<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Gülay Göktürk, Hür Fikirler sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hurfikirler.com/author/gulaygokturk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hurfikirler.com</link>
	<description>..: Hür Fikirler :..</description>
	<lastBuildDate>Tue, 12 Jan 2016 05:37:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.2</generator>
	<item>
		<title>AYM’den AİHM’e cevap</title>
		<link>https://hurfikirler.com/aymden-aihme-cevap/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülay Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Jan 2016 05:37:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/aymden-aihme-cevap/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Olayı takip etmişsinizdir; geçtiğimiz yılın son günlerinde Diyarbakır ve Silvan barolarına kayıtlı bazı avukatlar, sokağa çıkma yasağından kişisel olarak mağdur olduklarını iddia eden müvekkilleri adına Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuşlardı. Başvurulardan bazıları AYM tarafından incelendi ve reddedildi. Bunun üzerine, avukatlar bu dosyaları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıdılar. AİHM de geçtiğimiz günlerde bu dosyalarla ilgili Türkiye’den [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/aymden-aihme-cevap/">AYM’den AİHM’e cevap</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Olayı takip etmişsinizdir; geçtiğimiz yılın son günlerinde Diyarbakır ve Silvan barolarına kayıtlı bazı avukatlar, sokağa çıkma yasağından kişisel olarak mağdur olduklarını iddia eden müvekkilleri adına Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuşlardı.</p>
<p>Başvurulardan bazıları AYM tarafından incelendi ve reddedildi. Bunun üzerine, avukatlar bu dosyaları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıdılar. AİHM de geçtiğimiz günlerde bu dosyalarla ilgili Türkiye’den savunma istedi.<br />
Yapılan başvurularla ilgili olarak şikâyetçi olunan devletten savunma istenmesi AİHM’in rutin bir uygulaması&#8230; Ama bütün sermayesi algı operasyonu olan çevreler konuyu öyle aksettirmediler kamuoyuna. Bazı basın yayın organlarında sokağa çıkma yasaklarının AİHM tarafından kaldırıldığına ya da artık başvuruların Anayasa Mahkemesi yerine doğrudan AİHM’e yapılabileceğine dair haberler yer aldı.<br />
Her neyse, sonunda Adalet Bakanlığı AİHM’nin beklediği cevabi dosyayı gönderdi. Bu dosyada hem sokağa çıkma yasağının bizim iç hukukumuz açısından dayanağının ne olduğu açıklanıyor; hem de tek tek kişisel başvurularda öne sürülen şikâyetler ele alınıp söz konusu başvuruların neden reddedildiği izah ediliyor.<br />
Bu vesileyle biz de kişisel başvuruların gerekçelerini ve AYM’nin neden reddettiğini öğrenmiş oluyoruz.<br />
Mesela, bir başvurucu şikâyetinde Sur’da yaşadığını, evde iki aylık bebek bulunduğunu, sokağa çıkma yasağı nedeniyle bebeğin aşı ve kontrollerinin yapılamadığını belirterek mağdur olduğunu söylüyor. Anayasa Mahkemesi konuyla ilgili Sur Kaymakamlığı’ndan bilgi istiyor. Sur Kaymakamlığı başvurucu ile görüşüyor ve anlaşılıyor ki, şikâyeti yapan kişi 11 Aralık tarihinde yasak ilan edilen bölgeden ailesiyle birlikte ayrılmış. Ayrıca bebek kendisinin değil, kardeşininmiş ve zaten bebeğin aşıları da zamanında yapılmış ve eksiksizmiş.<br />
Bir başkası, Cizre’de açılan ateş sonucu kolundan yaralandığını, sağlık hizmetlerine erişememesi nedeniyle sol kolunun kesildiğini söylüyor. Oysa Şırnak Valiliğince sunulan bilgi ve belgelerden, başvurucunun halen Şırnak Devlet Hastanesi’nde tedavi altında olduğu, yakında taburcu edileceği, hastanenin bulunduğu bölgede sokağa çıkma yasağı uygulanmadığı ve ayrıca başvurucunun başka bir sağlık kuruluşuna sevk edilmesi yönünde talebinin olmadığı ortaya çıkıyor.<br />
Bir grup başvurucu da, sağlık hizmetlerine erişemediklerini, temel ihtiyaçlarının karşılanmadığını, aileleriyle iletişim kuramadıklarını ileri sürüyorlar. Durum Şırnak Valiliği’nden soruluyor. Valilik, yardım talebi ile 112 Acil Yardım ya da 155 Polis İmdat hatlarını arayan herkese gerekli yardımın yapıldığını ancak yapılan incelemede söz konusu kişilerin bu hatları aramadıklarının anlaşıldığını bildiriyor. Valilik ayrıca yasaklar süresince her türlü telefonla iletişim imkânlarının bulunduğunu, dolayısıyla aileleriyle iletişim kurmalarının mümkün olduğunu da ekliyor.<br />
Cizre’de yaşayan bir başka başvurucu, sokağa çıkma yasağı nedeniyle Şırnak’ta bulunan yirmi günlük bebeğinin yanına gidemediğini ileri sürüyor. Şırnak Valiliği, o kişinin de 112 Acil Yardım Hattı ve 155 Polis İmdat Hattı’nı araması halinde gerekli yardımın yapılacağını ama böyle bir arama yapılmadığını belirtiyor.<br />
Bir başka başvuruda şikâyetçiler 23 Aralık’ta Sur’da hayatını kaybeden iki yakınlarının cenazesini sokağa çıkma yasağı nedeniyle alamadıklarını, cenazelerin Kurşuncu Camii’nin avlusunda kaldığını ileri sürüyorlar. Ne var ki Diyarbakır Valiliği AYM’ye gönderdiği cevapta o tarihte Kurşunlu Camii’nin avlusunda cenaze olmadığını söylüyor ve belgelemek üzere üç tane de fotoğraf gönderiyor. Ayrıca yapılan araştırmada başvurucuların yakınlarının silahlı çatışmalar sırasında hayatlarını kaybettiğine dair iddia da doğrulanamıyor. Zaten başlangıçta cenazelerin cami avlusunda kaldığını iddia eden başvurucular da, daha sonra yakınlarını henüz teşhis edemediklerini, ölüm olayını basında ve sosyal medyada yer alan haberlere dayandırdıklarını söylüyorlar.<br />
İşte AYM’nin reddettiği kişisel başvurular bunlar&#8230;<br />
Bakalım AİHM, bu şikâyetlerin neden reddedildiğini ayrıntılarıyla açıklayan cevap dosyasını okuduktan sonra nasıl bir yol izleyecek.<br />
Bekleyip göreceğiz.</p>
<p><em>Akşam, 12.01.2016</em></p>
<p>http://www.aksam.com.tr/yazarlar/gulay-gokturk/aymden-aihme-cevap/haber-480027</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/aymden-aihme-cevap/">AYM’den AİHM’e cevap</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkanlık bu pespayeliği de ‘düzeltir’ mi?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/baskanlik-bu-pespayeligi-de-duzeltir-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülay Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Jan 2016 05:40:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/baskanlik-bu-pespayeligi-de-duzeltir-mi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>En iyi malı bile şarlatan bir pazarlamacının eline verdiğiniz zaman vitrinde kalmaya mahkûm etmiş olursunuz. Son zamanda bazı şarlatanlar başkanlık sistemini her derde deva bir kocakarı ilacı gibi prezante etmeye koyuldular. Kürt meselemiz mi var? Ancak başkanlık sistemi çözer&#8230; Orta gelir tuzağına mı düştük, büyüme rakamları patinaj mı yapıyor? Başkanlık sistemi gelince çözülür. Paralel yapıyı [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/baskanlik-bu-pespayeligi-de-duzeltir-mi/">Başkanlık bu pespayeliği de ‘düzeltir’ mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>En iyi malı bile şarlatan bir pazarlamacının eline verdiğiniz zaman vitrinde kalmaya mahkûm etmiş olursunuz.</p>
