<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bekir Berat Özipek, Hür Fikirler sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hurfikirler.com/author/bekirberatozipek/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hurfikirler.com</link>
	<description>..: Hür Fikirler :..</description>
	<lastBuildDate>Mon, 22 May 2023 10:25:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.2</generator>
	<item>
		<title>“Sabahın bir sahibi var”</title>
		<link>https://hurfikirler.com/sabahin-bir-sahibi-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bekir Berat Özipek]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 May 2023 10:19:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç ve Göçmenler]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=206767</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kabadayı berber dükkanına girer. Tıraş olan kalenderiye “kalk lan kabak” diye bir tokat indirir ve onu berber koltuğundan atıp yerine oturur. Kalenderi tepki vermez, sessizce kenara çekilir. Tıraşı biten kabadayı tam berber dükkanından çıkmıştır ki, hızla gelen bir at arabasının altında kalır. Kalenderinin boş olmadığını bilen berber, “üstat bu biraz ağır olmadı mı?” diye sorar. Kalenderi, “ben aslında [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/sabahin-bir-sahibi-var/">“Sabahın bir sahibi var”</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kabadayı berber dükkanına girer. Tıraş olan kalenderiye “kalk lan kabak” diye bir tokat indirir ve onu berber koltuğundan atıp yerine oturur. Kalenderi tepki vermez, sessizce kenara çekilir.</p>
<p>Tıraşı biten kabadayı tam berber dükkanından çıkmıştır ki, hızla gelen bir at arabasının altında kalır.</p>
<p>Kalenderinin boş olmadığını bilen berber, <em>“üstat bu biraz ağır olmadı mı?”</em> diye sorar. Kalenderi, <em>“ben aslında onu affetmiştim”</em> der; <em>“ama kabağın sahibi affetmedi.”</em></p>
<p><strong>“Yeryüzünün lanetlileri”</strong></p>
<p>Sığınmacılarla ilgili bütün anketler toplumun onlara karşı olduğunu gösteriyordu. Herkes bunun oy davranışını ciddi biçimde etkileyeceğini düşünüyordu. Onlarla ilgili algı haksız olsa da uğraşmaya değmezdi. Çünkü siyasi bir getirisi görünmüyordu. Oy hakları yoktu ve yangında ilk yakılacaklardandı.</p>
<p>Kılıçdaroğlu, Suriyeli sığınmacıların hangi şartlarda buraya geldiklerini çok iyi biliyordu. Devletin onlara 40 milyar dolar harcamadığını veya diledikleri üniversitede bedava okumadıklarını da. Ama bile bile tersini söyleyip, onları nefretin hedefi haline getirip, çoluk çocuk canlarının yanması için ciddi emek verdi. Hem de yıllar boyunca.</p>
<p>DEVA ve Gelecek partilerinin de sınavıydı bu mesele. Çünkü CHP’den farklı olarak onların iktidarı ilkesel temelde eleştirme iddiaları vardı ve bu yüzden de <em>ahlâk</em> ile <em>muhayyel oy</em> ya da <em>ilke</em> ile <em>maslahat</em> arasında bir tercih yapmaları beklenmezdi. O masada kalmamaları, kalacaklarsa da <em>“biz değer bağımsız siyaset yapmayız, kırmızı çizgimiz ırkçılık, ayrımcılık yapmamanızdır, vekiller sizin olsun, tümünü alın adaleti verin”</em> demeleri gerekirdi.</p>
<p>Ama demediler. Kendi sözlerini, kendi raporlarını yutup, <em>Ortak Metin</em>’deki “tehcir” mutabakatını içlerine sindirebildiler. Oy için ilkeden geçtiler ve ikisini de kaybettiler.</p>
<p><strong>Erdoğan ne yaptı?</strong></p>
<p>Bütün veriler sığınmacıların aleyhine iken ve “göstergeler” onları terk etmesini söylerken onlara bir tekme de o vurmadı. Hamuru göçlerle yoğrulmuş bir ülkenin kadim geleneğini çiğnemedi. Seçime iki gün kala bile oy kaybını göze alarak adaletten yana net bir duruş sergiledi. Pek çok konuda yanlışlar yapsa da bu hayati meselede sağlam durdu. <em>En alttakiler</em>le ilgili o ölümcül günahı işlemedi. Onları sosyal medyadaki ve siyaset arenasındaki linç kalabalığıyla beraber cüzzamlılar vadisine sürmedi.</p>
<p><em>“Birileri bunu anlamayabilir ama biz bunun idraki içindeyiz. O kardeşlerimiz evlerine, topraklarına inşallah oradaki durumlar hal yoluna girdiği zaman zaten kendileri de gidecektir. Ama biz kovamayız, onları bombaların altına gönderemeyiz” </em>dedi. İltica eden Kürtlere ve Ahıska Türklerine olduğu gibi Araplara da sorumluluk duygusuyla yaklaştı.</p>
<p>Ve buna rağmen değil, belki tam da bu yüzden, kimsenin almadığı yükü alma sorumluluğunu gösterebildiğinden, ülkeyi yönetme sorumluluğu için de onay almaya bugün en yakın olan da o oldu.</p>
<p>Peki bu nasıl oldu? Kalenderi kıssası çarpıcı. Ama dini olmayan bir açıklaması da mümkün bu yaşananın.</p>
<p><strong>İnsan bilir mi?</strong></p>
<p>Göçmen karşıtı propagandanın etkisine girenler bile aslında içsel olarak doğrunun ve yanlışın ne olduğunun, kimin sorumluluk duygusuyla hareket edip kimin etmediğinin farkındaydılar. Sosyal medyada ne yazılırsa yazılsın, sanayide Suriyeli işçiyle beraber çalışan işçi, onların hangi şartlar altında hayata tutunmaya çalıştıklarını görüyordu. Tivitır ve instagram ne derse desin, Küçüksu’da sabahın erkeninde amelelerin beklediği kavşakta, evine ekmek götürmek için Halepli bir ameleyle beraber bekleyen amele onu anlıyordu.</p>
<p>Ve ülkede oy kullanan işçiler-ameleler, halden bilmez tuzu kuru şımarıklardan çoktu.</p>
<p>Kılıçdaroğlu’nun oy hakkı olmayan mülteciye bakışı, oyuna ihtiyacı olmadığında ona nasıl bakacağı hakkında gayet net fikir veriyordu. Gülücükler öpücükler kalpler güzeldi ama aynı anda bu insanları şiddetin hedefi haline getiren bir dille beraber inandırıcı olmuyordu.</p>
<p>Bütün bu sebeplerle nefrete oynamak kazandırmadı; muhalefet acılı insanları hedef almak gibi bir kötülüğü tercih ederek, istemeden kendisiyle ilgili çok sahici bir bilgi de vermiş oldu ve kaybetti.</p>
<p><strong>İktidarın sınavı henüz bitmedi</strong></p>
<p><em>“Suriyeli kardeşlerimiz çok büyük bir imtihandan geçiyor, Allah onların yardımcısı olsun. Biz de onlarla sınavdayız” </em>demişti Sultanbeyli Belediye Başkanı Hüseyin Keskin.</p>
<p>Şimdi ikinci turundayız ve aynı “haram meyve” yeniden teklif edilecek. Bu anlamda iktidarın sınavı devam ediyor.</p>
<p>Sınav ama belki de o kadar zor değil.</p>
<p><em>“Ahlaki olan ile faydalı olan birbiriyle çelişmez. Siz onların çeliştiğini düşünüyorsanız faydanıza olanı yanlış tanımlıyorsunuz demektir” </em>der Çiçero. İlahi adalet mi, kainatın üzerine kurulu olduğu değişmez bir kural mı işliyor, <em>Karma</em> mı, <em>Sünnetullah</em> mı, yoksa dinden bağımsız olarak da açıklanabilecek bir şey mi? Doğal hukukun evrensel yasası mı?</p>
<p>O her ne ise, hesap kitap yapmak için fazla karmaşık bir hayatta kural izleyici olmamızı öğütlüyor bize.</p>
<p>Bu ülkede seçim sonuçlarını eli yüreğinin üstünde “güvercin tedirginliğiyle” izleyen garipler var. Bir de ölçüp biçenler, özenli siyasal iletişim dili geliştirenler, kamuoyu araştırmaları yapanlar ve seçim kampanyaları düzenleyenler. Onlar güvercinleri ezmeyi veya umursamamayı fısıldıyorlar siyasetçilere.</p>
<p>Oysa belki de sadece kaybetmeyi göze alanların geçebilecekleri bir sınav bu. Hiçbirimizin ondan azade olmadığı bir sınav. Hepimizin kazanması dileğiyle</p>
<p>18.05.2023 &#8211; Her Taraf</p>
<p>https://www.hertaraf.com/koseyazisi-bekir-berat-ozipek-sabahin-bir-sahibi-var-3673</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/sabahin-bir-sahibi-var/">“Sabahın bir sahibi var”</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarih tekerrür eder mi?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/tarih-tekerrur-eder-mi-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bekir Berat Özipek]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 May 2023 09:38:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Demokratikleşme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=206746</guid>

					<description><![CDATA[<p>Batı cephesinde yeni bir şey yok. Geride bıraktığımızı sandığımız tarihin bizi yüz yıl sonra benzer bir tercihle karşı karşıya bıraktığını görmek can sıkıcı. Haksızlık etmemek için bu noktada bir izaha gerek var: DEVA ve Gelecek partileri, içinden geldikleri siyasi gelenek itibarıyla, partnerlerinden farklı olarak ittihatçı zihniyetten değiller. Ama onların varlığı bu koalisyonun niteliğini değiştirmeye yetmiyor. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/tarih-tekerrur-eder-mi-2/">Tarih tekerrür eder mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="td-post-header">
<header class="td-post-title">
<p class="td-post-sub-title">Batı cephesinde yeni bir şey yok. Geride bıraktığımızı sandığımız tarihin bizi yüz yıl sonra benzer bir tercihle karşı karşıya bıraktığını görmek can sıkıcı. Haksızlık etmemek için bu noktada bir izaha gerek var: DEVA ve Gelecek partileri, içinden geldikleri siyasi gelenek itibarıyla, partnerlerinden farklı olarak ittihatçı zihniyetten değiller. Ama onların varlığı bu koalisyonun niteliğini değiştirmeye yetmiyor. Unutmamak gerek ki geçen yüzyılın başındaki ittifak da sadece ittihatçılardan oluşmuyordu.</p>
</header>
</div>
<p>Geçen yüzyılın başında pek çok Osmanlı vatandaşının, bürokrat ve siyasetçisinin tek bir hedefi vardı: Meşrutiyetin yeniden ilan edilmesi. Ve onlara göre sorunların çözümünün önünde tek bir engel vardı: Sultan Abdülhamit.</p>
<div class="td-post-content tagdiv-type">
<p>Merkeziyetçilerin de ademi-merkeziyetçilerin de demokratların da dikta özlemcilerinin de İslami düşünceden aydınların da din karşıtlarının da devleti ele geçirme veya devlet kurma hayali içindeki Türk, Arnavut ve Ermeni milliyetçilerinin de hedefi aynıydı.</p>
<p>Muhalifler arasındaki dayanışma da göz doldurucuydu. Örneğin İttihat Terakki Partisi, Doğu Anadolu’da örgütlenirken Ermenilerin Taşnak Partisinin desteğini almış; Kürtlerin büyük çoğunluğu uzak dursa da “<em>Kürdistan</em> gazetesi, İttihad ve Terakki’nin yayın organlarından olan <em>Osmanlı</em> ile birlikte aynı amaç uğruna yayınlarda bulunmuştu.”<a href="https://serbestiyet.com/gunun-yazilari/tarih-tekerrur-eder-mi-127146/#_ftn1">[1]</a></p>
<p>Recai Galip Okandan, <em>Amme Hukukumuzun Ana Hatları</em> eserinde bu ilginç koalisyonu ve amaçlarını şöyle tanımlar:</p>
<p><em>Abdülhamit II’nin idare tarzına muhalefet eden ve İstibdadı yıkmak gayesiyle çalışan Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti, Teşebbüsü Şahsi ve Ademi Merkeziyet Cemiyeti, Ahd-i Osmani Cemiyeti, Ermeni Heyet-i İhtilal Müttefikası, Mısır Cemiyet-i İsrailiyesi gibi muhtelif teşekküller, 1907 senesi Aralık ayının sonlarına doğru genel bir kongre aktederek … ‘bu kadar felaketlere sebebiyet veren usül-i idare’nin ‘derhal ve her ne vasıta ile olursa olsun’ yıkılması lüzumunu ilan eylemiştir.</em></p>
<p>Sultan Ab­dül­ha­mid’i “derhal ve her ne vasıta ile olursa olsun” devirmeyi kur­tu­lu­şun ga­ran­ti­si ola­rak gören bir ku­şak­tı o. Bu yüzden de aralarındaki farkları ihmal edebilmişlerdi. Romantikler Meşrutiyet ilan etmenin bütün sorunları çözeceğini düşünürken, her kesimden siyasetin kurtları, Sultanı devreden çıkardıklarında kendi tasarılarını uygulamak için girecekleri kavgaya hazırlanıyorlardı.</p>
<p>Hürriyet, adalet ve demokrasi isteyen ortalama bir Osmanlı’nın istibdada karşı çıkması ve meşrutiyeti savunması elbette doğruydu. Ama ortada bu mücadeleyi tu­tar­lı bir ah­la­ki mutabakata ve prog­ra­ma dayalı olarak yürütecek bir siyasi irade yokken soyut ilkelerin bunu sağlayacağına güvenmekle ve kurtların ardından gitmekle hata etmişlerdi.</p>
<p>İttihat Terakki’den de onunla zıt amaçlara ama aynı zihniyete sahip diğer radikallerden de hürriyet beklemek hataydı. Makul demokratlar etkili olamadı. 1908 Devrimi korunamadı. Kısa zamanda iktidarı ele geçiren İttihatçılar, eski istibdat dönemini mumla aratacak bir baskı ortamı oluşturdular. Gazetecileri öldürdüler, muhalefeti susturdular ve şikâyet edilen yolsuzluklardan çok daha fazlasını yaptılar. Orada da kalmadı. 1914’te ülkeyi dünya savaşına soktular, 1915’te Tehcir kararı aldılar. Sonuç savaş, felaket ve yıkımdı.</p>
<p>Günün sonunda, İttihatçıların ileri gelenleri, arkalarında yenilmiş ve teslim olmuş bir ülke bırakıp İstanbul’u terk ederken “<em>Efendiler nereye?”</em> diye soruyordu Refik Halit Karay, 3 Kasım 1918 tarihli yazısında. Hesabı ödemeden çekip gidenlere sesleniyordu. Ve can sıkıcı bir kehanette bulunuyordu: “<em>Bizde bu ölü kan, sizde o yaman surat olduktan sonra bir gün olur yine gelirsiniz.”</em></p>
<p>Refik Halit haklıydı. Sonraki tarih, giderken zihniyetlerini burada bıraktıklarını gösterecekti…</p>
<p><strong>“Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet”</strong></p>
<p>Türkiye yeni bir seçime giderken ortaya çıkan tablo ister istemez bu hafızayı yeniden gündeme getiriyor. Bazıları bunun geçmişte kaldığını söylerken, bazıları aynı bölünmenin yeni aktörlerle olduğu gibi yeniden karşımıza çıktığını düşünüyor.</p>
<p>Elbette her dönemin kendine özgü koşulları, gündemi ve tartışmaları var. Bu yüzden de bizler tam “Canım ne alakası var, şimdi koşullar çok farklı, Abdülhamit de İttihatçılar da geride kaldı”ya ikna olacakken, bizzat kendileri bizi uyararak “Hayır biz tam da oyuz” diyorlar. Böylece iktidara kızıp onların değiştiğine inanmaya hazır durumdaki pek çok demokrata sığınacak bir gerekçe de bırakmıyorlar.</p>
