<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hamza Al, Hür Fikirler sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hurfikirler.com/author/hamzaal/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hurfikirler.com</link>
	<description>..: Hür Fikirler :..</description>
	<lastBuildDate>Mon, 07 Nov 2016 04:09:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.2</generator>
	<item>
		<title>Başkanlık Sistemi: Doğrular ve Yanlışlar</title>
		<link>https://hurfikirler.com/baskanlik-sistemi-dogrular-ve-yanlislar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hamza Al]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Nov 2016 04:09:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Hükümet Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/baskanlik-sistemi-dogrular-ve-yanlislar/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de konu, “parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçiş” ekseninde tartışılmaktadır. Bu doğru değildir. Mevcut yapı parlamenter sistem değildir. Türkiye gerçek anlamda parlamenter sistemle hiç yönetilmemiştir. 1924 Anayasası Parlamenter sisteme en yakın bir model öngörmesine rağmen, Atatürk, Cumhurbaşkanı olarak Amerikan Başkanından ve İngiltere Başbakanından daha fazla yetki kullanmıştır. Daha sonra Anayasal düzeyde parlamenter sistemden uzaklaşma devam etti. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/baskanlik-sistemi-dogrular-ve-yanlislar/">Başkanlık Sistemi: Doğrular ve Yanlışlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<ol>
<li>Türkiye’de konu, “parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçiş” ekseninde tartışılmaktadır. Bu doğru değildir. Mevcut yapı parlamenter sistem değildir. Türkiye gerçek anlamda parlamenter sistemle hiç yönetilmemiştir. 1924 Anayasası Parlamenter sisteme en yakın bir model öngörmesine rağmen, Atatürk, Cumhurbaşkanı olarak Amerikan Başkanından ve İngiltere Başbakanından daha fazla yetki kullanmıştır. Daha sonra Anayasal düzeyde parlamenter sistemden uzaklaşma devam etti. Bugünkü Anayasal ve fiilî durum, parlamenter sistemdense başkanlık sistemine daha yakın durmaktadır. Türkiye yasal düzeyde ve fiilî olarak parlamenter sistemden kopmuştur. Geriye dönüşü anlamlı değildir.  Sürecin tamamlanması gerekir.</li>
<li>Başkanlık sistemi denince, akla Amerikan yönetim sistemi gelmektedir. Türkiye’de Amerikan sisteminin “bilindiği” doğru olsa da, Amerikan yönetim sisteminin “anlaşıldığı” konusu şüphelidir. Amerika’yı keşfetmeye gerek olmayabilir ama Amerikan yönetim sistemini keşfetmeye ihtiyaç vardır.</li>
<li>Tüm sorunların kaynağını ve çözümünü anayasalarda aramak doğru değildir. Amerikan yönetim sisteminin başarısını, Amerikan Anayasasına bağlamak doğru değildir. Anayasada olmamasına rağmen İkinci Dünya Savaşına kadar hiçbir başkan iki dönemden fazla başkanlık yapmamıştır. Bunun tek istisnası Roosevelt’tir. 1933-45 yılları arasında başkanlık yapmıştır. İki dönem kuralı daha sonra yasalaştırılmıştır. Özellikle temel haklar konusunda Anayasa zamanla iyileştirilmiştir. Türk Anayasaları sorunlu olsa da, sorunların kaynağı daha derinlerdedir.</li>
<li>Başkanlık sisteminde kuvvet ayrılığı daha belirgin olarak ortaya çıksa da, başkanlık sisteminin ayırt edici özelliği kuvvetler ayrılığı değildir. Başkanlık sisteminin başarısı, sert kuvvetler ayrılığından kaynaklanmamaktadır. Tam tersine, kuvvetlerin tam olarak ayrılması, yararlarına rağmen, bazı sorunlara yol açmaktadır. Sert kuvvetler ayrılığının yol açtığı sorunların halkı fazla etkilememesinin temel nedeni, temel kamusal faaliyetlerin yerel idareler tarafından yürütülmesidir. Merkezî idarede ortaya çıkan krizler halkı çok fazla etkilememektedir.</li>
<li>Amerika’da Başkanlık sistemi, kuvvetler ayrılığı üzerinden değil, Türkiye’ye uyarlayarak söylemek gerekirse merkezî yönetim &#8211; yerel yönetimler ekseninde tartışılmıştır. Sistem inşa edilirken, hangi yetkilerin yerelde, hangi yetkilerin merkezde olması gerektiği konusu daha fazla gündem işgal etmiştir.</li>
<li>Amerika’da iktidar önce merkez-yerel ekseninde bölünmüş, sonra yasama-yürütme-yargı şeklinde ayrışmıştır.</li>
<li>Başkanlık sistemi, Türkiye’nin ihtiyaçları ve hedefleri doğrultusunda tartışılmalıdır. Türkiye’nin siyasal istikrara ihtiyacı vardır. Parlamenter sistem, hükümetin kurulmasını ve hükümet süresini garanti edememektedir. Seçim yapılmasına rağmen, hükümet kurulmayabilir, milletvekillerinden herhangi birisi başbakan atanabilir, hükümetin ne kadar süreceği belirsizdir.  Başkanlık sisteminde halk, seçim sürecinde başkan adaylarını bilir ve seçim akşamı kimin başkan olduğu belirlenir ve görev süresi kesindir.</li>
<li>Parlamenter sistemde halk sadece yasamayı doğrudan belirlerken, başkanlık sisteminde yürütmeyi de doğrudan belirler. Başkanlık sisteminde halk egemenliği yürütmeye doğrudan yansır. Halk yönetimde daha etkindir.</li>
<li>Hükümetin kurul halinde çalışması ve kararların oy birliği ile alınması, özellikle koalisyon dönemlerinde, parlamenter sistemde yönetsel sorunlara yol açmaktadır. Hükümet işlerinin yürütülmesinde oy birliği ve oyların eşitliği anlamsızdır.</li>
<li>Parlamenter sistemde yasama organı gensorularla, güvensizlik oylarıyla yürütmeyi sürekli tehdit altında tutmaktadır.  Bakanlar ve hükümet her an düşürülebilir.</li>
<li>Türkiye’de başkanlık sistemi merkezî idareyi daha da güçlü kılacaktır. Bu, özellikle dış politika açısından istenen bir durumdur. Türkiye, uluslararası arenada daha fazla söz sahibi olmayı hedefliyorsa,  güçlü ve istikrarlı bir yürütmeye ihtiyacı olacaktır.  Görev süresi belli olmayan, her an düşürülme endişesi taşıyan hükümetler yerine, görev süresi belli olan, düşürülme endişesi taşımayan başkanlar, dış politikada daha etkili olacaktır. Fakat merkezî idarenin aşırı güçlenmesi iç politikada istenen bir durum değildir. Dengenin sağlanması için başkanlık sistemiyle birlikte yerel yönetimler de güçlendirilmelidir.</li>
<li>Başkanlık sistemi partileri zayıflatacaktır. Türkiye’de partiler, idarenin işleyişine müdahale ederek bazı sorunlara yol açsalar da, bürokrasinin boyunduruk altında tutulmasında önemli işlev görmektedirler. Başkanlık sisteminde siyaset-bürokrasi dengesi bozulabilir. Bu dengeyi sağlamak için valilik sistemi kaldırılmalıdır. Parlamenter sistemin başarılı olduğu İngiltere’de ve başkanlık sisteminin de başarılı olduğu Amerika’da valilik müessesesi yoktur.</li>
<li>Türkiye, sadece yönetim sistemini değil <strong>yönetim zihniyetini</strong> de değiştirmelidir. Parlamenter sistemin de başkanlık sisteminin de en iyi uygulandığı iki ülkenin, İngiltere ve Amerika’nın Anglo-Sakson dünyasına ait olması tesadüf değildir.</li>
<li>“Güney Amerika ülkelerinde başkanlık sistemi başarılı olmadı” görüşü doğru olsa da gerçeği yansıtmamaktadır. Bu ülkelerde muhtemelen parlamenter sistem de başarılı olmayacaktı.</li>
<li>Sonuç olarak, Türkiye’nin sistem arayışı doğru bir adımdır, fakat sorunun kaynağı daha derindedir. Türkiye yönetim sistemini değiştirmek, yönetim felsefesini ve yönetim zihniyetini dönüştürmek zorundadır.  Keşke zihniyeti dönüştürmek, sistemi değiştirmek kadar kolay olsaydı.</li>
</ol>
<p><a href="https://hurfikirler.com/baskanlik-sistemi-dogrular-ve-yanlislar/">Başkanlık Sistemi: Doğrular ve Yanlışlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Efkan Ala ve Selami Altınok</title>
		<link>https://hurfikirler.com/efkan-ala-ve-selami-altinok/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hamza Al]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Sep 2016 08:55:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/efkan-ala-ve-selami-altinok/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Efkan Ala’yı ve Selami Altınok’u biraz tanırım. Gerçi bir akademisyenin bakanları, bürokratları tanımasının çok anlamlı olduğunu düşünmüyorum. Fakat Türkiye’nin kaderini değiştiren bu iki insanla hemşehri olmak, aynı okullarda okumak güzel bir duygu. Efkan Bey&#8217;le müsteşarlığı döneminde kamu yönetimine ilişkin reformlar üzerine fikir alışverişi yapmışlığım var. Orada edindiğim izlenime göre Efkan Bey&#8217;in, birçok devlet adamında olmayan [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/efkan-ala-ve-selami-altinok/">Efkan Ala ve Selami Altınok</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Efkan Ala’yı ve Selami Altınok’u biraz tanırım.<br />
