<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ferhat Çakır, Hür Fikirler sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hurfikirler.com/author/ferhatcakir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hurfikirler.com</link>
	<description>..: Hür Fikirler :..</description>
	<lastBuildDate>Mon, 25 Jan 2016 10:44:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.2</generator>
	<item>
		<title>İpe Çekilmiş Hürriyet</title>
		<link>https://hurfikirler.com/ipe-cekilmis-hurriyet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ferhat Çakır]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2016 10:44:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/ipe-cekilmis-hurriyet/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir “Algı Yönetimi” furyasıdır gidiyor. Herkes birbirini algı yönetimi yapmakla suçluyor. Son döneme damga vuran moda kavrama farklı isimle de olsa aslında pek yabancı değiliz. Geçmişle bağları koparmak, yüzyıllardır aynı milletin parçası olmuş, Pax Ottomana dedikleri iklimde İslam milleti olarak adlandırılan insanları ve coğrafyayı, kalbi ve beyni konumundaki Türkiye’den parçalamak adına uydurulmuş resmî tarih yalanları [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ipe-cekilmis-hurriyet/">İpe Çekilmiş Hürriyet</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir <strong>“Algı Yönetimi”</strong> furyasıdır gidiyor. Herkes birbirini algı yönetimi yapmakla suçluyor.</p>
<p>Son döneme damga vuran moda kavrama farklı isimle de olsa aslında pek yabancı değiliz. Geçmişle bağları koparmak, yüzyıllardır aynı milletin parçası olmuş, Pax Ottomana dedikleri iklimde İslam milleti olarak adlandırılan insanları ve coğrafyayı, kalbi ve beyni konumundaki Türkiye’den parçalamak adına uydurulmuş resmî tarih yalanları birer algı yönetimi değil midir?</p>
<p>Bu şüphesiz öyledir ama bu yazıda başka bir yalanı yazmak istiyorum.</p>
<p>Bu millet ne Menderes’e ne de millet için çabalayan bir başkasına sahip çıkmadı yalanı…</p>
<p>Aslında iddia çok basit: Daha birkaç yıl önce reyiyle iktidara getirdiği lidere henüz iradesi arkasındayken gayrihukukî bir gücün müdahalesine milletin ses vermemesi. Onu yalnız bırakması hatta onun boynuna asılı idam yaftalarına zımnî onay vermesi…</p>
<p>Ve yine algı da hedef de çok basit “<strong>sakın ha sakın siyasetle falan ilgilenme,  ilgileneceksen de eksenin kaymasın yoksa senin boynuna yağlı urganı geçirsek dahi ses veren olmaz”</strong> , “<strong>senin sandık dediğin geçici, bizim kurucu irademiz var, bu iradenin dışına çıktığın an biz balans ayarımızı yaparız ve kalabalıklar yok olur.”  </strong></p>
<p>“Ticaretle uğraş, tarımla, ziraî faaliyetlerle, çok para kazan, ne bileyim bol bol vergi öde ama dokunulmazlığı olan kurumlarda bulunmayı aklından bile geçirme hele hele üst kademeler hayal etmek dahi suç, buna rağmen bu <strong>elekten geçe geçe hasbelkader geldin ise sonun Menderes olmasın, bak astık ses çıkaran olmadı.</strong>”</p>
<p><strong>Bütün Mamelek Reddi Miras, Tek Gelenek Darbe!</strong></p>
<p>Kurucu irade her şeyin üstündedir. Osmanlı’dan tek miras askerin isyanı, padişahın halli geleneğidir.  Bunun dışındaki bütün mamelek reddi mirastır. Dili de inkâr, dini de inkâr ederiz, kültürü, kıyafeti hatta müziği dahi reddederiz. Dediğim gibi tek kabul darbedir. Jakobenizmdir, dayatmacılıktır, İttihat Terakki zihniyetidir.</p>
<p>Her 27 Mayısta 2 duygu vardır; memleket evladını anar, darbeciler katliamlarını. Demokles’in kılıcı gibi resmî ideoloji taraftarı olmayan herkesin ensesindedir, Menderes örneği.</p>
<p>Siyaset yoluna çıkan sandığı düşündüğü gibi darağacını da düşünmek zorunda bırakılır. Darağacı da kaderdendir. Yerleşiklerin istemediği bir yola gireceksen, iki tane gömleği göze alacaksın. Gömleğin bayramlığı seçim akşamı giyilir, idamlığı darbe sabahı.</p>
<p>İpe çekilen sadece mevtanın bedeni değildir. Ardıllarının umudu, geleceği, hürriyeti kısacası demokrasidir ipe çekilen.</p>
<p><strong>Millet Gerçekten Sahip Çıkmıyor mu?</strong></p>
<p>Sahip çıkmıyor denen millet ilk seçimde sabıkların ardıllarını hem de tek başına iktidara getirir.</p>
<p>Bırakın dört senede bir rey vermeyi, her tür yasağa, engellemeye, fişlemeye hatta işkenceye rağmen şimdilerde 50’li yaşlarında olacak binlerce bebeğe Adnan Menderes, Fatin Rüştü gibi isimler koyar millet. Vefasız dediklerin sülbünün damarına akıtır bu kanı. Hem de değişmesi imkânsız olmak üzere.</p>
<p><strong>İslam Kültürünün Yansıması Ul’ul Emr’e İtaat En Çok Darbecilere Yarar</strong></p>
<p>Bu topraklarda silinmek istenmeyen diğer bir haslet de  ul’ul emr’e itaat kültürüdür. İsyan, başkaldırı yoktur bu coğrafyanın genetiğinde. Hem kim kime isyan edecek ki? Memleket bizim, millet biziz, asker bizim evladımız; kim kimi vuracak ki… Kaos kime fayda sağlayacak ki, nasıl olsa seçim yapılacak ve tanklar olması gereken yere kışlaya gidecek , vakti uzatmanın anlamı ne ?</p>
<p><strong>Anıt Mezarlara İhtiyacı Yoktur, Yüreklere Gömülür Milletin Evladı</strong></p>
