<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Birol Akgün, Hür Fikirler sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hurfikirler.com/author/birolakgun/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hurfikirler.com</link>
	<description>..: Hür Fikirler :..</description>
	<lastBuildDate>Fri, 04 Oct 2013 18:00:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.2</generator>
	<item>
		<title>Mısır darbesi İslamcıları demokrasiden vazgeçirmiyor</title>
		<link>https://hurfikirler.com/misir-darbesi-islamcilari-demokrasiden-vazgecirmiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Birol Akgün]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Oct 2013 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünyadan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/misir-darbesi-islamcilari-demokrasiden-vazgecirmiyor/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Demokrasi Müslüman Arap topraklarında yaşayamaz mı? Bu sorunun cevabı bölge sosyolojisinin en dinamik gücü olarak nitelenen İslamcı siyasi aktörlerin takınacağı tavırlara ve izleyecekleri stratejilere bağlıdır. &#160; Siyaset bilimi literatüründe Arap ülkelerinin küresel demokrasi dalgalarından etkilenmediğini ifade etmek için kullanılan &#8220;Arap istisnacılığı&#8221; tezi son üç yıldır bölgede yaşanan gelişmeler tarafından yanlışlanmışken, Mısır&#8217;daki askeri darbe sonucu son [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/misir-darbesi-islamcilari-demokrasiden-vazgecirmiyor/">Mısır darbesi İslamcıları demokrasiden vazgeçirmiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="str-spot">
<p><strong>Demokrasi Müslüman Arap topraklarında yaşayamaz mı? Bu sorunun cevabı bölge sosyolojisinin en dinamik gücü olarak nitelenen İslamcı siyasi aktörlerin takınacağı tavırlara ve izleyecekleri stratejilere bağlıdır.</strong></p>
</div>
<div class="str-body">
<p>&nbsp;</p>
<p>Siyaset bilimi literatüründe Arap ülkelerinin küresel demokrasi dalgalarından etkilenmediğini ifade etmek için kullanılan &ldquo;Arap istisnacılığı&rdquo; tezi son üç yıldır bölgede yaşanan gelişmeler tarafından yanlışlanmışken, Mısır&rsquo;daki askeri darbe sonucu son günlerde yeniden dolaşıma sokulmaya başladı. Gerçekten de demokrasi Müslüman Arap topraklarında yaşayamaz mı? Bu sorunun cevabı biraz da bölge sosyolojisinin en dinamik gücü olarak nitelenen İslamcı siyasi aktörlerin takınacağı tavırlara ve izleyecekleri stratejilere bağlıdır. Mısır&rsquo;da şimdiye kadar binlerce kişinin hayatını kaybetmesine rağmen İhvan ve selefi kesimlerin ağırlığını oluşturduğu direniş grubunun şiddetten uzak durması pek çok Batılı gözlemciyi şaşırtmış gözüküyor. Hatta, &ldquo;evet bugün sabrediyorlar ama göreceksiniz sonunda Suriye&rsquo;deki gibi şiddete başvuracaklardır&rdquo; beklentisi ağır basıyordu. Dolayısıyla yalnızca Mısır&rsquo;da değil, tüm Arap coğrafyasındaki İslamcıların bundan sonraki izleyecekleri yol haritası herkesin merakla beklediği bir sorudur. &nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>
<p>Bu soru İstanbul&rsquo;da düzenlenen iki günlük bir uluslararası toplantıda tartışıldı ve kararlaştırıldı. Arap devrimleri sürecinde ve sonrasında siyasi ve sosyal hayatta belirleyici güç haline gelen örgütlü dini ve siyasi gruplar Mısır&rsquo;daki askeri darbe sonrasında ilk kez Türkiye&rsquo;de 25-26 Eylül&rsquo;de bir araya geldiler. Toplantı Müslüman Düşünürler Birliği ve İslam Dünyası Parlamenterler Birliği öncülüğünde gerçekleştirildi.Türkiye&rsquo;den ise SDEdüzenleyici ortak olarak katıldı.Toplantıya çoğunluğunu Arap dünyasının farklı ülkelerinden gelen akademisyen, siyasetçi, STK ve medya temsilcileri iştirak etti. Arıca Arap diasporasınınbatıdaki önde gelen temsilcileri ile bazı Batılı ülkelerden ve Türkiye&rsquo;den de milletvekili ve STK temsilcileri de yer aldı. Temel amaç, Mısır üzerinden Arap dünyasında ters esmeye &nbsp;başlayan anti-demokratik dalga karşısında nasıl hareket edilmesi gerektiği konusunda ortak aklı harekete geçirmek ve en uygun bir yol haritası çıkartmaktı.&nbsp;</p>
<p>Toplantıyı anlamlı ve önemli kılan iki şey var.Birincisi toplantının konusu. Arap entelektüelleri ve siyasi temsilciler,Mısır&rsquo;daki Askeri Darbe sonrasında dünyanın darbeye karşı takındığı tutumu anlamaya çalışıyorlar. Özellikle ABD ve Avrupa gibi demokrasi ile yönetilen Batılı ülkelerin askeri darbeye karşı neden gerekli tepkiyi göstermediklerini tartışıyorlar. Bir anlamda Mursi yönetimine karşı girişilen Batı destekli darbenin ekonomi-politik, siyasi ve ideolojik arka planı sorgulanıyor; bundan sonra izlenmesi gereken yol haritası belirlenmeye çalışılıyor. Hem bir durum analizi hem de gelecek stratejisi hazırlanmaya çalışılıyor. Ciddi bir özeleştiri süreci yaşanıyor olması son derece önemli.</p>
<p><strong>Statükoyu değiştiren gelişmeler</strong></p>
<p>İki günlük konuşmalarda ulaşılan ortak tespit şu: Arap Baharı süreci bölgedeki statükoyu ve stratejik dengeleri ciddi biçimde değiştirdi. Özellikle bölgenin siyaseti ve güvenliği açısından kritik öneme sahip olan Mısır&rsquo;ın yer değiştirmesi statüko güçlerini rahatsız etti. İkincisi, demokratikleşme dalgası bölgedeki bazı batı yanlısı statüko güçlerince (körfez monarşileri) kendi rejimlerine karşı bir güvenlik tehdidi olarak görüldü. Üçüncüsü otoriter rejimlerin yıkıldığı yerlerde yapılan seçimlerde sandıktan çoğunlukla ihvan türü örgütlü siyasi İslamcı gruplar çıktı. Ayrıca batı medyasının Libya&rsquo;dan, Mali ve Suriye&rsquo;ye kadar el kaide gibi şiddet yanlısı grupların giderek güç kazandığına ilişkin yayınları batı toplumlarındaki islamofobik tutumları güçlendirdi. Dolayısıyla Mısır darbesi yalnızca bu ülkeyi ilgilendiren bir gelişme olarak okunmamalı; bölgenin tamamında süregiden demokratikleşme çabalarını durdurmaya çalışan ve özellikle de İslamcı siyasi grupları sistem dışına atmayı hedefleyen bir gelişme olarak görülmelidir.</p>
<p><strong>Demokratik direnişe devam</strong></p>
<p>Bu tespitlere binaen Mısır&rsquo;da ve bölgedeki diğer ülkelerdeki islami grupların nasıl bir hareket tarzı belirlemeleri gerektiği konusu uzun uzadıya tartışıldı. Şurası önemlidr. İslamcılar Mısır&rsquo;daki darbe sonrasında İhvan hareketi öncülüğünde başlatılan &ldquo;barışçıl sokak gösterileri&rdquo; sürecini onaylıyorlar. Şiddeti savunan yok. Bu konuda çok dikkatliler ve sürekli olarak devrim ve direniş süreçlerinin sivil ve demokratik zeminde sürdürülmesinin altı çizildi. Darbecilerin oyunlarını boşuna çıkarmanın ve dünya kamu oyunun desteğinin sağlanabilmesinin tek yolu olarak sivil direniş görülüyor. &nbsp;</p>
<p>İslamcı gruplar Batının darbe karşısında takındığı durumdan rahatsızlar. Hatta çok derin bir hayal kırıklığı yaşandığı söylenebilir. Bunun temel nedeni olarak bazıları siyonizmi, bazıları batının 11 Eylül sonrasında yaşadığı travmanın yarattığı ön yargıları dile getiriyor. Ancak asıl sorunun islam dünyasının kendisini batıya iyi anlatamamasından kaynaklandığını düşünüyorlar. Batı kamuoyu ile sağlıklı bir diyalog için doğru iletişim stratejileri geliştirilmesi gerektiği konusunda uzlaşma sağlanıyor. Batıya toptan bir ret veya suçlama yapılmıyor. ABD ve Batılı ülke kamuoylarının monolitik olmadığı, darbelere karşı çıkan ve demokrasiyi destekleyen pek çok grubun ve liderin bulunduğu; önemli olan bunlarla diyaloğun geliştirilerek seslerini yükseltmelerinin sağlanması olduğu üzerinde duruluyor. Bu amaçla farklı dillerde yayın yapacak olan bir Arap Devrimlerini İzleme Merkezinin (ArabMonitoring Center) &nbsp;kurulması kararlaştırılıyor. Ayrıca Mısır başta olmak üzere Arap dünyasındaki yönetimlerin insan hakları ihlalleri ile mücadele için bir hukukçular komitesi kurup, BM dahil tüm insan hakları koruma mekanizmalarının etkin kullanılması tavsiye edildi.&nbsp;</p>
<p>Dış dünyayı önemsemekle beraberi ilginçtir hem Türkiye&rsquo;den katılan konuşmacılar hem de Arap İslamcılarının temsilcileri islam dünyasındaki demokratik değişimin geleceğini daha çok içsel dinamiklerin belirleyeceği üzerinde hemfikirler. Dolayısıyla dönüşüm sürecinde dış desteğin önemini belirtmekle birlikte, asıl itici gücün ve kritik unsurun halkaların değişim talebi olduğunu ifade ediyorlar. Sokağa yansıyan güçlü sosyolojik dinamiklerin iç ve dış kuşatmaları yarmada en önemli faktör olacağı vurgulanıyor. &nbsp;Toplantıda konuşan Başbakan yardımcısı Bekir Bozdağ&rsquo;ın konuşmasının ana fikri de buydu: Türkiye&rsquo;nin demokratik dönüşümünün arkasında her fırsatta halkın demokrasiye olan kayıtsız desteğinin olduğu söyledi Bozdağ. Menderes, Özal ve Erdoğan gibi liderleri güçlü kılanın da halkın desteğini arkalarına almayı başarmaları idi.&nbsp;</p>
<p><strong>Malezya ve Türkiye modeli</strong></p>
<p>İki günlük programda katılımcılar Türkiye ve Malezya gibi halkı Müslüman olan ülkelerdeki demokratik ve ekonomik dönüşüm örneklerini de özel oturumlarda tartıştılar. Yasin Aktay Türkiye&rsquo;yi anlattı, Abdullah Ahsen Malezya&rsquo;yı. Aktay&rsquo;ın Türkiye&rsquo;deki örneklerinden de yola çıkarak, bugün İhvanın veya Mursi&rsquo;nin hatalarını tartışmak değil, darbecilere karşı birlik olma günüdür mesajı salondan büyük alkış aldı. Ayşe Böhürler&rsquo;inislamülkelerindeki demokratik dönüşüm sürecinde İslamcı kadınların rolünü anlattı. Şehit Esmamızın özgürlük iradesine sahip çıkmalıyız çağrısı katılımcıları oldukça duygulandırdı.&nbsp;</p>