Gerçi bir akademisyenin bakanları, bürokratları tanımasının çok anlamlı olduğunu düşünmüyorum. Fakat Türkiye’nin kaderini değiştiren bu iki insanla hemşehri olmak, aynı okullarda okumak güzel bir duygu.</p>
<p>Efkan Bey&#8217;le müsteşarlığı döneminde kamu yönetimine ilişkin reformlar üzerine fikir alışverişi yapmışlığım var. Orada edindiğim izlenime göre Efkan Bey&#8217;in, birçok devlet adamında olmayan entellektüel bir kafa yapısı vardı ve olaylara bakışı oldukça berraktı.</p>
<p>Şahit olduğum kadarıyla müsteşarlığı döneminde devletin yeniden yapılanmasıyla ilgili epey hazırlık yapmıştı. Bu reformların bir kısmı hayata geçirildi. Fakat özellikle Ergenekon süreci bu reformların tam olarak uygulamaya konulmasına imkân vermedi. Sonra Efkan Bey İçişleri Bakanı oldu ve Türk tarihinin önemli olayları -Açılım, Şehir çatışmaları, 17-25 Aralık ve 15 Temmuz olayları- onun zamanında meydana geldi.</p>
<p>Fakat bana soracak olursanız tarih onu, müsteşarlığı dönemindeki reformcu kimliği ve 17-25 Aralık dönemindeki duruşuyla yazacaktır.</p>
<p>Bugün yani 15 Temmuz sonrası, herkes Hükümetin yanında ve herkes aşırı FETÖ düşmanı. Hatta bazı kişilerin FETÖ karşıtlığı çığırtkanlık düzeyinde. Ve bugün hiç kimse FETÖ taraftarlığı yapamıyor. Bu yapıyla en ufak bağı olan hâkimler, savcılar, paşalar hemen açığa alınıyor.</p>
<p>Fakat 17-25 Aralık, Ak Parti’nin içinde bile duraksamaların olduğu bir dönemdi. Ve iki kişi, birisi dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala, diğeri ise onun arkadaşı İstanbul Emniyet Müdürü Selami Altınok bu ülkenin kaderini değiştirdiler.<br />
O gün, bu iki yürekli insan, cesaret gösterdiler, Anayasayı ve Kanunları fiilen yok sayıp darbeci savcıların talimatını dinlemediler.</p>
<p>O gün bu iki cesur insan duraksama gösterseydi, bakanların oğlu üzerinden bakanlara, Başbakanın oğlu üzerinden Başbakana ulaşılacaktı ve büyük bir ihtimalle FETÖ ülkeyi ele geçirmiş olacaktı. Ne 15 Temmuz darbe girişimi olacaktı ne de biz meydanlara inip devletimizi kurtarabilecektik. Kale içeriden fethedilecekti.</p>
<p>Çoğu kişi 17-25 Aralık’ta acaba ne oluyor diye düşünürken, ya da olayları hukukun gereği olarak görürken veya kendi hükümetinden şüphe duyarken, Efkan Ala ve Selami Altınok, duraksamadılar ve tereddüt göstermediler.</p>
<p>Bize düşen, çocuklarımız adına bu iki öncüye saygı duymak.</p>
<p>Ben bu anlamda kendimi çok şanslı görüyorum. Efkan Ala gibi bir devlet adamı ve Selami Altınok gibi bir dost kolay bulunmaz.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/efkan-ala-ve-selami-altinok/">Efkan Ala ve Selami Altınok</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Hamza Al: &#8220;Sorunun temelinde bürokratik sistem ve zihniyet yatıyor&#8221;</title>
		<link>https://hurfikirler.com/prof-dr-hamza-al-sorunun-temelinde-burokratik-sistem-ve-zihniyet-yatiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hamza Al]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Aug 2016 06:33:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[15 Temmuz Darbe Girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/prof-dr-hamza-al-sorunun-temelinde-burokratik-sistem-ve-zihniyet-yatiyor/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mustafa Ali Aykol: Hocam böyle bir darbe bekliyor muydunuz? Hamza Al: Darbe daha olmaz diyemiyordum ama bu dönemde böyle bir darbe ve böyle bir darbe yöntemi beklemiyordum.  Fakat tıpkı Özal sonrası gibi Erdoğan sonrası da siyasal istikrarsızlık oluşabileceğini ve şu anki demokratik kazanımların kaybedileceğini düşünüyordum. Mustafa Ali Aykol: Neden böyle düşünüyorsunuz? Hamza Al: Çünkü bizim [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/prof-dr-hamza-al-sorunun-temelinde-burokratik-sistem-ve-zihniyet-yatiyor/">Prof. Dr. Hamza Al: &#8220;Sorunun temelinde bürokratik sistem ve zihniyet yatıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mustafa Ali Aykol: </strong>Hocam böyle bir darbe bekliyor muydunuz?</p>
<p><strong>Hamza Al: </strong>Darbe daha olmaz diyemiyordum ama bu dönemde böyle bir darbe ve böyle bir darbe yöntemi beklemiyordum.  Fakat tıpkı Özal sonrası gibi Erdoğan sonrası da siyasal istikrarsızlık oluşabileceğini ve şu anki demokratik kazanımların kaybedileceğini düşünüyordum.</p>
<p><strong>Mustafa Ali Aykol: </strong>Neden böyle düşünüyorsunuz?</p>
<p><strong>Hamza Al: </strong>Çünkü bizim dindar/muhafazakâr kesim bürokrasi/devlet yönetimi konusunda sistemden çok daha çok insana odaklandı.  Tabi ki yönetimde insan unsuru çok önemlidir, fakat belirleyici olan sistemdir.  Ak Parti kalıcı çözümler ve kalıcı başarılar elde etmek istiyorsa sisteme daha fazla odaklanmalıdır.</p>
<p>Şöyle bir sorunla karşı karşıyayız. Dindar kesim camide imamı dinliyor. İmam diyor ki, “Müslüman yalan söylemez, Müslüman Müslümana inanır, Müslüman hak yemez, Müslüman Fırat kenarında abdest alırken bile israf etmez, Müslüman Fırat kenarındaki koyundan bile kendini sorumlu tutar”. Tabi ki bunlar doğru tespitlerdir.</p>
<p>Dindarlar zannediyor ki eğer bürokrasiye dindar insanlar gelirse sorunlar hallolur, yolsuzluk olmaz ve hak yenmez. Bunun doğru bir yönü olabilir. Fakat dindarların bilmediği bir şey var, o da bürokrasinin şeytani bir yönünün olduğu. Evet, bürokrasinin şeytani bir yönü vardır. Bürokrasi üzerine biraz kafa yormuş birisi olarak, duruma baktığımda; özel yaşamında karıncayı bile incitmeyen insanlar, bürokratik sistemlerde gözünü kırpmadan bir topluma soykırım yapabilir, kendi halkını katledebilir, en yakınlarını sürgün edip mesai arkadaşlarına silah doğrultabilir ve tüm bunları yaparken hiçbir sorumluluk duymayabilir. Özel hayatında çok tutumlu olanlar kamu kaynaklarını hoyratça harcayabilir. Fırat kenarında otlayan koyundan bile kendisinin sorumlu olduğunu düşünen bir kişi, kendi sorumluluğu altında ölen insanların sorumluluğunu üstlenmeye bilir.</p>
<p>Bunları bugünlerde olan olaylarla ilgili söylemiyorum, bunları daha önce yazmış kayda geçirmiş birisi olarak söylüyorum.</p>
<p>“İnsan”, “bürokrasi”, “din”, “sistem”, zihniyet” konularına daha fazla kafa yormak ve bunlar arasındaki ilişkiyi sağlıklı bir zemine oturtmak zorundayız. Ve en önemlisi de kalıcı başarıyı insanlardan çok sistemde aramalıyız.</p>
<p><strong>Mustafa Ali Aykol:</strong> Hocam, siz darbe girişimi olduğundan beri meydanlarda gözlem yapıyorsunuz. Halkın bu kendi iradesiyle gerçekleştirdiği tepkiyi nasıl yorumluyorsunuz?</p>
<p><strong>H.A.:</strong> Doğrusu kalkışma gibi halkın kalkışmaya karşı tepkisi de olağandışıydı. Bunu anlamak için sosyal bilimcilerin biraz ders çalışması gerekiyor. Ama illa bir şey söylemek gerekirse, ilk tepkilerin biraz daha bireysel olduğunu söyleyebiliriz. Birtakım cesur, gözü kara inançlı insanlar, hesap kitap yapmadan direnişe öncülük ettiler.</p>
<p>Ama asıl toplumsal tepkide çeşitli faktörler etkili oldu. Birincisi ve en önemlisi; karizmatik otoritenin çağdaş örneklerinden birisi olan ve toplumun önemli bir kesiminin, -özellikle kadınların-, tam olarak güvendiği Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın net tutumudur diye düşünüyorum. Uzun süreden beri birçok sorunun üstesinden gelmiş güçlü ve güvenilir bir lideri çok net olarak “sokağa çıkın” dedi ve insanlar da hesap kitap yapmadan, duraksamadan kendilerini tankların önüne attılar.</p>
<p>İkincisi; kalkışma yapanların izan, insaf ve akıl dışı yöntemler kullanmaları ve bunun anlık olarak izlenmesi, insanları çileden çıkarmış olabilir.</p>
<p>Üçüncüsü de; sanırım topum bu kalkışmayı,  dış güçlerle ilişkilendirdi ve bu kalkışmanın sıradan bir darbeden öte, kendi varlıklarına, benliklerine, ülkelerine yönelik bir girişim olarak gördüler.</p>
<p>Ve geçmişteki darbe gerekçelerinin hiçbirisi yoktu.</p>
<p>Fakat toplumun onurlu direnişi kadar, direnişteki erdem ve sağduyu takdire şayandır. Canlı olarak toplumun üzerine bomba atılırken, kuvvet komutanlarının rehin alındığı söylenirken, Cumhurbaşkanı’yla ilgili spekülasyonlar yapılırken millet sağduyusunu korudu. Asıl üzerinde düşünülmesi gereken bu.</p>
<p>Şu anda devam eden sokak direnişlerinde bile herhangi bir şiddet hareketi, yağma, hırsızlık olmaması, insanların geç vakitlere kadar ailece nöbet tutup sabah işlerine dönmeleri, başta dindar kesimler olmak üzere toplumumuzun erdemidir.</p>