<p>Son zamanda bazı şarlatanlar başkanlık sistemini her derde deva bir kocakarı ilacı gibi prezante etmeye koyuldular.</p>
<p>Kürt meselemiz mi var? Ancak başkanlık sistemi çözer&#8230;<br />
Orta gelir tuzağına mı düştük, büyüme rakamları patinaj mı yapıyor? Başkanlık sistemi gelince çözülür.<br />
Paralel yapıyı tasfiye etmemiz mi gerekiyor? Onu da başkanlık sistemi çözer.<br />
Dış politikada sıkışıklık mı yaşıyoruz? Hele bir başkanlık sistemi gelsin, bakın nasıl çözer&#8230;</p>
<p>İşin acayip tarafı, bu söylemi tutturanların başkanlık sistemiyle sözünü ettikleri sorunların ne alakası olduğu; başkanlık sisteminin bu sorunları hangi özelliği sayesinde çözeceği ya da bu sorunların parlamenter sistemin hangi özelliğinden kaynaklandığı hakkında tek laf etme gereği duymamaları&#8230; Tabii o zaman yaptıkları kof propaganda da kendilerinden başka kimse üzerinde etkili olmuyor. Ama zaten onların dertleri de toplumu etkilemek değil, sadece bazı kişileri etkilemek&#8230;</p>
<p>Kariyerlerini sağlama almayı başkanlık savunusunda bütün rakiplerini geride bırakarak en öne geçmeye bağladıkları için, o bazılarına en “inanmış”, en sadık ve en yılmaz savunucu olduklarını gösterebilirlerse amaç da hasıl olmuş olacak.<br />
Etyen Mahçupyan “Başkanlık ekonomiyi de düzeltir mi?” başlıklı son yazısında gittikçe azıtan bu trendi eleştirme “küstahlığını” gösterdi ya, işte onlardan biri hemen havaya zıpladı. Türkiye’nin en saygın yazarlarından birine “yüzsüz” “sızdırılmış” “küresel sermayenin beslemesi” gibi ifadelerle saldırdı. Sadece Mahçupyan’a saldırmakla kalmadı, ısrarla daha başka “sızdırılmışlar” olduğunun da altını çizerek birilerine de aba altından sopa gösterdi.</p>
<p>Böyle kişiler hep vardı, hep de var olacaklar&#8230; AK Parti içinde de varlar, başka partilerin içinde de&#8230;</p>
<p>Eğer önemli bir titr taşımasaydı, sütunuma hiçbir şekilde sızamazdı ama ne yazık ki adının başında gülle gibi bir titr taşıyor ve bu durum hem AK Parti’nin itibarı, hem de başkanlık sistemi tartışmalarının selameti açısından ciddi tehdit oluşturuyor.</p>
<p>Düşünün ki, bu saldırı AK Parti’nin başkanlık sistemi tartışmasını en geniş kitlelere yaygınlaştırmak için bir atak başlattığı günlerde yapılıyor.</p>
<p>Bir yandan Sayın Cumhurbaşkanı, bir yandan Sayın Başbakan yüz binleri kapsayan arama konferansları yapmaya hazırlandıklarını söyler ve herkesi açık tartışmaya çağırırken öte yanda taşıdığı titr nedeniyle bağlayıcı konumda olan biri, yaptığı şey sadece bu çağrıya katılmak olan birine en ağır suçlamalarla saldırıyor.</p>
<p>İyi de, hani tartışacaktık?</p>
<p>İnsanlara “tartışın” diyorsak, onlardan daha ilk cümlede “küresel sermayenin beslemesi” suçlamasıyla karşılaşmaya göğüs germelerini bekleyebilir miyiz?</p>
<p>Mahçupyan için sorun yok; o böyle şeylere pabuç bırakmaz. Ama bu McCarthy’ci üslubun söyleyecek sözü olan başkaları üzerinde yaratacağı etkinin de düşünülmesi gerekir. Tartışma platformu daha henüz açılmışken zehirlenmesine, eleştirinin kriminalize edilmesine izin vermemek gerekir. Defalarca yazdım, ama bir kere daha altını çizeyim: Başkanlık sistemi pekâlâ parlamenter sistemden daha iyi bir sistem olabilir. Ama bu, nasıl bir model olduğuna bağlıdır&#8230; Ben kendi payıma, bu sistemin &#8211; eğer çıkabilecekse &#8211; iyi bir modelle çıkması için elimden geleni yapacak,<br />
aklıma takılan her soruyu soracak, her eleştirimi ortaya koyacağım. Herkese de bu tip göz korkutmalara gülüp geçmelerini salık veririm.</p>
<p><em>Akşam, 09.01.2016</em></p>
<p>http://www.aksam.com.tr/yazarlar/gulay-gokturk/baskanlik-bu-pespayeligi-de-duzeltir-mi/haber-479216</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/baskanlik-bu-pespayeligi-de-duzeltir-mi/">Başkanlık bu pespayeliği de ‘düzeltir’ mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dokunulsun mu, dokunulmasın mı?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/dokunulsun-mu-dokunulmasin-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülay Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Jan 2016 05:26:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/dokunulsun-mu-dokunulmasin-mi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gerçek şu ki, ister bizim yasalarımız ve anayasamız açısından bakın, ister AB Venedik Kriterleri açısından, eğer şimdiye kadar hukuku öne alan bir bakış açısıyla bakılmış olsaydı, HDP’nin çoktan kapatılmış olması gerekirdi. Yine, hukuk bu kadar siyasallaşmamış olsaydı, HDP’nin birçok milletvekilinin dokunulmazlığı da çoktan kaldırılmış olurdu. Mesela, sadece 6-8 Ekim Kobani olaylarındaki çağrı bile, Demirtaş’ın dokunulmazlığının [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/dokunulsun-mu-dokunulmasin-mi/">Dokunulsun mu, dokunulmasın mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gerçek şu ki, ister bizim yasalarımız ve anayasamız açısından bakın, ister AB Venedik Kriterleri açısından, eğer şimdiye kadar hukuku öne alan bir bakış açısıyla bakılmış olsaydı, HDP’nin çoktan kapatılmış olması gerekirdi.</p>
<p>Yine, hukuk bu kadar siyasallaşmamış olsaydı, HDP’nin birçok milletvekilinin dokunulmazlığı da çoktan kaldırılmış olurdu.<br />
Mesela, sadece 6-8 Ekim Kobani olaylarındaki çağrı bile, Demirtaş’ın dokunulmazlığının kaldırılması ve söz konusu çağrıdan dolayı yargılanması için yeterdi. Ondan sonra yapılan düzinelerce açıklamayı ve teröre fiili destek anlamına gelen eylemleri saymıyorum.<br />
HDP şimdiye kadar kapatılmadıysa, ya da birçok HDP milletvekilinin dokunulmazlığı kaldırılmadıysa, bu hukukun siyasallaşması ya da şöyle diyelim, yargının siyasi mülahazalarla davranması nedeniyle olmadı. Tabii yargı bu siyasi mülahazaları tek başına yapmıyordu. Siyaset- toplum ve yargı arasında gerçekleşen sessiz bir konsensüstü söz konusu olan&#8230; Herkes terörü bitirmeye ve barışı sağlamaya o kadar arzuluydu ki, ona bu kadar yaklaştığımız bir dönemde yasaları “motamot” uygulamanın siyaseten sürece çok zarar vereceği endişesiyle hukukun geçici olarak işletilmemesi noktasında suç ortaklığı yaptı. Yasaların açık ihlalini görmezden gelmeyi, gördüğümüz yerde başımızı çevirmeyi tercih etti. Tıpkı, aynı gerekçelerle, çözüm süreci boyunca Güneydoğu’da PKK’nın silah depoladığının, silahlı milis güçleri oluşturduğunun, bu güçlerle halka baskı yaptığının, kendi mahkemelerini kurduğunun, vergi adı altında zorla para topladığının görmezden-bilmezden gelinmesi gibi&#8230; Hiç kuşkusuz niyet iyiydi. Ama iyi niyet, kötü niyetlileri durduramadı. Sonuçta, işler artık çığırından çıkıp görmezden gelinemeyecek noktaya vardığında çok geç kaldığımızı anladık.<br />