<p>Türkiye&rsquo;den katılan bizler de çok şey öğrendik. Batıdan gelen gözlemciler Arap baharı sürecinin tıkanmasını &nbsp;Türkiye&rsquo;yi nasıl etkileyeceğini merak ediyorlar. Uzun uzun Türkiye&rsquo;nin bir asrı aşan modernleşme ve demokratikleşeme tecrübesini anlattıktan sonra ikna olmuş görünüyorlar. Ama doğulu olan her halkı aynı kategoriye yerleştiren oryantalist bakış açısını kırmak hiç de kolay değil. Türkiye&rsquo;nin başarısının kalıcı olup olmayacağından ve gezi parkı olaylarının yeni bir otoriter dalgayı Türkiye&rsquo;ye taşıyıp taşımayacağından emin değiller. Araplar ise daha çok Türkiye&rsquo;deki başarının sırlarını anlamaya çalışıyorlar. Türkiye&rsquo;ye imrenerek baktıklarında şüphe yok ve hükümetin Mısır darbesi karşısındaki net demokratik tavrından dolayı özellikle Başbakan Erdoğan&rsquo;a minnettarlar.&nbsp;</p>
<p>Son bir şeyi belirtmeden geçmeyelim. Türk medyasında genel olarak Mursi&rsquo;ye karşı düzenlenen darbede Selefilerin ordunun yanında yer aldığı söyleniyordu. Tam tersine toplantıda Mısır&rsquo;daki Selefi partilerin neredeyse tamamının temsilcileri vardı ve kesinlikle darbeye karşıydılar, Adeviye&rsquo;de demokrasi direnişine beraberce katıldıklarını açıkladılar. Yalnızca Nur partisinin bazı yöneticileri El Sisi&rsquo;ye destek vermiş. Halk tabanı darbeye direnmiş. Onlara da haksızlık yapmayalım. Bölgenin barışçıl geleceği için İslamcıların bu demokrasi çağrısının makes bulması hayati önem taşıyor. Arap dünyasındaki demokrasi üzerindeki bu tarihsel ve toplumsal uzlaşı heba edilmemeli.&nbsp;</p>
</div>
<p><span>Açık Görüş, Star, 5 Ekim 2013</p>
<p>Kaynak:&nbsp;<a href="http://haber.stargazete.com/acikgorus/misir-darbesi-islamcilari-demokrasiden-vazgecirmiyor/haber-795345#ixzz2h1uaMfER">Mısır darbesi İslamcıları demokrasiden vazgeçirmiyor &#8211; Açık Görüş &#8211; Star Gazete</a>&nbsp;<a href="http://haber.stargazete.com/acikgorus/misir-darbesi-islamcilari-demokrasiden-vazgecirmiyor/haber-795345#ixzz2h1uaMfER">http://haber.stargazete.com/acikgorus/misir-darbesi-islamcilari-demokrasiden-vazgecirmiyor/haber-795345#ixzz2h1uaMfER</a></span></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/misir-darbesi-islamcilari-demokrasiden-vazgecirmiyor/">Mısır darbesi İslamcıları demokrasiden vazgeçirmiyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mısır ordusu, dönüşü olmayan yola girdi</title>
		<link>https://hurfikirler.com/misir-ordusu-donusu-olmayan-yola-girdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Birol Akgün]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Aug 2013 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/misir-ordusu-donusu-olmayan-yola-girdi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mısır&#8217;da beklenen oldu. Darbeci General Sisi yönetimindeki Mısır ordusu 14 Ağustos&#8217;ta, kendilerini&#160; &#8220;Meşruiyet Koalisyonu&#8221; olarak adlandırılan darbe karşıtlarının üstlendiği Adeviyye ve Nahda meydanlarını güç kullanarak dağıttı. Sivil ve barışçıl göstericilere karşı otomatik silahların kullanıldığı müdahale sırasında, rivayetler muhtelif olsa da en az bin kişinin öldüğü ve binlerce kişinin de yaralandığı haberleri geliyor. Ülkede olağanüstü hal [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/misir-ordusu-donusu-olmayan-yola-girdi/">Mısır ordusu, dönüşü olmayan yola girdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="detaySpot">Mısır&rsquo;da beklenen oldu. Darbeci General Sisi yönetimindeki Mısır ordusu 14 Ağustos&rsquo;ta, kendilerini&nbsp; &ldquo;Meşruiyet Koalisyonu&rdquo; olarak adlandırılan darbe karşıtlarının üstlendiği Adeviyye ve Nahda meydanlarını güç kullanarak dağıttı.</p>
<p>Sivil ve barışçıl göstericilere karşı otomatik silahların kullanıldığı müdahale sırasında, rivayetler muhtelif olsa da en az bin kişinin öldüğü ve binlerce kişinin de yaralandığı haberleri geliyor. Ülkede olağanüstü hal ilan edildi ve geceleri sokağa çıkma yasağı konuldu. Darbeye darbe diyemeyen sözde demokratik Batılı ülkelerden bu kez katliama karşı kınama ve derin kaygı duyulduğu açıklamaları gelse de, ABD h&acirc;l&acirc; Mısır ordusuna karşı asker&icirc; yardımları kesme kararı alma cesaretini gösteremedi. Arap ve Batı medyası &ldquo;üç maymunları&rdquo; oynarcasına gelişmeleri gerçek boyutlarıyla kendi halklarına duyurmaktan uzak yayınlar yapmaya devam ediyor. Gezi Parkı olaylarında dokuz saat yayın yapan bazı medya kuruluşları ise, olayları katliam olarak değil, ordu birlikleri ile Mursi taraftarları arasında &ldquo;karşılıklı çatışmalar&rdquo; olarak veriyor. İletişim çağında gerçekler elbette ki er veya geç açığa çıkacaktır. Ancak sorulması gereken sorular şunlardır: Birincisi eğer Mısır ordusu ve General Sisi bu kadar kişinin kanını akıtmaya kararlı idiyse neden ilk günler değil de, darbenin üzerinden 6 hafta geçtikten sonra böyle bir katliama girişti? İkincisi bu katliam protestoların sonunu getirebilir mi? Ve nihayet Mısır&rsquo;ı bundan sonra ne bekliyor?</p>
<p><strong>Adeviyye katliamının nedeni&nbsp;</strong>&nbsp; &nbsp;</p>
<p>Darbe kelimesinin anlamı, vurup kırmak demektir. Siyaset alanında ise darbe, meşru ve hukuki olan yöntemlerin dışında fiili güç ve şiddet kullanarak hükümeti yıkmak ve yeni bir siyas&icirc; rejim yaratmaktır. Bu anlamda darbe planı yapmak veya fiilen darbeye teşebbüs etmek, demokratik siyaset açısından en büyük günahı işlemek; yani bir anlamda yasak meyveyi yemektir. Bir kez böyle bir yola girildikten sonra darbecileri meşruiyet çizgisinde kalmaya ve mutedil hareket etmeye çağırmak boş bir sözdür. Asker&icirc; kariyerlerini Nasır, Sedat ve Mübarek yönetimleri altında yapmış olan Mısır generallerinin darbenin ahlakını da hukuk(suzluğu)nu da bilmemeleri mümkün değildir. Dolayısıyla Adeviyye katliamının Müslüman Kardeşler teşkilatının üst yönetiminin uzlaşmaz tavırlarından kaynaklandığını söylemek, kendini yanlış yere konumlandırmak ve hırsızı aklamak anlamına gelir. Demokrasi taraftarları bu tür katliamlara ya ilk günden maruz kalacaklardı ya da daha sonraları. Darbecilerle yüzleşmek kaçınılmazdı ve İhvan hareketi geçen zamanı stratejik olarak çok iyi kullanarak, darbeye destek veren iç ve dış koalisyonu siyaseten çatlattı. Örneğin darbe yanında yer alan Nur partisinin tabanı direnişi desteklemeye başladı. Son olaylardan sonra &ldquo;laik liberal&rdquo; Al Baradei darbe hükümetindeki görevinden istifa etti. Her şeye rağmen Batılı ülkelerdeki demokratik güçler vicdanlarının sesini dinleyerek darbecilere karşı seslerini yükseltmeye başladılar. Arap monarşilerindeki önde gelen bazı alimler ve sivil aktivistler darbecilerin yanında yer alan kendi hükümetleri üzerinde baskı oluşturmaya başladılar.</p>
<p>En önemlisi de belki şudur. Darbeye destek veren İhvan karşıtı siyas&icirc; gruplar Mursi&rsquo;yi demokrasiden sapmak, diktatörlüğe kaymak ve ülkeyi yönetememekle suçluyorlardı. Şimdi açıkça anlaşıldı ki, eski Mübarek döneminin güvenlik (ordu ve polis), yargı, yürütme ve ekonomi yönetimi içindeki uzantıları topyekün olarak seçimle işbaşına gelmiş meclise ve Mursi yönetimine karşı örgütlü bir direnç sergilemişlerdir. Sorun seçilmişlerin beceriksizlikleri değil, müesses nizamın kurdukları oyunlardır. Dolayısıyla Mursi taraftarlarının başını çektiği demokrasi cephesinin binlerce ölü ve yaralı vererek darbecilere karşı direnmeleri ülkedeki vesayet rejiminin nasıl işlediğini sıradan vatandaşa anlatma anlamında son derece faydalı olmuştur. İhvan şu andan itibaren sokaktan çekilse dahi demokrasiye karşı gösterdiği sadakati ve darbe karşısındaki mağduriyeti ve dik duruşuyla bundan sonra yapılacak ilk seçimde iktidarın en güçlü alternatifi olmaya devam edecektir. Bunun anlamı, darbecilerin bugün silah kullanarak boyun eğdirdiklerini düşündükleri İhvan gibi siyas&icirc; grupların hayaletinin gelecek günlerde generallerin k&acirc;busu olmaya devam edecekleridir. Gözlerinin önündeki Hüsnü Mübarek&rsquo;in yargılanmasından ders almayan Sisi gibi generallerin son yıllardaki Türkiye tarihini daha yakından incelemeleri oldukça öğretici olacaktır.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;</p>
<p><strong>Onurlu çıkış stratejisi kalmadı</strong></p>
<p>Aslında son altı hafta Mısır ordusunun yanlıştan dönmesi için oldukça iyi bir fırsattı. Uluslararası arabulucularla çalışarak İhvan da dahil olmak üzere herkesin katılacağı bir seçim sürecinin ilan edilmesi ve Mursi&rsquo;nin serbest bırakılması gibi pratik siyas&icirc; adımlar Sisi gibi liderler açısından zor kararlar olmakla birlikte, ülkenin selameti ve ordunun kurumsal çıkarlarının garanti altına alınması anlamında son bir güvenli çıkış (safe exit) stratejisi olabilirdi. Artık elinde binlerce masum insanın kanı bulunan ordu üst yönetimi için şu andan itibaren onurlu bir çıkış yolu kalmamıştır. Darbeciler, kendi siyas&icirc; otoritelerini tam anlamıyla sağladıktan ve olası yargılamalara karşı kendilerini koruyacak hükümler içeren bir anayasa yapmadan demokrasinin yolunu açmayacaklardır. Muhtemeldir ki, İhvan&rsquo;ın seçimlere sokulmasını önlemek için de birtakım uydurma iddialar ile Müslüman Kardeşler teşkilatı siyaset dışı bırakılmaya çalışılacaktır. Mursi&rsquo;yi ve yakın çevresini ezmek için ordunun veya istihbaratın bazı siyas&icirc; cinayetler işleyerek veya suikastlar düzenleyerek suçu İhvan üyelerine yıkmaya yeltenmesi mümkündür. Dolayısıyla İhvan&rsquo;ın önümüzdeki dönemde son derece dikkatli hareket etmesi ve şiddetten uzak durması, haksızlıklara karşı&nbsp; sabır ve metanetle karşı koyması son derece önemlidir.&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;</p>