<p>Dünya ölçeğinde bu denli olgun ve işlevsel bir tepkinin sık rastlanan bir şey olduğunu düşünmüyorum.</p>
<p><strong>M.A.A.:</strong> Meydanlarda  görüyoruz ki yalnız tek bir görüşten insanlar yok. Çok farklı kanatlardan insanlar tek bir amaç için toplanabildi. Önceleri bu çok bir ihtimal gibi gözükürken şimdi gerçekleştiğini şahit oluyoruz. Bu birliktelik hakkında neler söylenebilir?</p>
<p><strong>H.A.:</strong> Sanırım uzun süreden beri süregelen toplumsal bölünmüşlük, insanlarda birlikteliğin özlemini bilinçaltlarında beslemiş olmalı. Şartlar olgunlaştı ve toplumsal birliktelik oluştu.</p>
<p>Bunda Ak Parti’nin gösterdiği hassasiyetin ve bu hareket öncülük eden dindarların olgun ama tevazulu duruşu etkili oldu.</p>
<p>Normalde bu tür faaliyetlerde her parti ön plana çıkmak ister. Tabii ki AK Parti’nin rengi bu gösterilere ister istemez yansıyor. Ama ben hem AK Parti’nin hem de illerdeki yöneticilerin duyarlılık gösterip bu birlikteliğe hizmet ettiği kanaatindeyim. Bir takım kazalar olsa da, Ak Parti meydanlarda kullandığı dile dikkat etti. Particilik çok fazla ön plana çıkarılmadı.</p>
<p>Mitinglerdeki söylem ve tavırlar başka siyasi düşünceden olan insanları çok fazla rahatsız etmedi.</p>
<p>Belki de dış kaynaklı müdahale, bazı kesimlerin Erdoğan’a yönelik şüphelerini, olumsuz düşüncelerini de yumuşatmış da olabilir.</p>
<p>Biraz erken bir tespit ama Amerika’daki George Washington-Abraham Lincoln misali, Türkiye’de de Mustafa Kemal Atatürk-Recep Tayyip Erdoğan liderliği doğuyor gibi.</p>
<p>Zaten bu konuda bazı kesimlerin pek duraksaması olmadı. Daha önceki dönemlerde Ak Partiye teorik silahlar sağlayan liberal arkadaşlar, şua an sokaklarda ön saftalar.</p>
<p>Ülkücü-milliyetçi gruplar da bu konuda fazla duraksama göstermediler.</p>
<p>Fakat şimdi bu toplumsal sinerjiyi doğru bir zemine oturtup kurumsal bir yapıya dönüştürmek, milletin arzusunu kurumlara, yapılara, teşkilatlara, anayasaya, kanunlara yansıtmak gerekir. Geleceğe odaklanmak, sistemi sağlıklı hale getirmek ve hastalık üreten bu tür bürokratik zihniyetten kurtulmak gerekiyor.</p>
<p><strong>M.A.A.:</strong> &#8220;Bürokrasinin Halleri&#8221; isimli kitabınızda sık sık vurguladığınız iki süreç var. Biri 28 Şubat süreci diğeri 27 Nisan. İkisinde de gerek siyasetçiler, gerek medya, gerek halk, darbeye karşı net, dik bir tutum gösterememişler. Bu dönemde belki de şaşırtıcı bir şekilde bunun değiştiğini görüyoruz. Değişen ne? Ya da o zaman yaşananlarla şu an yaşananlar arasındaki fark nedir? Türkiye 2007’ye nazaran demokratikleşti mi?</p>
<p><strong>H.A.:</strong> Daha öncekiler sadece bir kesime bir partiye yönelikti. Dış güçlerin etkisi olsa da birer iç kavga görünümündeydi. Fakat son saldırıyı toplum, tüm kesimlere, Türkiye’nin ulusal bütünlüğüne yönelik bir dış tehdit olarak algıladı. Sadece AK Parti’ye ya da Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik bir tehdit olarak görmedi. Toplum aile içi sorunlarını, kavgalarını bir kenara bıraktı. Şimdi insanlar ulusal kurtuluş refleksiyle hareket ediyor. Fakat iş anayasal dönüşüm ve yasal düzenlemelere doğru ilerledikçe, faklı yaklaşımlar, ayrışmalar olacaktır.</p>
<p>Uzun süredir özlemini çektiğimiz bu birlikteliğin keyfini çıkarmalıyız. Ve kalıcı olması için gereken hassasiyeti göstermeliyiz. Evet, bu krizlerin böyle fırsatlara dönüşme ihtimali de oluyor.</p>
<p><strong>M.A.A.:</strong> Değişim için elimize fırsat geçti dediniz. “Kötü sistemlerin içinde iyi insanların olması sistemi iyileştirmez.” sözünüzden yola çıkarak önlemi alınmış tehlikelerin yeniden doğmasını engellemek için neler yapılabilir?</p>
<p><strong>H.A.:</strong> Her şeyden önce, bazı kesimlerin halkın iradesine rıza göstermesi; bürokrasiyle işbirliği yapıp halkın iradesini temsil eden siyasal iktidarları tehdit etmekten vazgeçmesi gerekiyor. Bu tür tehditler, Ak Parti’nin Cemaate yakınlaşması örneğinde olduğu gibi, siyasal iktidarları bazı yanlışlara sürüklemektedir.</p>
<p>İkincisi ve en önemlisi de yönetim sistemini sağlıklı hale getirmek gerekiyor. Kötü sistemlerde iyi yöneticilerin eliyle bazı iyileştirmeler olsa da, bu geçici bahara benzer. Baharların kalıcı olması için uygun siyasal ve idari sistemler kurulmalıdır. Başarı için doğru sistemleri kurup doğru insanları iş başına getirmeliyiz.</p>
<p><strong>M.A.A.:</strong> O halde biraz da askeriyeye dönelim. Biliyorsunuz polis de devletin silahlı bir gücü. Ama o hükümete bağlı bir kurum. Fakat TSK’nin, askerin kendine has bir özerkliği var ve kabul edilsin ya da edilmesin NATO’nun asker üstünde büyük etkisi var. Son zamanlarda jandarmanın ve TSK’nın içişlerine bağlanması gündeme geliyor. Siz, askerin sivil hükümetlere bağlı olup olmaması konusunda ne düşünüyorsunuz?</p>
<p><strong>H.A.:</strong>  Her konuda olduğu gibi bu konuda da tarihten günümüze yaşadıklarımızdan ders almalıyız. Günümüzü anlamak ve gelecek hakkında öngörülerde bulunabilmek için geriye doğru bakmalıyız.</p>
<p>Son kalkışmadan bağımsız olarak söylemek gerekir ki, asker-sivil ilişkisi Türklerin en kadim sorunlarından birisidir. Örneğin Yeniçeriler, Osmanlının yükselmesinde de yıkılmasında da baş aktördür. Yeniçeriler, yeni fetihler kazanıp düşman krallara korku sararken, zaman zaman da o gün bir nevi “siyasal iktidarı” temsil eden padişahı tehdit ediyordu.</p>
<p>Tanzimat döneminde kurulan modern Türk yönetim sistemi, geçmişin birçok kurumunu reddettiyse de bazı bürokratik hastalıkları devam ettirdi. Bunlardan birisi de askeri zihniyettir. Son yapılanları bir kenara koyacak olursak, darbe Türk toplumunun ilk defa karşılaştığı bir şey değildir, sistem değiştirilip zihniyet dönüştürülmezse son da olmayabilir.</p>
<p>Türk ordusu, halkın temsilcisi olan siyasal iktidarın emrinde olmayı, bürokratik onuruna yedirememektedir. Örneğin, askerler “Türk ordusu ‘hükümetin’ emrindedir” yerine, “Türk ordusu ‘Türk milletinin’ emrindedir” derler. Bu, aslında “kimsenin emrinde değiliz” demektir. Bu anlamda askerin bürokratik onuru kırılmalıdır.</p>
<p>Yasal mevzuata bakıldığında, birçok gereksiz konuyu ayrıntılı şekilde düzenleyen Anayasa, asker-sivil ilişkilerini muğlak ve oldukça kısa olarak düzenlemiştir. Dolayısıyla ordu, kesinlikle hükümetin emrine sokulmalıdır. Mehmetçik dâhil profesyonel askerlerin eğitimi yeniden düzenlenmelidir.</p>
<p><strong>M.A.A.:</strong> Sizin profesyonel askerlere bakışınız ne yönde peki?</p>
<p><strong>H.A.:</strong> Askeri bürokrasinin direncine rağmen son yıllarda profesyonel askerlik konusunda önemli adımlar atıldı ama yetersiz. Ordu yeniden yapılandırılarak profesyonel askerlik güçlendirilmelidir. Laboratuvarda çalışması gereken mühendisleri götürüp dağda teröristlerin karşısına çıkarmak akıllıca değildi. Maliyeti ağır odu. Fakat sorun sadece profesyonel askerlik meselesi değildir. Sorun daha derinlerde. Yapıda ve zihniyette.</p>
<p><strong>M.A.A.:</strong> Az önce zihniyet değişiminin bürokratik egoları yıkarak olabileceğini söylediniz. Türkiye bazında ele alırsak teoride faydası olabilir ama pratiğe baktığımız zaman imkânsız gibi gözüküyor. Hamile bir kadının Savunma Bakanı olması gibi… Peki, daha yakın ihtimal olarak nasıl bir ilk adım atılmalıdır?</p>
<p><strong>H.A.:</strong> Zihniyet konusunda bir örnek vermek istiyorum. Ak Parti, Cumhuriyet tarihininin eğitime en fazla kaynak aktaran hükümeti. Fakat eğitimde beklenen iyileşme bir türlü olmadı. Olmaz, çünkü eğitim sistemi ve zihniyeti yanlış. Yıllarca sıraya sokulan öğrenciler hayata atılınca dolmuş kuyruğunda, ekmek kuyruğunda sıraya girmiyorlar. Bu bir zihniyet sorunudur ve zihniyet konusunda hepimiz malulüz.</p>
<p>Hükümet Cumhuriyet tarihinin en büyük değişimi yaptı. Yollar, barajlar, köprüler inşa etti. Fakat zihniyeti dönüştürmek o kadar kolay değil.</p>
<p>Eğer radikal değişiklikler istiyorsanız, askeri milli savunma bakanlığına bağlayıp başına da kadın bakan atayabilirsiniz. Hamile olursa daha güzel olur.</p>
<p>Bunun en güzel örneği İslam tarihinde var. İslam peygamberi, dünyanın en büyük devletlerinden Sasani İmparatorluğunu ortadan kaldıran ve Bizans’ı dize getiren komutanların başına eski bir köleyi atamıştır. Zihniyet dönüşümü için bu tür uygulamalara ihtiyaç var. Ordunun bürokratik onuru kırılmalı, hükümete kayıtsız itaat etmesi sağlanmalıdır.</p>