<p>Örneğin Meral Akşener doğrudan yüz yıl önceki o ayrışmanın sloganını, “kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet”i kullanıyor. <em>“Bu istibdat sistemine, rejimine karşı tekleşmeye tek adamlığa doğru giden bir sisteme karşı bir başkaldırı. Buranın öznesi eğer Abdülhamid ise bugünün öznesi Recep Tayyip Erdoğan’dır”</em> diyor. “Neyse, tek adamlığa karşıymış, o kısmını benzetiyormuş, demek ki sorun yok” diyecek oluyoruz ama bundan ibaret olmadığını anlıyoruz sözlerinin devamında. İttihat ve Terakki’ye sahip çıktığı suçlamasına da <em>“bir beis mi varmış?”</em> cevabını veriyor.</p>
<p>Ne beis olsun? Aksine bu açık sözlülüğü kutlamak gerek. Hiç değilse altılı masanın iki ana bileşeninin, CHP ve İYİ Partinin çok önemli bir konuda uyumlu olduğunu gösteriyor bu ifadeler. İttifakın başkan adayı Kılıçdaroğlu da dünyanın en savunmasız insanlarının, mülteci çocuğun hayatını kabusa çevirme pahasına 10 yıl boyunca istikrarlı biçimde nefret yaydı, şimdi de yüz yıl sonra yeni bir tehcir vadediyor. Sivil-asker ilişkilerini yeniden bozmayı göze alarak, sınırdaki askeri itaatsizliğe, üstlerinin emrini dinlememeye teşvik ederken tam da o İttihatçı geleneğin içinden konuşuyor.</p>
<p>Anlıyorsunuz ki Batı cephesinde yeni bir şey yok. Geride bıraktığımızı sandığımız tarihin bizi yüz yıl sonra benzer bir tercihle karşı karşıya bıraktığını görmek can sıkıcı.</p>
<p>Haksızlık etmemek için bu noktada bir izaha gerek var: DEVA ve Gelecek partileri, içinden geldikleri siyasi gelenek itibarıyla, partnerlerinden farklı olarak ittihatçı zihniyetten değiller. Ama onların varlığı bu koalisyonun niteliğini değiştirmeye yetmiyor. Unutmamak gerek ki geçen yüzyılın başındaki ittifak da sadece ittihatçılardan oluşmuyordu.</p>
<p><strong>Tarihin tekerrür etmemesi için…</strong></p>
<p>İstibdada haklı olarak tepkili olan, Meşrutiyeti haklı olarak talep eden ama sonrasını hesap edemeyip otoriter bir yönetimden kaçmaya çalışırken kendisini hiçbir değerle sınırlı görmeyen totaliter İttihatçı zihniyetin elinde bulan yüz yıl öncesinin demokratlarını suçlamak haklı olmayabilir. Çünkü onların önünde bakıp ibret alabilecek bir tarih yoktu.</p>
<p>Bugün geçmiş ve güncel hafıza, Türkiye’deki makul seçmene değişene ve değişmeyene ilişkin bir perspektif veriyor.</p>
<p>Ama siyasette oy davranışı çok sayıda faktörün bir bileşkesi olarak ortaya çıkıyor ve bugün siyahla beyazın iç içe geçtiği bir tabloda tek belirleyici olan bu perspektif veya hafıza değil. Artık 2002’de veya 2012’de değiliz ve demokrat tabanın iktidardan haklı olarak şikayetçi olduğu pek çok husus var. Böyle bir ortamda Altılı Masanın sergilediği görüntü ona yağmurdan kaçarken doluya tutulma ihtimalini güçlü bir biçimde hissettirirse veya iktidarın seçimden sonra hatalarıyla yüzleşip sorunları çözeceğine dair ikna edici bir kanaate ulaşırsa, tarihi tecrübe ve siyasi hafıza daha güçlü biçimde onun arkasında durur.</p>
<p>Türkiye siyasi tarihi, demokrasi, adalet ve özgürlük adına en köklü açılımların DP, Özal ANAP’ı ve AK Parti’nin içinde yer aldığı siyasi gelenekten geldiğini gösteriyor. Bu da o geleneğe, doğruyu yanlıştan ayırarak seçmenin önüne seçenekleri net olarak koyma ödevi yüklüyor.</p>
<p><em>“Türk sağı demokratikleşmedeki tarihi sorumluluğunu hatırlamalı ve yeniden üstlenmelidir”</em> diyordu Kazım Berzeg, bundan yaklaşık 40 yıl önce. Bu bakımdan seçimin sonucu ne olursa olsun, Türkiye’de demokrat sağ geleneğin kendisine çeki düzen vermesi gerek. Aksi halde doğrularla yanlışlar birbirine karışıyor. Eski çıkmaz sokaklar ve yanlış yollar da böyle zamanlarda bir alternatif olarak gündeme geliyor.</p>
<hr class="wp-block-separator" />
<p><a href="https://serbestiyet.com/gunun-yazilari/tarih-tekerrur-eder-mi-127146/#_ftnref1">[1]</a> Sonrası, Kürt kelimesine dahi tahammül edilmeyip, Kürt Meşrutiyet Mektebi’nin kapatıldığını görmek olacaktı. Bkz. Bahattin Demir, “Kürd Meşrutiyet Mektebi,” <em>Toplumsal Tarih</em>, 200, Ağustos 2010, s. 72.</p>
<p><time class="entry-date updated td-module-date" datetime="2023-05-03T10:39:37+03:00">Bekir Berat Özipek &#8211; Serbestiyet / 3 Mayıs 2023<br />
</time><a href="https://serbestiyet.com/gunun-yazilari/tarih-tekerrur-eder-mi-127146/" target="_blank" rel="noopener"><time class="entry-date updated td-module-date" datetime="2023-05-03T10:39:37+03:00">https://serbestiyet.com/gunun-yazilari/tarih-tekerrur-eder-mi-127146/</time></a></p>
</div>
<p><a href="https://hurfikirler.com/tarih-tekerrur-eder-mi-2/">Tarih tekerrür eder mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DEVA ve Gelecek: Masadan kalkmak veya masada kalmak</title>
		<link>https://hurfikirler.com/deva-ve-gelecek-masadan-kalkmak-veya-masada-kalmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bekir Berat Özipek]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Apr 2023 09:47:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Demokratikleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=206752</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her iki partiden isimlerle konuştuğumuzda sözlerin ve bağlayıcılık gücü ahlaki kınamadan ibaret olan protokollerin ötesinde bir güvenceden söz edemiyorlar. Böyle bir durumda geriye beraber yola çıktıkları partilerin veya başkan adayı olarak önerdikleri kişinin siyasi dünya görüşüne ve güven açısından yıllar içinde sergilediği tutuma bakmak kalıyor, ki bu açıdan baktığımızda tablo hiç iç açıcı görünmüyor. Çünkü [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/deva-ve-gelecek-masadan-kalkmak-veya-masada-kalmak/">DEVA ve Gelecek: Masadan kalkmak veya masada kalmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="td-post-header">
<header class="td-post-title">
<p class="td-post-sub-title">Her iki partiden isimlerle konuştuğumuzda sözlerin ve bağlayıcılık gücü ahlaki kınamadan ibaret olan protokollerin ötesinde bir güvenceden söz edemiyorlar. Böyle bir durumda geriye beraber yola çıktıkları partilerin veya başkan adayı olarak önerdikleri kişinin siyasi dünya görüşüne ve güven açısından yıllar içinde sergilediği tutuma bakmak kalıyor, ki bu açıdan baktığımızda tablo hiç iç açıcı görünmüyor. Çünkü tam da bu kriterler, “neyine güvendiniz?” sorusunu gündeme getiriyor; ideolojisine mi, haklar bakımından bugüne kadar sergilediği tutuma mı yoksa bugünden sonrasına dair taahhütlerine mi?</p>
<div class="td-module-meta-info">
<p>Kuruldukları günlerde bir ilgi ve merak vardı. Ağırlıklı olarak, partilerinin son yıllardaki uygulamalarına tepkili olan Ak Parti tabanından gelen bir ilgiydi.</p>
</div>
</header>
</div>
<div class="td-post-content tagdiv-type">
<p>Temkinli bir ilgiydi bu. Seçmen değişim istiyordu ama bunu özgürlükler açısından neredeyse bir asır sonra sahip olduğu kazanımları kaybetmeden, vesayete yeniden yol vermeden, katsayı türü adaletsizlikleri, Kürt meselesinde yeniden 1990’ları ve devletin dine karşı ceberut yüzünü geri getirebilecek bir kazaya uğramadan istiyordu.</p>
<p>İlgisine rağmen seçmenin oyu çantada keklik değildi; izleyip görecek, test edecekti.</p>
<p>Yeni partilerden beklenen basitti: CHP tarzı bir muhalefet yapmamaları, sadece yanlışlara işaret etmekle kalmayıp doğruya doğru yanlışa yanlış diyebilmeleri, <em>gölge hükümet</em> olarak hareket etmeleri, iktidarı ve muhalefetiyle mevcut siyasetin ötesinde/dışında/üstünde bir yerden, istikamet göstermeleri.</p>
<p>Makul bir süre boyunca sakin olmaları, bir deniz feneri gibi sabit durup siyasete ışık tutmaları yeterliydi. Tüm ülkede sağda ve solda, devletçi, milliyetçi ve Kemalist dalga yükselişte olabilirdi ama çıtayı daha farklı bir yere veya yukarıya koyacak, “bizim standardımız budur” diyecek bir partinin karşılığı vardı. İstikrarlı ve sabırlı olmak, ilk seçimde ille de bir hükümetin parçası olmaya bakmamak, icabında onu reddetmeye de hazır olmak, bugün kilit bir siyasi aktör olmayı sağlayabilirdi.</p>
<p>Onlardan beklenen, siyasette farklı ve üçüncü bir yol inşa etmeleriydi. Bunu başarmış olsalardı, bugün tıpkı Bulgaristan’daki <em>Haklar ve Özgürlükler Hareketi</em>nin yaptığı gibi, kilit bir aktör olabilirlerdi. Böylece kendi demokratik standartlarını açıkça ortaya koyar, iktidara ve muhalefete dönüp, iktidar istiyorlarsa anahtarın bu standartlar olduğunu söyleyebilecek bir gücü de temsil edebilirlerdi.</p>
<p><strong>Makul sayıdaki makul seçmeni kazanamamak</strong></p>
<p>Ama bu olmadı. Hem içinden geldikleri siyasi geleneğe ve siyasi aktöre hem de muhalefete karşı özgüvenli ve rahat yaklaşmaları gerekirken bunu yapamadılar. Daha çok boşanmış eş psikolojisiyle hareket ettiler. Geçmiş hiç peşlerini bırakmadı. “Eski AKP’li” olmakla kınanmanın ezikliği bir şekilde üstlerinde hissedildi. Bu süreçte Ak Parti’ye de partilerden bir parti olarak bakamadılar. Sadece ona değil, DEVA’nın Gelecek’e kapıyı baştan kapatmasında olduğu gibi, birbirilerine de.</p>
<p>Kadrolarının düzgün demokratların yanında, belki onlardan daha fazla, siyasette fırsat kovalayan ve her partide yer alabilecek kişilerden oluştuğu, her iki partide içeriden bakanların da gözlemiydi. İktidar ihtimali varsa çıkan ilk fırsatı değerlendirmeyi de muhtemelen en çok bu kadrolar istedi.</p>
<p>Her iki parti de kurulduktan sonra benzer hatalarla bekledikleri büyümeyi yakalayamadı. Siyasette anlamlı bir ağırlık noktası oluşturmayı başaramayışlarını beraberinde getiren siyaset tarzının ardından ve yine onun bir sonucu olarak CHP merkezli ittifak geldi.</p>
<p>Şimdi Saadet Partisi lideri <em>“Üç parti ayrı ayrı seçime girdiğimiz zaman alacağımız oy mertebeleri anketlerde şöyle veya böyle görünüyor. En fazla 3-4 milletvekili çıkartılabiliyor”</em> diyor ve bu yüzden üçünün birleşmesini öneriyor. Ama o haliyle bile bütün beklentisi 30-40 milletvekilinden fazlası değil.</p>
<p>Dramatik bir durum bu. Kuruldukları zamanki heyecan ve teveccühü nasıl erittiklerinin bir muhasebesini yapabilmiş olsalardı, bugün neden Altılı Masanın bir parçası olmamaları gerektiğini de fark edebilirlerdi.</p>
<p>Sağ ve sol Kemalistlerle demokratların, Türk ve Kürt ittihatçılarının, islamofobiklerle Saadetçilerin içerikten hiç söz etmeden, Anayasa, Kürt meselesi, din ve vicdan özgürlüğü gibi hiçbir temel meselede uzlaşmadan, sadece ortak hedefe karşı birleştikleri bir masadan derde deva bir siyaset çıkmaz. (Uzlaştıklarını duyurdukları “Güçlendirilmiş parlamentarizm” de -anlamsız bir öneri olması bir yana- içeriğe dair bir konu değil; hükümetin ne <em>yapacağına</em> değil <em>şekline</em> dair bir mesele.)</p>
<p>Bu beraberlikten ortaya çıkacak manzara da yaşadığımız coğrafya ve ülke için bir hükümetin katlanılabilir yanlışlarının çok ötesine geçebilir.</p>
<p><strong>Altılı masa veya CHP’den demokrasi ummak</strong></p>
<p>Siyasette farklı seslerin bir araya gelmesi de koalisyonlar da değerli. Ama bunu nasıl yaptığınız, kimlerle hangi temel siyasi hedefler doğrultusunda bir araya geldiğiniz daha önemli. Bu, siyasete dair okumanızın isabetlilik derecesi hakkında bilgi verici olduğu kadar, ortaya çıkacak tablodan doğacak sorumluluğunuz hakkında da bilgi vericidir.</p>
<p>Bir ittifaka girmek, seçmene verilen önemli bir mesajı ve siyasi taahhüdü içerir. Bu bakımdan onlara güven verenin ne olduğu, masanın merkezindeki CHP’nin ve onun başkan adayının sözünün tutmaması durumunda ne olacağı soruları akla geliyor.</p>
<p>Her iki partiden isimlerle konuştuğumuzda sözlerin ve bağlayıcılık gücü ahlaki kınamadan ibaret olan protokollerin ötesinde bir güvenceden söz edemiyorlar. Böyle bir durumda geriye beraber yola çıktıkları partilerin veya başkan adayı olarak önerdikleri kişinin siyasi dünya görüşüne ve güven açısından yıllar içinde sergilediği tutuma bakmak kalıyor, ki bu açıdan baktığımızda tablo hiç iç açıcı görünmüyor. Çünkü tam da bu kriterler, “neyine güvendiniz?” sorusunu gündeme getiriyor; ideolojisine mi, haklar bakımından bugüne kadar sergilediği tutuma mı yoksa bugünden sonrasına dair taahhütlerine mi?</p>
<p><strong>Sözlerin ve sloganların ötesine geçmek</strong></p>
<p>Bu ülkede toplumun geniş kesimlerinin CHP’ye güven duymamasının neredeyse yüz yıllık bir tarihi var. Geçmişe dair sicili hayırla anılmıyor; şimdiki zamana, Kılıçdaroğlu dönemine dair sicili de hayırlı değil.</p>
<p>Demokrasi söylemleri bu gerçeği değiştirmiyor. Çünkü yakın geçmişte, en temel demokratikleşme adımları <em>ona rağmen </em>atılırken, yasaklar <em>ona rağmen</em> kaldırılırken de benzer demokrasi söylemleri vardı ve dahası bu söylemler haksızlık üreten bir düzenin yasaklarını savunurken de kullanılmıştı.</p>