<p>Resmi kayıtlarda Evren Paşa da cumhurun reisidir, rahmetli Özal da. Lakin cumhurun reisine tepkisi toprağa giderken belli olur. Birinin cenazesini kerhen kamu görevlileri kaldırır, ötekisine millet yas ilan eder. Öyle anıt mezarlara falan ihtiyacı yoktur milletin gönlünde yer etti ise yüreğe gömülür bu topraklarda sevilen evlatlar.</p>
<p><strong>“Bizim Çocuklar”a Emekli Olunca Abileri de Selam Vermez.</strong></p>
<p>Kudretli general abimiz emekli olduğunda eşiyle market arabası sürerken utanır, selam vereni olmaz, birkaç ay önce ıslatıp cezaevlerinde süründürme kudreti olduğu insanlarca dışlanır, burun kıvrılır ama darbeciye karşı yazı yazmış, mücadele etmiş Gülay Göktürk’e millet sevgi seli ile akın eder.</p>
<p>Kudreti gidince (emekli olunca) bu abilerin psikolojisi bozulur, Gata’da tedavi görür, özel odalarda, paşalara ayrılan kısımlarda kalır. Orada da sürer apoletin hükmü ama gel gör ki özel odalar da olsa soğuk duvarın yalnızlığına mahkûmdur. En acısı ise hükmü verenin kudretinden sanık sandalyesinde oturanlar olmasıdır. “Our Buys”un halini hatırını soran olmaz. Ne uzaklardan selam gelir, ne arkasında duran büyükelçiler uğrar ne de randevu almak için aylarca bekleyenler kapısını çalar.</p>
<p>Oysa daha birkaç ay önce kanına ekmek banılan Zeybeğim’in ardından yazılan şiirler gönül ezberindedir, yasaklansa da baskıları yüreğin üstündedir şiirlerin. Faruk Nafiz’in yassı kitabında parmaklıklar ardındaki Yassıada’daki zindanın duvarını millet pek de takmaz öyle. İçerideki zulmü, çekilen çilenin kutsallığı ile yutar kahramanlar. Kahramandırlar artık milletin kalbinde. Tesbihi dökülmüş nine de ağlar gidişine, balonu olmayan çocuk da, dilden dile dolaşır Menderes’in destanı sabıkların ezgin Anadolu’sunda…</p>
<p>Otobüslerle Genel Kurmaya götürülen yargıçların hükümleriyle mahkûm edilen, bir yenilgi kararı daha verilen; yenilgi yenilgi büyüyen zaferin mimarı Tayyip Erdoğan,  Pınarhisar Cezaevi’nde gönderilen binlerce mektubu ne okumaya yetişebilir ne bunlara gece yarılarına kadar cevap vermeye. Emri verenlere mektup ise bayramdan bayrama Oyak’tan gelir. O da sadece resmî bayramlarda…</p>
<p>Vefasız olan kudretlilerin sistemi midir, yoksa milletin kendisi mi bilinmez ama birinin hükmü çarklar döndüğü müddetçedir millette; diğerinin hükmü çarklar döndüğü halde yürektedir.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ipe-cekilmis-hurriyet/">İpe Çekilmiş Hürriyet</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HDP ile Nereye?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/hdp-ile-nereye/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ferhat Çakır]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Nov 2015 07:15:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/hdp-ile-nereye/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Sol gelenekten gelen, üstüne bir de milliyetçilik ile aşılanan bir yapının; 46’dan bu güne seçmen davranışları analiz edildiğinde oyunu arttırması bir hayli güç. Görünen o ki Kürt siyasi hareketinin Türkiye’de iktidar ortağı olabilecek seviyeye gelebilmesi için birkaç nesillik seçmen değişikliğine ihtiyaç var. Geçmiş seçim sonuçlarına göre barajlardan, köprülerden, ağır sanayi hamlelerinden, IMF’e borçlardan, milli gelir artışından, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/hdp-ile-nereye/">HDP ile Nereye?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Sol gelenekten gelen, üstüne bir de milliyetçilik ile aşılanan bir yapının; 46’dan bu güne seçmen davranışları analiz edildiğinde oyunu arttırması bir hayli güç. Görünen o ki Kürt siyasi hareketinin Türkiye’de iktidar ortağı olabilecek seviyeye gelebilmesi için birkaç nesillik seçmen değişikliğine ihtiyaç var.</p>
<p>Geçmiş seçim sonuçlarına göre barajlardan, köprülerden, ağır sanayi hamlelerinden, IMF’e borçlardan, milli gelir artışından, ihracattan, üretimden kısacası işten aştan bahsedenler kabaca %60-70 gibi geniş bir seçmen kitlesine hitap ederken; tiyatrolardan, bale salonlarından, ideolojiden, milletin değerleriyle mücadeleden bahsedenlerin %30 bariyerini bir türlü yıkamadığını görüyoruz. Vatandaşın doğrudan cebine yansıyacak, gerçekçi bir vaadi olmayan sol partilerin 65 senedir büyük bir atılım  yapması zor. Zor olduğu gibi, bu iktidardan epey uzak kitlenin de altı oktan vazgeçmeleri bir hayli güç.</p>
<p>Son dönemde Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgede geciken ortasınıflaşmanın hızlanmasıyla ideolojiden çok icraata yönelen beklentiler artmıştır. Üçü büyükşehir olmak üzere onlarca kentin yönetimini elde tutan HDP’nin hendekler, belediye araçlarıyla yollara döşenen bombalar, belediye başkanlarını yargılayan KCK üyesi işçileriyle, öz yönetim ilanlarıyla anılan imajının  bu beklentileri ne kadar karşılayabileceği bir muamma.</p>
<p>Halbuki Milli Görüş geleneğinden gelen Refah Partisi’nin tam da aynı bölgede Urfa ve Van’da başlattığı başarılı belediyecilik o yıllarda tahmin dahi edilemeyecek sonuçlar meydana getirdi. Yerel yönetimlerdeki başarıları tıpkı Kürt Hareketi gibi resmi ideolojiyle sorunlu bu hareketin reyini %4’lerden adım adım arttırarak 2 kişiden birinin oyunu alabilecek bir başarı hikayesinin başlangıcı oldu.</p>
<p><strong>“AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ” </strong></p>