<p><strong>Dış dünyadan ve Türkiye&rsquo;den beklenen</strong></p>
<p>Mısır&rsquo;daki asker&icirc; darbeyi yapanlar, başta ABD olmak üzere Batı&rsquo;nın açık veya örtülü desteğini aldıklarında şüphe yok. Ancak son olaylar göstermektedir ki, darbeci generaller özellikle ABD&rsquo;nin tavırları karşısında hayal kırıklıkları yaşamaktadırlar. Hem darbeye destek verip hem de darbeye direnenlere karşı şiddet kullanmama ve barışçıl çözümler tavsiye edilmesi ABD&rsquo;nin niyetleri konusunda darbecileri şüpheye düşürmüştür. ABD&rsquo;nin de darbecilerin de siyas&icirc; stratejisini bozan şey, Mursi taraftarlarının Kahire caddelerinde ve Türkiye&rsquo;nin ise uluslararası platformlarda darbeye açıkça meydan okuyan tavırları olmuştur. Adeviyye katliamını, General Sisi&rsquo;nin ABD&rsquo;yi kaybetme pahasına yarım kalan darbeyi tamamlamak için giriştiği bir teşebbüs olarak okumak gerekir. Zira sivil direniş sürdükçe her geçen gün darbecilerin otoritesi sarsılmaktaydı ve hatta darbecilerin kendilerinden hesap sorulacağı korkusunu taşıdıklarını öngörmek mümkündür. Bu anlamda Adeviyye katliamı biraz da General Sisi&rsquo;nin paniklemesinin de bir sonucu olarak görülebilir. Ama yaşadığı sürece hesap sorulma korkusu Sisi&rsquo;nin peşini asla bırakmayacaktır. Bundan dolayı da darbeciler için şu andan itibaren en önemli strateji olabildiğince uzun süre iktidarda kalmak olacaktır. Bunun anlamı muhtemelen Mısır&rsquo;da demokrasiye geçiş ve normalleşmeye ilişkin ilk günlerde açıklanan yol haritasının&nbsp; artık çok da bağlayıcı olmayacağıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Eğer gerçekten de darbe yönetimi ile ABD arasında ciddi bir ayrışma varsa, bunun doğal bir sonucu Ortadoğu&rsquo;da ABD&rsquo;nin Mısır gibi güvenilir bir ortağını kaybetme riskinin ortaya çıkması olacaktır. İsrail&rsquo;in güvenliği nedeniyle ABD kolay kolay Mısır&rsquo;dan vazgeçemeyecektir. Ancak demokrat Obama da Mısır gibi bir ülkedeki ilk demokrasi denemesinin kendi devri iktidarında darbeci generallerin kaprisleri yüzünden akamete uğratılması suçuna ortak olmanın yarattığı siyas&icirc; baskıyı hep hissedecektir. Bu nedenle ABD yönetiminin Adeviyye sonrası dönemde Mısır&rsquo;la olan özel ilişkilerini sürdürmesinin şartı olarak bir an önce seçime gitmeyi şart koşması ve bu süreçte Türkiye ve S. Arabistan gibi ülkelerle yakın bir diyalog ve işbirliğine girmesi gerekir. Aksi halde Mısır bir yandan kaos ve belirsizlik içine düşerken, diğer yanda küresel düzlemde ABD çıkarlarını da tehdit edecek olan yeni bir terör dalgasını da tetikleyebilir. Hatta ABD angajmanını kaybetmiş bir Mısır, Suriye ve İran gibi ülkelerle işbirliğine de yönelebilir. Ortadoğu&rsquo;da kartların yeniden karılmaya başlandığı böyle bir denklemden en zararlı çıkacak olanlar ise S. Arabistan ve Katar gibi bölge ülkeleri olacaktır. O nedenle Mısır&rsquo;da herkes için en optimal çözüm, olabildiğince hızlı şekilde bu ülkenin uluslararası gözetim altında seçime götürülmesi ve mill&icirc; iradenin tezahür edeceği kapsamlı, adil ve serbest seçimler sonucunda demokratik meşruiyete sahip bir hükümetin kurulmasının sağlanmasıdır.</p>
<p>Bu yazı <a href="http://www.zaman.com.tr/yorum_misir-ordusu-donusu-olmayan-yola-girdi_2120104.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Zaman Gazetesi</a>&#8216;nde yayınlanmıştır.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/misir-ordusu-donusu-olmayan-yola-girdi/">Mısır ordusu, dönüşü olmayan yola girdi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gezi&#8217;cilerin otoriterliği</title>
		<link>https://hurfikirler.com/gezicilerin-otoriterligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Birol Akgün]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jul 2013 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/gezicilerin-otoriterligi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazı Star Gazetesi&#8216;nde yayınlandı. ODTÜ’nün mezuniyet töreninde açılan bir dizi “Gezi Parkçı” pankart, tartışma konusu oldu. Parktaki kadar zeki ve yaratıcı sloganlar yoktu aslında ortada. “Biber kullanma demedik, salça olarak yine kullan” cümlesi, örneğin, biraz “sana ne-saman ye” seviyesi yansıtıyordu. Asıl sorun ise, dev bir pankarta yazılan şu mesajdaydı: “Benim integral alamayan bacılarımı dövdüler.” [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/gezicilerin-otoriterligi/">Gezi&#8217;cilerin otoriterliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Bu yazı <a href="http://haber.stargazete.com/yazar/gezicilerin-otoriterligi/yazi-768012" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Star Gazetesi</a>&#8216;nde yayınlandı.</p>
<p class="MsoNormal">ODTÜ’nün mezuniyet töreninde açılan bir dizi “Gezi Parkçı” pankart, tartışma konusu oldu.</p>
<p class="MsoNormal">Parktaki kadar zeki ve yaratıcı sloganlar yoktu aslında ortada. “Biber kullanma demedik, salça olarak yine kullan” cümlesi, örneğin, biraz “sana ne-saman ye” seviyesi yansıtıyordu.</p>
<p class="MsoNormal">Asıl sorun ise, dev bir pankarta yazılan şu mesajdaydı: “Benim integral alamayan bacılarımı dövdüler.”</p>
<p class="MsoNormal">Bu, Başbakan Erdoğan’ın Kabataş’taki rezil saldırı için söyledikleriyle edilen bir alaydı. Ama asıl o saldırının mağduru olan hanımefendiye karşı yapılan bir terbiyesizlikti.</p>
<p class="MsoNormal">Bu terbiye zaafiyeti epeydir sürüyor aslında. Yaşadığı saldırıyı anlatan insana “ispatla bakalım, yoksa inanmayız” diyenlerce sürdürülüyor.</p>
<p class="MsoNormal">Oysa, bu mantık geçerli olsa, dünyadaki tecavüz mağdurlarının çoğu yüz üstü bırakılır. Yahut “oruç tutmadığım için dayak yedim” diye basına konuşanlar hiç dikkate alınmaz. Oysa onyıllardır ne kadar dikkate alındıklarını hepimiziyi biliyoruz. Dolayısıyla, bence, Kabataş saldırısına dudak bükmenin altında başka bir şeyvar: Saldırganlığı, otoriterliği, bağnazlığı hep “karşı taraf”a atfeden, kendi tarafına ise tozkondurmayan bir “cemaatçilik.” Laik cemaatçilik&#8230;</p>
<p class="MsoNormal">ODTÜ töreninde sadece tek bir politik tutumu yansıtan sloganlar açılması bile bu cemaatçiliği yansıtıyor zaten. Öyle ya, ODTÜ’de başka türlü düşünen öğrenci yok mu? Öyleyse müthiş tek sesli bir yer burası.</p>
<p class="MsoNormal">Ya da, başka sesler var ve kendilerini ifade edemedilerse, müthiş bir “mahalle baskısı” resmi çıkmıyor mu ortaya, akademisyen Serdar Kaya’nın Twitter’da isabetle vurguladığı gibi?</p>
<p class="MsoNormal"><strong>‘Bilim’ ve ‘halk’ adına</strong></p>
<p class="MsoNormal">Sözünü ettiğim problem, ODTÜ’yle veya “laik kesim”le de sınırlı değil elbette. Türkiye’nin yaygın, hatta evrensel sorunu. Ama bugün Gezi olayları ile yeniden temayüz eden “laik kesim”e odaklanacağım. Çünkü, bu kesiminin tepkiselliğinin komplo teorileriyle savuşturulmaması, toplumsal bir realite olarak “anlaşılması” gerektiğini bir aydır savunuyorum.</p>
<p class="MsoNormal">Ancak “anlamak”, “onaylamak’değil.</p>
<p class="MsoNormal">Aslında Gezi Parkı kitlesi içinde takdire şayan bir damar da görüyorum; bunu belirteyim. Bunlar, “biz kimsenin askeri değiliz” diyen; Başbakan’a savrulan iğrenç küfürleri susturan ve silen, dindar olmasa da Miraç Kandili’ne saygı gösteren, liberal yahut liberalimsi bireyve gruplar. Aralarından bazıları, geçen gün dört dörtlük bir “Başörtüsüne Özgürlük” bildirisi yayınlayarak çizgilerini bir kez daha ortaya koydular.</p>
<p class="MsoNormal">Bunları görmemek, vandallarla, küfürbazlarla bir tutmak, hem vicdanen haksızlık olur, hem de siyaseten akıllıca olmaz. Fakat Gezi hareketi içinde, ilk baştan beridir, otoriter bir damar da var. Şiddet kullanmayanlar arasında bile var.</p>
<p class="MsoNormal">Bu, en net biçimde, hükümetin “referandum” formülü üzerine ortaya çıktı. Referanduma yanaşmayan bazı eylemciler, parkın korunmasının “bilimin gereği” olduğunu iddia ettiler. (Yani, bilimin her konuda bir “gereği” vardı ve bunun ne olduğunu da kendileri biliyordu, sözüm ona.)</p>
<p class="MsoNormal">Öte yandan, aynı eylemciler, “biz halkız” deyip durdular. Oysa “halk” içinde milyonlarca AK Partili de vardı, Topçu Kışlası isteyen de, meseleyi umursamayan da.</p>
<p class="MsoNormal">Sosyalistlerin halkın tüm sosyalist-olmayan kesimlerine “halk adına” ideoloji dayatması gibi bir traji-komedi vardı ortada.</p>
<p class="MsoNormal">Gerçekte, Gezi Parkı eylemcilerinin yapması gereken, barışçıl protesto ile taleplerini ifade etmek, referandum çözümü gelince de bunu kabul etmekti.</p>
<p class="MsoNormal">Ve, en önemlisi, seçilmiş hükümeti “devirmeyi” değil “etkilemeyi” hedeflemekti.</p>
