülmüştür. Ancak bu tür faaliyetlerin hiç biri kendisinden beklenen işlevi yerine getirmemiş, tam tersine çıkışsızlığın ve çözümsüzlüğün derinleşmesine neden olmuştur. Önceki dönemlerde dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla oluşan ortamın “çıkmaz sokak” olarak değerlendirilmesi aklımızdan hiç çıkarmamamız gereken bir tespittir.</p>
<p>Türkiye’nin önemli bir süreçten geçtiği şu günlerde ister iktidarda ister muhalefette olsun siyasetçilerin duygusal ya da reaktif tepkilerle ve popülist eğilimlere kapılarak değil, geleceği düşünerek hareket etmesi gerekir.</p>
<p><em><a href="http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/yasanmislik-hissi-2079" target="_blank" rel="noopener">Yeni Yüzyıl</a></em>, 22.04.2016</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/yasanmislik-hissi/">Yaşanmışlık hissi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Barış içinde çatışma</title>
		<link>https://hurfikirler.com/baris-icinde-catisma/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Levent Korkut]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Apr 2016 03:20:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/baris-icinde-catisma/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplum içindeki çatışmalar kaçınılmazdır, demokrasi de dâhil hiçbir siyasi rejim çatışmaları sıfırlayamaz. Bu gerçeği gören yazarlardan Lipset, “çatışma demokrasinin hayat damarıdır” der.  Peki, demokrasiler bu çatışma ortamında yönetilebilirliklerini nasıl sağlarlar? Son yüz sene içinde demokrasiler istikrar ve iktisadi büyüme alanlarında nasıl avantajlı hale gelmişlerdir? Demokrasilerin başarısı çatışmaları ortadan kaldırmasında değil, tam tersine meşru bir sistem [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/baris-icinde-catisma/">Barış içinde çatışma</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>T</strong>oplum içindeki çatışmalar kaçınılmazdır, demokrasi de dâhil hiçbir siyasi rejim çatışmaları sıfırlayamaz. Bu gerçeği gören yazarlardan Lipset, “çatışma demokrasinin hayat damarıdır” der.  Peki, demokrasiler bu çatışma ortamında yönetilebilirliklerini nasıl sağlarlar? Son yüz sene içinde demokrasiler istikrar ve iktisadi büyüme alanlarında nasıl avantajlı hale gelmişlerdir?</p>
<p>Demokrasilerin başarısı çatışmaları ortadan kaldırmasında değil, tam tersine meşru bir sistem içinde barışçıl yöntemlerle yönetilebilir hale getirmesinde aranmalıdır.  Bir demokratik rejimin bu şekilde çatışmaları yönetebilmesi bir nükleer enerji santralinin çalışmasına benzer. Nükleer tepkime olmaksızın enerji üretmek mümkün değildir. Ancak nükleer tepkimenin kontrolsüz kalması da önü alınamaz bir tepkimeler zincirine ve sonunda santralin yaşamı ortadan kaldıran bir nükleer felakete dönmesine neden olur.</p>
<p>Demokrasiler çatışmayla beslenirler. Bu yönüyle çatışma demokrasilere dinamizm kazandırır. Farklı siyasi eğilimler farklı toplumsal kesimleri, kültürel grupları iktisadi ve sosyal sınıfları temsil eder ve bu gruplar farklı çıkarlara sahiptir. Demokratik bir ortamda başarı, çıkarları bir araya getirerek ortak bir menfaat kümesi oluşturmaya dayanır. Ne kadar büyük bir kümeyi toparlanabilirse o kadar iktidara yakınlaşılır. Ancak azınlıkta kalanlar da bir sonraki döneme hazırlanarak yeni fikirlerle tekrar yarışmaya girerler.</p>
<p>Bir demokratik rejimin bu şekilde işleyebilmesi çatışmaların belli bir düzeyi aşmamasına, demokratik araçlarla sürdürülebilmesine, toplumun hiçbir kesiminin nefret söylemine dayalı bir gerilimli politikaya ve şiddete yönelmemesine bağlıdır. Çıkar çatışmalarının fiili güç kullanımına döndüğü, şiddetin giderek yükseldiği toplumlar demokratik rejimlerini de yitirirler. Aynı enerji üreten nükleer santral gibi, çatışmaları yönetemeyen bir demokrasi başarısız olmaya mahkûmdur.</p>
