<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ahmet Suat Arı, Hür Fikirler sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://hurfikirler.com/author/ahmetsuatari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hurfikirler.com</link>
	<description>..: Hür Fikirler :..</description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 Jan 2017 04:19:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.2</generator>
	<item>
		<title>Türkiye’nin AB Üyeliği Sorunsalı</title>
		<link>https://hurfikirler.com/turkiyenin-ab-uyeligi-sorunsali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Suat Arı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Jan 2017 04:19:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası İlişkiler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/turkiyenin-ab-uyeligi-sorunsali/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu satırların yazarı daha çok kısa bir zaman öncesine kadar Türkiye’nin AB’ye üyeliğinin şiddetli bir savunucusu idi. Bunun er ya da geç bir gün gerçekleşeceğine inanıyordu. Ancak bugün itibariyle bu hedefin bir hayal, inancın da gerçeklere dayanmadığı kanaati oluştu. Türkiye’nin Kopenhag Kriterleri [i] de dahil, eski yeni her kriteri yerine getirmesi halinde bile üyeliğin gerçekleşmeyeceği [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/turkiyenin-ab-uyeligi-sorunsali/">Türkiye’nin AB Üyeliği Sorunsalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu satırların yazarı daha çok kısa bir zaman öncesine kadar Türkiye’nin AB’ye üyeliğinin şiddetli bir savunucusu idi. Bunun er ya da geç bir gün gerçekleşeceğine inanıyordu. Ancak bugün itibariyle bu hedefin bir hayal, inancın da gerçeklere dayanmadığı kanaati oluştu. Türkiye’nin Kopenhag Kriterleri <a href="#_edn1" name="_ednref1">[i]</a> de dahil, eski yeni her kriteri yerine getirmesi halinde bile üyeliğin gerçekleşmeyeceği aşikâr. En azından mevcut konjonktüre bakınca bunu görüyoruz. Bu kanaatin oluşmasına sebep olan faktörlerin iyi analiz edilmesi gerekir. Popülist yaklaşımlarla tribünlere oynandığı sürece de bu pek mümkün görünmüyor maalesef.</p>
<p>Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecinde ortaya çıkan konjonktürün iki boyutu olduğunu söyleyebiliriz. Birincisi Batı’da Türkiye’den bağımsız olarak ortaya çıkan aşırı sağ eğilimler ve bunun siyasete ve siyasetçilere etkisi. İkincisi de Türkiye’ye karşı takınılan ikiyüzlü tavır ve bunun sonucunda ortaya çıkan anti AB refleksleridir. Bu iki boyutu irdelemeden önce AB projesine kısaca bir göz atmak gerekir. Bunu yaparken de kimin ne düşünüp ne yaptığından ziyade AB’nin, her türlü tecrübe ve hissiyattan soyutlayarak, bizim için anlamı nedir ona bakmak gerek. Aksi takdirde pireye kızıp yorgan yakma durumuyla karşılaşabiliriz.</p>
<p>AB bir çok boyutlu değerler manzumesidir ve bu değerlere, ister üye olarak ister üye olmadan Türkiye’nin de sahip olması gerekir. Bu değerler Kopenhag Kriterlerinde vücut bulmuştur. Siyasî, ekonomik, topluluk müktesebatına uyum ve uygulamaya yönelik adlî ve idarî olmak üzere sınıflandırılan kriterlerin en can alıcısı şüphesiz siyasî kriterlerdir. İstikrarlı ve kurumsallaşmış bir demokrasinin var olması, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı, azınlıkların korunması olarak ifade edilen siyasî kriterlere uymak illa da AB üyesi olmayı gerektirmez. Kendisine saygısı olan ve demokrasi ile idare edildiğini iddia eden her ülkenin bu kriterlere uyması zaruridir, aksi takdirde demokrasileri özürlü olur.</p>
<p>17 Aralık 2004’te çetin bir pazarlık sürecinden sonra Türkiye’nin artık şartları yerine getirdiği ve tam üyelik için müzakerelerin resmen başlatılması kararı alındı. Ancak açılan fasıllar çok yavaş ilerledi ve bazı ülkelerin kendi iç politik kaygıları yüzünden zaman zaman süreç sabote edildi. Hem AB yöneticileri hem de üye ülke yetkilileri Türkiye’nin üyeliği söz konusu olunca Kopenhag Kriterleriyle yetinmek istemedi. Müktesebatla ilgili görüşmeler sürerken sürekli yeni kriterler öne sürerek üyelik sürecini sekteye uğrattılar. Bu da hem müzakerecileri hem de Türk kamuoyunu oldukça irrite etti ve haliyle de kamuoyu desteğini olumsuz yönde etkiledi.</p>
<p>Yine, gerek AB gerekse üye ülkelerin yetkililerinin Türkiye söz konusu olunca problem odaklı düşünüp ona göre hareket etmeleri de süreci olumsuz yönde etkiledi. Vurgu kat edilen mesafeye değil de istisnalara yapıldığı için motivasyon yara aldı. Bir de buna Türkiye’nin müzmin meseleleriyle ilgili aldığı tedbirlere yapılan haksız eleştiriler de eklenince müzakereler ya buz gibi bir atmosferde yürütüldü ya da donduruldu. Bunun en bariz örneği terörle mücadele için alınan tedbirlerin sürekli masaya getirilmesi, hatta kırmızı çizgi olarak dayatılmasıdır. Bir taraftan terörün sancılarını iliklerine kadar hisseden Türkiye’ye alınan tedbirler konusunda baskılar yapılırken bir taraftan da terör ve teröristlere dolaylı ve/veya doğrudan destek verilmesi iplerin iyice gerilmesine sebep oldu diyebiliriz.</p>
<p>AB’nin tam üyelik müzakereleri yaptığı bir ülkede yapılan darbe kalkışmasına kayıtsız kalması da mevcut olumsuzluğu tetikledi. Türkiye’nin 15 Temmuz’da yalnız bırakılması AB’nin Türkiye politikasının bir yansıması olarak da görülebilir. ‘Demokratikleşmesi’ konusunda ısrarlı oldukları ülkenin meşru iktidarını şiddet kullanarak devirmeye kalkışanlarla empati yapılması AB’nin vitrinine koyduğu değerlerle örtüşmedi. Daha düne kadar şüpheyle baktıkları Gülenistleri 15 Temmuz sonrası demokratik hakları ellerinden alınmış mağdurlar olarak görmeye başladılar. Öyle ki, FETÖ Türkiye’de meşru siyaset yapıyormuş ya da yapmak istiyormuş da rakibi Erdoğan buna izin vermiyormuş gibi bir algı ısrarla zihinlere kazındı. 15 Temmuz kalkışmasına karşı kitle direnişi mütemadiyen sadece Erdoğan ‘yandaşları’na indirgendi.</p>
<p>Sadece AB’de değil Batı’nın genelinde ırkçılık ve islamofobinin yükselen değerler olduğu herkesin malûmu. Hal böyle olunca ezici ekseriyeti Müslüman olan Türkiye’ye karşı da büyük bir antipatinin olması doğal bir yansıma. Bu olgunun siyasilerin eylem ve söylemlerine de yansıdığı gayet açık bir şekilde görülmektedir. Daha bundan 15-20 yıl öncesine kadar yüz kızartıcı suç olarak değerlendirilen söylemler bugün en ‘saygın’ politikacılar tarafından dillendirilebilmektedir. Bu durum Türkiye söz konusu olunca daha da belirgin hale gelmektedir. Türkiye’deki her türlü gelişme bağlamından çıkarılıp her türlü arka plan göz ardı edilerek değerlendirilmektedir. Hatta her şeyin doğrudan Erdoğan’la ilişkilendirildiğini bile söyleyebiliriz.</p>
<p>Tamam, yükselen ırkçılık, Avrupa merkezli (eurocentric) düşünme, müstemlekeci mantalitesi, islamofobi gibi birçok faktör olumsuzluğa katkıda bulunmaktadır, ancak bizim hiç mi kusurumuz yok diye sormak lazım. Haklı sebepleri olsa da sorumluluğu sadece başkalarına yüklemek pek akılcı bir yaklaşım olmayacaktır. Esaslı bir özeleştiriye her zamankinden daha çok ihtiyaç duyulmakla birlikte an itibariyle özeleştiri için gerekli altyapının da olmadığını gözlemlemekteyiz. Kimsenin ortaya çıkan olumsuzlukta kendi payının da var olabileceğini kabul ettiği yok.</p>
<p>3 Ekim 2005 tarihinde başlayan AB&#8217;ye katılım müzakerelerinin toplumsal hayatın hemen her alanını kapsayan 35 fasıl üzerinden yapılması hedeflenmekteydi. Bugüne kadar da her türlü engellemelere rağmen 16 fasıl müzakereye açılmış ve bunlardan bir tanesi de geçici olarak kapatılmıştır. Açılan fasılların büyük bir bölümü de 11 yılı aşkın sürecin ilk beş yılında sırasıyla Abdullah Gül ve Ali Babacan’ın Dışişleri Bakanlıkları döneminde gerçekleştirilmiştir. Ahmet Davutoğlu’nun bakanlığının ilk döneminde göreceli de olsa bir ilerleme kaydedildi, ancak 2011’den itibaren sıkıntılar alenileşmeye başladı.</p>
