<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bahadır Akın, Hür Fikirler sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hurfikirler.com/author/bahadirakin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hurfikirler.com</link>
	<description>..: Hür Fikirler :..</description>
	<lastBuildDate>Mon, 24 Jun 2013 18:00:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.2</generator>
	<item>
		<title>Kim kazandı, kim kaybetti?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/kim-kazandi-kim-kaybetti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Akın]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Jun 2013 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/kim-kazandi-kim-kaybetti/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazı Zaman Gazetesi&#8216;nde yayınlanmıştır. Önümüzde üç seçim var. Bu seçimlerde oy hesapları yaparak ortamı gerenler memleketin bu gerilime dayanacağını nereden biliyorlar? Dışarıda neredeyse herkesle kavgalı hale geldik. İçeride de herkes herkesle kavga ediyor&#8230; Cepheler karşılıklı bile değil artık. İnsanlar yanındakine, önündekine, arkasındakine de yaylım ateşi açıyorlar. Sanki en çok kişiyi hedef alıp vurana birileri [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/kim-kazandi-kim-kaybetti/">Kim kazandı, kim kaybetti?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazı <a href="http://www.zaman.com.tr/ihsan-dagi/kim-kazandi-kim-kaybetti_2102812.html">Zaman Gazetesi</a>&#8216;nde yayınlanmıştır.</p>
<p><span>Önümüzde üç seçim var. Bu seçimlerde oy hesapları yaparak ortamı gerenler memleketin bu gerilime dayanacağını nereden biliyorlar? Dışarıda neredeyse herkesle kavgalı hale geldik.</span></p>
<p>İçeride de herkes herkesle kavga ediyor&#8230; Cepheler karşılıklı bile değil artık. İnsanlar yanındakine, önündekine, arkasındakine de yaylım ateşi açıyorlar. Sanki en çok kişiyi hedef alıp vurana birileri ödül verecek! Bu gerginliğe ne ekonomi dayanır, ne demokrasi. Herkes kaybedecek, ama kaybedecek çok şeyleri olanlar var. Son yıllarda işleri yolunda olan, hem para hem itibar kazanan, şirketleri, grupları büyüyen, artık horlanmayıp saygı gören insanlar&#8230; Tüm kazanımlarını bir anda kaybedebileceğini düşünenler&#8230; Umulur ki onlar devreye girer, sükunet telkin ederler ve muhataplarını ikna ederler. Çünkü bu kavgayı sürdüren siyasetçiler kazansa bile onlar kaybedecekler&#8230; İstikrarını, güvenirliğini, sağduyusunu, barışını kaybeden bir ülkede siyasetçiler hâlâ kazanabilirler bir süre daha, ama toplum kaybeder.</p>
<p>Olup bitenleri ısrarla anlamak istemeyenler olabilir, ama ben meselenin anlaşıldığını düşünüyorum, hem de baştan beri&#8230; O nedenle zaten gerilim tırmandırılıyor, komplo teorileri gündeme getiriliyor, taciz atışları sürüyor. İçeride başı sıkışan bütün yönetimler bir yandan dışarıyla kavgalarını alevlendirirler, öte yandan da iç düşmanlar icat ederler. Bunun sayısız örnekleri var, birincisi de bildiğimiz ‘eski Türkiye’.</p>