<p>Demokrasileri yönetilebilir kılan, çatışmaları dinamizme dönüştüren temel faktör bazı kural, ilke ve değerler üzerine oluşturulan toplumsal mutabakatlardır. Bu mutabakatların bir kısmı devlet organları ve bu organlar arasındaki i</p>
<p>Denge ve denetleme mekanizmaları ve devle-birey ilişkileri üzerinedir. Yani siyasidir ve anayasal düzenlemelerle ifade edilir.</p>
<p>Anayasayı sıradan bir kanundan farklılaştıran şey, demokratik toplumun sürdürülebilirliğini ve yönetilebilirliğini sağlayacak altyapıyı oluşturmaktır. Kanunlar, genellikle iktidara gelenlerin kendi programlarını hayata geçirebilmek amacıyla başvurdukları düzenlemelerdir. Anayasa ise birlikte yaşamanın ortak koşullarını belirler.</p>
<p>Hiyerarşik yöntemle yukarıdan aşağı topluma sunulan, büyük toplumsal grupların istek ve çıkarlarını görmezden gelen, otorite-özgürlük dengesinde otoriteye öncelik vererek toplum içi sorunların demokratik araçlarla değil, güçle çözülmesine olanak sağlayan düzenlemeler, adlarına anayasa denilse de demokratik bir toplumsal huzur sağlayamazlar. 1982 Anayasası bu tür bir anayasadır. Bir toplumsal mutabakat oluşturamamış, yapılan onlarca değişiklik dahi anayasayı düzeltmeye yetmemiştir.</p>
<p>Eğer Türkiye yeni bir anayasa yapacaksa, bu anayasanın demokratik bir ortamda toplumsal barış ve huzuru sağlayacak hangi temel ilke ve kurallara yer vermesi gerektiği iyi düşünülmelidir.</p>
<p>Anayasanın güçlü ve kalıcı olması buna bağlıdır. Siyasi sistemin sürekli patinaj yapan aynı çözümsüzlükleri tekrar tekrar yaşayan halinden kurtulması da.</p>
<p><em>Yeni Yüzyıl, 19.04.2016</em></p>
<p>http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/baris-icinde-catisma-2049</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/baris-icinde-catisma/">Barış içinde çatışma</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Etnisite, cemaat, toplum</title>
		<link>https://hurfikirler.com/etnisite-cemaat-toplum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Levent Korkut]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Apr 2016 03:39:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/etnisite-cemaat-toplum/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin önde gelen siyasi tarihçilerinden Şükrü Hanioğlu farklı tarihlerde kaleme aldığı yazılarında sürekli olarak etnik kimlik temelli bir toplumun kendi iç barışını sağlayamayacağını, tam tersine o etnik kimlikten olmayanları farklı etnik karşıtlıklar üzerinden radikalleştireceğini söylemektedir. Hanioğlu, Bu temelde, erken Cumhuriyet döneminin tektipleştirici bir “demos” oluşturma düşüncesinin çatışmaları artırıcı tehlikelerine işaret etmekte, farklılıkları dışlamayan, eşitlikçi ve [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/etnisite-cemaat-toplum/">Etnisite, cemaat, toplum</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin önde gelen siyasi tarihçilerinden Şükrü Hanioğlu farklı tarihlerde kaleme aldığı yazılarında sürekli olarak etnik kimlik temelli bir toplumun kendi iç barışını sağlayamayacağını, tam tersine o etnik kimlikten olmayanları farklı etnik karşıtlıklar üzerinden radikalleştireceğini söylemektedir. Hanioğlu, Bu temelde, erken Cumhuriyet döneminin tektipleştirici bir “demos” oluşturma düşüncesinin çatışmaları artırıcı tehlikelerine işaret etmekte, farklılıkları dışlamayan, eşitlikçi ve katılımcı bir toplum tasavvuru olmadan toplum içi gerginlik ve çatışmalardan kurtulmanın mümkün olmayacağını vurgulamaktadır.</p>
