<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Gurur Gülce Beşe, Hür Fikirler sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hurfikirler.com/author/gururgulcebese/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hurfikirler.com</link>
	<description>..: Hür Fikirler :..</description>
	<lastBuildDate>Mon, 13 Apr 2026 13:09:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Bir Kadın Cinayetini “Hak Etmek”: Pınar Gültekin Kararının Hukukî Mantığı</title>
		<link>https://hurfikirler.com/bir-kadin-cinayetini-hak-etmek-pinar-gultekin-kararinin-hukuki-mantigi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gurur Gülce Beşe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 09:42:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208951</guid>

					<description><![CDATA[<p>Muğla 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Pınar Gültekin dosyasına ilişkin gerekçeli kararı[1], yüzeyde ağır bir cinayeti ayrıntılı biçimde ortaya koyan güçlü bir ceza hukuku metni gibi görünse de yakından incelendiğinde ciddi mantık hataları, seçici delil değerlendirmeleri ve yapısal bir bakış eksikliği içermektedir. Karara göre sanık Cemal Metin Avcı, maktulü bağ evine götürdüğünü, darp ettiğini, boğduğunu ve [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/bir-kadin-cinayetini-hak-etmek-pinar-gultekin-kararinin-hukuki-mantigi/">Bir Kadın Cinayetini “Hak Etmek”: Pınar Gültekin Kararının Hukukî Mantığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Muğla 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Pınar Gültekin dosyasına ilişkin gerekçeli kararı<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a>, yüzeyde ağır bir cinayeti ayrıntılı biçimde ortaya koyan güçlü bir ceza hukuku metni gibi görünse de yakından incelendiğinde ciddi mantık hataları, seçici delil değerlendirmeleri ve yapısal bir bakış eksikliği içermektedir. Karara göre sanık Cemal Metin Avcı, maktulü bağ evine götürdüğünü, darp ettiğini, boğduğunu ve ardından varil içinde yakarak cesedi yok etmeye çalıştığını kabul etmektedir. Metinde sanığın “maktulü yere düşürdüğü, boyun bölgesine halat dolayarak sıkıştırdığı ve daha sonra demir varil içinde yakarak cesedi yok etmeye çalıştığı” belirtilmektedir. Buna rağmen mahkemenin olay örgüsünü kurma biçimi, ortaya çıkan kritik soruları sistematik biçimde tartışmamaktadır. Özellikle olayın fiziksel olarak gerçekleşme ihtimali, delillerin bütünlüğü ve olası iştirak ihtimali gibi konular kararın gerekçesinde yeterince açıklığa kavuşturulmuş değildir. Örneğin davaya katılan vekilinin duruşmada dikkat çektiği önemli bir nokta, cinayetin tek kişi tarafından işlenmiş olmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığıdır. Vekil, maktulün fiziksel özelliklerini hatırlatarak “1.83 boyunda, 68 kilo maktulün tek başına varile konulmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu” ifade etmiştir. Bu iddia yalnızca retorik bir savunma değildir; ceza muhakemesinde maddi gerçeğin ortaya çıkarılması bakımından ciddi bir soru doğurmaktadır. Eğer cinayet, gerçekten tek kişi tarafından işlenmişse bunun fiziksel olarak nasıl mümkün olduğu ayrıntılı biçimde açıklanmalıydı. Başka kişiler olayın belirli aşamalarında rol oynamışsa, mahkemenin bu ihtimali çok daha derinlemesine incelemesi gerekirdi. Gerekçeli karar ise bu kritik noktayı büyük ölçüde sanığın anlatısına dayanarak çözmüş görünmektedir.</p>