<p><strong>M.A.A.:</strong> Gündemde idam konusunun yer aldığını görüyoruz. Darbeye kalkışanların vatan haini sıfatıyla idam edilmesi tartışılıyor ve bu yönde adımlar atılacağa benziyor. Sizce idam caydırıcı bir tedbir olur mu? Yoksa dediğiniz gibi zihniyeti değiştirmedikten sonra bunun bir önemi yok mu?</p>
<p><strong>H.A.:</strong> Teorik olarak idama karşı olan birisi değilim. Makro planda suçları önleyici olduğunu düşünüyorum. Cezalar sadece bir suçun karşılığı değildir. Benzer suçları önleme işlevi de vardır.</p>
<p>Fakat idamla ilgili Türkiye’nin sicili biraz sıkıntılıdır. İdam, geçmişte politik bir silah olarak kullanılmıştır. Geçmişteki tecrübelerimizi dikkate almalıyız. Ayrıca çıksa bile geçmişe uygulanmayacağı için toplumsal vicdanı pek rahatlatmayacaktır.</p>
<p>Doğru dürüst uygulandıktan sonra idam getirilebilir. Ama cezalarla ilgili temel sorunumuz idam değildir. Diğer alanlarda olduğu gibi yargı ve ceza infaz sistemi de sorunludur.</p>
<p>Şu anda darbe girişiminde bulunanları müebbetle cezalandırsanız bile, devranın döneceğini, birkaç yıl sonra çıkabileceklerini düşünüyor olabilirler.</p>
<p><strong>M.A.A.:</strong> Bu süreçte dikkatimizi çeken bir nokta var. Batılı ülkelerin (gerek siyasi partiler/devletler gerek de medya bazında) Türkiye’de yaşanan olaylara karşı önyargılı ve hatta taraflı bir tutum takındığı dikkatleri çekiyor. Bu sürecin sonunda Erdoğan kârlı çıkacağı için, bu gelişmelerin kötü olduğuna ilişkin çeşitli haberler, yazılar yayınlandı. Batının bu tutumu hakkında sizin söyleyecekleriniz neler?</p>
<p><strong>H.A.:</strong> Dış politikası konusuna geldiğimizde daha sakin olmalıyız ve daha dikkatli bir dil kullanmalıyız. İç politikada kullandığımız dili dış politikada kullanamayız. Uluslararası ilişkilerin “delikanlıca” gitmediği ve gitmeyeceği kesin. Sonuna kadar sabırla konuşmak, derdimizi anlatmak, diyaloğa açık olmak, köprüleri atmamak lazım.</p>
<p>Uluslararası mücadelede din ve ırk önemli bir ayrışma nedenidir ama unutmayalım ki aynı dinden aynı ırktan olanlar da çatışıyor.</p>
<p>Batının birçok ülkeyi dizayn ettiği doğrudur. Bizim için de niyetleri olabilir. Fakat biz önce kendi içimize ve işimize bakmalıyız. Müdahaleye, istismara açık birtakım sorunlarımız var. Eğer bu sorunlarımızı çözüp güçlenirsek, onların arzuları sadece bir temenni olarak kalır. Hatta güçlü bir Türkiye ile ilişkiler kurmaya çalışırlar.</p>
<p>Batının bu tavrını bilmek ve ciddiye almak gerekiyor, ama sorunların kaynağını daha çok içeride aramalıyız. Türkiye yalnızlık tuzağına düşmemelidir.</p>
<p><strong>M.A.A.:</strong> Teşekkür ederiz hocam.</p>
<p><em><a href="http://gencmunevver.blogspot.com.tr/2016/07/prof-dr-hamza-al-sorunun-temelinde.html" target="_blank" rel="noopener">Genç Münevver Platformu, 31.07.2016</a></em></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/prof-dr-hamza-al-sorunun-temelinde-burokratik-sistem-ve-zihniyet-yatiyor/">Prof. Dr. Hamza Al: &#8220;Sorunun temelinde bürokratik sistem ve zihniyet yatıyor&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Terör, Fransa ve Müslümanlar</title>
		<link>https://hurfikirler.com/teror-fransa-ve-muslumanlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hamza Al]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Jul 2016 11:08:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünyadan]]></category>
		<category><![CDATA[Göç ve Göçmenler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/teror-fransa-ve-muslumanlar/</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsanoğlu, Yeryüzüne indi ineli hep şiddet gördü. Kanı akıtıldı, sürekli tehdit altında yaşadı. İnsana yönelik şiddet, son yıllarda daha da arttı. Masum insanların kanı daha fazla dökülmeye başlandı. Daha çok insan tehditlere maruz kaldı. Bugünlere bir ad verilecekse en uygun isim ‘Tehdit Çağı’ olurdu. İnsana, topluma, insanlığa yönelik tehditler sürekli artıyor, çeşitleniyor, farklılaşıyor, derinleşiyor, büyüyor, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/teror-fransa-ve-muslumanlar/">Terör, Fransa ve Müslümanlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanoğlu, Yeryüzüne indi ineli hep şiddet gördü. Kanı akıtıldı, sürekli tehdit altında yaşadı.</p>
<p>İnsana yönelik şiddet, son yıllarda daha da arttı. Masum insanların kanı daha fazla dökülmeye başlandı. Daha çok insan tehditlere maruz kaldı.</p>
<p>Bugünlere bir ad verilecekse en uygun isim ‘Tehdit Çağı’ olurdu. İnsana, topluma, insanlığa yönelik tehditler sürekli artıyor, çeşitleniyor, farklılaşıyor, derinleşiyor, büyüyor, daha görünür hale geliyor, yatay ve dikey olarak yayılıyor, yeni tehdit türleri ortaya çıkıyor.</p>
<p>Birçok ülkede siyasi otoriteler çöküyor; terör gruplarının egemenlik alanı genişliyor; etnik ve mezhepsel çatışmalar artıyor; ırkçılık akımları güçleniyor; kitlesel nüfus hareketleri büyük mülteci sorunlarını ortaya çıkarıyor; terör guruplarının kitle imha silahlarına ulaşma ihtimali artıyor; finans hareketleri ile milli ekonomiler yönlendiriliyor.</p>
<p>Ekolojik değişimler, küresel ısınma, ozon kirliliği, çölleşme eğilimi, toprak, hava, su kirliliği, gıda güvenliği gibi konularda yeterli işbirliği yapılamıyor; siber saldırılar ekonomiden güvenliğe birçok alanda toplumları tehdit ediyor.</p>
<p>Ve en son Fransa’da olduğu gibi terör, her şeyden çok İslam’ı ve Müslümanları vuruyor.</p>
<p>Latince titreme (<em>terrere)</em> kökünden türeyen terör, Türkçeye Fransızcadan geçmiş (<em>terreur)</em> bir kavram. Ve terör kelimesi bugünkü anlamında Fransız Devriminden sonra kullanılır olmuş.</p>
<p>Terör, bir yöntem, bir araç, bir eylem tarzı ve kendine has stratejileri ve taktikleri var.</p>
<p>Bugün, teröristlerin kimliği ve kullandığı dil nedeniyle terör en fazla İslam’la ilişkilendirilse de, modern terörizm hareketleri geçmişte Marksist-Leninist ideolojilerle ilişkilendirilmiş ve bu ideolojilerden az-çok beslenmiştir.</p>
<p>Modernite öncesi dönemde, politik bir hedef gözetilerek bazı suikastlar olmuştur. Örneğin Sicari’ler ile Haşşaşin’ler hedefe ulaşmak için suikastı bir araç olarak kullanmışlar ve devlet adamlarına yönelik suikastlar düzenlemişlerdir.</p>
<p>Fakat insanlık, bugünkü anlamda terörle modern dönemde karşılaşmıştır. Ve Fransız Devrimiyle ortaya çıkan Jakoben terör çağdaş terörün öncüsü sayılır.  Mart 1793-Temmuz 1794 dönemi, Terör Rejimi olarak adlandırılır ve biraz da övgü ifadesidir.</p>
<p>Paris Komününün örgütleyicisi, Jakoben kulüpten, solcu, devrimci Robespierre, eski rejimin kalıntılarından kurtulmak, devrim karşıtlarını yok etmek ve doğal düzene biran önce ulaşmak için terörü bir yöntem olarak kullanan bir aydınlanmacıdır.</p>
<p>Fransız devrimi sırasında 40 bin dolayındaki idamın 15 bininin mahkeme kararı olmadan idam edildiği söylenir.</p>
<p>Müslümanların terörle ilişkisine gelince, başka dinlere mensup insanlar terör uygulasa da, terörle Müslümanlar arasındaki bağ, en azından batı kamuoyunda giderek güçlenmektedir. Artık birçok ülkede Müslümanlar terörizmle, İslam da en azından şiddetle birlikte anılır oldu.</p>
<p>Kabul etmek gerekir ki İslam ülkeleri “tarihi düşmanlar” tarafından işgal edildikçe ve doğal kaynaklarına el konuldukça, birçok modern Müslüman şiddete ve zaman zaman teröre başvurur oldu.</p>
<p>Bu gruplar eylemlerini meşrulaştırmak için İslam’ın en kutsal metnini, Quran’ı, referans olarak kullanmaktadırlar. Tıpkı Batılı ülkelerin Ortadoğu’daki işgallerini meşrulaştırmak için demokrasiyi referans olarak kullanmaları gibi.</p>
<p>Şiddet taraftarı bu insanlar için, İslam Peygamberinin ve öncü Müslümanların (Sahabe) hayatı, iyi bir örneklik teşkil etmemektedir. Çünkü tarihi kaynaklar, ekonomik ambargoya maruz kalan, baskı gördüğü için ülkelerini terk edip başka ülkeye sığınan, yurdunu bırakıp başka şehre hicret eden, her türlü eziyete katlanan, gerektiğinde uzlaşan bir peygamber ve Sahabe tipolojisi sunmaktadır.</p>
<p>Bu tür radikal gruplar genellikle soyut bir Quran telakkisiyle hareket ederler. Fakat Quran’da, insanın/insanlığın varoluşuna ilişkin somut bir hikâye anlatılmaktadır.</p>
<p>Bilindiği üzere Allah, hayvanlarla dolu Yeryüzünde insanı egemen kılmak isteyince melekleri toplar ve onlara “Yeryüzünde halife(lik) oluşturacağım” der (Quran, 2: 30). Melekler, şaşkınlığını gizleyemez. Çünkü Yeryüzünde egemen kılınacak Âdemoğullarının kan dökeceğinden ve düzeni bozacağından emindirler.</p>