<p>Bunu ne kadar yapabildiler, ya da niçin yapamadılar, salim kafayla oturup bir düşünmeliler.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/gezicilerin-otoriterligi/">Gezi&#8217;cilerin otoriterliği</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Komplo yok’ ne demek?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/komplo-yok-ne-demek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Birol Akgün]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jul 2013 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/komplo-yok-ne-demek/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazı Star Gazetesi&#8216;nde yayınlanmıştır. Yeni Şafak yazarı Yasin Aktay, “Gezi’deki komplo ve sosyoloji” başlıklı son yazısında şöyle diyordu: “Bu kadarını görüp ‘komplo yoktur’ ısrarını sürdürenlerin komplonun bir parçası entrikacılar olduklarından hiç kimse kuşku duymasın.” Bunu okuyunca, Gezi kriziyle ilgili baştan beridir “komplo yok” diyen biri olarak vaziyetimin bayağı “sakat” olduğunu fark ettim! Ne desem [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/komplo-yok-ne-demek/">‘Komplo yok’ ne demek?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazı <a href="http://haber.stargazete.com/yazar/komplo-yok-ne-demek/yazi-765804">Star Gazetesi</a>&#8216;nde yayınlanmıştır.</p>
<p>Yeni Şafak yazarı Yasin Aktay, “Gezi’deki komplo ve sosyoloji” başlıklı son yazısında şöyle diyordu:</p>
<p>“Bu kadarını görüp ‘komplo yoktur’ ısrarını sürdürenlerin komplonun bir parçası entrikacılar olduklarından hiç kimse kuşku duymasın.”</p>
<p>Bunu okuyunca, Gezi kriziyle ilgili baştan beridir “komplo yok” diyen biri olarak vaziyetimin bayağı “sakat” olduğunu fark ettim! Ne desem kurtarmazdı&#8230;</p>
<p>Ama, en azından, meramımı biraz daha sarih izah edeyim dedim. Hüküm verecek olan da, bir kez dinlesin, sonra versin.</p>
<p>İki yorum</p>
<p>Gezi olaylarının ardında “uluslararası bir komplo” olması demek, bence şöyle bir şey demektir:</p>
<p>&#8211; Türkiye’ye veya AK Parti’ye düşman bir güç, bu işi aylar, belki yıllar önce planlamıştır.</p>
<p>&#8211; Türkiye içindeki bazı etkili insanları satın almış ve “yakında bir kalkışma başlatacağız, hazır bekleyin” talimatı vermiştir.</p>
<p>&#8211; Bu yolla, çevrecilerden sosyalistlere, “anti-kapitalist Müslümanlar”dan Beyaz Türkler’e, Kemalistlerden Genç Siviller’e kadar bir sürü grubu koordine etmiştir.</p>
<p>&#8211; Aynı güç merkezi, başta CNN dünya medyasını da bağlamış, “biz düğmeye basınca kameraları hemen Türkiye’ye odaklayın” demiştir.</p>
<p>İş bir tek “kıvılcımı çakmaya” gelmiştir ki, komplocular, burada da epey maharetli olup Türk polisini dahi kullanmış olmalılar. Çünkü, mâlum, Gezi krizini patlatan kıvılcım, polisin ilk günkü lüzumsuzve orantısızşiddeti oldu.</p>
<p>İşte ben “komplo yok” derken, böyle bir tertibin olmadığını, olamayacağını savunuyorum. Çünkü dünya böyle işlemez, toplumlar uzaktan kumandayla yönetilmez, yemek pişirir gibi sosyal olay üretilmez.</p>
<p>Peki bence gerçekte olan nedir?</p>
<p>Şudur:</p>
<p>&#8211; Gezi Parkı’nda, hiç kimsenin öngörmediği bir krizçıktı. Bu, farklı kesimlerde hükümete karşı birikmiş öfkeyi patlattı. Bankacı ile sosyalist aynı yerden emir aldığı için değil, aynı iktidara kızdığı için yanyana geldi. </p>
<p>&#8211; Dünya medyası bunu elbette görecekti. Ancak Batı medyasında ilave bir dinamik devreye girdi: “Modern” ve “Batılı” göstericilere duyulan sempati, “İslamcı” hükümete duyulan önyargı. Oryantalizm de diyebilirsiniz.</p>
<p>&#8211; Öte yandan buradaki fauller Batı medyasını daha da provoke etti. “Penguen yayınlayan CNN Türk” imajı, medyayı susturan otoriter rejim iddiasını besledi. Hükümetin “dış destekli teröristler”i suçlaması, kötü Ortadoğu çağrışımları yaptı.</p>
<p>&#8211; Göstericilere sempati duyan bir sürü Batılı, dünyanın dört bir yanından destek mesajı gönderdi. (Aynı İslam dünyasından Erdoğan’a destek mesajları gelmesi gibi.) İstanbul’da yaşayan bazı ecnebiler, muhtemelen zaten arkadaş oldukları “çapulcular”a katıldı. Bu “ajan” olduklarının ispatı değildi.</p>
<p>&#8211; Bunun dışında, AK Parti’ye zaten diş bileyenler (neo-conlar, şahin siyonistler) bu olayı fırsat bilip kullandılar.</p>
<p>Avrupa’daki Türkiye karşıtları İslam düşmanları, mal bulmuş gibi sevindiler.</p>
<p>İki sonuç</p>
<p>Özetle ortada bir komplo yoktu. Ama tabii ki önyargı, tarafgirlik, manipülasyon vardı. Her zaman her olayda olduğu gibi.</p>
<p>Peki ben bu işe niye mi bu kadar kafayı taktım?</p>
<p>Çünkü üstteki iki farklı yorum, iki farklı tepkiyi doğurur:</p>
<p>Eğer olayı komplo zannederseniz, karşınızdaki aktörlerin “satılmış” olduğunu ve dolayısıyla yumuşatılamayacağını düşünürsünüz. Sert, tavizsiz, hatta agresif davranırsınız. Kendi sertliğinizle onları öfkesi arasındaki ilişkiyi göremez, gerilimi tırmandırırsınız. Bu yolun sonu cadı avıdır, McCarthyciliktir, felakettir.</p>
<p>Ama ikinci yorumu kabul ederseniz, karşınızdaki aktörlerin dertlerini anlamaya, psikolojilerini yönetmeye çalışırsınız. Dış dünyayı lanetlemek yerine, oraya kendinizi daha iyi anlatmayı denersiniz.</p>
<p>Ve, en önemlisi, “acaba bu süreçte hatalarımız oldu mu” diye düşünürsünüz.</p>
<p>Doğru yol, bu yoldur. Bugün anlaşılmasa, yarın anlaşılacaktır.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/komplo-yok-ne-demek/">‘Komplo yok’ ne demek?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de ne oldu? Ben nerede duruyorum?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/turkiyede-ne-oldu-ben-nerede-duruyorum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Birol Akgün]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jul 2013 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/turkiyede-ne-oldu-ben-nerede-duruyorum/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazı Star Gazetesi&#8217;nde yayınlanmıştır. Gezi Parkı krizinin tozu dumanı yavaş yavaş dağılıyor. Umarım daha da dağılır, toplumca yeniden huzura kavuşuruz. Dahası, bu sükunet sayesinde, belki olayın daha sağlıklı bir değerlendirmesini yaparız. Belki bir katkı sağlar diye, benim olayı nasıl yorumladığımı ve nerede durduğumu bir özetleyeyim. Evvela belirteyim ki, AK Parti, benim için hâlâ Türkiye’nin [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/turkiyede-ne-oldu-ben-nerede-duruyorum/">Türkiye’de ne oldu? Ben nerede duruyorum?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazı <a href="http://haber.stargazete.com/yazar/turkiyede-ne-oldu-ben-nerede-duruyorum/yazi-765015">Star Gazetesi&#8217;</a>nde yayınlanmıştır.</p>
<p>Gezi Parkı krizinin tozu dumanı yavaş yavaş dağılıyor. Umarım daha da dağılır, toplumca yeniden huzura kavuşuruz.</p>
<p>Dahası, bu sükunet sayesinde, belki olayın daha sağlıklı bir değerlendirmesini yaparız.</p>
<p>Belki bir katkı sağlar diye, benim olayı nasıl yorumladığımı ve nerede durduğumu bir özetleyeyim.</p>
<p>Evvela belirteyim ki, AK Parti, benim için hâlâ Türkiye’nin başına gelmiş en iyi şeylerden biridir. (Merhum Menderes ve Özal dönemleriyle birlikte.) Hükümetin politikalarının büyük kısmını halen destekliyorum. Kimi sol liberallerin aksine, ne TOKİ’yle, ne Topçu Kışlası’yla, ne “operada mescid”le, ne de Suriye politikasıyla bir sorunum var. Açılımları ve çözüm sürecini alkışlıyorum.</p>
<p>Ancak aynı AK Parti hükümetinin Gezi Parkı krizini hem yanlış yorumladığını hem de kısmen yanlış yönettiğini düşünüyorum. Zaten ikinci hata, ilkinin sonucu.</p>
<p>Doğru teşhis</p>
<p>Peki nedir bu yanlış yorumlama?</p>
<p>Olayı bir toplumsal öfke patlaması olarak değil de bir “darbe girişimi” ve “küresel komplo” olarak anlamak. Bunun sonucunda da, öfkeyi yatıştırmak yerine, daha da artıran bir sertlik göstermek.</p>
<p>Bu reaksiyonun anlaşılır sebepleri var tabii: AK Parti ve onun sahiplendiği siyasi gelenek, o kadar çok darbe girişimi ve arayışına maruzkaldı ki, bu konuda epey“huylu” hale geldi.</p>
<p>Ama bu sefer eski refleksleri ofsayta düşüren yeni bir realite var ortada.</p>
<p>Bir kere sahnede asker yok. “Ordu + Gençlik” formülü yok. “Kapatma davası” gibi bir “yargısal darbe girişimi” de yok.</p>
<p>Aksine, eskiden darbeler yapıp hükümetler deviren “devlet”, bugün hükümetle adeta özdeş durumda.</p>
<p>Buna karşı sokağa çıkan güç, kitleler. Bir şekilde iktidara tepki duyan kitleler.</p>
<p>Aralarında vandalların, salgırganların, İslamofobik serserilerin bulunduğuna kuşku yok. Ama bu suçlulara işaret ederek “işte bunlar, bu!” derseniz, yanılırsınız. Haksızlık da edersiniz. Göstericilerin büyük kısmı barışçıl çünkü.</p>
<p>Birbirlerine “Olay Gezi değil, hala anlamadın mı” demeleri de, bir darbe ispatı değil. Çünkü, evet, Gezi sadece bir kıvılcım ve çok daha büyük protesto hareketi bu: Polis şiddetine ve hükümet üslubuna. “Otoriterleşme”ye veya “yaşam tarzına müdahale”ye.</p>
<p>“Kimin yaşamına dokunulmuş ki” diye sorabilirsiniz, haklı olarak. Ama adamlar, hükümet cenahından gelen kimi mesajları yanyana getirdiklerinde bir karışma niyeti sezinliyor. Teskin etmek, hükümetin işi.</p>
<p>Komplo meselesi</p>
<p>Peki ya dış mihraklar?</p>
<p>Beni okuyanlar bilir: Dünyanın hiç bir yerindeki toplumsal olayları komplolara bağlamam. Bizim coğrafyadaki komplo teorisi tutkusunu da bir hastalık, bir “zihin durdurucu” olarak görürüm.</p>
<p>Nitekim AK Parti’nin yükselişini “ABD’nin ılımlı İslam projesi”ne bağlayan Kemalistlere hep karşı çıktım. Arap Baharı’nı CIA tertibi sayan ulusalcılara da karşı çıktım.</p>
<p>Son on yıldır ulusalcılardan duyduğum komplo teorilerinin benzerleri son bir ayda muhafazakar cenahtan gelince de “aaa evet, bu sefer çok doğru” diyecek halim yoktu.</p>
<p>Bu konuda baştan beri ısrar etmemin sebebi ise, komploculardan işaret almam değil. Komplo algısının hep yanlış adımlar attırdığını düşünmem.</p>