<p>Popülist nedenlerle, milleti gaza getirmek için dünyayla kavga etmeye kalkışmak kendi ayağına sıkmaktan farksız değildir. Bir süre işe yarar dünyayla kavgaya tutuşmak, bütün dünyanın sizi, sizin ülkenizi hedef haline getirdiğini söylemek. Böylece tabandaki dayanışma güçlenir, lidere mutlak itaat fikri yenilenir, muhalefeti düşmanla işbirliği yaptı diye etkisizleştirmek, itibarsızlaştırmak mümkün hale gelir vs&#8230; Ama sonunda dışarıdan izole oldukça içerideki sorunlarınız derinleşir, tepkileri sindirmek için otoriterlik dozunuz artar, baskılar arttıkça tepkiler de büyür&#8230; Böyle bir döngüden en maharetli siyasetçi bile kazançlı çıkamaz. Üstelik siyasetçilerin germek yerine barıştırarak, uzlaştırarak da seçim kazanması mümkün. Türkiye’de merkez seçmenin temel oy verme saiklerinden birisi istikrardır. İstikrarı bozucu, kavgacı, gerilim yaratan siyasetçiler bir kısım ideolojik kesimlerin hoşuna gidebilir, ama ‘merkez’ seçmeni kaçırır.</p>
<p>İçeride ve dışarıda kavgaya tutuşmuş bir görüntü ‘işini yapmak’ için barışa ihtiyacı olan iş çevrelerini, sivil kesimleri rahatsız eder. Bir Gezi olayı yaşadık, olayın iç dinamiklerine bakmak istemeyenler, protestoların nedenine gözlerini kapayanlar veya siyaseten bir gerginlik stratejisi izleyenler bütün sorumluluğu dış düşmanlara ve içerideki işbirlikçilerine indirgemiş haldeler.</p>
<p>Muhalefete ‘düşman’ dediğiniz anda akıl da, analiz de, iç barış da bitmiştir. Bunu yıllarca Kemalist vesayet rejimi yaptı. Bir yandan ‘dört yanımız düşmanlarla çevrili’ hikâyeleri anlatıp milleti korkutarak vesayet otoriterizmini örtmeye çalıştılar, öte yandan da iç düşman avcılığı yaparak toplumu birbirine kuşku ile bakar hale getirdiler. Vesayet rejimini yenip, onun akıl yolunda gitmek doğru mu? Hani memleket değişmiş ‘yeni Türkiye’ olmuştu? Bu ‘iç ve dış düşman’ imal etme alışkanlığı oldukça ‘eski’ bir alışkanlık oysa.</p>
<p>En az on yıldır ‘yabancıların, Batı’nın, siyonistlerin komploları’ söylemine kulaklarını tıkayan sağ, dindar ve muhafazakâr taban gazetelerinin ve siyasal liderlerinin bu eski dile savrulmalarını nasıl karşılıyor acaba? Son günlerde savunma güdüsüyle estirilen komploculuk, yabancı düşmanlığı, Batı karşıtlığı rüzgârı eğer dindar-muhafazakâr tabanı yeniden etkisi altına alırsa yazık olur şimdiye kadarki değişim sürecine&#8230; </p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/kim-kazandi-kim-kaybetti/">Kim kazandı, kim kaybetti?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kim marjinal, kim merkez?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/kim-marjinal-kim-merkez/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Akın]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Jun 2013 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/kim-marjinal-kim-merkez/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gezi Parkı olaylarını doğru okumadan Tür-kiye’yi yönetmek zor. Bunun için de önce ‘komplo teorileri’ni bir kenara bırakmak gerek. Bireyi, toplumu, sorunları ve talepleri anlamaya çalışmak yerine komplo teorileri üretmek bir ‘kaçış’. Türkiye’yi yönetmek iddiasında olanlardan ‘yüzleşmeyi ve anlamayı’ tercih etmesini beklemek hakkımız. Son günlerde Gezi Parkı olaylarına ilişkin yapılan bazı saha araştırmaları nedenleri, talepleri ve [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/kim-marjinal-kim-merkez/">Kim marjinal, kim merkez?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="detaySpot">Gezi Parkı olaylarını doğru okumadan Tür-kiye’yi yönetmek zor. Bunun için de önce ‘komplo teorileri’ni bir kenara bırakmak gerek. Bireyi, toplumu, sorunları ve talepleri anlamaya çalışmak yerine komplo teorileri üretmek bir ‘kaçış’. Türkiye’yi yönetmek iddiasında olanlardan ‘yüzleşmeyi ve anlamayı’ tercih etmesini beklemek hakkımız.</p>