<p>Kürt siyasal hareketinin simgesi haline gelmiş Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin internet sitesine bir göz atalım… Başlangıçta açılan 4 dilli menü dışında klasik bir Halk Partili belediyeden pek bir farkı yok. Her gün biri öz yönetimden bahseden belediye başkanlarının hiçbirinin kentlerinin belediyecilik sorunlarıyla ilgili kaygıları dahi yok. Bunu yüksek sesle dillendirmekten çekinceleri de yok.</p>
<p>Binlerce kişinin ölümünden sorumlu terör örgütü lideri Abdullah ÖCALAN’ın dahi silahları gömmekten, silahlı mücadelenin son bulduğundan bahsettiği günümüz ikliminde belediyecilik icraatından dem vurup şehirleşmesi geç kalmış doğu kentlerini “gerçek sahipleri” olarak imar etmeleri gerekirken kürekleri ellerine, hendek kazmak ya da bomba gömmek dışında pek almıyorlar.</p>
<p>Muhatapların, Ankara’dan destek gelmiyor türünden bahanelerini duyuyor gibiyim. Ama belediyeleri yönettiği ilk günlerden beri devletin iç düşman sınıflamasına giren, yönettiği kentlerin ortasından tankların geçtiği İstanbul’a, Ankara’ya, Konya’ya, Kayseri’ye merkezden diğerlerinden farklı ne geldi de milli görüşçüler muhafazakârların başarı hikayesini yazdı diye sorarlar adama.</p>
<p>Milli görüş belediyeleri geniş yollarıyla, temiz kentleriyle, kronik problemleri çözmeleriyle anılırken <strong>çöp dağları önünde saatlerce toplu taşıma aracı bekleyen bir orta sınıf KÜRT’ün bu rezalete gelecek otobüsün üzerinde Kürtçe belediye yazıyor diyerek uzun süre katlanması olası değil. </strong>Uzun yıllar sonrasında dahi ülke genelinde oylarını yükseltecek bir başarı hikayesi yazmak istiyorlarsa hendeklerle değil kaldırımlarla anılmaları, iş makinelerini yolun altına bomba döşemek için değil, altyapı problemini çözmek için kullanmaları gerekiyor. Ötekileştirildiklerini iddia edenlerin, mesela kendilerine düşman bildikleri HÜDAPAR çevresine hoşgörü ile muamele ederek onların çocuklarını öldürerek değil, onların da oylarını alarak ilerlemeleri gerekiyor. Hatta ve hatta hayal gibi ama bir başka ayrılıkçı grup ETA’nın, Eta ve Eta Militer diyerek ikiye bölünmesi gibi  “size kurşun sıktırmayacağız, hendek kazdırmayacağız, öğretmeni doktoru öldürtmeyeceğiz” cümleleriyle örgütle aralarına mesafe koymaları gerekiyor.<strong><br />
</strong></p>
<p>HDP içinden çıktığı mahalleye rüştünü ispat etmeden Türkiye’ye ve uluslar arası topluma rüştünü  ispat etmeye çalışması fazlaca komik kalıyor. Bu yüzden öncelikle PKK’nın kendini yöneten bir erk olduğu kanaatini yıkarak işe başlaması gerekiyor. Gücünü silahtan alan bir örgüt silahın boyunduruğundan çıkamaz. Kısacası Türkiyelileşmek kalıbının içini doldurmadan bu iş olacak gibi değil. Bu ülkenin Kürt yurttaşlarını hangi gerekçeyle yaşına cinsiyetine bakmadan diğer yurttaşlarla savaştırılmak için dağa götürüldüklerini sorgulamadan Türkiyelileşmek mümkün değil. Sadece beyaz Türklerin değil muhafazakâr Kürtlerin de oylarının emanet olduğunu her an için doğal %5-7lik oy tabanına dönüşün pek te zor olmadığını, oyu almanın değil korumanın zor olduğunu görmek gerek.</p>
<p>Daha 90’ların sonunda muktedirlerce şeriat getireceğinden korkulan Milli Görüş uzantısı AK Parti ülkeyi AB kriterlerini çıta yaparak kalkındıran reformist bir partiye dönüşmüşken; liberallerin, sosyal demokratların,  gayrimüslimlerin hatta LGBT’lerin dahi oyunu kendi benliğini inkâr etmeden almayı becerebiliyorsa daha geniş bir tabana hitap eden HDP yahut türevleri neden beceremesin?</p>
<p>Ama bu hayallerin gerçeğe dönüşmesi için önce kavram kargaşasına son vermek gerek. BARIŞ, teröristlerin hunharca saldırılarına karşı devletin eli kolu bağlı şekilde askerine, öğretmenine,  doktoruna, vatandaşına ölüm yağdırılmasını bekleme hali değildir. DEMOKRASİ, totaliter bir diktatörlük kurması için bölgenin PKK’ya teslim edilmesi değildir.  Bu kavramların içini Stalin’in arkaik söylemleriyle, Kaddafi’nin deli saçmalarıyla doldurmaktan vazgeçerek yola çıkmak, iyi bir başlangıç olur.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/hdp-ile-nereye/">HDP ile Nereye?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adaletin kestiği parmak acımaz mı?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/adaletin-kestigi-parmak-acimaz-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ferhat Çakır]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Feb 2014 20:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/adaletin-kestigi-parmak-acimaz-mi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir olağanüstü yol oluşturularak örneğin Kamu Denetçiliği Kurumu çerçevesinde kanuna ek bir madde konulabilir. Bu yolla infial yaratan olayların karar uygun yargı yollarından geçerek kesinleşse dahi çeşitli önşartlar çerçevesinde hakim hatalarının/kasıtlarının da önüne geçecek toplum vicdanını rahatlatma ihtimali olan bir kurum getirilebilir Ceza Yargılamasının amacı, tarihsel süreç içinde farklılıklar göstermekle birlikte temelde suçlunun cezalandırılması hedefi [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/adaletin-kestigi-parmak-acimaz-mi/">Adaletin kestiği parmak acımaz mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>Bir olağanüstü yol oluşturularak örneğin Kamu Denetçiliği Kurumu çerçevesinde kanuna ek bir madde konulabilir. Bu yolla infial yaratan olayların karar uygun yargı yollarından geçerek kesinleşse dahi çeşitli önşartlar çerçevesinde hakim hatalarının/kasıtlarının da önüne geçecek toplum vicdanını rahatlatma ihtimali olan bir kurum getirilebilir</span></p>