<p>Başka bir yazar, Etiyen Mahçupyan ise Bizans’tan beri cemaatçi mantıkla yaşayan bir halk olduğumuzu, bu nedenle birbirimize cemaatçi gözlüklerle bakıp, sadece kendi kimliğimizi, isteklerimizi ve mağduriyetlerimizi önemsediğimizi söylüyor.</p>
<p>Her iki yazar da belki uzun bir tarihsel dilimde yaşadığımız sorunların nedeni olan iki olguya, etnik ve cemaat merkezci tutumlara işaret ediyor.</p>
<p>Bu iki yazar elbette cemaatler ya da etnisiteler olmasın demiyor. Tam tersine cemaatler ve etnisiteler özgürce fakat birbirlerini dışlamadan, eşitlik içinde var olabilmenin yollarını bulabilir diyor.</p>
<p>Bu sorunları yaşayan tek ülke Türkiye değil, Nazi döneminde Almanya’nın geliştirdiği etnik köktencilik ile neredeyse tüm Ortadoğu ülkelerinin ırk, soy ve mezhepten sıyrılmış bir toplum oluşturamamalarının yarattığı sonuçlar dikkate alındığında yalnız olmadığımızı görürüz.</p>
<p>Başka ülkelerdeki örnekler geleceğimizi kurgulamamız için önemli ipuçları sunuyor. Bir kere bu sorunlar aşılamaz sorunlar değil. Olumlu örnekler buna işaret ediyor. Olumsuz örnekler ise dışlayıcı etnik kimlikler ile kapalı cemaatçi anlayışlardan kurtulamayan toplumların felakete sürüklendiklerini gösteriyor.</p>
<p>Hep konuştuğumuz ama bir türlü yapamadığımız yeni anayasanın başarısı, sağlıklı bir toplumsal sözleşmeye temel oluşturacak felsefeyi nasıl kurgulayacağımıza bağlı. Vesayetsiz bir ortamda bunu becerebiliriz. Ancak vesayetin olmaması kesin başaracağımız anlamına gelmiyor.</p>
<p>Anayasa, felsefesi düzgün kurulmuş bir çerçeve içinde, hak ve özgürlükler temelinde tüm bireyleri grupları, cemaatleri ve etnisiteleri çoğulcu ve katılımcı bir anlayışla kucaklamadıkça, hükümet sisteminin türü, kaç yüksek yargı organı olacağı, anayasa metninin kısa mı yoksa uzun mu olacağı çok da önem taşımıyor. Bu konular tabi ki önemsiz değil. Fakat yanlış temel üzerinde bir yapının ayakta kalması olanaksız. Temel yoksa yani kapsayıcı bir toplum tasavvuru geliştiremiyorsak ne yapsak nafile.</p>
<p>Her bireyin kendini toplumun bir parçası saydığı, kendisini başkalarının üstünde ya da altında değil eşiti olarak gördüğü, farklılığının kendisine bir üstünlük vermediği gibi başkalarının farklılıklarının da kendisinin ki kadar değerli olduğunu hissettiği bir ortak anlayışı yansıtmalı ki yeni bir anayasa diyebilelim ortaya çıkan ürüne.</p>
<p>Belki de bu nedenlerle güçlü bir başlangıcı olmalı yeni anayasanın. Hukuki değil, edebi bir dille kaleme alınmış, hatta normatif bir değeri de olmayan bir başlangıç. Hepimizi anlatmalı, hiç birimizi dışlamadan, hiç birimizin kimliğini üstün kılmadan ama hepimizin bir toplum olduğumuzu hatırlatan. Her bir taşın öneminden bahseden.</p>
<p>Hamasi olmayan, ama epik; romantik değil ama duygularımızı yansıtan, devleti değil bizi anlatan bir başlangıç. Uzun da değil, bir özeti Anadolu’nun.</p>
<p><em>Yeni Yüzyıl, 15.04.2016</em></p>
<p>http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/etnisite-cemaat-toplum-2004</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/etnisite-cemaat-toplum/">Etnisite, cemaat, toplum</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yöntem değişikliği</title>