<p>Son yıllarda, daha kesin bir tarih olarak 2017’deki sistem değişikliği sonrası yüzde 51’i bulma zorunluluğu ile “helalleşme” ve “bahar gelecek, kuşlar, çiçekler, hepinizi kucaklayacağız” söylemlerinin eşzamanlı olması haliyle kafa karıştırıyor. Öte yandan benzer tartışmaları 1946’dan sonra aralıklı olarak çeşitli dönemlerde ve en son da 15 yıl önce Baykal’ın “Çarşaf Açılımı” dolayısıyla yaptığımızı ve hiçbir şeyin değişmediğini hatırlamak da can sıkıcı. Ama gerçek bir helalleşme ve değişim adına güven vermeyen bunlardan ibaret değil. Kılıçdaroğlu’nun bir kesimle (başörtülü kadınlar) helalleşmeden söz ederken diğer bir kesime (Suriyeliler) yarın helalleşme isteyeceği şekilde davranması, aynı ayrımcı ve zalimane uygulamaları bu kez de onlar için politika olarak önerebilmesi, ayrımcılıktan vazgeçmediğini gösteriyor. Mülteciye bakışından anlıyorsunuz ki gözler yine aynı bakıyor (Bkz: <a href="https://www.haksozhaber.net/chpnin-acilimi-ve-kedinin-gozleri-8342yy.htm" target="_blank" rel="nofollow external noopener noreferrer" data-wpel-link="external">https://www.haksozhaber.net/chpnin-acilimi-ve-kedinin-gozleri-8342yy.htm</a>)</p>
<p>Öte yandan daha bugünden masada yaşananlar da değişene ve değişmeyene dair bir gösterge olabilir.</p>
<p><em>“Artık militarizm geride kaldı, CHP değişti, zamanın ruhu…”</em> diyenleri yalanlayan da son açıklamasıyla yine CHP liderinin kendisi oldu. <em>“Afgan kaçakların ülkemize aktığı haberleri geliyor”</em> diyerek askerden “vatanı korumak için” itaat etmemesini istedi. Kısacası değişen bir şey yok.</p>
<p>Böyle bir ortamda Gelecek ve DEVA’nın ona güvenmek için sözlerin ötesinde bir gerekçesi var mı? Acaba demokrasi adına fazlasını mı kazanırız, yoksa hemen ardından ertelenen karşıtlıklar gündeme gelir, CHP üzerinden yeni bir vesayet tesis edilir de eldeki bulgurdan da mı oluruz?</p>
<p>Görünen o ki, iktidara tepkiyle yanlış siyasi pozisyonlara savrulan demokratların durumundan çok da farklı değil onlarınki. Kürt meselesine tutumları zıt İYİ Parti ve HDP tabanlarının, din ve vicdan özgürlüğüne bakışı değiştiği umulan CHP tabanıyla Saadetçilerin, liberal ekonomiden sapıldı diyen DEVA’lılarla işsizlik sorununu her muhtara bir özel kalem atayarak çözmeyi vadeden Kılıçdaroğlu’nun ekonomi politikasını yan yana koyduğumuzda çıkacak siyasetin ülkeye hayır getirmeyeceğini görürlerdi aksi halde.</p>
<p><strong>Ayrımcılıktan vazgeçiremeyince ona uymak</strong></p>
<p>Benzer bir tutarlılık sorunu DEVA ve Gelecek açısından da var. İttifak adına daha şimdiden sığınmacılar örneğinde kendi doğrularından, üstelik de hiç esnememeleri gereken haklarla ilgili doğrularından feragat ettikleri görülüyor.</p>
<p>Bu bir izlenim değil. DEVA’nın katıldığım, moderatörlük yaptığım çalıştaylarındaki perspektif ayrımcı değildi. Çıkan raporlar ve partinin açıkladığı ilk görüşler de. Ama sonraki raporlar, -içine girdiği ittifakın ayrımcı hassasiyetlerinden olacak- dramatik biçimde farklılaştı. Sonuçta <em>Ortak Mutabakat Politikalar Metni</em>ndeki yarın huzursuzluk duymadan anamayacakları ayrımcı “vaatler” ortaya çıktı.</p>
<p>Haklar uzlaşma veya maslahat adına çiğnenmemeli: Bu konuda iki partinin de iktidara eleştirileri doğru. Ama muhalefetteyken bunu kendilerinin yapmalarını nasıl açıklamalı? Uzlaşma adına bir sürü konuda taviz verebilirsiniz, ama hak olarak işaretlediklerinizden değil. Yok eğer “siyaset bu”ysa, daha muhalefetteyken bunlar mubahsa, iktidardayken neden olmasın?</p>
<p>Şimdi Gelecek ve DEVA yöneticilerinin bütün yapmaları gereken, geçmişe dair tarihsel tecrübenin ve bugüne dair gözlemlerin yanlış çıkmasını temenni etmek olmalı. Bir de ola ki seçilirse Kılıçdaroğlu’nun “izci sözü” benzeri yaptırım gücüne sahip teminatlara bağlı kalması için dua etmek. Ve tabii bir de önümüzdeki yıllar boyunca CHP’de parti içi demokrasinin olmaması için de.</p>
<p>Bu saatten sonra DEVA ve Gelecek, kendilerine gelip onları paralize eden o masadan kalkabilirler mi?</p>
<p>Artık onların bir şekilde silkinip masadan kalkmaları zor. Ama seçmenin işi o kadar zor değil.</p>
<p><time class="entry-date updated td-module-date" datetime="2023-04-04T08:57:56+03:00">Bekir Berat Özipek &#8211; Serbestiyet / 4 Nisan 2023</time></p>
<p><time class="entry-date updated td-module-date" datetime="2023-04-04T08:57:56+03:00">https://serbestiyet.com/gunun-yazilari/deva-ve-gelecek-masadan-kalkmak-veya-masada-kalmak-123966/</time></p>
</div>
<p><a href="https://hurfikirler.com/deva-ve-gelecek-masadan-kalkmak-veya-masada-kalmak/">DEVA ve Gelecek: Masadan kalkmak veya masada kalmak</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şimdi ayrımcılar; nasipse sonra demokrat olacaklar</title>
		<link>https://hurfikirler.com/simdi-ayrimcilar-nasipse-sonra-demokrat-olacaklar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bekir Berat Özipek]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Mar 2023 10:02:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç ve Göçmenler]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=206756</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sevdiklerimize karşı iyi olmak için adalete ihtiyacımız yoktur. O asıl sevmediklerimiz söz konusu olduğunda gereklidir ve bizi haksızlık etmekten alıkoyacak olan da sadece odur. Sesi duyulmayanlara, oy hakkı olmayanlara, onların durumunu bile bile kötü davranan, toplumun geri kalanını onlardan nefret ettirmek için uğraşan ve 10 yıl boyunca sabırla nefret biriktiren birinden demokrasi ve adalet beklemek [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/simdi-ayrimcilar-nasipse-sonra-demokrat-olacaklar/">Şimdi ayrımcılar; nasipse sonra demokrat olacaklar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="td-post-header">
<header class="td-post-title">
<p class="td-post-sub-title">Sevdiklerimize karşı iyi olmak için adalete ihtiyacımız yoktur. O asıl sevmediklerimiz söz konusu olduğunda gereklidir ve bizi haksızlık etmekten alıkoyacak olan da sadece odur. Sesi duyulmayanlara, oy hakkı olmayanlara, onların durumunu bile bile kötü davranan, toplumun geri kalanını onlardan nefret ettirmek için uğraşan ve 10 yıl boyunca sabırla nefret biriktiren birinden demokrasi ve adalet beklemek ancak tepkisellikle zedelenmiş bir muhakemenin sonucu olabilir.</p>
<div class="td-module-meta-info">
<p>Seçimlere doğru Cumhur İttifakı hakkında bir kanaat oluşturmak nispeten kolay; çünkü iktidarda olduğu için, geçmişe ve bugüne dair uygulamaları, artıları ve eksileriyle net bir fikir edinmemizi sağlıyor.</p>
</div>
</header>
</div>
<div class="td-post-content tagdiv-type">
<p>Ama Millet İttifakı hakkında ilk planda kanaat oluşturmak o kadar kolay değil. Özellikle de söylemler üzerinden. Çünkü söylemleri çok genel. Öze ilişkin konulara girmekten özenle kaçınıyorlar ve bunun birbirine hiç benzemeyen tabanlardan aynı anda oy almaya çalışmak gibi çok anlaşılır bir gerekçesi var. İktidara gelse de gelemese de bu tabanlardan biri feci şekilde yanıldığını fark edecek elbette. Ama o zamana dek söylemden bir sonuca ulaşmak güç.</p>
<p>Söyleme değil temel konularda izlenen siyasete bakalım dediğimizde ise ittifakın ana siyasi aktörü olan CHP’nin uzak ve yakın siyasi geçmişi ümitli olmayı güçleştiriyor. Bir yandan helalleşme diyor, Ak Parti-MHP Koalisyonunun yanlışlarına demokrasi retoriğiyle karşı çıkıyor ama iktidarın ilk 15 yılına damgasını vuran en temel demokratikleşme adımlarının esas olarak ona rağmen gerçekleşmiş olması bu iddiasına gölge düşürüyor.</p>
<p>Bu yüzden makul sayıdaki seçmenin haklı bir güven sorunu var. Acaba demokratik bir dönüşüm mü yapar yoksa kısa sürede eski vesayet rejimini tesis mi eder? Daha fazlasına mı sahip oluruz yoksa evdeki bulgurdan da mı oluruz?</p>
<p><strong>Helalleşme mi yüzde 51’e mecbur bırakan seçim sisteminin kerameti mi?</strong></p>
<div class="td-g-rec td-g-rec-id-content_inline tdi_15_686 td_block_template_1 ">
<div id="aswift_1_host" tabindex="0" title="Advertisement" aria-label="Advertisement">Şimdilerde CHP “helalleşme”den söz ediyor. Ama acaba bunu gerçekten de günahına girdiği milyonlarca insana duyduğu mahcubiyetten mi yapıyor yoksa yeni sisteminin getirdiği başkan seçilmek için yüzde 51’i zorunlu kılan seçim sistemden dolayı mı?</div>
<div tabindex="0" title="Advertisement" aria-label="Advertisement"></div>
<p>Acaba yeni başkanlık sistemi “herkesi yakala partisi”ni (catch-all party) dayatmasaydı, böyle bir helalleşmeden söz eder miydi yoksa zümre ve resmi ideoloji partisi olarak eski ayrımcılığına devam edip seçimden sonra diğer partilerle koalisyon arayışı içine mi girerdi? Acaba oylarına ihtiyaç duyduğu için mi <em>artık</em> ya da <em>şimdilik</em> muhafazakarlara ayrımcılık talep etmiyor yoksa ayrımcılıktan vazgeçtiği için mi? Helalleşme gerektirecek günahı terk ettiğinden mi yoksa oy gelecek yerden helalleşmeyi esirgemediğinden mi? Şu an birileriyle helalleşirken aynı anda yarın birilerine karşı helalleşmesini gerektirecek zalimliğin aynısını yapıyor mu?</p>
</div>
<p><strong>Bana iyi garsona kötü davranan “demokrat”</strong></p>
<p>Bu soruları akla getirmemek imkansız. Ama niyet okumaya gerek yok. Çünkü işimiz çok da zor değil. Çünkü elimizde çok basit ve çok gerçek, dolayısıyla gayet sağlıklı sonuç veren bir test var: Oy hakkı olanlara iyi davranmasının sebepleri varsa oy hakkı olmayana nasıl davrandığına bakarsınız. Oy hakkı olmayan ötekilere bugün nasıl baktığına bakarak yarın ne yapacağına dair bir anlama sağlayabilirsiniz.</p>
<p>İşte o yüzde elli birin içinde yer almayan mülteciler bu bakımdan bize paha biçilmez bir adalet mikyası sunuyorlar. Gündelik hayatta göze görünmeyenler onlar. Seçkin konuklarına nazik davrananların gerçek nezaketini ölçmek için bakılması gerekenler. Oy hakkı olmayanlar. “En alttakiler.” Bütün partilerin tabanında sevilmediklerine dair azımsanmayacak oranlar olduğuna dair “kamuoyu araştırmaları” yayınlananlar. Dolayısıyla yanlarında en pervasız davranılabilecekler. En “demokrat” siyasetçilerin, en “duyarlı” sanatçıların, yüzleri kızarmadan ve ayıplanıp damgalanmadan aşağılayabildiği mazlumlar. Ve tabii adalete en çok ihtiyacı olanlar.</p>
<p>İşte onlar, iktidar ve muhalefet için bütün illüzyonu dağıtan bir ayna vazifesi görüyorlar. Millet İttifakı’nın ve onun içinde yer alan küçük partilerin çevresinde toplandığı CHP’nin başkan adayının on yıllık karnesi bu konuda en net görüntüyü sağlıyor. Kılıçdaroğlu’nun 10 yıl boyunca içinde “Suriyeliler” geçen ilgili grup konuşmalarını okuyun; tüm liderler arasında on yıl boyunca Suriyelileri istikrarlı biçimde gayriinsanileştirip, şeytanlaştırıp aramızdaki kriminaller için ses çıkaramaz kurbanlar haline getiren propagandanın açık ara en başarılısını onun yaptığını göreceksiniz. Ümit Özdağ’ınkinden daha eski, daha istikrarlı ve daha etkili olan onunki.</p>
<p><strong>Mesele Suriyelileri sevmek-sevememek değil</strong></p>
<p>Mültecileri sevmekten veya sevmemekten söz etmiyorum. Sevmese bile yapmaması gerekenlerden söz ediyorum. Ayrımcılık yasağından söz ediyorum. Asgari bir adalet duygusundan söz ediyorum. Onlar hakkında işin doğrusunu bildiği halde bile isteye tersini söyleyip söylememekten söz ediyorum. Üstelik bir değil beş değil. On yıl boyunca, düzenli olarak.</p>
<p>Örnek vereyim: Erdoğan Birleşmiş Milletler’de bir konuşma yapıp, Türkiye’nin Suriyelilere 30 milyar dolar harcadığını söyleyip dünyadan dayanışma talep ettiğinde bunu hemen tekzip edip, bu paranın Suriyelilere harcanmadığını, harcansa bu insanların çöpten ekmek toplamayacağını söyleyen oydu. Ama akabinde, -muhtemelen Erdoğan’ı yalanlamaktansa bu paranın verildiğini söylemenin getirisini hesap ederek- o günden bugüne, her gittiği yerde, “Milyonlarca insanın açlıktan nefesi kokuyor, 40 milyar doları Suriyeliler için harcadık” veya “Suriyelilere 35 milyar dolar veriyorsun, emekliye gelince yok” diyen, bunu sayısız kez söyleyen de oydu. Hem de böyle bir paranın harcanmadığını düşündüğü halde. Üstelik bu söylemin can alan, okuldaki çocuklara yönelen, enkaz altındakini ana dilini kullanmaktan korkutan bir nefreti çoğalttığını bilerek.</p>
<p>Kılıçdaroğlu Suriyelilerin birinci sınıf olmadıklarını, diledikleri okullarda bedava okumadıklarını veya sağlık hizmetlerinden bedava yararlanmadıklarını da biliyor. Bildiğini bizzat kendi partisinin hazırlayıp web sayfasında yer verdiği raporlar söylüyor. Ama o her yerde tersini söylüyor. Doğru olmadığını bile bile “Suriyelinin oğlu üniversite sınavlarına girmez, doğrudan gider kaydını yaptırır” diyor.</p>
<p>Şimdi de zorla göndermeyi vadediyor. Suriye’deki durumu bilmediğinden değil. Onların neden burada ve ne durumda olduklarını bildiği halde tersini söylüyor, seçmenin onlardan nefret etmesini sağlamaktan medet umuyor. Onların hayatını kabusa çevirme pahasına. (Fazlası şurada: <a href="https://serbestiyet.com/wp-content/uploads/2021/06/chp-raporu-bekir-berat-o%CC%88zipek-1.pdf" data-wpel-link="internal">https://serbestiyet.com/wp-content/uploads/2021/06/chp-raporu-bekir-berat-o%CC%88zipek-1.pdf</a>)</p>
<p><strong>“Tek konu bu değil” mi?</strong></p>
<p>Şimdi altılı masaya oturup sonra kendilerini böyle bir adayın ardından giderken bulan bazı demokrat dostlarım, “Öyle ama siyasette tek konu bu değil” diyorlar mahcup biçimde.</p>