<p>Bu, tüm Batı dünyasının “masum”, iyi niyetli ve objektif olduğu anlamına gelmiyor elbet. (Öyle dediğimi sananlar oldu.)</p>
<p>Aksine, AK Parti’ye zaten düşman olan ideolojik çevreler var Batı’da ve bu süreci fırsat bildiler.</p>
<p>ABD’de yaşayan mütedeyyin akademisyen Mücahit Bilici, iki cümleyle gayet iyi özetlemiş tüm bu tabloyu:</p>
<p>“Hata yaparsan, düşmanların bunu kullanır. Düşmanların var diye hatana alkış tutmak, sana zarardır.”</p>
<p>Çarşamba devam edelim.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/turkiyede-ne-oldu-ben-nerede-duruyorum/">Türkiye’de ne oldu? Ben nerede duruyorum?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Demokrasilerde protesto hakkı</title>
		<link>https://hurfikirler.com/demokrasilerde-protesto-hakki/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Birol Akgün]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jul 2013 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/demokrasilerde-protesto-hakki/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazı Star Gazetesi&#8216;nde yayınlanmıştır. Yeterince özgürlükçü bulmadığımızve değiştirmek istediğimiz 1982 Anayasası’nda bile şöyle bir hüküm vardır: “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüs?ü düzenleme hakkına sahiptir.” Buradaki “önceden izin almadan” ifadesi önemlidir, çünkü devleti protesto eden bir gösteri için devletten izin almak gerekse, devlet bunu pekâlâ vermeyebilir. Gösteriyi keyfi olarak [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/demokrasilerde-protesto-hakki/">Demokrasilerde protesto hakkı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazı <a href="http://haber.stargazete.com/yazar/demokrasilerde-protesto-hakki/yazi-761808" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Star Gazetesi</a>&#8216;nde yayınlanmıştır.</p>
<p>Yeterince özgürlükçü bulmadığımızve değiştirmek istediğimiz 1982 Anayasası’nda bile şöyle bir hüküm vardır: “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüs?ü düzenleme hakkına sahiptir.”</p>
<p>Buradaki “önceden izin almadan” ifadesi önemlidir, çünkü devleti protesto eden bir gösteri için devletten izin almak gerekse, devlet bunu pekâlâ vermeyebilir. Gösteriyi keyfi olarak engelleyebilir.</p>
<p>Öte yandan, gösterilerin “kamu düzeni”ni bozmaması, örneğin herkesin kullandığı cadde ve meydanları uzun süre işgal ederek başkalarının hakkını ihlal etmemesi de bir gerekliliktir. Aynı anayasa maddesinin ikinci kısmındaki “sınırlamalar” da buna işaret eder.</p>
<p>Gelgelelim, bu objektif sınırlamalar Türkiye’de sıkça politik sınırlamaya dönüşür. Kamu otoritesine “bildirim” mecburiyeti, “izin alma mecburiyeti” olur.</p>
<p>Gösterilerin bu şekilde sıkça kısıtlanması, göstericileri daha da öfkeli ve taşkın yapar. Bu taşkınlık, polis müdahalesi gerektirir. Polis müdahalesi de “ölçüsüz” olunca, karşılıklı şiddet iyice yükselir. Sonunda bir taraf “polis faşizmi”ni lanetler, öteki taraf da “anarşistleri”, “çapulcuları”.</p>
<p>Ama eğer “ileri demokrasi” istiyorsak, bu kısır döngüye bir çözüm bulmamız, Türkiye’yi barışçıl gösterilerin özgürce yapılabildiği bir ülke yapmamızşarttır.</p>
<p>Wall Street işgali</p>
<p>Bunun için de bu işlerin Batı demokrasilerinde nasıl olduğuna bakmakta fayda var.</p>
<p>ABD’den örnek vereyim: Bu ülkenin anayasasında garanti altına alınan barışçıl gösteri hakkı, adeta kutsal bir değer sayılır.</p>
<p>Herkes, istediği kamusal alanda, eline pankart alıp istediği mesajı verebilir. Beyaz Saray’ın karşısındaki parkta “Amerikan başkanı kitle katilidir” diyerek dikilebilirsiniz mesela. Verdiğiniz mesajın içeriği (örneğin “marjinal”, “bölücü” veya “aşırı sol” olması) yasak gerekçesi olamaz. Tek yasak, şiddet ve şiddet çağrısıdır.</p>
<p>Ancak “trespass” yani “başkalarının alanını işgal” diye bir sınırlama da vardır. Barışçıl gösteriler, yalnız bu gerekçeyle sınırlanır ve dağıtılır.</p>
<p>Bu ikilemin bir örneği, Eylül 2011’de başlayan “Wall Street’i işgal” hareketiydi. Çoğu solcu olan göstericiler, antikapitalist mesajlarla, New York’taki Zuccotti Park’ı “işgal” ettiler. Yani, aynı bizdeki Gezi Parkı göstericileri gibi, çadırlar kurup yatmaya başladılar parkta.</p>
<p>Yönetim, bu “işgal”in sürmesine tam iki ay boyunca izin verdi. Ancak çevredeki vatandaşların şikayetleri ve parktaki hijyen koşullarının iyice kötüleşmesi üzerine, New York polisi sonunda “müdahale”de bulundu. Göstericiler parktan zorla çıkarıldı.</p>
<p>Bu olayda can kaybı olmadı, ancak ABD’nin ve dünyanın diğer şehirlerindeki bazı işgal eylemlerinde ölümler oldu. Amerikan polisi de biber gazı kullandı. Fakat “aşırı biber gazı kullanımına” maruzkalmaktan 1 milyon dolar tazminat alan Californialı öğrenciler de oldu.</p>
<p>Gezi’yi ne yapalım?</p>
<p>Kıssadan hisse, gelelim bizim Gezi Parkı’na.</p>
<p>Eylemcilerin bu parktaki barışçıl gösterileri kuşkusuz meşrudur. Ancak parkı ilelebet “işgal” de edemezler. (“Biz halkız” diyerek taleplerini dayatmaları da anlamsızdır; halkın bir kısmıdırlar sadece. Muhafazakârların da “millet”in kendisi değil, sadece bir kısmı oluşu gibi.)</p>
<p>Yine de hükümete tavsiyem, bu işgal hareketine karşı polisi kullanmaktan olabildiğince kaçınmaktır. Eğer gösterici temsilcileri ile bir anlaşma olursa ne âlâ, işgal kendiliğinden biter. Olmasa bile, zamana yayılan bir işgal, giderek sönecek, zayıflayacaktır.</p>
<p>Tekrar edeyim ki, Amerikan polisi, Wall Street işgaline iki ay boyunca dokunmamıştır. Biz niçin bundan daha “geri” bir demokrasi olalım?</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/demokrasilerde-protesto-hakki/">Demokrasilerde protesto hakkı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Suriye&#8217;nin Türkiye&#8217;yi Pakistanlastırma tehlikesi var mı?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/suriyenin-turkiyeyi-pakistanlastirma-tehlikesi-var-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Birol Akgün]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Aug 2012 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<category><![CDATA[Göç ve Göçmenler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/suriyenin-turkiyeyi-pakistanlastirma-tehlikesi-var-mi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Türkiye olarak zor bir dönemden geçi-yoruz. Bir taraftan Suriye&#8217;deki iç savaştan kaçanların oluşturduğu ve sayıları seksen bine ulaşan göçmen sorunu; diğer yandan Esed rejiminin ve dostlarının Türkiye&#8217;nin Suriye&#8217;ye yönelik izlediği dış politikasını değiştirmek için oynadığı şeytani oyunlar ve nihayet tüm bu gerginlik ortamını kendi çıkarları için kullanmak isteyen PKK&#8217;nın şiddeti yaygınlaştırma hamleleri Türk kamuoyunu [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/suriyenin-turkiyeyi-pakistanlastirma-tehlikesi-var-mi/">Suriye&#8217;nin Türkiye&#8217;yi Pakistanlastırma tehlikesi var mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Türkiye olarak zor bir dönemden geçi-yoruz. Bir taraftan Suriye&#8217;deki iç savaştan kaçanların oluşturduğu ve sayıları seksen bine ulaşan göçmen sorunu; diğer yandan Esed rejiminin ve dostlarının Türkiye&#8217;nin Suriye&#8217;ye yönelik izlediği dış politikasını değiştirmek için oynadığı şeytani oyunlar ve nihayet tüm bu gerginlik ortamını kendi çıkarları için kullanmak isteyen PKK&#8217;nın şiddeti yaygınlaştırma hamleleri Türk kamuoyunu germeye başladı.</p>
<p>Hatırlayalım. Türkiye Arap Baharı denen süreçte haklı ve doğru biçimde Ortadoğu&#8217;nun otoriter sistemlerini değiştirmek için sokağa dökülen halkların yanında yer aldı. Tunus ve Mısır&#8217;da değişim kısmen daha kolay gerçekleşti. Libya&#8217;da NATO dış destek sağlayarak muhalefetin Kaddafi yönetimini devirmesine yardımcı oldu. Türkiye bu üç ülkedeki değişimde de, bazen sözle (Mısır ve Tunus) bazen de askeri yöntemler kullananlara destek sağlayarak (Libya) devrimlerin gerçekleşmesine hem katkı sağladı hem de izlediği politikasıyla dünya kamuoyunda ve bölge halkları nezdinde ciddi takdir topladı. Halkların gönlünü ve kalbini kazandı.</p>
<p><strong>SURİYE&#8217;NİN TEMEL FARKI</strong></p>
<p>Suriye ise Arap devrimleri içinde en kanlı halkalardan biri haline geldi. Esen güçlü demokrasi rüzgarı bir buçuk yıl önce Şam sokaklarına ulaştığında Türkiye beklendiği gibi tavrını değişimden yana belirledi. Esed yönetimiyle kurduğu ilişkilerine güvenerek değişimin düzenli biçimde gerçekleşmesi için telkinlerde bulundu ve bir süre sonra da Esed yönetimi ile bağlarını kesti. Suriye muha-liflerinin Türkiye&#8217;de toplanmasına müsaade etti. Suriye&#8217;nin dostları grubunun kurulması için Arap Birliği ile birlikte öncülük etti. 2012 Nisanında İstanbul&#8217;daki toplantıda Suriye muhalefetinin Misak-ı Millisi&#8217;nin hazırlanması ve yayınlanmasına destek verdi.</p>
<p>Ancak gelişmeler Türkiye&#8217;nin istediği istikamette gitmedi. Uluslararası toplum ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Rusya ve Çin&#8217;in vetosu nedeniyle Suriye konusunda adım atamadı. Karar tasarıları her defasında (üç kez) veto edildi. Başbakan Erdoğan&#8217;ın Moskova, Pekin ve Tahran ziyaretleri ise bu başkentleri ikna etmede yetersiz kaldı. ABD ise elini taşın altına koyacak güç, cesaret ve liderlik gösteremedi. Bu süre zarfında, Suriyeli muhalefete yönelik dış destek yalnızca S. Arabistan ve Katar&#8217;ın finansman ve lojistik desteği ile silah sevkiyatı şeklinde oldu. Türkiye insani yardım ve göçmenlere kucak açan bir kardeş ve komşu ülke olarak kaldı. İçeride muhalefet ne yazık ki kendi iç dağınıklığı ve yetersiz dış destek nedeniyle Esed&#8217;in ağır silahları ve hava unsurları karşısında kesin galibiyet kazanmada yetersiz kaldı. Şimdi hem insani kayıplar artıyor hem de göç dalgası giderek genişliyor.</p>