		<link>https://hurfikirler.com/yontem-degisikligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Levent Korkut]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Apr 2016 09:32:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/yontem-degisikligi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>2011 seçimlerinden sonra başlatılan yeni anayasa yapımına ilişkin çalışmalar Mecliste temsil edilen siyasi partilerin eşit katılımı ile kurulan Anayasa Uzlaşma Komisyonu eliyle yürütülmüş, çok sayıda uzman ve sivil toplum kuruluşu da bu süreç içinde görüşlerini Komisyon ile paylaşmıştı. Ancak söz konusu çalışmalar temel konularda bir uzlaşıya varılmadan sona ermişti. 2015 Kasım seçimlerinden sonra bir kez [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/yontem-degisikligi/">Yöntem değişikliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2011 seçimlerinden sonra başlatılan yeni anayasa yapımına ilişkin çalışmalar Mecliste temsil edilen siyasi partilerin eşit katılımı ile kurulan Anayasa Uzlaşma Komisyonu eliyle yürütülmüş, çok sayıda uzman ve sivil toplum kuruluşu da bu süreç içinde görüşlerini Komisyon ile paylaşmıştı. Ancak söz konusu çalışmalar temel konularda bir uzlaşıya varılmadan sona ermişti.</p>
<p>2015 Kasım seçimlerinden sonra bir kez daha anayasa yapımı gündeme geldi. Siyasi partilerin yine eşit sayıda temsilcisinden oluşan bir komisyon oluşturuldu. Ancak bu komisyon henüz işin başında iken çalışmalarını durdurmak zorunda kaldı.</p>
<p>Her iki anayasa yapım çalışmasında da anayasal çözüme kavuşturulması gereken ve toplumsal beklentileri tatmin edecek temel konularda siyasi partiler bir uzlaşma ortaya koyamadılar. Ancak ikinci çalışmanın daha başta sona ermesinin temel nedeni hükümet sistemi konusunda özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi ile Cumhuriyet Halk Partisi arasında yaşanan gerilimdi.</p>
<p>Bu gerilimin özünde iktidar partisinin ilk yeni anayasa çalışmalarından beri üzerinde durduğu Başkanlık sistemi önerisi ile muhalefet partilerinin Başkanlık sistemine mesafeli duruşları yatmakta. Ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi son komisyon çalışmaları sırasında Başkanlık sistemi önerisinin komisyon gündemine alınmasına dahi karşı çıktığından çalışmalar henüz içeriğe dahi geçilmeden sonlanmıştı.</p>
<p>Günümüz itibariyle, daha üzerinde uzlaşılmaya muhtaç pek çok konu olmakla birlikte, iktidar partisi ile ana muhalefet partisi arasında yaşanan hükümet sistemi tartışmasının anayasa çalışmalarının geleceğini belirleyecek en önemli konu olduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p>Öyle gözüküyor ki kritik öneme sahip bu konu üzerine başta iktidar ve ana muhalefet partisi olmak üzere siyasi aktörler somut önerilerini ortaya koymadan bir ilerleme kaydedilmesi zor olacaktır.</p>
<p>İktidar partisi geçtiğimiz haftalarda kendi anayasa önerisini hazırlamak üzere faaliyet göstereceğini ve yaz başına kadar bu çalışmaların tamamlanarak bir parti önerisinin ortaya çıkacağını ilan etti. Böyle bir çalışmanın yapılması, partinin 2011 sonrasında oluşturduğu anayasa önerisini de gözden geçireceği ve belki bazı alanlarda yeni düzenlemelere yer vereceği anlamına geliyor. Aksi halde böyle bir çalışma başlatılmaz ve eski öneri aynı şekliyle gündeme getirilirdi.</p>
<p>Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yeni anayasa önerisi oluşturma girişimi tıkanmış anayasa yapım çalışmalarına farklı bir ivme kazandırabilir.</p>
<p>Eğer benzeri bir faaliyeti diğer partiler de gerçekleştirir ve geçmişte hazırladıkları metinleri gözden geçirerek kendi anayasa önerilerini hazırlarlarsa yeni anayasa doğrultusunda bir adım atılması umudu ortaya çıkabilir.</p>
<p>Böylece, kamu tüm partilerin önerilerini ve nasıl bir anayasal sistem istediklerini net bir şekilde anlayabilecek duruma gelecek ve daha da önemlisi siyasi partiler pazarlık kaygısı olmaksızın kendi görüşlerini en yalın biçimi ile ortaya koyabilecekleri anayasa metinlerini yazma fırsatı bulacaklardır. Böylece partilerin kendilerini daha serbest ifade etmeleri de mümkün olacaktır.</p>