Aynı şekilde, HDP’ye gösterilen aşırı toleransın ve bu uğurda yasaları askıya almanın ne çözüm sürecini korumayı ne de bu partiyi meşru parlamenter sistem içinde tutmayı sağlamadığını da tecrübemizle gördük.<br />
Bu tecrübenin bize bir şeyi öğretmiş olması gerekir: İlkeli olmak önemlidir. İlke dediğimiz şey tesadüfen ortaya çıkmamış, yüzyılların pratiği içinden süzüle süzüle gelerek oluşmuştur. Yani ilkeler esas olarak “ahlaki doğruculuk” amacıyla değil; pratik fayda açısından “keşfedilmiştir”! Dolayısıyla, eğer bu yaşadıklarımızdan bir ders çıkaracaksak, hiç değilse bundan sonrasında ilkeli davranmamız ve şu anda yürümekte olan dokunulmazlık tartışmasını hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde yürütmemiz gerekir. Açıkçası, şu anda bütün AK Parti sözcülerinin döne döne ifade ettikleri “parti kapatılmasına her şart altında karşı olma” sözlerinin de önü &#8211; arkası fazla düşünülmeden söylenmiş sözler olduğu kanaatindeyim. Bir an için şöyle bir tabloyla karşı karşıya olduğunuzu düşünün: Karşınızdaki partinin bazı mensupları şiddeti övmekle, desteklemekle ya da terör örgütüyle organik ilişki kurmakla yetinmiyor; bizzat partinin en üst organları aynı tutumu alıyor. Mesela, partinin kurultayından terör örgütünün giriştiği silahlı kalkışma eylemlerine destek kararı çıkıyor. Yani parti tüzel kişilik olarak terör örgütüne destek verdiğini deklare ediyor. Bu durumda ne yapacaksınız? Bütün kurultay delegelerini yargılayacak ama partiye dokunmayacak mısınız? Bugün için farazi bir tartışma olan parti kapatılma meselesini bir yana bırakıp bugün gündemimizde olan dokunulmazlık konusuna dönersek&#8230;<br />
Şu anda bazı arkadaşların yine birtakım siyasi mülahazalarla dokunulmazlıkların kaldırılmasına karşı çıktığını okuyorum. “Eğer bir grup milletvekilinin dokunulmazlıkları kaldırılırsa bütün HDP grubu parlamentoyu terk edip Güneydoğu’da kendi meclislerini kurabilirler” tarzı endişeler dile getiriliyor. Doğrudur, ben de öyle yapacaklarını düşünüyorum. Ama yakın geçmiş bize korkunun ecele faydası olmadığını göstermedi mi? HDP’li milletvekillerinin bunca yasa ihlaline rağmen “dokunulamadıklarını” görmelerinin onları daha da küstahlaştıracağını, ihlallerin iyice çığırından çıkacağını göremiyor muyuz? Türkiye’yi hukukun ne zaman işleyip ne zaman askıya alınacağının belli olmadığı bir ülke haline getirmenin verdiği büyük zarar da cabası&#8230;</p>
<p><em>Akşam, 07.01.2016</em></p>
<p>http://www.aksam.com.tr/yazarlar/gulay-gokturk/dokunulsun-mu-dokunulmasin-mi/haber-478615</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/dokunulsun-mu-dokunulmasin-mi/">Dokunulsun mu, dokunulmasın mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gerçek tartışma başlayabilirse</title>
		<link>https://hurfikirler.com/gercek-tartisma-baslayabilirse/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülay Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Jan 2016 05:34:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/gercek-tartisma-baslayabilirse/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazıyı Davutoğlu-Bahçeli görüşmesi bitmeden gazeteye yollamak zorundayım. Ama toplantıdan çıkacak sonuçları üç aşağı beş yukarı tahmin etmek zor olmadığı için bunun bir sakınca doğuracağını zannetmiyorum. MHP toplantı öncesinde yaptığı açıklamada aynen CHP gibi, izlenecek yöntem olarak uzlaşma komisyonunun tıpkı eskisi gibi bütün partilerden eşit üye ile oluşmasını ve oybirliğiyle karar almasını şart koştu. Bu [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/gercek-tartisma-baslayabilirse/">Gerçek tartışma başlayabilirse</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazıyı Davutoğlu-Bahçeli görüşmesi bitmeden gazeteye yollamak zorundayım. Ama toplantıdan çıkacak sonuçları üç aşağı beş yukarı tahmin etmek zor olmadığı için bunun bir sakınca doğuracağını zannetmiyorum.</p>
<p>MHP toplantı öncesinde yaptığı açıklamada aynen CHP gibi, izlenecek yöntem olarak uzlaşma komisyonunun tıpkı eskisi gibi bütün partilerden eşit üye ile oluşmasını ve oybirliğiyle karar almasını şart koştu.<br />
Bu komisyonla ilgili görüşümü geçen yazımda yazdım. Yeniden özetleyecek olursam, böyle bir komisyon hem demokratik değildir, hem de sonuç alması mümkün değildir.<br />
Demokratik değildir, çünkü anayasa yapmak gibi en ciddi konuda bütün partileri eşitlemek yani anayasa yapımı konusunda eşit yetkili kılmak, sandıktan çıkan iradeyi “tashih” etmek anlamı taşır. Eğer siz anayasa yapmak gibi en önemli yasama görevinde bütün partilere eşit oy hakkı verecekseniz, bütün yasaların çıkarılması için de pekâlâ verebilirsiniz. O zaman seçimi niye yaptınız? Bölerdiniz 550’yi 4’e, her parti kendi içinden 137 milletvekili çıkarırdı, aynı hesaba gelirdi!<br />
Sonuç alması mümkün değildir, çünkü hiçbir ülkenin parlamentosundan bütün partilerin oybirliği içinde sıfırdan yeni bir anayasa yapabildiği görülmemiştir. Şu an parlamentodaki dört partinin oybirliğiyle geçirebilecekleri konular ancak detay konular olabilir; nitekim iki yıllık çalışma sonucu ortaya çıkan 60 madde de böyledir.<br />
Sonuç olarak ben bu turların nafile turlar olduğunu, komisyon çalışmaları için tanınan süre bitene kadarki zamanın kaybedileceğini; asıl anayasa çalışmalarının ise bu süre dolduktan sonra başlayacağını düşünüyorum.<br />
Anladığım kadarıyla AK Parti bu kayıp zamanı başkanlık sistemine geçiş için kamuoyu oluşturma zamanı olarak değerlendirmek niyetinde. Eğer kendi tezini topluma iyi anlatabilirse, CHP ve MHP tabanlarını da bir ölçüde etkileyebileceğini ve parti tabanından yukarıya doğru bir baskı oluşturarak CHP ve MHP yönetimlerinin uzlaşmaz tutumlarını kırabileceğini; en azından partili cumhurbaşkanlığı noktasında pazarlığa oturtabileceğini düşünüyor.<br />
Ki, bence de doğru bir yöntem&#8230;<br />
Özellikle iletişim imkânlarının aşırı geliştiği günümüz dünyasında parlamento dışı güçler o kadar etkili ki, siyasetin pek azı meclislerde yapılıyor. Hatta bütün büyük meselelerin önce parlamento dışında pişirildiğini söyleyebiliriz. Önemli konular ancak STK’ların, medyanın, akademinin, yüksek bürokrasinin, kanaat önderlerinin ve siyasi parti lider kadrolarının aktif katıldığı ve geniş kamuoyu önünde cereyan eden yaygın tartışmalarla olgunlaşıp belli fikirler ağırlık kazandıktan sonra parlamentoya gelirse parlamentolar çözüm üretebilir hale geliyor.<br />