<p>Kararın bir diğer büyük problemi, sanığın savunmalarındaki açık çelişkilerin değerlendirilme biçimidir. Dosyada sanığın farklı aşamalarda tamamen farklı savunmalar yaptığı görülmektedir. İlk aşamada maktulün kendisini ailesine söylemekle tehdit ettiğini iddia etmiş, daha sonra şantaj ve para talebi savunmasına başvurmuş, ardından maktulün kendisine bıçak çektiğini ileri sürmüştür; ancak, olay yerinde bir bıçak bulunmamış, adli tıp raporları da bu iddiayı desteklememiştir. Raporda sanığın kolundaki yaranın bir bıçak kesişi değil, “abrazyon (sıyrık)” olduğu belirtilmiştir. Bu durum yalnızca sanığın savunmasının inandırıcılığını zayıflatmakla kalmaz, ceza yargılamasında sıkça görülen bir stratejiye de işaret eder.</p>
<p>Kadın cinayeti davalarında failin mağdurun davranışlarını cinayetin nedeni gibi sunması oldukça yaygındır (Russell 1992). Bu tür savunmalar, sanık avukatının ifadesiyle “Türkiye’de birçok kadına yönelik şiddet dosyasında görülen ve cezayı minimize etmeye yönelik haksız tahrik anlatılarıdır.” Bu noktada kararın temel mantık hatası ortaya çıkar: Mahkeme bir yandan sanığın eylemini planlı ve tasarlanmış bir cinayet olarak kabul ederken diğer yandan haksız bir tahrik indirimi uygulamaktadır. Tasarlama, soğukkanlılık ve önceden düşünülmüş iradeyi ifade ederken; haksız tahrik ani öfke ve kontrol kaybına dayanan psikolojik bir zemini ifade eder. Mahkeme, sanığın bağ evini seçmesini, delilleri yok etmesini, telefonu ve sim kartı parçalayarak izleri yönlendirmesini planlı davranış olarak kabul etmekte ancak aynı failin, mağdurun davranışı nedeniyle anlık tepki verdiğini söyleyerek cezayı indirmektedir. Böylece karar kendi içinde çelişkili bir model üretmektedir: Hem son derece planlı bir fail hem de anlık tahrikle hareket eden bir fail. Mahkeme, savunmanın bir kısmını “hikâye” olarak nitelendirirken; o hikâyenin içinden faili kurtaran kısmı, normatif gerçeklik gibi kabul etmektedir. Bu, maddi gerçeğe ulaşma değil, fail lehine seçici inanma pratiğidir.</p>
<p>Kararın diğer bir problemi, canavarca his veya eziyet çektirerek öldürme nitelikli halinin dışlanmasıdır. Dosyadaki adli tıp raporlarında maktulün “hayatta iken yangına maruz kaldığının kabul edilmesi gerektiği” belirtilmiştir. Buna rağmen mahkeme, taraflar arasında önceden bir ilişki bulunduğu için sanığın sırf öldürme amacıyla hareket ettiğinin kesin olmadığını ileri sürerek bu nitelikli hali uygulamamıştır. Oysa diri diri yakılma fiilinin kendisi zaten eziyet çektirerek öldürmenin en tipik örneklerinden biridir. Mahkemenin bu olguyu kabul edip yine de ilgili nitelikli hali uygulamaması, kavramın fail lehine daraltılması anlamına gelmektedir.</p>
<p>Kararın başka bir problemi, sanığın ileri sürdüğü şantaj anlatısının delil mantığı bakımından yeterince sorgulanmamış olmasıdır. Sanık, savunmasında, maktulün kendisini bayıltarak yanına erkekler yatırdığını, bu görüntüler üzerinden kendisine şantaj yapıldığını, bu nedenle para göndermek zorunda kaldığını ve ATM görüntülerinin de bunu doğruladığını ileri sürmüştür. Ancak ATM görüntülerinin veya para transferlerinin varlığı, bu iddianın doğruluğunu otomatik olarak kanıtlayan deliller değildir. Bir kişiye para gönderilmiş olması, gönderim nedeninin gerçekten şantaj olduğu anlamına gelmez; bunun pek çok farklı açıklaması olabilir. Ceza muhakemesinde deliller yalnızca varlıklarıyla değil, nedensel bağlarıyla anlam kazanır. Bu nedenle mahkemenin para transferlerini şantaj anlatısının doğrulanması yönünde yorumlamadan önce bu iddianın iç tutarlılığını, maddi delillerle desteklenip desteklenmediğini ve alternatif açıklamaları ciddi biçimde tartışması gerekirdi. Karar metninde ise bu kritik nedensellik tartışmasının yeterince yapılmadığı görülmektedir.</p>
<p>Kararın diğer bir hatası, mağdurun özel hayatının dolaylı biçimde yargılamanın merkezine yerleştirilmesidir. Savunma vekili, maktulün özel hayatına ilişkin görüntü ve kayıtların araştırılmasını eleştirerek “burada yargılanan maktulün özel hayatı değil” demiştir. Buna rağmen yargılama sürecinde mağdurun yaşamı ve davranışları sürekli tartışmaya açılmıştır. Feminist hukuk literatüründe bu durum “ikincil mağdurlaştırma” olarak adlandırılır: Kadın öldürülür fakat yargılamada failin fiilinden çok kadının davranışı tartışılır (Koğacıoğlu: 2007). Katılan babanın “Türkiye’de katledilen bütün kadınlar üzerine genelde aynı iftirayı atarlar” sözleri, bu yapısal kalıbı açık biçimde ortaya koymaktadır.</p>