<p>Son günlerde Gezi Parkı olaylarına ilişkin yapılan bazı saha araştırmaları nedenleri, talepleri ve tepkileri anlamak için iyi bir başlangıç olabilir. Sözünü ettiğim araştırmalar KONDA ve Metropoll’a ait.</p>
<p>Bu araştırmaların verilerine dayanarak Gezi Parkı olaylarının ‘temel dinamiği’nin iktidarı değiştirmek değil, iktidarın ‘sınırları’nı vurgulamak olduğu söylenebilir. Elbette iktidar sandıkla değişir, sokak gösterileriyle değil. Sandıkta da AK Parti’nin hâlâ ezici bir çoğunluğa sahip olduğu herkesin malumu. İşte tam da bu nedenle protestocular, ‘tamam iktidar sizsiniz ama her şeyimize karışmayın’ demek istediler, ‘müdahale eden’ bir devlet değil, farklılıklara saygı duyan bir devlet isteklerini ortaya koydular.</p>
<p>Konda’nın araştırmasında Gezi Parkı eylemcilerine soruluyor; ne talep ediyorsunuz? İşte cevaplar; % 34 özgürlük alanlarının korunması, % 18 hak ihlallerinin önlenmesi, % 9 baskılara karşı çıkmak, % 9 hükümeti istifaya davet etmek.</p>
<p>Bizzat Gezi eylemcilerinin ‘talepleri,’ ortada çevre duyarlılığı kadar bir özgürlük-hak talebi ve duyarlığı olduğunu da gösteriyor. Peki bunu daha genelleştirmek mümkün mü?</p>
<p>Metropoll’ün son Türkiye geneli araştırması ilginç. Halkın % 50’si AK Parti hükümetinin ‘giderek daha otoriterleştiği’ni söylüyor. Halkın yarısının oyunu alan AK Parti’nin aynı oranda bir kitle tarafından ‘otoriterleşmekle’ suçlanması üzerinde özellikle hükümet çevrelerinin düşünmesi gereken bir durum. Diğer % 50 bizimle diyerek rahatlamak da mümkün değil. Çünkü AK Parti’li seçmenin de % 27’si hükümetlerinin otoriterleştikleri yönündeki algıya katılıyorlar.</p>
<p>Gezi Parkı olaylarıyla bağlantılı bir diğer nokta bazı insanların özel hayatlarına ve tercihlerine karışıldığına ilişkin ‘algı’. Bunun pratik, olgusal bir temeli yok diyebilirsiniz; ama unutmayın siyaset aynı zamanda bir algı yönetimidir. Halkın % 54’ü hükümetin yaşam biçimine ve tercihlerine karıştığı kanısında. Bu kanaat ilginçtir ki AK Parti seçmeninde de mevcut. AK Partililerin % 33’ü yaşam biçimlerine ve tercihlerine devletin müdahalesinin arttığını düşünüyorlar. Bu ne demek?</p>
<p>Şu demek; AK Parti seçmeni arasında dindar-muhafazakar kesimler kadar ‘laik’ bir toplumsal kesit de var. Bunlara ‘geleneksel merkez sağ’ seçmen diyebiliriz. Yani, Başbakan’ın Menderes-Özal vurgusu boşuna değil. Tabanında böyle bir kitle mevcut. Bu nedenle merkezden uzaklaşan, söylem ve politikalarıyla ‘milli görüş’ çizgisine kaymış görüntü veren bir AK Parti kendini konumlandırdığı yeri kaybeder. Her ne kadar ‘İslamcı çizgi’ bundan memnun olsa da&#8230;</p>
<p>Aslında hem siyasal hem de toplumsal aktörlerin Gezi olayından çıkaracağı dersler var. Geziciler küçük bir grup olabilir, ama mesele Gezi değil, ‘değişim’i anlamak, değişimin yönünü, aktörlerini ve dinamiğini doğru okumak&#8230;</p>