<p>Ceza Yargılamasının amacı, tarihsel süreç içinde farklılıklar göstermekle birlikte temelde suçlunun cezalandırılması hedefi üzerinde yoğunlaşmıştır. Hedef suçlunun cezalandırılması olunca mahkemeyi hedeflenen sonuca götürebilmek adına yapılan her davranış meşru sayılmıştır. İnsan haklarının bir değer haline geldiği son döneme kadar suçluyu ortaya çıkaracak ve delilleri saptayabilecek teknik imkanların da niteliksiz olduğu kararın hukuka aykırılığını denetleyecek kurumların noksanlığı düşünülecek olursa adli sicilimizin pek parlak olduğu söylenemez.</p>
<p>Adalet ve insan hakları savunucularının uzun yıllar verdikleri mücadeleler sonucunda hukuk düzeninde bir takım denetim mekanizmaları ihdas edilmiştir. Bunların başında şüphesiz delil yasakları gelmektedir, keza bu konu usul hukukunun ana tartışma alanlarından birini oluşturmaktadır.</p>
<p>Bir diğeri ise hakimin/heyetin kanuna uygunluğunu denetleyecek bir kurumun varlığıdır. Hakimler de insandır ve şüphesiz hata yapabilirler. İşte böyle bir hata ile kişilerin menfaatlerine zarar verilmesini engellemek amacıyla zarar görenlerin istemi ile olağan ve olağanüstü çeşitleri bulunan hukuki çarelere &#8216;denetim yolları&#8217; denilmektedir.</p>
<p><strong>PİŞMAN OLUNAN YARGI KARARLARI</strong></p>
<p>Bu denetim yollarının amacı bireylerin menfaatlerine hukuka aykırı hakim kararıyla verilen /verilecek zararların önüne geçmektir. Denetim mekanizması yani Temyiz incelemesinde çıkan kararlarda dahi, hala hukuki bir ihlal olduğu düşünülüyor verilen karar hala milletin vicdanını rahatsız ediyorsa, yargılanan tarafların aklında ve kalbinde kendilerine taraflı davranıldığı yönünde bir intiba oluşmuşsa en nihayetinde vicdanlar berrak ve pak değilse ne yapılmalıdır?</p>
<p>Kanun bunun içinde birçok ön şartlarla çeşitli kurumlar vaazetmiştir. Lakin bunlara başvurunun zorluğu infazı durdurma etkisinin istisnai ve genelde hakimlerin takdirinde olması en önemlisi ise başvuruyu değerlendirecek yetkilinin yerel mahkeme ve Yargıtay ile aynı fikri kalıplarının içerisinden birileri olması durumunda ne yapılmalı?</p>
<p>Ortada kamuoyu tarafından adil olmadığına inanılan bir karar var. Bu karar milletin vicdanı olduğu söylenen Yargı kurumlarınca verilmiş ve bütün yollar tüketilmiştir&#8230; Adaletin kestiği parmak acımaz diyerek bu aykırılığa boyun eğilmiş bugüne kadar, hatta zaman zaman hükmü veren hakimler dahi pişman olmuş verdiği karardan ama onun da elleri kolları bağlı.</p>
<p>Köşesinde bu millet adına verildiği yazan karar, millet tarafından da adalet tarafından da saygı duyulası bir tablo ortaya koyamamış. Bugün ülkede yaşayan her grubun adalete inancını zedeleyen bir karar var, tabii bunlar özellikle siyasal yargılamalarda söz konusu.</p>
<p><strong>DAVALAR NE DURUMDA?</strong></p>
<p>Halen bu zararlara düçar olan yargılamaları düşünelim</p>
<p>1. 12 Eylül toplumün bütün kesimleri tarfından adil yargılanmadığı düşünülen bir yapıydı</p>
<p>2. 90&#8217;lardaki faili meçhul cinayetler aydınlanmadı. Cumartesi anneleri hala Galatasaray Meydanı&#8217;nda oturur ülkemde.</p>
<p>3. Madımak Katliamı olarak tarihe geçen Sivas&#8217;taki 33 kişinin öldürülmesi yargılamasında ne sanıklar memnun oldu adaletten ne şikayetçiler hala hem Alevi Solcu kesim hem de muhafazakar dindar kesim adil yargılanma beklemekte.</p>
<p>4. 28 Şubat&#8217;ın puslu havasında otobüslerdeki yüksek yargı mensuplarının ezdiği Müslüman camianın mensupları hala Adalet beklemekte. Salih Mirzabeyoğlu son günlerdeki röportajında az sonra dışarı çıkacak gibiyim diyor halen.</p>
<p>5. Ergenekon, Balyoz, sair darbe girişimlerine ilişkin yargılamalar. Birçok insan adilliğinden şüphe duyduğu, yasak delilleri kullanan parelel yapılanmanın kendilerine tuzak kurduğunu düşünmekte.</p>
<p>6. Hrant DİNK &ndash;Bir suikasta kurban giden Hrant Dink&#8217;in 19 yaşında bir gencin ceza almasıyla neticelenen davası pek te yürek soğutmadı.</p>
<p>7. Uludere Takipsizlik Dosyası	&#8211; Sivil Yargının görevsizlik ve halen varlığı sorgulanan askeri yargının ise takipsizlik kararı verdiği 35 vatandaşımızın canına mal olan olay maalesef yine millet vicdanında sorumluların yargılandığı intibahı uyandırmamakta.</p>
<p>İlk anda akla gelen bu olayları çoğaltmak mümkün. Bir olağanüstü yol oluşturularak, örneğin Kamu Denetçiliği Kurumu çerçevesinde kanuna ek bir madde konulabilir. Bu yolla infial yaratan olayların karar uygun yargı yollarından geçerek kesinleşse dahi çeşitli önşartlar çerçevesinde hakim hatalarının/kasıtlarının da önüne geçecek toplum vicdanını rahatlatma ihtimali olan bir kurum getirilebilir. Bu kurum bir üst mahkeme gibi yeniden yargılama yapma değil; davanın yeniden yerel mahkemede incelenmesi kararı verebilir.</p>
<p><strong>MAHKEME KADIYA MÜLK DEĞİL</strong></p>