<p>Siyasette tek konu bu değil elbette. Ama arkadaş seçerken de siyasetçiyi test ederken de bakacağınız en önemli konu.</p>
<p>“Özgürlük ötekinin özgürlüğüdür” der Rosa Luxemburg. Adalet de öyle. En alttakilere, göze görünmeyenlere, yüzüne karşı kötü söz söylenmekten çekinilmeyenlere ve sevmediklerinize karşı tutumunuzdur adil olup olmamanın asıl göstergesi. Adaletin röntgenini de tomografisini de en net biçimde gösteren odur. Oy getirecek yere karşı tutumunuz değil.</p>
<p>“Bana iyi davranan ama garsona kaba olan birine güvenmiyorum. Çünkü o pozisyonda olsaydım bana da aynı şekilde davranırdı” diyordu Muhammed Ali.</p>
<p>Ölçü budur.</p>
<p>Sevdiklerimize karşı iyi olmak için adalete ihtiyacımız yoktur. O asıl sevmediklerimiz söz konusu olduğunda gereklidir ve bizi haksızlık etmekten alıkoyacak olan da sadece odur. Sesi duyulmayanlara, oy hakkı olmayanlara, onların durumunu bile bile kötü davranan, toplumun geri kalanını onlardan nefret ettirmek için uğraşan ve 10 yıl boyunca sabırla nefret biriktiren birinden demokrasi ve adalet beklemek ancak tepkisellikle zedelenmiş bir muhakemenin sonucu olabilir.</p>
<p><strong>En şaşmaz adalet ve demokrasi testi</strong></p>
<p>Suriyeli nefreti iyi analiz edilmeli. Muhafazakarlar, Kürtler ve gayrimüslimler için yüz yıldır yağan nefret sağanağı nasıl bitti? Bitti mi yoksa yön mü değiştirdi? Yarın CHP odaklı yeni bir vesayet kurulursa o nefret seli eski yatağını bulur mu? “Evet, Suriyelilere karşı haksızlık ediyor, ama bana iyi davranacak” denebilir mi? Yoksa bu ilkesizliğini sonra “Yezidiyi dövdürmemeliydik” feryadı mı izler?</p>
<p>Suriyelilerle ilgili yazılıp söylenenler üzerinde düşünen birinin, “Yahu bu adamlar Suriyelileri değil, asıl beni sevmiyor. Suriyelileri bize benzettikleri için onlardan nefret ediyorlar” dediğini hatırlıyorum. Bu tespitte bir haklılık payı olabilir mi?</p>
<p>Şurası açık ki, siyasetin dünyası eskisi kadar siyah ve beyaz değil. Kafa karıştıracak çok şey var.  Görmek isteyenler için alametlere ihtiyaç yok.</p>
<p>Ama elimizde çok şaşmaz bir kriter var ki, o bize her zaman hakikati tüm çıplaklığıyla gösteriyor. “Ankara’da Kuğulu Parkta artık Romanların da kovabilecekleri birileri var” demişti bir arkadaşım. İşte onlar, mevcudiyetleriyle bizim gerçek ve bayramlık yüzümüzü gösteren bir turnusol kağıdı gibi aramızda dolaşıyorlar; sağlam bir mihenk taşı işlevi görüyorlar.</p>
<p>Onlara sadece adalet borçlu değiliz. İllüzyonu dağıttıkları, bize ayna tuttukları için teşekkür de borçluyuz.</p>
<p><time class="entry-date updated td-module-date" datetime="2023-03-23T09:00:12+03:00">Bekir Berat Özipek &#8211; Serbestiyet / 24 Mart 2023 </time></p>
<p><time class="entry-date updated td-module-date" datetime="2023-03-23T09:00:12+03:00">https://serbestiyet.com/gunun-yazilari/simdi-ayrimcilar-nasipse-sonra-demokrat-olacaklar-122639/</time></p>
</div>
<p><a href="https://hurfikirler.com/simdi-ayrimcilar-nasipse-sonra-demokrat-olacaklar/">Şimdi ayrımcılar; nasipse sonra demokrat olacaklar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adaletten taviz Deva olmaz</title>
		<link>https://hurfikirler.com/adaletten-taviz-deva-olmaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bekir Berat Özipek]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Sep 2022 10:12:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç ve Göçmenler]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/?p=206762</guid>

					<description><![CDATA[<p>DEVA Partisi’nde sığınmacı meselesinde iktidardan, olması gerekenden ve kendi eski konumundan daha geri bir noktaya savrulmayı ifade eden bir durumu gözlemlemek mümkün. Bunu sadece Ali Babacan’ın konuşmalarından değil, son yayınlanan “Sığınmacı Sorununun Çözümü ve Düzensiz Göçün Önlenmesi Eylem Planı” başlıklı belgede de görebiliyoruz. DEVA Partisi Lideri Ali Babacan’ın son açıklamaları, ülkede mültecilerden yana bir tutum [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/adaletten-taviz-deva-olmaz/">Adaletten taviz Deva olmaz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="td-post-header">
<header class="td-post-title">
<p class="td-post-sub-title">DEVA Partisi’nde sığınmacı meselesinde iktidardan, olması gerekenden ve kendi eski konumundan daha geri bir noktaya savrulmayı ifade eden bir durumu gözlemlemek mümkün. Bunu sadece Ali Babacan’ın konuşmalarından değil, son yayınlanan “Sığınmacı Sorununun Çözümü ve Düzensiz Göçün Önlenmesi Eylem Planı” başlıklı belgede de görebiliyoruz.</p>
<p>DEVA Partisi Lideri Ali Babacan’ın son açıklamaları, ülkede mültecilerden yana bir tutum ve anlamanın gelişmesi için çaba sarf edenleri üzerken, mülteci karşıtlarını sevindirdi. Ümit Özdağ memnuniyetini vurgularken, Zafer Partililer de “sözümüze geldi” veya “söyleyene değil söyletene bak” türünden paylaşımlarla bu sevince ortak oldular.</p>
<p>Onları bir yana bırakacak olursak, gerçekten de bu partide sığınmacı meselesinde iktidardan, olması gerekenden ve kendi eski konumundan daha geri bir noktaya savrulmayı ifade eden bir durumu gözlemlemek mümkün. Bunu sadece Ali Babacan’ın konuşmalarından değil, son yayınlanan “Sığınmacı Sorununun Çözümü ve Düzensiz Göçün Önlenmesi Eylem Planı” başlıklı belgede de görebiliyoruz. Hasan Ayer’ın Serbestiyet’teki “DEVA Partisi: İki yılda ‘Göç Politikaları’ndan, ‘Sığınmacı Sorunu’na” yazısının başlığı, bu partideki değişimi özetliyor. Bu yüzden, daha fazla geç olmadan doğru politikalara yönelmesi için bu değişimle yaşanan gerilemeyi yansıtan yanlışları konuşmamız gerek.</p>
</header>
</div>
<div class="td-post-content tagdiv-type">
<p><strong>Perspektif ve bilgi yanlış</strong></p>
<p>Ali Babacan konuşmasında 11 yılda 200 bin Suriyeliye verilen istisnai vatandaşlığı eleştiriyor ve “neye göre veriyorsun?” diye soruyor.  DEVA liderine göre bu “hukuki anlamda tam bir garabet.” “Bizim mevzuatımıza göre de geçici koruma altındakilerin vatandaşlığa başvuru hakkı yok. Ancak bir hükümet mensubundan 200 bin Suriyeliye vatandaşlık verildiğine dair açıklamalar da aldık” diyor ve ekliyor: “Mevzuata aykırı olduğu halde bu vatandaşlığı kim veriyor? Tek imzayla şu anda bu ülkenin cumhurbaşkanı.”</p>
<p>Öncelikle istisnai vatandaşlık mevzuata aykırı olmayıp, mevzuatın bir parçasını oluşturuyor. Vatandaşlık almanın hem genel hem de istisnai yolları var ve ikisi de pozitif hukukun içinde yer alıyor. Başvuruya gelince, geçici koruma statüsü buna engel değil; “bunun için başvuru bile gerekmiyor; buradaki müracaat ‘beni tespit edin’ anlamındadır” diyor konuştuğum bir yetkili. Yani vatandaşlık almanın birden fazla yolu var ve bu da onlardan biri. Bu bağlamda Cumhurbaşkanı Erdoğan da yetkisi dışında bir iş yapmıyor.</p>
<p>İlk bakışta açıklamalarından DEVA liderinin sadece istisnai vatandaşlık verilmesine karşı olduğunu çıkarmak mümkün. Ama devamında “Ülkemizde yaşayan dört milyon Suriyelinin 200 binine vatandaşlık verdiyseniz, geri kalan dört milyonun geri dönüş perspektifi kalmaz” demesinden anlıyoruz ki, vatandaşlık verilmesine de karşı. Ona göre “Tabii ki hedef bir gün gelip kendi ülkelerine dönmeleri olmalı.”</p>
<p>Suriyelilerin geri döneceği güvenli koşulların oluşturulması için çalışmak doğru elbette. Ama bu onları “gitmeye zorlamayı” gerektirmez. Vatandaşlık verilmesine karşı çıkmayı da. Dilerseniz bu cümlelerin, başka bir ülkedeki Türklerle -ya da kendinizi tanımladığınız kavram her ne ise onunla- ilgili söylendiğini varsayarak okuyun, yanlışı fark edeceksiniz.</p>
<p>DEVA lideri daha da öteye gidiyor ve seçmen veri tabanının analizini yaptıklarında “orada ciddi sayıda Suriyelinin vatandaş yapıldığını ve onların önümüzdeki seçimlerde de seçmen olduklarının görüldüğünü” ifade ediyor. Böylece yıllarca Suriyeli düşmanlığının en sistematik nefret üretiminin en istikrarlı kurumsal temsilcisi olan CHP’nin bile sorun olmadığını açıkladığı bir durumu<a href="https://serbestiyet.com/gunun-yazilari/adaletten-taviz-deva-olmaz-103170/#_ftn1">[1]</a> sorunlaştırmış oluyor. Vatandaş olan 200 bin Suriyelinin yarısına yakını çocuk. Bir an için 4 milyon Suriyelinin yetişkin olduğunu ve oy kullanacağını varsayalım. Türkiye’de 2023’te oy kullanacak 64 milyon seçmenden söz ediyoruz. Başka bir değerlendirmeye gerek var mı?</p>
<p>Bir de şu var: Eğer bir ülkedeki sığınmacılar vatandaş olduklarında topluca tek bir partiye oy verecek görünüyorlarsa, diğer partiler açısından adalet adına üstünde düşünmesi ve belki de yüzleşmesi gereken bir durumun varlığından söz etmemiz gerekmez mi?</p>
<p><strong>Neden Suriyeliler?</strong></p>
<p>Babacan’ın “bir hükümet mensubundan 200 bin Suriyeliye vatandaşlık verildiğine dair açıklamalar da aldık” dediği kişi, İçişleri Bakan Yardımcısı Tayyip Sabri Erdil olmalı. Onun paylaşımında<a href="https://serbestiyet.com/gunun-yazilari/adaletten-taviz-deva-olmaz-103170/#_ftn2">[2]</a> yer verilen bilgilere göre bugüne kadar 363.000 kişiye vatandaşlık verilmiş.</p>
<p>Vatandaşlık verilenler arasında 100.000 Ahıska Türkü var. Bu, yaklaşık olarak aynı dönemlerde Türkiye’ye gelen veya getirilen Ahıska Türklerinin tamamına yakınını ifade ediyor; ki bu gayet olumlu bir durum (Türkiye’nin 2013-14’te Donbas’ta yaptığı operasyonla köylere kadar ulaşıp Ahıska Türklerinin Türkiye’ye getirilmesinin heyecan verici bir hikayesi var). İyi ki vermişler. Ama 11 yıl boyunca 4 milyon Suriyeliden sadece 200.000’ine verilmiş. Şimdilerde devlet 500 bin Suriyeliyi geçici güvenli bölgelere “gönüllü biçimde” geri gönderdiğini açıklıyor. Ali Babacan onların gerçek bir güvenlik ve garanti yokken neden gönderildiklerini sorgulamak yerine, Suriyeliler için vatandaşlığın neden hala objektif kurallar çerçevesinde erişilebilir bir hale getirilmediğini gündeme getirmek yerine, “burada doğan veya 11 yıl boyunca buradaki okullarda okuyan çocuklar var, şimdiye kadar o çocukların ve ailelerin sadece %4’üne mi vatandaşlık verdiniz, biz vatandaşlığı etnik köken temelinde mi anlıyoruz?” diye sormak yerine, verileni de sorguluyor.</p>
<p>Bütün bunların ötesinde, geçmişten bugüne hiçbir göçmen grubundan istenmeyen “geri gidin”i bugün Suriyelilerden, Araplardan istemenin mantığı nedir? Neden tarih boyunca kimseye söylenmeyen ve söylenmemesi gereken “şartlar değişti, artık geldiğiniz yere gidin” utanç verici sözü bugün Araplara söyleniyor? Niyet okumaya gerek yok, ister yükselen mülteci karşıtlığı olsun sebep, ister kibir ve küçümsemeyle mülteciye burun kıvıran çevrelerden takdir beklentisi, isterse de başka bir şey, buna makul bir izah getirilemez.</p>
<p><strong>Kuzuyu kurda vermek; ama elbette “güvenli ve onurlu” biçimde!</strong></p>
<p>Ali Babacan’ın bu açıklamaları DEVA Partisinin “Şam Yönetimi ile 2001 yılında yapılan ‘Yasadışı Göçmenlerin Geri Kabulüne Dair Anlaşma’yı günümüz şartlarına göre revize ederek yeniden uygulamaya koyacağız” şeklindeki dehşet verici bir siyasi vaat içeren Eylem Planı’yla aynı günlere geldi. Bu satırların yazarı dahil pek çok kişi için bir hayal kırıklığı içeren ve asıl eleştirmemiz gereken konu da bu vaat veya niyet beyanı aslında.</p>
<p>Planı DEVA Partisi Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Koordinatörü hazırlamış. İlk bakışta sadece bu durum bile, konunun güvenlikçi perspektiften bir dış mesele olarak ele alındığı izlenimi oluşturuyor. Elbette buna takılmayıp içeriğe bakmak gerektiği söylenebilir. Ama içerik de ilk izlenimi destekliyor.</p>
<p>“Sığınmacı Sorununun Çözümü ve Düzensiz Göçün Önlenmesi Eylem Planı” başlıklı metin, Hükümeti “izlediği gevşek sınır geçiş politikası ve vize rejimi” ile “Türkiye’yi kaçak göçmenler açısından bir cazibe merkezi” haline getirmekle suçluyor.</p>
<p>Raporda komşu ülkelerde savaş ve sıcak çatışma yaşanmasıyla “sınırların kontrolsüz şekilde açılması” eleştiriliyor ve “düzensiz göçmenlerin kayıtsız şekilde ülkemizde serbestçe dolaşımı”nın “risklerine” işaret edilerek “sınırlarımız sıkı bir şekilde korunacak, yasadışı girişe mahal verilmeyecektir” deniyor.</p>
<p>Oysa savaş ve sıcak çatışma durumunda bunu yapamazsınız. Türkiye’nin Suriyelilere, Polonya’nın Ukraynalılara kapıları açması doğrudur ve yarın Azerbaycan veya Ermenistan’da benzer bir durum yaşandığında yapılması gereken pasaport kontrolü olmayıp, öncelikle kapıları açmaktır.</p>
<p>Raporda geri dönüşle ilgili birbiriyle uyumlu görünmeyen veya uygulanması ancak diğer tarafların (Suriye rejimi, AB ve BM) öngörülen rolü mutlaka oynamasına bağlı olan başka çözüm vaatleri de var ve bunlar 90 gün ve 360 gün gibi süreler içinde yapma sözü vererek takvime bile bağlanmış. Örneğin planda “Geri dönüşün sağlanması için Şam Yönetimi ile de iş birliğine girip güvenli bölgeler oluşturma seçeneğine yönelik AB ve BM ile somut iş birliği yolları arayacağız” deniyor. Bu noktada akla şu soru gelmeli(ydi): Şam yönetimi kendi ülkesinde güvenli bölgeler oluşturmayı neden kabul etsin ve bir de bunun için neden iş birliği yapsın? Eylem planı bunu 360 gün içinde yapmayı öngörüyor. Aynı plan, geri kabul anlaşmasıyla Suriyelileri Şam rejimine teslim için de aynı süreyi (360 gün) veriyor. Bu ikisinden hangisi, aynı zamanda ikisi de mi diye sormaya gerek yok. Sığınmacıyı “onurlu” biçimde devletine teslim etikten sonra.</p>