<p>Konda’nın araştırmasında Gezi Parkı eylemcilerinin profiline  bir bakalım; bunlar çalışan, meslek sahibi, üniversite mezunu veya üniversite okuyan kişiler. Yaş ortalamaları 28. Herhangi bir derneğe, partiye, kulübe üye olmayanların oranı % 79. % 94’ü alana ‘örgütsel bağlantılar’la değil ‘bireysel’ olarak gelmiş. Neredeyse yarısı oy vereceği bir parti olmadığını söylüyor. Aralarında % 37’si hiç oy kullanmamış. Hâlâ oy kullanmayacağını söyleyenler % 18. % 29’u parti tercihleri konusunda hala kararsız.</p>
<p>Gezi Parkı olayları, sanılanın aksine marjinal grupları değil siyasette diyaloğu, katılımı, hoşgörüyü savunan ‘merkez’ hareketleri güçlendirecek. Hem ‘fiili şiddet’ hem de ‘söylemsel şiddet’ kullananlar ise ‘marjinalleşecek’.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/kim-marjinal-kim-merkez/">Kim marjinal, kim merkez?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AK Partililer sokağa iner mi?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/ak-partililer-sokaga-iner-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Akın]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Jun 2013 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/ak-partililer-sokaga-iner-mi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazı Zaman Gazetesi&#8217;nde yayınlanmıştır. Son yazımda ‘Erdoğan’ı seviyorsanız ona gerçekleri söyleyin’ demiştim. Faydasız bir çağrıymış. Bakıyorum da, son dönemde sürekli ‘yeni Türkiye’den söz edenler Gezi olayını hâlâ ‘eski Türkiye’ ezberleriyle konuşmaya ve yazmaya devam ediyorlar. Olayları ya ‘dış mihraklar’a bağlıyorlar, ya da ‘iç komplolara’.  Sosyoloji bilenler de bunu yapıyor, siyaset bilimi okuyanlar da&#8230; Erdoğan [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ak-partililer-sokaga-iner-mi/">AK Partililer sokağa iner mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazı <a href="http://www.zaman.com.tr/ihsan-dagi/ak-partililer-sokaga-iner-mi_2097886.html">Zaman Gazetesi&#8217;</a>nde yayınlanmıştır.</p>
<p><span>Son yazımda ‘Erdoğan’ı seviyorsanız ona gerçekleri söyleyin’ demiştim. Faydasız bir çağrıymış.</span></p>
<p>Bakıyorum da, son dönemde sürekli ‘yeni Türkiye’den söz edenler Gezi olayını hâlâ ‘eski Türkiye’ ezberleriyle konuşmaya ve yazmaya devam ediyorlar. Olayları ya ‘dış mihraklar’a bağlıyorlar, ya da ‘iç komplolara’.  Sosyoloji bilenler de bunu yapıyor, siyaset bilimi okuyanlar da&#8230;</p>
<p>Erdoğan bunları inşallah okumamıştır Kuzey Afrika gezisinde. Yoksa dönüşünde halkına dış düşmanların ajanı, komplocuların maşası muamelesi çeker maazallah.</p>
<p>Bir zamanlar ulusalcı Kemalistler böyle bir ‘analiz düzeyi’ndeydiler. Her şeyin ‘kökü dışarıda’ydı. AK Parti’yi dış güçler iktidara getirmiş, 27 Nisan bile aslında AK Parti’yi iktidara taşımak için tasarlanmıştı.</p>
<p>Şimdi de sosyolojik veya politik analizler yerine ‘komplo teorileri’nden geçilmiyor ortalıkta. Olayları tekikleyen cuma sabahı baskınını polisin içindeki birilerine bağlayan komplocular bile var. Herkesin gözü önünde cereyan eden olaylara bakmak yerine komplo analizleriyle hem kendilerini yanıltıyor, hem de Başbakan’ı aldatıyorlar.</p>
<p>Düşünce tembelliği kötü bir alışkanlık. Gezi Parkı gösterilerini ellerine tutuşturulan ‘istihbarat raporları’na bakarak tümüyle ‘illegal örgütlere’ fatura etmek bir ‘eski Türkiye’ refleksi.</p>