<p>Şüphesiz yeniden yargılama neticesinde dahi bu kararların hukuka uygun olduğuna karar verilebilir, ama bunu denemekte nasıl bir sıkıntı doğabilirki? Bu denli büyük yaralar açan bu dosyaların, insanların hukuka saygısını yitirmesine sebebiyet veren, adalet mekanizmasına inancını yitirmesini sağlayan bu kararların, bir daha düşünülmesini sağlamak özellikle de ülkedeki havanın daha özgürlükçü bir sürece evrildiği ve evrileceği varsayılan atide doksanların ikibinlerin defterinin yeniden açılması kimi rahatsız eder ki&#8230;</p>
<p>Kendisinin yahut bir başkasının adil yargılanmadığını düşünen insanlar için yeniden büyük umut olacak mahkemenin kadıya mülk olmadığını gün gelip yaptığı zulümden 20 sene sonrasında hesap verebileceklerini günün muktedirlerine düşündürecektir böyle bir yol. Hem geçmişin sorunlarına bir nebze olsun ilaç olma ihtimali olan hem de hükmü verenleri adalet adına tarafsızlık adına, evrensellik adına konjontürden sıyırıp vicdanıyla başbaşa kalmaya zorlayacak bir yola ihtiyacımız yok mu? Günün değerlendirmelerini, günün değerlerini esas alarak hüküm kuran, konjonktüre teslim olan/teslim olmak zorunda kalan hukuk insanlarını her tür baskıdan sıyırıp evrenselliğe götürecek, hukuk adına katliamları da yargılayacak bir mahkeme yok mudur? Kesin hükümlerin hikmetinden, mahkeme-i kübradan önce sual olunsa artık.</p>
<p>Bu yazı <a href="http://yenisafak.com.tr/yorum-haber/adaletin-kestigi-parmak-acimaz-mi-12.2.2014%20-617878">Yeni Şafak Gazetesi&#8217;</a>nde yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/adaletin-kestigi-parmak-acimaz-mi/">Adaletin kestiği parmak acımaz mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yargıya müdahale (mi?)</title>
		<link>https://hurfikirler.com/yargiya-mudahale-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ferhat Çakır]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Feb 2014 20:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/yargiya-mudahale-mi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Demokrasilerde en kritik sorunlardan biri ülke yönetimini paylaşan üç gücün &#8211;yasama, yürütme, yargı &#8211;birbirleriyle olan muğlak sınırlarını aşma eğilimleri ve bunun kontrolüdür. Gerek yargının yürütmeye, gerekse yürütmenin yargıya müdahalesi şüphesiz erkler arasındaki dengeyi, ülkedeki demokratik uyumu ve ahengi bozar. Müdahalenin dünyadaki tezahürü genelde yasama ve yürütmenin, yargıya yönelik girişimleri şeklinde olmaktadır. Kuvvetler ayrılığı prensibinin ana [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/yargiya-mudahale-mi/">Yargıya müdahale (mi?)</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Demokrasilerde en kritik sorunlardan biri ülke yönetimini paylaşan üç gücün &ndash;yasama, yürütme, yargı &ndash;birbirleriyle olan muğlak sınırlarını aşma eğilimleri ve bunun kontrolüdür. Gerek yargının yürütmeye, gerekse yürütmenin yargıya müdahalesi şüphesiz erkler arasındaki dengeyi, ülkedeki demokratik uyumu ve ahengi bozar.</p>
<p>Müdahalenin dünyadaki tezahürü genelde yasama ve yürütmenin, yargıya yönelik girişimleri şeklinde olmaktadır. Kuvvetler ayrılığı prensibinin ana konusunu oluşturan bu konu dünya literatüründe önemli yer tutmaktadır, fakat ülkemizde bu mekanizma kendisini ilerici ve aydın olarak tanımlayan bürokrat kesim tarafından seçimle işbaşına gelmiş iktidarın kontrol altına alınmasının bir aracı olmuştur.</p>
<p>Türkiye yargı tarihi, müesses nizamın bekçiliğini yapan, kerameti kendinden menkul yargı organları tarafından Türkiye Siyasi Hayatı&#8217;nın şekillendirilmesi tarihidir.</p>
<p><strong>İSTİKLAL MAHKEMELERİ&#8217;NİN AMACI KIZ GİBİ BİR MECLİS OLUŞTURMAKTIR</strong></p>
<p>Cumhuriyetin henüz ilk yıllarında oluşturulan Ankara ve Şark İstiklal Mahkemeleri&#8217;nin amacının iç hesaplaşmaları siyaset dışı bir yolla çözmek, &#8216;kız gibi bir Meclis&#8217; sağlamak üzere oluşturulduğunu ifade etmek gerekir. Tabii aynı nitelikte bir millet: itaatkar, dirençsiz, muhalefetsiz, tek tip&hellip; Henüz o yıllarda oluşturulan bu mahkemelerde hukuk adına yürütülen siyasi katliamlar öyle bir boyut almıştır ki, üzerlerine atılı iftiranın ağırlığına dayanamayarak karara yine hükmü veren mahkemede itiraz eden iki Kurtuluş Savaşı kahramanı sanığın on yıllık sürgün cezası, idam cezası olarak tevili bulmuş, diğer sanıklara da kararlara itirazları halinde başlarına gelecekler konusunda gözdağı oluşturmuştur. Hukuk mezunu olmayan Ali Çetinkaya reisliğinde dört hakimin verdiği &#8216;millet adına&#8217; kararlar millet tarafından reddedilmiş, sözde mahkemenin sözde reisine yaptığı kıyımlardan olsa gerek millet tarafından &#8216;CELLAT ALİ&#8217; lakabı uygun görülmüştür.</p>
<p>Sonrasında eski bir başbakanın ifadesi ile &#8216;Yargı organları, geniş ölçüde, devrimci, ilerici unsurların elindedir&#8217; ve nitekim 28 Şubat Süreci&#8217;nin sonuna kadar da bu unsurların elinde siyasi bir maşa olarak kullanılmıştır.</p>
<p>Yargı&#8217;nın siyasete müdahele cihetinden sabıkası çok kalabalıktır. Bu müdahale toplum tarafından kanıksanır olmuş, doğal bir süreç gibi algılanmaya başlanmıştır. Yargının ülkenin gerçek sahipleri/vatandaşlar adına sanki partileri bir hizada konumlandırma resmi ideolojiden sapma oranlarına göre çekidüzen verme bir dönemin moda tabiriyle balans ayarına tabi tutma vazife ve selahiyeti vardır.</p>