Burada en önemli mesele, AK Parti’nin nasıl bir başkanlık modeliyle kamuoyu önüne çıkacağı&#8230; En büyük merak konusu da bu&#8230; Eğer AK Parti söylem düzeyinde savunduğu gibi, kuvvetler ayrılığını tahkim eden, kontrol ve denge mekanizmalarının iyi işlediği bir modelle ortaya çıkabilirse ve bu modelini iyi anlatabilirse, Başkanlık sistemine karşı çıkışını “diktatörlük- tek adam yönetimi” diye birkaç klişeye indirgemiş olan muhalefet partilerini gerçekten çok zor durumda bırakabilir.<br />
Unutmayalım ki, içinden geçtiğimiz zor şartlar; uluslararası kuşatılmışlık hali, Ortadoğu’nun gün geçtikçe daha çok karışması ve PKK saldırılarının ülkenin bir bölümünü kan gölüne çevirmesi toplumda güvenlik ihtiyacını; istikrarlı yönetim ve güçlü liderlik talebini yükseltiyor. Buna paralel olarak başkanlık sistemine olan toplumsal desteğin de yükseldiğini görüyoruz.<br />
Şimdi bütün mesele, AK Parti’nin bu desteği istismar etmeden; tam tersine mevcut endişeleri de giderecek bir modeli tartışmaya açması&#8230;<br />
Bu tartışma çok şeyi değiştirebilir. Toplumda belli bir uzlaşma sağlanabilirse, özellikle toplum nezdinde güven ve itibar sahibi, her hangi bir partiye angaje olmadığı bilinen isimler kazanılabilirse, varılan konsensüs dalga dalga Meclis’i de etkisi altına alabilir ve muhalefet partilerinin uzlaşmaz tutumunu yumuşatabilir.<br />
Bu arada, şu anda kurulan o acayip komisyonun görev süresi de bitmiş olursa, işte o zaman Davutoğlu da kolları sıvayıp tek tek partilerle gerçek müzakereleri başlatabilir.</p>
<p><em>Akşam, 05.01.2016</em></p>
<p>http://www.aksam.com.tr/yazarlar/gulay-gokturk/gercek-tartisma-baslayabilirse/haber-477945</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/gercek-tartisma-baslayabilirse/">Gerçek tartışma başlayabilirse</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yine aynı komisyon</title>
		<link>https://hurfikirler.com/yine-ayni-komisyon/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülay Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2016 10:36:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/yine-ayni-komisyon/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Herhangi bir konu komisyona havale edildiği anda benim için bitmiştir. Şimdiye kadar kurulan hiçbir komisyondan dişe gelir bir sonuç çıktığını görmedim çünkü. Hele hele, daha önce kurulan ve uzun aylar sonra hiçbir şey yapamayacağı görülen bir komisyonu yeniden canlandırmaya kalkmak, ipe un sermekten başka bir şey değil benim gözümde. Davutoğlu’yla Kılıçdaroğlu arasında yapılan son görüşmede [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/yine-ayni-komisyon/">Yine aynı komisyon</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Herhangi bir konu komisyona havale edildiği anda benim için bitmiştir. Şimdiye kadar kurulan hiçbir komisyondan dişe gelir bir sonuç çıktığını görmedim çünkü.</p>
<p>Hele hele, daha önce kurulan ve uzun aylar sonra hiçbir şey yapamayacağı görülen bir komisyonu yeniden canlandırmaya kalkmak, ipe un sermekten başka bir şey değil benim gözümde.<br />
Davutoğlu’yla Kılıçdaroğlu arasında yapılan son görüşmede alınan “Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nu yeniden canlandırma” kararından söz ediyorum.<br />
Haberlerde bu kez komisyonun çalışma süresinin ucunun açık olmadığı belirtiliyor. Buradan çıkan sonuç, oluşturulma ve çalışma tarzının yine aynı olacağı&#8230; Yani yine bütün partiler milletvekilleri sayısına bakılmaksızın eşit üye verecek ve yine bütün kararların oybirliğiyle alınması gerekecek.<br />
İlk komisyon kurulduğunda yani 2011 Kasım’ında “Bu komisyon kendini ne sanıyor” başlıklı bir yazı yazmış ve şöyle demiştim:<br />
“Anayasa Uzlaşma Komisyonu üyeleri oturmuşlar, nasıl bir yöntemle çalışacaklarına dair 15 maddelik bir metin çıkarmışlar. Buna göre, bütün kararlar uzlaşma komisyonunu oluşturan bütün siyasi parti temsilcilerinin oybirliğiyle alınacakmış. Bu kadarı da yetmemiş; komisyondan çıkacak metin (eğer çıkabilirse), genel kurulda yani Meclis’te de değiştirilemeyecekmiş!<br />
Ben bu kadar komik bir durum ne duydum, ne gördüm!<br />
Bu Komisyon kendini ne sanıyor? Ne cüretle kendisini Meclis’in üzerinde bir yere koyuyor? Biz seçimlerde bu komisyona mı oy verdik? Meclis üzerindeki ordu vesayetini, yargı vesayetini kaldırmak için yıllardır mücadele ettikten sonra şimdi bir de Uzlaştırma Komisyonu vesayetiyle mi uğraşacağız?<br />
Anayasanın nasıl değiştirilebileceği mevcut anayasada yazıyor. Ve orada oybirliğinden bahsedilmiyor. Anayasa değişikliği için herkesin onayı gerekseydi, anayasaya nitelikli çoğunluk diye bir madde koymanın ne anlamı kalırdı ki…”<br />
“&#8230;Her biri farklı dünya görüşlerine, ideolojik ve siyasi çizgilere sahip partiler nasıl olur da bir metin üzerinde oybirliği sağlayabilir? Böyle bir şey olsa olsa tek parti diktatörlüklerinde ya da darbe meclislerinde mümkün olabilir.<br />
Bizde olacak olan ise, uzayan müzakereler, bitip tükenmeyen kavgalardan sonra komisyonun hiçbir iş yapamadan dağılmasıdır.”<br />
Aynen öyle oldu ve döndük dolaştık, 2016 yılında aynı komisyonun yeniden canlandırılması kararı aldık!<br />
İnanılmaz gerçekten&#8230;<br />
Ben şahsen birçokları gibi Türkiye’nin bütün meselelerinin mevcut anayasa yüzünden tıkandığını, yeni bir anayasanın sihirli değnek değmişçesine bütün sorunlarımızı halledeceğini düşünenlerden değilim; ayrıca anayasaların öyle “sıfırdan” yazılmasının pek de mümkün olamayacağını; siyasi ihtiyaçlara ve siyasi ittifak imkânlarına bağlı olarak paket paket ilerlemenin daha gerçekçi olacağını düşünüyorum.<br />
Ama hem bu meseleyi bu kadar hayati görüp, hem de kendi eliyle çıkmaza sokanları da hiç anlamıyorum doğrusu&#8230;<br />
Oysa yapılması gereken ortada:<br />
AK Parti, Meclis’in ve toplumun karşısına somut bir anayasa teklifiyle gelecek. (Bu konuda elde o kadar çok hazırlık, o kadar çok malzeme var ki, böyle bir teklifin bugünden yarına ortaya konması işten bile değil) Sonra bu teklifin &#8211; uzlaşma komisyonlarında değil &#8211; siyasetçisiyle, aydınıyla, basınıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla bütün halkın katıldığı geniş bir platformda enine boyuna tartışılmasını sağlayacak. Öyle ki, parlamentodaki partiler kendi tabanları tarafından “makul olana destek verme” konusunda baskı altına alınsın. Bu arada Davutoğlu da elinde bu taslakla parti liderlerine gidecek, onlar görüşlerini en kısa zamanda belirleyip kamuoyuna açıklayacaklar. AK Parti bu eleştiriler doğrultusunda yapabileceği revizyonu yapacak; vazgeçemeyeceği noktaları da açıklayacak.<br />