<p>Doğrusu AK Parti kendi değiştirdiği Türkiye’yi anlamakta zorlanıyor. Toplumsal bir tepkiyi sadece örgütlere ve komplolara bağlayarak olayların kökenlerini anlamazlıktan geliyor. Buyurgan, halkına tepeden bakan, onu ideolojik bir kalıba sokmaya çalışan devlet anlayışına karşı sivilleşmeyi, demokratikleşmeyi, çoğulculuğu düne kadar AK Parti savunuyordu. AK Parti ‘devletleştikçe’ bu söylem ‘başkaları’na geçiyor. Paradoks tam da bu.</p>
<p>Şimdilerde ‘başka insanlar’, dün AK Parti’nin itiraz ettiği ‘aynı’ şeylere itiraz ediyorlar; buyurgan, topluma bir ‘proje’ olarak bakan, ona bir kimlik dayatmaya meyleden iktidara itirazları var. Kentleşen, eğitim düzeyi artan, dünya ile daha da bütünleşen bir toplum yukarıdan aşağıya hiyerarşik bir devlet düzeni altında ‘terbiye’ edilemez zaten. İnsanlar ne ‘döven’ ne de ‘besleyen,’ dolayısıyla vasilik iddia eden bir devlet istiyorlar.</p>
<p>Başbakan Erdoğan’ın önünde iki yol var; ya iktidarının mutlak değil sınırlı olduğunu kabul edecek ya da çoğunluğuna güvenerek azınlığı sindirecek.</p>
<p>Erdoğan için başında bulunduğu ülkeyi ‘yönetilebilir’ bir durumda tutmanın yolu, iktidarının ‘mutlak’ değil, başkalarının hak, özgürlük ve tercihleriyle ‘sınırlı’ olduğunu kabul etmektir. 2002 ve 2007 ruhuna döner, kimlik inşa etmek yerine demokratikleşme hamlelerine hız verirse partisi 2023’e kadar iktidarda kalır, ülke de krizden kurtulur. Yani tam bir kazan-kazan durumu. Bunun için toplumun devlet karşısında özerkliğini kabul etmesi, her toplumsal ve ekonomik aktörü kendi hegemonyası altına alma, gücü tekelleştirme eğiliminden vazgeçmesi şart.</p>
<p>İkinci yol, sertleşmek, mutlak hegemonyasını kabul etmeyenlerle çatışmayı göze almaktır. Bu noktada gösteriler demokratikleşme için yeni bir başlangıç olarak değerlendirilmek yerine eski tarz bir ‘güvenlikleştirme’ ve otoriterliği meşrulaştırma için bir gerekçe olarak kullanır.</p>
<p>Ancak şu unutulmasın; geçmişte askerî bir darbe tehdidine karşı Erdoğan’ın arkasında duran merkez sağ ve muhafazakâr kitle toplumsal bir çatışma yaratacak gerginliklere karşı AK Parti’den ürküp kaçabilir. Her ne kadar Başbakan ‘yüzde elliyi evlerinde zor tutuyorum’ dese de bu kitle toplumsal çatışmalarda sokağa çıkma eğiliminde hiçbir zaman olmadı.</p>
<p>Aşırı uçlarla sokakta bir gerginlik siyaseti izleyen AK Parti bazı çevrelerde bir dayanışma adresi olabilir, ama ‘merkez’den uzaklaşırsa sağ seçmenini ürkütüp çok güvendiği sandığı riske atabilir.</p>
<p>Menderes-Özal çizgisiyle Erdoğan arasında ilişki kurmayı sevenler bu gerçeği hatırlasalar iyi olur&#8230;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ak-partililer-sokaga-iner-mi/">AK Partililer sokağa iner mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erdoğan&#8217;ı seviyorsanız ona gerçekleri söyleyin</title>
		<link>https://hurfikirler.com/erdogani-seviyorsaniz-ona-gercekleri-soyleyin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Akın]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Jun 2013 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Demokratikleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/erdogani-seviyorsaniz-ona-gercekleri-soyleyin/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu yazı Zaman Gazetesi&#8216;nde yayınlanmıştır. Tabii ki mesele sadece Gezi Parkı meselesi değil. Park meselesinin tetiklediği, fakat özünde gittikçe otoriterleşen ve toplumsal mühendislik projeleriyle herkesi kendine benzetmeye