<p>Şimdiye kadar geri dönüş yapanların başlarına gelenlerle ilgili ürkütücü bilgilere takılmamak mı gerek? “Suriyelilerin ülkelerine geri dönüşlerini sağlamak için güvenlik ve insani yaşam koşullarının garanti edilmesini sağlayacağız” diye yazmış zaten rapor. Peki olur da -hepimiz çok şaşırırız buna- Esad rejimi sözünü tutmazsa? O da onun ayıbı olsun mu diyeceğiz? Belki de katliam, işkence ve tecavüz haberleri geldiğinde en sertinden bir kınama mesajı yayınlar ve “bu tür tutumların iki ülke arasındaki iyi ilişkilere katkı yapmayacağını” vurgularız. Ellerimiz de temiz kalır.</p>
<p>DEVA Partisi bu tercihin siyasete dair diğer ahlaki ve mantıksal sonuçlarının ne olduğunun farkında mı bilmiyorum ama olmalı. Bu tercihin “siyasette esneyebileceğimiz yerin etik sınırları konusunda fazla umutlu olmayın”dan vatandaşlık kavramına yüklediği anlama veya Kürt meselesine kadar ima ettiği sonuçlarla yüzleşmeleri gerekecek. “Bizim için Kürt meselesi eşit vatandaşlık meselesidir” diyor çok haklı olarak DEVA lideri. Ama Suriyeli Araplarla ilgili vatandaşlık açıklamasını dinleyenlerin bu konudaki eşit vatandaşlık beyanını ikna edici bulmamaları halinde onları suçlayabilir misiniz?</p>
<p>Gelecek Partisiyle beraber altılı masada CHP ve İYİ Parti’ye -başka pek çok temel meseleyle birlikte ama onlardan çok daha önemli ve öncelikli olarak- sığınmacılar konusunda asgari bir insani tavır geliştirmesini ve ayrımcılık ırkçılık yapmamasını beraberliğin olmazsa olmaz şartı yapması ve bu olmayacaksa o masaya oturmaması gereken DEVA Partisi, bu tutumuyla masada bir sorun çıkarmayacağını göstermiş oluyor. Ancak orada çıkmayan sorun, kaçınılmaz olarak başka bir dizi sorunun kaynağı olur ve partinin iddialarına dair umutların kaybını da beraberinde getirir.</p>
<p><strong>Sığınmacıyı sorunlaştırmak</strong></p>
<p>“Eylem Planı”nda eleştirilmesi gereken pek çok temelsiz yargı, göç konusunda sıkça kullanılan kalıp ve klişe ifade var. Onlardan bir kısmını alıntılayıp altına eleştirisini yazmak, belgeye yansıyan sorunlu yaklaşımı somutlaştırmak bakımından katkı sağlayabilir:</p>
<p><strong>“Kitlesel akınların ilk yıllarında sınırlardan kontrolsüz geçişlerin önlenmemesi, sağlıklı kayıt işlemlerinin yapılmaması ve gelenlerin ülkenin dört bir yanına kontrolsüz ve plansız yerleşimi sonraki yıllarda ülkemiz için büyük sorunlar ve maliyetler ortaya çıkartmıştır.”</strong></p>
<p>Bu klişenin bir geçerliliği yok. “Gelenlerin ülkenin dört bir yanına kontrolsüz ve plansız yerleşimi sonraki yıllarda ülkemiz için büyük sorunlar ve maliyetler ortaya çıkartmış” değil. Bugün dört milyon Suriyeli ülkenin yaşayabilecekleri yerlerinde işinde gücünde yaşıyor. Hangi “büyük sorunlar ve maliyetler”miş bunlar, sığınmacılar nerelere ve nasıl yerleştirilselerdi bu sorunlar çıkmazdı, rapor bunlardan söz etmedikçe ayrımcı çevrelerin durumu sorunlaştırma retoriğini tekrarlamaktan öteye gitmiyor.</p>
<p><strong>“Şam Yönetimi ile iletişim ve iş birliği kanallarını kapatmak ise ülkemiz üzerindeki sosyal, ekonomik ve güvenlik sorunlarını arttırmaktadır. Bir hükûmetin görevi ülke menfaatleri üzerine temellenmeli, iktidar partisinin ve liderinin kişisel amaç ve hırslarına kurban edilmemelidir. Ulusal menfaatlerimize uygun dış politika anlayışına geri dönülmesi sağlanmalıdır.”</strong></p>
<p>Suriye’de yaşanan sorunun temel sebebi Erdoğan’ın kişisel amaç ve hırsları mı yoksa Şam Yönetiminin halkkırımı (democide) mı? Dış politikanın yürütülmesi eleştirilebilir tabii, ama bu konuda aslolan hangisidir? Eğer ikincisiyle bu Şam Yönetimiyle kurmayı planladığınız ilişkinin sınırlarını belirlemeyecek mi? “Ulusal menfaatlerimize uygun dış politika anlayışına geri dönülmesi” eski dış politikanın olumlanması meselenin Suriye’den ibaret olmayabileceğini akla getiriyor. Oysa içinden geldikleri partinin bütün hatalarına rağmen en iyi taraflarından biri, dış politikayı değer bağımsız ele almaması ve “ulusal çıkar”ı öyle tanımlamaması. Demokrasi ve adalet vadeden bir partinin bu noktadaki gerilemesi ve “ulusal çıkarcı” eski paradigmayı övmesi ona oy getirir mi? Bazı partilere getirir ama ona getirmez (bu yine de tartışılır elbette). Ama götürdükleri tartışılmaz.</p>
<p><strong>“Geçici korumanın gerekliliğini yitirmesiyle birlikte bu statüleri iptal edeceğiz ve Suriyelilerin ülkelerine gönderilmesini sağlayacağız. Herhangi bir sebeple ve kendi rızasıyla Suriye’ye dönen kişilerin Geçici Koruma Statüsünü iptal edeceğiz.”</strong></p>
<p>Uygulama zaten böyle. İki bayramda izin verilen süre dışında çıkış yapanlar gönüllü geri dönüş yapmış sayılıyor. Hastalık, sağlık, bölünmüş aileler vb. insani sebeplerle izin alarak geçen ve dönenler oluyor. Yani yeni bir durum yok. “Herhangi bir sebeple” ifadesiyle, “onları da almayacağız, annesi, babası, çocuğu için dahi olsa çıkmasını fırsat bilip iptal edeceğiz” demek istenmiyorsa tabii.</p>
<p><strong>“Tüm yabancılar için istisnai vatandaşlık koşullarını değiştirecek ve daraltacağız. Mevzuata aykırı olarak istisnai vatandaşlık verilmesi uygulamasına son vereceğiz.”</strong></p>
<p>Ne oluyor? Herkese ilave engel koyma vaadi de nedir? Arap diyemediğiniz için mi tüm yabancılar diyorsunuz yoksa küresel zenofobik dalgadan mı etkilendiniz? Akın akın vatandaşlık almaya gelenler var da bize yer mi kalmadı yoksa hazır elimiz değmişken bunu da daraltalım mı diyorsunuz? İstisnai olanı herkes için daraltmaktan söz edip, istisnai olmayanı ise genişletmekten söz etmediğinize göre, aslında vatandaşlığı bugünkünden daha dar bir statü haline getirmekten söz etmiş olmuyor musunuz?</p>
<p><strong>“Hiçbir il ve bölgede sığınmacı sayısının, sığınmacıların topluma uyumunu zorlaştıracak oranda kontrolsüz yoğunlaşmalara erişmesine, gettolaşmaya izin vermeyeceğiz.”</strong></p>
<p>Sığınmacılar Türkiye’ye geldiklerinde onları sonu belli olmayacak biçimde kampta tutmak yerine, imkanı, tanıdığı, akrabası olanların katılabildikleri yerden geniş topluma katılmaları için fırsat vermek hükümetin yaptığı en doğru işlerdendi. Hayatın doğal akışı içinde sığınmacılar seyahat özgürlüğüne de fiilen sahip biçimde, iş bulabildikleri şehirlerde yaşamaya başladılar. Hükümet son yıllarda onları kayıtlı oldukları illerde yaşamaya zorlayarak şimdi yanlış yapıyor. “Kontrolsüz yoğunlaşma” değil bu; Urfa’daki oranla Niğde’dekinin ve İstanbul’dakinin bir olmamasının İzmir’de olsaydı sorun çıkarabilecek sayının Kilis’te sorun olmamasının sosyolojik, kültürel ve ekonomik bir açıklaması var ve hiçbir planlama hayatın doğal akışından ve serbest bir ekonominin kendi yasalarından daha başarılı değildir.</p>
<p><strong>“Öncelikle AB olmak üzere, dış dünyadan daha fazla maddi fon desteği talep ve temin edeceğiz. Bu kaynakları ülkemizin bir tampon ülke olmasının devamı için değil, kontrolsüz göçün ve kitlesel akınların önlenmesi, sorunun kaynağında çözümü için kullanacağız.”</strong></p>
<p>Şimdiki hükümet etmiyor mu? Onlara vermediğini size vermesi için tek bir neden söyleyebilir misiniz? Sizi daha mı çok sevecekler, yoksa ikna gücünüze mi güveniyorsunuz? Devletlerarası ilişkilerde bunların önemli olmadığını siz de kabul ederseniz başka ne var elinizde? Haydi aldınız diyelim, Batılı devletler “Erdoğan kötü Babacan iyi” deyip verdiler, aldığınız parayı “kontrolsüz göçün ve kitlesel akınların önlenmesi, sorunun kaynağında çözümü” için nasıl kullanacaksınız? Suriye ile savaşmaktan söz etmediğinize, hatta Esat’la anlaşmaktan söz ettiğinize göre, bu parayla sorunu kaynak ülkede çözmek için tam olarak ne yapmayı planlıyorsunuz? Bir şey planlıyor musunuz, yoksa raporda bu paragrafın bir bitiş cümlesine mi ihtiyaç vardı?</p>
<p><strong>“Şam Yönetimi ile gerekli işbirliğini geliştirecek ve ülkesini terk etmiş kişilerin insan onuruna yaraşır şartlarda geri dönüşünün gerçekleştirilmesini sağlayacağız.”</strong></p>
<p>“İnsan onuruna yaraşır şartlarda” dememek daha iyi olurdu. DEVA Partisi, kendi şehirlerini baştan aşağıya bombalayan, kimyasal silahlar, varil bombaları, işkence, katliam ve tecavüzle Suriye nüfusunu darmadağın edip halkının yarısını göçmen yapan bir devlet terörünü uygulayan rejimle tam olarak nasıl bir onurlu dönüş yapmayı düşünüyor? Bir ipucu çok ufuk açıcı olurdu. Kadını karakolda şiddet uygulayan kocayla barıştırıp eve göndererek iyi bir iş yaptığını düşünen polislerin yaptığını devletler bazında yapmak. Hem de elli yıldır kendi halkına kan kusturan bir rejimle.</p>
<p><strong>Sığınmacılardan söz ederken aslında ne demiş oluyoruz?</strong></p>
<p>Siyasi partilerin adaletle ilgili iddialarını test etmenin en sağlıklı yolu, onların “en alttakiler”e nasıl yaklaştığına bakmaktır. Sesi duyulmayan, oy hakkı olmayan ve herkesin rahatlıkla tahkir edebildiği görünmez insanlara yani. Adaletin en sahici turnusol testi budur.</p>
<p>Kamuoyu araştırmalarına, sosyal medyaya ve seçmenin tepkisine dair anket sonuçlarına rağmen Suriyeli sığınmacılarla ilgili insani bir yaklaşım sergilemek zor bir tercih olarak görülebilir. Ancak bu testi geçmeden diğer meselelere dair söylenenler haklı olarak sorgulanır.</p>
<p>Sonuçta, bu haliyle DEVA Partisi, Ak Parti Hükümetini sığınmacılarla ilgili olarak daha ileri bir noktadan eleştirmesi gerekirken daha geri bir noktadan eleştiriyor. Hükümet bütün hatalarına rağmen sığınmacılarla ilgili en insani yaklaşımı temsil ediyor.</p>
<p>Sığınmacılar konusunda Erdoğan’ın “Savaştan gelip ülkemize sığınan bu kardeşlerimize sonuna kadar sahip çıkacağız. Kendileri isterlerse gidebilirler ama biz onları asla kovmayacağız. Biz onlara ev sahipliği yapmaya devam edeceğiz ve onları katillerin kucağına atmayacağız” şeklindeki ahlaki duruşuna ulaşan yok. Erdoğan’ı ister sevin ister nefret edin bu böyle.</p>
<p>“Başka konularda da biz iyiyiz, o konularda da hükümet kötü,” “sığınmacılarla ilgili anketler ortada” veya “siyasetteki tek konu bu mu?” diye de düşünmek mümkün tabii. Tek konu bu değil elbette. Ama bu konu, fark edebilenler için sahici bir turnusol testidir.</p>
<p>Sığınmacı karşıtlığına oynamanın ahlaki maliyeti açık olsa da siyasi getirisine ilişkin beklentiler o ölçüde açık olmadıkça, bu konuda siyasi partilerin politikası da farklı olacak. İlkeyi terk etmek faydayı beraberinde getirecek mi? Bunu yapmak acaba başka konuları etkiler mi? Bu sorular ayrıca ele alınmayı hak ediyor.</p>
<p>Ancak siyasete, muhalefete ve iktidara dair bir siyasi vecize var ki, fayda-maliyet analizinin çok ötesinde bir şeyler söylüyor. Gelin onunla tamamlayalım:</p>
<p>“Ebediyen muhalefette kalmayı göze alamayanlar, hiçbir zaman iktidar olamazlar.”</p>
<hr class="wp-block-separator" />
<p><a href="https://serbestiyet.com/gunun-yazilari/adaletten-taviz-deva-olmaz-103170/#_ftnref1">[1]</a> <strong>“Bizim elimizdeki seçmen bilgileri Yüksek Seçim Kurulu’nun elinde de yok, her bir seçmeni, ilk kez sandığa gidip oy kullanacak seçmenleri de biliyoruz, evlerini, adreslerini de biliyoruz, doğum yerlerine de bakıyoruz. Suriye doğumlu, Afganistan doğumlu, hepsine bakıyoruz, dolayısıyla kimlere vatandaşlık verildiğini de oradan çıkarabiliyoruz. Şu anda öyle bir tehlike görünmüyor, veriler var, kaç yabancının oy kullanacağını biliyoruz, 400-500 bin kişi gibi yüksek bir rakam yok, öyle bir rakam geldiğinde onu hemen kamuoyuyla paylaşırız zaten. O konuda çok duyarlıyız.”</strong></p>
<p><strong>Bkz. Kemal Kılıçdaroğlu’ndan Yabancı Seçmen Açıklaması, </strong><a href="https://www.ensonhaber.com/gundem/kilicdaroglu-cok-sayida-yabancinin-secimde-oy-kullanacagi-iddiasiyla-ilgili-konustu" target="_blank" rel="nofollow external noopener noreferrer" data-wpel-link="external">https://www.ensonhaber.com/gundem/kilicdaroglu-cok-sayida-yabancinin-secimde-oy-kullanacagi-iddiasiyla-ilgili-konustu</a></p>
<p><a href="https://serbestiyet.com/gunun-yazilari/adaletten-taviz-deva-olmaz-103170/#_ftnref2">[2]</a> <a href="https://twitter.com/serdilt/status/1561094561920962561?s=12&amp;t=j0oVjLe_ipsanY-f9kckzA" target="_blank" rel="nofollow external noopener noreferrer" data-wpel-link="external">https://twitter.com/serdilt/status/1561094561920962561?s=12&amp;t=j0oVjLe_ipsanY-f9kckzA</a></p>
<p><time class="entry-date updated td-module-date" datetime="2022-09-10T12:16:49+03:00">Bekir Berat Özipek -10 Eylül 2022 / Serbestiyet </time></p>
<p><time class="entry-date updated td-module-date" datetime="2022-09-10T12:16:49+03:00">https://serbestiyet.com/gunun-yazilari/adaletten-taviz-deva-olmaz-103170/</time></p>
</div>
<p><a href="https://hurfikirler.com/adaletten-taviz-deva-olmaz/">Adaletten taviz Deva olmaz</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Altunizade&#8221; Tabelasının Ardında Güzel Bir İnsan Hikayesi Var</title>