<p>2011 yılının Temmuz ayında Avrupa Birliği Bakanlığı’nın kurulmasıyla baş müzakerecilik Dışişleri Bakanlığı’ndan alındı. Bakanlığa ilk atanan Egemen Bağış’ın yoğun mesai harcadığına şahit olduk, ancak bu yoğun mesainin sonuç verdiğini söyleyemeyiz. Hatta müzakereler için harcanması gereken mesaiyi Avrupalı Türklere popülist söylemlerle geçirdiğini söylersek abartmış olmayız. 2013 Aralık ayında Bağış’tan görevi devralan Mevlüt Çavuşoğlu da pek etkili olamadı. Kanaatimce etkili olmak için çaba da sarf etmedi. Brüksel’e karargâh kurmak yerine seçim bölgesi Antalya’da seçmenleriyle haşır neşir olmayı tercih etti diyelim.</p>
<p>29 Ağustos 2014’te Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesi sonucu Başbakanlık görevini devralan Ahmet Davutoğlu’ndan boşalan Dışişleri Bakanlığı’na Mevlüt Çavuşoğlu getirildi. Sayın Çavuşoğlu yeni görevi esnasında da alışkanlıklarını sürdürüp seçmenlerine gereken ilgiyi göstermeye devam etti ve ediyor. Ondan boşalan koltuğa oturan eski büyükelçi Volkan Bozkır’ın büyük çaba sarf ettiği malûm, ancak onun şanssızlığı konjonktürün oldukça kötü durumda olmasıydı. Bir diğer şanssızlığı da Türk hükümetinin AB’ye üyelik müzakerelerini ciddiye almaktan vazgeçmiş olmasıydı. Şimdiki bakan Ömer Çelik’in tavrı, başka bir ifadeyle tavırsızlığı bunun en bariz göstergesidir.</p>
<p>Türkiye’nin Gezi Olaylarıyla başlayan imaj erozyonu 17-25 Aralık operasyonlarıyla iyice etkisini hissettirmeye başladı. AB’de Türkiye’nin olaylara müdahalesiyle ilgili yüksek sesle dillendirilen eleştirilere aynı şiddette cevap verildi. Hatta bununla da yetinilmedi ve AB’nin eleştirilerini art niyetle yaptığı ve zaten patolojik olarak Türkiye düşmanlığının var olduğu iç kamuoyuna sürekli dikte ettirildi. Bazı siyasiler biraz daha ileri giderek Avrupa ülkelerini birer birer dolaşıp Avrupalılara saydı saydırdı.</p>
<p>Kısacası AB’ye girmek isteyen bir ülke olarak süreci iyi yönettiğimizi iddia etmek mümkün değil. Muğlak ifadelerle sorumluluğu başkalarına yüklemek belki kamuoyunu rahatlatır, ancak meselelere çözüm getirmez. Bence atılması gereken en önemli adım AB’yi Türkiye’nin müzmin sorunlarının ortağı yapmaktı. Bunun için hiçbir çaba sarf edilmedi maalesef.  AB’yi bir partner olarak yanımıza çekebilseydik bugün farklı şeyleri konuşuyor olurduk. Bunu yapamadığımız gibi müzmin Türkiye karşıtlarının eline bolca malzeme verdik.</p>
<p>Artık AB üyeliğinin bir hayal olduğu ve buna ilaveten AB’nin kendi misyonundan sapmış olduğu gerçeklerinden de hareketle durumumuzu yeniden gözden geçirmemiz gerektiği kanaatindeyim. Ancak bu gözden geçirme AB normlarından vazgeçme anlamına gelmemelidir. Tam aksine eskisinden daha iştahlı bir şekilde bu normlar toplumsal hayatın her alanına uyarlanmalıdır. Aksi takdirde pireye kızıp yorganı yakmış olacağız.</p>
<p><a href="#_ednref1" name="_edn1">[i]</a> <a href="https://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/pdf01/437-438.pdf">https://www.tbmm.gov.tr/komisyon/insanhaklari/pdf01/437-438.pdf</a></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/turkiyenin-ab-uyeligi-sorunsali/">Türkiye’nin AB Üyeliği Sorunsalı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hukukun sınırları zorlanıyor algısı</title>
		<link>https://hurfikirler.com/hukukun-sinirlari-zorlaniyor-algisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Suat Arı]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Nov 2016 11:01:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/hukukun-sinirlari-zorlaniyor-algisi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şüphesiz 15 Temmuz hafızalarda alçakça bir darbe kalkışmasının tarihi olarak yerini alacaktır. Türkiye, hazırlığı on yıllarca süren ve her yolun mubah görüldüğü, devletin en stratejik noktalarının sistemli bir şekilde ele geçirildiği bir işgal süreci yaşadı. Bütün bunlar olup biterken de din bir maske olarak kullanıldı. Darbe kalkışması yoluyla işgalin faillerinin FETÖ’cüler olduğu oldukça aşikâr, ancak [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/hukukun-sinirlari-zorlaniyor-algisi/">Hukukun sınırları zorlanıyor algısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şüphesiz 15 Temmuz hafızalarda alçakça bir darbe kalkışmasının tarihi olarak yerini alacaktır. Türkiye, hazırlığı on yıllarca süren ve her yolun mubah görüldüğü, devletin en stratejik noktalarının sistemli bir şekilde ele geçirildiği bir işgal süreci yaşadı. Bütün bunlar olup biterken de din bir maske olarak kullanıldı. Darbe kalkışması yoluyla işgalin faillerinin FETÖ’cüler olduğu oldukça aşikâr, ancak bunların amaçlarının ne olduğu, arkalarında başka kimlerin olduğu, kimlerin yardım ve yataklık ettiği zamanla ortaya çıkacaktır. Bütün bunların ortaya çıkarılması sürecinin oldukça sancılı geçeceği kesindir.</p>
<p>15 Temmuz hafızalarda sadece darbe kalkışmasının tarihi olarak kalmayacaktır. Bu tarih aynı zamanda işgalcilere karşı şanlı bir direnişin de tarihi olacaktır. Darbelere alışık olan Türk toplumunun artık tırsıp her şeyi sineye çekme zamanının sona erdiğine de şahit olduk. 15 Temmuz gecesinden itibaren toplumun her kesiminden insanlar, aralarındaki her türlü fikir ayrılığını bir kenara bırakarak haftalarca meydanları doldurup anti demokratik müdahaleleri kabul etmediklerini haykırdılar.  7 Ağustos’ta da İstanbul’a sel olup aktılar ve hep bir ağızdan demokrasi ve millî iradeye sahip çıktıklarını haykırdılar.</p>
<p>Bir musibet bin nasihatten evladır sözünü doğrularcasına oluşan bu birliktelik gönüllere su serpmişti. Demek ki vatan söz konusu olunca herkes biraraya gelebiliyordu. Ancak bu maalesef uzun sürmedi. Herkes fabrika ayarlarına geri döndü diyebiliriz. Hatta durum öyle bir noktaya geldi ki artık neye ve kime inanacağımızı şaşırdık. Tabiri caizse at izi it izine karıştı ve hatta karıştırıldı. Kurunun yanında nice yaşlar yanmakta ve ileride hem vicdanları hem de devleti zor duruma sokacak uygulamalara şahit olmaktayız. Adaletin değil intikam hırsının süreci kontrol ettiğine şahit olmaktayız. Bir taraftan demokrasiye sahip çıkmaya çalışırken diğer taraftan da demokrasinin olmazsa olmazlarının devre dışı bırakıldığını görmekteyiz. Bir çeşit çelişkiler sarmalının toplumu kıskacı altına aldığını ve günden güne daha da içinden çıkılamaz hale getirdiğini söylersek pek de mübalağa yapmış olmayız. Maalesef bütün bunlar 15 Temmuz direnişine gölge düşürmektedir. Hem içeride oluşan birliği ortadan kaldırdığı hem de darbe ve darbecilerle mücadeleyi sulandırdığı için!</p>
<p>Böylesi kitlesel ve girift bir problemin çözümünün kolay olmadığının şuurunda olmakla birlikte, kurunun yanında yaşın da yanmaması için hukukun sınırlarının zorlanmaması gerekir. T.C. Anayasası’nın 2. Maddesinde de belirtildiği gibi Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına saygılı, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir. Her durumda Anayasanın bu hükümleri ve hukukun evrensel ilke ve esasları göz önünde bulundurulmalıdır. Suçun veya eylemin niteliği bunları devre dışı bırakmaya gerekçe olamaz. Hele hele kendini Anayasasında hukuk devleti olarak tanımlayan bir devlette hiç olmaz. Ancak nasıl geçmişte PKK ile mücadele kisvesi altında hukuk dışına çıkılmışsa şimdi de FETÖ ile mücadele adı altında hukuk dışına çıkıldığı, en azından öyle bir görüntünün olduğu gözlemlenmektedir. Bu durum şüphesiz FETÖ’yle mücadeleye zarar vermekte, hatta FETÖ’nün ekmeğine yağ sürmektedir.</p>
<p>Şimdi hukukun temel ilke ve esaslarından yola çıkarak basından ve yetkililerin söylemlerinden çıkardığımız sonuçlara bir göz atalım:</p>
<p>Hukuk devletinin en önemli esası önce kendisinin hukuk kurallarına uyması, keyfi yetki kullanımına izin vermemesi, işlem ve eylemlerini hukukilik denetimine tâbi tutması gerekir. Bütün bunların göz önünde bulundurulduğunu söylemek maalesef mümkün görünmüyor. Bırakın hukuku gözetmeyi, sanki birilerine bir şeyler ispat etmek istercesine ve skor odaklı fiillere şahit olmaktayız. Hatta kendisi töhmet altında olanlar başkalarını akla ziyan suçlamalarla töhmet altında bırakmaktadırlar. Bu durum acaba en çok kime hizmet eder diye bir düşünmek lazım.</p>