Böylece Meclis’ten en az 330 oy alabilecek bir tasarının hazırlanmasının mümkün olup olmadığı kısa zamanda ortaya çıkmış olacak&#8230;<br />
Eğer 330 bulunabiliyorsa kolları sıvayıp bu işi bir an önce bitirecekler. Olmuyorsa da kaderlerine razı olup anayasa değişikliğini bir başka bahara bırakacak ve bugünkü çift başlılık halini mümkün olduğu kadar krizsiz bir şekilde yönetmeye çalışacaklar.<br />
Her halükarda, Türkiye siyaseti de artık temcit pilavına dönen şu yeni anayasa lakırdılarından kurtulacak.</p>
<p><em>Akşam, 02.01.2016</em></p>
<p>http://www.aksam.com.tr/yazarlar/gulay-gokturk/yine-ayni-komisyon/haber-477101</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/yine-ayni-komisyon/">Yine aynı komisyon</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Nişantaşı tepinirken ağlar Güneydoğu&#8217;</title>
		<link>https://hurfikirler.com/nisantasi-tepinirken-aglar-guneydogu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülay Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2015 05:15:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/nisantasi-tepinirken-aglar-guneydogu/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir gazetemiz dün bu manşetle çıktı. Amaç sadece Güneydoğu’da insanlar ölürken yılbaşı kutlaması yapmanın yakışıksız kaçacağı uyarısı yapmak olsaydı, şu aşağılayıcı “tepinirken” sözcüğü kullanılmazdı herhalde&#8230; Güneydoğu’daki dram, Nişantaşı’nın Beyaz Türklerine nefret kusmak için vesile haline getirilmezdi. Hayır, mesele Güneydoğu değil. Mesele yılbaşı&#8230; Her yılbaşı arifesinde gündeme getirilen malum “Müslüman-Batıcı” saflaşması&#8230; Yılbaşı kutlamalarını Türkiye’nin “çağdaşlaşma projesi”nin [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/nisantasi-tepinirken-aglar-guneydogu/">&#8216;Nişantaşı tepinirken ağlar Güneydoğu&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir gazetemiz dün bu manşetle çıktı.</p>
<p>Amaç sadece Güneydoğu’da insanlar ölürken yılbaşı kutlaması yapmanın yakışıksız kaçacağı uyarısı yapmak olsaydı, şu aşağılayıcı “tepinirken” sözcüğü kullanılmazdı herhalde&#8230; Güneydoğu’daki dram, Nişantaşı’nın Beyaz Türklerine nefret kusmak için vesile haline getirilmezdi.<br />
Hayır, mesele Güneydoğu değil.</p>
<p>Mesele yılbaşı&#8230;</p>
<p>Her yılbaşı arifesinde gündeme getirilen malum “Müslüman-Batıcı” saflaşması&#8230; Yılbaşı kutlamalarını Türkiye’nin “çağdaşlaşma projesi”nin bir parçası gibi görenlerle kültürel yabancılaşmanın doruk noktası olarak görenler arasındaki çelişki hep vardı ama özellikle Refah Partisi’nin büyük zafer kazandığı 1995 yerel seçimlerini izleyen yıllarda resmen siyasi bir kavga gibi yaşadık bu çelişkiyi…</p>
<p>İki farklı hayat tarzını tokuşturmaya hevesli olanlar için oldukça bereketli yıllardı o yıllar. Ne de olsa, uzun yıllardan sonra ilk defa “iktidar” olmuşlardı ve iktidar olduklarını hissetmek istiyorlardı. O yıl Sincan Belediyesi’nin yaptığı “hindi yemeyin” çağrısını hatırlasanıza… Ya da kimi Refahlı Belediye başkanlarının yaptığı “çam ağacı almayın” uyarılarını… İsa’nın doğumuyla Mekke’nin fethini; tavukla hindiyi, çam ağacıyla hurma ağacını karşı karşıya getirip bir toplumsal gerginlik yaratma hevesleri pek tutmadı şükürler olsun ki&#8230; Herkes kendince kutladı yeni yılın gelişini, ötekine de karışmadı; bu konuda sağlanmış olan sosyal mutabakat bozulmadı. Hatta 2007 yılında Kurban Bayramı’yla yılbaşının tam olarak üst üste gelmesi bile herhangi bir huzursuzluk yaratmadı kimsede. Gözünü seveyim; uyum yeteneğinin gayet yüksek olduğunu her olayda kanıtlamış olan halkım, bayram sabahı kurbanını kesip mezarlık ziyaretlerini yaptıktan sonra akşam da televizyonunun karşısına geçip göbek dansı seyrederek yeni yıla girmekte bir sakınca görmedi.</p>
<p>Halkın çoğunluğu hiçbir zaman bu tip sembol tokuşturmalarına itibar etmedi, kendi hayatı içinde kendine özgü sentezleri oluşturmayı bildi.</p>
<p>Ama bakıyoruz, 1995’in üzerinden yirmi yıl geçtikten sonra bugün hâlâ bazı yayın organları yılbaşı-içki-dans gibi semboller üzerinden Türkiye’de “medeniyetler çatışması” tablosu yaratmaya çalışıyor. Toplumun bir kesimine dışlayıcı ve nefret dolu bir dille saldırıyor.</p>
<p>Hem de bunu, AK Parti hükümetinin kucaklayıcı olmaktan, halkın bütününün hükümeti olmaktan, farklılıkları zenginlik olarak algılamaktan, Sultanbeyli ile Nişantaşı arasında köprüler kurmaktan, Yeni Türkiye’yi birlikte kurmaktan en fazla söz ettiği bir dönemde yapıyor.</p>
<p>O zaman da insan sormadan edemiyor: Acaba bu başlığı atanların kafalarındaki “Yeni Türkiye”de yılbaşında dans eden, içki içen insanların yeri yok mu? Yeni Türkiye’nin resmi ideolojisi yılbaşı kutlayanları “yerlilik” kriterine uygun bulmuyor mu?</p>
<p>Bu arada, geçen gün bir arkadaşım söyledi; Amerika’da yaşayan bazı muhafazakar Türkler yılbaşı için evlerinde hindi pişirip Amerikalı komşularına götürüyorlarmış; dostluk ve empati niyetine&#8230;</p>
<p><em>Akşam, 31.12.2015</em></p>
<p>http://www.aksam.com.tr/yazarlar/gulay-gokturk/nisantasi-tepinirken-aglar-guneydogu/haber-476643</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/nisantasi-tepinirken-aglar-guneydogu/">&#8216;Nişantaşı tepinirken ağlar Güneydoğu&#8217;</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HDP kendisini kapattırmaya çalışıyor</title>
		<link>https://hurfikirler.com/hdp-kendisini-kapattirmaya-calisiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülay Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Dec 2015 08:03:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/hdp-kendisini-kapattirmaya-calisiyor/</guid>

					<description><![CDATA[<p>7 Haziran öncesinin “barışçı-çevreci-feminist-hümanist-demokrat” HDP’sinin, üç-beş ay içinde beşinci kol faaliyeti yürüten bir terör örgütünün etkisi sınırlı bir uzantısı olduğunun ortaya çıkması bazılarına hayal kırıklığı yaşatıyor olabilir. Bana yaşatmıyor&#8230; HDP’nin sonunda bu hallere düşeceği uzun zamandır belliydi. PKK’nın Türkiye’deki çözüm sürecinin kaderini Suriye’deki kantonlaşma fırsatına ve Esad’ın kaderine endekslediği noktada bitmişti HDP’nin siyasi ömrü&#8230; PKK [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/hdp-kendisini-kapattirmaya-calisiyor/">HDP kendisini kapattırmaya çalışıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>7 Haziran öncesinin “barışçı-çevreci-feminist-hümanist-demokrat” HDP’sinin, üç-beş ay içinde beşinci kol faaliyeti yürüten bir terör örgütünün etkisi sınırlı bir uzantısı olduğunun ortaya çıkması bazılarına hayal kırıklığı yaşatıyor olabilir.</p>