<p><strong>YASSIADA KATLİAMLARINI AYAKTA ALKIŞLAYANLAR YARGI MENSUPLARIDIR</strong></p>
<p>27 Mayıs&#8217;ta doğal hakim ilkesine aykırı İhtilal Mahkemeleri kurulmuştur. Yine bu dönemde geçmişe yürütülen ceza uygulamaları geçmişe yürütülen kanun iptalleri gibi en temel ilkeler dahi hiçe sayılmıştır. Cübbeleriyle yürüyüşler yapan yargı mensupları bu dönemin kilit aktörleridir. Yine aynı yargıçlar darbeyi eleştirmenin suç sayıldığı kararlara da imza atmaktan hicap duymamışlardır. Yassıada&#8217;daki idamları ayakta alkışlayanlar çarşaf çarşaf bu katliamlara övgüler dizen yine yargı temsilcileri olmuştur.</p>
<p>İslamcı hareketi dizginlemek, kontrol altında tutmak için kritik zamanlarda Milli Nizam, Milli Selamet Partileri&#8217;nden başlayarak sürekli parti kapatmalara başvurulan mercidir yargı. Siyasi mülahazalarla, içeriği hakaretlerle bezenmiş iddianamalerle bu hareketin siyaset yapma hakkını adeta bütün çabalarına rağmen engel olmayı kendine şiar edinmiş olanlar yine yüksek yargı mercileridir.</p>
<p>Kürt Siyasal Hareketi de resmi ideolojiye olan uzaklığı nedeniyle sürekli baskının, parti kapatmanın, faili meçhul cinayetlere yöneticilerini kurban vermenin mağduru olmuştur. Hatta zaman zaman kararlarıyla parti içerisindeki bir hizbi güçlendirip diğer hizbi zayıflatacak kadar yargı bu hareketi şekillendirme hakkını kendinde görmüştür.</p>
<p>28 Şubat döneminde tek kişilik silahsız terör örgütü iddianamelerinden tutalım, şiir okuduğu için halkı kin düşmanlığa sevketttiği gerekçesiyle mahkumiyet kararı verilen ideolojik bayraklı yargılamaların tarihidir Türk Yargı Tarihi.</p>
<p><strong>YARGI SİYASETE MÜDAHİLDİR</strong></p>
<p>Hatta öyle ileri gidildi ki, iktidardaki partiyi kapatmaya kalktı. Siyasete kendi ideolojisinde mühendislik çözümler üretmeye çabaladı bağımsız! Ve tarafsız (!) yargı kurumları.</p>
<p>Hukukun üstünlüğünden çok hukukçunun üstünlüğü konuşulur oldu. Hukukçuların ideolojisinin, dünya görüşünün, siyasi mülahazalarının üstünlüğü bağlamında yazılıp çizildi yıllarca. Buna karşılık haksızlıklara ses çıkaranlara ise en ufak bir eleştirilerinde YARGIYA MÜDAHALE EDİLİYOR diye veryansın etti jakoben aydınlarımız (!)</p>
<p>Son on yılda, ülkemizde yargı bürokrasisinde büyük bir zihniyet değişimi olmuştur. Lakin bu zihniyet değişikliği siyasete müdahale anlamında demokratik tutum sergileyerek kendi alanına çekilmiş bir yargı oluşturmamıştır.</p>
<p>Türk siyaseti bugünlerde bırakınız bir ideolojiyi, bir grubun çıkarları doğrultusunda yine aynı alışılmış enstrümanları kullanan; uluslararası bağlantıları konusunda şüpheler giderilememiş bir güruhla mücadele etmekle meşgul.</p>
<p><strong>EMNİYET, TİB, TÜBİTAK, MEDYA, İŞ DÜNYASININ BİR KISMI BİR GÜRUHUN KONTROLÜNDEDİR</strong></p>
<p>Hem de bu sefer yargılamayı etkileme imk&acirc;nı bulunan bütün kurumlarda kolluk teşkilatı, Adli Tıp, TİB, TÜBİTAK, MASAK, medya organize olmuş, MİT&#8217;e operasyon yapacak kadar kendinden emin Başbakan&#8217;ı hapse atma girişiminde bulunacaklarını ifşa edecek kadar cüretk&acirc;r bir yapı ile karşı karşıyayız. Bu güruha yakın köşe yazarları Anayasa Mahkemesi kılıcından bahsetmekte hatta BM, NATO gibi kuruluşları göreve davet etmektedir.</p>
<p><strong>NE YAPMALI?</strong></p>
<p>Yargı sözü açıldığında Pakistan&#8217;daki gibi darbeye karşı yürüyen binlerce hakimi olan bir ülke olamadık diye hayıflanılır. Pakistan örneğini farklı noktadan vermek istiyorum: Tahir&#8217;ül Kadri&#8217;nin yolsuzluk kılıflı siyasi operasyonlarına karşı siyaset kurumunun bütün renkleriyle, müdahil olanı meşru mindere davet eden manifestosunun bir benzerinin, Anadolu&#8217;dan Pennsylvania&#8217;ya gönderilmesini beklemek iktidarın ancak sandıkta değiştirelebileceği gerçeğini haykırmalarını istemek çok mu iyimser bir yaklaşım olur?</p>
<p><em>Av. Ferhat Çakır, </em>Liberal Kayseri Başkanı<em>, <a href="http://yenisafak.com.tr/yorum-haber/yargiya-mudahale-mi-3.2.2014%202-615845" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Yeni Şafak, 04.02.2014</a></em></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/yargiya-mudahale-mi/">Yargıya müdahale (mi?)</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>17 Aralık darbesine farklı bir bakış</title>
		<link>https://hurfikirler.com/17-aralik-darbesine-farkli-bir-bakis/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ferhat Çakır]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Jan 2014 20:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[15 Temmuz Darbe Girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/17-aralik-darbesine-farkli-bir-bakis/</guid>

					<description><![CDATA[<p>17 Aralık sürecini izleyen günlerdeki en önemli kırılma noktası 25 Aralık operasyon gecesidir. Hükümetin hukuki kılıflarla bezenmiş sinsi bir darbe girişimine karşı yapması gereken tek ve meşru bir şey vardı onu yaptı. Hükümetin çok ciddi risk alarak meşru müdafaa kuramı gereğince yargı kararını hükümsüz kılması, cemaatin kafasında ciddi soru işaretleri oluşturmuş ve savaşın kaybedilebileceği hesapları [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/17-aralik-darbesine-farkli-bir-bakis/">17 Aralık darbesine farklı bir bakış</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span>17 Aralık sürecini izleyen günlerdeki en önemli kırılma noktası 25 Aralık operasyon gecesidir. Hükümetin hukuki kılıflarla bezenmiş sinsi bir darbe girişimine karşı yapması gereken tek ve meşru bir şey vardı onu yaptı. Hükümetin çok ciddi risk alarak meşru müdafaa kuramı gereğince yargı kararını hükümsüz kılması, cemaatin kafasında ciddi soru işaretleri oluşturmuş ve savaşın kaybedilebileceği hesapları yapılmaya başlamıştır.</span></p>