<p>Hukukun kuvvetler ayrılığı ilkesi de günümüzde askıya alınmış görüntüsü veriyor. Yürütme yasamayı devre dışı bırakmış, KHK’larla işleri yürütmekte, yargı da FETÖ sızmasının sancılarıyla hareket etmektedir. Birinin serbest bıraktığını bir diğeri tutuklatıyor, yine birilerini alelacele tutuklayanlar bir bakıyorsunuz kendileri de tutuklanıyorlar. Neresinden tutsanız elinizde kalacak bir vakayla karşı karşıyayız.</p>
<p>Hukuka göre herkes her bakımdan eşittir. Haliyle birisinin yargılandığı bir suçtan bir başkası muaf tutulamaz. FETÖ ile mücadele kapsamında bu ilke gayet net bir şekilde çiğnenmektedir. FETÖ’yle geçmişte ilişkisi olanlar ve/veya samimi duygularla onlara yardımcı olanlardan bazıları tutuklanırken bazılarına dokunulmamaktadır. Özellikle siyasiler kovuşturmalardan muaf tutulmaktadır. Onların aldatıldık demelerini hoşgörüyle karşılarken sıradan vatandaşların aldatıldık demelerini samimi bulmamak adil bir tavır olmaz. Ayrıca 17-25 Aralık sonrası da dahil örgütün içinde olup da darbeyle uzaktan yakından ilgisi olmayan binlerce insanın olduğu muhtemeldir. Onlar da bir nevi FETÖ mağdurudurlar ve bu mağduriyetlerini ifade edecek ortama sahip olamıyorlar. Aslında onlar en büyük darbeyi inandıkları yapının karanlık bir örgüt olduğunu öğrendiklerinde yaşadılar.  Onların pişmanlığı ve özrü de hoşgörüyle karşılanmalıdır diye düşünüyorum. Devletin ve yargının görevi elebaşlarıyla sıradan destekçileri somut delillerle tespit ederek sahte pişmanlıkların önüne geçmektir.</p>
<p>Göze batan bir diğer yanlış da kollektif yaklaşımlardır. Sadece örgüt üyesi olanlar değil, onların yakınları da salt yakın oldukları için göz altına alınıp kovuşturmaya uğramaktadırlar. Hâlbuki hukukta sorumluluğun şahsî olduğu ilkesi vardır. Herkes kendi işlem ve eyleminden sorumludur. Başkalarının işlem ve eyleminden sorumluluğu mümkün kılacak kollektif ceza sorumluluğu kabul edilemez. Bu durum sadece hukuk dışı olmakla kalmayıp aynı zamanda FETÖ’yle mücadeleyi de sulandırmaktadır.</p>
<p>Hukuk devletlerinde herkes, meşru vasıta ve yollardan yararlanmak suretiyle bağımsız ve tarafsız yargı önünde iddia ve savunma ile dürüst yargılanma hakkına sahiptir. Hak arama hürriyeti kısıtlanamaz. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu mahkemenin kesinleşmiş hükmü ile sabit oluncaya kadar suçlu ilan edilemez ve mahkûm edilemez. Bu evrensel kabul görmüş bir ilkedir ve hukuk devleti olduğunu iddia eden her devletin uyması gereken bir ilkedir. KHK’larla insanların yargılanmadan cezalandırıldığı, en azından mağdur edildiği bir yerde bu ilkelerin göz önünde bulundurulduğunu iddia etmek pek gerçekçi olmaz. Alın size FETÖ’ye hizmet eden bir uygulama daha!</p>
<p>Hukukun temel ilkelerinden biri de “kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz” der.  Suç ve ceza ancak kanunla koyulur ve kanunlar da prensip olarak ileri doğru uygulanır. Peki bu ilke göz önüne alınıyor mu? Buna olumlu cevap verebilmeyi çok isteriz, ancak veremiyoruz, zira insanlar kanunî hizmet veren, en azından devletin resmî izniyle ve tabelasıyla, okul, banka, işletme v.s. ile olan ilişkilerinden dolayı cezalandırılmaktadırlar.</p>
<p>Hukukun temel ilkelerinde yargı bağımsızlığı “hiçbir organ, makam, mercii veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında hâkimlere veya mahkemelere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz, bu tür bir yetkinin kullanılmasına izin veren yasal düzenleme de yürürlüğe koyulamaz” diyor. Bu ilke önce FETÖ/PD yapılanması tarafından çiğnendi, şimdi de farklı odaklar tarafından çiğnenmektedir. Belki talimatlar doğrudan verilmemektedir, ancak bazı söylemlerden kendine iş çıkaran savcı ve hâkimler büyük yanlışlara imza atmaktadırlar.</p>
<p>Bir hukuk devletinde herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı vardır. Hiç kimse korku ve endişe ile yaşamaya mahkûm edilip, yargı makamlarına başvurmanın sonuçsuz kalacağı algısına maruz bırakılamaz, keyfî şekilde yakalanamaz, gözaltına alınamaz, tutulamaz, tutuklanamaz, hürriyetinden mahrum bırakılamaz ve cezalandırılamaz. Peki bu hakka riayet ediliyor mu? Ben edilmediği kanaatine sahibim, üstelik bunun FETÖ ile mücadeleyi sulandırdığını da düşünüyorum.</p>
<p>Son olarak da hem FETÖ ile mücadelenin sulandırıldığının en bariz örneği olması hem de basın özgürlüğü ihlâli görüntüsü veren Cumhuriyet Gazetesine yönelik başlatılan soruşturma ve tutuklamalara bir göz atarsak, hukuk sınırlarının maksatlı olarak zorlandığını görürüz. Cumhuriyet Gazetesine hiç bir zaman sempati ile bakmamış birisi olarak isnat edilen suçların akla ziyan olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Evet, bu gazete Erdoğan karşıtlığında bütün sınırları zorluyor, terör ve teröristlere maşa oluyor, ama gazeteyi ve çalışanları FETÖ üyesi olarak suçlamak insan aklıyla alay etmek anlamına gelir ve bu en çok FETÖ’nün işine yarar. Nitekim FETÖ’cüler Batı kamuoyunu Türkiye aleyhine etkilemek için bu davayı da istismar etmekte gecikmediler. Sadece FETÖ’cüler de değil üstelik! Türkiye’ye saldırmak için pusuda bekleyen herkes bu durumu istismar etmektedir.</p>
<p>Ben bir hukukçu değilim, ancak toplum meselelerine karşı kendisini sorumlu hisseden bir liberal olarak temel hak ve özgürlüklerin farkında olduğum için beni kaygılandıran gözlemlerimi kaleme alıp kamuoyuyla paylaşıyorum. Çoğu zaman elimde somut deliller yoktur, temel evrensel değerler ve vicdanım bana yön verir. Tabiî ki içtihat hataları yapmam da mümkündür, sonuçta insan beşer kuldur şaşar. Kimse benimle hemfikir olmak zorunda değildir, ancak benim samimiyetimi kimsenin sorgulamasına da izin vermem. Eleştirileri bir mesnetleri olduğu müddetçe ciddiye alıp onlardan bir şeyler öğrenmeye çalışırım, ancak maksat üzüm yemek değil de bağcı dövmekse bir kulağımdan girer diğer kulağımdan çıkar.</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/hukukun-sinirlari-zorlaniyor-algisi/">Hukukun sınırları zorlanıyor algısı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sapla saman birbirine karıştırıldı</title>
		<link>https://hurfikirler.com/sapla-saman-birbirine-karistirildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Suat Arı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Apr 2014 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/sapla-saman-birbirine-karistirildi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bundan daha iki yıl önce 14 Nisan 2012&#8217;de yazmış olduğum &#8220;Cemaatfobi&#8221; başlıklı bir makalemde o zamanlar Gülen cemaatine karşı yapılan tartışmalarla ilgili düşüncelerimi paylaşmıştım. Her satırı onlarla ilgili en samimi düşüncelerimi içermekteydi. Bana o makaleyi kaleme alma ihtiyacını hissettiren haksızlığa karşı durma refleksiydi. Başkaca hiç bir sebebi yoktu. Yine aynı makale yüzünden malum çevreler tarafından [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/sapla-saman-birbirine-karistirildi/">Sapla saman birbirine karıştırıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="MsoNormal"><span lang="TR">Bundan daha iki yıl önce 14 Nisan 2012&rsquo;de yazmış olduğum &ldquo;Cemaatfobi&rdquo; başlıklı bir makalemde o zamanlar Gülen cemaatine karşı yapılan tartışmalarla ilgili düşüncelerimi paylaşmıştım. Her satırı onlarla ilgili en samimi düşüncelerimi içermekteydi. Bana o makaleyi kaleme alma ihtiyacını hissettiren haksızlığa karşı durma refleksiydi. Başkaca hiç bir sebebi yoktu. Yine aynı makale yüzünden malum çevreler tarafından bir takım suçlamaya maruz kalmıştım. Geçen yıl da yine benim imzamla yayınlanan bir bildiriyle Cosmicus Lisesi ve Cemaate karşı bir grup tarafından yapılan kampanyaya karşı tavır almıştık. Bunun sonrasında da binbir türlü iftiraya maruz kalmıştım. Gün oldu devran döndü ve beni suçlayanlarla cemaat mensupları el ele boy göstermeye başladılar. Boşuna dememişler &ldquo;olmaz olmaz&rdquo; diye!</span></div>
<div class="MsoNormal"><span lang="TR">&nbsp;</span></div>