<p>Ve meleklerin itiraz gerekçeleri çok geçmeden doğrulanır. İlk akıl sahibi, özgür insan, Yeryüzünün halifesi Âdem, kan dökmese de, ikinci nesilde kan dökme süreci başlar ve kesintisiz olarak artarak devam eder. Düzeni bozma, ortalığı karıştırma, insanlığı ifsat etme işi de Âdem’in oğullarından itibaren artarak sürüp gider.</p>
<p>İnanç bütünlüğü açısından bakıldığında meleklerin bildiğini Allah’ın bilmemesi mümkün değil.  Allah, akıl verilen, özgür kılınan insanlardan bazılarının kan dökeceğini ve düzeni bozacağını bilse de, çoğunluğun barışçıl şekilde yaşayacağını ve dünyayı ıslah edeceğini biliyordu.</p>
<p>Müslümanlar, kan döküp düzeni bozan insanlar (Quran, 2: 30) olarak değil, Zebur’da kayıt düşüldüğü üzere (Quran, 21: 105) barışçıl, salih kullar olarak Yeryüzünün varisi olarak anılmalıdırlar.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/teror-fransa-ve-muslumanlar/">Terör, Fransa ve Müslümanlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’nin Bitmeyen Savaşı</title>
		<link>https://hurfikirler.com/turkiyenin-bitmeyen-savasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hamza Al]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Jun 2016 12:00:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/turkiyenin-bitmeyen-savasi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kuruldu kurulalı, fiilen olmasa da fikren ve zihnen bölünmüş bir ülkedir Türkiye. Bizi işgal eden yedi düvel ile barıştık ama birbirimizle bir türlü barışamadık. Bütün savaşlar bitti, kendimizle olan savaşımız bir türlü bitmedi. Hepimiz cephedeyiz ve olaylara kendi cephemizden yaklaşıyoruz. Söylenen sözün kendisine değil, hangi cepheden geldiğine bakıyoruz. “Savaştır her şey mubahtır” diyoruz, birbirimize karşı [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/turkiyenin-bitmeyen-savasi/">Türkiye’nin Bitmeyen Savaşı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kuruldu kurulalı, fiilen olmasa da fikren ve zihnen bölünmüş bir ülkedir Türkiye.</p>
<p>Bizi işgal eden yedi düvel ile barıştık ama birbirimizle bir türlü barışamadık.</p>
<p>Bütün savaşlar bitti, kendimizle olan savaşımız bir türlü bitmedi.</p>
<p>Hepimiz cephedeyiz ve olaylara kendi cephemizden yaklaşıyoruz.</p>
<p>Söylenen sözün kendisine değil, hangi cepheden geldiğine bakıyoruz.</p>
<p>“Savaştır her şey mubahtır” diyoruz, birbirimize karşı savaş hukuku uyguluyoruz.</p>
<p>Savaşı birkaç cephede sürdürüyoruz ve sürekli yeni ittifaklar kuruyoruz.</p>
<p>Her savaş gibi bitmek bilmeyen bu savaş bizi kirletiyor.</p>
<p>Dilimiz çatallaştı, aynı kelimeler herkes için başka anlam ifade ediyor.</p>
<p>Bir türlü norm oluşturamıyoruz, normalleşemiyoruz.</p>
<p>Çeteleler oluşmuş, kurumlar ele geçirilmiş, hiyerarşi yok olmuş.</p>
<p>Hadler aşılıyor sınırlar ihlâl ediliyor.</p>
<p>Böyle bir ülkede sanırım en doğru olan, meşru olanın yanında yer almak, meşru mücadelenin doğru şekilde yapılmasına katkı sağlamak.</p>
<p>Meşru siyasal iktidar, meşru mücadelesini “doğru” bir şekilde sürdürmek, “sahih” ve “adil” bir yönetim sistemi inşa etmek durumundadır.</p>
<p>Ülke yetkin bireylere, üreten şirketlere, özgür üniversitelere, güçlü yerel yönetimlere, istikrarlı hükümetlere kavuştuğunda sahih bir yönetime doğru evrilecektir.</p>
<p>Ve her şey yerli yerine oturduğunda adalet gelmiş olacaktır.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/turkiyenin-bitmeyen-savasi/">Türkiye’nin Bitmeyen Savaşı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Danışman</title>
		<link>https://hurfikirler.com/danisman/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hamza Al]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 May 2016 08:53:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/danisman/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ahmet Davutoğlu öyle bir veda etti ki, arkasından söz söylemek cesaret ister. Ama yine de bir şeyler söylemek lazım. Sanırım Davutoğlu parti tabanında çok başarılı görülmese de, bazı özlemleri, talepleri temsil ediyor olmalıydı. Bana gelince teorik olarak Ahmet Davutoğlu’nun başarılı olacağını hiç düşünmedim. Başarılı olursa bu bir istisna olurdu. Çünkü Davutoğlu iyi bir akademisyendi. Teoriyi [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/danisman/">Danışman</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p id="yui_3_16_0_ym19_1_1462791427109_10206" class="yiv7502956841MsoNormal"><span id="yui_3_16_0_ym19_1_1462791427109_10205">Ahmet Davutoğlu öyle bir veda etti ki, arkasından söz söylemek cesaret ister. Ama yine de bir şeyler söylemek lazım.</span></p>
<p id="yui_3_16_0_ym19_1_1462791427109_10213" class="yiv7502956841MsoNormal"><span id="yui_3_16_0_ym19_1_1462791427109_10212">Sanırım Davutoğlu parti tabanında çok başarılı görülmese de, bazı özlemleri, talepleri temsil ediyor olmalıydı.</span></p>
<p class="yiv7502956841MsoNormal">Bana gelince teorik olarak Ahmet Davutoğlu’nun başarılı olacağını hiç düşünmedim. Başarılı olursa bu bir istisna olurdu. Çünkü Davutoğlu iyi bir akademisyendi. Teoriyi biliyordu.</p>
<p class="yiv7502956841MsoNormal">Doğrusu teoriyle pratik arasında makas her zaman açık olur, ama Davutoğlu’nda bu makas çok ama çok açıktı. Ayakları yere basmıyordu. Medeniyet tarihimizi biliyordu ama yönetim tarihimizin gerçekliklerinden uzaktı.</p>
<p class="yiv7502956841MsoNormal">İşin kötüsü dış politika, teoriden çok pratiklerin beslediği bir alandı.</p>
<p class="yiv7502956841MsoNormal">Tarih boyunca dış politikada stratejik derinlik var mıydı bilemiyorum ama aynı ırktan, aynı dinden, aynı medeniyetten olanların pek de müttefik olmadıklarını biliyorum. Yönetim işleri, “selam olsun” demekle selamete ermez.</p>
<p class="yiv7502956841MsoNormal">Davutoğlu, teorinin büyüsüne kapılmış iyi bir akademisyendi ve yönetim konusunda yapabileceği en iyi iş danışmanlıktı. Bir danışman olarak teorik bilgisiyle yöneticilere katkı yapabilirdi. Ayakları yere basmayan fikirleri ise göz ardı edilirdi.</p>
<p class="yiv7502956841MsoNormal">Ahmet Hocayı danışmanlıktan icranın başına geçirmek, Dışişleri Bakanı yapmak, hataydı. Sonra daha büyük hata yapıldı Genel Başkan ve Başbakan oldu.</p>
<p class="yiv7502956841MsoNormal">Ahmet Davutoğlu’nun en zayıf noktası ise zekâsıydı. Hoca zeki bir insandı ve sanırım zekâsına çok güveniyordu. Buna bağlı olarak özgüveni de yüksek olmalıydı. Sanırım Türk tarihine, İslam medeniyetine yön verebilecek kadar kendisine güveniyordu.</p>
<p class="yiv7502956841MsoNormal">Herhalde Davutoğlu, konular üzerinde kalem oynatmakla coğrafya üzerinde at oynatmayı karıştırdı. Keşke güzel işler yapmak, güzel sözler söylemek kadar kolay olsaydı.</p>
<p id="yui_3_16_0_ym19_1_1462791427109_10227" class="yiv7502956841MsoNormal"><span id="yui_3_16_0_ym19_1_1462791427109_10226">Ahmet Hoca bir teorisyendi ve teorik olarak da hep haklıydı. Kendisi Başbakandı ve Ak Parti Genel Başkanı olmuştu. Anayasaya göre yetkileri vardı ve bunları kullanmak en doğal hakkıydı. Hatta Cumhurbaşkanı olunca Tayyip Erdoğan’ın yasal olarak Ak Parti’yle ilişkisi kesilmişti.</span></p>
<p id="yui_3_16_0_ym19_1_1462791427109_10220" class="yiv7502956841MsoNormal"><span id="yui_3_16_0_ym19_1_1462791427109_10219">Ama bunlar teorik doğrulardı, bir de pratik gerçeklikler vardı. Ahmet Hoca dış ve iç politikada pratik gerçeklikleri geç de olsa öğrendi; hem de çok yüksek maliyetle.</span></p>
<p id="yui_3_16_0_ym19_1_1462791427109_10218" class="yiv7502956841MsoNormal"><span id="yui_3_16_0_ym19_1_1462791427109_10217">Davutoğlu akıllıca geri çekildi.  Efendiliğini korursa gönüllerde yaşayacaktır. Şimdi meydan Tayyip Erdoğan’a kaldı.  İşi kolay değil. Pür teori pek işe yaramadı bakalım tecrübe ne kadar işe yarayacak.</span></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/danisman/">Danışman</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ak Parti’nin İmtihanı</title>