<p>Öte yandan, geçmiş komisyon çalışmalarında izlenen, partilerin uzlaşarak belli bir metni ortaklaşa kaleme alma yöntemi yerine,  her partinin kendi önerisini oluşturduğu, uzlaşma ve pazarlıkların bu oluşmuş metinler üzerinden gerçekleştiği, ilkinin tam tersi bir yöntem de test edilmiş olacaktır.</p>
<p>Türkiye demokratik yöntemlerle yapılmış bir anayasaya ihtiyaç duyuyor. Ama siyasi partiler arasında önemli görüş farklılıkları var. Böyle bir ortamda, belli bir yöntemde ısrar etmek yerine farklı yaklaşımlar geliştirmek yeni bir yolun bulunmasına yardımcı olabilir.</p>
<p><em>Yeni Yüzyıl, 12.04.2016</em></p>
<p>http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/yontem-degisikligi-1963</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/yontem-degisikligi/">Yöntem değişikliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İddianame başarı oranı</title>
		<link>https://hurfikirler.com/iddianame-basari-orani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Levent Korkut]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Apr 2016 03:06:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/iddianame-basari-orani/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hak ve özgürlüklere dayalı bir ceza adaleti hukuk devletinin olmazsa olmaz bir koşuludur. Devletin temel işlevlerinden biri adaletin yerine getirilmesidir. Ama çağlar boyu devletlerin ana faaliyet alanlarından olan adalet işlevi ancak hukuk devletinin genel ilkeleri ortaya çıktıktan sonra bireylerin hak ve özgürlüklerine güvence getiren bir hukuksal zemine kavuşabildi. Ceza adaleti genel adaletin içinde özel öneme [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/iddianame-basari-orani/">İddianame başarı oranı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hak ve özgürlüklere dayalı bir ceza adaleti hukuk devletinin olmazsa olmaz bir koşuludur. Devletin temel işlevlerinden biri adaletin yerine getirilmesidir. Ama çağlar boyu devletlerin ana faaliyet alanlarından olan adalet işlevi ancak hukuk devletinin genel ilkeleri ortaya çıktıktan sonra bireylerin hak ve özgürlüklerine güvence getiren bir hukuksal zemine kavuşabildi.</p>
<p>Ceza adaleti genel adaletin içinde özel öneme sahip bir yer işgal ediyor. Çünkü ceza adaleti ile hem kamu düzeni hem de kişilere karşı girişilen tecavüzler önleyebilecek en önemli araç. Ceza adaletinin zaafa uğradığı bir hukuk sisteminde toplumsal yaşamın derin sekteye uğrayacağını, kişilerin güvenli bir yaşam sürdüremeyecekleri bir ortamın da oluşması kaçınılmazdır.</p>
<p>Bununla birlikte bu aracın kullanılması son derece teknik ve gelişmiş bir ceza yargılaması sistemi ile mümkün olabilir. Bu nedenle günümüzde ceza yargılama sistemlerinin performans göstergeleri önem kazanıyor.</p>
<p>Ceza yargılaması sisteminin en önemli özelliklerinden biri kişiler hakkındaki suçlamaların araştırmaya ve delillere dayanmasıdır. Hukuk devletinin öngördüğü kişiyi itiraf ettirmeye değil, araştırmaya ve delilden hareketle suça ulaşmaya dayanan bir yargılama sistemidir. Bu sistem tam anlamıyla uygulandığında işkence ve kötü muamele gibi araçların önemi azalacaktır. Artık, suçlunun eylemini kabul etmesi değil, yargılama makamlarının delillere dayanan ortak faaliyeti hukuka aykırı fiili ortaya çıkaracaktır.</p>