<div class="MsoNormal"><span lang="TR">Şöyle bir göz atalım bakalım iki yıl önce neler yazmışım. Ben de çok &lsquo;saf&rsquo; mıymışım göreceğiz?&nbsp;<em>&ldquo;&hellip; Cemaat üyesi değilim, ancak cemaat üyesi olanlara karşı da en ufak bir itirazım olamaz. Nitekim fertler kendilerini bir cemaate ait hissetmek isterlerse bu onların en tabii hakkıdır. Onları bu tercihlerinden dolayı yargılamak, küçümsemek, ötelemek, dışlamak, yaftalamak, suçlamak ve daha bilimum olumsuz fiile maruz bırakmak kimsenin haddi ve hakkı değildir. Benim itirazım ancak cemaat(ler)in başkalarının tercihlerine müdahale etmesi halinde olur. Ben nasıl başkalarının tercihine saygı duyuyorsam, başkaları da benim tercihime saygı duymalıdır. Benim kırmızı çizgim budur,&nbsp; başka da bir şeye gerek yoktur&hellip;&rdquo;&nbsp;</em>İşte aynen böyle demişim. Hala da aynı düşüncedeyim. Kimsenin tercihine karışma hakkını hala kendimde görmüyorum. Kırmızı çizgimde de herhangi bir değişiklik olmadı, olmaz da!</span></div>
<div class="MsoNormal"><span lang="TR"><br /></span></div>
<div class="MsoNormal"><span lang="TR">Benim kırmızı çizgimde değişiklik olmadı, ancak cemaatle ilgili düşüncelerimde oldukça büyük değişiklikler oldu. Tabandaki fedakar gönüllülerin niyet ve samimiyetlerinden en ufak bir şüphe duymamakla birlikte üst kadronun benim sandığım gibi olmadığını maalesef kendileri bize şu geçtiğimiz bir kaç ay boyunca ziyadesiyle gösterdiler. &nbsp;Bu değişikliğe, aslında çok önceleri var olduğu anlaşılan, ancak 17 Aralık tarihinde iyice gün yüzüne çıkan Cemaat-AK Parti kavgası ve bu kavgada kullanılan metot ve tavırlar sebep oldu. Bu kavga herkesin malumu olduğu için burada tekrarlamanın bir anlamı yok. Burada anmamın sebebi bendeki kanaat değişikliğinde oynadığı roldür. Kavga sadece Türkiye sınırları içinde yürütülmedi. Özellikle de Batı kamuoyunu etkilemek için az çaba sarf edilmedi. Tabii ki ortada bir kavga varsa onun tarafları kendi haklılıklarını savunacaklardır. Kimsenin buna bir itirazı olamaz, ama bu kavga bel altı vuruşlarla olursa kabul edilemez. İşte bu bel altı vuruşları geçtiğimiz aylarda ziyadesiyle tecrübe ettik. Her bel altı vuruşta canı yanan taraf can havliyle hareket edip tepkinin dozunu artırdı. Bununla sınırlı kalsa iyi.Maalesef bir kaç ay içinde uzun yılların çabası sonucu elde edilen kazanımlar büyük bir risk altına girdi. Bir çok kişiyi 2000&rsquo;lerin başında yaşanan ekonomik felaketin tekrar yaşanacağı korkusu basmıştı. Öyle bir halet-i ruhiye içindeydik ki canımız ne gazete okumak ne de televizyon izlemek istiyordu. Herkes, tüm dünya dersek abartmış olmayız, 30 Martta yapılacak yerel seçimlere odaklanmıştı. Gerçi seçimler yereldi, ama hiç de yerel seçim olacağı havası yoktu, aksine tam bir genel seçim havası içinde geçti.</span></div>
<div class="MsoNormal"><span lang="TR"><br /></span></div>
<div class="MsoNormal"><span lang="TR">Konu o kadar çetrefil ki, bir türlü sadede gelmek mümkün olmuyor. Benim Cemaatle ilgili kanaatimin değişmesinin başlıca sebebi yürüttükleri kavgadaki içten pazarlıklı, planlı, programlı ve topyekün tavırlarıdır. Rakiplerini alt etmek için her yol mübah sayılıp, milli çıkarlar bile tehlike altına sokulmuştur. Bir taraftan her gün gizli hesaplarda yayınlanan tapelerle alakalarının olmadığını söylerken, diğer taraftan onlara topyekün sarılıp, gerek kendilerine ait medya organlarında gerekse sosyal medyada pervasızca kullandılar. Her şey o kadar aleni oldu ki, siyasetle hiç ilgilenmeyenler bile bunu net bir şekilde gördü.</span></div>
<div class="MsoNormal"></div>
<div class="MsoNormal"><span lang="TR">Türkiye&rsquo;deki kavganın bir de Hollanda boyutu vardı. Hollanda Türk toplumu istisnalar hariç bu kavgayı uzaktan seyretmeyi tercih etti diyebiliriz. Başka da yapabilecekleri bir şey yoktu. Ancak özellikle Cemaat yayın organları temsilcileri neredeyse tüm mesailerini bu kavgaya ayırdılar. Sosyal medayada koordineli olarak bazı önde gelen şahsiyetlerin tweetleri&nbsp; retweetlendi. Sadece bununla yetinilmedi, aynı zamanda Hollanda kamuoyunu etkilemek için yorumlar yazılıp gazetelerde yayınlatıldı. Bunlar yapılırken sapla sapan birbirine karıştırıldı. Başbakana vuracağım derken Türkiye&rsquo;ye vuruldu. Daha düne kadar Hollanda&rsquo;ya geldikleri zaman aynı karede bulunmak ve ağırlamak için dokuz takla atanlar birdenbire bu insanlardan nefret eder duruma geldiler ve bunu da hiç gizleme ihtiyacı duymadılar. Hele hele Cemaatin yayın organının genel yayın yönetmeni tam bir tetikçi gibi çalıştı. Türkiye&rsquo;nin bu haliyle AB&rsquo;ye girmeyi hak etmediği, Erdoğan&rsquo;ın Hollandalı Türklere korku saldığı, Türkiye&rsquo;deki seçimlerin Hollandalı Türklerin huzurunu kaçırdığı gibi konuların işlendiği yorumlarla Hollanda kamuoyunda bir algı yaratılmak istendi. Bu tür dezenformasyonlarla en çok zararı Türk toplumuna verdiklerinin kesinlikle farkında olmaları lazım. Zira daha düne kadar böyle tavırların zararlı olduğunu benimle birlikte onlar da söylüyorlardı. Hatta çoğu zaman beraber yapıyorduk bunu. Acaba kavgada basiret tutulmasına yakalandılar da hiç bir şeyin farkında olamıyorlar mı diye düşünmeden edemiyor insan.&nbsp;</span></div>
<div class="MsoNormal"><span lang="TR"><br /></span></div>
<div class="MsoNormal"><span lang="TR">Kavgada yumruk sayılmaz mantığıyla hareket etmek yerine itidalli davranmak, sapla samanı birbirine karıştırmamak gerekir. Aksi takdirde sadece rakibinize değil kendiniz dahil herkese zarar verirsiniz. Allah aklımızı başımıza toplamamıza yardım etsin.</span></div>
<p><a href="https://hurfikirler.com/sapla-saman-birbirine-karistirildi/">Sapla saman birbirine karıştırıldı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir seçim analizi</title>
		<link>https://hurfikirler.com/bir-secim-analizi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Suat Arı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Apr 2014 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/bir-secim-analizi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye kamuoyunu aylardır meşgul eden 30 Mart yerel seçimleri geride kaldı. Her ne kadar bazı belediyelerde itirazlar dolayısıyla sonuçlar kesinlik kazanmamışsa da, seçimlerin galibi şüphesiz % 45&#8217;in üzerinde oy alan AK Parti&#8217;dir. Hatta daha isabetli bir deyişle adeta tek başına seçim kampanyasını yürüten Başbakan Recep Tayyip Erdoğan&#8217;dır. Özellikle Başbakan olmak üzere seçimleri kazananları tebrik eder, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/bir-secim-analizi/">Bir seçim analizi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Türkiye kamuoyunu aylardır meşgul eden 30 Mart yerel seçimleri geride kaldı. Her ne kadar bazı belediyelerde itirazlar dolayısıyla sonuçlar kesinlik kazanmamışsa da, seçimlerin galibi şüphesiz % 45&rsquo;in üzerinde oy alan AK Parti&rsquo;dir. Hatta daha isabetli bir deyişle adeta tek başına seçim kampanyasını yürüten Başbakan Recep Tayyip Erdoğan&rsquo;dır. Özellikle Başbakan olmak üzere seçimleri kazananları tebrik eder, sonuçların hayırlı olmasını dileyerek bir analiz yapmaya çalışalım.</p>
<p class="MsoNormal"><span>Bu seçimleri diğerlerinden farklı kılan bir kaç hususun altını çizmekte fayda var. Bunlardan ilki Gezi süreciyle başlayan anti AK Parti hareketleridir. İkincisi ise Gülen cemaatinin 17 Aralıkta gün yüzüne çıkan iktidar hırsıdır. Gezi hareketi temel evrensel değerlerden yola çıkarak hükümeti düşürmeyi hedeflemişken, Gülen cemaati devlete sızarak iktidara ortak olmak, hatta devralmak istemiştir. Gerek Gezicilerin gerekse Gülencilerin emellerine ulaşmak için milli iradeyi tercih etmedikleri çok açık bir şekilde görülmüştür. Her ikisinin de yapmak istediği, seçilmişleri seçimler yoluyla indirmekten ziyade şiddet ve baskıyla dize getirmekti. İşte 30 Mart seçimleri bu iki müdahaleden dolayı oldukça önemliydi ve olağanüstü gergin geçti. Gerek Türkiye gerekse Dünya kamuoyu seçimlerden çıkacak sonucu merakla beklediler. Bazılarına göre artık Erdoğan&rsquo;ın sonu gelmişti ve bu badireyi atlatması mümkün değildi. Onlara göre Erdoğan&rsquo;ın kaybedeceği&nbsp; kesin olmasına kesindi de, nasıl bir hezimete uğrayacağını kestiremiyorlardı. Ancak beklenen olmadı. Erdoğan klasını konuşturdu ve desteğini bir önceki yerel seçimlere göre artırdı bile. Hem de tek başına yaptı bunu! </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Peki nasıl oldu da Erdoğan her türlü olumsuzluğa rağmen seçimlerden başarıyla çıktı? Bu sorunun cevabı hem basit hem de karmaşıktır. Türkiye&rsquo;yi, dolayısıyle Türkiye seçmenini anlamak için olgulara tarihi perspektiften bakmak gerekir. Bir&nbsp; çoklarının yaptığı gibi oryantalist perspektiften bakarsanız yanılmanız kaçınılmazdır. Zira son bir yıldır Türkiye&rsquo;de yaşananlar herhangi bir Batı ülkesinde olsaydı ne hükümet kalırdı ne de onu destekleyen halk. Türkiye herhangi bir Batı ülkesi değildir ve demokrasi tarihi boyunca yaşadığı bir takım olumsuzluklar Türk halkını hassas hale getirmiştir. Türkiye&rsquo;de bir protesto sadece bir protesto değildir, bir adli dava da sadece bir adli dava değildir. Bu listeyi daha da uzatabiliriz. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Gezi süreciyle başlayan bir takım olaylar seçilmiş Başbakan&rsquo;a karşı yapılan 27 Mayıs 1960 darbesine giden süreçteki olaylarla birebir örtüşmektedir. 27 Mayıs Başbakan Adnan Menderes ve dava arkadaşları Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan&rsquo;ın idam edilmesine yol açtı. İdamı gerçekleştirenler insanlıklarından öylesine çıkmışlardı ki, idamdan 9 gün sonra Menderes&#8217;in evine gidilerek evin kapısına idam hükmünün bir suretini asıp, idam edilirken kullanılan ip, idam gömleği, cellat, imam ve son gün yiyip içtiklerinin parasını eşi Berrin Menderes&#8217;ten talep ettiler. Aynı emelleri Gezi sürecinde de Başbakan&rsquo;ı linç etme girişimlerinde gördük. Zira gözü dönmüş göstericiler Başbakan&rsquo;ın Dolmabahçe&rsquo;deki ofisini ve gerek İstanbul&rsquo;daki gerekse Ankara&rsquo;daki evini basmaya &lsquo;muhabbet&rsquo; için gitmemişlerdi. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980&rsquo;de milli iradeye darbe vurulup, halkın seçtiği siyasiler hapislere atılmış, göstermelik davalarla yargılanıp cezalandırılmışlardır. 12 Eylül darbesinin Türk siyasi hayatını resetlediğini söylersek abartmış olmayız. 12 Eylülün yaraları kapanmak üzereyken bu sefer de 28 Şubat 1997&rsquo;de yeni bir post modern darbe olmuştur. Bu sefer hedefte Başbakan&rsquo;ın da mensubu olduğu Refah Partisi vardır. Darbeyi meşrulaştırmak için yapılan entrikalar ciltler dolusu kitap olmuştur. Son olarak da 27 Nisan 2007&rsquo;de bir e-muhtıra yaşanmış ve mevcut iktidara aba altından sopa gösterilmiştir. İşte tüm bunları dikkate almadan Türkiye&rsquo;yi anlamak mümkün değildir. &nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Seçmen davranışlarında yukarıdakilerin rolü şüphesiz çok önemlidir, ancak tek başına yeterli değildir. Seçmenlerin büyük bir çoğunluğu oy kullanırken pragmatik düşünür. Onlar için gündelik hayat ve gelecek kaygısı birincildir. Hamasi ve soyut bir takım kavramlara artık pek prim verilmediğini görmekteyiz. Nitekim ideolojiyi temel alan partilerin yıllardır yerinde saydığına şahit olmaktayız. Bir tarafta neredeyse seçmenlerin yarısının oyunu alan bir parti, diğer tarafta her seçimde aşağı yukarı aynı oranda oy alan muhalefet partilerini görüyoruz. İşin tuhaf yanı ise bu partilerin bir kaç puanlık bir artışı büyük bir başarıymış gibi okumalarıdır! </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Seçmenlerin AK Parti&rsquo;yi tercih etmelerinin pragmatik sebeplerini şöyle sıralayabiliriz:</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpFirst"><!--[if !supportLists]--><span>&middot;<span>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span><!--[endif]--><span>Ekonominin iyi idare edildiği algısı;</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle"><!--[if !supportLists]--><span>&middot;<span>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span><!--[endif]--><span>AK Parti&rsquo;nin belediyeciliği daha iyi bildiği tecrübesi; </span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle"><!--[if !supportLists]--><span>&middot;<span>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span><!--[endif]--><span>Devlet hizmetlerinin kolaylaştırılması;</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle"><!--[if !supportLists]--><span>&middot;<span>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span><!--[endif]--><span>Özellikle sağlık, ulaşım, konut ve altyapı alanlarında olağanüstü başarılar;</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle"><!--[if !supportLists]--><span>&middot;<span>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span><!--[endif]--><span>Kürt sorununun çözümü konusundaki kararlı tavır ve bunun sonucu olarak terör ve ona bağlı şiddetin durmuş olması; </span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpMiddle"><!--[if !supportLists]--><span>&middot;<span>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span><!--[endif]--><span>Demokratikleşme alanındaki hamleler;</span></p>
<p class="MsoListParagraphCxSpLast"><!--[if !supportLists]--><span>&middot;<span>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span><!--[endif]--><span>Muhalefet partilerinin daha iyi yönetme konusunda alternatif olmamaları. &nbsp;</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bu listede eksiklerin olması muhtemeldir. Ancak bu saydıklarımın aşağı yukarı belirleyici olduğunu söylemek mümkündür. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Peki her şey güllük gülistanlık mıdır? Kesinlikle hayır! Öyle olmuş olsaydı son dönemlerde yaşanan olaylar büyük ihtimalle yaşanmazdı. Hem Gezi olayları hem de 17 Aralıkta başlayan &lsquo;yolsuzluk&rsquo; operasyonları &lsquo;uygun zemin&rsquo;in oluşmasından dolayı gerçekleşti. Gezi&rsquo;deki uygun zemin krizin iyi yönetilmemesi yüzünden oluşurken, 17 Aralıkta ihmalkarlıklar, istismarlar ve suistimaller zemini uygun hale getirmiştir. Ancak 17 Aralıkın planlı ve hesaplı bir operasyon, hatta bir nevi kumpas olduğunu gözlemlemekteyiz. Zaten Başbakan&rsquo;ı da bu denli hırçınlaştıran da bu planlı ve hesaplı kumpastır. Amaç yolsuzlukları ortaya çıkarmak değil iktidar kavgasında Başbakan&rsquo;ın başını yemekti. Şayet öyle olmasaydı dosyalar biriktirilip birbirleriyle alakalı olmadıkları halde eşzamanlı olarak operasyonlar yapılmazdı. Ayrıca Gülen cemaati medyasının operasyonları neredeyse naklen vermesi ve hiç bir şekilde sorgulamaması da bunların bir plan ve program dahilinde olduğunun göstergesiydi. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>İktidar kavgasının özellikle medya (sosyal) yoluyla yapılması da bir takım antidemokratik müdahalelere yol açtı. Devletin her düzeyde dinlenmesi sonucu elde edilen tapeler montajlanarak sahte hesaplar yoluyla servis edilince Twitter ve Youtube mahkeme kararıyla kapatılmak zorunda kaldı. Böylesi bir kapatma kararı şüphesiz düşünce özgürlüğüne bir müdahaleydi. Zira suç işleyen değil kollektif bir cezalandırma söz konusuydu. Başbakan Erdoğan kendisine yapılan haksızlığa öylesine bozulmuştu ki neredeyse herkese dava açıp meydanlarda onları halka şikayet ediyordu. Özellikle bazı medya organları bundan öylesine nasibini aldı ki, zaman zaman medya patronları bazı yazarlarının işlerine son verdiler. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Dikkati çeken bir diğer husus ise demokratikleşme alanındaki hamlelerin duraksamasıydı. Söz verilen yeni Anayasa çalışmaları sonuçsuz kalmış ve uzlaşma zemininden günden güne uzaklaşılmıştır. Başbakan toplumun tümünü kucaklayan söylemleri terk edip sacede kendi tabanına hitap etmeye başlamıştır. Bunu yaparken kullandığı dil ve uslup kutuplaşmayı da beraberinde getirmiştir. Kendisini eleştiren her kişi ve kurumları hain ve &lsquo;dış güçler&rsquo;in maşası olarak suçlamıştır. Tabii ki bu sadece Başbakan tarafından yapılmamıştır. Rakipleri de aynı dil ve uslupla iktidara yüklenmişlerdir. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Cemaatle olan kavga ve Başbakan&rsquo;ın bu konudaki tavrı da dikkate şayandır. Zira cemaatin palazlanması ve devlete yerleşmesi muhalefetin marifeti değildir. Buna bizzat kendileri müsaade etmişlerdir. Haliyle onları her gün halka şikayet etmek yerine gereğini yapmalı ve seçim meydanlarında plan ve projeleri anlatmalıydı. Zaten seçim sonuçları cemaatin seçmen bazında pek de esamesinin okunmadığını gösteriyor. Onlarla gündemi meşgul etmek hem kendisi için hem de seçmeler için gereksizdi. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Bundan sonra yapılması gereken uslubun yumuşatılması ve toplumun genelinin kucaklanmasıdır. Ayrıca parti içinde de şaibeli kim varsa uzaklaştırılmalı ve hem devlet hem de siyasi partilerin şeffaflaşması için gereken adımlar atılmalıdır. Bu arada gerek AB müzakereleri gerekse demokratikleşme hamleleri süratle gündeme alınmalı ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri için sağlıklı ve barışçıl bir ortam sağlanmalıdır. Gerekirse bunun için AB&rsquo;den destek talep edilmelidir. Bu aynı zamanda milli iradeye saygısı olmayanları da susturacaktır. </span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Ahmet Suat Arı</span></p>