		<link>https://hurfikirler.com/altunizade-tabelasinin-ardinda-guzel-bir-insan-hikayesi-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bekir Berat Özipek]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Sep 2022 09:51:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç ve Göçmenler]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://hurfikirler.com/?p=205985</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hani “Suriyelileri çok seviyorsanız evinize alın” veya “evinde besle” diyenler var ya. Tıpkı insandan değil de evcil bir hayvandan, bir bitkiden söz eder gibi… Bu sözün, geçmişte siyahların hakkını savunanlara karşı söylenen “zencileri çok seviyorsanız evinizde besleyin” şeklindeki kalıbın tekrarı olduğunu bilmeden. Belki de kimsenin evini paylaşacak kadar erdemli olacağına ihtimal vermiyor onlar. Muhtemelen kendilerinden [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/altunizade-tabelasinin-ardinda-guzel-bir-insan-hikayesi-var/">&#8220;Altunizade&#8221; Tabelasının Ardında Güzel Bir İnsan Hikayesi Var</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hani “Suriyelileri çok seviyorsanız evinize alın” veya “evinde besle” diyenler var ya. Tıpkı insandan değil de evcil bir hayvandan, bir bitkiden söz eder gibi…</p>
<p>Bu sözün, geçmişte siyahların hakkını savunanlara karşı söylenen “zencileri çok seviyorsanız evinizde besleyin” şeklindeki kalıbın tekrarı olduğunu bilmeden.</p>
<p>Belki de kimsenin evini paylaşacak kadar erdemli olacağına ihtimal vermiyor onlar. Muhtemelen kendilerinden hareketle başka insanları anlamaya çalışma hatasına düşüyorlar. Oysa mülteciye, muhacire, sığınmacıya, göçmene gönlünü ve evini açan insanlar hep var oldular ve bugün de yaşıyorlar.</p>
<p>Bu yazı, geçmişte ve günümüzde bunu yapanlar ve yapmayanlarla, evine alanlarla ve almayanlarla, babalar ve oğullarla ilgili; aynı zamanı birbiriyle paylaşsa da birbirine benzemeyen insanlarla; geçmişten günümüze değişmeyen iki insani durumla ilgili.</p>
<p>Sürekli içinden geçtiğim semte ismini veren güzel bir insanın hikayesini öğrendim geçenlerde: Altunizade İsmail Zühtü Paşa’nın hikayesini. Prof. Tufan Buzpınar ile sohbet ederken söz bir şekilde ona geldi. Dinleyince merak edip onunla ilgili bir makalesini okudum, sonra başka kaynaklara baktım ve bu güzel insanın hikayesini sizlerle de paylaşmak istedim.</p>
<p>Trafikteki “Altunizade” tabelasının ardındaki güzel bir insanın hikayesini. Altunizade’ye ismini veren İsmail Zühtü Paşa’nın hikayesini.</p>
<p>Ama sadece onun değil. İsmail Zühtü Paşa’dan söz ederken varlığından haberdar olduğum, birkaç yıl önce vefat eden başka bir güzel insanın ve oğlunun da hikayesini. Platon’un “yaratılışta mayasına altın katılanlar” dediği, aslında bir tercih yaparak iyi olmayı seçen ve bu “fani mülkünü” terk ettiğinde de iyilikle anılan insanlarını…</p>
<p>Bundan sonrasını Tufan Buzpınar’ın “Altunizâde Ailesi” başlıklı makalesinden özetliyorum.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p>İstanbul’da 1806’da tüccar bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Babası Hacı Ali Efendi, “altın varakçılar kethüdası”dır; yani o meslek mensuplarını kamusal olarak temsil eden kişi.</p>
<figure id="attachment_206107" aria-describedby="caption-attachment-206107" style="width: 244px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-medium wp-image-206107" src="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2022/09/altunizade-ismail-zuhdu-pasa-1-244x300.jpg" alt="Altunizade İsmail Zühdü Paşa" width="244" height="300" srcset="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2022/09/altunizade-ismail-zuhdu-pasa-1-244x300.jpg 244w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2022/09/altunizade-ismail-zuhdu-pasa-1-150x184.jpg 150w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2022/09/altunizade-ismail-zuhdu-pasa-1-300x368.jpg 300w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2022/09/altunizade-ismail-zuhdu-pasa-1.jpg 320w" sizes="(max-width: 244px) 100vw, 244px" /><figcaption id="caption-attachment-206107" class="wp-caption-text">Altunizade İsmail Zühdü Paşa</figcaption></figure>
<p>İsmail Zühdü, Fatih medresesinde tahsil gördükten sonra hattatlık eğitimi alır. Daha sonra Enderun mektebine girer, orada mimarlık eğitimine devam eder. 1827’den itibaren babasının yanında çalışmaya başlar ve 1829’da babasının vefatıyla işin başına geçer. Sultan II. Mahmut kendisine babasının mesleğinden dolayı “Altunizâde” diye hitap eder ve bu tarihten itibaren adı Altunizâde olarak kalır.</p>
<p>Cömert, hayırsever ve “bir asâlet ve necâbet timsali” olarak tanımlanır.</p>
<p>Cami, kız ve erkek öğrencilerin okuyabileceği okul, dükkanlar, çeşme, fırın ve hamam yaptırır.</p>
<p>“Osmanlı-Rus Savaşı”nda (1877–78) ülkenin en büyük toprak kaybına uğradığı zor bir zamanda bir grup gönüllüyü tüm masrafını karşılayıp silahlandırarak orduya bir tabur askerle destek verir. Bu katkısından dolayı kendisine “2. rütbeden nişan-ı âli-i Osmanî” verilir.</p>
<p>1873-74’te bugün Çin işgali altındaki Doğu Türkistan’ın Kaşgar Emiri Yakup Han’ın talebi üzerine Kaşgar’da bir yer satın alıp, İstanbul’dan kitaplar göndererek, orada bir kütüphane inşa ettirir.</p>
<p>1875 de kiliseye çevrilen Eğriboz Kalesi’ndeki Bayraktar Mustafa Paşa Camii’nin değerli minber kapısı onun oluşturduğu gönüllü taburlar tarafından Yunanistan’dan getirilerek Altunizâde Camii’nin son cemaat mahalline yerleştirilir.</p>
<figure id="attachment_206110" aria-describedby="caption-attachment-206110" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class="size-medium wp-image-206110" src="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2022/09/zuhtu-pasa-konagi-1-300x192.webp" alt="Altunizade İsmail Zühdü Paşa Konağı" width="300" height="192" srcset="https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2022/09/zuhtu-pasa-konagi-1-300x192.webp 300w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2022/09/zuhtu-pasa-konagi-1-150x96.webp 150w, https://hurfikirler.com/wp-content/uploads/2022/09/zuhtu-pasa-konagi-1.webp 468w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><figcaption id="caption-attachment-206110" class="wp-caption-text">Altunizade İsmail Zühdü Paşa Konağı (1989)</figcaption></figure>
<p>Ayrıca savaş sırasında ve sonrasında İstanbul’a gelen on binlerce mültecinin ikameti, yiyecek ve giyecek temini gibi çok önemli bir meselenin halledilmesinde büyük fedakârlıklarla yardımda bulunur. Şehzadebaşı’ndaki 30 odalı konağını mültecilere verir ve Altunizâde’deki köşkünde daimi ikamete başlar. Bu köşk yazlık olmasına ve dolayısıyla ısıtması zor olmasına; kendisi gibi yaşlı ve rahatsız bir insan için orada yaşamak hiç de kolay olmamasına rağmen&#8230;</p>
<p>Bulgaristan’ın Eski Zağra bölgesinden gelen muhacirleri Karamürsel’de gelirleri Altunizâde Camii için vakfedilmiş olan çiftliğine yerleştirir ve ölünceye kadar bütün masraflarını karşılar. Muhacirlerin dertleriyle bu denli hemdert olan İsmail Zühdü Paşa, meseleyle ilgili olarak kurulmuş olan “İâne-i Muhacirin Encümeni” başkanı olarak görev yapar.</p>
<p>Sultan İkinci Abdülhamid kendisine üç dört defa sadrazamlık teklif eder ama o <em>“Devlet adamı olmak için gereken liyakatten mahrumum!..” </em>diyerek kabul etmez. <em>“Devletten kabul ettiği tek şey A’yan âzâlığı ile vezirlik pâyesi, sivil paşalık unvanı idi… Nur içinde yatsın…”</em> der onun için Reşat Ekrem Koçu.</p>
<p>İsmail Zühdü Paşa iki kez evlenir ama ikisinde de çocuğu olmaz. Ablasının oğlunu evlat edinir.</p>
<p>Hayatının son yıllarını hastalıklarla geçirir ve 1888’de gözlerini yumar.</p>
<p><em>“Cenazesine katılan cemaatin dağılımı da dikkate alındığında, İsmail Zühdü Paşa’nın sağlığında da devletin en üst makamını işgal eden padişahtan, zamanın ulema, ümera ve meşayihine, mahallenin varlıklı sakinlerinden kimsesiz fakirlerine kadar her kesimin teveccühünü kazanmayı başarmış güzide bir isim olduğu görülür”</em> diyor makale.</p>
<h2>Ölümünden hemen sonra evlatlığı muhacirleri evden çıkarır</h2>
<p>İstanbul güzel bir insanı, muhacirler dostlarını kaybeder. Çünkü evlatlığı babasının duyarlılığını paylaşmaz.</p>
<p>İsmail Paşa’nın vefatının üzerinden bir yıl bile geçmeden Karamürsel Altunizâde çiftliğine yerleştirilen muhacirlerin buralardan çıkarılmaları için girişimler başlatır ve devletin müdahalesiyle onları tahliye ettirir.</p>
<h2>Bugünün Altunizade İsmail Zühtü Paşaları: Gönlünü ve evini yeni muhacirlere açanlar</h2>
<p>Bu yazı burada bitebilirdi. Altunizade’den haberdar olduğumun hemen ertesinde, Sarıyer’deki Karadeniz Stratejik Araştırmalar Merkezi’ne Prof. Zekeriya Kurşun ile gitmeseydim. Yolda İsmail Zühtü Paşa ile ilgili öğrendiklerimi heyecanla ona anlattığımda, o da evini Suriyeli sığınmacılara açan kendi akrabasının hikayesini anlatmasaydı.</p>
<p>Bu da başka bir güzel insanın hikayesi. Tek fark, bu kez babayla beraber oğlunun da onun kadar erdemli bir tutum göstermesi. Zekeriya Hoca’nın anlattıklarını yer ve kişi isimlerini çıkararak paylaşıyorum:</p>
<p>Suriye’de olaylar başlayınca, hali vakti yerinde restoran işletmeciliği yaparken her şeyine el konulan S. Usta, ailesiyle birlikte Türkiye’ye gelir. Kalacak ev ararken camide karşılaştığı emekli imam Y. Hoca onunla ilgilenir ve kendisini ailesi ile birlikte evine davet ederek, evinin çatı katına yerleştirir.</p>
<p>Çatı katının gelen gideni çok olur. Hemşerileri önce onun küçücük evine misafir olur, çözüm üretildikten sonra ayrılırlar. S. Usta o evde çocuğunu üniversiteye gönderir, kızını evlendirir.</p>
<p>Yakın zaman önce Y. Hoca vefat eder. Suriyeli aileyle uyumlu ve genel olarak iyi geçiniyor olmalarına rağmen medyanın etkisi ve münferit hadiselerle bir kısım mahalleli gözünü onlara çevirir. Ne de olsa hamileri vefat etmiştir; varisleri onları oradan çıkarmalı ve mahalle Suriyelilerden kurtulmalıdır.</p>
<p>Ancak bu kez oğul da babasının izindedir. Ailenin endişeli olduğunu fark eden hocanın oğlu, S. Ustayı davet ederek şöyle der: <em>“Duyduklarınız benim de kulağıma geliyor. Ama endişe etmeyin ve bilin ki bu sözlerden hiçbiri benden kaynaklanmıyor. Ben babamdan binayla birlikte misafirliğinizi de miras aldım. Bu yüzden bu binada istediğiniz kadar kalabilirsiniz.”</em></p>
<p>İsmail Zühtü Paşa’nın duyarlılığı 140 yıl sonra da yaşamaya devam ediyor. Y. Hoca’da ve onunla aynı duyarlılığı taşıyan bir babada ve oğlunda&#8230;</p>
<p>Artık Altunizade’den her geçişimde sadece altın kalpli merhum İsmail Zühtü Paşa’yı değil, onun manevi çocukları Y. Hocayı ve onun oğlunu da hatırlıyorum.</p>
<p><strong>“Ne ismi zahir idi ne sıfatı / Ne ilmi bilinürdi ne hayatı”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></strong></p>
<p>Bazıları çocuğu olmayanları anacak kimsenin kalmayacağını zanneder. Belki de bu yüzden “Adem’den bu yana tüm ölmüşlere, nesli kesilmişlere…” derler, duayı armağan ederken.</p>
<p>Oysa insanı iyilikle anacak ve onun ruhunu şad edecek olanlar biyolojik çocuklar değildir. Hatta onlar anmaz çoğu kez. Ya da üç-beş kişidir ananlar, ikinci-üçüncü kuşaktan sonra o da kalmaz genellikle. Kendi “sülbüyle” anılmak isteyenler, bir süre sonra, sanki bu dünyaya hiç gelmemiş, hiç yaşamamış gibi olurlar.</p>
<p>Asıl önemli olan yüzlerce yılın ardından bile olsa onları anlayacak ve sevecek çocuklara sahip olmaktır; ki bu da herkese nasip olmaz. Oysa asıl evlat, asıl zenginlik budur ve nesli hiç kesilmeyecek olanlar da onlardır.</p>
<p>Tıpkı Zühtü Paşa gibi… Tıpkı Y. Hoca gibi&#8230; Onun babasıyla aynı duyarlılığı taşıyan vefalı oğlu gibi…</p>
<p>Altunizade İsmail Zühtü Paşa ile ilgili özetlediğim makalenin son cümlesiyle tamamlayayım, Y. Hoca’yı da katarak; bu iki güzel insan için birlikte söyleyerek: Ruhunuz şad olsun.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Tufan Şit Buzpınar, “Altunizâde Ailesi,” Üsküdar Sempozyumu IV, 3-5 Kasım 2006, Bildiriler, Cilt II, ss. 485-506. http://isamveri.org/pdfdrg/D171671/2007/2007_BUZPINART.pdf</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> İsmail Zühtü Paşa’nın ismi bilinen ilk atası olduğu rivayet edilen ve Bayramiyye-Şemsiyye tarikatından 15. Yüzyıl sufi şairi İbrâhim Tennûrî’nin “Münacat-ı İbrahim&#8221; başlıklı şiirinden. Mustafa Demirel, İbrahim Tennuri’nin Gülzar-ı Ma’nevi’si ve Dil Özellikleri,” <em>Türk Dünyası Araştırmaları</em>, Sayı 158, Ekim 2005, ss. 217-238.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/altunizade-tabelasinin-ardinda-guzel-bir-insan-hikayesi-var/">&#8220;Altunizade&#8221; Tabelasının Ardında Güzel Bir İnsan Hikayesi Var</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CHP ve Suriyeli Sığınmacılar</title>
		<link>https://hurfikirler.com/chp-ve-suriyeli-siginmacilar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bekir Berat Özipek]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Jun 2021 04:31:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç ve Göçmenler]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/chp-ve-suriyeli-siginmacilar/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ayrımcılık, Ötekileştirme ve Nefret Üretiminin Politik Dili Türkiye’de tüm göç süreçlerinde yaşanan sorunlar bu kez de Suriyeli sığınmacılarla ilgili olarak yaşanıyor. Yeni geleni hoş karşılama ve destek kadar yabancılama, ayrımcılık da bunun bir parçası. Ancak eski göç süreçlerinden farklı olarak, 21. Yüzyılın göçmenleri, Suriyeli sığınmacılar çok daha ciddi bir tehditle karşı karşıya bulunuyor: Ülkedeki varlıklarının [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/chp-ve-suriyeli-siginmacilar/">CHP ve Suriyeli Sığınmacılar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ayrımcılık, Ötekileştirme ve Nefret Üretiminin Politik Dili</strong></p>