<p>Bana yaşatmıyor&#8230;<br />
HDP’nin sonunda bu hallere düşeceği uzun zamandır belliydi. PKK’nın Türkiye’deki çözüm sürecinin kaderini Suriye’deki kantonlaşma fırsatına ve Esad’ın kaderine endekslediği noktada bitmişti HDP’nin siyasi ömrü&#8230;<br />
PKK o kararı aldığı anda, Türkiye’deki Kürtlerden kopmayı da, Türkiyeli Kürtlerin çıkarlarını Suriye’deki çıkarları uğruna harcamayı da göze almış oldu.<br />
Bunun geçmişi de taa Kobani günlerine dayanıyor.<br />
O tarihten sonra HDP’nin Türkiyeli bir parti gibi siyaset yapması imkanı da yok oldu. Bu dış şartlara bir de “Türkiyelileşmek” adı altında, Türkiye’nin en marjinal sol grupçukları birleşmesi ve soldan kaptığı enfeksiyonun – zaten genetik yatkınlığı da olduğu için &#8211; bütün bünyeyi sarması da eklenince HDP iyice umutsuz bir vaka haline geldi.<br />
PKK temmuzda saldırılarını başlatırken ve Güneydoğu’da özyönetim adı altında hendek savaşlarına girişirken HDP’nin iyice sıkışacağını, durumu idare edemez hale geleceğini, meşruiyetini kaybedeceğini elbette biliyordu.<br />
Ama buna aldırmadı.<br />
Çünkü bütün bu süreç boyunca şunu görmüştü: PKK (ya da HDP) ne yaparsa yapsın, kitle desteğini ne kadar artırırsa artırsın, bu destek ayrı bir devlet kurmaya ya da ileride ayrı devlete dönüşebilecek bir federasyona –özerk bölgeye destek şeklinde gelişmiyordu. Kürt çoğunluk ayrılığa prim vermiyordu. Çoğunluğun gidebileceği en ileri nokta olsa olsa güçlü bir yerel yönetim talebi olabilirdi ki, bu da PKK’yı asla kesmiyordu.<br />
O zaman bölgedeki kitle desteğini artırmak için çalışmanın bir getirisi yoktu; HDP’nin meşruiyetini korumaya çalışmanın da&#8230; PKK’nın Güneydoğu’da kendi derebeyliğini kurması için tek şansı, Ortadoğu’da başlayan yeniden paylaşım savaşında silahlı güçlerini Esad ve müttefiklerinin emrine vererek Suriye’de kazandığı mevzii korumak ve genişletmek ve eğer şansı yaver giderse, aynı ittifakın desteğiyle Türkiye’yi destabilize edip Güneydoğu Anadolu’yu silah zoruyla koparıp Kobani’ye eklemlemekti.<br />
Özyönetim ilanları böyle bir denemeydi<br />
Sonucu da beklendiği gibi oldu:<br />
6 aylık Hendek savaşları dönemi bölge halkının büyük çoğunluğunun PKK’dan ve HDP’den “duygusal kopuş” dönemi oldu. HDP parti olarak dibe vurdu. Şu anda seçim olsa yüzde 5’e ulaşacakları bile şüpheli. Büyük çoğunluk PKK’nın Güneydoğu için hayal ettiği düzenin nasıl bir düzen olduğunu dehşetle gördü. O kadar trajik biçimde gördü ki, bundan böyle yerel yönetimlerin güçlendirilmesi girişimlerine bile soğuk bakarlarsa şaşmamak gerek.<br />
İşte bugün Demirtaş’ın hiç çekinmeden bağımsız devletten bahsetmeye başlamasının, kamuoyu psikolojisine hiç aldırmadan Rusya’ya gidip pazarlığa oturmasının ardında bu kaybetmişlik duygusu yatıyor.<br />
Artık onları takiyeye zorlayacak bir şey kalmadı. Kitlelerini kaybetmenin “özgürlüğünü” yaşıyorlar. Ve ilk defa hiç endişe etmeden ağızlarına geleni söylüyorlar.<br />
Hatta yaptıkları o dudak uçuklatan açıklamalarla partilerini de kapattırabilirlerse çok memnun olacaklar.<br />
Hani, içerde sökmez ama belki dışarda “siyasi mücadele imkânımızı elimizden aldılar” filan diyerek devrimci halk savaşlarına destek aramaya çıkabilirler.</p>
<p><em>Akşam, 29.12.2015</em></p>
<p>http://www.aksam.com.tr/yazarlar/gulay-gokturk/hdp-kendisini-kapattirmaya-calisiyor/haber-475974</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/hdp-kendisini-kapattirmaya-calisiyor/">HDP kendisini kapattırmaya çalışıyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sadede gelelim</title>
		<link>https://hurfikirler.com/sadede-gelelim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülay Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Dec 2015 06:40:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/sadede-gelelim/</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Davutoğlu geldiğinde ‘Başkanlık sistemi’ derse kendisine şunu soracağım; ‘Nedir başkanlık sisteminden kastettiğiniz? ABD tipi mi Türkiye tipi mi?’ Türkiye’de her şey tartışılabilmeli, tartışılmalı da. Öyle bir mükemmel sistem getirirler ki belki biz de destekleriz&#8221; Kılıçdaroğlu böyle bir şeyi ilk defa söylüyor. Başkanlık sistemi tartışmasının açıldığı günden bu yana ilk defa kategorik karşıtlık pozisyonunu değiştiriyor ve [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/sadede-gelelim/">Sadede gelelim</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Davutoğlu geldiğinde ‘Başkanlık sistemi’ derse kendisine şunu soracağım; ‘Nedir başkanlık sisteminden kastettiğiniz?</p>
<p>ABD tipi mi Türkiye tipi mi?’ Türkiye’de her şey tartışılabilmeli, tartışılmalı da. Öyle bir mükemmel sistem getirirler ki belki biz de destekleriz&#8221;</p>
<p>Kılıçdaroğlu böyle bir şeyi ilk defa söylüyor. Başkanlık sistemi tartışmasının açıldığı günden bu yana ilk defa kategorik karşıtlık pozisyonunu değiştiriyor ve “model üzerinden tartışalım” diyor.</p>
<p>Bu önemli bir ilerleme&#8230; Galiba ve nihayet sadede geliyoruz.</p>
<p>CHP bu tutumunda devam ederse yıllardır süren patinaj son bulabilir ve verimli bir tartışma başlayabilir ve belki de üzerinde konsensus sağlanan bir modelle başkanlık sistemine geçmek mümkün olabilir.</p>
<p>Aslında en başından beri yapılması gereken de buydu. Başkanlık sistemi tartışmalarının, “nasıl bir başkanlık sistemi” sorusunun cevabı verilmediği sürece havanda su dövmekten başka bir şey olmadığı çoktandır ortada. Ama AK Parti şimdiye kadar kendi modelini somut bir şekilde ortaya koymamakta ısrar etti. Yeni bir model ortaya konmadıkça da daha önce Anayasa Komisyonu’na verilen önergede ortaya konan 20 maddelik taslak zihinlerden silinemedi. Pozisyon alışlar da ister istemez bu taslağın yarattığı algı üzerinden yürüdü.</p>
<p>Ben bu taslağı 10 ve 12 Şubat 2015 tarihli “Nasıl bir başkanlık sistemi?” yazılarımda enine boyuna eleştirdim. Şu anda &#8211; eski bir taslak olması itibarıyla &#8211; bunu yeniden yapacak değilim.</p>
<p>Ama o taslağın hareket noktasını oluşturan anlayışı hatırlamamız gerekiyor ki, yeni bir model ortaya koyarken aynı anlayıştan uzak durabilelim.</p>
<p>Yapılan tartışmalarda iktidar sözcüleri, başkanlık sisteminin asıl üstünlüğünün yasamanın yürütmeden özgürleşmesi olduğunu söylüyorlardı.</p>
<p>Evet, mevcut sistemde milletvekillerinin parti liderinin ağzının içine bakan etkisiz unsurlar oldukları, bu haliyle parlamenter sistemde yasamanın tamamen yürütmenin uzantısı haline geldiği bir gerçek.</p>