<p>Bu ülke tarihte birçok darbe girişimine sahne oldu. Lakin askerin denkleme katılmadığı bir darbe girişimi bu topraklarda ilk kez olsa gerek. Paralel devletin böylesine can havliyle bir darbe girişimine tevessül etmesinin dershane olayı ile geçiştirilemeyecek oranda çok büyük nedenleri olmalı.</p>
<p>Böyle bir savaşın iki gerekçesi olabilir. Ya ortada bir varoluş mücadelesi vardır ya da en büyük hayalin gerçekleşme ümidi filizlenmiştir. Bir diğer ifade ile iktidara sahip olma duygusu.. Bu operasyonun kodlarını analiz ettiğimizde, örgütün/ cemaatin ta o kuruluş yıllarından itibaren böyle bir amacı hedeflendiği görmekteyiz.</p>
<p><strong>ZAMANLAMA HATASI</strong></p>
<p>Peki, operasyonun zamanlaması ne derece isabetli, sorusuna cevap arayalım. Kanaatimce cemaat en büyük hatayı burada yaptı. AK Parti, henüz gücünü kaybetmedi ve toplumsal meşruiyeti ciddi oranda sarsılmadı. Liderinin hala tartışılmaz tek otorite olduğu bir dönemde böyle bir hamlenin ciddi riskler içerdiği sanırım cemaatin yetkili kurullarında tartışılmıştır.. Lakin sonunda Tayyip Erdoğan&#8217;ın, küresel ölçekteki bir darbe girişimine yenileceğine inandırılmış olsa gerek ki cemaatin ülke topraklarından belki topyekün tasfiyesi ile neticelenecek böyle bir savaşa girişmeye cesaret ettiler.</p>
<p>17 Aralık sürecini izleyen günlerdeki en önemli kırılma noktası 25 Aralık operasyon gecesidir. Hükümetin hukuki kılıflarla bezenmiş sinsi bir darbe girişimine karşı yapması gereken tek ve meşru bir şey vardı onu yaptı. Hükümetin çok ciddi risk alarak meşru müdafaa kuramı gereğince yargı kararını hükümsüz kılması, cemaatin kafasında ciddi soru işaretleri oluşturmuş ve savaşın kaybedilebileceği hesapları yapılmaya başlamıştır.</p>
<p>Bunun akabinde yaklaşık 30 kişinin AK Parti&#8217;den istifa edeceği söylentilerinin- birkaç istifa dışında- kesilmesi; havanın değişmesinin ve dengenin kurulmaya başladığının işaretleri idi. İlk günlerde dolar ve avrodaki yükselmenin şiddeti; darbe severlerin iştahını kabartmış olsa da, devam eden günlerde halkın darbecilere olan öfkesi ve yolsuzluk olsa dahi AKP&#8217; ye oy verileceğinin açıkça ilanı planın tutmadığının ikinci belirgin işareti idi.</p>
<p>Ve nihayet HSYK birinci dairedeki değişimle hakim savcı atamalarının cemaatin kontrolünden çıkmış olması, cemaatte morallerin tümden bozulmasına yol açmıştır. Bu yüzdendir ki tam bu noktada Gülen&#8217;in mektubunu stratejik bir hamle olarak okumak gerekir.</p>
<p>Lakin barış mektubuna itibar etmenin kendisinin sonu olacağını sanırım Başbakan bizden daha iyi biliyor. Toplumun nabzını herkesten iyi okuyan Başbakan bu tuzağa düşmedi ve inisiyatifi eline alarak yoluna devem ediyor.</p>
<p>Operasyonun ikinci hatası, Tayyip Erdoğan faktörünün yeterince dikkate alınmamasıdır. Böyle bir operasyonun Erdoğan&#8217;ın Başbakanlığında gerçekleşmiş oluşu en büyük handikaplarından biridir. Erdoğan Çankaya&#8217;da iken yapılacak bir darbe girişiminin daha büyük hasarlar verme ihtimali gözardı edilerek teknik bir hata yapıldığı kanaatindeyim. Ancak aşağıda anlatıldığı üzere HSYK&#8217;nın elden gitme ihtimali ve diğer elverişli unsurların kaybedilme ihtimali üzerine operasyonun öne çekildiği ve denenmeye mecbur kalındığı anlaşılıyor.</p>
<p>Silah kullanılmaksızın, bir darbeye teşebbüs etmek örgütün sanılandan daha büyük bir yapıda olduğunun işaretidir. Keza bu çapta bir teşebbüse yeltenmenin ölümle sonuçlanma ihtimali de vardır. Darbe girişimleri içerisinde en aşağılık olanı yargı kullanılarak yapılan darbe girişimleridir. Siyasi mühendislik içeren bu yargı kılıflı operasyonun yolsuzlukla mücadele adına adına yürütülüyor olması bizatihi yolsuzluğun kendisidir. Bir milletin son sığınağı olan adalete güvenin yok oluşu o milletin dünya sahnesinden çekilmesine yol açacak kırılmaları beraberinde getirebilir.</p>
<p>Yolsuzluk ve adalet uğruna yola çıkarak en büyük yolsuzluğa ve toplumsal hasara neden olduktan sonra-ki adalete olan güvenin yok olmasını sağlamak milletin dokusuyla oynamak DNA&#8217;sını değiştirmek anlamında ülkeyi kaosa sürüklemektir- millete yönelik en küçük bir özrün ve meydana gelen hasarı onarmaya yönelik bir iradenin ortaya konulmamış oluşu, hedefin halkın menfaati ve mutluluğu olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>CEMAAT NEDEN GERİ ADIM ATMIYOR</strong></p>
<p>Cemaatin başlatmış olduğu saldırı, kodları itibariyle bir intihar saldırısı mahiyetindedir. Bu savaşta geri adımın ölümü kabullenmek olduğunu darbeyi planlayanlar çok iyi biliyor. Zira geri adımın her halükarda ölüm olduğu bu nedenle son ana dek ümidin zorlanacağı ve savaşın sürdürüleceği kanaatindeyim. Fakat savaş sürdükçe toplumsal dokunun onarılmaz bir noktaya doğru evrildiği ve cemaatin bu topraklarda istenmeyen adam haline geleceğini sanırım cemaatin tepe kadrosu görmekten aciz.</p>