<p>Özellikle de 12 Eylül askeri darbesinden sonra yaygın şekilde kullanılan işkence yöntemleri, hukuk devleti ve insan haklarına aykırı ciddi ihlallerin oluşması neden olmuştu. Özellikle 2000’li yıllardan sonra bu alanda alınan önlemler, işkence ile elde edilen bulguların delil olamayacağı ilkesinin uygulanmasını güçlendirdi.</p>
<p>Ancak bir ceza yargılaması sisteminin tek sorunu işkence değil.  Bir dizi başka uygulamanın da ceza adaleti sistemini olumsuz etkilediğini görmekteyiz.</p>
<p>Bir ceza yargılaması sisteminin doğru çalışabilmesi temel işlevi suçlarla ilgili araştırma yapmak olan savcılık kurumunun iyi çalışmasına bağlıdır. Savcının açacağı davalar için iyi bir hazırlık yapması, tüm detayları araştırması, eylemlerin ihlal ettiği yasal düzenlemeleri tam olarak tespit etmesi yargılamanın sağlıklı ve kısa sürede sonuçlanmasının temel koşullarıdır.</p>
<p>Davaların özensiz araştırmaya dayalı iddianamelere dayanılarak açılması durumunda hem yargılama uzun sürmekte, hem kişiler yersiz yere özgürlüklerinden mahrum bırakılmakta hem de tüm toplumun ihtiyaç duyduğu suçla mücadele gereği gibi yerine getirilememektedir.</p>
<p>İddianamelerin uzunluğu, binlerce sayfa olması değil, düzgün bir hukuki nitelendirme ile hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde delilleri ortaya çıkarması önemlidir. Böyle bir durumda yargılama aşamaları kolay ilerleyebilir, kişiler lüzumsuz yere özgürlüklerinden mahrum kalmayabilir, davalar sağlıklı bir şekilde sonuçlanarak gerçeğe erişilebilir.</p>
<p>İddianame başarı oranı, düzenlenen iddianamelerin hangi oranda mahkûmiyetle sonuçlandığı esas alınarak bulunur. Japonya’da savcılar tarafından açılan her yüz davadan doksan dokuzu mahkûmiyetle sonuçlanmaktadır. Yani iddianame başarı oranı yüzde 99 seviyesindedir. Bu oranın Türkiye’de yüzde 30-40 civarında olduğu düşünülecek olursa, hazırlanan iddianamelerin başarı oranlarının oldukça düşük olduğu sonucuna ulaşabiliriz.</p>
<p>Türkiye’de yargının çok sayıda sorunu var, ama iddianame başarı oranlarının düşüklüğü hızla üzerine gidilmesi gereken bir konu ve yargı reformunun da öncelikli bir alanı olması gerekir.</p>
<p><em>Yeni Yüzyıl, 08.04.2016</em></p>
<p>http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/iddianame-basari-orani-1927</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/iddianame-basari-orani/">İddianame başarı oranı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geçmiş, gelecek, anayasa…</title>
		<link>https://hurfikirler.com/gecmis-gelecek-anayasa/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Levent Korkut]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Apr 2016 03:20:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/gecmis-gelecek-anayasa/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Batı özü itibariyle temsili demokrasinin, modern ulus devletin ve sanayileşme ile başlayan ve gelişen üretim ile ticarete dayalı kapitalist ekonomik sistemlerin kurucusu olan medeniyet alanı. Türkiye’nin bu medeniyet alanının neresinde durduğu, içinde mi dışında mı olduğu ya da olması gerektiği ikiyüz yıldır bir tartışma konusu olageldi. Uygulamaya baktığımızda ise tüm çarpıklığı ve taklitçiliğine rağmen Türkiye’nin [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/gecmis-gelecek-anayasa/">Geçmiş, gelecek, anayasa…</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Batı özü itibariyle temsili demokrasinin, modern ulus devletin ve sanayileşme ile başlayan ve gelişen üretim ile ticarete dayalı kapitalist ekonomik sistemlerin kurucusu olan medeniyet alanı. Türkiye’nin bu medeniyet alanının neresinde durduğu, içinde mi dışında mı olduğu ya da olması gerektiği ikiyüz yıldır bir tartışma konusu