<p><strong>TÜRKİYE ÇOK ETKİLENİYOR</strong></p>
<p>Türkiye Suriye&#8217;deki gelişmelerden en çok etkilenen ülke konumunda.</p>
<p>Pek çok nedenden dolayı Suriye&#8217;deki gelişmeler en çok Türkiye&#8217;yi etkiliyor.</p>
<p>Öncelikle, göç ile Türkiye&#8217;ye sığınan Suriyelilerin barınma ve iaşe gibi giderleri var. Bundan daha önemlisi göç alan şehirlerde asayiş ve güvenlik sorunları artmaya başladı. Gelenlerin ne kadarı gerçekten masum ve mağdur insanlar, ne kadarı Suriyeli Esed rejiminin istihbarat elemanı olduğu ve ne kadarının PKK veya diğer terör gruplarına mensup militanlar olduğunu ayırt etmek ve içeri girdikten sonra bu insanları tek tek kontrol etmek hiç kolay değil.</p>
<p>İkinci olarak Suriye&#8217;deki gelişmelerin PKK terörü üzerindeki etkisidir. PKK ile otuz yılı aşkındır mücadele veren Türkiye artık sorunu siyaseten çözme noktasına gelmişken ve içerideki demokratik sistemini derinleştirecek adımlar atmaya başlamışken, bu gelişmelerden baştan beri rahatsız olan PKK ve şiddet yanlısı gruplar şimdi yeniden şiddet eylemlerini artırmışlardır. Çukurca olayından başlayıp Şemdinli ve Gaziantep eylemlerine uzanan çizgide Şam ve Tahran rejiminin Türkiye&#8217;nin bölgesel politikasından duyduğu rahatsızlıkların izlerini okumak mümkündür. PKK ise inanılmaz bir manevra alanı bulmuştur.</p>
<p><strong>TEDBİR ALMALIYIZ</strong></p>
<p>Üçüncüsü ise Suriye&#8217;deki rejim değişimi hızla gerçekleşmez ve düşük yoğunluklu bir iç çatışma süreci uzarsa, böyle bir şiddet döngüsünün Türkiye&#8217;nin güvenliğine, ekonomik yapısına ve hatta siyasi-demokratik istikrarına olumsuz etkileri artarak devam edecektir. Nasıl Afganistan&#8217;daki uzun iç çatışma süreci Pakistan&#8217;ın siyasi ve ekonomik istikrarını çökertmiş ve uluslararası prestijine ve güvenliğine zarar vermişse, Suriye&#8217;deki gelişmeler, Irak ve Lübnan da birlikte düşünüldüğünde gelecek yıllarda Türkiye&#8217;nin Pakistanlaş(tırılması)ması tehlikesine yol açabilir. Pakistan Afganistan&#8217;daki kendine yakın grupları desteklemek ve insani ve siyasi nedenlerle kabul ettiği göçmenlerin yarattığı dinamikler nedeniyle zaman içinde hem şiddet sarmalına sürüklenmiş hem de ABD gibi ülkelerin hedefi haline gelmiştir. Unutmayalım ki, Taliban&#8217;ın yaratılması dahil Afganistan ile ilgili her operasyon Pakistan üzerinden; çoğu zaman da ABD istihbaratıyla birlikte planlanmış ve yürütülmüştür. Sonunda Afganistan&#8217;daki gruplar arası çatışmalar ve mücadeleler bir şekilde Pakistan&#8217;a sıçramış; etnik, mezhepsel ve dini temelli şiddet Pakistan siyasetini rehin almıştır.</p>
<p>Son Gaziantep saldırısı bu bağlamda planlama, strateji ve kullanılan yöntem ve seçilen hedefler bakımından Pakistan&#8217;daki eylemleri hatırlatmaktadır. Türkiye bu tehlikenin en azından farkında olmalıdır. Bu bağlamda göçmenlere yönelik olarak destek elbette devam etmelidir. Ancak uluslararası camiayı ikna ederek Suriye içinde güvenli bölgeler oluşturulması projesine ağırlık verilmelidir. Terörle mücadele için demokratik açılımlardan vazgeçilmeden yeni mücadele stratejileri geliştirilmelidir. Bu arada toplum özellikle mezhep temelli propaganda ve provokasyonlara karşı psikolojik olarak hazırlanmalıdır. Başta Alevi ve Kürt vatandaşlarımız olmak üzere herkese bu ülkede özgür ve eşit yurttaşlar olduğu hissettirilmelidir. Bugün kardeşlik ve dayanışma zamanıdır.</p>
<p>Yeni Şafak, 31.08.2012</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/suriyenin-turkiyeyi-pakistanlastirma-tehlikesi-var-mi/">Suriye&#8217;nin Türkiye&#8217;yi Pakistanlastırma tehlikesi var mı?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;nin kapasitesi test ediliyor</title>
		<link>https://hurfikirler.com/turkiyenin-kapasitesi-test-ediliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Birol Akgün]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Jul 2012 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/turkiyenin-kapasitesi-test-ediliyor/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Suriye&#8217;nin Akdeniz&#8217;de bir Türk savaş uçağını düşürmesi sonrasında Türkiye&#8217;nin geliştireceği karşı stratejiler ve alacağı tedbirler Türkiye&#8217;de ve tüm dünyada ciddi bir tartışma ve heyecan yaratmış gözüküyor. Hükümet adına yapılan açıklamalar Türkiye&#8217;nin son derece ihtiyatlı ve dikkatli bir siyasi dil kullandığını ve olaya fevri bir reaksiyon gösterilmeyeceğini ortaya koyuyor. Buna karşın, Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu&#8217;nun TRT&#8217;deki [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/turkiyenin-kapasitesi-test-ediliyor/">Türkiye&#8217;nin kapasitesi test ediliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify">Suriye&#8217;nin Akdeniz&#8217;de bir Türk savaş uçağını düşürmesi sonrasında Türkiye&#8217;nin geliştireceği karşı stratejiler ve alacağı tedbirler Türkiye&#8217;de ve tüm dünyada ciddi bir tartışma ve heyecan yaratmış gözüküyor.</p>
<p>Hükümet adına yapılan açıklamalar Türkiye&#8217;nin son derece ihtiyatlı ve dikkatli bir siyasi dil kullandığını ve olaya fevri bir reaksiyon gösterilmeyeceğini ortaya koyuyor. Buna karşın, Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu&#8217;nun TRT&#8217;deki konuşmasında dile getirdiği, Türk uçağının açık kimliğiyle uçuş yaptığı, uçağın Suriye tarafından kazayla değil, hiç uyarılmadan bilerek vurulduğunu ve olayın uluslararası sularda meydana geldiğine ilişkin açıklamaları Akdeniz&#8217;de savaş rüzg&acirc;rları mı esecek kaygılarını artırmıştır. Davutoğlu&#8217;nun, konunun BM Güvenlik Konseyi&#8217;ne ve NATO&#8217;ya taşınacağına yönelik açıklamaları ise olayın yalnızca Suriye ve Türkiye arasındaki bir olay olarak değil, Rusya ve İran&#8217;ı da içeren daha geniş kapsamlı bölgesel ve küresel bir sorun olarak görüldüğüne de işaret etmektedir.</p>
<p>Burada üzerinde durulması ve analiz edilmesi gereken başlıca noktalardan biri, savaş uçağının düşürülmesinin münferit bir olay olmadığı; aksine Türkiye&#8217;nin bölgeye yönelik izlediği politikalardan rahatsızlık duyan bazı güçlerin son yıllarda Türkiye&#8217;nin iradesini sarsmak ve güç kapasitesini test etmek için giriştiği eylemler dizisinin bir parçası olduğudur. Bilindiği üzere Türkiye, AK Parti iktidarı döneminde son on yılda ülkenin hem iç politikasını hem de dış politikasını yeniden tanımlamıştır. Artık Türkiye, NATO gibi Batı&#8217;nın güvenlik örgütlerine üyeliğini devam ettirse de, dış politikasını tek eksenli olmaktan çıkarmış, çok boyutlu ve çok eksenli hale getirmiştir. ABD gücünün zayıflamasının da etkisiyle Türkiye hem ekonomik hem de siyasi gerekçelerle Ortadoğu&#8217;ya geri dönmüş; bölgedeki gelişmeleri etkileyen bir aktöre dönüşmüştür. Arap Baharı sürecinin yarattığı imk&acirc;nlar ve fırsatlar da Türkiye&#8217;nin elini güçlendirmiştir. Ayrıca Türkiye, tarihin önüne serdiği bu fırsatı kullanacağını ve Ortadoğu&#8217;daki değişimi yöneteceğini bizzat Davutoğlu&#8217;nun ağzından tüm dünyaya deklare etmiş bulunuyor.</p>
<p>Ancak uluslararası politika alanında çalışanların iyi bildiği bir gerçek de şudur: Bölgesel ve küresel düzlemde güç değişimleri kendiliğinden ol(a)maz. Liderliğe oynayan ülkelerin güçleri, siyasi iradeleri ve asker&icirc; güç kapasiteleri sürekli olarak ve sıklıkla test edilir. Bu anlamda Türkiye&#8217;nin özellikle Suriye&#8217;deki değişim sürecinde halktan yana ve rejim aleyhine aldığı pozisyon, Suriye üzerinden bölgedeki dengeleri etkileyen Rusya ve İran gibi ülkeler ile eskiden beri bölgedeki dinamikleri etkileyen İsrail gibi güçleri rahatsız ettiği de aşik&acirc;rdır. Bu bağlamda Suriye, İran, Rusya, İsrail ve Kıbrıs Rum yönetimi arasında Türkiye&#8217;nin bölgedeki artan ağırlığı karşısında zımni bir ittifak da oluşmuş durumdadır.</p>
<p>Bu çerçevede Doğu Akdeniz&#8217;de İsrail ile Rum kesimi arasında Türkiye aleyhine artan yakınlaşma, yalnızca deniz altındaki doğalgaz ve petrol kaynakları üzerindeki masum bir ticari işbirliğini çoktan aşmış; ortak tatbikatlara uzanan bir güvenlik ittifakı boyutuna taşınmıştır. Öte yandan Şam yönetimi de giderayak yeniden PKK ile işbirliğine giderek, PKK içindeki Suriye kökenli militanları Türkiye aleyhine kışkırtmaktadır. Son Dağlıca olayındaki saldırı ile daha önceki Çukurca gibi ağır zayiat verilen saldırılarda Suriye&#8217;nin etkisi olduğu söylenmektedir. İran&#8217;ın da Esed&#8217;i korumaya yönelik refleksle hareket ettiği ve Suriye rejiminin elini güçlendirmek için strateji, taktik, silah vb. yardımlarda bulunduğu bilinmektedir. Son uçak düşürme olayında ise Rusya&#8217;nın Şam&#8217;a verdiği uzun menzilli SAM füzelerinin kullanılmış olduğu medyaya yansımıştır. Nitekim Türk savaş uçağının Suriye tarafından düşürüldüğüne ilişkin haberler de öncelikle Rus haber ajansları vasıtasıyla dünya kamuoyuna geçilmiş ve olaya ilişkin bazı dezenformatif bilgiler de verilmiştir.</p>