<p>Türkiye’de tüm göç süreçlerinde yaşanan sorunlar bu kez de Suriyeli sığınmacılarla ilgili olarak yaşanıyor. Yeni geleni hoş karşılama ve destek kadar yabancılama, ayrımcılık da bunun bir parçası. Ancak eski göç süreçlerinden farklı olarak, 21. Yüzyılın göçmenleri, Suriyeli sığınmacılar çok daha ciddi bir tehditle karşı karşıya bulunuyor: Ülkedeki varlıklarının siyasi kavgalara konu edilmesi ve araçsallaştırılması sorunuyla. Bu sorun, onlara yönelik yaygın hak ihlallerini de beraberinde getiriyor.</p>
<p>Göçmenlere yönelik tepkinin çoğaltılabileceğinin ve bunun da siyasi bakımdan etkili bir silah olduğunun fark edilmesiyle beraber, özellikle CHP ve İYİ Parti’nin, iktidarın göç yönetimiyle ilgili eleştirilerle yetinmeyip, sığınmacıların varlığını hedef almaya başlamaları, siyasi söylemlerini onlara yönelik yoğun bir ötekileştirme ve nefret dilinin üzerinden kurmaları ve bu dili yıllar içinde istikrarlı biçimde sürdürmeleri, insan hakları açısından ciddi bir sorunu ve büyüyen bir tehdidi ifade ediyor.</p>
<p>Yıllar içinde çoğaltılan nefret son zamanlarda, sokaktaki gençler başta olmak üzere, travmatik bir savaşın ardından burada tutunma çabası içindeki tüm Suriyeli göçmenlere yöneldi. Geldiğimiz aşama, insanların can güvenliğini tehdit eden bu zehirleyici propagandayı mercek altına almayı öncelikli kılıyor. Bu bağlamda Suriyeli sığınmacılar sadece insan hakları ve sadece iktidar açısından değil, muhalefetin demokrasi ve adalet iddiaları açısından da önemli bir ayna işlevi görüyor.</p>
<p>Hazırladığım rapor, sığınmacı göçünün başlangıcından bugüne CHP’nin bu konudaki söylem ve pratiklerini konu alıyor. Raporda, farklı çevrelerin konuyla ilgili tartışma ve yorumlarından çok, CHP’nin kurumsal web sayfasında yer alan ve Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun grup konuşmalarında geçen “Suriyeliler” anahtar sözcüğünün söylemsel açıdan hangi bağlamlarda ve nasıl bir kullanıma konu edildiği üzerinde duruyorum.</p>
<p>“En alttakiler”e yaklaşımın, bir siyasi partinin siyaset ve toplum tasarımını yansıttığına da dikkat çekmeye çalıştığım rapor, CHP için insani bir perspektif ve dil önerisini de içeriyor.</p>
<p><a href="https://serbestiyet.com/wp-content/uploads/2021/06/chp-raporu-bekir-berat-o%CC%88zipek-1.pdf"><img decoding="async" class="alignright wp-image-52873 size-medium" src="http://www.hurfikirler.com/wp-content/uploads/2021/06/CHP-rapor-kapak-213x300.png" alt="" width="213" height="300" /></a></p>
<div class="td-a-rec td-a-rec-id-content_inlineright tdi_15_e76 td_block_template_1">
<div id="div-gpt-ad-1513601142824-1" data-google-query-id="CJfRjvfNm_ECFYhu0wodmOEJdw">
<div id="google_ads_iframe_/128464002/serbestiyet_sitegeneli_300x250_2_0__container__">CHP ayrımsız insan hakları dili mi kullanıyor, yoksa ırkçı, ayrımcı ve ötekileştirici bir söylemi mi var? Bu söylem sığınmacılara nasıl yansıyor? Sığınmacılar CHP liderinin söyleminde nasıl bir nefret objesi olarak betimleniyor? CHP, kendi raporlarında yer verdiği aksi yöndeki bilgi ve verilere rağmen neden sığınmacıların “herkesten iyi durumda” oldukları ve kayırıldıkları propagandasını yapıyor? Onlara 35 milyar dolar harcanmadığını bilip, bunu dile getirip, sonra “Suriyelilere 35 milyar dolar veriyorsun, çiftçiye niye yok?”un izahı nedir?</div>
</div>
</div>
<p>CHP’li bazı belediyelerin Suriyelilere plaj yasağı veya kâğıt toplayanların çekçeklerine el koyma türünden ayrımcı uygulamaları, tarihte kimler tarafından kimlere karşı uygulanmıştı? Sığınmacılara karşı ayrımcı bir söylem ve politika izlerken aynı anda genel demokrasi ve insan hakları söylemi tutarlı mı?</p>
<p>Raporumda bu soruların cevabını aradım.<br />
Raporun tamamını bu bağlantıdan indirebilirsiniz:</p>
<p><a href="https://libertedownload.com/hurfikir/chp-raporu-bekir-berat-o%CC%88zipek-1.pdf"><span style="color: #008080;"><strong>CHP ve Suriyeli Sığınmacılar: Ayrımcılık, Ötekileştirme ve Nefret Üretiminin Politik Dili</strong></span></a></p>
<p><em>Rapor ilk olarak 10 Haziran 2021 tarihinde Serbestiyet.com sayfasında yayınlanmıştır.</em></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/chp-ve-suriyeli-siginmacilar/">CHP ve Suriyeli Sığınmacılar</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kınarken Erteleneni Hatırlamalı</title>
		<link>https://hurfikirler.com/kinarken-erteleneni-hatirlamali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bekir Berat Özipek]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Apr 2021 19:03:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[15 Temmuz Darbe Girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/kinarken-erteleneni-hatirlamali/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şurası açık ki, bazı kötülükler bir anda tarih olmuyor. Çok boyutlu bir değişim olmadıkça aynı vesayetçi buyurgan dil, bir gece yarısı, aynı şablonla nüksedebiliyor. (…) Ana muhalefetten bu bildiriye gelen destek de onun demokrasi iddialarıyla ilgili abartılı bir iyimserliğe sahip olanlar için uyarıcı olmalı. Emekli askerlerin açıklamasını “dünyanın çivisi çıktı” diye düşünen bir grup emeklinin [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/kinarken-erteleneni-hatirlamali/">Kınarken Erteleneni Hatırlamalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="td-post-header">
<header class="td-post-title">
<p class="td-post-sub-title">Şurası açık ki, bazı kötülükler bir anda tarih olmuyor. Çok boyutlu bir değişim olmadıkça aynı vesayetçi buyurgan dil, bir gece yarısı, aynı şablonla nüksedebiliyor. (…) Ana muhalefetten bu bildiriye gelen destek de onun demokrasi iddialarıyla ilgili abartılı bir iyimserliğe sahip olanlar için uyarıcı olmalı.</p>
<div class="td-module-meta-info">Emekli askerlerin açıklamasını “dünyanın çivisi çıktı” diye düşünen bir grup emeklinin sayıklaması olarak görenler var. Eskiden laikliğin veya ulusal bütünlüğün “tartışmaya açıldığından” şikâyet edenlerin, bugün “Montrö’nün tartışmaya açılması”nı muhtıra tarzı bir geceyarısı bildirisi haline getirmelerindeki mizaha işaret edenler de.</div>
</header>
</div>
<div class="td-post-content tagdiv-type">
<p>Ama bundan ibaret olmayabilir. Türkiye tarihi, bütün o darbe ve muhtıra süreçleri, o süreçlerde yaşananlar, “artık bizde darbe olmaz” türünden bir rehavet lüksümüzün olmadığını gösteriyor. Özellikle de yaşadığımız coğrafyada, iyi veya kötü seçilmişler yerine, “kendileriyle çalışacak” bir darbeyi desteklemeye hazır olduğu defalarca test edilmiş bir “özgür dünya” varken hassasiyet göstermek, gözümüzü açık tutmak gerek. Ve bunu hukuka uygun biçimde yapmak gerek.</p>
<p>Şurası açık ki, bazı kötülükler bir anda tarih olmuyor. Çok boyutlu bir değişim olmadıkça aynı vesayetçi buyurgan dil, bir gece yarısı, aynı şablonla nüksedebiliyor.</p>
<p>Prof. Dr. Kudret Bülbül, Türkiye’de askeri/bürokratik vesayet geleneğinin damgasını taşıyan uzun geçmişe atıfla, güvenlik bürokrasisinin eski konumuna dönme potansiyeli olduğuna, on yıllara sâri geleneklerin, alışkanlıkların kısa sürede terkedilmesinin ya da yetki gaspının verdiği güçten vazgeçilmesinin kolay olmadığına işaret ediyor. <em>“İnsanlar uzun zamanlar belirli bir inanç ve kültürle yetiştirilmişse, bu inanç ve kültür, sadece mevzuatın değişmesi ile değişmez. Kendileri bu inanç ve kültürlerinden utanır hale getirilmedikçe, ilk fırsatta o inanç ve kültürün gereğini yerine getireceklerdir”</em> diyor.</p>
<p>Hükümetin hataları bu riski gözardı ettirmemeli; ana muhalefetten bu bildiriye gelen destek de onun demokrasi iddialarıyla ilgili abartılı bir iyimserliğe sahip olanlar için uyarıcı olmalı.</p>
<div class="td-a-rec td-a-rec-id-content_inlineright tdi_15_b6c td_block_template_1">
<div id="div-gpt-ad-1513601142824-1" data-google-query-id="COuj-ovP6u8CFY-tdwod1mMApQ">
<div id="google_ads_iframe_/128464002/serbestiyet_sitegeneli_300x250_2_0__container__">Bildirinin içeriğine gelince, elbette Montrö’nün de tartışılması mümkündür, başka bir sözleşmenin de. Daha iyisi olur olmaz o ayrı, ama tartışmaya açmadan itaat etmemiz gerekenler arasına bir de uluslararası sözleşmeleri sokmaya niyetim yok.</div>
</div>
</div>
<p>Öte yandan deniz kuvvetleri komutanlığı personelinin eğitiminin ideolojik esaslara göre olmasını istemeleri de ayrıca sorun. Çünkü orduya resmisi ve gayri resmisiyle ideolojiyi sokmak, şikâyet ediyor göründükleri FETÖ tarzı oluşumları önlemediği gibi, tam tersine, o da dahil, sağ ve sol Kemalist çizgideki çok sayıda darbeyi üreten zemini de devam ettirmeyi ifade ediyor. Doğru olan, askeri personelin eğitiminin <em>devletin ideolojik tarafsızlığına</em> ve <em>sadece askerlik hizmetinin gereklerine</em> uygun biçimde yapılmasıdır.</p>
<p>Türkiye’de militarizmi mahkûm edecek bir kültürel dönüşüm henüz tamamlanmış değil. Toplumun ihmal edilmeyecek bir kesimi de darbeyi mahkûm etmeye hâlâ ikna edilmiş değil. Güvenlik bürokrasisinin demokratik denetiminin tüm gerekleri ve darbeyi imkânsızlaştıracak yapısal reformlar yapılmış değil. Bu bildiri vesilesiyle asıl konuşmamız gerekenler bunlar olmalı.</p>
<div class="td-post-author-name">
<p>Serbestiyet, <span class="td-post-date"><time class="entry-date updated td-module-date" datetime="2021-04-05T17:44:28+03:00">5 Nisan 2021</time></span></p>
</div>
</div>
<p><a href="https://hurfikirler.com/kinarken-erteleneni-hatirlamali/">Kınarken Erteleneni Hatırlamalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ortaöğretim Başarı Puanı, Pandemi ve Adalet</title>
		<link>https://hurfikirler.com/ortaogretim-basari-puani-pandemi-ve-adalet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bekir Berat Özipek]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Feb 2021 07:36:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/ortaogretim-basari-puani-pandemi-ve-adalet/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Katsayının kaldırılması bir devrimdi. Üniversiteye girişte yoksulların çocuklarının önünü kesen ve daha fazla soru yapsalar bile daha az puan almalarına sebep olarak onlara üniversitenin yolunu kapatan haksız, adaletsiz bir duvardı o, yıkıldı. O duvarı kimlerin ördüğünü, kimlerin yıkmak için muhteşem bir savaş verdiğini ve kimlerin son ana kadar onu korumak için direndiğini kimse unutmuş değil. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ortaogretim-basari-puani-pandemi-ve-adalet/">Ortaöğretim Başarı Puanı, Pandemi ve Adalet</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Katsayının kaldırılması bir devrimdi. Üniversiteye girişte yoksulların çocuklarının önünü kesen ve daha fazla soru yapsalar bile daha az puan almalarına sebep olarak onlara üniversitenin yolunu kapatan haksız, adaletsiz bir duvardı o, yıkıldı.</p>
<p>O duvarı kimlerin ördüğünü, kimlerin yıkmak için muhteşem bir savaş verdiğini ve kimlerin son ana kadar onu korumak için direndiğini kimse unutmuş değil. O duvar yüzünden geleceği çalınan milyonlarca çocuğun hakkını da.</p>
<p>Ama eğitim alanındaki tek bariyer o değil.</p>
<p>Yıkılması gereken başka duvarlar, adalet adına kaldırılması gereken başka “katsayılar” da var.  Bunlardan biri de çocuğunu özel okula gönderecek durumda olmayan ailelerin karşısına çıkıyor; üniversite yolunda onların çocuklarının ayağına dolanıyor.</p>
<p>Şöyle oluyor:</p>
<p>Ortaöğretim Başarı Puanı (OBP) diye bir şey var. Üniversiteye girişte öğrencinin puanını ciddi biçimde etkiliyor ve onun iyi bir bölüme girip girmemesine sebep oluyor.</p>
<p>Öğrencinin okul puanının hesaba katılması prensipte yanlış değil. Öğrencinin yıllar içindeki performansının alacağı nota yansıması gerektiğini düşünüp böyle bir düzenleme yapmak da öyle.</p>
<p>Ama sorun şu ki, uygulamada bu kural yaygın biçimde, özel okullar tarafından bol keseden verilen şişkin puanlarla istismar ediliyor. Öğrenciyi iyi yetiştiren ve dolayısıyla yüksek başarı göstermesini sağlayan özel okulları bir yana bırakacak olursak, pek çok okul, öğrencinin gerçek notunu değil, onu sınavda haksız biçimde öne geçirecek notlar vererek, bu kuralı “müşterilerine” haksız avantaj oluşturma fırsatı olarak kullanıyor.</p>
<p><strong>Haksızlık döngüsü</strong></p>
<p>Başarı puanı nasıl hesaplanıyor? <em>2020 Üniversite Sınav Kılavuzu</em>’ndan okuyalım:</p>
<p><em>“Ortaöğretimde alınan 100 üzerinden diploma notu, 5 ile çarpılarak Ortaöğretim Başarı Puanına (OBP) dönüştürülecektir. Böylece, 50 olan en düşük diploma notu için OBP 250 olacak, en yüksek 100 olan diploma notu için de OBP 500 olacaktır.” </em></p>
<p>Başarı puanının etkisinin bu ölçüde geniş olması, notun manipülasyonunu da beraberinde getiriyor. Çünkü bulunan OBP&#8217;nin  %12&#8217;si üniversiteye girişte puana ekleniyor.</p>