<p>Bir diğer husus, Ekim 2014 yılında yapılacak HSYK seçiminde cemaatin artık tek bir üye dahi kazanma şansını yitirmiş olduğu gerçeğidir. Bu gerçek nedeniyledir cemaat kendi hesaplarına göre en uygun savaş zamanını seçmiş durumdadır. Ekim ayına kadar yapılacak operasyonlarla bu hükümetin düşürülmemesi halinde zaten bu ihtimalin hepten yok olacağı ve cemaatin o anlı şanlı günlerinin tatlı bir malihülya olarak yad edeceklerini çok iyi biliyorlar.</p>
<p><strong>KAPALI DEVRE SİSTEMİ VE ENTELEKTÜEL ZAAFİYET</strong></p>
<p>Cemaatin eğitimle bu kadar haşir neşir olmasına rağmen uluslararası çapta bir entelektüel yetiştirememiş oluşu büyük bir soru işaretidir. Entelektüel olmanın ilk şartı önyargısız olmak ve dünyaya bu gözle bakarak dünyayı okumaktır. Cemaatin kendinden olmayanı okumamak ve hayat felsefesinin cemaat içi emirleri sorgulamaktan kaçınma temeline dayanması nedeniyle kapalı bir devre sistemi ile çalışan cemaatten bir entellektüel kadronun çıkmamış oluşu bizleri şaşırtmamıştır.</p>
<p>Bir örgütün devletin istihbaratını ele geçirme gayesini ilk hedef tahtasına oturtmuş oluşu o örgütün milliğini sorgulamaya yeter bir nedendir. Tayyip Erdoğan&#8217;ın cemaat hakkında MİT tarafından verilen onca uyarılara rağmen bugünkü hamleleri kanaatimce öngördüğü halde olayların bu noktaya varacağına ihtimal vermemesi, kendi inanç penceresinden kaynaklanan bir bakış açısının ürünüdür. Zira samimi bir şekilde Allah diyen insanın, Allah diyen bir başkasına zulmetmeyeceğine dair yerleşik inanca sahip olan bir insanın bu tarz hamleleri beklememesi normal. Lakin gerçeğin tüm çıplaklığı ile görülmesine neden olan 17 Aralık sürecinden ise iplerin birçoğunun elinden kaçmış olduğu handikabı ile baş başa kaldı Başbakan. Şahsi karizması ve milletine olan güveni ile en nihayetinde bu badireyi de bertaraf etmek üzere.</p>
<p>Ancak 17 Aralık süreci Türk siyaset biliminde ibretlik bir ders olarak okutulmalıdır gelecek nesillere. En büyük kötülüğün en yakınından gelebileceği gerçeği ile bu millet bir kez daha yüzleşmiştir. Tayyip Erdoğan ve ekibinin 17 Aralık&#8217;ı izleyen süreçte belki onlarca kez duraksayarak -acaba biz mi hata yapıyoruz- sorusunu sorduklarını ve zihin dünyasını objektif bir teste tabi tutarak yaptıkları analiz sonucu doğru yolda oldukları kanaatine vardıklarını düşünüyorum. Ama cemaatin tepe/aktif kadrosunun bu soruyu bir kez olsun kendilerine sormadıklarını düşünüyorum. Zira bu sorunun sorulması halinde çözülmenin başlayacağı apaçık bir gerçektir.</p>
<p>Dar /sinsi ve gizli bir kadrolaşmanın ürünü olan cemaatin beyin yıkama faaliyetleri sonucu, sorgulama yeteneklerini kaybeden ve objektif düşünme yeteneklerini kaybetmiş fertlerin zaten bu günler için hazırlanmış zihin yapıları ile gerçeği görmelerinin beklenmesi muhaldir.</p>
<p>Cemaatin tepe noktasının her türlü riski alarak ve her türlü sonucu öngörerek böyle bir hamleye giriştikleri artık ayan beyan ortada. Alt tabakadaki samimi insanların, kendilerine şu soruyu sormaları gerekiyor. Şayet cemaatin yapmış olduğu iş hayırlı olsaydı kardeş kardeşe düşer miydi? Bu dahi eylemin hayırsızlığının en büyük delilidir. Fitneyi çıkaran doğru yolda olamaz.</p>
<p>Hükümet/ cemaat kavgası Kayseri&#8217;de iki kardeşin ortak olduğu bir işletmenin bölünmesiyle sonuçlandı. Kardeşi kardeşe, mümini mümine düşüren böyle bir hareketin iyi niyetli olması mümkün mü? Müslümanlara her türlü zulmü reva görmüş insanlarla ittifak yapılmasının ne tür bir hayır kapısına yöneleceğinin bu grup tarafından iyi sorgulanması gerekiyor.</p>
<p><strong>SONUÇ</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;yi derinden sarsan ve henüz sonuçlanmayan 17 Aralık dost modern darbesinin toplumsal dokumuzda ne gibi hasarlar açtığını önümüzdeki yıllarda göreceğiz. Bu darbe girişimden çıkarılan dersler şunlardır:</p>
<p>Bir dini cemaat ne kadar iyi niyetli görünmeye çalışırsa çalışsın ülkedeki diğer dini cemaatlerin sempatisini kazanamamış ve hatta husumetlerini celp etmiş ise o cemaate soru işareti ile bakılması gerektiği. İkincisi Müslümanların dünya üzerinde her türlü örgütlenme ve faaliyetleri engellenirken bir dini cemaate bu denli yol verilmesinin ciddi şüpheler uyandırdığı hususu asla göz ardı edilmemelidir.</p>
<p>Bir büyük hamle denenmiş ve başarılı olmamıştır. Kaybedenleri neler beklediğini önümüzdeki dönemde hep birlikte göreceğiz. Fakat yerli ve yabanca siyasetçilerin ve hasımlarının unutmaması gereken bir şey var. Tayyip Erdoğan oyun kurucuların bildiği klasik bir siyasetçi değil ve bu halk, 20 yıl öncesinin gözü kapalı halkı değil. Sultan Fatih&#8217;in kendisini tanımladığı gibi Recep Tayip Erdoğan kendisinden önceki liderlere benzemiyor.</p>
<p>Bu yazı <a href="http://yenisafak.com.tr/yorum-haber/17-aralik-darbesine-farkli-bir-bakis-28.01.2014-613874">Yeni Şafak Gazetesi</a>&#8216;nde yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/17-aralik-darbesine-farkli-bir-bakis/">17 Aralık darbesine farklı bir bakış</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