<p class="MsoNormal"><span>Enschede, 2 Nisan 2014 &nbsp;</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal">suatnl@gmail.com</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/bir-secim-analizi/">Bir seçim analizi</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankara’nın Göçmen Türkler algısı TR-AB ilişkileri</title>
		<link>https://hurfikirler.com/ankaranin-gocmen-turkler-algisi-tr-ab-iliskileri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Suat Arı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Dec 2013 20:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[Göç ve Göçmenler]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası İlişkiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/ankaranin-gocmen-turkler-algisi-tr-ab-iliskileri/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hollanda&#8217;ya işçi göçünün 50. yılını anma hazırlıkları tüm hızıyla devam ediyor. Gerek resm&#238; gerekse sivil birçok kuruluş kutlama/anma faaliyeti için nelerin yapılabileceğine kafa yormaktalar. 2014 yılında 50 yıllık göç herkesin kendi baktığı çerçeveden değerlendirilip sonuçlar çıkarılacak. Umarız bu yarım yüzyılın tecrübe ve kazanımları herkes tarafından iyi anlaşılır ve ileriye yönelik bir takım dersler çıkarılır. Aksi [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ankaranin-gocmen-turkler-algisi-tr-ab-iliskileri/">Ankara’nın Göçmen Türkler algısı TR-AB ilişkileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Hollanda&rsquo;ya işçi göçünün 50. yılını anma hazırlıkları tüm hızıyla devam ediyor. Gerek resm&icirc; gerekse sivil birçok kuruluş kutlama/anma faaliyeti için nelerin yapılabileceğine kafa yormaktalar. 2014 yılında 50 yıllık göç herkesin kendi baktığı çerçeveden değerlendirilip sonuçlar çıkarılacak. Umarız bu yarım yüzyılın tecrübe ve kazanımları herkes tarafından iyi anlaşılır ve ileriye yönelik bir takım dersler çıkarılır. Aksi takdirde onca harcanan enerji ve maddi kaynağı israf etmiş oluruz.</p>
<p class="MsoNormal">Biz burada 50. yıl hazırlıklarıyla meşguluz, ancak bu 50 yılın ne anlama geldiğine pek kafa yoran yok gibi. Yaşadığımız ülkelerdeki yetkililerin bizlere karşı olan tavrından rahatsız olmasına rahatsızız da, Türk yetkililerin tavrı da pek iç açıcı sayılmaz. Batı Avrupa Türkleri algısı 40 yıl önce neyse şimdi de o. Bakmayın siz onların sizin gönlünüzü okşamak için söyledikleri laflara, iş ciddiyete bindi mi bizler hemen vasıfsız göçmen işçi oluveriyoruz. Bizlere hitap eden yetkili yetkisiz herkes kendisini müstemleke valisi zanneder. Her halimize karıştıkları gibi bir de ders vermeye kalkarlar.</p>
<p class="MsoNormal">Bunların ısrarla kavramak istemedikleri bizlerin bu geride bıraktığımız 50 yılda her alanda büyük mesafeler kaydettiğimizdir. 50 yıl önce kaderine terk edilmiş göçmenlerin çocukları birçok alanda söz sahibi veya söz sahibi olma yolunda çaba sarf ediyorlar. Onbinlerce girişimcisi, sayılamayacak kadar fazla serbest meslek erbabı, her gün sayısı artan akademisyenleri, her düzeyde siyasetçisiyle Türk toplumunun Batı Avrupa&rsquo;da kendine bir yer edindiğini kavramak nedense bir türlü olmuyor. Yaşadığımız toplumlardaki tepeden bakan yaklaşım, maalesef kendimizden olduğunu düşündüklerimizde de var.&nbsp; Türkiye&rsquo;nin Avrupalı Türklerle ilgili yanlış algısı devam ettiği süre de sağlıklı bir etkileşimin olması mümkün olmayacaktır. Bu da ne yazık ki fırsat israfı anlamına gelir.</p>
<p class="MsoNormal">Fırsat israfıyla ne demek istediğimi biraz açayım. Batı Avrupa Türkleri yaşadıkları ülkelerde birçok alanda Türkiye için faydalı olacak bilgi ve tecrübeler edindiler. Türkiye için ilginç olabilecek bu alanları eğitim, siyasetin işleyişi, yerel yönetimler, sivil toplum hareketleri, insan hakları, din ve vicdan özgürlüğü, ırkçılık ve ayrımcılıkla mücade olarak sıralayabiliriz. Bu alanlar tabi&icirc;ki öyle rast gele telaffuz edilmemiştir. Türkiye&rsquo;nin özellikle bu alanlarda oldukça fazla eksiği vardır. Daha düne kadar ülkemize hiçbir zaman toz kondurmak istemezdik, ama artık eksiklerimizi açık yüreklilikle dile getirmemiz gerekir. Aksi takdirde yanlışlarda ısrar etmekten başka bir şey yapmamış oluruz.</p>
<p class="MsoNormal">Bilgi ve tecrübe israfının en yoğun hissedildiği alan ise AB-TR ilişkileri alanıdır. Sayıları beş milyonu aşan AB&rsquo;li Türkler neredeyse yok sayılmaktadır. Türk Hükümeti AB&rsquo;den sorumlu bakan ve aynı zamanda başmüzakereci tayin etmiş olmasına rağmen, hiçbir şekilde Avrupalı Türklere danışmamaktadır. H&acirc;lbuki bu bakanın çevresinde Avrupalılarla kolay ilişkiler kurabilecek Avrupalı Türk danışmanlar ordusu olmalıydı. Hatta bu bakanlığın bir de Brüksel kararg&acirc;hı olmalıydı. Sivil toplum kuruluşları, vakıflar, sendikalar, akademisyenler seferber edilip kamuoyu azam&icirc; düzeyde etkilenmeliydi. Yapsaydınız kim engelledi diyenlere şu kadarını söyleyeyim: Eğer birlikte bir hedefe ilerlemek isterseniz herkesin aynı hedefe odaklanması gerekir. Eğer hedefte belirsizlik olursa, hele hele bu belirsizlik motor görevi yapanlarda olursa, hedefe varmanız mümkün değildir.</p>
<p class="MsoNormal">AB üyeliğinin Türkiye ve Türk toplumunun menfaatine olduğuna yürekten inanan birisi olarak mevcut durumu oldukça endişe verici bulduğumu ifade etmek isterim. Bu endişem için de oldukça fazla gerekçem var. Bunların başında AB Bakanı ve Başmüzakereci Sayın Bağış&rsquo;ın genel tutumu gelmektedir. Sayın Bağış adeta AB üyeliğinin yolunu kapatmak için çaba sarf ediyor. Derin diplomatik ataklar yerine populist ve tribünlere oynayan bir dil kullanıp Avrupalı muhataplarını olumsuz yönde etkilemektedir. Avrupalı siyasilerle yaptığımız ikili görüşmelerde sayın Bakan&rsquo;ın adı geçince yüz ifadeleri birden değişmektedir. Bu kişiler Türkiye&rsquo;nin üyeliğine peşinen karşı olanlar değil, tam aksine bize destek olacak, en çok yardımı olacak siyasilerdir. Sayın Bakanın ırkçılarla kavgası ve onlara meydan okuması belki ilk etapta bizlerin gönüllerini okşayabilir, ama bu sonuç itibariyle enerji israfından başka bir anlama gelmez. Üstelik bu efelenmeler sadece ırkçılara karşı olmamakta, kimin ağzından eleştiri içerikli bir laf çıksa sayın bakanımız nasırına basılmış gibi tepki göstermektedir. En önemlisi de hem muhataplarını ötekileştirmekte hem de kendisini öteki konumuna sokmaktadır. Bu imaj sayın bakanın her Avrupa ziyaretinde iyice pekişmektedir. Zaten çoğu zaman da Türkiye&rsquo;nin iç siyasetiyle meşgul olmaktadır. Avrupa&rsquo;ya gelince de maalesef bu durum değişmemektedir. Hal böyle olunca da insan kendi kendine, acaba sayın bakan sorumlu olduğu işe inanmıyor mu demeden edemiyor.</p>
<p class="MsoNormal">İşte bu ahv&acirc;l ve şer&acirc;it içinde 50. yıla hazırlanıyoruz. Korkum odur ki 50. yıl bir iki gastronomik, bir iki de kültürel faaliyetle kutlanıp geçiştirilecek ve bizler de bıraktığımız yerden işimize devam edeceğiz. Umarım yanılırım, ama beni yanıltacak hiç bir emare göremediğimi de belirtmeden geçemeyeceğim.&nbsp;</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/ankaranin-gocmen-turkler-algisi-tr-ab-iliskileri/">Ankara’nın Göçmen Türkler algısı TR-AB ilişkileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gündeme dair düşüncelerim</title>