girişen bir iktidara yönelik tepki var. Tepkiyi büyüten, demokratikleşme beklerken iktidarın ‘kimlik inşası&#8217;na yönelmesi. Aslında Türkiye, son dönemde önemli bir normalleşme süreci yaşıyordu. On yıl öncesinin kısır tartışmaları [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/erdogani-seviyorsaniz-ona-gercekleri-soyleyin/">Erdoğan&#8217;ı seviyorsanız ona gerçekleri söyleyin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu yazı <a href="http://www.zaman.com.tr/ihsan-dagi/erdogani-seviyorsaniz-ona-gercekleri-soyleyin_2096849.html">Zaman Gazetesi</a>&#8216;nde yayınlanmıştır.</p>
<p class="detaySpot">Tabii ki mesele sadece Gezi Parkı meselesi değil. Park meselesinin tetiklediği, fakat özünde gittikçe otoriterleşen ve toplumsal mühendislik projeleriyle herkesi kendine benzetmeye girişen bir iktidara yönelik tepki var.</p>
<p>Tepkiyi büyüten, demokratikleşme beklerken iktidarın ‘kimlik inşası&#8217;na yönelmesi.</p>
<p>Aslında Türkiye, son dönemde önemli bir normalleşme süreci yaşıyordu. On yıl öncesinin kısır tartışmaları büyük ölçüde tükenmiş, laiklik-dindarlık gibi yıkıcı bir tartışma bile geride kalmıştı. Başörtüsü sorunu pratik düzeyde bitmiş, toplumsal gerginliğin ve çatışmanın sembol konusu olmaktan çıkmıştı. Sonuçta, dindar ile laik yaşam biçimlerinin bir arada çatışmadan yaşayabildiği bir döneme ulaşmıştık. Başörtüsü de dindarlık da, hatta Alevilik ve laiklik de normalleşmeye, öteki tarafça doğal görülmeye başlanmıştı. Dahası, ‘Kürt sorunu&#8217;ndan Kürt barışına doğru yol almaya başlamıştık.</p>
<p>Böyle bir zeminde yeni anayasa yerine otoriter tınılar taşıyan başkanlık önerisi, çoğulculuk yerine çoğunluğun kimliğini, yaşam biçimini ve ahlak anlayışını devlet gücüyle azınlığa dayatan bir yeni ‘toplum mühendisliği&#8217; çıktı karşımıza.</p>
<p>Böyle bir ortamda Gezi Parkı tepkisini marjinal grupların ideolojik dogmatizmi veya kökü dışarıda komplolar olarak nitelemek çok yetersiz kalır.</p>
<p>Başbakan, muhalif görüş belirten veya hükümeti protesto eden herkesi ‘marjinal&#8217; olmakla itham ederken, asıl kendisinin artık ne kadar ‘merkez&#8217;i temsil ettiğini sorgulamalıdır. Söylem ve siyasetiyle Erdoğan ‘merkez&#8217;den uzaklaşmaya başlamıştır.</p>
<p>Muhaliflere karşı ‘onun <strong>yüz bin</strong> topladığı yerde ben 1 milyon insan toplarım&#8217; veya ‘biz yüzde elliyi evlerinde zorla tutuyoruz&#8217; sözleri bir ‘merkez partisi&#8217; liderinin söyleyeceği sözler değildir.</p>
<p>Ne parti ne de lideri 2002 ve özellikle de 2007 sonrası inşa ettiği ‘merkez&#8217; kimliği muhafaza ediyor. 27 Nisan günlerinde Menderes, Özal ve Erdoğan&#8217;ı aynı paranteze alıp ‘demokrasinin yıldızları&#8217; ilan eden görüntünün bugün maalesef bir karşılığı yok.</p>
<p>Ne Menderes&#8217;in ne de Özal&#8217;ın ‘toplum mühendisliği&#8217; projeleri vardı. Onların dertleri biraz kalkınma, biraz demokrasiydi. Kafalarında devlet eliyle ‘ideal toplum&#8217; kurma diye bir davaları yoktu. AK Parti bu yönüyle Menderes ve Özal çizgisinden hızla uzaklaşıp devlet kaynakları ve otoritesiyle siyaseten üzerine yaslanacağı kendi ‘ideal toplum&#8217;unu inşa etme gayretinde olan ideolojik bir parti kimliğine büründü. Ancak AK Parti tabanının en az üçte biri merkez sağın hizmet ve serbestiyet çizgisinden ‘kimlik ve toplum mühendisliği&#8217; pozisyonuna savrulan AK Parti&#8217;de durmakta zorlanacaktır.</p>