<p>Kararın bir başka hatası, erkek şiddetinin toplumsal bağlamının tamamen göz ardı edilmesidir. Oysa dosyanın kendi anlatısı bile bu cinayetin sıradan bir kişilerarası anlaşmazlık olmadığını göstermektedir. Sanık, ilişkiyi ailesinden gizlemekte, ifşa ihtimalini varoluşsal bir tehdit olarak algılamakta ve kadını ortadan kaldırmayı çözüm olarak görmektedir. Feminist kriminoloji literatürü bu tür olayları hegemonik erkeklik ve erkeklik krizi kavramlarıyla açıklar (Connell: 2016; Messerschmidt: 2016; Messerschmidt: 2019; Sancar: 2020). Erkek, toplumsal statüsünün tehdit altında olduğunu düşündüğünde şiddete başvurabilir.</p>
<p>Bu dava üzerinden de görülmektedir ki kadın üzerindeki erkek tahakkümünün ölümcül formu kısmen sıradanlaştırılmaktadır. İnsanî perspektiften bakıldığında bu dosyada tartışılması gereken soru “Pınar Gültekin ne yaptı?” değil; “bir erkek neden bir kadının hayatı üzerinde bu kadar mutlak bir sahiplik iddiasında bulunabilmektedir ve hukuk sistemi bunu neden ceza indirimiyle karşılayabilmektedir?” sorusudur.</p>
<p>Kısacası bu karar, olguyu görmekte kısmen başarılı fakat anlamlandırmakta derin biçimde başarısızdır. Mahkeme cinayeti, planı ve delil karartmayı görmekte fakat bütün bunların üzerine yine de haksız tahrik örtüsü sererek erkek şiddetini kadın davranışıyla açıklamaya meyyal bir yorum üretmektedir. Bu nedenle kararın temel sorunu, hukuki teknikten çok, erkek egemen şiddeti yorumlama biçiminde ortaya çıkan yapısal bir zihniyet problemidir. Pınar Gültekin dosyası bu yönüyle yalnızca bir ceza davası değil, Türkiye’de kadınlara yönelik ölümcül şiddetin hukuk tarafından nasıl anlamlandırıldığına dair çarpıcı bir toplumsal metin niteliği de taşımaktadır.</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<p>Connell, R. (2016). <em>Toplumsal cinsiyet ve iktidar</em> (C. Soydemir, Çev.). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.</p>
<p>Koğacıoğlu, D. (2007). Gelenek söylemleri ve iktidarın doğallaşması: Namus cinayetleri örneği. <em>Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar</em>, (3), 92–120.</p>
<p>Messerschmidt, J. W. (2016). Masculinities and femicide. <em>Culture, Masculinities, and Femicide in Europe Conference</em>, Ljubljana.</p>
<p>Messerschmidt, J. W. (2019). <em>Hegemonik erkeklik: Formülasyon, yeniden formülasyon ve genişleme</em>. Çev. Eleştirel Erkeklik İncelemeleri İnisiyatifi. Özyeğin Üniversitesi Yayınları. İstanbul.</p>
<p>Muğla 3. Ağır Ceza Mahkemesi. (2022). Pınar Gültekin cinayeti davası gerekçeli kararı (E. 2020/230, K. 2022/214). (E.T. 04.04.2026) Erişim linki: <a href="https://im.haberturk.com/images/others/2022/06/25/2020230_Esas_pdf_220624_181935_220624_182110.pdf">https://im.haberturk.com/images/others/2022/06/25/2020230_Esas_pdf_220624_181935_220624_182110.pdf</a></p>
<p>Russell, D. E. H. (1992). <em>Femicide: The politics of woman killing</em>. New York, NY: Twayne Publishers.</p>
<p>Sancar, S. (2020). <em>Erkeklik: İmkânsız iktidar</em>. İstanbul: Metis Yayınları.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> <a href="https://im.haberturk.com/images/others/2022/06/25/2020230_Esas_pdf_220624_181935_220624_182110.pdf">https://im.haberturk.com/images/others/2022/06/25/2020230_Esas_pdf_220624_181935_220624_182110.pdf</a></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/bir-kadin-cinayetini-hak-etmek-pinar-gultekin-kararinin-hukuki-mantigi/">Bir Kadın Cinayetini “Hak Etmek”: Pınar Gültekin Kararının Hukukî Mantığı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boşanma Davalarında Arabuluculuk: Faydalar ve Zararlar</title>