		<link>https://hurfikirler.com/ak-partinin-imtihani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hamza Al]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Mar 2016 10:16:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/ak-partinin-imtihani/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bazen Ak Parti’yi anlamakta zorluk çekiyorum. Doğrusu Ak Parti, bir sürü güzel şeyler yaptı. Hem de tüm bu güzel şeyleri Anayasaya rağmen, zamanın cumhurbaşkanına rağmen, muhalefete rağmen, aydınlara ve seçkinlere rağmen yaptı. En zor zamanda, özgürlükleri çoğalttı, ekonomiyi geliştirdi, kamu yönetimini yeniden yapılandırdı, yerel yönetimlerle ilgili temel yasaları değiştirdi, belediyelere önemli yetkiler verdi. Fakat “tam [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ak-partinin-imtihani/">Ak Parti’nin İmtihanı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bazen Ak Parti’yi anlamakta zorluk çekiyorum. Doğrusu Ak Parti, bir sürü güzel şeyler yaptı. Hem de tüm bu güzel şeyleri Anayasaya rağmen, zamanın cumhurbaşkanına rağmen, muhalefete rağmen, aydınlara ve seçkinlere rağmen yaptı. En zor zamanda, özgürlükleri çoğalttı, ekonomiyi geliştirdi, kamu yönetimini yeniden yapılandırdı, yerel yönetimlerle ilgili temel yasaları değiştirdi, belediyelere önemli yetkiler verdi.</p>
<p>Fakat “tam işler yoluna girdi” derken bir şeyler oldu, tılsım bozuldu. Reformların devamını beklerken, bir baktık, Ergenekon çukuruna itilmişiz.</p>
<p>Ergenekon girdabında çaresizce çırpınırken Okyanus ötesinden bir ses duyuldu: “Dinleyin ey cemaat” dedi, “dinleyin ki kurtulasınız”. Biz de kurtuluş cemaatte dedik, ağzımızı açıp dinledik. Meğer dinleme karşılıklıymış, onlar da bizi dinlemiş.</p>
<p>Fakat garip olan biz onları Allah için dinlerken, onlar bizi iktidar için dinlemiş. Biz onları cennette yüksek makam elde etmek için dinlerken, onlar bizi dünyevi makamları elde etmek için dinlemiş.</p>
<p>İşin kötüsü ilham bilgisi geldiğini düşündüğümüz kişilere, meğer istihbarat bilgisi geliyormuş. İlham perisi zannettiğimiz kişiler de meğer Fuat Avni kılıklı kişilermiş.</p>
<p>Ve bu cemaat, Ergenekondan kurtardığı Ak Partiyi, Okyanus girdabına sürükledi. Şimdi Ak Parti, Okyanus girdabından kurtulmaya çalışıyor. Ve maalesef artık tek başına ve yalnız. Adım adım içeriden ve dışarıdan kuşatılmış durumda. Dört bir yanı sarılmış bir parti görünümünde. Onu kuşatanlar, sürekli sinir uçlarına dokunuyorlar, hata yapmaya zorluyorlar.</p>
<p>Girdaba sürüklenmiş bir partiye hariçten gazel okumak ne kadar insaflıca bilemiyorum. Ama uluslararası arenada bir şeyler yanlış gidiyor. Sanki büyük güçler Ak Partiyi kuşattı hataya zorluyor. Dış politikada boyumuzu aşan şeyleri yapmaya kalkışmak, yedi düvele meydan okuyormuş gibi bir görüntü vermek ne kadar doğru bilemiyorum. Sanki dış politikada dik durmakla diklenmek arasındaki o ince çizgi aşınıyor gibi.</p>
<p>Ak Parti’ye içeride yapılan saldırılar da öz güvenini sarsıyor ve onu daha fazla hataya zorluyor. Ak Parti bir ara sıkıştığı bir dönemde memur sendikacılığına sarıldı.  İşçi sendikacılığı gerekli mi bilemem ama Ak Parti’ye memur sendikacılığının akla ziyan olduğunu anlatamadık. “Memur güvencesine sahip olan insanların sendikası mı olur” dedik ama dinletemedik. “Bürokrasinin az mı hastalığı vardı ki bir de sendika virüsünü sokuyorsunuz” dedik dinleyen olmadı.</p>
<p>Memur sendikaları eğitim hizmetlerinde söz sahibi oldu da ne oldu. Öğretmenler sendikalaşınca eğitimin kalitesi mi arttı. Bunca çabaya ve kaynağa rağmen eğitimde beklenen iyileştirme olmadı ve olmayacak. Bazı sendikaların baskısıyla müdürleri değiştirip duracaksınız ama bu ülkenin eğitim kalitesinde beklenen iyileşme olmayacak.</p>
<p>Şimdi bir de taşeron sorunuyla karşı karşıyayız. Tamam, çalışma şartlarını iyileştirin, az kazananlara bir takım sosyal güvenceler sağlayın, fakat bir taraftan devlet memurlarının iş güvencesini azaltmaya çalışırken diğer taraftan çalışma esnekliğini neden ortadan kaldırıyorsunuz.</p>
<p>Hadi kendi bakanlıklarınızda çalışan taşeron işçileri kadrolara aktarıyorsunuz, bari belediyelere karışmayın, kendi kararlarını kendileri versin.</p>
<p>Hadi yeni bir anayasa çıkarmaya gücünüz yetmiyor bari mevcut anayasada yerel yönetimlere verilen hakları ihlal etmeyin. Beğenmediğiniz anayasa bile, idarenin merkezden yönetim ve yerinden yönetim esasına dayandığını söylüyor. En azından yerinden yönetim esasını ihlal etmeyin.</p>
<p>Belediyelere daha fazla yetki verilmesini, daha fazla kaynak aktarılmasını ve bu arada daha etkin denetlenmesini ve daha fazla hesap sorulmasını beklerken, iradeleri dışında yeni mali yükler yüklüyorsunuz.</p>
<p>Bırakın belediyeler koyduğunuz standartlara göre kendi kararlarını kendileri alsın, kendi işlerini kendileri yürütsün.</p>
<p>Taşeron sorununu başka türlü çözün, çalışanların çalışma şartlarını iyileştirmenin başka yolunu bulun.</p>
<p>Lütfen belediyelere kıymayın, lütfen onlar batırmayın. Unutmayın ki bu hak, merkezî hükümetin battığı dönemlerde, o belediyelerin “tekeden süt çıkarırcasına” yürüttüğü hizmetler sayesinde nefes aldı. Yarın aynı durumun olmayacağının bir garantisi yok</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ak-partinin-imtihani/">Ak Parti’nin İmtihanı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müslümanların Devletle İmtihanı</title>
		<link>https://hurfikirler.com/muslumanlarin-devletle-imtihani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hamza Al]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Mar 2016 10:57:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/muslumanlarin-devletle-imtihani/</guid>

					<description><![CDATA[<p>İktidar mücadelesi, tarih boyunca Müslüman toplumların en büyük sorunu oldu. Ateşten gömlek misali giyeni yaktı. Sıkıntı ta İslam Peygamberinin ölümüyle başladı. İktidar mücadelesi, İslam toplumunu kabak gibi ikiye ayırdı. Sünnî ve Şiî diye ikiye böldü ve İslam dünyası bir daha asla birleşemedi. Yıldız gibi parlayan nice Sahabeler iktidar mücadelesi yüzünden birbirine düştü, birbirine kılıç çekti. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/muslumanlarin-devletle-imtihani/">Müslümanların Devletle İmtihanı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İktidar mücadelesi, tarih boyunca Müslüman toplumların en büyük sorunu oldu. Ateşten gömlek misali giyeni yaktı. Sıkıntı ta İslam Peygamberinin ölümüyle başladı. İktidar mücadelesi, İslam toplumunu kabak gibi ikiye ayırdı. Sünnî ve Şiî diye ikiye böldü ve İslam dünyası bir daha asla birleşemedi.</p>
<p>Yıldız gibi parlayan nice Sahabeler iktidar mücadelesi yüzünden birbirine düştü, birbirine kılıç çekti. İktidar uğruna kutsal metinler mızrakların ucuna takıldı, Quran hakem ilan edildi, cepheye sürüldü. İktidar uğruna Peygamberin torununun kafası kesildi, mızrağa takıldı ve teşhir edildi.</p>
<p>Müslümanlar ilk başta Emirlik kurdu, imparatorluğa direndi. Fakat bu direnme ilk halifelerin canına mal oldu. Hz. Ömer suikastçılar tarafından, Hz. Osman isyancılar tarafından, Hz. Ali aşırılar tarafından öldürüldü. Sonra Müslümanların Emirliği kısa sürede Saltanata dönüştü. Devlet yönetiminde kabilevi asabiyet yeniden hayat buldu. Müslümanlar Bizans’ı ve İran’ı fethetti. Bizans ve İran idarî kurumları ve yönetim zihniyeti de Müslümanları kuşattı.</p>
<p>Bir taraftan İslam medeniyeti hızla gelişirken diğer taraftan İslami yönetim ilkeleri zayıfladı. Bizans ve Pers idarî gelenekler baskın çıktı. Rızaya, istişareye, seçime, kurula dayalı yönetim anlayışı ortadan kalktı. Müslümanların devleti saltanata dönüştü. Hanedanlık oluştu, egemenliğin kullanım hakkı bir kabilenin tekeline geçti.</p>
<p>Müslümanların iktidara karşı hoşnutsuzluğu zaman zaman isyana dönüştü. İsyanlar kanlı şekilde bastırıldı. Bu isyanların sonunda Bizans idarî geleneklerinden beslenen Umeyye Hanedanlığı yıkıldı, İran idarî gelenekleri üzerinden Abbasi Hanedanlığı kuruldu.</p>
<p>Tarihî süreçte sadece İslam medeniyeti gelişmedi, bürokratik vesayet de arttı. Halifelik zamanla bürokrasinin elinde etkisiz ve yetkisiz bir ruhbana dönüştü. Sonra Moğollar çıkıp geldi. Tüm İslam diyarını yakıp yıktı. İslam dünyası Moğol idarî uygulamalarıyla tanıştı.</p>
<p>Geleneksel tarım toplumunun son aşamasında Osmanoğulları hükümdar oldu. Dünyanın en güçlü ordusunu kurdu, gemilerini karadan yürüttü, Bizans’ı yıktı, yedi düvele nam saldı. Tam nizam-ı alemi kurduklarını düşünüyorlardı ki Batıda yeni bir dünya kuruldu. Dünya modernleşti, kapitalistleşti, sanayileşti, uluslaştı, aydınlandı, pozitivistleşti. Osmanlının düzeni bozuldu, daha önce gemilerini karadan yürütürken modern dönemde askerini karadan yürütemedi. Bir zamanlar dünyaya nam salan ordusunu ortadan kaldırdı. Sonra cihan devleti Osmanlı, ilk cihan savaşında yıkıldı, başkenti düştü, toprakları işgal edildi, hanedanı ülkeden kovuldu.</p>