<p>Zorlanacaktır, çünkü Erdoğan bugün ne Menderes&#8217;e ne de Özal&#8217;a benziyor.</p>
<p>Toplum partiye benzemez, partide oluşan havayı siz tüm topluma yaymaya, partililerden gördüğünüz itaati tüm toplumdan beklemeye başlarsanız yanılırsınız. Olmaz&#8230; Toplum öyle yukarıdan aşağıya ‘disiplinize&#8217; edilecek bir şey değildir. Dün de değildi; zaten AK Parti&#8217;nin varlık nedeni de toplumu disiplin altında, tek bir görüşün egemenliği, birkaç kurumun vesayeti altında tutma girişimine gösterilen tepkiydi. Şimdi tüm toplumu, medyayı, iş çevrelerini parti disiplini altına almaya çalışmak doğru mu? Bırakın doğru olmayı, bu mümkün mü?</p>
<p>Ancak kapalı toplumlarda olacak durumlar söz konusu. Ankara&#8217;da hükümetle bir şekilde işi olan insanların neredeyse tamamının bir ‘resmî&#8217; bir de ‘özel görüşü&#8217; var. Hasbıhal ederken otoriterleşme eğiliminden, tek adam siyasetinden, dış politikanın yönetiminden şikâyet edenler televizyona çıktığında, gazeteye yazdığında, konferanslarda konuştuğunda ‘resmî görüşleri&#8217;ni anlatıyorlar. İnsanları ikiyüzlü olmaya zorlayan bir hava, hegemonik bir iktidar var. Düşüncelerini inandıkları gibi ifade edemeyenlerden oluşan bir ‘çevre&#8217;nin kimseye hayrı olmaz, başta da iktidara&#8230;</p>
<p>Erdoğan&#8217;ı seviyorsanız gerçekleri söyleyin ona.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/erdogani-seviyorsaniz-ona-gercekleri-soyleyin/">Erdoğan&#8217;ı seviyorsanız ona gerçekleri söyleyin</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Devletsiz Kürt Olunur mu?</title>
		<link>https://hurfikirler.com/devletsiz-kurt-olunur-mu-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Akın]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Jan 2013 20:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/devletsiz-kurt-olunur-mu-2/</guid>

					<description><![CDATA[<p>  Öcalan nasıl bir devlet istiyor? Kürt sorununu çözmeye yönelik girişimler sürerken, sorunun bu hale gelmesinde önemli bir rol oynayan Öcalan’ın ‘nasıl bir devlet’ ve çözüm sorusuna verdiği cevap da merak konusu. Öcalan, ‘bağımsız bir Kürt devleti’ talebinden 1999 yılında vazgeçtiğini açıklamıştı. Son geldiği nokta bir model olarak ‘demokratik özerklik.’ İçerdiği bütün kavramsal ve kurumsal [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/devletsiz-kurt-olunur-mu-2/">Devletsiz Kürt Olunur mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<h1><span style="font-size: 10px">Öcalan nasıl bir devlet istiyor? Kürt sorununu çözmeye yönelik girişimler sürerken, sorunun bu hale gelmesinde önemli bir rol oynayan Öcalan’ın ‘nasıl bir devlet’ ve çözüm sorusuna verdiği cevap da merak konusu.</span></h1>
<p><span> </span></p>
<p>Öcalan, ‘bağımsız bir Kürt devleti’ talebinden 1999 yılında vazgeçtiğini açıklamıştı. Son geldiği nokta bir model olarak ‘demokratik özerklik.’ İçerdiği bütün kavramsal ve kurumsal tutarsızlıklar bir yana bu model bağımsızlıktan vazgeçip özerkliğe razı olan bir Kürt hareketine işaret ediyor. Demek ki, ‘devleti olmayan ulus’ saptamasından zorunlu bir ‘Kürt ulus devleti’ çıkaran kestirmecilik yerine farklı model arayışları başlamış Kürt siyasal hareketinde. Mümtaz’er Türköne’ye göre Öcalan, ‘demokratik özerklik’ talebinde bile ısrarcı değil. İmralı’daki Öcalan’a, “Başbakan ısrarla ‘ayrı devlet yok, değil mi?’ diye sorduruyor. Aldığı cevap kesin bir ‘hayır’. Hatta Öcalan’ın ‘demokratik özerklik’ projesinden vazgeçtiği, kapsamlı bir yerel yönetim reformunu yeterli bulduğu ifade ediliyor.”</p>