		<link>https://hurfikirler.com/gundeme-dair-dusuncelerim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Suat Arı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Dec 2013 20:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arşiv Odası]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/gundeme-dair-dusuncelerim/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üç gündür Türkiye gündemi çalkalanmakta. 17 Aralıkta aralarında bakan çocuklarının da bulunduğu onlarca kişi yolsuzluk ve rüşvet iddialarıyla göz altına alındılar. Böylesi bir olay herhangi bir Batı ülkesinde olsa kesinlikle yer yerinden oynardı. Ama Türkiye herhangi bir ülke değil, haliyle böyle durumlar iyice kanıksanmıştır. Nitekim dün onlarca sayfa tutan dosyalarla ihraç ettikleri birini şimdilerde biraz [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/gundeme-dair-dusuncelerim/">Gündeme dair düşüncelerim</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="MsoNormal"><span lang="TR">Üç gündür Türkiye gündemi çalkalanmakta. 17 Aralıkta aralarında bakan çocuklarının da bulunduğu onlarca kişi yolsuzluk ve rüşvet iddialarıyla göz altına alındılar. Böylesi bir olay herhangi bir Batı ülkesinde olsa kesinlikle yer yerinden oynardı. Ama Türkiye herhangi bir ülke değil, haliyle böyle durumlar iyice kanıksanmıştır. Nitekim dün onlarca sayfa tutan dosyalarla ihraç ettikleri birini şimdilerde biraz oy getirir mi diye yaldızlı davetiye ile tekrar partilerine davet edip baş tacı etmiyorlar mı?</span></div>
<div class="MsoNormal"><span lang="TR"><br /></span></div>
<div class="MsoNormal"><span lang="TR">Konuyu saptırmak gibi bir gayretim yok, sadece nelere alışkın olduğumuzu ifade etmeye çalıştım. Gündeme bomba gibi düşen bu operasyonlar hakkında herkes bir şeyler söylüyor. Hangi gazeteyi açsan konu aynı, ama herkes farklı bir şey görüyor. Kimi bunun bir iktidar mücadelesi olduğunu iddia ederken, kimisi de uluslararası bir komplonun söz konusu olduğunu iddia ediyor. Her halükarda iki ana aktör var; birisi hükümet , birisi de cemaat olarak adlandırılan Fethullah Gülen&rsquo;in Hizmet Hareketi. Bu iki kamp arasında zaten uzun süredir dersaneler üzerinden süren bir tartışma mevcuttu. Bunu o tartışmanın bir parçası olarak görenlerin sayısı hiç de azımsanacak gibi değil.</span></div>
<div class="MsoNormal"><span lang="TR"><br /></span></div>
<div class="MsoNormal"><span lang="TR">Bu olaya yaklaşımın rengi hangi açıdan bakıldığıyla alakalıdır. En önemlisi de sıradan bir hukuk meselesi olmaması. Olaya yolsuzlukların suç olduğu gerçeğinden yaklaşınca tabii ki operasyonların normal olduğunu düşüneceksiniz. Ama operasyonun amacının suçluları cezalandırmak değil de hükümeti zor durumda bırakmak olduğuna inanırsanız tavrınız çok farklı olacaktır. İşte tam da bu noktada ülke iki kampa ayrılmış durumdadır. Bir tarafta hükümetin mağdur olduğuna inanan ve bu operasyonların cemaatin bir tezgahı olduğunu düşünenler, diğer tarafta da hükümetin diz boyu yolsuzluklara battığına inananlar ve tabii ki buna inanmak isteyenler. İnanmak isteyenler diyorum, zira daha düne kadar cemaat hakkında akla izana sığmayan ifadeler sarf edenlerin birden bire &lsquo;camaatsever&rsquo; olduklarını görmekteyiz.&nbsp;</span></div>
<div class="MsoNormal"><span lang="TR">Benim kanaatime göre bunun çok farklı boyutları var. Her şeyden önce cemaat yanlılarının hükümete karşı bir tezgahı olduğu konusunda en ufak bir şuphem yok. Şayet Başbakan dersaneler konusunda taviz vermiş olasaydı, bu operasyonlar kesinlikle olmayacaktı. Operasyonun bir tezgah olduğu konusundaki en önemli olgu, böylesi bir operasyonun en üst sorumlulardan bile gizlenmesidir. Haydi bakanların çocuklarının da tutuklanmasından dolayı bilgilendirilmemesini anlayabilirim. Ama Başbakanın bilgilendirilmesi gerekmez miydi? Ona da güvenmiyorsanız ülkenin bir Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesi Başkanı, Yargıtayı, Cumhuriyet Başsavcısı, illa da birileri var. &nbsp;Ülkenin en sorumlularından herşey gizlenirken bir sürü &lsquo;delil&rsquo; peyderpey basına servis edildi ve hala da edilmekte. Bu delillerin bazıların sahte olduğu daha şimdiden ortaya çıkmaya başladı bile. İlerleyen günlerde her şey daha da netleşecektir mutlaka. Tezgah olduğu konusunda benim kanaatimi güçlendiren bir diğer husus ise cemaat yanlılarının kendi amaçlarına hizmet edebileceğini düşündükleri her şeyi ve kişiyi kayıt altına aldıkları gerçeğidir. Hatta bazılarına göre bu kayıtlar sayesinde ellerinde büyük bir amatör porno koleksiyonunu bulundurmaktadırlar. Belki lazım olur kaygısıyla herkesi bir şekilde dikizlemiş gibi görünüyorlar.</span></div>
<div class="MsoNormal"><span lang="TR"><br /></span></div>
<div class="MsoNormal"><span lang="TR">Nasrettin Hoca&rsquo;nın evi soyulur. Bunun üzerine komşular başlarlar Hocanın ihmallerini sıralamaya. Nihayetinde Hoca sorar: &ldquo;Hırsızın hiç mi suçu yok?&rdquo; Evet hırsızın hiç mi suçu yok? Cemaat yanlılarının operasyonu sırf hükümeti zor duruma sokmak için yaptığına inancım tam olsa da, onların eline yeterince koz verildiği konusunda da şüphem yok. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz diye boşuna dememişler. Ortada bir şey var ki, birileri cesaret edip meydan okurcasına operasyon yapabiliyor. Hem de öyle sıradan bir operasyon değil, işi bakanlara kadar götürüyorlar. Şayet isnat edilen suçlar gerçekten işlenmişse suçlular, kim olurlarsa olsunlar, mutlaka adalet önünde hesap vermelidirler. Operasyon hangi amaçla yapılmış olursa olsun, bu suçu suç olmaktan çıkarmaz. Yapılması gereken davayı şaibeli savcılardan alıp bağımsız savcılara devretmektir. Bu da iktidar yoluyla değil Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından yapılmalıdır. Yapılması gereken bir diğer durum da töhmet altındaki siyasilerin (bakanlar) görevi bırakmalarıdır. Bu hem kamu vicdanı için hem de kendileri için önemlidir. Aksi takdirde yargı önünde hesap vermeseler bile kamu vicdanında yargılanacaklardır. Bu bağlamda Sayın Arınç&rsquo;ın ifade ettiği &ldquo;Bakanlar siyaseten bize müsaade diyebilirler&rdquo; cümlesi çok önemlidir. Hatta &ldquo;diyebilirler&rdquo; değil &ldquo;demeliler&rdquo; olmalıydı! Bu onların suçlu olduğunu değil onurlu bir tavır içinde olduklarını gösterir. Aksi takdirde ellerindeki siyasi gücü kendilerini aklamak için kullanacakları yönünde bir kanaat oluşacaktır ki, bu hem kendilerini hem de hükümeti zor durumda bırakır. Başbakanın bunları hak etmediğini düşünüyorum. Tabii ki Başbakan bakanlarını bir kumpasa kurban vermemek için korumak isteyecektir, ama olay kumpastan da öte bir hal almıştır ve eli ancak töhmet altında kalanların görevi iadesiyle güçlenir.</span></div>
<div class="MsoNormal"><span lang="TR"><br /></span></div>
<div class="MsoNormal"><span lang="TR">Özetle ifade etmek gerekirse şu anda at izine it izi karışmış vaziyette. Ağzı olan konuşuyor, eli kalem tutan yazıyor. Herkes savcı herkes hakim. Nihayetinde faturanın millete kesileceği ise sabit. Bakalım hakkımızda hayırlısı.</span></div>
<p><a href="https://hurfikirler.com/gundeme-dair-dusuncelerim/">Gündeme dair düşüncelerim</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Amsterdam Tartışmaları Demokratikleşme Paketini Tartıştırdı</title>
		<link>https://hurfikirler.com/amsterdam-tartismalari-demokratiklesme-paketini-tartistirdi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ahmet Suat Arı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Oct 2013 18:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Demokratikleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Dosya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hurfikirler.com/amsterdam-tartismalari-demokratiklesme-paketini-tartistirdi/</guid>