		<link>https://hurfikirler.com/bosanma-davalarinda-arabuluculuk-faydalar-ve-zararlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gurur Gülce Beşe]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Mar 2026 11:57:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[qoshe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=208811</guid>

					<description><![CDATA[<p>12. Yargı Paketi Kapsamında Boşanma Davalarında Arabuluculuk: Faydalar ve Zararlar Adalet Bakanı Akın Gürlek’in dikkat çektiği üzere, Türkiye’de aile hukukuna ilişkin önemli sorunlardan biri, çekişmeli boşanma davalarının oldukça uzun sürmesidir. 12. Yargı Paketi kapsamında bu soruna çözüm olarak arabuluculuk mekanizması gündeme getirilmektedir. Bu düzenlemeyle, tarafların boşanma konusunda mutabık olduklarını beyan etmeleri halinde, evlilik birliğinin arabuluculuk [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/bosanma-davalarinda-arabuluculuk-faydalar-ve-zararlar/">Boşanma Davalarında Arabuluculuk: Faydalar ve Zararlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>12. Yargı Paketi Kapsamında Boşanma Davalarında Arabuluculuk: Faydalar ve Zararlar </strong></p>
<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek’in dikkat çektiği üzere, Türkiye’de aile hukukuna ilişkin önemli sorunlardan biri, çekişmeli boşanma davalarının oldukça uzun sürmesidir. 12. Yargı Paketi kapsamında bu soruna çözüm olarak arabuluculuk mekanizması gündeme getirilmektedir. Bu düzenlemeyle, tarafların boşanma konusunda mutabık olduklarını beyan etmeleri halinde, evlilik birliğinin arabuluculuk süreci sonunda hızlı biçimde sona ermesi, buna karşılık nafaka, velayet, maddi ve manevi tazminat gibi boşanma sonuçlarının yargılama sürecinde ayrıca görüşülmeye devam etmesi öngörülmektedir.</p>
<p>Türkiye’de çekişmeli boşanma davalarının yıllarca sürmesi, tarafların fiilen sona ermiş bir münasebet içinde hukuken evli kalmaya devam etmeleri anlamına gelmekte ve bu bireyin hayatını yeniden kurma özgürlüğünü tahdit etmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi uyarınca, herkesin, medeni hak ve mükellefiyetlerine ilişkin uyuşmazlıkların makul bir süre içinde karara bağlanmasını talep etme hakkına sahip olmasından neşet eden ve liberal hukuk düşüncesinde bireyin devlet karşısındaki özgürlük sahasının muhafazasının mühim bir unsuru olarak telakki edilen “makul sürede yargılanma” hakkı (Hayek, 1960) çerçevesinde de değerlendirilebilecek bu çözüm önerisi, ilk bakışta makul ve işlevsel bir reform gibi görünse de, çeşitli açılardan birtakım mahzurları bünyesinde barındırmaktadır. Başka bir deyişle, boşanma davalarının makul sürede sonuçlanması ve yargılamanın etkin biçimde yürütülmesi anlamına gelen bu reform önerisi, usule ilişkin adaleti güçlendirmeyi amaçlarken, esasa ilişkin adalet bakımından yeni sorunlar doğurma potansiyeline sahip görünmektedir.</p>
<p>Muhtemel sorunlar arasındaki ilk dikkat çeken, boşanmanın erken kesinleşmesi ile evlilikten doğan yükümlülüklerin sona ermesi arasındaki ilişkidir. Bu ilişki bilhassa sadakat yükümlülüğü ve kusur rejimi bakımından ehemmiyet arz etmektedir. TMK 185. Madde, eşlerin evlilik birliği devam ettiği sürece birbirlerine sadık kalmakla yükümlü olduğunu bildirdiğinden, Yargıtay’ın klasik yaklaşımına göre, boşanma davasının açılması sadakat yükümlülüğünü ortadan kaldırmamaktadır<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> ve dava sürerken taraflardan birinin başka bir ilişki yaşaması kusur sayılmaktadır. Kusur tespiti boşanmanın yalnızca ahlaki cephesine değil, iktisadi cephesine de tesir ettiğinden (Dural, Öğüz &amp; Gümüş, 2020), arabuluculuk yoluyla boşanmanın erkenden kesinleşmesi, usulde yarar fakat esasta zarar üretebilmektedir. Türk hukukunda maddi ve manevi tazminat talepleri tarafların kusur oranlarına göre takdir edilmektedir. Arabuluculuk yoluyla boşanma erken kesinleştiğinde evlilik içi sadakat mükellefiyetinin ihlali olarak telakki edilemeyecek davranışlar kusur tetkikinin haricinde kalabilmekte; böylece usuli bir hızlandırma, esasa ilişkin sorumluluk rejiminin uygulanma alanını daraltabilmektedir.</p>