<p>Acaba doğru mu bu analizler ve bilgiler? Öcalan ve Kürt siyasal hareketi gerçekten ‘devlet zindanı’ndan kurtuldular mı? BDP’nin radikal kanadında görülen Sebahat Tuncel “Kürt hareketi ulus devleti sadece Kürtler için istemiyor değil, bu kavrama tamamen karşı. Bu nedenle de çok ilerici.” demiş geçenlerde Radikal’den Ezgi Başaran’a. İlginç değil mi? Düne kadar tek etnisiteye dayanıp ondan zorunlu olarak egemen ve bağımsız bir ulus devlet çıkarmak isteyen bir hareket bugün ‘devlet’ fikrini aştığını iddia ediyor, ‘yeni’ devlet formlarına ve oluşlarına yöneliyor&#8230;</p>
<p>Ezgi Başaran aktarıyor Öcalan’ın ‘Kürdistan–Devrim Manifestosu’ isimli kitabından: “Benim için İmralı Cezaevi, Kürt olgusunu ve sorununu algılamak ve çözüm olanaklarını kurgulamak açısından tam bir hakikat savaşı alanına dönüştü. Pozitivist bir dogmatik olduğumun derinliğine farkına varmam tecritle oldukça ilişkilidir. Farklı modernite kavramlarını, ulus inşalarının çok çeşitli modellerinin olabileceğini, genelde toplumsal yapılanmaların insan eliyle yaratılmış kurgusal yapılar olduğunu ve esnek bir doğaları bulunduğunu tecrit koşullarında idrak ettim. Özellikle ulus devletçiliği aşmak benim için çok önemliydi. Bu kavram benim için uzun süre Marksist-Leninist-Stalinist bir ilkeydi; asla değiştirilmemesi gereken bir dogma niteliğindeydi&#8230; Reel sosyalizm ulus devlet kavramını aşamadığı ve temel modernite gerçeği olarak kavradığı için, başka tür bir ulusçuluğun, örneğin demokratik ulusçuluğun olabileceğini düşünmemiştik. Ulus dediğin illa devleti olması gereken bir şeydi! Kürtler bir ulus ise mutlaka bir devletlerinin de olması gerekirdi! Halbuki toplumsal olgular üzerinde yoğunlaştıkça, ulusun kendisinin son birkaç yüzyılın en boş gerçeği olduğunu, kapitalizmin güçlü etkisi altında şekillendiğini ve özellikle ulus devlet modelinin toplumlar için demirden bir kafes olduğunu kavradıkça, hem özgürlük hem de toplumsallık kavramının daha değerli olduğunu fark etmiştim. Ulus devletçilik uğruna savaşmanın kapitalizm için savaşmak olduğunu fark ettikçe siyaset felsefemde büyük dönüşümler söz konusu oldu. Kendimin bir bakıma kapitalist modernitenin kurbanı olduğunu fark ettim.”</p>
<p>Özgürlük, toplumsallık ve devlet dışı varoluş biçimleri&#8230; Öcalan için kesinlikle ‘ileri’ düşünceler bunlar. İnansak mı? Bizi inandırmak için gerçekten çaba gösterseler de inansak&#8230; Türkler, dindarlar, Kemalistler, laikler neredeyse her etnik, dinsel ve hatta fikirsel grup varlıklarını ‘devlet’te ararken Öcalan’a ve onu izleyen Kürtlere ne oldu da ‘devlet fetişizmi’ni aştılar? Şiddeti bırakın da bu derin mevzuları konuşalım ya&#8230; İki ‘faşist devlet’in zindanlarına taş taşımaktansa demokratik ve çoğulcu, ortak bir devleti olan özgür insanlar olabiliriz.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/devletsiz-kurt-olunur-mu-2/">Devletsiz Kürt Olunur mu?</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