<p>Modern devlet bürokrat-aydınların öncülüğünde kuruldu. Bürokrat-aydınlar Tanzimat dediler, Islahat dediler, hak dediler, hukuk dediler yönetime el koydular. Egemenlik bila kaydü şart milletindir dediler, egemenliği padişahtan aldılar, fakat halka vermeyip kendileri kullandılar.</p>
<p>Sonra bürokratik oligarşi, Rus tehdidine karşı Batıya yakınlaştı, Batı kulübüne girmek için şartlı ve sınırlı olmak kaydıyla halkın iktidarına yol verdi. Fakat bürokratik oligarşi halkın iktidarına on yıl dayandı, Allah yaratmıştır, halk seçmiştir demedi, halkın seçtiği ilk başbakanı darağacına gönderdi.</p>
<p>Sonra şark kurnazlığı ile bir sistem kurdular. Halkın tam olarak iktidar olmasını engellediler. Anayasa Mahkemesini bürokratik oligarşinin bekçisi yaptılar. Kurdukları sistemi zorlayan siyasilere haddini bildirdiler, kimi zaman açıkça kimi zaman gizlice halkın iradesine müdahale ettiler.</p>
<p>Özal, küresel rüzgârı da arkasına alarak sistemi dönüştürmeye, bürokratik oligarşiyi kırmaya çalıştı. Fakat halk, baharın geldiğini düşünürken 28 Şubat geldi. Toplumun üzerinden silindir gibi geçti.</p>
<p>Sonra dindarlar modern dönemin en büyük siyasî gücünü elde etiler. Erdoğan öncülüğünde Ak Parti Avrupa Birliği sürecini de kullanarak sistemi dönüştürdü, ekonomiyi rayına soktu, bürokratik vesayeti geriletti. Barış dedik, kardeşlik dedik, neredeyse tüm dünya ile dost olduk. Tam da bürokratik vesayet bitti, barış geldi, kalkındık, ilerledik, tarih sahnesine yeniden çıktık derken, bir rüzgâr esti, düzenimiz bozuldu, kardeşliğimiz zedelendi, birbirimize düştük, dört bir yandan kuşatıldık.</p>
<p>Askerî bürokratik vesayeti gerileten dindarlar birbirine düştü. Muhafazakârlar tarafından kurulan modern dönemin en güçlü hükümetlerine yönelik öldürücü darbe, modern dönemde dindarların kurduğu en güçlü cemaatten geldi. Şimdi bu cemaat, muhafazakâr hükümetler tarafından tasfiye ediliyor. Çünkü bu cemaat, siyasetin şeytanî yönünü keşfeden Üstadın, “şeytandan uzak dururcasına siyasetten uzak durun” emrini ihlâl etti. Bir taraftan çocuklarımıza eğitim verecek melek gibi öğretmenler yetiştirirken, diğer taraftan bürokrasinin gizli dehlizlerinde şeytanî işler yapan bürokratlar yetiştirdi. Şeytanla iş tuttu, yasak meyveyi yedi, şimdi ele geçirmek istediği cennetten kovuluyor. Ve işin kötüsü kurunun yanında yaş da yanıyor.</p>
<p>Bu iktidar mücadelesinde sistemin hakemi olan Anayasa Mahkemesinin tutumu, oyunun sonucunu belirleyecek gibi. Umarım Anayasa Mahkemesi doğru yerde durur, basiretli davranır, kendisini aldatmaya yönelik hareketlere aldanmaz, çaldığı düdüklerle zaten güçsüz olan siyasal iktidarı iyice zayıflatmaz. Umut ederim ki, yüksek yargıçlarımızın ayakları yere basar, Strazburg’da değil Ankara’da olduklarını, bu ülkede kuvvetlerin yasama yürütme ve yargı olarak değil, kara, hava, deniz olarak bölündüğünü unutmazlar. Demem odur ki, bürokratik oligarşi tekrar hortlayıp Genelkurmay’ın ışıkları tekrar yanarsa, sadece siyasal iktidar değil, yargıçlarımız da, kendilerini paşalardan talimat alırken görürse şaşırmasınlar.</p>
<p>Cumhurbaşkanının ve Anayasa Mahkemesi Başkanının konuşmalarının içeriğine girmeden şunu belirtmek isterim ki, Cumhurbaşkanının demecinin hemen ardından Anayasa Mahkemesi Başkanının ateşli demecini, hukuk adına talihsizlik olarak görüyorum. Halkın iktidarını sınırlandırmak, bürokratik vesayeti korumak amacıyla kurulan Anayasa Mahkemesi, çocukluk dönemini bürokratik oligarşinin baskısı altında geçirdikten sonra, siyasal iktidarın sayesinde bu boyunduruktan kurtulmuşa benziyor. Umarım olgunluğa geçiş aşamasında ergen davranışları gösterip siyasal iktidara efelenmeye kalkmaz. Bürokratik oligarşinin değirmenine su taşımaz.</p>
<p>Ve umarım ki, siyasal iktidar da, bu mücadelede sağduyusunu korur, sinirlerine hâkim olur, tahriklere kapılmaz, tuzağa düşmez, hedefinden şaşmaz.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/muslumanlarin-devletle-imtihani/">Müslümanların Devletle İmtihanı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hükümet Daha Fazla Otoriterleşmeli</title>
		<link>https://hurfikirler.com/hukumet-daha-fazla-otoriterlesmeli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hamza Al]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Feb 2016 05:38:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/hukumet-daha-fazla-otoriterlesmeli/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Modern kafa, büyük anlatılar peşinde koşup, büyük hikâyeler dinlemek istese de, bize düşen; inadına küçük şeyler anlatmaya devam etmek. Büyük projelere imza atan Ak Parti Hükümetlerinin hayatı kolaylaştıran küçük işlere neden odaklanmadığını sorgulamak. En önemlisi de idarî zihniyetin dönüştürülmesi konusundaki Ak Parti Hükümetlerinin yetersizliğini dillendirmek. Evet, bürokratik zihniyeti dönüştürmenin dağları delmekten daha zor olduğunu biliyorum. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/hukumet-daha-fazla-otoriterlesmeli/">Hükümet Daha Fazla Otoriterleşmeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Modern kafa, büyük anlatılar peşinde koşup, büyük hikâyeler dinlemek istese de, bize düşen; inadına küçük şeyler anlatmaya devam etmek.</p>
<p>Büyük projelere imza atan Ak Parti Hükümetlerinin hayatı kolaylaştıran küçük işlere neden odaklanmadığını sorgulamak.</p>
<p>En önemlisi de idarî zihniyetin dönüştürülmesi konusundaki Ak Parti Hükümetlerinin yetersizliğini dillendirmek.</p>
<p>Evet, bürokratik zihniyeti dönüştürmenin dağları delmekten daha zor olduğunu biliyorum. Fakat Ak Parti Hükümetlerinin yavaş yavaş bürokratik zihniyet tarafından kuşatılmasından endişe ediyorum.</p>
<p>Bilemiyorum, belki de Ak Parti Hükümetleri, askerî darbe girişimlerinden, yargısal müdahalelerden, paralel yapılanmadan, terör isyanlarından kafasını kaldırıp küçük şeylerle uğraşmaya fırsat bulamıyordur.</p>
<p>Fakat hayatı zorlaştıran ya da kolaylaştıran şeylerin önemli bölümü küçük şeylerdir. Hayatı daha yaşanabilir kılan bu küçük şeyler için büyük kaynaklar gerekmez ama büyük çaba gerekir.</p>
<p>Evet, Ak Parti Hükümetleri büyük projeleri hayata geçirdi ama hayat sadece büyük projelerden ibaret değil ki. Örneğin yaptığı duble yollarla hayatımızı kolaylaştırdı. Bulunduğu şehirden doğduğu şehre gitmek için bin kilometreden daha fazla yol kat eden birisi olarak, Ak Parti Hükümetlerinin bu ülkeye kazandırdığı duble yolların ne anlama geldiğini en iyi hissedenlerden birisiyim.</p>
<p>Yine trafikte geçmişe kıyasla bir sürü iyileşmelerin olduğu ortada. Artık trafik polisleri rüşvetle anılmıyor. Ama trafik sorunu bir türlü çözülemedi. Milli Eğitimdeki sınav sistemi gibi ikide bir ehliyet sistemi de değiştiriliyor fakat işler yolunda gitmiyor. İnsanlar aylarca özel kurslara alınıyor ama trafik kurallarına tam uyulmuyor.</p>
<p>Ya uzmanlar siyasîleri yanıltıyor, ya da siyasîler gerekli kararlılığı gösteremiyor. Sanırım bu konuda uzmanlar siyasîleri yanıltıyor. Yıllarca çocukları okullarda tutup temel toplumsal kuralları kavratamayan eğitim uzmanları, sürücüleri eğitmek için dershaneler icat ediyor, gereksiz bilgileri sürücü adaylarına zorla ezberletiyor.</p>
<p>Bana sorarsanız yarından tezi yok Hükümet, sürücü kurslarını derhal kapatmalı; kuralların neden gerekli olduğunu açıklayan pedagojik nitelikte basit bir kitapçık hazırlamalı, bilgisayar ortamında 18-20 soruyu geçmeyen, herkesin istediği zaman girebileceği bir sınav yapmalı, 18-20 sorudan 15-16’sına doğru cevap verenleri uygulamaya almalı; uygulamada paralel park yapabileni trafiğe çıkarmalı; başarılı olanların fotoğrafını çekip geçici ehliyetini hemen eline teslim etmeli, üç gün sonra da kalıcı ehliyetini adresine göndermeli. Ayrıca ehliyet alma yaşını 16’ya düşürmeli, 18 yaşına kadar ön koltukta kıdemli bir sürücünün eşliğinde trafiğe çıkmasına izin vermeli.</p>
<p>Trafik kurallarını ihlâl etmeyen sürücülere dokunulmazlık sağlamalı, kural ihlâli yapmadıkça kesinlikle durdurmamalı, belge sormamalı; fakat en ufak kural ihlâli yapanlara şüpheli muamelesi yapmalı, tehdit olarak görmeli, değil ki belgelerini, yedi sülalesini sorgulamalı.</p>
<p>Hükümet trafiği bir güvenlik ve düzen meselesi olarak görmeli, trafik polisi uygulamasına son vermeli; zabıta da dâhil olmak üzere tüm güvenlik güçleri trafik ihlâli yapanlara görüntü eşliğinde müdahale etmeli. Ve pusuculuğa dayalı fahri trafik müfettişliği uygulamasına derhal son vermeli.</p>