<p>Arabuluculuk yoluyla boşanmanın erken kesinleşmesinin yaratabileceği bir diğer sorun ekonomik koruma mekanizmalarının zamanlamasıyla ilgilidir. Önerilen modelde her ne kadar boşanma erken bir tarihte vuku bulacak olsa da nafaka ve benzeri taleplerin ayrı bir yargılama sürecinde karara bağlanması gerekliliği, aile mahkemelerindeki davaların birkaç yıl sürebildiği gerçeğiyle birleştiğinde, bir eşitsizliği derinleştirebilmektedir. Evlilik birliğinin sona ermesiyle birlikte eşler arasındaki dayanışma yükümlülüğü de hukuken ortadan kalkacaktır. Bu süreçte nafaka veya benzeri ekonomik koruma araçları henüz karara bağlanmamış olacağından, ekonomik açıdan kırılgan konumda bulunan tarafın dezavantajlı konumunun, bir süre daha herhangi bir koruma mekanizmasından yararlanamayacağı için, pekişeceği ifade edilebilir.</p>
<p>Boşanma sürecinde nafaka ve tazminat taleplerinin ayrı bir dava konusu haline gelmesi gerektiğini öngören reform, müracaat eden taraf üzerinde yeni bir yargılama külfeti yaratabilmektedir. Nafaka ve tazminat taleplerinin ayrı bir dava kapsamında ileri sürülmesi, müracaat eden tarafın dava harçları, avukatlık ücretleri ve diğer yargılama giderlerinden sorumlu tutulması yüzünden, ekonomik olarak daha zayıf konumda bulunan başvurucunun yargı yoluna müracaat iradesini zayıflatma riski taşımakta ve böylece bir adalete erişim sorunu doğurabilmektedir.</p>
<p>Boşanmanın erken kesinleşmesi mal rejimi ve miras hukuku bakımından da bir güçlüğe neden olabilmektedir. Arabuluculuk yoluyla boşanan tarafların henüz mal rejimi tasfiyesi veya tazminat davaları sonuçlanmamış olacağından, yeni bir evlilik birliği kurmaları durumunda eski evliliğe ilişkin malvarlığı talepleri ile yeni evlilikten doğan hukuki ilişkiler iç içe geçebilir. Bu durum bilhassa miras hukuku bakımından eski ve yeni evlilikteki tarafların aynı malvarlığı üzerinde hak iddia etmelerinden kaynaklanan karmaşıklıklar doğabileceğine işaret etmektedir.</p>
<p>Bütün bu sorunlar özellikle bakım emeği meselesi dikkate alındığında daha görünür hale gelmektedir. Türkiye’de ev içi bakım işi büyük ölçüde kadınlar tarafından üstlenilmektedir.  TÜİK (2023) verilerine göre ev içi işgücüne katılım oranı erkeklerde %71,2 iken kadınlarda %35,8’dir. Boşanma sonrası ekonomik durum üzerine yapılan çalışmalar da yoksulluk seviyesinin yükseldiğini göstermektedir (Acar &amp; Ayata, 2010; Kızılgöl, 2012). Bu iki gerçeklik arasındaki ilişki, evlilik içindeki bakım emeğinin iktisadi bir karşılığa tahvil edilememesi dolayısıyla boşanma sonrasında maddi bir teminat doğurmamasından kaynaklanmaktadır (Fineman, 2004). Nafaka ve tazminat gibi usuli mekanizmalar ekonomik boyutları olması yanında şiddetle de ilişkilidir. Kadınların ihtiyaç duyduğu nafaka ve ekonomik destek mekanizmaları yalnızca mali düzenlemeler bakımından değil, şiddet içeren ilişkilerden güvenli biçimde ayrılabilmek bakımından da önem arz etmektedir (Fineman, 2004; Stark, 2007). Boşanmanın arabuluculuk yoluyla erken tarihte kesinleşmesi ve nafaka ve benzeri destek mekanizmalarının gecikmesi ya da fiilen erişilemez hale gelmesi, halihazırda dezavantajlı konumda olan taraf boşanma kararını erteleyebileceğinden, ekonomik bağımlılığın sürmesine yol açabilmekte ve özellikle şiddet içeren ilişkilerden güvenli biçimde ayrılma kapasitesini zayıflatabilmektedir. Bu da fiziksel şiddet sürekliliğinde cinayet bağlamında tartışılan yapısal riskleri derinleştiren bir sonuca kadar varabilmektedir (Campbell et al., 2003).</p>