<p>Ne var ki, AK Parti hem bu değişiklikten asıl maksadın yasamayı yürütmeden bağımsızlaştırmak olduğunu savunuyor, hem de yaptığı iki önemli değişiklikle (başkanlık kararnameleri ve meclisi fesih yetkisi) başkanın Meclis’i kontrol altına almasının yolunu açıyordu. Ayrıca Meclis seçimi ile başkanlık seçimini aynı tarihe getirerek Meclis çoğunluğu ile Başkan’ın aynı partiden olmasını garanti altına almayı hedefliyordu.</p>
<p>Peki o zaman nerede kaldı bu sistemin üstünlüğü? Oluşturduğunuz size özgü sistem, ilham kaynağınız olan örnekleri “iyi” yapan unsurları dışlıyorsa, elinizde kalan şey artık farklı bir sistem değil midir?<br />
Bu itiraz karşısında söyledikleri şuydu:</p>
<p>“Gerçekçi olmalıyız. Eğer bu maddeler olmazsa sistem kilitlenir. Çünkü Türkiye’nin siyasi kültüründe uzlaşma geleneği zayıf. O yüzden, yasamanın yürütmeyi kilitlemesine karşı önlem almalıyız.”</p>
<p>“Yasamanın yürütmeyi kitlemesini engellemek üzere tedbir almalıyız” demenin , aslında şu meşhur fren ve denge mekanizmalarını yok etmek, yani bu rejimden beklenen temel faydayı ortadan kaldırmak anlamı taşıdığını bilmem söylememe gerek var mı?</p>
<p>İşin ironik tarafı da şu:</p>
<p>Hatırlarsanız, neden parlamenter sistemin işlemediği ve başkanlık sistemine geçmek gerektiği anlatılırken de aynı siyasi kültüre atıf yapılıyor ve şöyle söyleniyordu: “Türkiye’de uzlaşma kültürünün olmayışı yüzünden koalisyonlar işlemiyor. Ayrıca aynı siyasi kültür yüzünden muhalefet sık sık güvenoyu yoklamasıyla hükümet düşürüyor, sistemi kilitliyor.”<br />
Şimdi de fren ve denge mekanizmalarına sahip bir başkanlık sisteminin uzlaşma kültürünün olmayışı yüzünden işlemeyeceği söyleniyor.</p>
<p>Demek ki bizim sorunumuz sistemde değil, her iki sistemi de işlemez hale getiren siyasi kültürümüzde…</p>
<p>O zaman yapılacak şey başkanlık sistemini şikayet ettiğimiz siyasi kültürümüze uydurup iğdiş etmek yerine, o sistemin orijinal biçimini uygulamaya çalışmak ve bu deneyim içinde siyasi kültürümüzün değişmesine fırsat vermektir.<br />
Doğrusu başka da bir yol gözükmüyor.</p>
<p><em>Akşam, 26.12.2015</em></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/sadede-gelelim/">Sadede gelelim</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DTK çözüm hamlesi yapacakmış!</title>
		<link>https://hurfikirler.com/dtk-cozum-hamlesi-yapacakmis/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülay Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Dec 2015 07:06:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/dtk-cozum-hamlesi-yapacakmis/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Demokratik Toplum Kongresi bu hafta sonu olağanüstü toplanıp özyönetim konusunda önemli kararlar alacakmış. El Cezire’nin haberine göre HDP’li bir kaynak, “Demokratik çözüm hamlesi” olarak tanımladıkları bu siyasi hamlenin siyasi iktidar tarafından karşılık bulması durumunda hendeklerin kapanmasının mümkün olacağını söylemiş. Peki ne gibi önemli kararlar alınması bekleniyormuş bu toplantıda? Yine aynı kaynağa göre “Bazı hizmetlerin yerele [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/dtk-cozum-hamlesi-yapacakmis/">DTK çözüm hamlesi yapacakmış!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Demokratik Toplum Kongresi bu hafta sonu olağanüstü toplanıp özyönetim konusunda önemli kararlar alacakmış.</p>
<p>El Cezire’nin haberine göre HDP’li bir kaynak, “Demokratik çözüm hamlesi” olarak tanımladıkları bu siyasi hamlenin siyasi iktidar tarafından karşılık bulması durumunda hendeklerin kapanmasının mümkün olacağını söylemiş.<br />
Peki ne gibi önemli kararlar alınması bekleniyormuş bu toplantıda?<br />
Yine aynı kaynağa göre “Bazı hizmetlerin yerele devredilmesi, anadilde eğitim, yerelde yapılacak hizmetler ile ilgili kararların yerel meclisler tarafından verilmesi, idari teşkilatlanmanın daha demokratik bir yapıya kavuşturulması” gibi kararlarmış bunlar.</p>
<p>Hayale bakın&#8230;</p>
<p>DTK ana dilde eğitim yapılmasını, yerel meclislerin güçlendirilmesini, idari teşkilatlanmanın demokratikleştirilmesini isteyecek, hükümet de “emriniz olur” diyecek ve hendekler kapanacak!</p>
<p>Anlamıyorlar&#8230; Ortaya sürülen taleplerin haklılığının, bu talepleri silah gücüyle dayatma hakkı vermeyeceğini; silahlı bir grubun dayatmasıyla demokratik reform yapılmayacağını bir türlü anlamıyorlar&#8230;</p>
<p>Sadece devlete şantaj yapılamayacağı için değil; aynı zamanda Kürtlere emrivaki yapılamayacağı için&#8230; Devlet, Kürt çoğunluğun karar vermesi gereken bir konuda onun adına karar verme hakkına sahip olmadığı için; böyle bir şey tamamen anti-demokratik olacağı için&#8230;</p>
<p>Aslında sadece onlar değil, kamuoyunun büyükçe bir kesimi de anlamıyor. Sadece şimdi değil, 80’li yıllardan beri PKK’nın suçunun ne olduğu konusunda bir görüş birliğine varılmış değil. Neyin suç neyin hak olduğu bir türlü birbirinden ayırılamıyor.<br />
Sol tandanslı kamuoyu PKK’nın öne sürdüğü talepleri haklı bulduğu için bu taleplerin terör yoluyla gerçekleştirilmeye çalışılmasını da meşru görüyor. Zaten beslendiği ideolojinin temelinde de belli bir siyasi amaca ulaşmak için şiddetin mubah olduğu anlayışı yatıyor. Sosyalist blokun çökmesi ve Leninizm’in iflasının yarattığı ideolojik yenilgiden sonra, ruhen Leninist, lafzen demokrat bilumum eski sol kalıntısı, göğüslerine çevrecilik, insan hakları, demokrasi gibi yeni yaftalar asıp eski fikirlerini mahcup bir biçimde tekrarlıyorlar. Bugün PKK’nın taleplerine bakarak ve bu taleplere sempati duyduğu için, katliam emirleri veren bu örgütü siyasi bir aktör gibi gören solcular, bu tutumlarıyla resmen düşünceyi yargıladıklarının farkında bile değiller. Çünkü eylemi amacın terazisinde tartmak, kaçınılmaz biçimde düşünceyi yargılamaktır. İster onaylayıp ödüllendirin, ister kınayıp mahkûm edin&#8230;</p>
<p>Buna karşılık çoğu muhafazakâr da PKK terörünü suç olarak görürken onun öne sürdüğü bütün talepleri de suç olarak görüyor; yani özerklik fikrini de, federasyonu da, ayrı devlet kurma talebini de kriminalize ediyor. Oysa bir şeyin arzu edilmez oluşu başka; suç oluşu başka şeylerdir. Yani, Türkiye&#8217;de özerk bölgeler olmasını, federatif bir yapı kurulmasını ya da ülkenin bölünmesini istemeyebilir, hatta bunu çok tehlikeli bulabilirsiniz. Ama bu, özerkliğin, federasyonun ya da bölünmeyi savunmanın suç olduğu anlamına gelmez. Çünkü özerklik, federasyon ya da ayrı devleti savunmak da diğer fikirler gibi bir fikirdir. Yeter ki, terör yoluyla gerçekleştirilmeye kalkışılmasın.</p>
<p>İşte Galip Ensarioğlu’nun “Özerklik de olur, özyönetim de&#8230; Ama yönteminiz yanlış” derken kastettiği de budur ve tam zamanında söylenmiş bir sözdür.<br />
* * *<br />