<p>Trafik levhalarını insan odaklı, sürücü dostu bir yaklaşımla düzenlemeli; hız sınırının nerede başlayıp nerede bittiğini açıkça belirtmeli.</p>
<p>Siyasî iradesini ortaya koyarak polisleri hizaya sokan, trafikte rüşvet dedikodusuna son veren Ak Parti Hükümetleri bunları da yapabilir diye düşünüyorum. Yeter ki, işin uzmanı olan bürokratlara ne zaman, nerede, ne kadar güvenileceğini bilsin.</p>
<p>Hükümetlerin kendi atadıkları da olsa bürokratlar, siyasîlere uzmanlık bilgilerini her zaman saf olarak sunmazlar, bazen teknik bilgilere bürokratik zehir de katarlar. Çünkü bürokratlar, süreklilik gösteren yapılarıyla, elde ettiği güç kaynaklarıyla kimi zaman doğal ve toplumsal gerçekliği tersyüz ederler.</p>
<p>Uzmanlık bilgilerine saygımız var, fakat hayatında halk olmamış kişilerin toplumu yönetmesi, modern devletin en zayıf halkasıdır. Demokrasilerde bu zayıf halka, siyaset kurumuyla, istişareyle, katılımla güçlendirilmiştir.</p>
<p>Bu anlamda siyaset kurumu bu tür bürokratik hastalıkların panzehridir. Onun için siyaset kurumu güçlenmeli, bürokrasiyi sürekli denetim altında tutmalıdır. Hatta Ak Parti’nin otoriterleştiğini iddia edenlere inat, Hükümet, bürokrasiye boyun eğdirmek için daha fazla otoriterleşmeli; bürokratlar halkın temsilcilerinin nefesini sürekli enselerinde hissetmelidir.</p>
<p>Ama benim bildiğim bürokrasi, bir yolunu bulur, yerine göre tehdit ederek, yerine göre hürmet ederek, bazen de imkânlar sunarak siyasîleri kuşatır, esir eder, ayaklarını yerden keser ve halkla bağlarını koparır. Onun için bürokrasinin sadece tehditlerine karşı dik durmak yetmez, sunduğu imkânlara ve nimetlere karşı da mesafeli olmak gerekir.</p>
<p>Eski İran kaynaklarında bürokrasinin (divanın) bir anlamının da şeytanîlik olduğu söylenir. İblisin, insanın ölümsüzlük duygusunu istismar ederek, yasak meyveyi tattırıp, insanı günahkâr olarak cennetten kovdurduğu söylenir. Modern dönemde siyasîlerin sürekli iktidarda kalma duygusunu istismar eden bürokrasi, belki de şeytanî zekâsıyla siyasîlere yeni imkânlar sunarak, onlara ölümsüzlük vadediyordur.</p>
<p>İnsanların iblisten, siyasîlerin de bürokrasiden kurtulması pek mümkün değil gibi. Fakat insanların da siyasîlerin de ne yapacağı kitapta yazılı. Yeter ki irademize hâkim olalım.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/hukumet-daha-fazla-otoriterlesmeli/">Hükümet Daha Fazla Otoriterleşmeli</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ak Parti’nin Liberallerle İmtihanı</title>
		<link>https://hurfikirler.com/ak-partinin-liberallerle-imtihani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hamza Al]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Jan 2016 05:53:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/ak-partinin-liberallerle-imtihani/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Maalesef her alanda sürekli çatışmaların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Bütün kavramlar ve değerler cepheye sürülmüş durumda. Barış, demokrasi, özgürlük, adalet, hukuk, ne varsa birer silah işlevi görüyor. Ve her şey birbirine karışmış durumda. Kimi devletle terör örgütünü aynı kefeye koyar, kimi terörü desteklemek için “barış bildirisi” yayınlar. Bu ülkede en zor şey de hükümet olmaktır. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ak-partinin-liberallerle-imtihani/">Ak Parti’nin Liberallerle İmtihanı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Maalesef her alanda sürekli çatışmaların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Bütün kavramlar ve değerler cepheye sürülmüş durumda. Barış, demokrasi, özgürlük, adalet, hukuk, ne varsa birer silah işlevi görüyor.</p>
<p>Ve her şey birbirine karışmış durumda. Kimi devletle terör örgütünü aynı kefeye koyar, kimi terörü desteklemek için “barış bildirisi” yayınlar.</p>
<p>Bu ülkede en zor şey de hükümet olmaktır. Siyasal iktidarlar için her taraf mayınlı alandır. Emir dinlemeyen bürokrasi, devleti ele geçirmeye çalışan sivil toplum kuruluşları, merkezî otoriteye meydan okuyan yerel otoriteler, kalemini silah olarak kullanan yazarlar, eleştiriden çok hakaret eden medya görürsün bu ülkede.</p>
<p>Ve hükümetler çok kolay tuzağa düşer bu ülkede. Bu tuzaktan kurtulmanın tek yolu, özgürlükleri istismar edenlere inat özgürlükleri genişletmeye devam etmek, yerel yetkileri istismar edenlere inat yerelleşmeyi sürdürmektir.</p>
<p>Bu ülkede bir diğer zor şey de liberal olmaktır. Medyada liberalizm fazla bilinmez ve toplumda liberaller doğru tanınmaz. İman ettikleri Marksist kehanet gerçekleşmediği için hayal kırıklığına uğrayan eski tüfek sosyalistler, sonradan olma demokratlar, kuralsız kaidesizler bile kendini liberal sanır.</p>
<p>Bir liberal için en kolay şey siyasal iktidara karşı tavır almaktır. Ve Türkiye’de yaşayan bir liberal için bu çoğu defa bir tuzaktır. Çünkü basiretli bir liberal, Türkiye’de siyasal iktidarın gerçek iktidar olmadığını, çoğu siyasal iktidar karşıtlarının aynı zamanda demokrasi karşıtı olduğunu bilir.</p>
<p>En önemlisi, bu ülkenin büyümesi, daha fazla özgürleşmesi, gerçek anlamda yerelleşmesi ve en önemlisi de biran önce normalleşmesi gerekiyor. Bunun için de muhafazakâr hükümetlerin liberal entelektüellere daha fazla kulak vermesi gerekiyor.</p>
<p>İşin ilginç yanı, bundan sekiz yıl önce, 22 Temmuz 2007 seçimlerinden sonra kaleme aldığım bir yazıda, henüz ayrılık çanları çalmamışken, Ak Parti’yi uyarmıştım. Tekrar edelim belki bir okuyan olur:</p>
<p><em>“… Diğer taraftan [27 Nisan] muhtıra[sına] karşı iktidarın sergilediği duruş, halkın iktidara sahip çıkmasında etkili olmuştur. Bu duruş, birçok demokrat ve liberal aydını cesaretlendirmiş ve muhtıraya karşı net tavır almalarını sağlamıştır. Liberaller, son gelişmelerin sadece iktidar partisine yönelik bir hareket olmadığını, kendi değerlerine karşı da bir savaş açıldığını sezmişlerdir.</em></p>
<p><em>Bu seçimde [22 Temmuz 2007] liberal yazar ve düşünürler, kendisini muhafazakâr olarak adlandıran iktidar partisini açık bir şekilde desteklemişlerdir. Köşelerinde yazılarıyla televizyonlarda konuşmalarıyla iktidar partisine sadece lojistik destek vermekle kalmamışlar, iktidarın ihtiyaç duyduğu teorik silahları da temin etmişlerdir. Hatta iktidara yönelen hücumlara, bir şövalye ruhuyla karşı koyarak ve yer yer de bir akıncı gibi hücum ederek, iktidarı meşruiyet saldırılarından korumuşlardır. Mücadelenin değerler üzerinden yapılması liberallerin işini kolaylaştırmıştır. Liberaller kendi değerlerini savunurken aynı zamanda iktidar partisini de savunmuşlardır.</em></p>
<p><em>Fakat asıl önemli olan liberallerin muhafazakârlara verdiği lojistik destek değil, muhafazakârların liberal değerlere verdiği önemdir. Türkiye’nin gerçekliği olan siyasal muhafazakârlık ile evrensel gerçeklik olan ekonomik liberalizm arasındaki yakınlaşma, Türk siyasal sisteminin normalleşmesi için elzemdir. Türkiye’nin normalleşmesi, siyasal muhafazakârlığın normalleşmesine bağlıdır. Siyasal muhafazakârlığın normalleşmesi ise liberal değerlerle muhafazakâr değerlerin yakınlaşması doğrudan ilişkilidir.</em></p>
<p><em>Muhafazakâr Ak Parti, en az üç dönem iktidarda kalacak gibi gözükmektedir. Bu anlamda Ak Parti Türkiye’nin geleceğini şekillendirecektir. Bunu başarabilmesi için de güçlü bir kuramsal ve kurumsal desteğe ihtiyacı vardır. Demokrasinin ve siyasal muhafazakârlığın anayurdu İngiltere’de, Muhafazakâr Parti’ye kuramsal desteği Hayek’in fikirleri, kurumsal desteği ise Adam Smith Enstitüsü ile Ekonomik İşler Enstitüsü sağlamıştı. Darısı Ak Parti’nin başına.” Temmuz 2007.</em></p>
<p><strong>Not:</strong> Türkiye’nin birkaç sahici liberalinden birisi olan Gülay Göktürk’ün yazılarına son verildiğini duydum. Doğrusu özel bir gazetede kimin yazı yazacağına o gazetenin sahibi karar verir. Köşe yazarlarının bu konuda herhangi bir imtiyazının olduğunu düşünmüyorum. Fakat Muhafazakâr Ak Parti’nin yerinde olsam, sayısı çok az olan liberal entelektüellerin daha fazla yazması ve daha özgürce konuşması için elimden geleni yapardım.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ak-partinin-liberallerle-imtihani/">Ak Parti’nin Liberallerle İmtihanı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