<p>Tüm bunlar birlikte düşünüldüğünde Türkiye&#8217;nin bölgedeki ve dünyadaki artan gücünün bölgedeki diğer aktörlerin çıkarları ile nasıl senkronize edileceği, Türk hükümetinin kritik olaylarda göstereceği reflekslerle ölçülmeye çalışılmaktadır, denilebilir. Bu perspektiften bakıldığında 2003&#8217;te Kuzey Irak&#8217;ta Türk askerine yönelik çuval geçirme hadisesi; 2010&#8217;daki Mavi Marmara olayında 9 Türk yardım gönüllüsünün İsrail askerlerince öldürülmesi ve ülke içinde kritik zamanlarda kritik hedeflere yönelik PKK eylemleri (İskenderun deniz üssüne saldırı, Tokat-Reşadiye saldırısı, Çukurca saldırısı ve son Dağlıca baskını ile hatta Uludere gibi vakalar) arasında ciddi bir ilişki olduğu söylenebilir. Hepsinin ortak yönü, Türkiye&#8217;yi bölgede bağımsız bir güç olma iradesinden vazgeçirmeye çalışmak ve hükümetin söylemlerinin ülkenin asker&icirc;-teknolojik kapasiteyle ne kadar desteklenebileceğini ölçmeye çalışmak olduğu iddia edilebilir.</p>
<p>Türkiye her defasında uzun dönemli iddialarından vazgeçmeden tüm bu olayları ve saldırıları olgunlukla ve devlet ciddiyeti ile karşılamış; çoğu zaman Başbakan&#8217;ın ağzından kamuoyunu eğitmek için bir fırsat olarak da kullanılmıştır. Her tartışma Türkiye&#8217;deki sıradan insanın kafasında büyük güç olmanın zahmetsiz ve maliyetsiz olmayacağı anlayışını yavaş yavaş yerleştirmeye başlamış; kamuoyu gelişmeleri sabır ve tevekkülle karşılamıştır. Zira Türkiye&#8217;de yaşayan ve bir parça tarih okuyan herkesin derin bilincinde şu vardır: Yeni Türkiye&#8217;nin amacı bölgede Batılıları kovup kendi çıkar düzenini kurmak değildir. Bu bağlamda, Suriye ile yaşanan gerilimleri savaşa dönüştürmeden uluslararası hukuk ve diplomasinin araçlarını kullanarak idare etmek ve atılacak adımlar konusunda geniş bir toplumsal konsensüs sağlanması son derece önemlidir. Yoksa zaten gerilimli olan bölgedeki her bir münferit olay, fevri bir hareketle (1914 yılının olayları gibi) uzun süren bölgesel çatışmalara dönüşebilir. Bu da en çok yükselen Türkiye&#8217;yi ve zihnimizdeki yeni Ortadoğu&#8217;nun gerçekleşmesine engel olacaktır. Ancak hem caydırıcılık gücünü korumak hem de bölge halklarının zihnindeki güçlü Türkiye imajını korumak için, Türkiye uçak olayı karşısında sessiz kalmamalı, uluslararası hukukun elverdiği tüm imk&acirc;nlar sonuna kadar kullanılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify">&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify"><em>Zaman, 26.06.2012</em></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/turkiyenin-kapasitesi-test-ediliyor/">Türkiye&#8217;nin kapasitesi test ediliyor</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dağlıca’nın ardından terör ve biz</title>
		<link>https://hurfikirler.com/daglicanin-ardindan-teror-ve-biz-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Birol Akgün]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Jun 2012 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/daglicanin-ardindan-teror-ve-biz-2/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tam acaba bu sefer terör biter mi, kan durur mu derken, PKK yine saldırdı. Ve Dağlıca’da sekiz şehit daha verdi Türkiye. Sekiz gencecik beden toprağa düştü. Anneleri, babaları, kardeşleri, sevenleri yıkıldı. Allah hepsine rahmet eylesin. Ve bütün acılı ailelere sabır ve metanet versin. Peki ama ne için hayata veda etti bu canlar? Kürtçe seçmeli ders [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/daglicanin-ardindan-teror-ve-biz-2/">Dağlıca’nın ardından terör ve biz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><p>Tam acaba bu sefer terör biter mi, kan durur mu derken, PKK yine saldırdı.</p>
<p>Ve Dağlıca’da sekiz şehit daha</p>
<p>verdi Türkiye.</p>
<p>Sekiz gencecik beden toprağa düştü. Anneleri, babaları, kardeşleri, sevenleri yıkıldı.</p>
<p>Allah hepsine rahmet eylesin. Ve bütün acılı ailelere sabır ve metanet versin.</p>
<p>Peki ama ne için hayata veda etti bu canlar?</p>
<p>Kürtçe seçmeli ders yetmiyor da, ille de Kürtçe müfredat gerekiyor diye mi?</p>
<p>Öcalan İmralı’da değil de bir evde otursun diye mi?</p>
<p>Türkiye’de bunca reform yapıldığı, eğer siyasi ortam zehirlenmezse daha da yapılacağı ortada iken, neden hala kan akıtmaya devam ediyor PKK?</p>
<p>Kürt milliyetçiliğinin sembol ismi Leyla Zana bile silahlara veda çağrısı yaparken, biz neden hala PKK saldırısı haberleriyle uyanıyoruz?</p>
<p><strong>Etnik milliyetçilik virüsü</strong></p>
<p>Üstteki soruyu “<strong>açılım açılım dediniz böyle oldu, siz şımarttınız terörü</strong>” diye cevaplayan ulusalcılar ve MHP’liler yanılıyor.</p>
<p>Çünkü terörün beteri, Kürtçüler “<strong>şımartılmadığı</strong>”, aksine üzerlerinden silindir gibi geçildiği dönemlerde, yani 80’ler ve 90’larda da vardı.</p>
<p>Öte yandan, kültürel açılımları değil ama “<strong>Oslo süreci</strong>”ni ihanet sayan (ve bu yüzden de MİT başkanının yargılanmasını isteyen) kimi şahin muhafazakarlar da yanılıyor. Onların istediği “<strong>polisiye çözüm</strong>” (“<strong>askeri çözüm</strong>”ün muadili) de bir süredir devrede çünkü; ama belli ki terörü ortadan kaldırmaya yetmiyor.</p>
<p>Peki ya “<strong>liberaller</strong>”? Çözümü açılım, reform ve müzakerelerde görenler?</p>
<p>Açıkçası ben en çok bu ekole yakınım. Ama gerçeklerin bu liberal vizyonun kimi safiyane seslerinde ifade edildiğinden daha karmaşık olduğunun da farkındayım.</p>
<p>Çünkü PKK’yı motive eden en büyük güç, etnik milliyetçilik. Ve bu, akla ve mantığa oturan rasyonel bir fikir değil ki, hak ve özgürlük reformlarıyla kesin tatmin edilebilsin.</p>
<p>Mesela, nedense gündemimizde değil ama, etnik milliyetçilik şu ara Britanya’yı bile parçalama yolunda: Kuzey’deki İskoçya, İngiltere ve Galler’den ayrılıp bağımsız ülke olma planları yapıyor!</p>
<p>Niye? Britanya’da demokrasi, hak ve özgürlük mü yok?</p>
<p>Hayır, olur mu, âlâsı var&#8230;</p>
<p>Peki İskoçlar “<strong>kültürel soykırım</strong>”a mı maruz?</p>
<p>İlgisi yok: İskoçya her türlü kültürel ve siyasi hakka sahip bir “<strong>otonom bölge</strong>” zaten.</p>
<p>Ama o bile kesmiyor; etnik milliyetçilik her aşamada daha fazlasını istiyor.</p>
<p>Tabii orada bu işler silahla yürümüyor. Yüzyıllara rastlanan bir demokrasi ve liberalizm geleneği var çünkü. Bize de lazım olduğu gibi.</p>
<p>Ama işte bu etnik milliyetçilik öyle bir virüs ki, dünyanın en iyi demokrasisini kursanız bile tedavisi mümkün olmayabiliyor.</p>
<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>
<p>İşte bu belirsizlik sebebiyle Kürt sorununun geleceği konusunda kesin yargılara sahip olanların hepsi yanılıyor.</p>
<p>İşin PKK boyutunu daha çetrefil hale getiren ise, her örgütte olduğu gibi burada da farklı fraksiyonların, ılımlıların ve şahinlerin olması.</p>
<p>Ülkede ne zaman bir “<strong>barış</strong>” havası olsa PKK’lı bir grubun kanlı bir saldırıyla bunu sabote etmesinin temel sebebi bu. (Bunu “<strong>dış güçler</strong>”le veya “<strong>derin devlet</strong>”le açıklamak da mümkün; ama bana örgüt-içi fay hatları daha açıklayıcı duruyor.)</p>
<p>Peki bu karmaşa karşısında ne yapacağız?</p>
<p>Öncelikle açılımlar ve reformlar kesinlikle sürmeli. Bunları durdurmak sadece PKK’yı güçlendirir. Kaldı ki zaten demokrasinin gereğidirler.</p>
<p>Saldırılara karşı misillemeler ve diğer güvenlik tedbirleri de sürmeli. Ama KCK davasında olduğu gibi önüne geleni tutuklayarak değil.</p>
<p>Ve en önemlisi “<strong>ılımlı Kürtçüler</strong>”, kan dökenlere karşı konuşmalı. Selahattin Demirtaş’ın “<strong>PKK her türlü silahlı faaliyetlerine son versin</strong>” demesi hiç yoktan iyidir, ama yetmez. BDP liderliği, Zana’nın gösterdiği cesareti göstermeli, silahlı mücadele devrinin bittiğini duyurmalı.</p>
<p>Star, 20 Haziran 2012</p></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/daglicanin-ardindan-teror-ve-biz-2/">Dağlıca’nın ardından terör ve biz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Suriye post-hegemonik düzenin ilk işareti mi?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/suriye-post-hegemonik-duzenin-ilk-isareti-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Birol Akgün]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 25 Mar 2012 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/suriye-post-hegemonik-duzenin-ilk-isareti-mi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Arap ülkelerinde artık sene-i devriyesini tamamlamış olan devrimci siyasi dalganın en kritik ayaklarından birini oluşturan Suriye&#8217;de çatışmalar giderek derinleşiyor. Beşşar Esad sonunun geldiğini anlamış durumda. Buna rağmen tarihin akışını kendi lehine çevirmek umuduyla acımasız yöntemlerle ayaklanmaları bastırmaya çalışıyor. Oysa Baas rejiminin tüm fiziki ve psikolojik şiddet unsurlarını kullanmasına rağmen isyancıların safları giderek genişliyor. Ayaklanmalar ülkenin [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/suriye-post-hegemonik-duzenin-ilk-isareti-mi/">Suriye post-hegemonik düzenin ilk işareti mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify">Arap ülkelerinde artık sene-i devriyesini tamamlamış olan devrimci siyasi dalganın en kritik ayaklarından birini oluşturan Suriye&rsquo;de çatışmalar giderek derinleşiyor. Beşşar Esad sonunun geldiğini anlamış durumda. Buna rağmen tarihin akışını kendi lehine çevirmek umuduyla acımasız yöntemlerle ayaklanmaları bastırmaya çalışıyor. Oysa Baas rejiminin tüm fiziki ve psikolojik şiddet unsurlarını kullanmasına rağmen isyancıların safları giderek genişliyor. Ayaklanmalar ülkenin her yerine yayılıyor. Artık Şam ve Halep&rsquo;te de halk isyancılara destek vermeye başladı. Başkent Şam&rsquo;da henüz milyonlar sokağa dökülmüş değil. Ancak artık isyanın son evresine doğru girildiğinde şüphe yok.</p>