Bu arada, biz bütün bunları konuşurken, Büyükşehir Yasası’nda değişiklik yapmak için bir hazırlık yapıldığını duyuyoruz. Yerel yöneticilerin belediyelerin iş makinelerini kullanma noktasındaki yetkileri kaldırılacak, valilerin iznine bağlanacakmış.</p>
<p>Ben dar görüşlülüğün bu kadarına şahit olmadım.</p>
<p>Bir yandan Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na konulan istisnaların kaldırılmasını konuşacaksın, bir yandan belediye başkanlarına belediyenin bir iş makinesini istediği yere gönderme yetkisi vermeyeceksin.</p>
<p>Neden? Yine hendek kazmaya yollarlar diye&#8230;</p>
<p>İyi de, bir belediye başkanı devlete bayrak açıp özyönetim ilan etmişse elindeki iş makinelerini kullanmak için validen izin mi bekleyecek? Eğer durum bugünkü gibi çığırından çıkmışsa Büyükşehir Yasası’ndaki izin şartı zaten bir işe yaramaz. Normal durumlarda ise zaten belediye başkanları ellerindeki araçları teröristler için hendek kazmaya göndermez.</p>
<p>Yani nereden baksanız saçma sapan bir girişim. Tek etkisi Büyükşehir Yasası’nın ruhunu öldürmek olabilir.<br />
İstenen buysa, diyecek bir şey yok.</p>
<p><em>Akşam, 24.12.2015</em></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/dtk-cozum-hamlesi-yapacakmis/">DTK çözüm hamlesi yapacakmış!</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Washington-Moskova arasında</title>
		<link>https://hurfikirler.com/washington-moskova-arasinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gülay Göktürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Dec 2015 05:08:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İktibas Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/washington-moskova-arasinda/</guid>

					<description><![CDATA[<p>PKK kuruluşundan bu yana dış destekli bir örgüt oldu. Her dönemde, Türkiye ile hesabı olan birtakım ülkeler bu örgüte destek verdi, silah verdi, barınması için topraklarını açtı, kışkırttı, provoke etti, geri çekti, yeniden saldırttı, kısacası günün ihtiyaçlarına göre kullandı. Ama bu kullanma şimdiye kadar hiç bu kadar aleni olmamıştı. Ayrıca şimdiye kadar, bu örgüt kendi [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/washington-moskova-arasinda/">Washington-Moskova arasında</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>PKK kuruluşundan bu yana dış destekli bir örgüt oldu. Her dönemde, Türkiye ile hesabı olan birtakım ülkeler bu örgüte destek verdi, silah verdi, barınması için topraklarını açtı, kışkırttı, provoke etti, geri çekti, yeniden saldırttı, kısacası günün ihtiyaçlarına göre kullandı.</p>
<p>Ama bu kullanma şimdiye kadar hiç bu kadar aleni olmamıştı. Ayrıca şimdiye kadar, bu örgüt kendi toplumsal tabanının çıkarlarına hiç bu kadar ters düşmemiş, o tabandan bu kadar kopmamış, yerliliğini hiç bu kadar kaybetmemiş, dış güçlerin elinde hiç bu kadar kuklalaşmamıştı.<br />
Şu son dönem bölgede yaptıklarından sonra, artık PKK’nın belli bir sosyolojiye dayandığından bahsetmek bile imkansız hale geldi, Kürtlere iyice yabancılaştı.<br />
Peki son dönemin özelliği neydi ki, dış güçler bu kadar kuvvetle sarıldı PKK’ya?<br />
Birincisi, Türkiye “haddini aşan” bir işe kalkışmış; hem Kürt hem de terör sorununu çözmeyi amaçlayan Çözüm Süreci’ni hiç kimseyi işin içine karıştırmadan, tamamen yerli bir süreç olarak götürme iradesi ortaya koymuştu ki, bu büyük bir tehlikeydi. Eğer bu başarılabilseydi, Türkiye’nin güneyinde dost bir Kürt havzası oluşacak ve Türkiye’nin Ortadoğu’daki yumuşak gücü inanılmaz büyüyecekti. Bu engellenmeliydi.<br />
İkinci olarak Ortadoğu’da sınırlar yeniden oluşurken Türkiye’nin bölgeye “burnunu sokmasını” engellemek için içeride başını kaldıramamasını sağlamak gerekiyordu ki, bunun için en kullanışlı araç da yine PKK idi.<br />
PKK ise kendine göre bir hesap yapıyordu. Suriye’deki iç savaşın, IŞİD’in ortaya çıkışının, Rojawa’da olup bitenlerin yarattığı fırsat sayesinde 2 yıllık müzakere süreci boyunca hükümetten koparamadığı “statü”yü, bölgenin yeniden dizaynı sırasında koparabileceğini sandığı için devirdi masayı ve o andan itibaren de artık bütün yerlilik iddialarından vazgeçip bölge güçleri adına vesayet savaşı veren bir güç haline geldi.<br />
Şu anda Demirtaş’ın Washington’la Moskova arasında çaresizce mekik dokuyuşunu PKK’nın bu yeni durumunun hazin bir sonucu olarak görebiliriz.<br />
ABD’nin Kobani’den itibaren PYD’nin iştahını kabartmak için elinden geleni yaptığını biliyoruz “Bölgede IŞİD’e karşı mücadele eden tek diri ve seküler silahlı güç olarak” PYD’yi Ortadoğu’daki müstakbel müttefiki olarak gördüğünü sık sık dile getirdi. Şaşırtıcı olan, uzun bir siyasi geçmişi olan PKK yönetiminin ABD’nin son derece konjonktürel olan bu politikasına bel bağlayarak, işi “TC’ye karşı yeniden savaş açma” noktasına kadar getirmesiydi.<br />
13 Kasım 2014 tarihli “ABD’yle mi, Türkiye’yle mi?” başlıklı yazımda bunun yanlış bir hesap olduğunu yazmıştım:<br />
“ABD’nin Ortadoğu’da bir Kürt bölgesi ya da birkaç özerk bölge oluşturma perspektifi olabilir. Üstelik Türkiye de bu perspektifi ABD ile birlikte olgunlaştırmaya; daha doğrusu kendi “siyasi sınırların kâğıt üzerinde kaldığı barışçı bir Kürt Havzası oluşturma” perspektifiyle uyumlu hale getirmek üzere birlikte çalışmaya hazır olabilir.<br />
Ama Amerika’nın Kürdistan projesini Türkiye’ye rağmen ve Türkiye’yi bölme operasyonu olarak yapabileceğini düşünmek için (kırk yıldır siyaset yaptığını söyleyen PKK’nın) o kırk yılda hiçbir şey öğrenmemiş olması gerekir.”<br />
Nitekim öyle oldu. PKK Türkiye’ye saldırılarını başlattığından bu yana ABD’den umduğu desteği alamadığı gibi ABD’den yapılan TSK’nın operasyonlarına destek açıklamaları moralini epeyce bozdu. Ama umudu tam da tükenmedi. Şu anda kendisini kullanmaya niyetli bir başka süper gücün daha ortaya çıkmasının pazarlıkta elini güçlendiğini düşünüyor olmalı.<br />
Demirtaş şimdi o umutla Moskova’da&#8230;<br />
Ne var ki, ikinci bir hayal kırıklığı onu bekliyor. Rusya-Türkiye arasında yaşanan kriz konjonktürel bir kriz. Her iki taraf da, iki ülke arasındaki yoğun ekonomik ilişkilerin öneminin farkında. Zaten kriz de daha şimdiden soğumaya girmiş durumda. Putin PKK’yı bir dönem Türkiye’nin canını acıtmak için kullanabilir. Ama PKK yüzünden Türkiye’yle ilişkilerinin geri dönüşü olmayacak bir biçimde bozulmasını göze alamaz.<br />
Demirtaş, şu anda Moskova’da gayet iyi ağırlanıp sırtının sıvazlanmasına ve kulağına hoş vaatler fısıldanmasına aldanıp boş hayallere kapılırsa bir kez daha yanılmış olur.</p>
<p><em>Akşam, 22.12.2015</em></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/washington-moskova-arasinda/">Washington-Moskova arasında</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