olageldi. Uygulamaya baktığımızda ise tüm çarpıklığı ve taklitçiliğine rağmen Türkiye’nin siyasi, kültürel ve iktisadi bakımdan giderek Batı’ya benzeyen bir yapıya kavuştuğunu gözlemleyebiliriz. Bizde, anayasacılık hareketi Batı örneğinden hareketle gelişti. İdeolojilerimizin şekillenmesinde Batı rol oynadı. Erken dönem Cumhuriyet elitinin oluşturmaya çalıştığı şekli uygulamalar demokrasiye geçişle birlikte daha rasyonel ve halkın onayını alan bir çizgide ilerlemeye başladı. Ama Batı Türkiye için hep bir hedef olmaya devam etti.</p>
<p>Soğuk Savaş’ın sona erdiği 90’lardan itibaren küreselleşmenin yeniden şekillendirdiği dünya ortamında yüzyılı aşkın Batılılaşma hareketinin de sorgulandığı bir döneme girdik. Ergenliği geride bırakan Cumhuriyetin rüştünü ispatlamaya çabalaması ve olgunlaşması olarak nitelendirilebilir bu dönem. Özellikle son yirmi yılda bir muhasebe yapıyoruz. Biz kimiz? Birlikteliğimizin temelleri nedir? Nasıl daha iyi olabiliriz? Temel sorularını aşağı yukarı tüm kesimler soruyor. Kurduğumuz ama çalıştıramadığımız kurumlar, bir türlü rayına sokamadığımız demokrasi, şeklen girdiğimiz birey kılığında sürdürdüğümüz cemaatçi yaklaşımlar, bir türlü arzu edilen iktisadi gelişmişlik ve refah düzeyine erişememenin nedenleri üzerine kafa yormaya belki de çok yakın bir geçmişte başladık.</p>
<p>Sadece sorgulamalar değil, günlük yaşamda karşılaştığımız sorunlar da bizi düşünmeye sevk ediyor. Başta etnik ve dini guruplar olmak üzere farklılıklar arasında ortaya çıkan çatışmaları nasıl sonlandıracağımız, bölgesel ve küresel gelişmeler karşısında nasıl bir tutum takınacağımız, on yılda bir kendini gösteren rejim krizlerinden nasıl kurtulacağımız hep bizi düşünmeye sevk eden konular oldu. Bu sorgulama ve sorunlarla baş etme dönemi belki yıpratıcı bir etki yaratıyor üzerimizde ama artık dünyayı daha iyi anlayabilir, yorumlayabilir ve kendimizi onun içinde anlamlandırabilir bir konuma geliyoruz. Böyle bir dönemde anayasa yaparken geriye gitmemeli, geleceğe bakmalıyız. Türkiye için yeni anayasa, sadece yeni bir hukuk metni değil, deneyimlerimizi ve sorgulamalarımızın sonuçlarını yansıtabildiğimiz bir yeni anlayışı ifade etmeli.</p>
<p>Eğer demokrasi ortak arzumuzsa, gerçekten demokratik olan bir rejim nasıl olmalı diye sormalıyız. Aktörlere değil, işlevlere yönelmeli, geleceğin Türkiye’sini geçmiş alışkanlıklardan, vesayetçilikten, devlet organlarını dengesiz ve denetimsiz iktidar alanlarından, onlarcasını denediğimiz içi boşaltılmış kurumsal yapılardan kurtaracak, “alaturka” olmayan ama “bize uyan” bir gerçek toplumsal sözleşme ile inşa etmeliyiz.</p>
<p>Oluşturduğumuz anayasal çerçeveyi test edebilmeli, toplumdan gelen yankılara gözlerimizi kapatmamalı, dünyada yeni anayasanın için önerilerimizin nasıl tartışıldığını iyi izlemeliyiz. Sayısal üstünlüklere, on yıl sonra eskiyecek geçici moda görüşlere değil, ihtiyaçlara, açılım getirebilecek yeniliklere, taklitçi olmayan ama dünya uygulamalarını dikkate alarak kurgulanmış kurum ve düzenlemelere yönelmeliyiz.</p>
<p>Evet, tüm bunları yapabilirsek, modernizm ile geleneksel paternalizm arasındaki sıkışmışlığımızdan, görüntüyü içeriğin önüne çıkaran şekilciliğimizden kurtulabiliriz. Aksi halde, kısa sürede yeniden bir anayasa yapım sürecinde bulabiliriz kendimizi.</p>
<p><em>Yeni Yüzyıl, 05.04.2016</em></p>
<p>http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/gecmis-gelecek-anayasa-1890</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/gecmis-gelecek-anayasa/">Geçmiş, gelecek, anayasa…</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