<p>Arap uyanışının etkilediği ülkelerin hepsinde isyancı halk hareketleri benzer siyasi, ekonomik ve sosyal motiflerden beslenseler ve sonuca ulaşmak için benzer yöntemler kullansalar da, amaca ulaşmada hepsi aynı hızda ilerleyemiyor. Bazılarında Mısır&rsquo;da olduğu gibi üç haftada; bazılarında Libya&rsquo;da olduğu gibi altı ayda baskıcı rejimlerin yıkıldığı gözleniyor. Suriye gibi bazı örneklerde ise siyasi rejimin ömrü daha da uzun sürebiliyor. Halk isyanlarının rejimi devrime ve demokratik sürece geçişi sağlama anlamındaki başarısı,&nbsp; isyana katılanların sayısı ve örgütlenme güçleri, silah kullanma potansiyelleri, ülke içindeki silahlı güçlerin (polis, ordu vb) aldığı pozisyon gibi içsel nedenler yanında, özellikle uluslararası toplumun ilgili ülkelerdeki gelişmeler karşısında aldığı aktif/pasif tavır gibi dışsal faktörler tarafından belirlenmektedir. Örneğin Mısır&rsquo;daki Mübarek rejiminin devrilmesini hızlandıran en önemli belirleyici değişkenler, içeride rejim karşıtı isyana katılımın kitlesel olarak yaygınlığı,&nbsp; ordunun sokak gösterileri karşısında saygınlığını korumak adına tarafsız kalması ve nihayet uluslararası toplumun güçlü aktörlerinin de (başta Türkiye olmak üzere) bu ülkedeki siyasi değişimi açıkça desteklemeleridir.</p>
<p>Devrimlerin sonuca ulaşmasında iç etkenlerin mi daha güçlü olacağı, yoksa dış etkenlerin mi belirleyici olacağı elbette ciddi bir tartışma konusudur. Hatta dış politika analizinde geleneksel realist yaklaşımlar, bağımsız bir aktör olarak &ldquo;uluslararası toplum&rdquo; fikrine de temelden karşı çıkarlar. Buna rağmen, küreselleşmiş bir uluslararası ilişkiler düzeninde hegemonik güçlerin ve uluslararası toplum adına hareket ettiğine inanılan Birleşmiş Milletler (BM) gibi örgütlerin kararları son derece önemli olmaktadır. Libya gibi isyancıların yetersiz kaldığı ve otoriter liderlerin şiddet kullanmada sınır tanımadığı ve bu nedenle de ağır insani trajedilerin ortaya çıktığı durumlarda, NATO gibi örgütler BM kararlarına dayanarak baskıcı rejimin devrilmesi sürecinde devrimci güçlere aktif askeri yardımda bulunabilmektedirler. Genellikle bu gibi durumlarda önce Uluslararası Ceza Mahkemesi ilgili ülkedeki despotik liderler ve onların yakınında bulunan sorumlular hakkında &ldquo;insanlık suçu&rdquo; işledikleri gerekçesiyle tutuklama kararı vermektedir. Adından da ağır insan hakları ihlali işlenen ülkelere karşı insanlığın onurunu koruma adına, BM Güvenlik Konseyi&rsquo;nce &ldquo;insani müdahale&rdquo; kararı alınmaktadır. Güvenlik Konseyi&rsquo;nde alınan kararlar ise çoğu zaman beş daimi üyenin karşılıklı müzakereleri ve uzun bir ikna sürecinin sonunda gerçekleşmektedir.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </p>
<p>Suriye söz konusu olduğunda geçmişteki diğer benzer örneklere göre uluslararası toplumun oldukça yavaş hareket ettiği; hatta veto gücünün kullanılması nedeniyle BM&rsquo;nin tamamen işlevsizleştiği gözlenmektedir. </p>
<p>BM Güvenlik Konseyi&rsquo;nde Suriye&rsquo;ye yönelik karar tasarılarını iki kez veto eden Rusya ve Çin, en son olarak BM Başkanlık Divanı adına yapılan ve hiçbir hukuki bağlayıcılığı bulunmadığı için siyasi sonuç doğurmayan bir &ldquo;başkanlık açıklamasına&rdquo; razı olmuşlardır.</p>
<p>Soğuk Savaş sonrasındaki küresel sistemin işleyiş mantığı ile çelişen bu durum nasıl açıklanabilir? Hatta yakın bir emsal oluşturan Libya konusunda Batılı ülkelerin (ABD, Fransa ve İngiltere) çizdiği yol haritasına karşı çıkmayan Rusya ve Çin, Suriye söz konusu olduğunda neden bu kadar sert durmaktadırlar? Aynı şekilde Fransa gibi Batılı ülkeler neden pasif kalmaktadırlar?</p>
<p>Öncelikle belirtmek gerekir ki, her ülke farklı bir örnektir ve genel resim aynıymış gibi görünse de, her ülkedeki değişim kendine özgü şartlarda gerçekleşmektedir. Örneğin Libya söz konusu olduğunda, Fransa gibi kendine göre farklı nedenlerle müdahaleye istekli ülkeler Rusya gibi ülkelere daha fazla baskı yaparak BM&rsquo;den hızla karar çıkartabilmektedirler. Ancak, Suriye konusunda ne Fransa ne de diğer Batılı ülkeler askeri seçenek konusunda çok istekli durmamaktadırlar. Burada Suriye&rsquo;de paylaşılacak petrol ve doğal gaz gibi zengin doğal kaynakların bulunmaması kadar, Rusya ve Avrupalı güçler arasındaki zımni siyasi antlaşmalar ve çıkar birlikleri de önemli rol oynamaktadır. Özellikle Avrupa ülkeleri ile Rusya arasında doğal gaz boru hatları üzerinden son yıllarda ciddi bir çıkar bağı oluşmuştur. Bu nedenle Avrupalılar Rusların duyarlı olduğu konularda çok daha ihtiyatlı davranmakta, Rusya&rsquo;nın çıkarlarına saygı göstermektedirler. Örneğin 2008 yılında gerçekleştirilen NATO&rsquo;nun Bükreş zirvesinde Ukrayna ve Gürcistan&rsquo;ın NATO&rsquo;ya alınmasını savunan ABD&rsquo;ye karşı Almanya ve Fransa Rusya&rsquo;yı kırmama adına ABD&rsquo;nin planına karşı çıkmışlardır. Şimdi de Rusya&rsquo;nın Soğuk Savaş&rsquo;tan bu yana özel ilişkiler içinde bulunduğu Şam yönetiminin askeri yöntemlerle devrilmesine açıkça karşı çıkan Rusya&rsquo;nın tutumu karşısında, Fransa ve Almanya Suriye konusunda ikircikli bir politika izlemektedirler. Bir yandan Şam yönetimini uyarırken, diğer yandan konuyu Arap Birliği gibi güçsüz bir örgüte havale etmektedirler.</p>
<p>ABD ise Irak ve Afganistan&rsquo;ın siyasi ve askeri yükünden kurtulmaya çalıştığı bir Ortadoğu&rsquo;da, Suriye gibi yeni bir maceraya karşı mesafeli durmaktadır. Üstelik seçim yılına girilmişken, Obama yönetimi iş başına geldiği günden beri izlemeye çalıştığı yeni çatışmalardan uzak durmaya dayalı Ortadoğu politikasıyla çelişmek istememektedir. Esasen başından beri Washington yönetimi Suriye konusunda bölge ülkelerinin, özellikle de Türkiye&rsquo;nin Fransa&rsquo;nın Libya&rsquo;da üstlendiği rolü üstlenmesini beklemektedir. Oysa Ortadoğu&rsquo;daki bir ülkenin, özellikle de komşu bir Arap rejiminin, Türkiye öncülüğündeki birçok uluslu güç tarafından askeri yöntemlerle devrilmesinin Arap dünyasında yaratacağı sonuçları öngörmek o kadar zor değildir.&nbsp; Türkiye&rsquo;yi de kara kara düşündüren ve ancak Batı basınının büyük bir iştiyakla desteklediği bu senaryonun gerçekleşmesi kolay olmayacaktır. Üstelik 1991 Kuveyt&rsquo;i kurtarma operasyonu ve 1 Mart tezkerelerinin gösterdiği gibi, Türkiye&rsquo;deki kamuoyunun ve silahlı güçlerin, ne amaçla olursa olsun silahlı kuvvetlerin başka ülkeye muharip güç olarak gönderilmesi oldukça zordur. Tarihsel tecrübe, devletin stratejik aklı ve kamuoyu Türkiye&rsquo;nin Suriye konusunda öncülük yapmasına karşı çıkacaktır. Böyle bir askeri operasyonun tek meşrulaştırıcı temeli, Türkiye&rsquo;nin güvenlik çıkarlarının açıkça ve yakinen ihlal edilmesidir ki bunun da örneği 1998 yılında Şam ile terör üzerinden yaşanan diplomatik restleşme ve savaş tehdididir.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </p>
<p>Rusya ve Çin&rsquo;in Suriye politikaları ise daha çok Arap baharının Ortadoğu&rsquo;daki jeopolitik dengelere yönelik muhtemel etkilerini nasıl okuduklarına bakılarak anlaşılabilir. Hem Rusya hem de Çin, Arap Baharı adı altında Ortadoğu&rsquo;da gerçekleşen toplumsal gösteri ve ayaklanmaları, bölgede nihai olarak kendi siyasi ve ekonomik çıkarlarına zarar verecek olan dışsal kaynaklı gelişmeler olarak görmektedirler. Üstelik kendileri de otoriter ya da yarı-otoriter rejimlere sahip olan Rusya ve Çin demokrasi dalgasının dünyada yeniden yükselmesinden rahatsız olmaktadırlar. Rusya&rsquo;daki 4 Mart seçimleri öncesinde kitlesel sokak gösterilerinin artması ve Çin&rsquo;in 1989 Tienanmen olaylarına yönelik hatırası bu ülkeleri Arap dünyasındaki radikal değişim hareketine karşı oldukça mesafeli durmaya itmektedir. </p>
<p>Sonuç olarak, Suriye&rsquo;deki halk ayaklanmalarının bahar aylarında giderek alevlenmesi beklenmelidir. Esat karşıtı muhalefetin lidersiz ve örgütsel anlamda güçsüz olması nedeniyle iç dinamiklerin rejimi değiştirme potansiyeli de zayıftır. Türkiye gibi bölgesel aktörler de farklı nedenlerle tek başına ya da birlikte Esat rejimini devirmek için askeri bir operasyona ve hatta muhalefetin silahlandırılmasına karşı mesafelidirler. Bu durumda çatışmaların bir süre daha sürmesi ve giderek Suriye&rsquo;nin Lübnanlaş(tırıl)ması kaçınılmaz olacaktır. ABD&rsquo;nin küresel düzlemde oyun kuruculuk rolünün zayıflamasının da doğrudan bir sonucu olarak görülebilecek olan bu belirsizlik ortamının, önümüzdeki yıllarda daha iyi hissedilecek olan post-hegemonik dönemi okuma adına Suriye ilginç bir örnek olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify">&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify"><em>Star, 26.03.2012</em></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/suriye-post-hegemonik-duzenin-ilk-isareti-mi/">Suriye post-hegemonik düzenin ilk işareti mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