<p><em>“Özel okulların başarı puanları genellikle 90-100 arasında seyrederken, devlet okullarınınki 50’den 100’e kadar her not olabiliyor” </em>diyor, tecrübeli bir eğitimci dostum. <em>“Sadece 5 puanlık bir fazladan not bile, o öğrenciyi on binlerce başka çocuğun önüne geçiriyor”</em> diyor ve bunu şöyle örnekliyor:</p>
<p><em>“A öğrencisinin ortaöğretim başarı puanı 80 olsun, B öğrencisininki ise 70. Bu iki öğrenci de üniversite sınavında 500 puan alsınlar. Sıra yerleştirmeye gelince A öğrencisi 80 x 0,60 = 48’den 548 puan alırken B öğrencisi 70 x 0,60 = 42’den 542 puan alıyor. Bu sistemde 1 puan öğrenciyi 1.000 kişinin önüne geçirebiliyor veya arkasına atabiliyor.”</em></p>
<p>Bu adaletsiz düzenleme, 2012’de YÖK Kanunu değiştirilerek yapıldı. Belki amaç özel okullara giden çocukları haksız biçimde diğer çocukların önüne geçirmek değildi. Ama işleyiş bunu getirdi.</p>
<p>Yüksek başarı notu -ister sanal olsun ister gerçek- not hesabında daha yüksek avantaj demekti; bu da daha yüksek başarı notu veren okula daha yüksek talep… Sonuç bir haksızlık döngüsü oldu.</p>
<p>Şimdi kamu okullarında da velilerin öğretmenlere bu amaçla not baskısı yapmaya başladığını söylüyor, bir öğretmen arkadaşım. “Öğrenci ödev getirmiş ya hoca, niye 90 veriyorsun?” diye kendilerine çıkıştığını anlatıyor.</p>
<p><strong>Ne yapmalı?</strong></p>
<p>Uzun vadeli bir iyileştirme için, kanun yapma mantığına da aykırı biçimde notun hesaplanma oranına yer veren (ve bunu oldukça dolambaçlı bir yoldan yaparak haksızlığın görünürlüğünü zorlaştıran) 2012 tarihli 45. Madde değişikliğinden başlayarak adil bir sistem kurmak gerek.</p>
<p>OBP’nin merkezi olarak yapılacak bir sınav veya sınavlarla ölçülmesi, öğrencinin yıllar içinde performansının, farklı zamanlarda aynı kurallarla yapılan sınavlarla değerlendirilmesi daha adil veya daha objektif olabilir.</p>
<p>Herkesin aynı mihenk taşına vurulması, tüm öğrencilerin aynı terazide tartılması, “ticari amaçlı” not veren okullarla gerçek notları verenleri de ayırmayı sağlar.</p>
<p>Bundan başka çözüm önerileri de getirilebilir.</p>
<p><strong>Acil olan…</strong></p>
<p>Bugün acil olan ise, pandemi ortamında çok daha sübjektif hale gelen not verme sistemini de göz önüne alarak, bu yılki sınavda OBP’yi dikkate almamak olmalı.</p>
<p>Kısa vadede bu yapılabilir.</p>
<p>Konuyla ilgili düşünen ve yazanların önerileri de hiç değilse bu yıl için OBP’nin kaldırılması veya etkisinin azaltılması yönünde.</p>
<p>“Covid 19 Gölgesinde OBP” başlıklı yazısında Sait Gürsoy, salgın öncesinde bazı “hırslı&#8221; okulların öğrencilerine &#8220;hormonlu&#8221; notlar verdiğini, salgın koşullarında durumun çok daha sisli olduğunu vurguluyor ve <em>“OBP&#8217;nin verilmesinde yaşanacak kasıtlı ya da kasıtsız bir özensizlik, adayların gelecekleri üzerinde büyük etki yapabilir”</em> uyarısında bulunuyor. <em>“YÖK&#8217;ün, salgın koşulları çerçevesinde OBP ile ilgili salt 2021 YKS&#8217;de geçerli olacak bir düzenleme yapması yönünde kamuoyunda olumlu bir beklenti olduğunu”</em> hatırlatıyor.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p>Uzun vadede OBP’nin düzeltilmesinin şart olduğunu belirten Turgay Polat da <em>“ancak bu yıl özel bir yıl ve 2021 YKS’de OBP kullanılması ciddi adaletsizlik doğurabilir” </em>uyarısında bulunuyor. <em>“Bu yüzden,”</em> diyor, <em>“ 2021 YKS’de ya etkisini azaltın ya da kullanmayın aksi halde çok ciddi bir adaletsizlik yapmış olacaksınız. Bunu hem MEB hem de YÖK hemen düzeltmelidir. Bu vebalin altından kimse kalkamaz.”</em><a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p><em>“Pandemi sürecinde eşit öğrenme ortamından söz edilemez, bu durumda adil ölçümden de söz edilemez. Notların çok sağlıklı ve objektif olması da beklenemez”</em> diyor, “Ortaöğretim Başarı Puanı Bu Yıl Uygulanmasın” başlıklı yazısında Sadık Gültekin de. Öğrencilerin notları şişiren okullara nakil olacağını ve bu yıl verilecek notların asla objektif olmayacağına işaret ediyor ve <em>“şişirilmiş notlardan dolayı YKS’de oluşacak 6 puanlık fark, 4 TYT neti veya 2 AYT netine karşılık geliyor. Sıralamaya dayalı sınav sisteminde bu çok büyük adaletsizliğe neden olacak”</em> tespitinden hareketle <em>“2021-ÖSYS’de OBP’nin katkısı olmamalı”</em> sonucuna varıyor.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a></p>
<p><strong>Henüz vakit var</strong></p>
<p>Bazı çocuklar hayata birkaç sıfır yenik başlıyor. Hayat yarışına zaten birkaç puan geriden başlayan alt ve orta sınıftan ailelerin çocuklarının ayağına bir çelme de üniversite sınavında takılıyor.</p>
<p>Oysa bu böyle olmak zorunda değil.</p>
<p>“Pandemi bize fırsatlar sunabilir” diyor, Nepal’in eski başbakanlarından Madhav Kumar. Konumuz açısından bunlardan biri de çelişkiyi daha görünür kılarak soruna müdahale için ilave bir fırsat sağlaması. Pandemi sürecinde haksızlığı daha aşikar hale gelen OBP’yi bu yıl uygulamamak, gelecek yıl da objektif bir kurala bağlamak için harekete geçmek gerek.</p>
<p>Sınav için hazırlıklar yapıldıysa da henüz zaman var. Önümüzdeki günler, yanlıştan önceki son çıkışı ve adaleti tesis için son fırsatı ifade ediyor.</p>
<p>Sırtında yumurta küfesi olmadığı için, öğrencinin notu neyse onu veren okullarla, “alkış, alkış, alkış 10 puan” kuralını işleten okullar arasındaki astronomik “başarı” puanı farkı yokmuş gibi davranamayız. Davranırsak, “neyse bu sene de böyle olsun” dersek, yüzbinlerce çocuğun vebali, Turgay Polat’ın haklı olarak işaret ettiği gibi üstümüze kalacak.</p>
<p>Özellikle de bu kuralı değiştirebilecekken değiştirmeyenlerin&#8230;</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> <em>Sabah</em>, 30 Aralık 2020.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> “OBP’de Adalet,” <em>Yeni Şafak</em>, 7 Ocak 2021.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Posta, 18 Ocak 2021.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ortaogretim-basari-puani-pandemi-ve-adalet/">Ortaöğretim Başarı Puanı, Pandemi ve Adalet</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karantina Günlerinde Sığınmacıları Unutmayalım</title>
		<link>https://hurfikirler.com/karantina-gunlerinde-siginmacilari-unutmayalim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bekir Berat Özipek]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2020 03:16:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19]]></category>
		<category><![CDATA[Göç ve Göçmenler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/karantina-gunlerinde-siginmacilari-unutmayalim/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Koronavirüs salgını dolayısıyla evde kalmanın gerektiği günlerdeyiz.  Sıkıntılı bir dönemden geçiyoruz. Karantina zamanlarının herkes için maddi ve manevi bir maliyeti var. Yaklaşık 200 bin civarında işyeri kapalı durumda; çalışamayanlar ve işini kaybedenler var. Salgının yükünü hafifletmek için kampanyalar, nakit desteği, kredi vs. borçlarının ertelenmesi gibi önlemler devrede. Dört milyon kişiye iki kez biner lira ödendi [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/karantina-gunlerinde-siginmacilari-unutmayalim/">Karantina Günlerinde Sığınmacıları Unutmayalım</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="td-post-header">
<header class="td-post-title">
<h1 class="entry-title"><a class="td-modal-image" style="font-size: 16px;" href="http://serbestiyet.com/wp-content/uploads/2020/05/dcef62af-6664-41aa-bfe2-dfe50502bff2.jpg" data-caption=""><img loading="lazy" decoding="async" class="entry-thumb lazyloaded td-animation-stack-type0-2" title="dcef62af-6664-41aa-bfe2-dfe50502bff2" src="http://serbestiyet.com/wp-content/uploads/2020/05/dcef62af-6664-41aa-bfe2-dfe50502bff2-696x387.jpg" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" srcset="http://serbestiyet.com/wp-content/uploads/2020/05/dcef62af-6664-41aa-bfe2-dfe50502bff2-696x387.jpg 696w, http://serbestiyet.com/wp-content/uploads/2020/05/dcef62af-6664-41aa-bfe2-dfe50502bff2-300x167.jpg 300w, http://serbestiyet.com/wp-content/uploads/2020/05/dcef62af-6664-41aa-bfe2-dfe50502bff2.jpg 720w" alt="" width="378" height="170" data-srcset="http://serbestiyet.com/wp-content/uploads/2020/05/dcef62af-6664-41aa-bfe2-dfe50502bff2-696x387.jpg 696w, http://serbestiyet.com/wp-content/uploads/2020/05/dcef62af-6664-41aa-bfe2-dfe50502bff2-300x167.jpg 300w, http://serbestiyet.com/wp-content/uploads/2020/05/dcef62af-6664-41aa-bfe2-dfe50502bff2.jpg 720w" data-src="http://serbestiyet.com/wp-content/uploads/2020/05/dcef62af-6664-41aa-bfe2-dfe50502bff2-696x387.jpg" data-sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></h1>
</header>
</div>
<div class="td-post-content tagdiv-type">
<p>Koronavirüs salgını dolayısıyla evde kalmanın gerektiği günlerdeyiz.  Sıkıntılı bir dönemden geçiyoruz. Karantina zamanlarının herkes için maddi ve manevi bir maliyeti var. Yaklaşık 200 bin civarında işyeri kapalı durumda; çalışamayanlar ve işini kaybedenler var.</p>
<p>Salgının yükünü hafifletmek için kampanyalar, nakit desteği, kredi vs. borçlarının ertelenmesi gibi önlemler devrede. Dört milyon kişiye iki kez biner lira ödendi ve şimdi “üçüncü faz”a sıra geldi.</p>
<p>Bu ödemelerin sıkıntıyı bir ölçüde hafifletmesi mümkün. Ama bir de hiç ödeme yapılmayanlar var. Sığınmacılar da koronavirüs dolayısıyla evlerindeler ve sesleri duyulmadığı için herkes farkında olmasa da çok daha kötü durumdalar.</p>
<p><em>“Virüs dolayısıyla ilk işini kaybedenler onlar oldu. İlk ay işlerini kaybettiler, iki ay sonra da kira ödeyemedikleri için evlerini kaybedecekler”</em> diyor, konuyla ilgili bir gözlemci. Onlar için asıl zor zamanların, iki-üç ay sonra, birikmiş ödemeler, elektrik, su ve doğalgaz borçlarıyla başlayacağını vurguluyor.</p>
<p>Oysa onların da vergi ödedikleri büyük ve küçük işyerleri var; bakkal, berber dükkanları var; yevmiye ile çalışanlar var ve şu an çalışamıyorlar.</p>
<p>Salgın bitene kadar dışarı çıkmamaları bekleniyor haklı olarak. Ama evde kalmak onlar açısından hiç kolay değil. Geçenlerde Adana’da polisin dur ihtarına uymadığı için kalbinden vurularak öldürülen 19 yaşındaki Suriyeli genç Ali için de kolay değildi. Çünkü onun evinde de ekmek bekleyenler vardı.</p>
<p>Bir felaketi hep beraber yaşıyoruz. Bunun için, vatandaş olsun veya olmasın, ülkede yaşayan ve krizden etkilenen herkes dayanışma kapsamına alınmalı. “Evde kal Türkiyem”in zor durumdaki bu insanlar için de mutlaka telafi edici bir karşılığı olmalı.</p>
<p>Onların içinde bulunduğu kritik durum (1) devletin hızlı hareket etmesini, (2) toplumda sığınmacılara destek olmak isteyen bireylerin yardımlarının kanalize edilmesini ve (3) uluslararası fonların bu amaçla yeninden düzenlenmesini gerektiriyor.</p>
<p>Bu üç düzeyde de atılabilecek somut adımlar var.</p>
<p>Örneğin Avrupa Birliği (AB) tarafından finanse edilen <em>Kızılaykart</em>’ın kapsamı genişletilip, virüs dönemine özel ilave ödeme yapılabilir (Hali hazırda bu kart Suriyeli sığınmacıların küçük bir bölümüne ulaşıyor).</p>
<p>Virüs dolayısıyla çalışamayan Afganistanlılar, Uygurlar ve başkaları da var ve karantina sürecinde onların da bu kapsama alınması veya dernekleri aracılığıyla onlara da ulaşılması sağlanabilir.</p>
<p>Sığınmacılar için yardım toplama amaçlı olarak sivil toplum örgütleriyle işbirliği yapılabilir ve toplanan yardımlar Göç İdaresi veya kaymakamlıklar aracılığıyla doğrudan ihtiyaç sahiplerine dağıtılabilir.</p>
<p>Sığınmacılar için tahsis edilmiş uluslararası fonlardan acil olarak karantina sürecinde devreye sokulabilecek şekilde aktarmalar yapılabilir. Örneğin yine AB tarafından 2019 yılında öğrencilere okul, servis ve kırtasiye gideri için tahsis edilen ancak okulların kapanması dolayısıyla harcanmayan 3-4 aylık tutar, gelecek yılın servis vs. giderlerine aktarılmak yerine, şimdiden ailelere ödenebilir. Çünkü şu an acil olan, çalışamadığı için geliri sıfırlanmış ailelere ekmek ulaştırmak.</p>
<p>Ancak bütün bunların ötesinde yapılması gereken daha basit şeyler de var mutlaka.</p>
<p>Sığınmacılara yönelik bilgilendirme mesela. Onlardaki “yok sayılma” algısını gidermek, onların da insan olarak değerli olduklarını hissettirmek.</p>
<p>Hayat ile ölüm arasındaki çizginin ne kadar ince olduğunu gösteren bu felaket, sığınmacılara ve onların durumuna da daha insani bir gözle bakmak için yeni bir fırsat sunuyor hepimize.</p>
<p>Evet, biz bize yeteriz ama o “biz”in içinde göze görünmeyen insanlar da var ve bizlerden kendilerini de görmemizi bekliyorlar.</p>
<p>6 Mayıs 2020, Serbestiyet<br />
<a href="http://serbestiyet.com/uncategorized/karantina-gunlerinde-siginmacilari-unutmayalim-118/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">http://serbestiyet.com/uncategorized/karantina-gunlerinde-siginmacilari-unutmayalim-118/</a></p>
</div>
<p><a href="https://hurfikirler.com/karantina-gunlerinde-siginmacilari-unutmayalim/">Karantina Günlerinde Sığınmacıları Unutmayalım</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