<p>Özetle, her ne kadar çekişmeli boşanma davalarının uzun sürmesine ilişkin sorun üzerine düşünülen reform, davaların hızlandırılmasıyla usule ilişkin adalet açısından önemli bir iyileşme temin edebilirse de hukuki düzenlemelerin yalnızca hız üzerinden değerlendirilmesi eksik bir yaklaşımdır. Bu, kusur rejimini daraltması, nafaka gibi ekonomik koruma mekanizmalarının uygulanmasını geciktirmesi ve taraflar açısından yeni usûlî yükler doğurması bakımından esasa ilişkin adalet bakımından yeni sorunlar yaratabilmektedir. Nitekim, Okin’in de (1989) işaret ettiği üzere, aile kurumu toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yeniden üretildiği başlıca alanlardan biridir ve bu nedenle adalet teorisinin aile içindeki güç ilişkilerini de dikkate alması gerekmektedir.</p>
[1] İlgili yaklaşım için şunlara bkz.: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2015/1895, K. 2015/15882 ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2020/2-367, K. 2022/1497.</p>
<p>Kaynaklar:</p>
<p>Acar, F., &amp; Ayata, A. G. (2010). Gender and politics in Turkey. <em>International Feminist Journal of Politics, 12</em>(3-4), 382-400.</p>
<p>Campbell, J. C., Webster, D., Koziol-McLain, J., et al. (2003). Risk factors for femicide in abusive relationships: Results from a multisite case control study. <em>American Journal of Public Health, 93</em>(7), 1089-1097.</p>
<p>Dural, M., Öğüz, T., &amp; Gümüş, M. A. (2020). <em>Türk özel hukuku: Aile hukuku</em> (Cilt III). Filiz Kitabevi.</p>
<p>European Convention on Human Rights. (1950). <em>European Convention on Human Rights</em>. Council of Europe. https://www.echr.coe.int/documents/d/echr/convention_ENG</p>
<p>Fineman, M. A. (2004). <em>The autonomy myth: A theory of dependency</em>. The New Press.</p>
<p>Hayek, F. A. (1960). <em>The Constitution of Liberty</em>. University of Chicago Press.</p>
<p>Kızılgöl, Ö. A. (2012). Türkiye’de kadın yoksulluğu. <em>Çalışma ve Toplum, 34</em>(3), 187-212.</p>
<p>Okin, S. M. (1989). <em>Justice, gender and the family</em>. Basic Books.</p>
<p>Stark, E. (2007). <em>Coercive control: How men entrap women in personal life</em>. Oxford University Press.</p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu. (2023). <em>İşgücü istatistikleri</em>. https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/53521</p>
<p>Yargıtay 2. Hukuk Dairesi. (2015). <em>E. 2015/1895, K. 2015/15882</em>. <a href="https://kazanci.com.tr/gunluk/2hd-2015-1895.htm?utm_source=chatgpt.com">https://kazanci.com.tr/gunluk/2hd-2015-1895.htm</a></p>
<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu. (2022). <em>E. 2020/2-367, K. 2022/1497</em>. <a href="https://karamercanhukuk.com/yargitay-karari/bosanma-davasinin-acilmis-olmasi-eslerin-birbirlerine-karsi-olan-sadakat-yukumlulugunu-ortadan-kaldirmaz?utm_source=chatgpt.com">https://karamercanhukuk.com/yargitay-karari/bosanma-davasinin-acilmis-olmasi-eslerin-birbirlerine-karsi-olan-sadakat-yukumlulugunu-ortadan-kaldirmaz</a></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> İlgili yaklaşım için şunlara bkz.: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2015/1895, K. 2015/15882 ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2020/2-367, K. 2022/1497.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/bosanma-davalarinda-arabuluculuk-faydalar-ve-zararlar/">Boşanma Davalarında Arabuluculuk: Faydalar ve Zararlar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