					<description><![CDATA[<p>Amsterdam Tartışmaları&#8217;nın 23.&#8217;sünde &#8220;Demokratikleşme Paketi&#8221; tartışıldı. UETD, Türkevi Araştırmaları Merkezi ve Hollanda Türk Yazarlar Kulübünün ortaklaşa organize ettiği Amsterdam Tartışmaları&#8217;nın bu ayki konusu 30 Eylül 2013 tarihinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından kamuoyuna sunulan AK Parti hükümetinin &#8221;Demokratikleşme Paketi&#8221; idi. Tartışmaya, İstanbul Ticaret Üniversitesi Öğretim Üyesi, Liberal Düşünce Topluluğu kurucusu ve eski başkanlarından, Yeni Şafak [&#8230;]</p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/amsterdam-tartismalari-demokratiklesme-paketini-tartistirdi/">Amsterdam Tartışmaları Demokratikleşme Paketini Tartıştırdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US">Amsterdam Tartışmaları&rsquo;nın 23.&rsquo;sünde &ldquo;Demokratikleşme Paketi&rdquo; tartışıldı. UETD, Türkevi Araştırmaları Merkezi ve Hollanda Türk Yazarlar Kulübünün ortaklaşa organize ettiği Amsterdam Tartışmaları&#8217;nın bu ayki konusu 30 Eylül 2013 tarihinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından kamuoyuna sunulan AK Parti hükümetinin &#8221;Demokratikleşme Paketi&#8221; idi. Tartışmaya, İstanbul Ticaret Üniversitesi Öğretim Üyesi, Liberal Düşünce Topluluğu kurucusu ve eski başkanlarından, Yeni Şafak Gazetesi Yazarı Prof.Dr. Atilla Yayla konuşmacı olarak katıldı.</span><span lang="EN-US"><br /> <span>Prof. Dr. Atilla Yayla sunumuna demokrasi kavramının hem teorik hem de ampirik açıdan anlamlarını irdeleyerek başladı. Yayla, bir ülkenin kendisini demokratik olarak nitelemesinin onun demokratik olacağının garantisi değildir derken, örnek olarak da eski Doğu Blokundaki &lsquo;demokratik cumhuriyetler&rsquo; ve Arap dünyasındaki diktatörlükleri gösterdi. Yayla&rsquo;ya göre kağıt üzerinde mükemmel bir demokrasi tesis etmek mümkündür, ancak uygulama için, uygulayıcıların da demokrat olması gibi başka şartlar da gerekmektedir. Bu olmadığı sürece demokrasi sadece teoride kalır ve demokrasiden bahsedilemez.<span>&nbsp;</span></span><br /> <span>Atilla Yayla, demokrasi ve demokratikleşme kavramlarının genel bir değerlendirmesinden sonra Başbakanın kamuoyuyla paylaştığı Demokratikleşme Paketiyle ilgili düşüncelerini katılımcılarla paylaştı. Yayla, paketin bir süreç meselesi olduğunu ve son 10 yılda hızlanan demokratikleşme çabalarının bir devamı niteleğinde olduğunu belirtirken, paketi top yekün reddetmek yerine bardağın dolu tarafının görülmeye çalışılması gerektiğinin altını çizdı. Demokratikleşme sürecinin bir parçası olan paketin, her ne kadar büyük bir adım olsa da, tarafların beklentilerini tam olarak karşılamadığı yönünde eleştiriler aldığını belirten Yayla, hem eleştirilerde hem de övgülerde ölçünün kaçırıldığını düşündüğünü söyledi. Prof. Dr. Atilla Yayla pakette olumlu yanların olduğu kadar eksikliklerin de olduğunu, ancak paketi eleştirirken doğruya doğru eğriye eğri denmesi gerektiğinin de ifade etti.<span>&nbsp;</span></span><br /> <span>Yayla&rsquo;ya göre kamuda başörtüsü yasağının kaldırılması önemli bir gelişmedir, ancak bu yasağın bazı mesleklerde geçerliliğini koruyacak olması yasakçılığın devam ettiği anlamına gelmektedir ve bu da ayrımcılığın bazı alanlarda normal görülmesi gerektiği gibi bir yanlışa yol açacaktır.<span>&nbsp;</span></span><br /> <span>Yayla, siyasi partilerle ilgili düzenlemeyi ana hatlarıyla doğru bulduğunu, ancak Siyasi Partiler Kanununun antidemoktatik unsurlardan temizlenemediğinin de altını çizdi. Her siyasi partinin resmi ideolojiyle (Atatürkçülük) ana çerçevesinin çizildiğini ve bundan sapan partilerin her zaman &lsquo;illegal&rsquo; bir tavır içinde olacağını ve bunun da partileri kapatmak için bir gerekçe olabileceğini iddia eden Yayla, böylesi bir kanunun demokrasiyle bağdaşmadığını belirtti.<span>&nbsp;</span></span><br /> <span>Atilla Yayla&rsquo;ya göre paketteki bir diğer eksiklik Kürt meselesi ile ilgilidir. Demokratikleşme Paketi açıklandıktan sonra Diyarbakır&rsquo;da bölgenin nabzını tuttuğunu söyleyen Atilla Yayla, ziyareti sırasında Kürt kanaat önderleri ile yaptığı görüşmelerde edindiği izlenimler, paketin beklentilere cevap vermediği yönündeydi. Yayla&rsquo;ya göre Çözüm Süreci ile çatışmaların durması ve ölümlerin olmamasının bölgede gerçek anlamda bir rahatlamaya ve memnuniyete sebebiyet verdiği ancak bölge halkının taleplerinin hala karşılanmadığı sıklıkla tekrarlanmaktadır. Demokratikleşme paketi adı altında atılan adımların, hem bölge insanı hem de kendisi tarafından yetersiz bulunduğunu sözlerine ekleyen Yayla, paketteki &lsquo;kriminalize&rsquo;olmuş harflerin (w,q,x) kullanımının suç olmaktan çıkarılması, Kürtçenin özel okullarda eğitim dili olarak kullanılması ve yer isimlerinin iade edilmesini çok yerinde bulduğunu ancak bunların yetersiz olduğunu belirtti.<span>&nbsp;</span></span><br /> <span>Paketteki nefret suçları ile ilgili gelişmeyi tehlikeli bulduğunu söyleyen Yayla, her ne kadar bunun anlaşılır sebeplerle yapıldığı düşünülse de, istismara ve yoruma çok açık olan bu düzenlemeyle düşünce özgürlüğü bağlamında istenmeyen durumların ortaya çıkabileceğini belirtti.<span>&nbsp;</span></span><br /> <span>Paketteki olumlu gelişmelerden birisinin de Süryanilerin Mor Gabriel Manastırı&rsquo;nın daha önce devlet hazinesine geçirilmiş arazilerinin iade edilecek olmasıdır diyen Yayla, Heybeliada Ruhban Okulu hakkında bir adım atılmaması Rum vatandaşlarda hayal kırıklığı yarattığını belirtti. Pakette bir üniversitenin isminin Hacı Bektaş-i Veli olarak değiştirilmesi dışında Alevilerle ilgili hiç bir gelişmenin olmamasını da bir eksiklik olarak gören Yayla, bunun hükümetin konuyla ilgili bir çalışması olduğundan dolayı pakete girmediğini düşündüğünü belirtti.<span>&nbsp;</span></span><br /> <span>Yayla&rsquo;nın eksikliklerine rağmen geçmiş ile karşılaştırıldığında büyük adımlar atıldığını ve devamının gelmesi gerektiğini temenni etmesinin ardından katılımcılarla tartışmaya geçildi. Katılımcıların paketin içeriği, amaçları ve hükümetin bundan sonra atacağı düşünülen veya atması gereken adımlar hakkında sorular yönelten katılımcılar, Atilla Yayla gibi bir önde gelen liberali bulmuşken liberalizm ve devlet teorisi hakkında sorular yöneltmeyi de ihmal etmediler. Yaklaşık 60 katılımcı ile gerçekleşen tartışmada öne çıkan noktalar:<span>&nbsp;</span></span><br /> <span>&bull; İdeal demokrasi mümkün mü?</span><br /> <span>&bull; Kürtler verilen bunca hakka rağmen neden memnun olmuyorlar?</span><br /> <span>&bull; Haklar verilir mi yoksa (gasp edilmiş haklar) iade mi edilir?<span>&nbsp;</span></span><br /> <span>&bull; Eşit vatandaşlıktan ne anlıyoruz?<span>&nbsp;</span></span><br /> <span>&bull; Kardeşlik adaletli olunacağı anlamına gelir?<span>&nbsp;</span></span><br /> <span>&bull; Toplum böylesi hızlı bir tempoya hazır mı?<span>&nbsp;</span></span><br /> <span>&bull; Ulusalcıların pakete tepkileri onun iyi olduğunun bir delili midir?<span>&nbsp;</span></span><br /> <span>&bull; Demokratikleşme sürecinin parametreleri.<span>&nbsp;</span></span><br /> <span>&bull; Temel hak ve ozgürlükler ve demokrasi ilişkisi.<span>&nbsp;</span></span><br /> <span>&bull; Yapılanlar devrim mi evrim mi?<span>&nbsp;</span></span><br /> <span>Sonuç itibariyle daha düne kadar tartışılması tahayyül bile edilemeyen tabuların bir bir yıkıldığı ve gerek temel insan hak ve hürriyetleri gerekse toplumların barış içinde karşılıklı saygı ve kabul görerek yaşaması için herkesin bir şekilde sorumluluk aldığını görmekteyiz. Amsterdam Tartışmaları bu sorumluluğun bir gereği olarak tartışmalara tüm hızıyla devam edecektir.<span>&nbsp;</span></span><br /> </span><span lang="EN-US"></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="EN-US"><span>Ahmet Suat Arı</span></span><span lang="EN-US"><br /> <span>Amsterdam Tartışmaları Yöneticisi</span></span><span lang="EN-US"></span></p>
<p><a href="https://hurfikirler.com/amsterdam-tartismalari-demokratiklesme-paketini-tartistirdi/">Amsterdam Tartışmaları Demokratikleşme Paketini Tartıştırdı</a> yazısı ilk önce <a href="https://hurfikirler.com">Hür Fikirler</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
